Kıyamet - Akaid - Rabbaniyolvesunetullah - 10. Sayfa
KIYAMET
Kıyamete iman
Mü'minlerin vasıflarından birisi de kıyamete yakinen iman etmeleridir, İlahi vahy ile bildirilen bu gerçek, mü'minlerin iman ettiği ve ne zaman kopacağına dair yapılan batıl tartışmalardan ictinap ettikleri 'bir gerçektir. Kıyametin ne zaman kopacağını sormak batıl bir soru olduğu gibi bu batıl soruya cevap aramak da batıl bir uğraşıdır. Çünkü kıyametin ne zaman kopacağı, şanı yüce Rabbimizin habibi olan Resulullah (s.a.v.)'e dahi bildirilmemiştir.
"O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar.Sende ona (saati) bildirmeye ait ne (bilgi) var ki. Onun nihayeti (kopuş saati) ancak Allah'a aittir. Sen yalnızca ondan korkup-sakınacak kimseler için bir uyarıp-korkutansın. Naziat 42.45
Sona kıyamet-saatinin ne zaman demir atacağını (vuku bulacağını) sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O' göklerde de, yerde de ağırlaştı. O size ansızın gelecektir. A'raf 187
Zikrettiğimiz ayet-i kerimelerde beyan edildiği gibi kıyametin ne zaman kopacağı biz müslümanlara bildirilmemiştir. Bunun ilmi ancak ve ancak Rabbimizin katındadir. Ebced hesabı ile bazı ayetleri değerlendirerek, kıyametin ne zaman kopacağına dair görüş beyan edenler, bu konuda sapıklığa düşen kimselerdir. İlm-i huruf denilen ebced hesabı ile gizli ilimleri öğrenmeye teşebbüs eden kimseler, henüz bu konudaki açıkça beyan edilen zahir hükümleri anlayabilmiş değillerdir. Bu konudaki açık hükümleri idrak etselerdi, kıyamet saatinin ne zaman kopacağına dair batıl araştırmalara girmez ve kehanet olarak nitelendirilecek görüşler beyan etmezlerdi. Kıyametin ne zaman kopacağı Kur'an'ı Kerim'de bildirilmiş olsaydı, bunu anlamaya en layık kişi elbette Resulullah (s.a.v.) olurdu. Oysa ki Resulullah (s.a.v.)'i muhatap alan ayet-i kerimelerde, kıyamet saatinin ne zaman vuku bulacağına dair bilgi verilmediği, saatin bildirilmediği, bu bilginin Rabbimizin katında olduğu ve bu konuda tartışmanın, görüş beyan etmenin sapıklık olduğu açıkça bildirilmektedir.
Allah, kitabı ve mizanı hak olmak üzere indirdi. Ne bilirsin, belki de kıyamet-saati yakındır. Ona (kıyamete) inanmayanlar, onun çabuk gelmesini isterler, îman edenler ise ona karşı bir korku içindedirler ve onun şüphesiz bir hak olduğunu bilirler. Haberiniz olsun, kıyamet-saati hakkında tartışıp mücadele edenler gerçekten uzak bir sapıklık içindedirler. Şura 17.18
Bu ayet-i kerimelerde kıyamet-saatine karşı hak ve batıl yaklaşımların ne olduğu beyan edilmektedir. Ölüm başlarına geldiği zaman benizleri sararan, ölümü istemeyen ve ölümde acele etmeyen kimseler, kıyamet konusunda acele edebilmektedirler. Bunun nedeni ayet-i kerimede beyan edildiği gibidir. Ölümün hak olduğunu bildikleri için ölümü istemeyen ve ölümde acele davranmayan bu kimseler, kıyamete inanmadıkları için kıyamette acele davranabilmektedirler.
Oysa acele ettikleri kıyamet koptuğu zaman; "Nereye kaçalım, hangi sığınağa girelim, nereye sığınalım." diyerek feryat edeceklerdir.
"Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar. Ama göz kamaşıp-kaydığı, ay tutulup-karardıgı, güneş ve ay birleştirildiği zaman, insan o gün der kİ: "Kaçılıp-sığınılacak yer neresi?" Hayır, sığınılacak hiçbir yer yok. Kıyamet 6.11
Kıyameti acele istemek, kıyamete inanmayanların batıl bir yaklaşımlarıdır. Kıyamete inananların batıl yaklaşımları ise kıyametin ne zaman kopacağına dair batıl tartışmalarda bulunmalarıdır. Yukarıda zikrettiğimiz Şura suresindeki ayet-i kerimelerde bu batıl yaklaşımlar beyan edildiği gibi iman edenlerin kıyamet saatine karşı hak yaklaşımları da beyan edilmektedir. Mü'minler Kur'an'ı Kerim'de zikredilen kıyamet olayını tefekkür eden, bu tefekkür ile kıyametin dehşetini idrak ederek korku içine düşen ve bu kıyametin şüphesiz bir hak olduğuna iman eden kimselerdir. Kıyametin ne zaman kopacağına dair bu mü'minlere verilen yegane haber ise kıyametin yakın olduğudur.
Kıyamet-saati yaklaştı. Kamer 1
Gerçekten onlar, bunu uzak görmektedirler. Biz ise onu yakın görüyoruz. Mearic 6.7
O yaklaşmakta olan (kıyamet-saati artık) yaklaştı. Necm 57
Bazı kardeşlerimiz; "Kıyameti yakın veya uzak bilmenin bizimle bir ilgisi yok. Biz kendi kıyametimizle (ölümümüzle) ilgilenelim." demektedirler. Bu ifade ile batıl tartışmaları kasdediyorlarsa, kendilerine elbetteki hak veriyoruz. Ancak Kur'an'ı Kerim'de de beyan edildiği gibi mü'minler kıyametin yakın olduğuna inanmakla mükelleftirler. Biraz önce zikretiğimiz "Gerçekten onlar bunu uzak görmektedirler, biz ise onu yakın görüyoruz" buyruğu, iki ayrı taraf ve iki ayrı yaklaşım bildirmektedir. Mü'minlerin hangi tarafta ye hangi yaklaşıma sahip olmaları gerektiği ise aşikardır.
Kıyameti yakın bilmenin ve kıyametin her an kopabileceğine inanmanın elbetteki bazı hikmetleri vardır. Kıyametin yakın olduğuna yakinen iman eden kardeşlerimize, bu hikmetlerin ne olduğunu açıklamamıza gerek yoktur. Çünkü bu hükme yakinen iman eden kardeşlerimiz bu hükmün hikmetini, yaşarken idrak edebileceklerdir. Bazı kimseler bu ifadelere itiraz ederek; "Biz kıyametin yakın olduğuna iman ettik fakat bunun hikmetini kavrayamadık. İman etmekle, hikmetini anlamak arasında nasıl bağlantı kuruyorsunuz?" diyebileceklerdir. Kıyametin yakın olduğuna iman ettik fakat bunun hikmetini kavrayamadık diyen kimselerin, hikmeti anlamada zaafa düştükleri aşikadır.
Ne var ki bu zaaf, akli bir zaaf değil imani bir zaaftır.
'Kıyametin yakın olduğuna inanıyoruz’ demelerine rağmen beşikteki çocuklarının evlenmesini düşünen, onun evini ve çeyizini hazırlamaya çalışan kimselerde bu imani zaaf vardır.
'Kıyametin yakın olduğuna iman ediyoruz' demelerine rağmen bugün yapılması gereken işi yarına bırakan kimselerde bu imani zaaf vardır.
'Kıyametin her an kopabileceğine iman ediyoruz' demelerine râğmen yarınlarda yapılması gereken işleri bugün yapmaya çalışan ve dolayısıyla bugünün yapması gereken işlerini yapamayan kimselerde bu imani zaaf vardır.
Oysa ki kıyametin yakın olduğuna ve kıyametin her an kopabileceğine yakinen iman eden müslümanların hal ve yaşantıları böyle değildir. Bu söylediklerimize rağmen meseleyi yine de anlayamayan kimselere şöyle bir örnek verme ve şu şekilde seslenme durumunda kalacağız. Tabi ki bu örneği, meseleyi anlayabilmeleri için farazi olarak veriyoruz.
Sizler, kıyametin her an kopabileceğine iman ettiğinizi söylüyorsunuz. Bu samimi ifadeniz, kıyameti her an beklediğinize ve buna inandığınıza işarettir. Şimdi kendinize yönelin ve bu imanın sizin iç dünyanızda nasıl bir etki bıraktığını, dünya görüşünüzü ne derece etkilediğini, sizin dünyaya ve insanlara yaklaşımınızı değiştirip değiştirmediğini dürüst bir şekilde tesbit edin. Bu tesbitten sonra farazi olarak şu olayı yaşadığınızı düşünün. Yalnız ve uyanıkken İlahi olduğundan şüphe etmediğiniz şu hitapla karşılaşıyorsunuz.
"Kıyamet bir ay sonra kopacak!"
Ne oldu?
İç dünyanızda bir depremle mi karşılaştınız?
Dünyaya ve dünya malına karşı yaklaşımınız değişti mi? Artık eskisi gibi tamahkar değil misiniz? Daha önce sımsıkı tuttuğunuz ve daha da fazlalaştırmak için çalıştığınız malınızı nereye götürüyorsunuz, Allah rızası için infak mı etmek istiyorsunuz? Çocuğunuz büyüyünce oturacağı evi ve çeyizi hazırlamaktan vazgeçip, onun ahiretini kurtarma telaşına mı düştünüz? Dudağınızı neden sinyorsunuz, hacca gitmeyi her sene ertelediğiniz için mi? Sakalınızı neden kesmiyorsunuz, hani yaşlanınca bırakacaktınız? Bu gece vakti nereye koşuyorsunuz? Akrabalarınıza, dostlarınıza, sevdiklerinize ve çevrenizdeki insanlara biran önce varmak, onları biran önce uyarmak ve onları biran önce kurtuluşa çağırmak istiyorsunuz değil mi?
Peki, sizde bu değişikliği yapan ne?
Farazi olarak düşündüğümüz, kıyametin bir ay sonra kopacağına dair İlahi hitap mı?
İyi ama siz zaten kıyametin her an kopabileceğine inanmıyor muydunuz? Siz zaten 'Kıyamet her an kopabilir demiyor muydunuz?
Kaldı ki her an kopabileceğine inandığınızı söylediğiniz kıyamet hakkında, farazi olarak bir ay toleranslı bir haberle karşılaştınız. Telaşa kapılacağınıza, biraz rahatlamanız gerekmez miydi?
İtiraf edilmesi gerekir ki, bu konudaki gafletiniz imani zaaftan kaynaklanmaktadır. Kıyametin yakın olduğuna, her an kopabileceğine iman ettiğinizi söylemenize rağmen içinde bulunduğunuz hal ve yaşantıyla kıyameti hiç de yakın görmüyordunuz. Farazi olarak düşündüğümüz 'Kıyamet bir ay sonra kopacak' hitabı yerine 'Sen yaşadığın sürece kıyamet kopmayacak' hitabı ile karşılaşsaydınız, o zaman halinizde ve yaşantınızda önemli bir değişiklik olacak mıydı?
Kendilerinde imani zaaf bulunan ve farazi bir örnek ven :k muhatap aldığımız kimseler, umud ederiz ki kıyametin yakın olduğuna yakinen iman etmenin hikmetini kısmen de olsa anlamışlardır.
Kıyametin yakın olduğu buyruğuna iman etmenin hikmeti, bu buyruğa yakinen iman eden müslümanların nefislerine, dünyaya ve insanlara yaklaşımlarından meydana gelen köklü değişiklerdir. Bazı insanlarda biraz evvelki örnekte belirttiğimiz gibi müşahhas bir haberle gerçekleşen değişiklikler, bu mü'minlerde Kur'an'ı Kerim'de beyan edilen hükümlere yakinen iman etme ile gerçekleşmiştir.
Kıyametin her an kopabileceğine iman etmek ile her an ölünebileceğine iman etmenin benzer hikmetleri varsa da, bu iki olayı yine de birbirinden ayrı değerlendirmemiz gerekir. Çünkü ölüm düşüncesi daha çok ferdi sorumluluğu ve nefse yönelik endişeyi etkilerken, kıyamet düşüncesi toplumsal sorumluluğu ve çevreye yönelik endişeyi de etkilemektedir.
Sünnetullah'a göre kıyamet
Daha önceki yazımızda kıyametin ne zaman kopacağına dair araştırmada bulunmanın ve bazı hesaplarla bu konuda görüş beyan etmenin batıl bir uğraşı olduğunu belirtmiştik. Kıyamet hadisesini Sünnetullah'a göre değerlendirirken amacımız elbetteki kıyamet saatini tesbit etmeye çalışmak gibi batıl bir uğraşıya girmek değildir. Bunun mümkün olmadığını zaten idrak ediyor ve Allah'a hamdolsun ki bu konuda beyan edilen hükümlere zaten iman ediyoruz.
Ancak kıyamet hadisesinin Sünnetullah'a göre değerlendirilmesini ve ikisi arasındaki yakın ilginin araştırılmasını batıl bir uğraşı olarak telakki etmiyoruz. Kaldı ki bu meseleyle ilgili bazı hususların dünya müslümanları tarafından bilinmesinde fayda ve hayr mülahaza ediyoruz. Çünkü kıyamet koparken kurtulmaları umud edilen müslümanlar, bu gerçekleri dikkate alan müslümanlardır.
Öncelikle bilinmesi gereken mesele,, kıyametin Sünnetullah'a göre kopacağı ve Sünnetullahın bir tecellisi olarak vuku bulacağıdır. Çünkü kıyameti gerçekleştirecek olan Rabbimiz, bu hadiseyi Kur'an'ı Kerim'de beyan ettiği sünnetine göre gerçekleştirecektir. Değişmesi ve değiştirilmesi mümkün olmayan bu Sünnetullah ise, Kur'an'ı Kerim'de zikredilen ve bu kitapta açıklamaya çalıştığımız toplumların helakıyla ilgili Sünnetullah'dır. Daha açık bir ifade ile, kıyamet toplumların helakıyla ilgili bu Sünnetullah'ın bir tecellisi olarak kopacaktır.
İlahi davetle karşılaşmalarına ve Sünnetullah ile tehdit edilmelerine rağmen inkarlarında ısrar eden kavimlerin, bu konudaki Sünnetullahın bir gereği olarak helak edildiklerini belirtmiş ve Kur'an'ı Kerim'de beyan edilen örnekleri zikretmiştik. Nuh (a.s.)'ın davetinin, zamanındaki bütün insanlara ulaştığını kabul ederek, Nuh tufanı ile meydana gelen helakın bütün dünyayı kuşatmasını bir istisna kabul edersek, Sünnetullah gereği meydana gelen diğer helakların genelde bölgesel helaklar olduğunu müşahade ederiz,
Tabi ki bu durum şaşırtıcı değildir.
Çünkü toplumların helakıyla ilgili Sünnetullahın hükmü çerçevesine, İlahi davetle karşılaşan ve Sünnetullah ile tehdit edilen toplumlar girmektedir. Birçok peygamber kendi kavimlerine gönderildiği ve kendi kavimlerini uyarıp-korkuttukları için, helakla ilgili Sünnetullahın hükmü çerçevesine sadece bu kavimler girmiş ve Allah'ın ayetlerini inkar eden bu kavimler helak edilmiştir. Hangi kavim veya hangi ülke Allah'ın ayetleriyle Allah'a kulluğa davet edilmiş ve Sünnetullah ile tehdit edilmişse, bu ülke veya bu kavim Sünnetullahın hükmü çerçevesine girmektedir. Bu gerçeği kabul ve idrak ettikten sonra şu soruyu sormamız gerekecektir.
Son peygamber Resulullah (s.a.v.)'in ve son Kitap Kur'an'ı Kerim'in gönderilmesiyle hangi kavim veya hangi ülke Sünnetullahın hükmü çerçevesine girmektedir?
Resulullah (s.a.v.)'in belli kavimlere degil de bütün insanlara peygamber olarak gönderildiği gerçeğinden hareket ederek: "Bütün dünya insanları Sünnetullahın hükmü çerçevesine girmektedir" diyemeyiz. Çünkü yukarıda da belittiğimiz gibi herhangi bir ülkenin bu Sünnetullahın hükmü çerçevesine girebilmesi için, o ülkenin Allah'ın ayetleriyle Allah'a kulluğa davet edilmesi ve Sünnetullah ile uyarılıp-tehdit edilmeleri gerekmektedir.
Kıyamete kadar yaşayacak olan bütün insanlara peygamber olarak gönderilen Resulullah (s.a.v.), bilindiği gibi İlahi davete Mekke ve çevresinden başlamıştır. Buradaki insanlar Allah'ın ayetleriyle Allah'a kulluğa davet edilmişler ve Sünnetullah ile uyarılıp-tehdit edilmişlerdir. Resululah (s.a.v.) bütün dünya insanlarına peygamber olarak gönderilmesine rağmen ilk dönemlerde yapılan bu İlahi davetle, Sünnetullahın hükmü çerçevesine bütün dünya değil, bu ilhi davetin gerçekleştiği bölge girmektedir, İlahi davete muhatap olan ve Sünnetullah ile uyarılan Mekke müslümanlarının Ad ve Semud kavimlerini helak eden yıldırıma benzer bir yıldırımla tehdit edilmeleri bu gerçeğin açık örneğidir.
Yine yüz çevirirlerse, artık de ki: "Ben sizi Ad ve Semud yıldırımına benzer bir yıldırımla uyarıp korkuttum." Fussilet 13
Bilindiği gibi Ad ve Semud kavimlerinin helakları, bölgesel helaklardır. Netice olarak anlamamız gerekir ki, peygamberler vasıtasıyla gönderilen İlahi mesaja muhatap olan ve bu Sünnetullah ile ikaz edilen kavimler, bu Sünnetullahın hükmü çerçevesine girmektedir. Günümüz müslümanları Resulullah (s.a.v.)"in sünnetini dikkate alarak bu ilahi mesajı kendi ülkelerinde Sünnetullah'a uygun olarak gündeme getirdikleri zaman, o ülke bu Sünnetullahın hükmü çerçevesine girecektir.
Peki! Bu İlahi davet Resulullah (s.a.v.)'e ümmet olma bilincindeki dünya müslümanları tarafından Sünnetullah'a uygun olarak dünya genelinde gündeme geldiği zaman, dünya insanları aynı İlahi davet ve aynı İlahi tehdit ile karşılaştıkları zaman, bu Sünnetullahın hükmü çerçevesine hangi ülke girecektir?
İşte bu soruya vereceğimiz cevap açıktır.
Böyle bir durumda, toplumları helak eden Sünnetullahın hükmü çerçevesine bütün dünya girmektedir. Nitekim kıyamet, Resulullah (s.a.v.)'in İlahi daveti ile karşılaşıp ve Sünnetullah ile tehdit edilmelerine rağmen küfürlerinde ısrar edecek olan dünya kafirlerinin üzerine kopacaktır.
Peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği ayetleri inkar eden ülkeleri helak eden Rabbimiz, en şiddetli azabı ve helakı olan kıyameti, 'Habibim' buyurduğu Resulullah (s.a.v.) ile gönderdiği ayetlerini inkar eden dünya kafirlerine va'detmektedir. Resulullah (s.a.v.) ile gönderilen İlahi ayetleri inkar eden dünya kafirleri, helakla ilgili Sünnetullahın hükmü çerçevesine girecekler ve genel bir helak olan kıyametle helak edileceklerdir.
Resulullah (s.a.v.)'in vefat etmiş olması, bizleri bu konuda bazı şüphe ve istifhamlara götürmemelidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi bütün insanlara peygamber olarak gönderilen Resulullah (s.a.v.)'in vefatı zamanında dahi İlahi tebliğ net ve açık bir şekilde dünyadaki bütün insanlara ulaşmamıştı. Bütün insanlara gönderilmesine rağmen İlahi davetin bütün insanlara ulaşmamış olması elbette ki tenakuz değildir. Resulullah (s.a.v.)'in vefatıyla nübüvvet bitmiş fakat son nübüvvet sahibi Resulullah (s.a.v.)ın getirdiği ve sünnetiyle beyan ettiği İlahi davet bitmemiştir. Bu yüce görevi Resulullah (s.a.v.)'e ümmet olma şuurundaki dünya müslümanları üstlenecekler, İlahi daveti sünnete uygun olarak net ve açık bir şekilde bütün dünya insanlarına götürerek, bu insanları aynı İlahi davet ve aynı İlahi tehdit ile karşı karşıya getireceklerdir.
Kıyamet hadisesini Sünnetullah göre değerlendirdiğimiz zaman tesbit edebileceğimiz diğer husus, İlahi
tebliğin kıyametten önce net ve açık bir şekilde dünya genelinde gündeme geleceğidir. 'Gafil haldeyken helak edilmeyecekleri1 başlığında açıkladığımız gibi hiçbir kavim veya hiçbir ülke beklemedikleri veya kendilerine bildirilmeyen bir helakla karşılaşmamışlardır. Helak edilen bütün kavimler, net ve açık bir tebliğle Allah'a kulluğa davet edilmişler ve daveti kabul etmeyen kavimlerin müstahak olduğu helakla ilgili Sünnetullah ile tehdit edilmişlerdir. Kıyamet olayı da Sünnetullahın bir tecellisi olarak vuku bulacak genel bir helak olduğu için bu helaktan önce İlahi tebliğ dünya genelinde net ve açık bir şekilde gündeme gelecek ve dünya insanları bu Sünnetullah gerçeği İle tehdit edileceklerdir. Kıyamet azabı ile helak edilecek olan dünya kafirleri, bilmedikleri veya beklemedikleri bir akibetle karşılaşmayacaklardır. Neye davet edildiklerini net ve açık bir şekilde öğrenecekler ve bu daveti kabul etmezlerse hangi Sünnetullah gereği helak edileceklerini bileceklerdir. Geçmişte helak edilen kavimler, gafil haldelerken helak edilmedikleri gibi, bunlar da gafil haldelerken helak edilmeyeceklerdir. Çünkü kavimlerin veya ülkelerin gafil haldelerken helak edilmeyecekleri, Rabbimizin kesir, ve değişmeyen sünneti olarak zikredilmektedir.
Biz hangi ülkeyi helak ettikse, muhakak o ülke halkını uyaranlar olmuştur. Onlara öğüt verilmiştir. Biz zulmetmiş değiliz. Şuara 208.209
Bunun sebebi, Rabbinin ülkeler halkını gafil haldelerken onları zulüm ile helak edici olmadığındandır. En'am 131
Dünyevi helakla ilgili azabın kafirlerin hiç beklemedikleri bir yönden veya ansızın gelmesi, elbetteki bu sünnete muhalif değildir. Çünkü Sünnetullah gereği helak edilen bu ülkelere, azabın hangi saatte veya hangi yönden geleceği bildirilmemesine rağmen azabın geleceği bildirilmiştir.
Hiç şüphesiz size va'dedilen mutlaka gelecektir. Siz aciz bırakabilecek değilsiniz. En'am 134
Şanı yüce Rabbimiz hiçbir ülke halkını gafil haldelerken helak etmemiştir. Kurtuluşunu veya helakını murad ettiği kavimlere mutlaka ve mutlaka uyarıcılar göndermiştir. Söz konusu kavimler Allah'ın ayetleri ile Allah'a kulluğa davet edilmişler ve bu konudaki Sünnetullah ile uyarılıp tehdit edilmişlerdir.
Biz bir ülkeyi yıkıma uğratmak (helak etmek) istediğimizde, oranın nimet ve refahtan şımarmış elebaşılarına emirlerimizi bildiririz. Onlar ise onda (emirlerimizde) bozgunculuk yaparlar. Artık onun üzerine hüküm hak olur ve o ülkeyi kökünden helak ederiz. İsra 16
Toplumların helakıyla ilgili Sünnetullah1 beyan eden bu ayet-i kerimeleri dikkate aldığımız zaman, kıyamet öncesinde İlahi tebliğin mutlaka gündeme geleceğini ve Rabbimizin dilemesiyle dünya genelinde yaygınlaşarak, dünya insanlarının gündemini oluşturacağını düşünebiliriz. Sünnetullah'a göre bu bir gereklilik olduğu gibi günümüz şartlarında bunun gerçekleştirilmesi zor da değildir. Çünkü bilindiği gibi dünyanın her ülkesinde müslümanlar bulunmakta ve bu müslümanlar değişik vesilelerle birbirlerinden haberdar olabilmektedirler.
Yapmamız ve yapılması gereken ilk görev, dünya müslümanlarını tevhidi çizgide birlik ve beraberliğe davet etmektir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken husus, dünya müslümanlarının her konuda ortak tavıra degil," her konuda ortak istikamete davet edilmeleridir. Çünkü farklı konumlarda bulunan müslümanların her konuda ortak tavıra girmeleri ve bu şekilde bir vahdet sağlamaları mümkün değildir.
Her konumun kendisine özgü fıkhı ve mükellefiyetleri vardır. Dolayısıyla dünya cahiliyesine karşı gösterilmesi gereken tavırlar, bu tavırlara muhatap olan müslümanların konumları dikkate alınarak tesbit edilir. Cahiliyeye karşı gösterilmesi gereken Rabbani tavırların hepsiyle muhatap olan dünya müslümanları, bu Rabbani tavırların hepsiyle mükellef değildirler. Bu tavırlarla mükellef olma, bu tavırlarla muhatap olan fert, cemaat veya devlet durumundaki müslümanların bulundukları konumla ilgilidir.
Dünya müslümanları, içinde bulundukları konuma dikkate alarak tevhidi çizginin hangi noktasında olduklarını tesbit edecekler ve bu konumun fıkhını yaşayacaklardır. Dünya müslümanlarının vahdeti bulunan konumda değil, takip edilen tevhidi çizgide sağlanacaktır. Böyle bir çizgide vahdeti sağlayabilecek olan dünya müslümanlarının elbetteki bazı konularda ortak tavırları da olabilecektir.
Genel olarak cahili sistemlerin yürürlükte olduğu ülkelerde yaşayan dünya müslümanları, Rabbani yol ve yöntem konusunda bazı çelişkileri yaşamaktadırlar. Allah'ın lütfu ile mevcut imkanlardan faydalanılarak bu müslümanlarla görüşülür ve bû müslümanlar Rabbani yol konusunda netleşirlerse, Sünnetullahın gerektirdiği
İlahi davet dünya genelinde gündeme gelebilecektir. Dünya insanları Resulullah (s.a.v.)'in İlahi davetine şahit olabilecekler ve daveti kabul etmeme durumunda başlarına gelebilecek olan Sünnetullah ile tehdit edileceklerdir.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde bulunan kıyamet öncesi müslümanları, Resulullah (s.a.v.)'in sünnetine uygun olarak İlahi tebliği dünya gündemine getirecek olan müslümanlardır. Tabi ki Sünnetullah gereği helak edilecek olan dünya kafirleri de, Allah'ın ayetleriyle Allah'a kulluğa davet edilmelerine ve Sünnetullah ile tehdit edilmelerine rağmen inkarlarında ısrar edecek olan kafirlerdir. Bu kafirler bilmedikleri ve tehdit edilmedikleri bir azapla degil, dünya müslümanları tarafından kendilerine açıkça bildirilen ve tehdit edildikleri Sünnetullahın gerektirdiği bir azapla helak edilecektir.
Kıyamet alametleri arasında zikredilen duman ve dabbet-ül arz mucizeleri ise helaktan önce tecelli etmesi beklenen mucizelerdendir. Bu gibi mucizeler ile davetin, İlahi davet olduğu kesinlik kazanmakta ve inkar edenler neyi inkar ettiklerini idrak etmektedirler. Kur'an'ı Kerim'de beyan edildiği gibi, bu mucizeler İlahi davetin öncesinde değil sonrasında tecelli etmektedir. Öncelikle İlahi davet net ve açık bir şekilde gündeme gelmekte ve daha sonra bazı mucizeler tecelli etmektedir.
Sünnetullah'ın bu yönünü idrak eden dünya müslümanları, İlahi daveti gündeme getirmek için bu gibi mucizelerin tecelli etmesini beklemezler. Bu müslümanlar, İlahi tebliği Sünnetullah'a uygun bir şekilde dünya gündemine getirdikleri zaman, dünya insanlarının şahit olacakları Duman ve Dabbet-ül Arz gibi mucizelerin tecelli edebileceğini bilirler. Kur'an'ı Kerim'de va'dedilen bu mucizeler, İlahi tebliğ net ve açık bir şekilde dünya insanlarının gündemine girdikten sonra tecelli edebilecektir. Dabbet-ül arz elbeteki zuhur edecek ve dünya kafirlerine elbetteki; "Siz Allah'ın ayetlerine kesin olarak inanmadınız" diyerek seslenecektir. Bu hitaba muhatap olan dünya kafirleri ise neye inanmadıklarını ve neyi inkar ettiklerini bileceklerdir. Çünkü Dabbe zuhur etmeden önce Allah'ın ayetleriyle karşılaşmış olacaklardır.
Kıyamet olayını, dünyevi helakla ilgili Sünnetullahın son tecellisi olarak idrak ettiğimizden kıyamet kopmazdan önce ( mü'minlerin bu dehşetli olaydan kurtulacağına inanmaktayız. Çünkü şanı yüce Rabbimiz, zalimleri helak ederken müminleri kurtaracağını va'detmektedir. Bu konuyla ilgili bölümde, bu İlahi vaadi açıklamış ve bazı örnekler vermiştik. Verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi mü'minler helale emri tecelli etmezden önce kafirlerden ayrılmakta ve helak edici azap sadece kafirleri kuşatmaktaydı.
Tabi ki kıyamet olayı, diğer helak olaylarından ayrı bir keyfiyete sahiptir. Diğer helak olaylarında mü'minler gemiye binerek veya helak edilecek kavimlerini terkederek, bu olayın dışında kalmışlar ve bu olaydan sonra yaşamlarını yine sürdürmüşlerdir. Oysa ki kıyamet olayında sığınılacak bir gemi veya bu olayın dışında kalınabilecek bir yurd yoktur.
Fakat hiç şüphesiz ki Sünnetullah değişmeyecek ve elbetteki zalimler helak edilirken mü'minler kurtarılarak bu İlahi vaad tecelli edecektir. Nitekim Resulullah (s.a.v.)'in bu İlahi vaade uygun olarak bize ulaşan birçok haberinde 'Kıyamet kopmazdan önce Allâh'ın Yemen taraflarından (ipekten daha yumuşak) bir rüzgar göndereceği, bu rüzgarın (her nerede olursa olsun dünyadaki bütün) mü'minlerin ruhunu kabzedeceği ve kıyametin kafirler üzerine kopacağı" (Sahih-i Müslim 117) beyan edilmektedir.
SONUÇ
Yirminci yüzyıl denilen bir çağda yaşıyoruz.
Saadet dönemini ondört asır geride bırakmışız. Aydınlık ve aydınlık kaynağı dönem ile aramızda ondört asırlık bir tarih oluşmuş.
Ondört asır, bindörtyüz yıl!
Neler olmamış ki bu ondört asırlık dönemde? Üzülünecek, sevinilecek, şaşırtacak, kızılacak neler olmamış ki?
Bölünmeler, parçalanmalar, iç savaşlar.
Hz. İbrahim (a.s.)'ın 'Ya Rabbi zürriyetimden imamlar ve önderler kıl" duası üzerine Rabbimizin: "Zalimler Benim ahdime erişemez" buyruğu ile reddedilen saltanat sisteminin, bu İlahi buyruğa rağmen teşekkülü ve sultanoğlu zalimlerin başa geçmesi.
Hz. Musa (a.s.) Rabbani görevi için kardeşi Harun (a.s.)'ı yardımcı olması için isterken, kardeşlerini katleden ve ellerindeki kardeş kanını değişik fetvalarla yıkamaya çalışan sultanlar.
Yaşamak için, sultanların zulmünü de yaşatan ve bu zulmü din adına onaylayan, meşru gösteren çanak yalayıcıları.
Resulullah (s.a.v.)'e ümmet ve halef olduklarını iddia eden sultanların, Resulullah (s.a.v.)'in sade yaşantısına karşılık saraylarda ve yüksek tahtlarda hilafet görevini yürütmeye çalışmaları.
Kültür ve eğitim faaliyetleriyle insanları ve toplumları degil, toprakları fethetmeyi amaçlayan savaşlar.
Batıda kral-papaz, doğuda sultan-şeyhülislam ilişkileri.
Müsbet ilme karşı takınılan menfi tavırlar.
Saraya ve ihtişamlı yaşantıya haklı bir kızgınlıkla bakan binlerce göz.
Son dönemlerinde 'Hasta adam' olarak adlandırılan Osmanlının tabi bir ecel ile ölmesi.
Saltanat sisteminin kaldırılması.
Dinin istismarına şahit olan gözlerin, istismarcılara değil dine düşman edilmesi.
Cumhuriyetin kurulması.
Dinin istismarını önlemek için, din ile devlet işlerinin ayrılması ve laikliğin teşekkülü.
Dinin istismarını önlemek için Kur'an'ı Kerim'de beyan edilen kanunların yürürlükten kaldırılması ve hayat şeklini belirleyecek olan kanunların meclislerden çıkarılması.
Dinin istismarını önlemek için yapılan bu çalışmalara karşı çıkan veya engel olan kimselerin, dinin istismarını önlemek için katledilmesi.
Dinin istismarını önlemek için, imam-hatip ve İlahiyat fakültelerinin kurulması ve din görevlilerinin devlet kontrolünde yetiştirilmesi.
Dinin istismarını önlemek için, cami ve benzeri
yerlerde dinin devlet tarafından öğretilmesi.
Dinin istismarını önlemek için, devletin belirlediği müfredatın dışına çıkarak Kur'an'ı Kerim'deki bazı hükümleri gündeme getiren din görevlilerinin görevden alınması ve cezalandırılması.
Dinin istismarını önlemek için, devleti meşru gören zararsız gruplara müsamaha edilmesi ve dini asabiyete sahip olan kimselerin bu gibi gruplarda deşarj edilmesi.
Ve istismar edilmesinden endişe duyulan dinin, bilinen sebeblerle ortadan kalkması.
İşte böyle geldik günümüze veya böyle getirildik.
Dünyanın birçok bölgesinde de durum bundan pek farklı değil. Batı dünyasındaki toplumlar ise meydana getirdikleri MADENİ dünyanın ağırlığı ve soğukluğu altında ezilmektedirler. Uluslararası şirketler vasıtasıyla dünyaya tahakküm eden emperyalizm, sömürdükleri ülke yönetimleri üzerinde müessir olabilmekte ve gerekirse bu yönetimleri bazı müdahaleler ile azledebilmektedirler. Halkın iradesi ile iş başına geldiklerini söyleyen ülke yöneticileri, halkın iradesinden ziyade emperyalizmin iradesi ile iş başına gelmektedirler.
Müstekbir mantığı,aynı rengin değişik tonlarını sergileyerek dünyanın birçok ülkesinde kendisini göstermektedir. Allah'ın hakimiyetini inkar eden bu müstekbirler, 'Halkın hakimiyeti' sloganı altında kendi hakimiyetlerini sürdürmek istemektedirler. Sömürdükleri insanları aldatmak için, 'Biz de Allah'a inanıyoruz1 diyen bu müstekbirler, gerekirse
Kur'an'ı Kerim'in okunmasına ve okutulmasına izin vermektedirler.
Tabi ki sadece okunmasına ve okutulmasına!
Kur'an'ı Kerim'in belli kıraatlere göre okunmasından bu müstekbirler rahatsız olmamaktadırlar. Çünkü Allah'ın buyruğunu içeren Kitap okunmakta, bu müstekbirlerin buyruğunu içeren kitap ise yaşanmaktadır. Mesela Libya Lideri Kaddafi, ülkesindeki insanlar tarafından Kur'an'ı Kerim'in belli kıraatlerle okunmasından rahatsız olmamaktadır. Çünkü Libya'da Kur'an'ı Kerim kıraatle okunmakta, Kaddafi'nin hazırladığı Yeşil Kitap ise yaşanmaktadır. Kaddafi'ye 'Senin hazırladığın Yeşil kitabı kıraatle okuyup, Kur'an'ı Kerim'i yaşayalım mı? şeklinde bir teklif götürülse, Kaddafi'nin gerçek çehresi meydana çıkacaktır. Müslüman olduğunu iddia eden bu kimsenin, kendi kitabına reva görmediği bir durumu, Kur'an'ı Kerim'e reva gördüğü anlaşılacaktır.
'Kişi ile Allah arasına hiç kimse giremez' diyen bu müstekbirler, bu ifade ile bel'amları değil salih mü'minleri kastetmektedirler. Çünkü tağutu meşru gösteren bel'amlar, tağutun izniyle insanlar ile Allah arasına girmeye çalışmakta ve sapık fikirlerle insanları Allah'tan uzaklaştırmaktadırlar. Oysa ki şanı yüce Rabbimiz bunun aksini emretmektedir, İlahi emirlere göre söz konusu bel'amların susturulması ve insanların salih kimseler vasıtasıyla Allah'a davet edilmesi gerekmektedir. Seçkin insanlar olan peygamberlerin ve bu peygamberlerin yolunu izleyen mü'minlerin yaptığı da bu değil midir?
Dünya emperyalizmine yön veren ve yürüten müstekbirler, bilerek veya bilmeyerek ilahlaşmaya çalışmaktadırlar. Allah'ın hukukunu iptal etmeye çalışarak insanlara ilahlık taslayan bu müstekbirler, dünya insanlarını kendilerine kul etmek istemektedirler. Allah'ın yarattığı ve Allah'ın yaşattığı mülk üzerinde, Allah'ın hükmüne zıd hükümlerle tasarruf sahibi olmak istemektedirler. Kendi nefisleri için istemediklerini, alemlerin yaratıcısı olan Allah için istemektedirler. Mesela herhangi bir devlet başkanına.
"Sen yine devlet başkanı ol, fakat! dikendeki insanların nasıl idare edileceğine, nasıl yaşayacağına karışmayacaksın, dikendeki insanların nasıl yaşayacaklarını belirleyen kanunları çıkarma, bu kanunları onaylama ve benimsemediğin kanunları iptal etme yetkin olmayacak. Savaşa ve barışa sen karar vermeyeceksin. Hoşlandığın ve hoşlanmadığın şeylere müdahale etmeyeceksin. Sen sadece devlet başkanı olacak, ismin duvarlara yazılacak ve bayram törenlerinde halkın arasında gözükeceksin." şeklinde bir teklif götürsek.
"Bu ne biçim devlet başkanlığı" diyerek teklifi reddedeceklerdir. Oysa ki bu yaratıklar böyle bir devlet başkanlığına razı olmazlarken, alemlerin yegane yaratıcısı olan Allah (c.c.)'ı bu şekilde bir Rab olmaya razı etmek istemektedirler. Allah (cc.) yegane yaratıcı ve alemlerin Rabbi olarak bilinecek, duvarlara ismi yazılacak, dini gün ve «dini bayram törenlerinde insanların gündemine girecek, fakat! Yarattığı insanların yaşantısına müdahale etmeyecek. İnsanların nasıl ve ne şekilde yaşamaları gerektiğine dair son peygamberi Resulullah (s.a.v.) tarafından beyan ettiği hükümler dikkate alınmayacak ve iptal edilecek. Kendisine tabi olan mü'minler cezalandırılırken, kendisine isyan eden kafirler mükafatlandırılacak ve Allah (cc.) buna da müdahale etmeyecek!
Allah (c.c.)'a inanan bütün dünya insanlarının kulaklarına, gözlerine, akıllarına, vicdanlarına seslenmek istiyoruz.
"Allah (cc.) böyle bir Rab mıdır vey böyle bir Rab olmaya razı mıdır?"
"Razıdır veya bizim çıkarlarımız için razı olmalıdır." diyen dünya müstekbirlerine hiç hoşlanmayacakları bir haberimiz vardır.
Allah (cc.) böyle bir Rab olmaya hiçbir zaman razı olmamış ve hiçbir zaman razı olmayacaktır. Yer, gök ve her ikisi arasındakiler O'nundur. O Allah ki, bütün insanları ve cinleri sadece kendisine kulluk yapmaları için yaratmıştır. Siz ise şeytana kulluk yapmakta ve sadece Allah'a kulluk yapmaları gereken insanları aldatarak kendi çıkar ve menfaatlerinize kul yapmaktasınız.
Bu durumunuzu gören, bu durumunuzu bilen ve gerçek sabır sahibi olan Allah (cc), lutfu ile şuurlandırdığı mü'minler vasıtasıyla sizlere hitap etmekte ve sapık yollarınızın sonuna geldiğinizi beyan etmektedir. Şimdiye kadar suskunluğa mahkum etmeye çalıştığınız İlahi hitap, bundan sonra kulaklarınızda ve dünyanın dört bir tarafında yankılanacaktır.
Bunu susturabilir misiniz?
Elbetteki hayır.
Allah kelamını gündeme getiren mü'minleri katlederek bu İlahi kelamı susturabileceklerini zannedenler, bu İlahi kelamın sahibini tanımamaktadırlar. Oysa ki bu İlahi kelamın sahibi Allah (cc.)'dır. İlahi kelamı susturmaya çalışanlar, Allah (cc.)'ı susturmaya çalışanlardır. Elbetteki ve elbetteki buna güçleri yetmeyecektir. Allah (cc.) dilediği mesajı, dilediği kulları ile dünya insanlarına ulaştıracaktır, İlahi mesajı gündeme getiren bir mü'mini katleden müstekbirler, aynı mesajın yüz mü'minden yükseldiğine şahit olabileceklerdir, İlahi takdir gerçekleşecek ve İlahi mesaj kıyametten önce bütün dünya insanlarına ulaşacaktır.
Ve siz, siz ey dünya müstekbirleri ve bu müstekbirlerin zulmünü destekleyen dünya mustazafları…
Artık durun!
Şeytani yollardan, şeytani hükümlerden, şeytani yaşantılardan vazgeçin.
Alemlerin Rabbi olan 'Allah (cc.) bu sapıklıktan vazgeçmenizi, tevbe etmenizi ve Kur'an'ı Kerim'deki İlahi buyruklara teslim olmanızı emretmektedir. Şunu idrak edelim ki bizleri yaratan Allah'ın arzında bulunuyor, Allah'ın nimetlerinden faydalanıyor ve Allah'ın lutfu ile yaşıyoruz. İnsanları yaratan ve yaşatan Rabbimiz, biz insanları başıboş bırakmamış ve Resulullah (s.a.v.) ile bizlere nasıl ve ne şekilde yaşamamız gerektiğini bildiren İlahi mesajını ulaştırmıştır. Bu İlahi mesajı ilk günkü tazeliği ile bizlere sunan Kur'an'ı Kerim'de nasıl yaşayacağımız ve kimlere karşı nasıl davranacağımız açıklanmaktadır.
Allah'a inanan insanlar, inandıkları Allah'ın emir ve nehiylerine teslim olarak 'müslüman' sıfatına sahip olabilirler. Müslüman, Allah'ın emirlerine gönülden itaat ederek sadece Allah'a kulluk yapan insandır. Ahirette zarar görmemek için Allah'a, dünyada zarar görmemek için firavunlara kulluk yapanlar müşrik durumundadırlar. Firavunların şeytani hükümlerine isteyerek itaat eden bu kimseler namaz da kılsa, hacca da gitse, cami de yaptırsa müşriktirler. Yaptıkları bu işler, kendilerinden kabul edilmeyecektir. Çünkü Allah'a kulluk, firavunların isteklerine göre şekillenecek ve sınırlandırılacak bir kulluk değildir. Cennet umudu ile Allah'a, hapis ve ölüm korkusu ile firavunlara kulluk yapanlar, Allah'a değil firavunlara kulluk yapmaktadırlar. Bunlar hem dünyada ve hem de ahirette zelil olacaklardır.
Dünya hayatında içine düştüğünüz zillet ortadadır fakat bunu görecek gözünüz var mı?
Göremiyorsunuz ve göremezsiniz de!
Çünkü siz dünyayı, dünya emperyalizmine uşaklık eden gazetelerden görmeye ve bu gazetelerden tanımaya çalışıyorsunuz. Hiç görebilir misiniz ve hiç gösterirler mi size dünyanın gerçek çehresini! Hiç anlatırlar mı, hiç gösterirler mi size dünyada hüküm süren emperyalizmin gerçek çehresini?
Göstermezler, çünkü kendileri aynı emperyalizmin birer uşağıdırlar. Vazifeleri batıl görüşleri ve batıl yorumları ağız birliği yaparak dünya insanlarına sunmaktır.
Ağız birliği yapmak!
Bu gerekli mi?
Elbetteki gerekli! Resulullah (s.a.v.) döneminde Velid b. Muğire'ye yol gösteren şeytan aleyhillane, aynı şeytani yolu zamanımızdaki müstekbirlere de göstermektedir. Bilindiği gibi Velid bin Muğire hac mevsimi yaklaştığı zaman Mekke müşriklerini toplamış ve onlara şöyle demiştir: "Ey Kureyş topluluğu; Hac mevsiminin vakti gelmiştir. Birçok arap heyetleri size geleceklerdir. Onlar bu arkadaşınızın (Muhammed'in) durumunu da işitmişlerdir. İşte bunun için onun hakkında bir görüşte toplanınız. İhtilafa düşüp de birbirinizi yalanlamayınız ve birbirinizin sözünü red etmeyiniz."
Buna neden gerek duydular?
Çünkü Resulullah (s.a.v.)'e isnad edecekleri vasıfların birer yalan olacağını kendileri de biliyordu. Herkes kendisine göre bir yalan uydursa, çevre kabilelerden gelen araplar birbirini tutmayan değişik isnatlarla katılacaklar ve dolayısıyle söylenenlere inanmayacaklardı. Söylenen yalanın etkili olabilmesi ve doğru kabul edilmesi için birçok ağızdan aynı yalanın tekrarlanması gerekmektedir. Nitekim değişik tekliflerden sonra Velid b. Muğire'nin teklifi kabul edilir ve çevre kabilelerden Mekke'ye gelen araplara, Efendimiz (s.a.v.) hakkında ağız birliği yapılarak şu ifadeler kullanılır: "O, sihir olan bir söz getirdi. Bu sözle kişi ile babasının arasını, kişi ile kardeşinin arasını, kişi ile' karısının arasını, kişi ile kabilesinin arasını ayırıyor. Bundan dolayı ondan uzaklasın."
Dikkat edilirse kullandıkları ifadede bazı doğrular vardır, İlahi daveti kabul ettikten sonra kendilerini ısrarla küfre davet eden babasını, kardeşini, karısını ve kabilesini terkeden, onlardan ayrılan müslümanlar vardır. Mekke'li müşrikler yaşanan olayın sadece bu görüntüsünü almaktalar ve maksatlarına uygun olan bu görüntüyü şeytani bir yorumla empoze etmektedirler.
Tıpkı, evet tıpkı, zamanımızdaki uluslararası haber merkezlerinin yaptığı gibi!
Ne yapar bu haber merkezleri?
Dünyanın her tarafındaki adamları vasıtasıyla bütün haberleri toplarlar. Sonra ne yaparlar, bu haberleri olduğu gibi dünya kamuoyuna bildirirler mi?
Elbetteki değil.
Toplanan bu haberler merkezde değerlendirilir. Dünya insanlarının uyanışına vesile olabilecek haberler, tehlikeli haberlerdir. Bu tehlikeli haberler basına yansıtılmadan gerekli görülen istihbarat merkezlerine ulaştırılır. Bu tehlikeli haberlerden değişik vesilelerle haberdar olan bazı toplumlardan bu haberler saklanamayacağı için, bu haberlerden maksada uygun görüntüler alınarak ve dünya emperyalizminin menfaatine göre yorumlanarak bu toplumlara sunulur.
Netice ise malumdur!
Bu toplumlarda yaşayan insanlar değişik gazetelerde aynı haberi ve aynı yorumu okudukları zaman, ağız birliği yapan basın organlarının tesirinde kalabilmekte ve meydana gelen olay hakkında dünya emperyalizminin istediği şekilde düşünmektedir.
İşte bunun için göremezsiniz ve göremiyorsunuz içinde bulunduğunuz zilleti. Mesela bir haber okuyorsunuz.
"Yaşadıkları ülkede bulunan devleti yıkmaya çalışan aşırı dinciler idama mahkum oldu."
'Müslümanız' demenize rağmen, bu müslümanların idam kararına hiçbir tepkiniz yok değil mi?
Hem neden tepkiniz olsun ki? Size verilen haberlere göre bu kimseler devleti yıkmaya çalışan aşırı dincilermiş!
Halbuki sizler, Allah'a savaş açan bu küfür devletlerini destekleyen mülayim dincilersiniz. Şeytani propagandalar ile öyle mülayimleşmiş, öyle sulandırılmışsınız ki, Allah'ın düşmanlarını dost, dostlarını düşman görebiliyorsunuz.
Oysa ki kendilerine aşırı dinci denilen bu kimseler, tevhid ve şirkin farkına varan birer müslüman. İdamı gerektiren gerçek suçları ise Allah'a kul olmak ve içinde bulundukları toplumu sadece Allah'a kulluğa davet etmek. İşte cahili sistemlerin affetmediği ve cezalandırmak istediği suç bu!
Size bu haber "Allah'a kulluk yapan ve içinde bulundukları toplumu Allah'a kulluğa davet eden bazı müslümanlar, hükümet tarafından idama mahkum oldu' şeklinde verilseydi, biraz uyanırdınız değil mi?
Fakat beklemeyin!
Bu gibi basın organlarından, bu gibi haberler hiç beklemeyin. Çünkü görevleri uyandırmak değil uyutmaktır. Firavunları Musa, Musaları Firavun gibi tanıtmaktır. Dolayısıyla bunları dinlediğiniz sürece uyanmayacak ve uyandırılmayacaksınız.
Ve siz bilmeyeceksiniz, ve siz görmeyeceksiniz içinde bulunduğunuz zilleti.
'Ekmek pahalılandı' diyerek yine fırıncılara kızacaksınız. Bankadan kredi alarak depolarını buğdayla dolduran un fabrikatörünü, sanayici ve iş adamını görmeyeceksiniz.
Bilmeyeceksiniz, banka kredisi ile meydana getirilen mamullerin maliyeti tesbit edilirken, maliyete banka faizinin de ilave edileceğini. Anlamayacaksınız, o mamulü alırken, bankaya verilen faizin sizin cebinizden çıktığını.
Siz sadece pahalılıktan şikayet edeceksiniz.
Değişik partileri ve bu partileri destekleyen insanları suçlayacaksınız. Televizyon banka, reklamlarını izlerken spikerin: "Sizin güveninizle biz güce eriştik" şeklindeki dosdoğru ifadesini esneyerek dinleyeceksiniz.
Lütfen uyanın, uyanın ey dünya mustazafları.
Müstekbirlerin sömürüsü, sizin desteğiniz ile yürümektedir. Allah (cc.) dünya müstekbirlerini ve siz dünya mustazaflarını kendisine itaate, kendisine kulluğa davet etmektedir. Bu İlahi davete icabet edenler elbetteki ve elbetteki kurtuluş olacaklardır. İlahi davete icabet edenler ebedi cennet hayatı ile müjdelenmektedir.
Allah'ın ayetleriyle Allah'a davet, edilmelerine rağmen Allah'ın ayetlerini yalanlayanlar ve inkar edenler ise Rabbimizin sünneti olân dünyevi helak ve ebedi cehennem azabı ile tehdit edilmektedirler.
Bu konuda muhayyersiniz, istediğiniz gibi karar verebilirsiniz. Sizleri yaratan ve sizlere akıl veren Allah (cc), sizleri iki yol ve iki tercihle karşı karşıya getirmektedir."Allah'a inandık' diyerek kurtulamayacaksınız. İnandığınız Allah sizleri İlahi buyruğuna" davet etmektedir. Müslüman ancak ve ancak bu» İlahi davete teslim olan ve bu davetin gereğini yaşayan insandır. Sizleri gerçek müslümanlığa, Allah'a kulluğa davet etmekteyiz. Sizlerle karşı elimizde silah değil, Kur'an'ı Kerim bulunmaktadır. Sizleri biz değil Allah (cc.) tehdit etmektedir. Çünkü sizleri kendi kişisel görüşlerimize değil, Allah'ın ayetleri ile Allah'a kulluğa, davet etmekteyiz."
Sizlerden önce birçok ülke halkları bu İlahi buyruklara davet edilmişler ve davete icabet edenler felah bulurken, daveti reddeden ülkeler topluca helak edilmişlerdir. Şimdi sizler de aynı davet ve benzer akıbetlerle karşı karşıyasınız.
Allah'ın ayetlerini alaya alır, yalanlar veya inkar edersiniz şunu biliniz, iyi biliniz, kesinlikle biliniz ki sizler de helak olacaksınız.
Çünkü şanı yüce Rabbimiz Kur'an'ı Kerim'de, Allah'ın ayetlerini inkar eden kavimleri, toplumları, ülkeleri helak edeceğini buyurmakta ve o ülke aleyhine tecelli eden bu hükmün, kesin ve değişmeyen sünneti olduğunu beyan etmektedir.
Artık onlar, öncekilere uygulanan sünnetten başka bir şey mi bekliyorlar? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın. Fatır 43
Nitekim İlahi tebliğe muhatap olan her kavim veya her toplum bu Sünnetullah ile uyarılmış ve bu Sünnetullah ile tehdit edilmiştir. Yüce kitabımız Kur'an'ı Kerim'de bu Sünnetullah açıklanmakta ve bu Sünnetullahın tecellisine ilişkin' birçok örnekler verilmektedir. Bu İlahi hükümlerle uyarılan toplumlara: "Size bildirilen Allah'ın hükmüdür ve siz bu hükme karşı çıkıyor ve bu hükmü yalanlıyorsunuz. Oysa ki size bu konudaki Sünnetullah bildirilmiş ve Sünnetullahın değişmeyeceği beyan edilmiştir. Şimdi siz bu Sünnetullahın değişeceğini veya sizin başınıza gelmeyeceğini mi sanıyorsunuz?" denilmektedir.
Tahrif edilmemiş tarihe ibretle bakıldığı zaman bu Sünnetullah'ın tecellisine ait birçok örnekler görülecektir. Bugünkü Lut gölü, Lut kavminin dehşetli akıbetini hatırlatmaktadır. Firavun, Allah'ın ayetlerini yalanladığı ve Allah'ın hükümlerine karşı çıktığı için Sünnetullah gereği Kızıldeniz’de helak edilmiştir. Günümüzdeki dünya müstekbirleri ve bu müstekbirlerin zulmünü destekleyen dünya mustazafları da aynı davet ve aynı tehdit ile karşı karşıyadır.
Andolsun ki Firavun hanedanına da uyarılar geldi. Onlar bizim ayetlerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık.
Sizin kâfirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır?, Yoksa sizin için kitaplarda bir beraat mi var? Yoksa onlar: "Biz birbirleriyle yardımlaşıp öcünü alan bir toplumuz" mu diyorlar? Kamer 41.44
Şanı yüce Rabbimiz bu soruyu çok açık bir şekilde sormaktadır, İlahi hükümleri yalanlayarak, bu hükümlere karşı çıkarak Firavun'un yolunu izleyen günümüz müstekbirleri, Firavun'dan ve helak edilen o kafirlerden daha mı hayırlıdır?
Ne fark vardır aralarında?
Hama celladı Hafız Esad ve yandaşları, mü'minleri ateşe atarak kendileri ateş ehli olan ashab-ı uhdud değil midir?
Kabe'ye tahakküm eden Suud hanedanının, dar’ün nedve eşrafından ne farkı vardır?
Reagan, Gorbaçov, Saddam, Mübarek ve bunların halefleri birer Firavun değil midir? Firavunların küfrü, firavunların isyanı, firavunların azgınlığı, firavunların zulmü bunlarda yok mudur? Yoksa bu kafirler için kitaplarda bir beraat mi var? " Allah'ın arzında Allah'a isyan edecekler; Allah'ın kulu olan insanları kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kendilerine kul yapacaklar; şeytani hüküm ve görüşlerle, yeryüzünde fitne ve fesadı yaygınlaştıracaklar; ezdikleri ve sömürdükleri insanları açlığa ve yoksulluğa mahkum edecekler; İçki, kumar, zina ve her türlü rezaleti meşrulaştıracaklar; 'Rabbimiz Allah' diyerek insanları Allah'a kulluk yapan ve 'Rabbiniz Allah' diyerek insanları Allah'a kulluğa davet eden mü'minleri cezalandıracaklar; Allah'ın ayetleri ile Allah'a kulluğa davet edilmelerine rağmen dünyevi çıkar ve menfaatleri için bu İlahi daveti inkar edecekler; Resulullah (s.a.v.)'in sünnetine tabi olan dünya müslümanları tarafından; Sünnetullah ile uyarılıp-tehdit edilmelerine karşılık: "Bu eskilerin masallarıdır" diyecekler ve aynı küfürlerinde ısrar edecekler. Ve bunlara, bütün bunlara rağmen bu isyankarlar beraat mi edecek?
Bu kafirler için kitaplarda bir beraat mi var? Bahçelerinde besledikleri din görevlilerine, papazlara, hahamlara sorsunlar; Allah'ın emirlerine isyan eden kafirler için İlahi kitaplarda bir beraat var mı?
Yoksa onlar: "Biz birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan bir toplumuz" mu diyorlar?
Allah'ın emrine, Allah'ın azabına ve Sünnetullah'a karşı birbirlerine mi güveniyorlar?
Hemen birleşsinler.
Nato ve Varşova paktının gizli ilişkisini açığa vursunlar. Uluslararası şirketlerden maddi destek, aldattıkları ve sömürdükleri ülkelerden asker toplasınlar. Füzelerini, tanklarını, savaş uçaklarını, savaş gemilerini, atom bombalarını sıra sıra; bölük bölük hazırlasınlar.
Sonra, sonra da Kremlin veyâ Beyaz Saray'ın balkonuna çıkarak yıldızlara ve muhteşem kainata baksınlar. Kime karşı savaş açtıklarını anlamaya çalışsınlar ve ona göre bir savaş stratejisi düşünsünler!
Böyle bir isyana, komik ve trajik bir savaşa kalkıştıkları zaman basit insanlar olarak gördükleri biz gariplerin fikrini ve görüşünü soracak olurlarsa, bu sapık ve şaşkınlara: "Açık küfrünüz ve bu isyankarlığınız ile sizleri helak olmuş görüyoruz" deriz. Nitekim geçmiş müstekbirler ve bu müstekbirleri destekleyen mustâzaflar, Allah'ın ayetleriyle Allah'a kulluğa davet edilmelerine rağmen Allah'ın ayetlerini yalanladıkları için değişmeyen Sünnetullah ile helak edilmişler ve ebedi azap ile karşı karşıya gelmişlerdir.
Küfürlerinde ısrar eden dünya müstekbirleri ve bu müstekbirlerin zulmünü destekleyen dünya muztazafları bütün güçlerini bir araya getirseler, bu akıbetten kurtulamayacaklardır. Çünkü tehdit edildikleri sünnet, her şeye gücü yeten Allah (c.c.)'ın sünnetidir. Bu sünneti ne iptal etmeye, ne değiştirmeye ve ne de ertelemeye güçleri yetecektir.
Dünya müslümanları idrak ve iman etmelidir ki, bu Sünnetullah kıyamete kadar yürürlükte olacak ve kıyamet bu Sünnetullahın bir tecellisi olarak kopacaktır. Dünya müslümanlarına düşen görev, ne oturup kıyameti beklemek ve ne de gayri İslami yollar ile içinde ' bulundukları devleti ele geçirmeye çalışmaktır. Durmak bilmeden ilerleyen zaman, dünya insanlarını korkunç bir akibete yaklaştırmaktadır. Bu akıbet mücerret olan devletleri degil, "müşahhas olan insanları tehdit etmektedir. Ebedi azaba kurumlar veya makamlar değil, bu makamlarda oturan insanlar düçar olacaklardır. Bu nedenle öncelikle insanların kurtarılması ve kurtuluşa çağrılması gerekmektedir.
Dünyanın süper ve gayrisüper devletlerinde yaşayan tüm insanlar için, İlahi bir uyarı ile yeni bir dönem başlayacaktır.
Uzun yıllardır böyle gelmekte olan sömürü, böyle . gelmekte olan zulüm, böyle devam etmeyecektir. Saat yaklaşmıştır.
Bu İlahi davet ve Sünnetullah ile uyarı dünya gündemine geldiği zaman, bütün dünya insanları bu Sünnetullah'ın hükmü çerçevesine gireceklerdir. Bu İlahi buyruğun mübelliğleri Allah'a kul olmuş ve sadece Allahtan korkan dünya müslümanlarıdır. Bu kutlu müslümanların elinde, dilinde, kalbinde ve yaşantılarında yüce bir Kitap, Kur'an'ı Kerim bulunmaktadır.
Bu hak Kitap, bu İlahi mesaj dünya insanlarının ya kurtuluşlarına veyâ helaklarına sebep olacaktır. Çeşitli cezai müeyyideler ile bu müslümanları korkutmaya çalışan dünya müstekbirlerinin bilmesi gerekir ki, dünyadaki Hizbullahi müslümanlar kendileri gibi bir mahluk olan insanlardan ve onların şeytani hükümlerinden değil, yegane yaratıcı olan Allah (c.c.)'dan korkmaktadırlar.
Allah'a inanan,
Allah'ı severek ve Allah'a kul olmaya sevinerek sadece O'na yönelen ve O'na teslim olan bu kutlu müslümanlar, yakinen inandıkları Allah'ın rızasına erişebilmek için tağutu Ve tağuti görüşleri inkar etmektedirler. Bu izzetli tavırları ile inandığımız Allah'a ve Allah'ın Kitab'ına göre suçlu değildirler: Şeytana, şeytanın dostlarına ve şeytani hükümlere göre suçlu kabul edilmeleri ise bu müslümanların Rabbani tavırlarını değiştirmemiş ve Allah'ın lutfuyla hiçbir zaman değiştirmeyecektir.
Böylesi kardeşlerimiz olduğu ve bizleri de böylesi müslümanlar kardeş yaptığı için şanı yüce Rabbimize hamdediyoruz. Elbetteki yaşamaya ve yansıtmaya çalıştığımız hak mesaj bu kitap çerçevesinde kalmayacak ve belki de her hücremizle talip olduğumuz şehadet ile belirginleşerek kendilerine gıpta ettiğimiz Hizbullahi kardeşlerimizin gür sedaları ile dünya müstekbirlerine ve müstezatlarına ulaşacaktır.
Bu bilinç, bu umud ve bu arzu ile ayağa kalkarak, dünya müstekbirlerini ve bu müstekbirlerin zulmüne iştirak eden dünya müstezatlarını Allah'a kulluğa ve ebedi kurtuluşa davet ediyoruz.
Dünya insanlarından istediklerimiz mal, makam, para veya herhangi bir menfaat değil, sadece Allah'a kul olmaları ve bu şerefli kulluk ile kurtuluş bulmalarıdır.
Sadece bunu istiyor ve bu istek ile yürekten dua ediyoruz.
Selam, hidayete tabi olanlar üzerinedir. Melek
İslami Okul Okulların En Önemlisi