Fikih - Hayvankesimi - Bidayetulmuctehid
16. ZEBÂİH (Hayvan Keşimi) KİTABI
62.Kesilebilen ve Kesilemeyen
Hayvanlar
1.Yenmesi Haram Hayvanlarda Kesimin Etkisi
2.Eti Yenmeyen
Hayvanların Derileri
3.Ölmek Üzere
Olan Hayvanın Kesimi
4.Ana Karnındaki
Yavrunun Kesimi
5.Çekirgenin Kesimi
63. Kesim Şekli
1.Hayvanların Genel
Kesimi
2.Çeşitli Organların
Kesimi
A-B. Organların Kesilecek Kısmi
C-
Nefes Borusunun Kesimi
D- Hayvanın Enseden Kesilmesi
E-
Omiriliğe Kadar Kesme
F- Kesim Sırasında Elin
Kaldırılması
64. Kesim Âleti
65. Kesimin Şartları
1.Kesimden Önce Besmele
2.Hayvanı Kıbleye
Döndürmek
3.Kesim Niyeti
66. Kesim Yapanlar
16. ZEBÂİH (Hayvan Keşimi) KİTABI
Bu bahsin ana kaideleri,
1- Hayvanlardan hangileri kesilir, hangileri kesilmez?,
2- Hayvanlar nasıl ve ne şekilde kesilir?,
3- Hayvanları kesmekte kullanılan alet nasıl olmalıdır?,
4- Hayvan kesmenin şartlan nelerdir?,
5- Hayvanları kim kesebilir, kim kesemez?, diye beş babta toplanmaktadır.
Esasında bu bahsin ana kaideleri dört babtır. Çünkü şartlan bu dört bab-, ta
anlatmak mümkündür. Fakat ayn bir babta anlatılırsa daha kolay anlaşılacağı için
şartlara ayrı bir bab açtık. 1
62. Kesilebilen ve Kesilemeyen
Hayvanlar
Eti yenen hayvanlar -kesilmeden eti yenilen ve yenilemeyen hayvanlar olmak
üzere- iki kısımdır ve bu hayvanlardan bazılarının bu iki kısmın hangisinden
olduğunda ittifak, bazılarında da ihtilâf edilmiştir. Birinci kısımdan olduğunda
ittifak edilen hayvanlar yalnız karada yaşayan ve eti helâl olan kanlı
hayvanlardır. İkinci kısımdan olduğunda ittifak edilen hayvanlar da karada
yaşayamayan deniz hayvanlarının hepsidir. Çekirge gibi eti helâl olup da kanı
bulunmayan veyahut -su kaplumbağası gibi- kanı olup da hem denizde, hem karada
yaşayan hayvanlarda ise ihtilâf etmişlerdir.
Ulema ayrıca;
"Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası anılarak kesilenler, boğulmuş, bir
yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından
susulmuş ve yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanlar size haram kılındı. Ancak
canlı iken kestikleriniz bundan müstesnadır" 2 âyet-i kerimesinde haram odüğu
bildirilen beş sınıf hayvandan herhangi biri eğer daha ölmemişken yetişilip
kesilirse eti helâl olur mu, eti yenmeyen hayvanları kesmenin, derilerinin temiz
olması yönünden etkisi olur mu diyeihtilâf etmişlerdir. Şu halde bu mevzuda ala
ana mes'ele vardır:
1- Âyet-i kerimede haram olduğu bildirilen beş sınıf hayvandan daha can
vermemişken yeüşilenleri kesmenin etkisi var mıdır?
2- Eti yenmeyen hayvanlan kesmekle derileri temiz olur mu?
3- Hasta iken kesilen hayvanın eti helâl mıdır?
4- Gebe olan hayvanın kesilmesi, karnındaki yavrusu için de kesim sayılır mı?
5- Çekirgenin de kesimi var mı?
6- Hem karada, hem denizde yaşayan hayvanlan da kesmek gerekli midir? 3
1.Yenmesi Haram Hayvanlarda
Kesimin Etkisi:
Ulema, yukarıdaki âyet-i kerimede geçen beş sınıf hayvandan herhangi birinin
yanma varıldığı zaman, hayvanın ölmek üzere bulunmadığı ve eğer kesilmezse
ölmeyeceği tahmin edilirse o hayvanı kesmenin faydalı ve etkili olduğunda -benim
bildiğime göre- müttefiktirler. Fakat hayvanın yanma varıldığı zaman, hayvanın
boğulmadan veyahut aldığı yaradan kurtulamayacağı tahmin edilirse o hayvanı
kesmenin faydası olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir.
Kimisi «Faydalıdır, yani kesilirse eti yenir» demiştir. îmam Ebû Hanife bu
görüştedir ve İmam Şafii'nin meşhur olan kavli de budur ve bu aynı zamanda Zührî
ile îbn Abbas'ın da görüşüdür. Kimisi de «Faydası yoktur» demiştir, imam
Mâlik'ten ise, bu hususta her iki görüş de naklolunmuştur. Fakat en meşhur olan
görüşü, yaşayacağı umulmayan hayvanı kesmenin faydası olmadığıdır. Mâlikîlerden
bazıları, yaşayacağı umulmayan hayvanı iki kısma ayırmışlardır. Biri yaşayacağı
kesinlikle umulmayan hayvandır ki Öldürücü bir yara almıştır. Bu hayvanı
kesmenin faydası olmadığında -zayıf bir vecihten başka- ihtilâf yoktur. Biri de
yaşayacağı ihtimalle umulmayan hayvandır. Bunu kesmenin faydası olduğunda ise
iki meşhur rivayet vardır.
Bu ihtilâfın sebebi, âyet-i kerimede geçen "Ancak canlı iken kestikleriniz
hariç" istisnası muttasıl (aynı cümlede) mıdır, münkatı' (ayn cümle) mıdır? diye
ihtilâf etmeleridir. Bu istisnanın muttasıl olduğunu söyleyenler, «Ayette
zikredilen bu beş sınıf hayvanlar daha canlı iken yetişilip kesilirlerse murdar
değillerdir. Çünkü bunlar, bu beş sınıf hayvanın hükmünden istisna
edilmişlerdir» demişlerdir.
Münkatı1 olduğunu söyleyenler ise -münkatı' istisnalarda adet olduğu üzere-, «Bu
istisnanın önceki cümle ile bir ilgisi yoktur. Binaenaleyh bunlar da ölmemişken
yetişilip kesilseler bile murdarlıktan kurtanlamazlar» demişlerdir. Zira eğer
istisna münkatı' olursa âyet, «Boğularak, bir yerine vurularak, yüksek bir
yerden düşerek, başka bir hayvan tarafından süsülerek ve yırtıcı hayvanlar
tarafından yenerek ölen hayvanlar size haram kılınmıştır. Ancak kestiğiniz
hayvanlar size helâldir» mealinde olur. Bu ise, -kendiliğinden ölen hayvan nasıl
bir leş olup murdar ise- bunlar da birer leş olup murdardırlar, demektir. Fakat
sizin sapasağlam olarak kestiğiniz hayvanlar öyle değildir. Zira o hayvanların
ölüm sebebi onları kesmenizdir. Bunlar ise -boğulmak veyahut yüksek bir yerden
düşmek gibi- başka şeylerdir.
istisnanın muttasıl olduğunu söyleyenler, ulemanın, bu hayvanlardan
yaşayacağı umulanları kesmenin faydası olduğunda ittifak etmeleri ile istidlal
etmişlerdir. Münkatı1 olduğunu söyleyenler ise, «Malumdur ki bu beş çeşit
hayvanın haram oluşu, bu hayvanlar canlı iken değil, öldükten sonradır. Zira
canlı iken hayvanın etini yemek zaten haramdır. Hayvanları kesmenin şart olması
ve Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in,
«Hayvan canlı iken vücudundan koparılan herhangi bir parça murdardır» 4 hadisi
bunun delilidir. Şu halde âyet: «Kendiliğinden ölen hayvan nasıl leş ve murdar
olup etini ye-miyorsanız, bu sebeplerden herhangi biri ile Ölen hayvan da
murdardır, etini yiyemezsiniz. Ancak size helâl olan, sizin kestiğiniz
hayvanlardır» mânâsm-dadır ki bu münkatı' istisnadır. Çünkü kesilen hayvan,
kendiliğinden veyahut herhangi bir sebeple ölen hayvanın fertlerinden biri
değildir. Muttasıl olan istisnalarda ise, müstesna istisna edildiği şeyin
fertlerinden biridir» demişlerdir. Fakat doğrusu şudur ki; İstisna ister
muttasıl ister munfasıl olsun, bu hayvanlar eğer daha canlı iken kesilirlerse
helâl olmaları lâzım gelir. Çünkü istisna münkatı1 da olsa, bu hayvanlar daha
canlı iken -canlı kaldıkları müddetçe- diğer hayvanlardan farklı değillerdir.
Diğer hayvanlar kesildikleri zaman nasıl helâl oluyorlarsa, bunların da
kesildikleri zaman helâl olmaları lâzım gelir. Zira diğer hayvanların ölüm
sebebi nasıl kesilmek ise, bu durumda bunların da ölüm sebebi kesilmeleri olur.
«Tahrim'in umumundan, bu hayvanlar da aynının -domuzun aynı gibi-haram olduğu ve
bunun için, domuz kesilse de nasıl helâl olamıyorsa, bunlar da kesilseler bile
helâl olamadıkları anlaşılabilir. Bunun için bu istisna getirilmiştir ki
bunların aynının haram olmadığı ve eğer daha ölmemişlerken kesilirlerse helâl
oldukları bilinsin» de diyebiliriz. Eğer böyle olursa, istisnanın münkaü1
olduğunu söyleyenlerin itirazına da yer kalmaz.
Bu hayvanlardan yaşayacağı umulmayanlarla, yaşayacağı şüpheli olanlar arasında
hüküm ayırımı yapanlar ise, belki istisnanın münkatı1 olduğu görüşündedirler
de,yaşayacağı şüpheli olanları yaşayacağı umulanlara kıyas etmişlerdir. Zira
yaşayacağı-umulanlan kesmenin faydası olduğunda icma1 vardır. Belki de
istisnanın muttasıl olduğu görüşündedirler de, yaşayacağı umulmayanları
istisnanın hükmünden kıyas yolu ile istisna etmişlerdir. Zira kesmek -ancak eğer
ölüm sebebinin kesmek olduğu bilinirse- faydalıdır. Ölüm sebebi kesilmek mi,
yoksa -boğulmak, vurulmak vesaire gibi- bir başka sebep mi diye bilinmediği
zaman ise kesmenin faydası yoktur.
Bunlar şöyle de diyebilirler. «Yaşayacağı umulmayan hayvanlar ölmüş hayvanlar
hükmündedirler. Kesmenin şartı ise, giden hayatı değil, duran hayatı
gidermektir».5
2. Eti Yenmeyen Hayvanların
Derileri:
Eti yenmeyen hayvanları kesmekle derileri temiz olur mu, olmaz mı? diye ihtilâf
etmişlerdir.
imam Mâlik 'Domuzdan başka -ister yırtıcı, ister diğer hayvanlar olsun- bütün
hayvanlar kesilirlerse, temiz olurlar' demiştir ki îmam Ebû Hani-fe de bu
görüştedir. Ancak Mâlild mezhebinde -yiyecek ve içecekler bahsinde geleceği
üzere- yırtıcı hayvanların haram ya da mekruh olduğu hakkında ihtilâf vardır.
îmam Şafii ise, 'Eti yenmeyen hayvanları kesmenin faydası yoktur* demiştir.
Bu ihtilâfın sebebi, haram ve helâlbkta hayvanın diğer parçalan hayvanın etine
tabi midir, değil midir diye ihtilâf etmeleridir:
Hayvanın diğer parçalan da etine tabidir diyenler, «Eri yenmeyen hayvanın
kesilmekle helâl olmadığı için diğer parçalan da helâl olamaz» demişlerdir.
Etine tabi değildir diyenler ise, «Kesmek her ne kadar et üzerinde etki
yapmıyorsa da, diğer kısımlar üzerinde etki yapar. Çünkü asıl, kesmenin,
hayvanın her cüzü üzerinde etki yapmasıdır. Fakat eti yenmeyen hayvanın eti
üzerinde etki yapmadığına dair delil vardır. Şu halde hayvanın diğer cüzleri
asıl üzerinde kalmıştır» demişlerdir. 6
3. Ölmek Üzere Olan Hayvanın Kesimi:
Ulema, ölmek üzere olmadığı halde kesilen hasta hayvanın helâl olduğunda
müttefiktirler. Fakat ölmek üzere iken kesilenin helâl olup olmadığında ihtilâf
etmişlerdir.
Cumhur helâl olduğu görüşündedir, îmam Mâlik'ten de rivayet olunan meşhur görüş
budur. Fakat haram olduğunu söylediği de rivayet olunmuştur.
Bu ihtilâfın sebebi, kıyasın hadis ile çelişmesidir. Zira rivayet olunduğuna
göre Ka'b b. Mâlik'in bir cariyesi kırda koyun sürüsünü otlatırken bir tanesi
düşmüş de, cariye yetişip onu bir taş ile kesmiş ve bunu Peygamber (s.a.s)
Efendimiz'e sorduklarında Efendimiz (s.a.s),
«istersenizyiyiniz» demiştir. Bu hadisi hem Müslim, hem Buhârî
kaydetmişlerdiı^Hadis, sadece Buhârî'de)7 vardır. Kıyas ise, ölmek üzere bulunan
hasta hayvanın -kesilse bile- haram olmasını gerektirmektedir. Zira -bilindiği
üzere- kesmek ancak, diri olan hayvanlann eti üzerinde etki yapar. Ölmek üzere
bulunan hayvan ise ölmüş hayvan hükmündedir.
Ölmek üzere iken kesilen hasta hayvanın helâl olduğunu benimsemiş olanlar da,
mutlaka helâldir dememiş ancak «ne zaman ki kesilirken kendisinde hayat emaresi
bulunursa helâldir» demişlerdir. Fakat bu emarenin ne olduğu hakkında ihtilâf
etmişlerdir. Kimisi «Muteber olan, kıpırdamadır. Kesilirken kıpırdamayan hayvan
haramdır» demiştir. Kimisi kıpırdamayı şart koşmamıştır. Birincisi Ebû
Hüreyre'nin, ikincisi Zeyd b. Sâbit'in görüşüdür.
Kinlisi de «Kesilirken gözünü kırpmayan, kuyruğunu sallamayan ve ayaklarını geri
tepmeyen hayvanın eti haramdır» demiştir. Bu da Said b. el-Müseyyeb ile Zeyd b.
Eslem'in görüşüdür ve Muhammed b. el-Mevvâz da bunu tercih etmiştir. Kimisi de,
bunlardan başka, hayvanın aynca nefes alıp vermesini de şart koşmuştur. Bu da
İbn Habib'in görüşüdür. 8
4. Ana Karnındaki Yavrunun Kesimi:
Ulema, gebe olan hayvanı kesmenin karnındaki yavrusu için kesim sayılıp
sayılmadığında ihtilâf etmişlerdir.
Cumhur, «Kesilen hayvanın karnındaki yavru da kesilmiş sayılır» demiştir, imam
Mâlik ile imam Şafii bu görüştedirler.
imam Ebû Hanife ise, «Annesinin kamından canlı olarak çıkan yavru kesilir ve
yenir. Ölü olarak çıkan ise murdardır» demiştir.
Annenin kesimi yavru için de kesim sayılır diyenler iki gruba ayrılmışlardır.
Kimisi, yavrunun teşekkül edip tüylerinin bitmesini şart koşmuştur, îmam Mâlik
bu görüştedir. Kimisi de, «Bu şart değildir» demiştir. İmam Şafii de buna
katılır.
Bu ihtilâfın sebebi, hem bu mevzuda rivayet olunan Ebû Said el-Hudrî hadisinin
sıhhatinde ihtilâf etmeleri, hem de bu hadisin kıyasa uyma-yışıdir. Tirmizî ile
Ebû Davud'un Câbir'den benzerini rivayet ettikleri bu hadis «Rasûlullah
(s.a.s)'a bazan deve, inek ya da koyun veya keçiyi kestiğimizde karnında yavru
görüyoruz,.onu yiyebilir miyiz, yoksa atmalı mıyız? diye sorduk. Rasûlullah
(s.a.s),
«Yiyiniz, isterseniz. Zira onun kesimi annesinin kesimidir» buyurdu» 9
mealindedir. Bu hadis için kimisi, «Sahihtir», kimisi «Değildir» demiştir.
Sahihtir diyenlerden biri Tir-mizî'dir.
Kıyasın hadise uymayışına gelince: Çünkü eğer yavru -annesi kesilirken-
canlanmış ise boğularak ölür. Boğularak ölen hayvanın ise haram olduğu nassen
bildirilmiştir. Ebû Muhammed b. Hazm da haram olduğunu benimsemiş ve hadisin
senedi hakkında «Bir şey değildir» demiştir.
Yavrunun tüylenmiş olmasının şart olup olmadığında ihtilâfetmele rinin sebeb i
de umumun kıyas ile çelişmesidir. Zira «Ceninin kesimi annesinin kesimidir»
hadisindeki umum -tüyleri bitmiş olsun olmasın- helâl olmasını gerektirmektedir.
Ceninin kesime tabi olması ise.-kesilen diğer hayvanlara kıyasen- onda can
bulunmasının şart olduğunu göstermektedir. Cenin ise, ancak vücudu teşekkül
ettikten ve tüyleri bittikten sonra canlanmış olur. Abdullah b. Ömer ile
ashabtan bir cemaatin de bu şartı koştukları rivayet olunmuştur. Muammer de
Zührî'den, Abdullah b. Ka'b b. Mâlik'in «Rasûlullah (s.a.s)'ın ashabı «Ceninin
tüyleri bittiği zaman kesimi annesinin kesimidir» derlerdi» dediğini rivayet
etmiştir, İbnü'l-Mübârek ise, îbn Ebî Leylâ'dan, Peygamber (s.a.s)
Efendimiz'in,«Ceninin kesimi -tüyleri b
«Ceninin kesimi -tüyleri bitmiş olsun olmasın- annesinin kesimidir»
10buyurduğunu rivayet etmiştir. Fakat Ibn Ebî Leylâ muhaddislerce unutkanlıkla
meşhurdur. Bununla beraber kıyas bu hadisi te'yid etmektedir. Zira cenin
annesinden bir parça olduğu için, kesiminin annesinin kesimi içinde olması lâzım
gelir. Bunun için ceninin canlanmış olmasını şart koşmak manasızdır. Bu
itibarla, yukarıda Mâlikîlerden naklettiğimiz şekilde kıyas yaparak hadisin
umumunu tahsis etmek zayıf bir yoldur. 11
5. Çekirgenin Kesimi
Ulema çekirge hakkında da ihtilâf etmiştir. İmam Mâlik «Çekirge kesilmeden
yenemez. Fakat çekirgenin kesimi herhangi bir şekilde öldürülmesidir» demiştir,
imam Mâlik'ten başka, diğer bütün ulema ise, «Kendiliğinden ölen çekirgeyi yemek
caizdir» demişlerdir, imam Mâiik'e göre kanı bulunmayan diğer hayvanların kesimi
de çekirgenin kesimi gibidir.
Bu ihtilâfın sebebi,
"Meyte size haram kılındı" 12 âyet-i kerime-
sinde geçen MEYTE (Leş) kelimesi çekirgenin de ölüsüne şamil midir, değil midir
diye ihtilâf etmeleridir. Bu ihtilâfın bir başka sebebi daha vardır. Çünkü
kimisi «Çekirge büyük balıkların» kimisi: «Bir kara hayvanının burnundan akan
salgıdan oluşmaktadır» demiştir. 13
63. Kesim Şekli
Bu babta iki mes'ele vardır. Birinci mes'ele her hayvana mahsus olan kesimin
çeşitleri, ikinci mes'ele de mutlak kesimin keyfiyeti hakkındadır. 14
1. Hayvanların Genel Kesimi:
Ulema, hayvanların kesimi -NAHR ve ZEBH olmak üzere- iki çeşit olduğunda ve
nahr'ın develere, zebh'in dedavar ve kuşlara mahsus olup, sığırlarda ise hem
nahr'ın, hem zebh'in caiz olduğunda müttefiktirler. Fakat develerde zebhin ve
davarlarda kuşlarda nahnn caiz olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir. Nahr;
hayvanı, ayağı bağlı olarak ve üç ayağı üzerinde durarak, zebih de hayvanı
yatınp üç ayağı bağlı olarak boğazlamaktır.
imam Mâlik «Eğer bir zaruret bulunmazsa davar ve kuşlarda nahr ve develerde de
zebh caiz değildir» demiştir. Kimisi de, bütün hayvanlarda her iki çeşit kesimin
de -kerahetsiz olarak- caiz olduğunu söylemiştir ki imam Ebû Hanife, imam Şafii,
Süfyan Sevrî ve bir cemaat bu görüştedir. Eşheb de «Eğer zebh edilmesi gereken
hayvanlar nahr ve nahr edilmesi gereken hayvanlar zebh edilirse eti yenir, fakat
mekruhtur» demiştir. îbn Bukeyr de «Zebh edilen devenin eti yenir, fakat nahr
edilen davarın eti yenmez» demiştir. Bütün bu ihtilâflar bir zaruret bulunmadığı
haldedir. Eğer zaruret bulunursa her iki çeşit kesimin de caiz olduğunda
müttefiktirler.
Bu ihtilâfın sebeb i de, Peygamber (s.a.s) Efendimizin,
«Kanı döken aletle ve Allah'ın adı anılarak kesilen hayvanın etini yiyiniz» 15
hadisindeki umum ile, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in fiili arasında bulunan
çelişmedir. Zira bu hadisin umumundan, ne şekilde olursa olsun, kesilen hayvanın
-kanı döküldükten sonra- helâl olduğu anlaşılmaktadır. Bununla beraber sabittir
ki Peygamber (s.a.s) Efendimiz, deve ile sığırları zebh ve davarları da nahr
etmemiştir. Sığır ve davarları zebh etmenin cevazında ittifak etmelerinin sebebi
de,
"Allah size, bir sığır zebih etmenizi emreder" 16 âyet-i kerimesinde sığır
hakkında ve
"Ona bir koçu bedel verdik" 17 âyet-i kerimesinde de koç hakkında zebh
kelimesinin kullanılmış olmasıdır. 18
2. Çeşitli Organların Kesimi:
Yemek ve nefes boruları ile bu boruların iki yanında bulunan iki büyük
şahdamarlan kesilen hayvanın helâl olup etinin yenebildiğinde müttefik olan
ulema bu mevzuya ilişkin altı mes'elede ihtilâf etmişlerdir:
1- Sözü geçen bu dört uzvun hepsini kesmek şart mıdır, yoksa bazılarını kesmek
kâfi geliyor mu?
2- Uzuvların tamamını kesmek gerekir mi? Yoksa çoğu kesilirse kâfi geliyor mu?
3- Nefes borusunun başındaki yutak denilen düğüm gövde tarafında kalırsa caiz
midir, yoksa baş tarafına geçmesi şart mıdır?
4- Ensesinden kesilen hayvanın etini yemek caiz midir değil midir?
5- Arka taraftaki omirilik denilen beyaz damar da kesilene kadar kesmeği
sürdürmek caiz midir değil midir?
6- Kesme ameliyesi bitmeden eli kaldırıp bir daha indirmek caiz midir? 19
A-B. Organların Kesilecek Kısmi:
îmam Mâlik'ten rivayet olunan meşhur görüşe göre, nefes borusu ile sağ ve sol
yanındaki iki büyük damarın kesilmesi şarttır Aksi taktirde hayvan murdar olur.
Kimisi îmam Mâlik'ten bunlarla beraber yemek borusunun da kesilmesinin şart
olduğunu, kimisi de, yalnız iki damarın kesilmesinin kâfi geldiğini rivayet
etmiştir. Mâliki uleması iki damarın tamamını kesmenin şart olduğunda ihtilâf
etmemişlerdir. Fakat nefes borusunu kesmenin şart olduğunu söyleyenler bu
borunun tamamını kesmenin şart olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir.
Kimisi «Tamamını kesmek şarttır», kimisi «Çoğu kesilirse kâfi gelir» demiştir.
İmam Ebû,Hanife de «Üd boru ile iki damardan üç tanesini kesmek
şarttır. Bu kesilenler ister iki damar ile bir boru, ister iki boru ile bir
damar olsun» demiştir, imam Şafii'ye göre ise şart olan, sadece iki boruyu
kesmektir, îmam Muhammed b. Hasen de «Her dört uzvu da kesmek şarttır. Fakat her
bir uzvun tamamını kesmek vacib değildir, her birinden çoğunun kesilmesi
kâfidir» demiştir.
Bu ihtilâfın sebebi, bu hususta herhangi bir şartın nakledilmemiş olmasıdır.
Ancak bu hususta iki hadis vardır İd biri, hayvanın yalnız kanını boşaltmanın,
biri de, iki damarını kesmenin vücubünu bildirmektedir. Birincisi Rafı' b.
Hadic'in yukarıda metni geçen «Kanın damarlardan boşalmasını sağlayan alet ile
ve Allah'ın adı anılarak kesilen hayvanın etini yiyiniz» 20 mealindeki
hadisidir. Bu hadisin sıhhatinde ittifak edilmiştir. İkincisi de Ebû Ümâme'nin
«Peygamber (s.a.s) Efendimiz,
«Diş veyahut tırnak ile kesilmemiş olmak şartıyla, 'boğazdaki iki kan daman
kesilen hayvanın etini yiyiniz' buyurdu» 21mealindeki hadisidir. Birinci hadisin
zahiri yalnız damarların bir kısmını kesmenin vücubünu göstermektedir. Zira
damarların bir kısmını kesmekle kan boşalmış olur. İkinci hadiste ise damarların
tamamını kesmenin şart olduğu bildirilmektedir. Şu halde her ild hadis de
damarları kesmenin şart olduğunu bildirmekte müttefiktirler.
Bunun için eğer, «Hadiste geçen EL-EVDAC kelimesindeki tarif harfi baziyet'i
(parça) ifade ediyor» dersek bu iki hadisi te'lif etmek mümkün olur. Zira Arap
dilinde ta'rif harfi kimi zaman baziyet'i ifade eder ki, o zaman, hadis, «Kan
damarlarının bir kısmı kesilen.hayvanın etini -eğer diş veyahut tırnakla
kesilmemişse- yiyiniz» mealinde olur. Nefes ve yemek borularının -hele yalnız bu
iki borunun- kesilmesini şart koşanların ise semt bir dayanakları yoktur. Bunun
içindir ki kimse, «Neyi kesmenin kâfi geldiği üzerinde ic-ma1 edilmişse, onu
kesmek vacibtir. Zira hayvanın helâl olması için onu kesmek şart olduğuna ve
hayvanın nesini kesmenin kâfi geldiği hususunda da bir nass bulunmadığına göre,
neyin üzerinde icma' edilmiş ise o şeyi kesmenin vacib olması lâzım gelir»
demiştir. Fakat bu zayıf bir görüştür. Zira kâfi geldiği üzerinde icma' edilen
bir şeyin sıhhat için şart olması lâzım gelmez22
C- Nefes Borusunun Kesimi:
Hayvan kesilirken, nefes borusunun başındaki yutak denilen düğüm
gövde tarafına geçerse, îmam Mâlik ile İbn Kasım, «Murdar olup eti yene-mez»;
Eşheb, İbn Abdilhakern ve îbn Vehb «Yenir» demişlerdir.
Bu ihtilâfın sebebi, kesimde nefes borusunun kesilmesi şart mıdır, değil midir
diye ihtilâf etmeleridir. Şarttır diyenler, «Düğümün baş tarafına geçmesi
lâzımdır. Çünkü eğer gövde tarafında kalırsa nefes borusu kesilmiş olmaz»
demişlerdir. Şart değildir diyenler ise, «Düğümün gövde tarafına geçmesinde bir
sakınca yoktur» demişlerdir. 23
D- Hayvanın Enseden Kesilmesi:
Mâliki mezhebinde, ense tarafından kesilen hayvanın haram olduğunda ihtilâf
yoktur. Said b. el-Müseyyeb, İbn Şihâb ve diğerleri de aynı görüştedirler. İmam
Şâfıi, îmam Ebû Hanife, İshak ve Ebû Sevr ise, hayvanın ense tarafından
kesilmesini caiz görmüşlerdir. Bu görüş İbn Ömer, Hz. Ali ve îmrân b. Husayn'dan
da rivayet olunmuştur.
Bu ihtilâfın sebebi, ölüm halinde gelen hayvanı kesmenin caiz olup olmadığında
ihtilâf etmeleridir. Zira arka taraftan kesilen hayvanın nefes ve yemek boruları
ile şah damarları, omirilik denilen beyaz damardan sonra kesilmiş olurlar. Beyaz
damarı kesilen hayvan ise daha kesilmeden ölüm haline gelmiş olur. Bu
mes'eledeki ihtilâfın sebebi yukarıda da geçti24
E- Omiriliğe Kadar Kesme:
İmam Mâlik, «Beyaz damar kesilene kadar kesime devam etmek mekruhtur. Bu da eğer
kesime başlarken beyaz damarın kesilmesi kastedilmezse böyledir. Çünkü eğer
beyaz damarı da kesmek kasdı ile kesmeğe başlansa, caiz olmayan bir kesini şekli
kastedildiği için haram olur» demiştir. Mutarrif ile İbn Mâcişûn da «Eğer kişi
beyaz damarı -kesilmesinin caiz olmadığını bildiği halde ve bile bile- keserse
hayvanın eti yenemez. Fakat eğer bunu bilmez veyahut yanlışlıkla keserse
yenebilir» demişlerdir. 25
F- Kesim Sırasında Elin
Kaldırılması:
Mâliki mezhebinde, hayvanı bir defada ve hiç el kaldırmadan kesmenin şart
olduğunda ve eğer kişi, daha hayvan tamamen kesilmemişken elini kaldırıp bir
müddet durduktan sonra bir daha indirerek kesmeyi tamamlarsa o hayvanın etini
yemenin caiz olmadığında ihtilâf yoktur. Fakat eğer elini kal-
dınp da durmadan bir daha indirirse, caiz inidir değil midir diye ihtilâf
etmişlerdir, îbn Habib, «Eğer elini kaldırdıktan sonra durmadan bir daha indirip
kesmeyi tamamlarsa hayvanın eti yenir», Sahnun ise «Böyle de olsa yenmez»
demiştir. Kimisi de «Eğer hayvanın tamamen kesilip kesilmediğini anlamak için
elini kaldırrrsa ve tamamen kesilmediğini anlayınca hemen indirip kesmeyi
tamamlarsa helâldir, yoksa helâl değildir» demiştir. Kimisi, Sahnun'un sözünü de
bu şekilde tefsir etmiştir. Kimisi de «Sahnun bunu mekruh görmüştür» demiştir.
Ebu'l-Hasan el-Lahmî, «Eğer bunun tersi söylenmiş olsaydı yani: Eğer kişi,
hayvanın kesilmiş olduğu zannıyla elini kaldırdıktan sonra tamamiyle
kesilmediğini anlar da bir daha indirip kesimi tamamlarsa helâldir denseydi daha
yerinde olurdu. Çünkü birinci şekilde kişi elini mütereddid olarak, bunda ise
yakın üzerine kaldırmıştır» demiştir.
Bu ihtilâfın sebebi, kesim organlarının tamamının kesilmesi şart olduğu görüşüne
dayanır. Çünkü eğer tamamının kesilmesi şart olmazsa bu organlardan her birinin
çoğu kesildikten sonra kişinin elini kaldırıp bir daha indirmesinde bir sakınca
olmaz. Fakat eğer tamamının kesilmesi şart olursa, organlar tamamı ile
kesilmeden el kaldırıp indirmek, ölüm haline gelmiş bir hayvanı kesmek
kabilinden olur. Ölüm haline gelen bir hayvan ise kesilmekle helâl olamaz. 26
64. Kesim Âleti
Ulema demir, taş ve ağaç gibi kenarları sivri olup damarları kesip hayvanın
kanını boşaltabilen her şeyle hayvan kesmenin caiz olduğunda müttefiktirler.
Ancak diş, tırnak ve kemik ile kesmenin caiz olup olmadığında ihtilâf
etmişlerdir. 27
Kimisi kemikle kesmeyi caiz görmüş, fakat «Diş ve tırnakla caiz değildir»
demiştir. Bunlar da iki gruba ayrılmış olup kimisi «Diş ve tırnakla mutlaka caiz
değildir» kimisi «Eğer munfasıl olurlarsa, yani yerlerinden ayrı olurlarsa
caizdir» demiştir. Kimisi de «Diş ve tırnakla kesmek haram değil, mekruhtur»
demiştir.
Mâliki mezhebinde, damarları kesip kanın dökülmesini sağlayabilen kemiklerle
kesmenin caiz olduğunda ihtilâf yoktur. Fakat diş ve tırnak ile kesmenin caiz
olup olmadığında ihtilâf edilmiştir. -Yukarıda geçtiği üzere-kimisi «Mutlaka
caiz değildir», kimisi «Mutlaka melaaıhtur» demiş, kimisi de «ittisal
(yapışıklık) ve infısal (ayrılık) halleri arasında hüküm ayırımı yapmış, yani
kesilen ve yerinden çıkarılan tırnak ve dişlerle caizdir, yerlerinde duran diş
ve tırnaklarla caiz değildir demiştir.
Bu ihtilâfın s e b e b i, Rafı1 b. Hadic, "Ya Rasûlallah, biz yarın düşmanla
karşılaşacağız ve hayvan kesmek için bizde biçtik yoktur. Kamışla kesebilir
miyiz?' diye sormuş,'Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in buyurduğu,
«Diş ve tırnaktan başka, kanın dökülmesini sağlayan herhangi bir aletle ve
Allah'ın adı anılarak kesilen hayvanın etini ye. Diş ve tırnakla kesilen
hayvanın haram olduğunun sebebini size söyleyeyim. Çünkü diş kemiktir. Tırnak da
Habeslilerin bıçağıdır» 28 mealindeki hadisin mefhumunda ihtilâf etmeleridir.
Kimisi «Tırnak ve dişlerle kesilen hayvanın kanı, ekseriyetle dökülme-diği için
bunlarla kesmek yasak edilmiştir» demiş kimisi de bu yasağın taabbüd olduğunu
söylemiştir. Taabbüddür diyenler de üç gruba ayrılıp, kimisi bunlarla kesmenin
haram, kimisi fasit, kimisi mekruh olduğu mânâsını çıkarmıştır. «Yasağın sebebi,
bunlarla kesilen hayvandan ekseriyetle kanın dökülmeyişidir» diyenler, «Hayvan
bunlarla kesildiği zaman eğer kanı dö-külürse helâldir» demişlerdir. Bunun
içindir ki bazıları, «Eğer diş ve tırnaklar munfasıl olursa caizdir, muttasıl
olurlarsa caiz değildir» demişlerdir. Çünkü munfasıl olan diş ve tırnağın bu işi
görmesi biraz daha mümkündür. Bu da imam Ebû Hanife'nin görüşüdür. Yasağın
taabbüd olduğunu söyleyenler içinde yasak edilen şeyin fasid olduğunu
söyleyenler, «Bunlarla kesilen hayvan -kanı dökülse de- haramdır» demişlerdir.
Yasak edilen şeyin fasit olmayıp sadece haram olduğunu söyleyenler de, «Bunlarla
hayvan kesmek günahtır. Fakat kesilen hayvanın kanı, eğer boşalırsa eti
helâlcÜD> demişlerdir.
Yasağı kerahete hamledenler ise, «Bunlarla hayvan kesmek mekruhtur, fakat
kesilen hayvanın eti helâldir» demişlerdir. Diş ile diğer kemikler arasında
hüküm ayınmı yapanlann görüşü ise manasızdır. Çünkü Peygamber (s.a.s) Efendimiz
diş ile hayvan kesmenin caiz olmadığına, dişin kemik olduğunu sebep
göstermiştir. Bununla beraber Mâliki mezhebinde demir bulunduğu zaman, başka
şeylerle hayvan kesmenin mekruh olduğunda ihtilâf yoktur. Çünkü Peygamber
(s.a.s) Efendimiz,
«Şüphe yoktur ki Allahu Teâiâ her şeyi güzel ve uygun bir şekilde yapmayı farz
kılmıştır. Şu halde birisini öldürdüğünüz zaman bile onu uygun bir şekilde
Öldürünüz ve bir hayvanı kestiğiniz zaman da uygun bir şekilde kesiniz. Herhangi
biriniz bir hayvanı kesmek isteyince önce bıçağını bilesin ve hayvanı çabuk
keserek ona eza vermesin» 29 buyurmuştur. Bu hadisi Müslim almıştır.
65. Kesimin Şartlan
Bu babta üç* mes'ele vardır. Birinci mes'ele, hayvan kesefk^n besmele çekmenin,
ikinci mes'eîe hayvanın yüzünü kıbleye çevirmerû\n> üçünct mes'ele de niyet
getirmenin şart olup olmadığı hakkındadır. 30
1. Kesimden Önce Besmele:
Ulema hayvan keserken besmele çekmenin hükmü hakkında ihtilâi eâip üç çeşit
görüşte bulunmuşlardır. Kimisi «Besmele çekmek mutlaka va-cibtir», kimisi
«Hatırlanırsa vacibtir, unutulursa vücub sakıt olur» kirpisi de «Sünnet-i
Müekkede'dir» demiştir. Birinci görüş zahirilerle Îbn Ömer:, Şa'bî ve îbn
Sîrîn'indir. İkinci görüş İmam Mâlik, İmam Ebû Hanife ve Svifyan Sevrî'nindir.
Üçüncü görüş de İmam Şâfıi ile tabilerinindir ve îbn Abblas ile Ebû Hüreyre'den
de rivayet olunmuştur.
Bu ihtilâfın sebebi, hadis ile Kur'an-i Kerim'in zahiri arasında bulunan
çelişmedir. Kur'an delili,
"Allah'ın adı sö,y-lenmeksizin kesilen hayvandan yemeyiniz. Şüphe yoktur ki
ondan yi?-mek günahtır" 31âyet-i kerimesidir. Bununla çelişen hadis ise, îmari
Mâlik'in Hişâm'dan, Hişâm'ın da babasından, «Rasül-i Ekrem (s.a.s)'e 'Kırda
oturanlardan kimisi arasım bize et getiriyorlar. Bu etler kesilirken besmele
çekilip çekilmediğini bilmiyoruz' diye soruldu. Rasûl-i Ekrem (s.a.s),
YSiz, üzerine besmele çekin, sonra yiyin' buyurdu» 32 diye rivayet ettiği
hadistir.
İmam Mâlik 'Bu hadis İslâmiyet'in başlangıcında varid olmuştur, onun
için âyet ile ne';sholunmuştur' demiştir, imam Şâfîi ise bu görüşe
katılmamıştır. Çünkü hadisin zahirinden, Medine'de vurud ettiği anlaşılmaktadır.
Âyet ise Mekke'de nazil olmuştur. Bunun için imam Şafii besmeleye dair emri
müstehablığa hamletmek suretiyle âyet ile hadisi te'lif etmiştir. Besmele
çekmenin vücubunu ve fakat unutulduğu zaman vücubun sakıt olduğunu benimsemiş
ol/anlar ise, «Ümmetim üzerinden, yanlışlıkla ve unutarak işlenen günahın
sorumluluğu kaldırılmıştır» 33 mealindeki hadise dayanmışlardır. 34
2. Hayvanı Kıbleye Döndürmek:
Hayvanı keserken yüzünü kıbleye/çevirmeye, kimisi «Müstehab» 35 kimisi « yacib»,
kimisi «Caizdir», kimisi de «Mekruhtur», demiştir. Mez-hebte hayvanın yüzünü
kıbleye çevirmenin keraheti ile memnuiyetine dair görüşler|jı ikisi de vardır.
Bir mes'ele şeriatte meskût geçtiği için onda asıl, cevazdır. Mes'elede
eğerKıyas-ı Mürsel veyahut uzak bir Kıyas-ı Şebeh kul-lamlma/zsa kıyas edilecek
bir aslı da yoktur. Kıyas-ı Mürsel -caiz görenlere göre- bfelli bir asla
dayanmayan kıyas demektir. Kıyas-ı Şebeh de burada şoyled/ir «Kıble kutsal bir
yöndür. Hayvan kesmek de bir ibadet olduğuna göre o/nda da kıblenin şart olması
lâzım gelir». Fakat bu zayıf bir kıyastır. Çünkü namazdan başka hiçbir ibadette
kıble şart değildir. Hayvan kesmeyi namaza kıyas etmek ise zayıf bir kıyastır.
Kesilen hayvanı ölen kimseye de kıyafs etmek keza zayıftır. 36
3. Kesim Niyeti:
Mâlikî ulemasından kimisi, hayvan keserken niyet getirmenin vücubu
benimsemiştir. Diğer mezheblerde de bu ihtilâf var mı yok mu
-şimdilik-bilemiyorum 37; fakat bulunması lâzımdır. Çünkü hayvan kesmekte
keyfiyet ve sayının şart olduğuna bakılırsa, hayvan kesmenin de bir ibadet ve
do-layısı ile niyete muhtaç olması lâzım gelir. Hayvan kesmekten güdülen gayeye
bakılırsa, niyetin şart olmaması lâzım gelir. Çünkü hayvanı kesmekten maksat,
onun canlılık vasfını gidermek olduğuna göre, niyet getirilmese de bu vasıf
ondan kesmekle zail olur. Tıpkı, niyet getirmeden necaseti yıkamakla necasetin
zail olması gibi. 38
66. Kesim Yapanlar
Bu yönden şeriatte zikredilen insanlar üç sınıftır. Bir sınıf, kestiklerinin
helâl olduğunda, bir sınıf, kestiklerinin helâl olmadığında ittifak edilmiş, bir
sınıfın da kestiklerinin helâl olup olmadığında ihtilâf edilmiştir.
Kestiklerinin helâl olduğunda ittifak edilen sınıf: -müslümanhk erkeklik,
erginlik, namaz kılmak ve akıl sahibi olmak üzere- beş şartı kendisinde toplayan
kimselerdir.
Kestiklerinin helâl olmadığında ittifak edilen sınıf da puta tapan müşriklerdir.
Zira Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerimede
"Dikili taşlar üzerine kesilenler size haram kılınmıştır" 39bir âyet-i kerimede
de
"Allah size, Allah'tan başkasının adına kesilenleri haram kılmıştır" 40
buyurmuştur.
Kestiklerinin helâl olup olmadığında ihtilâf edilenler ise birçok sınıflardır.
Fakat en meşhur olanları; -Hıristiyan, Yahudi, Mecusi, Sabii, kadın, çocuk,
deli, sarhoş, namaz kılmayan, hırsız ve soyguncular olmak üzere- on sınıftır.
Cenâb-ı Hak,
"Kitap verilenlerin yemekleri size helâldir ve sizin yemekleriniz de onlara
helâldir"41 buyurduğu için, ulema, Benî Tağlib kabilesinden olmamak, dinlerinden
dönmemiş olmak, kestikleri hayvanı kendileri için kesmek, keserlerken Allah'ın
adını andıkları bilinmek ve kestikleri hayvanın dinlerinde haram olmamak veyahut
kendileri tarafından haram edilmemiş olmak şartı ile -Hıristiyan ve yahudiler
tarafından kesilen hayvanların helâl olduğunda müttefik iseler de, bu şartlardan
biri eksik olduğu zaman kestikleri hayvanın helâl olup olmadığında ihtilâf
etmişlerdir.
Benî Tağlib hıristiyanlannın kestikleri -ibn Abbas'a göre- helâldir ve cumhur da
buna katılır. Kimisi de haram olduğunu söylemiştir. Bu da Hz. Ali'den rivayet
olunmuş ve imam Şafii'nin iki kavlinden biridir.
Bu ihtilâfın sebebi, âyet-i kerimede geçen "Kitap verilenler" deyimi, nasıl
-tsrâiloğullan ile Rumlar gibi- diğer milletlerin Yahudi ve Hıristi-yanlarına
şamil ise, Hıristiyan veyahut Yahudileşen Araplara da şamil olup olmadığında
ihtilâf etmeleridir.
Mürted olan, yani dininden dönen yahudi ve hıri s uyanların kestikleri ise
-cumhura göre- haramdır. Fakat Ishak helâl olduğunu söylemiş ve Süfyan Sevrî de,
Mekruhtur demiştir. Bu ihtilâfın da sebebi keza bu deyimin mürted olan yahudi ve
hıristiyanlara şamil olup olmadığında ihtilâf etmeleridir.
Hıristiyan ve yahudilerin keserlerken Allah'ın adını anıp anmadıkları bilinmeyen
hayvanın eti ise, cumhur «Yenebilir» demiştir ki bu söz, Hz. Ali'den de rivayet
olunmuştur. Bunda ihtilâf edilip edilmediğini şimdilik bilemiyorum. Fakat Islâmî
şartlara göre kesilmeyen hayvanın haram olması asıl olduğuna göre, bunda da
ihtilâf edilmiş olabilir. Zira eğer, hayvan kesilirken besmele çekmenin şart
olduğu söylenirse, kesilirken Allah'ın adının anılıp anılmadığı bilinmeyen
hayvanın haram olduğunu söylemek lâzım gelir. Bayramlannda veyahut mabedleri
adına kestikleri bilinen hayvanların hükmü hakkında ise kimisi, «Mekruhtur»
demiştir ki bu, imam Mâlik'in görüşüdür. Kimisi de «Caizdir» demiştir. Bu da
Eşheb'in görüşüdür, imam Şâfİi ise, «Haramdır» demiştir.
Bu ihtilâfın da sebebi, Kur'an-ı Kerim'den iki âyetin umumları arasında bulunan
çelişmedir. Zira,
"Kitap verilenlerin yemekleri size helâldir" 42âyet-i kerimesi,
"Allah'tan başkasının adı anılarak kesilener size haram-kılınmıştır" 43 âyet-i
kerimesinin muhassisi (anlamını özel-[eştirici) olabildiği gibi, ikinci âyet de
birinci âyetin muhassisi olabilir. Zira bu âyetlerden her birini diğerinden
istisna etmek mümkündür. Bunun için, birinci âyeti ikinci âyet ile tahsis
edenler, «Hıristiyan ve yahudilerin bayram-annda ve tapınakları adına kestikleri
hayvanlar haramdır» ikinci âyetin bi-inci âyetle muhassas olduğunu söyleyenler
ise, «Helâldir» demişlerdir.
Dinlerinde haram olduğu halde kestikleri hayvanın hükmüne gelince: Kimisi
«Haramdır» kimisi «Helâldir», kimisi «Mekruhtur», kimisi de «Eğer Tevrat'ta
haram kılman hayvanlardan ise haramdır, kendileri tarafından haram kılınmış ise
helâldir» demiştir. Mâliki mezhebinde bu her dört görüş de vardır.
Haram olduğu görüşü İbn Kasım'dan, helâl olduğu görüşü İbn Vehb ile îbn
Abdilhakem'den, hüküm ayırımı görüşü de Eşheb'ten rivayet olunmaktadır.
Bu ihtilâfın sebebi de, âyetin umumu ile, hayvan kesmekte niyetin şart olması
görüşü arasında bulunan çelişmedir.
Hayvan kesmekte niyet şarttır diyenler, «Haramdır. Çünkü dinlerinde haram olan
hayvanı keserlerken helâl olmasını kasdetmezler» demişlerdir. Niyetin şart
olmadığını söyleyen ve âyeti umumunda bırakanlar ise «Helâldir» demişlerdir.
Yahudiler tarafından kesilen hayvanın iç yağı hakkında da ihtilâf edilmiştir ki
bu ihtilâfın sebebi de yine budur.
İmam Mâlik ile tabilerinden başka iç yağı mes'elesinde ihtilâf eden olmamıştır.
Kimisi «Haramdır» demiştir. Eşheb bu görüştedir. Kimisi de «Mekruhtur» demiştir.
İmam Mâlik'ten ise her iki görüş de rivayet olunmuştur. Kimisi de «Mubahtır»
demiştir.
iç yağı hakkındaki ihtilâfın bir başka sebebi daha vardır. Oda, kesilen hayvanın
cüzleri değişik hükümler alır .m, almaz mı diye ihtilâf etmeleridir. «Bir
hayvanın cüzleri değişik hükümler alabilir» diyenler, «Yahudilerin kestiği
hayvanın iç yağı haramdır» değişemez diyenler ise «Helâldir» demişlerdir. Cihad
bahsinde geçen, Abdullah b. Muğaffel'in Hayber'de bir iç yağı tuluğuna
rastgeldiği hakkındaki hadis 44, helâl olduğuna delalet eder.
Tevrat'ta haram olduğu bildirilen hayvanlarla, kendileri tarafından haram
kılınan hayvanlar arasında hüküm ayınım yapanlar ise, «Tevrat'ta haram olduğu
bildirilen hayvanlar gerçekte haram olduğu için kesmekle kendilerine helâl
olamaz. Fakat kendileri tarafından haram kılınan hayvanların haram olduğu inancı
batıl bir inanç olduğu için, o hayvanlar kesilirlerse helâldir» demişlerdir.
Bana kalırsa ister dinleri, ister kendileri tarafından haram kılınmış olsun,
hiçbir hayvan -eğer İslâm şeriatında helâl ise- haranı değildir. Zira bütün
şeriatler islâm şeriatı ile nesholunmuştur. Bunun için onların bu husustaki
inançlarını nazara almamak lâzım gelir. Bunun gibi, inançlarının ne İslâm
inancına, ne de kendi dinlerinin inancınatiymasının da şart olmaması gerekir.
Zira eğer böyle olursa kestikleri hayvanların hiçbir tanesi bize helâl olamaz.
Çünkü dinlerinin inançları bizim dinimizin inançları ile nesholunmuş- -tur ve
bizim şeriatımıza inanmaları da muteber değildir. Bu ancak, Allah ta-'.
rafından kendilerine hâss olarak vaz'edilen bir hükümdür. Şu halde onların
kestikleri -hiçbir kayıt ve şarta tabi olmaksızın- bize helâldir. Aksi taktirde
buna dair âyetin hükmü tamamı ile ortadan kalkmış olur. Bunu aklında tut. Çünkü
-Allah bilir- bu açık bir gerçektir.
Mecusîlere gelince, Cumhur kestiklerinin haram olduğu görüşündedir. Çünkü
mecusîler, müşriktirler. Bir cemaat de, Peygamber (s.a.s) Efendi-miz'in,
«Mecusîler hakkında Hıristiyan ve ya-hudilerin usulünü uygulayınız» 45 hadisine
dayanarak, «Mecusîlerin kestiği helâldir» demişlerdir.
Cumhur, kadın ile çocuğun kestiklerinin helâl olduğu görüşündedir, imam Mâlik de
buna katılır.
Ebû Mus'ab ise 'Kadın ile çocuk noksan oldukları için kestikleri mekruhtur'
demiştir.
Cumhurun kadın hakkında ihtilâf etmeyişinin sebebi, «Ka'b b. Mâlik'in bir
cariyesi merada davarları güderken davarın bir tanesi düşmüş ve cariye yetişip
onu bir taş ile kesmişti. Bunu Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e sordular. Efendimiz
(s.a.s)
'Zararı yoktur yiyiniz' buyurdu» 46 mealindeki Muaz b. Sa'd'ın hadisidir. Zira
bu hadisin sıhhatinde ihtilâf yoktur.
Deli ile sarhoşun kestiklerine, imam Mâlik «Haramdır» îmam Şafii «Helâldir»
demiştir.
Bu ihtilâfın sebebi, hayvan kesmede niyet şart mıdır, değil midir diye ihtilâf
etmeleridir. Şarttır diyenler-deli ile sarhoştan niyet sahih olmadığı için-,
«Kestikleri haramdır» demişlerdir. Niyetin şart olmadığını söyleyenler ise, deli
ile sarhoşun, kestiklerinin helâl olduğunu benimserler.
Hırsız ile soyguncunun kestiklerine gelince: Cumhur helâl olduğu görüşündedir.
Kimisi de, «Hırsız ile soyguncunun kestikleri murdardır» demiştir, imam Dâvûd
ile İshak b. Râheveyh bu görüştedirler.
Bu ihtilâfın sebebi de, bir fiilin yasak edilmesi, yasak edilen o fiilin fasid
olduğuna delalet eder mi, etmez mi diye ihtilâf etmeleridir. Delalet eder
diyenler, «Hırsız ile soyguncu çaldıkları veyahut gasbettikleri hayvanı
kesmeleri ve o hayvanda tasarruf etmeleri yasak edildikleri için, yasak kılınmış
olan kesmeleri fasiddir» demişlerdir.
Eğer yasak edilen şey yasaklanmış olan fiilin şartlarından olmazsa delalet etmez
diyenler ise, «Kesmeleri fasid değildir. Çünkü hayvana malik olmak hayvanı
kesebilmenin şartı değildir» demişlerdir. îbn Vehb'in Muvatta'ında «Bu mes'ele,
Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e sorulmuş da Efendimiz
(s.a.s) bunda bir sakınca görmemiştir» diye nakledilmektedir.
Rivayet olunduğuna göre, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e sahibinin izni olmaksızın
kesilmiş olan bir hayvanın hükmü sorulmuş ve Peygamber (s.a.s) Efendimiz onu
mekruh görerek,
«Onu esirlere yediriniz» 47 diye cevap vermiştir. Bu bahsin ana mes'eleleri
hakkında -Allah bilir- bu kadar kâfidir. 48
1 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/339.
2 Mâide, 5/3.
3 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/341.
4 Ebû Dâvûd, Sayd% 11/3, no: 2858.
5 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/342-344..
6 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/344..
7 Zebâih, 72/18, no: 5501.
8 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/344-345.
9 Tirmizî, Eı'ıme, 18/2, no: 1476; Ebû Dâvûd, Edâhî, 10/18, no: 2828.
10 Mâlik,Dahâyâ, 23/5, no: II.
11 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/345-346.
12 Mâide,5/3.
13 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/346.
14 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/347.
15 Buhâit, Zebâih, 72/36, no: 5543.
16 Bakara, 2/67.
17 Sâffât, 33/107
18 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/347-348.
19 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/348.
20 Buhârî, Zebâih, 72/36, no: 5543.
21 Taberânî (Heysemî, Mecmâü'z-Zevâid, 4/34.
22 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/348-349.
23 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/349-350.
24 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/350.
25 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/350.
26 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/350-351.
27 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/353-354.
28 Buhârî, Zebâih, 12116, no: 5543.
29 Müslim, Sayd, 34/H, no: 1955.
30 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/355.
31 En'am, 6/121.
32 Buhârî, Zebâih, 72/21, no: 5507.
33 Ibn Mâce, Talâk, 10/16, no: 2045.
34 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/355-356.
35 Ebû Hanife, bu görüştedir.
36 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/356.
37 Kurban keserken niyet, "Allah'a yakınlaşma" olmalıdır.
38 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/356.
39 Mâide, 5/3.
40 Mâide, 5/3.
41 Mâide, 5/5.
42 Mâide,5/5.
43 Mâide, 5/3.
44 Müslim, Cihad, 32/25,"no: 1792.
45 Mâlik, Zekât, 17/24, no: 42.
46 Buhârî, ZebâiK 72/18, no: 5501.
47 Ebû Dâvûd, Buyu\ 17/3, no: 3332.
48 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/357-361.
İslami Okul Okulların En Önemlisi