Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Akaid - Iman Esaslari - Dinveideoloji

I. BÖLÜM

Din ve ideoloji

üer ne kadar Raymond Aron1 ve Daniel Bell2 çağımızı ideolojilerin batış devri olarak ilan etmişlerse de, 20. yüzyıla yeniden baktığımız zaman bu yüzyılın en kesif anlamda "ideolojik" olduğunu görürüz. Diğer taraftan, öğrenci ayaklanmaları, Che mezhebi ve Marcuse'nin etkisi ideolojik düşünce için oldukça "pembe" bir geleceğin habercileridir.

"Sert" diye isimlendirebileceğimiz bir ideoloji yokolmak üzere olsa bile -ki bunun böyle olduğu kesinlikle saptanmamıştır- sosyal bilimciler, "yumuşak" ideolojilerin işleyişiyle ilgili sorunları daha yeni ele almaktadırlar ve gelecekteki çalışmalarının önemli bir kısmını bu konunun araştırması-

Raymond Aron, La Lutte des Classes (Paris, Gallimard, 1964), s. 214 v.d. ve bkz. "Societe Industrielle, Ideologies, Philosophie", Preuves 1965, No: 167, 3-13; 168, 12-24; 169, 23-41. Ayrıca bkz. Edward Shils, "The End of Ideology" En-counterV (1955), No: 5, 52-58.

Daniel Bell, The End of Ideology: On the Exhaustion of Political Ideas in the Fif-ties (gözden geçirilmiş basım, New York, Collier Books, 1962) s. 393 v.d.

13

na ayıracaklardır. Bu araştırmamda geniş kapsamlı ideolojilerin önemini, toplumsal eylemle din arasındaki ilişkiler açısından göstermeye ve ülkemiz yönünden incelemeye çalışacağım.

"Sert" ideoloji dediğim zaman, sistematik bir şekilde işlenmiş, temel teorik eserlere dayanan, seçkinlerin kültürüyle sınırlandırılmış, muhtevası kuvvetli bir yapıyı kastediyorum. "Yumuşak" ideoloji ile de, kitlelerin çok daha şekilsiz inanç ve bilişsel (cognitive) sistemlerini kastediyorum.3

Bu noktada, ideolojilerin incelenmesi, bir ucunda "sert" ideolojilerin, öbür ucunda vaziyet alışların toplandığı sürekli bir değişkenin (continuous variable) 4 analizi halini alıyor. Bu açıdan vaziyet alışlar hakkında bir açıklama yapmamız gerekiyor.

Vaziyet alış (attitude) "bir insanın -dünyanın diğer görünüşlerinden ayırdettiği bir dünya görüşü karşısında- davranışlarından çıkarılmış psikolojik süreç örgütlenmesidir."5

Hepimiz, insanların belirli hadiseler karşısında belirli "tutum"ları olduğunu biliriz. Bu tutumların bilimsel incelen-

3 Bu ayırım esas itibariyle VVİlliam James'in "sert* ve "yumuşak fikirli" kategorilerine girmektedir, fakat benim burada kullandığım şekilde aşağıdaki eserdeki değiştirilmiş türlere indirgenebilir. Bkz. The Psychology of Politics (New York, Praeger, 1957) s. 131. Kognitif sistemler için bkz. R. P. Abelson ve M. J. Rosen-berg, "Symbolic Psychologic: A Model for Attitudinal Cogniton", Behavioral Science, 3 (1958) 1-13; F. Heider, "Attitudes and Cognitive Organization", Journal of Psychology 21 (1946), 107-112; L. Festinger, A Theory o/ Cognitive Dis-sonance (Evanston, III. Row Peterson, 1957); C. E. Osgood, G. J. Suci and P. H. Tannenbaum, The Measurement of Meaning (Urbana, U. of III. Press, 1957).

* "Continuous variable" - "sürekli değişken" kavramı için bkz. VVilliam Goode ve Paul K. Hatt, Sosyal Bilimde Araştırma Metodları (Çev.: Ruşen Keleş, Ankara, 1964), s. 293; ve bir diğer kaynak için bkz. Leon Festinger ve Damiel Katz, Research Methods in the Behavioral Sciences (New York Dryden Paris, 1953), s. 392.

5 T. M. Nevvcomb, "On the Definition of Attiudes", Dictionary of Social Sciences (Der. J. Gould ve W. L. Kolb, London, 1964). Kısaltılmış olarak Attiudes, Selec-ted Reading (Der. Maric Jahoda ve Neil Warren, London, Penguin Books, 1966) s. 22'de zikredilmiştir.

14

mesi, "vaziyet alış'lar alanını teşkil eder. Vaziyet alışlarla "yumuşak" ideolojilerin ilişkisine gelince, aradaki bağıntı "vaziyet alış"ların da ideolojiler gibi toplum olayları için bir "anlam" ekseni sağlamalarından ileri geliyor. Örneğin, birisi kendini "muhafazakâr" olarak tanımlar, biz de onun muhafazakârlığının esaslarını bize anlatmasını istersek, o da buna karşılık, tek izah olarak, "insanlar kendi başlarına karar veremezler, onları dürtecek bir kervancıya ihtiyaç vardır" diye cevap verirse, bu kişinin fikirlerinin bir ideoloji etrafında kümelendiğini söyleyemeyiz. Çok muhtemeldir ki bu şahsın "ideolojisi" çok müphem, kendisinin de nereden geldiğini bilmediği fakat muhtelif sebeplerden dolayı sıkı sıkıya sarıldığı bir "vaziyet alış"a indirgenebilir.6

Vaziyet alışlar, ideolojiler gibi, insan eylemine yön veren, şekillendiren iç yapılardır Biz de bu fikrî yönelim unsurlarını en az şekillenmişinden en çok şekillenmişine kadar bir çizgi üzerine dizebiliriz. Bu çizgide en şekillenmiş iç yapı türü yukarda "sert" olarak tanımladığımız ideolojiler olacaktır. Konumuzdan, Philip Converse'in tabirini kullanarak "inanç sistemleri"nin incelenmesi olarak bahsedebiliriz.7

Bu bölümde, konumun, beş açıdan bir ön analizini sunmaya çalışacağım: a) siyasal bilimlerde "sert" ideolojilerin ele alınmasının bile son zamanların bir gelişmesi olduğu; b) "yu-

6    "Vaziyet alış" ülkemizde "tutum'la aynı anlamda kullanılmaktadır. Bunlar için yu-kardaki notta görülen eserin dışında bkz. G. W. Allport, "The Composition of Po-litical Attitudes", American Journal ot Sociology 35 (1929) s. 220-238; J. C. Da-vies, "Some Relations Between Events and Attitudes", American Political Science Review46 (1952), s. 777-789; H. McClosky, "Conservatism and Personality", American Political Science Review 52 (1958), s. 27-45; Herbers Blumer, "Attitudes and the Social Act", Social Problems 3 (1955) s. 59-64; M. B. Smith, Jero-me S. Brumer, Robert W. White, Opinions and Personality (New York, J. VVİlley, 1956).

7    Bkz. Philip E. Converse, "The Nature of Belief Systems in Mass Publics", Ideo-logy and Discontent içinde. (Der. David, E. Apter, Free Press of Glencoe, New York, 1964), s. 206-261.

15

f

I

muşak" ideolojilerin incelenmesinin geleneksel siyasal bilim-lerce daha da yadırgandığı; c) burada, en işe yarar ipuçları-mızı bilgi sosyolojisi gibi siyasal bilimlerin dışındaki alanlarda bulduğumuz; d) siyasal bilimlerin bu şekilde ortaya çıkan "taşralı" niteliğinin "davranışsal" siyasal bilimlerce kırıldığı ve modern sosyal bilim anlayışında sosyal bilimlerin bütünlüğünün anlayışına doğru gidildiği; e) dinsel inanların önemli "yumuşak" ideolojiler arasında yer aldıkları.

Siyasal Bilimlerde İdeoloji Araştırmaları

İdeoloji, günümüzde artık siyasal bilimlerin toplandığı önemli eksenlerden biri haline gelmiştir. İdeolojiden kastettiğimin, belirli bir siyasal düşünürün fikirlerinin sistematiği olmadığı herhalde artık açıktır. Bu kavramla ifade etmek istediğim, kitle toplumunun belirmesiyle beraber önem kazanan inançlardır. Bu inanç ve tutumları belirli bir şahsın fikri yapıtlarına indirgemek mümkün değildir. İdeoloji, bu anlamda daha çok, "idare edilen'lerin arasında yaygın, yönlü, fakat sınırlı, belirsiz fikir kümelerinden8 meydana gelir.

8 ideolojinin bu anlamını geleneksel toplumlarda bulmak mümkündür ve bu eserimiz daha çok geleneksel yapılar hakkında olacaktır. Fakat "yumuşak" ideolojilerin mevcudiyeti ancak kitle toplumu teşekkül ettikten sonra Le Bon ve Tarde'in bu konulara önem vermeleriyle bariz bir şekilde ortaya çıkmıştır. İdeolojinin bu anlamı için bkz: a) Geleneksel toplumlardaki şekiller için: Norman Cohn, The Pursuit of the Millenium: Revolutionary Messianism in Medieval and Reforma-tion Europe and its Bearing on Modern Totalitarian Movements (New York, Har-per Torchbooks, 1961); Peter Worsley, The Trumpet Shall Sound: A Study of Cargo Cults in Melanesia, (London, 1957), b) Modem toplumlar için: Kari Mann-heim, Ideology and Utopia (London, Routledge, 1936); J. J. Chevallier, "Le XVIII'e Siecle et la naissance des ideologies", Res Publica II (1960) s. 194-204; S. P. Huntington, "Conservatism as an Ideology". American Political Science Rewew51 (1957) s. 454-73; H. B. Kirshen, "The Ideology of American Labor" Politico 25 (September 1960) s. 581-95; V. C. Nahirny, "Some Observations on Ideological Groups" American Sociological Review 67 (January 1962) s. 397-405; Mary Matossian "İdeologies of Delayed Industrialization: Some Tensions and Ambiguties", Economic Development and Cultural Change VI (April 1958)

16

 

İdeolojilerin modern siyasal hayatın belirgin bir özelliğini teşkil ettikleri bize çok basit bir önerme gibi gelebilir. Alanı sosyal bilim olmayan birinin bile Fransız İhtilâlinden beri devam edegelen sosyal çalkantılardan bu sonucu karine ile çıkarabileceğine inanabiliriz. Fakat siyaset nazariyecileri için bu özelliği kabul etmek o kadar kolay olmamıştır. Toc-queville9 ve Marx10 gibi müstesna şahsiyetlerin dışında, ideolojilerin ciddi bir araştırma konusu olarak ele alınması çok yenidir. Kitle inanç ve tutumlarının siyasal sürecin ayrılmaz bir parçası sayılması son yirmi yıllarda gelişen "davranışsal" siyasal bilimlerin getirdiği bir tutumdur. Böyle bir ihmali, geniş çapta, siyasal bilimlerin uzun zaman normatif bilim hüviyetine bürünmüş olmasına bağlamak gerekir.11 Bu normatifliği, bir bilimin gelişme safhasının başlangıcının bir özelliği olarak izah edebiliriz. Bu noktada, bütün tenkitlere rağmen, Augus-te Comte'un insan bilgileri için söyledikleri hâlâ geçerlidir.12

s. 217-28. Reinhard Bendix, "Industrialization, İdeologies and Social Structure", American Sociological Review 24 (October 1959), s. 613-623. Genel bir bibliyografya için bkz. Norman Birbaum, The Sociological Study of Ideology 1940: 1961, Current Sociology (Oxford, Blackvvell, 1962).

9   Alexis des Tocqueville,  De La Demouatie en Amerique, (Paris, Gallimard, 1931), II. cilt, Raymond Aron, Les Etapes de la Pensöe Sociologiçue (Paris, 1967) s. 27-76 ve Reinhard Bendix, Nation-Building and Citizenship: Studies in Our Changing Social Order (New York, John Willey, 1964), s. 65.

10  Marx'ın ideolojiler hakkındaki katkısından bahseden eserleri bir hayli uzun bir liste teşkil etmektedir. Fakat bunların arasında en önemlileri için bkz. George Licht-heim, Marxism: An Historical and Critical Study (gözden geçirilmiş 2. baskı London, Routledge and Kegal Paul, 1965); Gustavo A. VVetter, Dialectial Materia-lism: A Historical and Systematic Study of Philosophy in the Soviet Union (New York, Praeger, 1959); Franz Mehring, Kari Marx: The Story of His Life (London, Ailen and Unwin, 1948).

11   Normatifi burada iki anlamda da kullanıyorum: Biri ahlâk kuralları anlamında diğeri genel olarak değerler anlamında. VVertfrei (değerden arınmış) bir sosyal bilimin olup olamayacağı, ahlâka yönelmiş bir sosyal bilimin olup olamayacağının daha derin planda ifadesidir. Sosyal bilimlerin Wertfre/'liği konusunda bkz. Pietro Rossi, "Scientific Objectivity and Value Hypotheses", International Social Science Journal, 17(1965), s. 69.

12  Bkz. George Sarton, "Auguste Comte: Historian of Science" Osiris X (1952), s. 328-357.

17

Bugün, siyasal bilim, "felsefî" çağından daha yeni çıkan ve bilimsel çağına doğru ilk adımlarını13 atan bir bilim dalıdır. Davranışsal siyasal bilimlerin ortaya çıkmasından önce, tıpkı Comte'un tanımında olduğu gibi, siyasal süreci, belirli düzenlilikler gösteren bir insan davranışı türü olarak değerlendirmek bahis konusu olamazdı.14

Siyasal bilim, uzun zaman, Platon'un baştan itibaren ortaya koyduğu şekilde, insanlar arasında "güzel" ve "iyi"yi anlamanın ve hâkim kılmanın bilimi olarak temayüz etmiştir.15 Devlet gibi soyut bir yaratığın ahlâk kuralları dışındaki salt varlığına o kadar önem veren Alman Staatsrecht Okulunun bile normatif tesirlerden kurtulamadığını söylemek mümkündür. Devletin yapı bütününün gereklerini ortaya çıkarma çabası -Staatsrecht Okulunun en belirgin temayülü-

13  Bkz. David Easton, The Political System: An lnquiry into the State of Political Science (New York, Knopf, 1953) ve "Traditional and Behavioral Research in American Political Science", Administrative Science Ouarterly II (1957), s. 110-115; D. B. Truman, "The Impact on Political Science of Ihe Revolution in the Behavioral Sciences", Research Frontiers in Politics and Government (Washington, Brookings Institution, 1955), s. 202-232; R. Young der., Approaches to the Study of politics (Evanston, III., Northvvestern University Press, 1958); James C. Charlesworth der.; Contemporary Political Analysis (New York, Free Press ve Macmillan, 1967); Austin Ranney der., Essays on the Behavioral Study of Politics (Urbana, University of Illinois Press, 1962); W. J. M. Mackenzie, Politics and Social Science (Penguin Books, 1967); H. V. Viseman, Political Systems; Some Sociological Approaches (London, Routledge and Kegan Paul, 1966); Stanley Hoffman, "Tendances de la Science Politiique aux Etats Unis", Revue Française de Science Politique (Oct.-Dec. 1957) s. 913-932.

14  Büyük bir istisna Aristo'dur. Fakat Aristo'nun bile ampirik siyasal bilim hakkındaki fevkalâde ince bulguları sonunda teleolojik bir genel çerçeveye feda edilmektedir. Bkz. Politics of Aristotle (der. çev. Sir Ernest Barker, Oxford, Clarendon Press, 1952) ve John H. Randall Jr. Aristotle (New York, Columbia University Press, 1960).

15  Platon ve bunu kendi kişisel gayeleri uğrunda nasıl kullandığı konusunda bkz. K. R. Popper, The Öpen Society and its Enemies (London, 4., gen. ba., Princeton, Princeton University Press, 1963). Bu kitabın Türkçeye tercümesi için bkz. K. R. Popper, Açık toplum ve Düşmanları (Ankara, 1967-1968) II cilt. "Normatif'lik konusunun bir bibliyografyası için bkz. Charles S. Hyneman, The Study of Politics: The Present State of American Political Science (Urbana, University of Illinois Press, 1959) s. 109 v.d.

18

 

bazı kimseleri, bu eğilimin ahlâki amaçların ötesinde normlarla uğraşan bir siyasal bilim okulu olduğu yargısına götürmüştür. Hallowell bunun ne kadar yanlış olduğunu ve Staaterec/^'cilerin nötr bir "devlet gerekleri" arama çabasının arkasında nasıl bir felsefî boşluk kapatma eğiliminin yattığını göstermiştir.16

Diğer taraftan, siyasal bilimlerin bugün bile kabul edebileceği bir yaklaşımla, devlet içindeki "kuvvetlerin muvazenesinin sırrını aramış olanlar, bu işlerini tam olarak başar-mamışlar, siyasal "kuwet"lerin tahlilini bu kuvvetlerin en "iyi" dengesini bulma amacından ayıramamışlardır.17 Bütün bunlardan, siyasal bilimlerde normatif amaçlarla tahlil yapmanın mutlak olarak gereksiz olduğu sonucunu çıkarmak istemiyoruz. Pek tabiî olarak siyasal bilimlerin konuları arasına normatif meselelerin incelenmesi de girmektedir. Modern siyasal bilimler bu yaklaşımı ortadan kaldırdığını zaten iddia etmemektedir. Yapmaya çalıştığı, normatifle ampirik arasındaki farklılığı açığa çıkarmaktır. Amaçlarından biri, birinci tür araştırmaları ikinci tür çalışmalarından kesin olarak ayırmaktır.18 Bu ayırım yapılınca karcımıza bir de bir

16  John A. Hallovvell, Main Currents in Modern Political Thought (New York, Henry Holt, 1956 s. 338 v.d.) ve krş. G. H. Sabine, "Political Science and the Juristic Point of View" American Political Science Review22 (1928) s. 553-75; Meseleyi son olarak ele alıp muhtelif "tip" normatiflik arasında bir ayrım yapan bir yazar için bkz. Arnold Brecht, Political Theory: The Foundation of Twentieth-Century Political Thought (Princeton, Princeton University Press, 1959).

17  "Kuvvetler Ayırımı" yaklaşımından koparak onu yeni bir veçhe ile uygulayan Woodrow VVİlson'un satıhta deskriptif görünen amacının arkasında nasıl ahlâki değerleri temellendirme çabasının yattığını Easton çok açık olarak göstermiştir. Bkz. David Easton, The Political System: An lnquiry into the State of Political Science (New York, Knopf, 1953), s. 82. Bu ahlâki yönelim Wilson'un kendi öncülerinin ne olduğunu görememesiyle neticelenmiştir. Kuvvetler ayrımının teori yerine geçmesi için bkz. Gabriel A. Almond, "Political Theory and Political Science", American Political Science Review 60 (December 1966) s. 869-870, bilhassa s. 872.

18  Böyle bir yaklaşıma yapılan itirazlar için bkz. Leo Strauss, What is Political Phi-losophy and Other Studies (New York, Free Press, 1959); alaycı ve yerici bir tu-

19

takdim-tehir meselesi çıkmaktadır. Genel olarak, belirli bir sürecin muhtevasının ne olduğunu bilmeden o sürece yön vermeye çalışmak çok mantıki bir sıralama gibi gözükmemektedir. Normatif siyasal sürecin ne şekilde işlediğini araştırmaya çalışmadan siyasette "iyi"yi tayin etmeye çalışmak ise bunun en belirgin bir şeklidir.

Siyasal bilimlerin normatifliğinin ideolojilerin tahlili bakımından önemi, klâsik siyasal bilimin, normatif bir bütünün içine yerleştirilemeyen veya gerektirdiği çerçeveye sığmayan hadiseleri re'sen siyasetin dışına atmasıdır. Bu tutum, bizi, Ortaçağlarda arslan'ın tarifini kitaplara göre öğrenmiş birinin, canlı arslanla karşılaşınca ona arslanhk hüviyetini tanımaması gibi bir tutumla karşı karşıya bırakmaktadır.

Siyasal Fikirler Tarihi alanının bu tutumu açısından, ideolojiler, uzun zaman, insanların aklını çelen kuraldışı etkenler olarak tanımlanmıştır. Siyasal bilimciler, ideolojileri, daha çok Locke, Rousseau veya Marx gibi kimselerin fikirlerinin "melezleşmiş", yozlaşmış şekilleri olarak yorumlamışlardır. Sabine'in Faşizmi ele alış tarzı bunun klâsik bir örneğini teşkil eder. Ona göre Faşizm, Hegel'in ve Nietzsche'nin fikirlerinin yozlaştırılmış bir şeklidir. Sabine, bir taraftan Mackinder'den, bir taraftan Nietzsche'den ve bir taraftan Hegel'den gelen akımların belli bazı yönlerinin faşistler tarafından niçin seçildiğini, bu karışımın ve yalnız bu karışımın bir toplum şeklinin psikolojik muvazenesini nasıl sağladığını araştırmıyor. Modern bir siyasal bilimcinin yaklaşımı ise meseleyi bu şekilde koymak olurdu.19

tum için bkz. Bernard Crick, "The American Science of Politics: Its Origins and Conditions (Berkeley, University of California Press, 1959) ve krş. Eric Voegelin, The New Science of Politics: An Introduction (Chicago, 1952) ve değerden sıyrı-labilmenin sınırları için: Max Weber, "Der Sinn der VVerttreiheit der Sozialwis-senschaften", in Max VVeber, Soziologie, VVeltgeschichtliche Analysen, Plitik, (der. Johannes Winckelmann, Stuttgart, Alfred Kröner, 1964), s. 263 v.d. 19 George H. Sabine, A History ol Political Theory (New York Henry Holt, 1950) s. 878.

20

İdeolojilerin siyasal bilimlerde uzun zaman ihmal edilmiş olmasının oldukça önemli teknik bir yönü de mevcuttur. İlk bakışta ideolojilerin tahlili, klâsik siyasal bilimlerde "Siyasal Fikirler Tarihi" veya "Devlet Teorileri" adıyla tanımlanan bir sahaya giriyormuş hissini yaratıyor. Fakat "Siyasal Fikirler Tarihi"nin özelliği, siyasal düşünürleri tek tek ele alıp veya genel bir başlık altında birleştirip fikirlerinin sistematiğini aramaya çalışmasıdır.20 Böylece, Siyasî Fikirler Tarihi tas-virci (deskriptif) ve tahlilci (analitik) metotları kullanmakla beraber, konu olarak bir fikir bütününü ele alır. İdeolojilerde ise bu fikrî tutarlılığı satıhta, fikirlerin kendilerinde bulmak zordur. Siyasî Fikirler Tarihinin yalnız bunları yaptığını söylemek bir bakıma haksızlık olur. David Easton'un Siyasî Fikirler Tarihine yönelttiği ağır tenkitler bu bilim dalının siyasal fikirleri salt "tarihselci" (historicits) görüşle ele almış olduğu noktasında toplanır.21

Easton'un burada kastettiği, siyasî fikirlerin salt bir ta-rihsel-sosyal gelişme yansıması olarak kıymetlendirilmesi-dir.22 Asıl önemli olan, bir siyasal olaylar teorisi ortaya çıkarmakta bu ikinci tutumun birinci normatif tutum kadar kısır kalmış olmasıdır.

"Kısır"m buradaki anlamı daha açık olarak örneklere da-

20   Siyasi Fikirler Tarihinin problemleri için bkz. G. H. Sabine, "What is Political Theory?", Journal of Politics I (1939) s. 81-86; George Callin, "Political Theory: What is it", Political Science Ouarterly (1957) s. 1-29. Henry V. Jatfa, "The Case Political Theory" Journal of Politics 22 (1958) s. 259-275; Mulford Q. Sibley "The Place of Classical Political Theory in the Study of Politics: The Legitimate Spell of Plato" Roland Young op. cit., s. 125-148; Arnold S. Kaufman, "The Nature and Function of Political Theory", Journal of Philosophy 51 (1951) s.d. Gabriel Almond, "Political Theory and Political Science", American Political Science Review  60   (December   1966)   s.   869-879;   Neo   Marxist   açıdan:   C.   B. Macpherson, "The Deceptive Task of Political Theory", Cambridge Journal (Jun. 1954), s. 560-568.

21   Tarihselcilige karşı çok şiddetli bir tenkit için bkz. K. R. Popper, The Poverty of Historicism (London, Routledge and Kegan Paul, 1961).

22   Easton, The Political System, s. 234 v.d.

21

yanılarak da anlatılabilir. Meselâ, Montesquieu, her ne kadar bir genel siyaset teorisi ortaya çıkarmaya çalışmış ise de bu katkısı siyaset bilimcileri tarafından ancak bugün idrak edilmektedir. Montesquieu'nün "dağınıklığını", siyasal sürecin muhtelif yönleri için her biri çok ilginç fakat birbirinden kopmuş izah tarzları vermeye çalışmış olmasına bağlamak gerekir. Montesquieu, uzun vadede münferit izahlarını birleştirmek suretiyle siyasetin tabiî bir süreç olarak izahına varabileceğini ümit ediyordu. Montesquieu'de, bu açıdan, bir "doktrin" aramak ancak nisbî değeri olan bir çabadır.23 Halbuki Siyasî Fikirler Tarihini en derin bir şekilde işlemiş olanlar bile en çok Montesquieu'nün fikirlerinin sistematiğini aramaya çalışmışlardır. Bunu Montesquieu için söylemek mümkün olduğu kadar Marx, Bagehot ve Spencer için de söylemek mümkündür. Yeni veya "davranışsal"24 siyasal bilimler de bu yazarların her birinin fikirlerini kullanmıştır. Fakat bu kullanma, onların sistematiğini olduğu gibi kabul etme şeklinde değil, genel bir siyaset bilimi ortaya çıkarmakta, bazı görüşlerinden faydalanma açısından olmuştur. Böylece, bilimlerin önemli özelliklerinden biri olan ilâveci (incre-mental) faktör, siyasal bilimlerin bu yöneliminde de kendini göstermeye başlamıştır.  Kısaca modern  siyasal bilimlerin

23   Bunu gören biri için bkz. Aron, Les Etapes, s. 27-76. Aron'un bu görüşlerinin dayandığı eserlere giden bir tarafı olup olmadığını kontrol edemedim. Bkz. L. Althusser, Montesquieu, la Politique et l'Histoire (Paris, Presses Universitaires de France, 1959); J. Ehrard, Politique de Montesquieu (Paris, Armand Colin, 1965); Böyle bir fikrin başlangıcı için bkz. Franz Neumann, "Montesquieu" in The Democratic and the Authoritarian State (Free Press of Glencoe, 1957) s. 96 v.d.

24   "Davranışsal" siyasal bilimler için yukarda not 13'te olan mehazlara ilâveten bkz. Peter Blau, The Dynamics of Bureaucracy: A Study of Interpersonal Relatoins in Two Government Agencies (Gözden geçirilmiş basım, Chicago, University of Chicago Press, 1963); Heinz Eulau, Samuel Eldersveld ve Morris Janovvitz, Political Behavior: A Reader in Theory and Research (Glencoe, III. the Free Press, 1956); Fred I. Greenstein, Children and Polilics (New Haven, Yale University Press, 1956), Herbert H. Hyman, Political Socialization: A Study in the Psychology of Political Behaviour (Giencoe, III., Free Press, 1959).

22

analitik araçları klâsik siyasal bilimin analitik araçlarına nisbetle çok daha esnektir ve muhtelif devirlerde fikirlerini ifade etmiş kimselerin hâlâ geçerli olan görüşlerini bir bütün haline koyma yolundadır.25 "İdeoloji" olayının anlatımında bu esneklik modern siyasal bilimlere önemli faydalar sağlamıştır. Hiçbir siyaset kuramcısının fikrî yapıtının bütününe olduğu gibi sığamayan ideoloji olayları, davranışsal siyasal bilimlerin çok taraflı, esnek çerçevesi içinde anlaşılmaya başlamaktadır. Bunun bir diğer yönü, ideolojilerin, davranışsal adını verdiğimiz siyasal bilim türünde, bu yeni türün metodolojik özelliklerinin zorunlu sonucu olarak yer almış olmasıdır.

Davranışsal siyasal bilimlerin ana amacı siyasal bilimleri diğer fizikî ve matematik bilimlerin genel kuralları içine sokmak olmuştur. Bu yaklaşıma göre, fizik nasıl maddî varlıklar arasında kural ilişkileri arıyorsa, siyasal bilimin de genellik değeri olan kurallar araması gerekir. Böyle bir çaba peşinde koşarken açıklığını kaybetmemesi için yapılacak olan en iptidai ayırım da "olan"ı "olması gereken"den ayırmaktır. Böylece, davranışsal siyasal bilim, her şeyden önce iki asır önce Hume'un bulduğu basit bir prensibi kendisine rehber edinmiştir: Bir "olan"dan bir "olması gereken" çıkarılamaz.26 Başka bir ifade ile, siyasal bilim bilimsel olmak istiyorsa a) amacı bakımından daha önce bilimsel bir nitelikle ortaya çıkmış olan bilimlere benzemeye çalışmalıdır.27 Burada, daha önce çıkmış olan bilimlerin bilimselliklerinin hangi

25   Böyle bir çalışmaya ilk defa teşebbüs etmiş olan Talcott Parsons'dur. Bkz. 7779 Structure of Social Action (2. ba., Glencoe, III, 1949).

26   Hume's Moral and Political Philosophy (Der., giriş. Henry D. Aiken, New York, Hafner, 1959), s. 43.

27  Siyasal bilimlerin bilimselliğinin tartışılması için bkz. David E. Apter, "Theory and the Study of Politics" American Political Science Review 51 (1957) s. 747 v.d.; James W. Prothro, "The Nonsense Fight Över Scientific Method: A Plea for Peace", Journal of Politics 18(1956) s. 565 v.d.

23

noktada toplandığım aramaya gelmiş bulunuyoruz. En geniş anlamında bu bilimsellik niteliğinin üç ana noktada toplandığı söylenebilir:

1. Tabiat içinde belirli bir türden olan olayların düzenliliğinin ifade edilmesi.

2.  Bu düzenliliklerin diğer bir türden olayların düzenliliği ile bir ilişkisinin kurulması.

3. Bu ilişkilerin önce kurallar, daha sonra kuralların toplamı olan teoriler şeklinde ifade edilmesi.

Siyasal bilimlerin bu şartları ortaya çıkarmakta çok ilerlediği iddia edilemez. Fakat modern sosyal bilimlerin yaklaşımını tayin eden "altyapı" yukardaki üç şarttır. Bu itibarla, siyasal sürecin içinde bir düzenlilik olarak beliren bir olaylar kümesinin hiçbir zaman sürecin dışında tutulmasına imkân yoktur. İdeoloji bunlardan biri olduğundan, siyasal bilimlerde son derece önemli bir yer tutar.

Davranışsal siyasal bilimlerin ideolojileri kapsamasının son, fakat belki de önemli, bir nedeni vardır: Siyasal bilim bir toplum olayını inceler.

Toplum yapıları ise, düzenliliklerini, toplum bireylerinin içinde bulundukları durumları "anlamaları"28 sayesinde muhafaza ederler. "Anlama"nın insan topluluklarındaki yapısal önemi son yirmi yılda muhtelif şekillerde işlenerek artık sosyolojinin esasları arasına girmiştir. Bu görüşü yansıtan sayısız ifadeler arasında aşağıdaki cümleler belki durumu en kesin bir şekilde anlatmaktadır.

"Doğal bilimcilerin incelediği doğal çevre, bu çevrede bulunan molekül, atom ve elektronlar için bir "anlam" ifade etmez. Sosyal bilimcilerin gözlem sahasının, diğer bir deyimle

28 İlerde üzerinde ayrıntıları ile duracağımız sembolik eylem okulunun ana dayanağı bu konudur. Bu okulun genel yönelimi için bkz. Don Martindale, The Nature and Types ol Sociological Theory, (London, Routledge and Kegan Paul, 1961) s. 339 v.d.

24

sosyal gerçeklerin ise, bu ortam içinde yaşayan, hareket eden ve düşünen insanlar için belirli bir anlam ve önemi vardır."29

Merihten gelen "âlim" imajı, aynı anlatımı belki daha da açık olarak sağlayabilecektir. Yeryüzünde insanların yaptıkları hareketlerin arasındaki benzerlikleri kaydedebilecek kadar dünyayı anlamış bir Merihli bilimadamı tasavvur edelim. Bu âlim hiç görünmeden insanların bütün hareketlerini izleyebilmekte, yalnız onlarla konuşmamakta ve onları anlayamamaktadır. Merihli, bir bankanın günlük işlerini takip etse, kasanın önünde haftanın muhtelif günlerinde toplanan insan kümelerinin toplanma frekansından, bilançoların zaman zaman gösterdikleri değişimlere kadar birçok düzenlilikler tesbit edebilir. Hattâ bu düzenliliklerden yararlanarak yıl içinde bazı kehanetlerde bulunabilir. Kendine güveni böylece artan Merihli bir gün, hiç ummadığı bir zamanda insanların kasalara hücum ettiğini ve bilançoların hiç görülmedik şekiller aldığını görebilir. Merihli bunu kendine hiçbir zaman izah edemeyecektir. Memlekette bir ihtilâl olduğunu bilen bizler ise duruma katılan bu yeni, bu özel anlam dolayı-siyle bankanın işlerinin altüst edildiğini çok iyi anlıyoruz.

İdeoloji, bir anlam kümesi olarak toplumun stratejik fonksiyonlarının birinin baş köşesini tutmaktadır. İdeolojileri bu açıdan ele aldığımız zaman onları, insanlara istikamet vermeye yarayan birer "harita" olarak görürüz.30 Artık bu noktada ideolojilerin klâsik siyasal bilim metotlarınca ele alınmasından ne kadar uzaklaşmış olduğumuzu hissetmeğe başlıyoruz. Böylece ideolojiler, davranışsal siyasal bilimlerde

29 Alfred Schulz, "Concept and Theory Formalion in the Social Sciences", Journal

of Philosophy 51(1954) s. 266. 3° Bu ifade için bkz. Clifford Geerlz, "Ideology as a Cultural System", Ideology and

Discontentlçmüe. (Der. David E. Apter, The Free Press ol Glencoe, New York,

1964) s. 61.

25

"ikinci" sınıf siyaset teorileri olmaktan çıkarak, toplum mekanizması içindeki önemleriyle orantılı bir hüviyet ve anlamlılık kazanmaktadırlar.

Bu şekillenmenin ortaya çıktığı son yıllarda dört tür ideoloji incelemesi ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri, başlangıçta yaptığımız "sert" ideoloji tarifinin içine giren hâdiseleri inceleyen eserlerdir. Burada aranan, oldukça mütecanis bir fikrî yönelimin bir sosyal yapı unsuru olarak ne gibi bir fonksiyon gördüğüdür. Friedrich'in, bir örneğini daha 1930'larda verdiği bu yaklaşım, bize Faşizm ve Komünizmi tahlil eden önemli araştırmalar sağlamıştır.31

İkinci bir yaklaşım (klâsik Siyasî Fikirler Tarihinde fikirlerinin tümü üzerinde durulan) Adam Smith gibi kimselerin fikirlerinin bazı yönlerinin yeni bir sosyal yapı içinde nasıl bazı tortu (residual) fonksiyonlar ifa etmeye devam ettiğini göstermeye çalışmıştır.32

Üçüncü bir yaklaşım, ideolojiyi bir sosyal tesanüt fonksiyonu icra eden bir unsur olarak ele almıştır.33 Burada üzerin-

31   Cari J. Friedrich, "The Agricultural Basis ol Emotional Nationalism", Public Opinion Ouarterly 1  (1937), s. 50-61; Harold Lassvvell, "The Psychology of Hillerism", The Political Ouarterly 4 (1933) s. 373-381; Talcott Parsons, "Some Sociological Aspects of the Fascist Movement", Social Forces 21 (1942) s. 138-147, T. D. Lockwood, "A Study of French Socialist Ideology", Review of Politics (April 1959) s. 402-416; J.  Plamenatz, "The Communist Ideology", Political Ouarterly 22 (Jan.-March 1951) s. 16-26, Nathan Leites, A Study of Bolshevism (New York, 1953); Franz Schurmann, Ideology and Organization in Communist China (Berkeley and Los Angeles, University of California Press, 1966); Harold Lasswell, "The World Revolution of Our Time: A Framework for Basic  Policy  Research",   World Revolutionary Elites: Studies in  Coervice Ideological Movements (der. Harold Lassvvell ve Daniel Lerner, Cambridge, Mass. The MİT Press 1966), s. 456-468. Faşizm skalasının ilk geliştirildiği eser olan T. W. Adorno et, al., The Authoritarian Personality (New York, Harper, 1950)'de buraya ilâve edilmelidir.

32   F. X. Sutton, S. E. Harris, C. Kaysen ve J. Tobini, The American Business Creed (Cambridge, Mass, 1956).

33   Bu tür çalışmalar için bkz. bilhassa Schurman, Ideology, passim., D. C. Hodges, "The Class Significance of Ethical Tradition", American Journal of Economics and SociologyXX (1961), s. 241-52; S. P. Huntington, "Conservatism as an

26

de durulan, ideolojilerin nasıl bir grubun dağılmasına mani olduğu, ideallerini tazeleyen bir faktör olarak nasıl çalıştığıdır.

Dördüncü bir yaklaşım, ideolojiyi bir sosyal tesanüt fonksiyonu icra eden bir çerçeve olmaktan çok kişilerin dengesini sağlayan psikolojik bir destek olarak kıymetlendirmeye çalışmıştır.

Bu anlayışa göre, toplumun mutlaka halledilmesi gereken problemlerinden biri, kişilerin şahsiyetlerinin dengesini sağlamaktır. Denge, her şahsın hayatının ilk yıllarından itibaren kendine tedricen bir "şahsiyet" imal etmesiyle sağlanır. Tam bir kimlik ancak çocukluk ve ergenlik bunalımlarının başarı ile çözülmesiyle ortaya çıkar. Bunalımlardan sağlanan başarı, kişinin kimliğine her defasında yeni bir kat ilâve eder. İdeoloji bu kimlik tamamlama sürecine iki yerde girmektedir. Bir kere, kişinin kendisine imal ettiği kişilik bütünleşmiş (entegre) bir tutumlar ve davranışlar tümü olduğu derecede bir "iç ideoloji" teşkil eder. Kişinin bu vicdanî kılavuzu bir nevi ideolojidir. İkinci plânda, bu krizlerden bazıları, meselâ ergenlik krizi, dış âlemde bulunan ideolojilerin etkisine özel bir şekilde tâbidir. Gençler kendi kişiliklerinin son katını verecek olan cevapları dış âlemdeki siyasal ve sosyal ideolojilerde ararlar.34

Ideology" American Political Review 51 (1957), 454-473; J. A. Torres, "Political Ideology of Guided Democracy", Review of Politics 25 (1963) 34-63. Ayırımı David Apter'den alıyorum. Bkz. "Introduction: Ideology and Discontent", Ideology and Discontent, op cit., s. 15-46.

34 "Kimlik" açısından ele alışlar için bkz. Erik H. Erikson, "The Problem of Ego Identity", "Identity and Anxiety: Survival of the Person in Mass Society (The Free Press of Glencoe, 1960), s. 17-87 ve Childhood and Society (London Penguin Books, 1967). Ayrıca bkz. R. E. Lane "Fathers and Sons: Foundation of Political Belief" American Sociological Review 24 (1959) s. 502-511 ve ideolojik değerlerin çocuklarda nasıl bir mekanizma ile "tuttuğu" için F. Greenstein, "The Benevolent Leader: Children's İmage of Political Authority", American Political Science Review 54 (1960) s. 934-943. Psikolojik temelleri tamamen ayrı olan ve artık az kullanılan "psikolojik tip" ayrımı üzerinde kurulmuş bir yaklaşım için bkz. H. J. Eysenck, The Psychology, s. 170 v.d.

27

Bu noktada siyasal bilimlerin sınırlarını aşarak psikolojiye girmiş bulunuyoruz. Böyle bir sınır atlamanın siyasal bilim için ancak kazanç sağlayıcı bir tarafı olabilir. İdeoloji, biri yapı, diğeri de şahsiyetin teşekkülü plânlarında iki fonksiyon ifa ediyorsa bunlardan birini diğerinden ayırmak mümkün değildir. Fakat üzerinde durmak istediğimiz husus, modern sosyal bilimlerde daha önceleri tesis edilen "sınır'ların artık ne kadar rahatça aşıldığıdır. İdeolojinin bu psikolojik denge fonksiyonu sorununa girdiğimiz zaman, başka ne gibi ufukların açıldığını ilerde ayrıntılı olarak ele almak istiyorum. Fakat bu konunun metodolojik bakımdan oldukça çapraşık olan sorunlarına geçmeden, ideolojinin psikolojik plânda daha basit bir ortamda ele alınışına bir örnek vermek istiyorum. Bu örnek Robert Lane'in Political Ideology 35 adındaki çalışmasıdır. Eserin ikinci başlığından yazarın amacını kolayca çıkarabiliriz. Bu alt başlık şöyle ifade edilmektedir: "Sıradan Amerikalı inandıklarına niçin inanıyor". Lane'in gayesi, bir New England kasabasındaki "sokaktaki adam"ın, siyasetle ilişkili olarak kafasının içindekileri tespit etmeye çalışmaktır. Bu yaklaşımın hemen üzerinde durulacak bir özelliğine değinelim: Lane, elde ettiği bilgilerden, sokaktaki adamın siyaset sahasında nasıl hareket edeceğini önceden kestirebileceğini iddia etmiyor. O, basit vatandaşın fikri kalıplarının kendi içindeki anlamını aramaktadır. Sınırlı gibi görünen bu çabanın ne kadar büyük emekleri icabettirdiği, Lane'in metodolojisini ayrıntılı olarak ele aldığımız zaman ortaya çıkar. Lane'in eseri esas itibariyle on beş kişi üzerinde yapılmış, bir yıldan fazla devam eden bir soruşturmadır. Son derece uzun olan mülakatlarda deneklerin hayatları, görüşleri, tutumları, korkuları, ümitleri, siyasal inançları, dinsel görüşleri, meslek yetenekleri, eğitimleri en ince noktası-

35 (New York, Free Press, 1962). 28

na kadar incelenmiştir. Bunlardan deneklerin siyaset konusundaki inançlarıyla kişiliklerinin diğer yönleri arasında bir ilişki kurulmaya çalışılmıştır. Lane'in çalışmaları, her şeyden önce, siyasal bilimler alanında şimdiye kadar "yöneticiler" katında tespit etmeye alıştığımız ideolojilerin "yönetilenler" katında da mevcut olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Üzerinde durduğu kişiler her ne kadar nispeten basit kimseler iseler de dertleri, kaygıları, tutumları ve inançları bir sosyal kimlik meydana getirmektedir. Bu basit seviyelerde bile, parçalar bir bütün meydana getiren bir iç dengeye ulaşmaktadır.36

Aydınlar katında meydana getirilen ideolojilerin "yönetilenler" katındaki ideolojilerle kesiştiği bir alan vardır: O da, ikisinin de esas itibariyle bir "anlama" fonksiyonu ifa etmesidir. Her ikisi de, çapraşık, anlaşılması zor bir dünyayı düzenleyen entelektüel kalıplardır. Bunun yanında Lane, sıradan adamın genel dünya görüşünün kendi iç muvazenesini sağlama bakımından nasıl bir psikolojik fonksiyon ifa ettiğini anlatmaktadır. Lane'in sokaktaki adamının dünya görüşü, bir siyasî fikir tarihçisinin pek beğeneceği bir yapıya sahip değildir. Satıhta mantıki tutarsızlıklarla doludur. Fakat bu tutarsızlıkların incelenmesi, kendi aralarında tutarlı olduklarını ortaya çıkarmakta, bir fonksiyon ifa etmekte olduklarını, aynı hedefe yöneldiklerini göstermektedir. Sokaktaki adamın fikirleri mantıki bir tutarlılığa sahip değilse de, yaşadığı çerçeve içine konduğu zaman bir tutarlılık kazanmaktadır.

İdeolojinin ortaya çıkardığı bu psikolojik uyum fonksiyonlarının en önemlilerinden biri dinsel fonksiyondur. Lane,

36 Sokaktaki adam hakkında çok daha az iyimser bir görüş için bkz. Philip E. Converse, "The Nature of Belief Systems in Mass Publics" Ideology and Discontent, op, c/f., s. 206-261.

29

bu fonksiyonu ideolojik bütünün bir alt kategorisi olarak ele almaktadır.

Çalışmamızın merkezini teşkil ettiği için üzerinde bilhassa duracağımız bulgulardan biri de, Lane'in dine verdiği stratejik önemdir. Lane'in denekleri için din, ideolojilerinin diğer parçaları gibi, gidişine uymak zorunda oldukları bir dünyada psikolojik bir denge kurmanın yollarından biridir. Din, bir dünyayı anlama ve kendini o dünyada belirli bir yere yerleştirme modeli olarak fonksiyon görmektedir.

Dinin, insanların siyasal inançları içinde böyle merkezî bir yeri olduğu yeni bir bulgu değildir.37 Son yıllarda yapılan oy verme araştırmaları, dinsel görüşlerin -çapraz baskıların tesiriyle azalıp çoğalmalarına rağmen- oy verme analizinin önemli bir "tortu" kategorisini (başka faktörlere indirgene-meyecek bir kategoriyi) teşkil ettiğini göstermiştir.38

Bizim bu eserdeki amacımız, bu tortu kategorisinin, Türkiye'de nasıl çalıştığını anlamaya çalışmaktır. Hedefimiz, Türkiye'de dinin ideolojik-siyasal fonksiyonlarını belirtip Türkiye'de siyasî alanda ne gibi bir rol oynadığını anlatacak başlangıç analitik kategorilerini ortaya çıkarmaktır. Fakat bunun bile yapılabilmesi için, şimdiye kadar burada yalnız siyasal bilimlerin bir araştırma konusu olarak incelediğimiz

37   Gerek   Auguste   Comte,   gerekse   Tocqueville   bundan   çok   açık   şekilde bahsetmişlerdir. Tocqueville için bkz. De La DĞmocratie, Cilt I s. 301 v.d. Auguste Comte için Jean Delvolve, "Auguste Comte et la Religion" Revue d'Histoire de la Philosophie et d'Histoire GĞnörale de la Civilisation, V (1937) s 343-368.

38   Bkz. P. F. Lazarsfeld, B. R. Berelson ve H. Gaudet, The People's Choice (New York, Colombia University Press, 2. baskı, 1948), s. 21-25; B. R. Berelson, P. F. Lazarsfeld ve W. N. McPhee, Voting (Chicago University of Chicago Press, 1954) s. 65; Seymour Martin Lipset; Political Man: The Social Bases of Politics (New York Doubleday, 1960) s. 244; Peter H. Odegard, Religion and Politics (New Brunswick, Rutgers University, 1960); W. ve B. Allinsmith, "Religious Affiliation and Politico-Economic Attitude", Public Opunion Ouarterly 12 (1948) s. 37-389.

30

ideolojiyi, çok daha geniş bir çerçeve içine yerleştirmemiz gerekir. Zira, siyasal bilimciler, ideolojilerin incelenmesini ne kadar kendilerine maletmek isterlerse istesinler, başkaları, konuyu bilim sosyolojisi genel alanına sokmuşlar ve bu sahada araştırma yapmak için siyasal bilimcilerden onay beklememişlerdir.

İdeoloji ve Bilim Sosyolojisi

Daha önce, geleneksel olarak siyasal bilimlerde ideoloji incelemelerinin vaziyet alış incelemesinden bağımsız olarak sürdürüldüğünü görmüştük. Bu yanlış gelişimin siyasal bilimlere ait vebalini yukarda anlatmıştık. Fakat burada, kabahat eşit ölçülerle siyasal bilimcilerle Marx tarafından paylaşılmalıdır. Bir taraftan siyasal bilimciler içinde yaşadıklarını ancak davranışçılarla yapılan uzun bir savaştan sonra kabul ederken,39 Marksistler de çok zaman değeri yitirilmiş metodolojik silâhlara inatla sarılmışlardır.40

Kendi toplumbiliminde ideoloji teorisine o kadar önemli bir yer veren Marx için, ideoloji, hâlâ, gerçeğin tahrif edilmiş algılarının araştırılmasıyla sınırlandırılmıştı. Marx, burjuva algılarının aşırı "ideolojik" kalıpları ve onların uzun vadede bu sınıfın ortadan kalkmasına yol açacak olan "hakikaf'le uyarsızlıkları üzerinde çok durdu. Onun için, bilgi, kesin toplumsal şartların "ideolojik refleksi"41 olduğundan, burjuva,

39   Robert A. Dahi, "The Behavioral Approach in Political Science: Epitaph for a Monument to a Successful Protest", American Political Science Review 55 (1961) s. 763-772.

40   Marksizmin modern toplum bilimleri açısını kullanması için bkz. Marvin Harris, The Rise of Anthropological Theory (New York, Thmas Y. Crovvell, 1968), s. 217-219; fakat Althusser ve ondan esinlenenler siyasi yapının rolünü ayrıntılı olarak incelediklerinde Harris'in tutucu "maddeci'liğinin ötesine geçmişlerdir.

41   George Lictheim, "The Concept of Ideology", History and Theory IV (1965) s. 173-74.

31

dünyayı Pinti Hamit'in dar açısından görmeye mahkûmdu. Bu durumda bir tüm olarak karşılaşılan realitenin içinden algılanan kısımlar pazar mekanizmasının maddî kazanç sağlamayı mümkün kılan çıkarlarıdır. Marx, aynı sorunu bir başka şekilde de ele almıştır: bu seferki izahı, kişilerin sınıflarının karakteristik çatışmaları içine "gömüldükleri" için toplum hakkındaki bilgilerin tarafgir olmaya mahkûm olduğudur. Bu tip izah, Marksizmin ideolojiler konusunda en çok kullanılan yaklaşımı gibi görülmektedir.

Marx'ın bilgi teorisinin bir diğer özelliği proletaryanın (fiir sich) kendi için şekliyle ayrıcalıklı bir durumda olmasıydı. Başka sınıfların kendi sınıflarına "batmış" oldukları için göremediklerini proletarya görebilmektedir. Şüphesiz bu özellik, Marksist teoride proletaryanın tarih içindeki imtiyazlı durumunun sonucu ve insanlığı sınıf yapılarından kurtarmakta oynadığı rolden ileri gelmektedir. Fakat, burada uslamlamanın dairevî olduğu açıktır. Bizim için mühim olan nokta, Marksist düşünce tarzında üst tabakaların daha "ideolojik" düşündükleri kanışıdır. Teorisinin bu yönü için Marx bize tatminkâr kanıtlar vermemektedir.42

Marx'ın önermelerinin kaypaklığı, Marksist teoride "bil-gi"nin ikili bir kullanımından ileri gelmektedir. Marksist teori bir taraftan sosyal gerçekleri algılamayı objektif bir hale getirmeye çalışırken, aynı zamanda toplumsal eylem için bir araç olarak kullanılmaktadır. Böylece, proletarya, propaganda katında, Marksist bilgi teorisinin tek başına kendisine belki de tanımayacağı imtiyazları elde etmektedir. Diğer taraftan, objektif toplum bilgisi elde etme sorununun vazedilmesinin bile ne kadar zor olduğunu ilerdeki sayfalarda göre-

42 Bu konuda şu mehazı da pek ikna edici bulmuyorum: Georg Lukâcs, Histoire et Conscience de Classe, Essais de Dialectique Marxiste (Trc. Kostas Axelos, Jacqueline Bois, Paris, les Editions de Minuit, 1960), s. 67 v.d.

32

ceğiz. Bu itibarla, Marx tek başına halletmesine imkân olmayan bir problem ele almıştı. Verdiği ipuçları ise son derece önemlidir.

Yönetici sınıfların ideolojik tahrifinin ideolojik niteliğe bürümenin tek şekli olduğu, Marx'dan sonraki araştırmaları da etkileyen bir tutumdur. Bilginin toplumsal kökleri hakkındaki görüşlerimizi genişletmek çabasında bulunmuş olan Mannheim bile öncelikle yönetici sınıfların düşünceleri ile ilgilenmişti.43 Bunun yanında toplum hakkındaki bilgilerimizin tahrifinde etken olarak sınıf ya da grup etkisini tek önemli boyut olarak görmüştü.44

Bugün, toplum hakkındaki bilgilerin toplumsal yapılarca "süzülüp" bize intikal etme olayını çok daha geniş bir açıdan ele alıyoruz. Toplum hakkındaki bilgilerimizin sistematik tarafgirlikle etkilenmesi ise hiçbir yerde Levi-Strauss'un teorilerinde olduğu kadar kesin bir şekilde ifade edilmemiştir.

Levi-Strauss'un görüşlerine göre bütün "basit" bilgi, yani bilimsel çabanın ve metodolojinin dışındaki bilgi, toplumun belirli karşılıklı etkileşim şekillerini olduğu gibi sürdürmeye yarayan bir modeldir."45

İdeoloji probleminin genel toplumsal bilgi probleminin bir parçası sayılması Levi-Strauss'un yanında bu konu ile son elli yıl uğraşmış olan sayısız sosyal bilimcinin toplanan katkıları sonucunda ortaya çıkmıştır. Bunda Freud'un şahsiyet planındaki keşiflerinin, Durkheim'ın yapı-din hakkındaki fikirlerinin, öğrenme teorilerini ortaya çıkarmış olanların, öğrenmenin bir sembolik araç olduğunu bulmuş olanların,

43   Bir istisna Anabaptist'lerin kiliazma'sıdır. Bkz. Kari Mannheim, Ideology and Utopia: An Intmduction to the Sociology of Knowledge (London, Routledge, 1936), s. 190.

44   Ibid., s. 224.

45   Bkz. "Social Structure", International Encyclopedia of the Social Sciences (Free Press, Macmillan, 1968), 14, 490. Bu mehaz bundan sonra I.E.S.S. olarak zikredilecektir.

33

 

toplumun içinde birbirinden bir dereceye kadar özerk olarak çalışabilen toplum katlan bulunduğunu anlatmış olanların hepsinin katkısı bulunmuştur. Öğrenim, sosyalizasyon, kültür, din, semboller ve düşünce arasındaki ilişkilere yönelen çağdaş anlayış bize ideolojilerin incelenmesi için 19. yüzyıl-dakilere nisbetle çok daha esnek bir inceleme çerçevesi temin etmiştir. Parsons'un, toplumun organizma, kişilik sistemi, yapı sistemi ve kültür sistemi şeklinde dört tabakalı bir sistem olduğu fikri bize bu tabakalar arasında işleyen mekanizmaları bir bütün içinde incelememizi mümkün kılmıştır. Bu arada "sert" ve "yumuşak" ideolojilerin arasındaki ilişkilerin de ne olduğunu bize anlatan, iki ideoloji türü arasında kavramsal bir köprü kurmamızı mümkün kılan bir teorik yapı elde etmiş oluyoruz.46 "Sert" ve "yumuşak" ideolojileri artık "kültür" bütününün içinde, bu bütünün birer salt süreci olarak inceleyebiliriz.

Yeni sosyal bilimlere ve bilgi sosyolojisine katkıda bulunmuş şahıslan yukarıda şahıs veya okul olarak ele almıştık. Ancak bu bilimcilerin "ekol" olarak varlıklarının yanında, doğrudan doğruya ideolojilerin incelenmesine yararlı önemli eserleri de mevcuttur. Konuyu bırakmadan karşısında bulunduğumuz literatürün zenginliğini ve ele alış tarzlarının çeşitliliğini anlatmak yolunda bunlardan bazılarını zikretmek istiyorum.

Burada Weber'in din'le eylem arasındaki ilişkileri inceleyen önemli eserinden başlamak gerekir.47

Max Weber, kapitalizm'in teşekkülünde Marx'ın belirtti-

46   Bu modelin Talcott Parsons tarafından geliştirilmesi için bkz. Talcott Parsons, The Social System (The Free Press of Glencoe, 1951), passim, ve A. L. Krober ve Talcott Parsons, "The Concept of Culture and of Social System", American Sociological Review (October 1958) s. 583.

47   Max Weber, The Protestant Ethic and the Spirit of Capitalism (çev. Talcott Parsons, New York, Scribner, 1958).

34

ği etkenlerin yanıbaşmda bazı "ideolojik" unsurları katmıştır. Ona göre kapitalizm'i gelişmiş kapitalizm haline getiren bu etkenlerdir. Bu etkenlerin tümü "protestanlığın dünya görüşü" kavramı altında toplanabilir. Protestanlığın Kalvinist şeklinde insanın kendi amaçları için değil Allah'ın verdiği tabiat intizamını gerçekleştirmek için dünyaya geldiği inancı bu sistem içindeki insanları toplumun rasyonel yönlerini geliştirmeye yöneltmiş ve böylece pazar mekanizmasının rasyonellik unsurlarını bir Allah görüntüsü olarak kabul edip onları kullanmaya sevketmiştir. Kalvinizmin, elde edilen zenginliklerin şahsi çıkarlar için kullanılamayacağı fikri ise birikmeye yol açmıştır. Fakat bunun yanında başarı Allah'ın kulunu sevdiğine dair bir "işaret" olarak kabul edildiği için bireyler Kalvinizmde çalışkan olmaya sevkedilmişlerdir. Böylece şekillenmeye başlamış olan kapitalizm Weber'e göre çok daha billûrlaşma imkânını bulmuştur.

Weber'in bizim bakımımızdan bir değer katkısından da bahsetmemiz gerekir. O da büyük sosyologun rasyonellik türleri hakkındaki bulgularıdır. Weber amaç rasyonalitesi (zuueckrational) ile değer rasyonalitesi (wertrational) arasındaki farkı belirtmek suretiyle insanların eylem türlerinin "zihin"deki şekillenişini bize anlatmaya yarayacak tamamen yeni bir eksen sağlamıştır.48 Bu anlatıya göre "rasyonel" bir gayenin neye göre rasyonel olduğunu sormak gerekir. Amaca göre rasyonellik insanın amacını seçme serbestliğinin yanında bu amaca en kısa yoldan varacak yolu seçmekte serbest

48 Rasyonalite tipleri için bkz. Max VVeber, "Über einige kategforien der Verstehenden Soziologie", Max VVeber, Soziologie, VVelIgeschichtliche Analysen, s. 97 v.d., ve krş. Mannheim'in "substansiyel" ve "fonksiyonel" rasyonalite tarzları, bkz. Kari Mannheim, Man and Society in an Age of Reconstruction (New York, 1954), s. 52-53. Meselenin tümü için bkz. Don Martindale, The Nature and Types of Sociological Theory (London, Routledge, 1961), s. 388.

35

olmaktır. Değer'e göre rasyonellik ise belirli bir amaca yönelirken bir insanın, değerlerinin etkisi dolayısıyla yalnız araçlarını seçebilmesi, amacın sabit olmasıdır.

Weber'in eylemle değer arasındaki ilişkileri incelemesi elli altmış sene önce yapılan çalışmalardır. Daha yakın bir geçmişte Bruner,49 insanın bilgi elde etmesinde sembolizme dayanan tarafları anlatmış, sembolleştirme psikolojisinin ideolojilerle ilgisi üzerinde duran herkesin kaynak yapması gereken son derece ilginç bir eser vermiştir. Aynı yazar, Opi-nion and Personality''sinde siyasal vaziyet alışların kişilikle ilişkisini araştırmıştır.50 Erikson, kişiliğin oluşumu sırasında bilginin şekillenmesini ele almıştır. Benlik (şelf) kavramının sosyal psikolojide Mead51 tarafından işlenişi, bilgilerimizin yapıya kavuşmasının bir diğer boyutunu vermiştir. Leach,52 bilginin belirli sembollere intikal ettikten sonra bir toplumun hiyerarşik düzenini korumaya nasıl yaradığını göstermiştir.

Bellah ise53 siyasal değerlerin din tarafında şekillendiril-mesini ele almıştır. Greenstein, otoriteye sahip olanların bu otoritesinin kabul ediliş tarzlarının çocuklarda başladığını bulmuş, bunların otoriteyi ne gibi araçlarla sembolize ettiklerini ve kişiliklerine nasıl malettiklerini incelemiştir.54

Bu liste, toplum hakkındaki bilgimizin toplumsal kökle-

49  Jerome S. Bruner, Jacqueline S. Goodnow ve George A. Austin, A Study of Thinking (New York, Science Editions, 1962); Jerome S. Bruner, "The Course of Cognitive Grovvth" American Psychologist 19 (January 1964).

50   M. Brevvster Smilh, Jerome S. Bruner ve Robert W. VVhite,  Opinions and Personality (Nevi York, John VVİlley, 1956).

51   Goerge H. Mead, Mind, Şelf and Society (Chicago, University of Chicago Press, 1934).

52   E. R. Leach, Political Systems of Highland Burma (London, 1954).

53   Robert N. Bellah, Tokugawa Religion: The Values of Pre-lndustrial Japan (Free Press and Falcon's Wing Press, 1957).

54   Fred I. Greenstein, "The Ber.evolent Leader: Children's Images of Political Authority", American Political Science Review54 (December, 1960), s. 934-943.

36

i

rinin incelenmesine ışık tutan eserlerin bir başlangıcı bile olamaz. Fakat listenin bize göstermeyi başardığı nokta, Marksist bakışın ele aldığı "grup çıkarları" açısından ne kadar öteye geçmiş olduğumuzdur.

Zamanımızda sosyal bilimlerde kaydedilen bu ilerlemeler, dini "endişe azaltıcı" ve "kişiliği billûrlaştırıcı" sembolik bir süreç olarak kavramlaştırmamıza yol açmış ve dinin bu anlamda "yumuşak" bir ideoloji olarak incelenmesinin imkânlarını ortaya çıkarmıştır.55 Burada, bilhassa sosyal antropologların yaklaşımı bizim amacımız bakımından yararlı görünmektedir. Gönümüzün dinle uğraşan sosyal antropologlarının ekseriyeti Marx'ın tek yönlülüğüne, aksi istikamette çalışan tek yönlülükle cevap vererek, artık dinin otorite strüktürlerini destekleyen yönlerini bir tarafa bırakmaya temayül etmektedirler. Strüktürle kültür arasında bulunduğunu belirttiği ilişki daha sonra Durkheim ve okulu tarafından geliştirildiği ve standart bir yaklaşım olarak defalarca kullanılmış olduğu için bıkkınlıktan ve yeni teorik ufukların açılmayışından gelen bu bunalımın çok haklı bir tarafı vardır. Manc'ın fikirlerinin sosyal antropolojisindeki dolaylı ve dolaysız etkileri ile din sürecinden anlayabileceğimiz kadarını anlamış bulunuyoruz, ve yukarda bahsettiğimiz yeni görüş ve bulgulardan istifade etme zamanı gelip geçmiştir bile. Böylece, burada, esas itibariyle bu yeni imkânlardan faydalanmış olan Geertz'e uyarak dini "insanlarda uzun süreli, geniş kapsamlı, güçlü ve güdüler yerleştirmeye çalışan bir semboller sistemi"56 olarak ele alacağız. Kendi toplumumuzda şimdiye kadar fikirle strüktür arasında yapılmış olan araştırmalar çok sınırlı olduğu ve bu bağı gözeten araştırma-

55  Bkz. "Religions", The Sociology of Religion, I. E. S. S., 13, s. 409 v.d.

56  Clifford Geertz, "Religion as a Cultural System" in Anthropological Approaches to the Study of Religion (der. London, Michale Banton, Tavistock, 1980), s. 4-5.

37

larm doymuşluk noktasına gelmediğimiz için, bu görüş açısını toplum katlarının etkisini kabul eden bir görüşle de bağdaştıracağız.

Din'i Türkiye'de bir "eylem aracısı" (mediator of action) olarak ele alışımızın sebebi dinin Türk kültüründe önemli bir unsur olarak belirmesidir. Aralarında seçim kaybetmiş "lâikler'in başta bulunduğu bir kısım politikacılar din faktörünün Türkiye'de karşısına geçilmez bir varlık olduğunu anlatırlar. Daha derin bir düzeyde, lâik Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, Türkiye'de fertlerin kişilik ve kimlik krizlerini halletmekte zorluk çekmiş oldukları açıktır. Cumhuriyetin bu noktadaki başarısızlığının sebebi başka bir araştırmanın konusudur. Ancak, Türkiye'nin değer boşluğu gözleri kamaştıracak kadar belirlidir. Alt sınıflarda bu değer boşluğu İslami olarak bildikleri itikatlara sıkı sıkıya sarılmak suretiyle halledilmek istenmiştir. Aydınlarca "batıl itikatların artışı" olarak değerlendirilen bu niteliklerin toplumsal ve siyasal davranış boyutlarına dönüşeceği şüphe kabul etmez. Ülkemizdeki siyasal davranışın bu yönlerini aydınlığa çıkarmak için çok yönlü araştırmalara ihtiyaç olduğu da kesindir. Fakat dinin bir "yumuşak" ideoloji olarak rolünü çözümlemeye geçmeden önce Türkiye'deki büyük ekseriyetin dini olan İslam'ın nitelikleri üzerinde durmakta fayda vardır. Problem, Türklerin hepsinin aynı mezhepten olmaları bakımından daha da çapraşık bir hâl almaktadır. Bizim bir başlangıç sayılması gereken araştırmamızda açıklık sağlayabilmek için biz burada dini aynı türden (Sünnî) bir bütün olarak ele alacağız. Böylece araştırmamızın bir bölümü İslâm dininin bir kültür yapısı olarak beraberinde getirdiği sorunların araştırılmasına ayrılmıştır. Metodoloji olarak önceden kullanacağımızı söylediğimiz yapı unsurlarının dinle çakışması konusu dolayısıyla, araştırmamızın uzunca bir bölümünde Osmanlı toplum strüktürü üzerinde durmamız gerekecektir.

38

Konu, Türkiye'de daha ele alınmamıştır ve strüktürle din arasındaki ilişki ile yüzlerce defa karşı karşıya gelmiş bulunan Batı sosyal bilimcileri kadar bu konuda problemli bir ortamla başetmenin yarattığı zorluklarla karşılaşmamışızdır. Eserimizin son bölümü din'in Türkiye'de bir eylem yönetici olarak tesiri hakkındaki bulgularımızın İzmir'de bir grup işçi üzerinde yaptığımız bir araştırmada ne dereceye kadar doğrulandığının aranmasına ayrılacaktır.

39