Fikih - Hirsizlik - Bidayetulmuctehid
66 SİRKAT (Hırsızlık) KİTABI
187. Hırsızlığın Tanımı
188. Hırsızlık Suçunun Şartları
189. Hırsızlık Suçunun Cezası
1. El Kesme ve Tazminat
2. Kesilecek El
190. Hırsızlık Suçunun Sabit Oluşu
66 SİRKAT (Hırsızlık) KİTABI
Bu bahse dair konuşmamız, "Hırsızlık nedir? Çalınması ile hırsızlık cezası lazım
gelen malın ve kendisine ceza lazım gelen hırsızın şartlan nelerdir? Hırsızlık
suçunun cezası nedir? Bu suç, neyle sabit olur?" konulan kındadır. 1
187. Hırsızlığın Tanımı
HIRSIZLIK: Kişinin başkasına ait olan ve kendisine güvenilip teslim edilmeyen
bir malı gizli olarak ve sahibinin izni olmaksızın bırakıldığı yerden alıp
götürmesidir. Başkasının malını zimmet veya ihtilas yolu ile almanın cezayı
gerektiren hırsızlık sayılmadığında ittifak bulunduğu için, hırsızlığın
tarifinde «Kendisine güvenilip teslim edilmeyen» kaydını ilâve ettik. Zira
kişinin, kendisine emanet olarak teslim edilen bir malda hıyanet etmesi zimmet
veya ihtilastır. Şeriat dilinde ona hırsızlık denilmez ve onu işleyene hırsızlık
cezası lazım gelmez. Fukahadan yalnız îyas b. Muaviye zimmet ve ihtilasın da
hırsızlık cezasını gerektirdiğini söylemiştir ki, bu hususta Peygamber (s.a.s)
Efendimiz'den de bir hadis rivayet olunmuştur2. Kimisi de, Mahzumoğulları
kabilesinden olan kadının meşhur hadisine dayanarak, «Başkasından emanet olarak
bir süs takımı veyahut herhangi bir şeyi alıp da. sonra inkâr eden kimsenin de
eli kesilir» demiştir ki, îmam Ahmed ile îshak da buna katılır. Hadisi rivayet
eden Hz. Âişe şöyle diyor:
«Mahzumoğulları kabilesinden zengin bir kadın vardı. Şundan bundan süs eşyasını
emanet alır, sonra inkâr ederdi. Peygamber (s.a.s) Efendimiz onun bu huyu için
elinin kesilmesini emretti. Bunun üzerine kadının akrabaları Üsâme b. Zeyd'e
gelerek kadının elini kestirmemesi için Peygamber (s.a.s) Efendimizden rica
etmesini söylediler. Üsâme de Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den rica etti. Fakat
Peygamber (s.a.s) Efendimiz Usâme'ye,
'Bir daha senin, Allah'ın koyduğu herhangi bir -cezanın tatbik edilmemesi
hususunda aracılık ettiğini görmeyeyim' diye kızdı ve sonra minbere
'Ey insanlar! Sizden öncekiler, içlerinde güçlü ve mevki sahibi olan kimseler
hırsızlık yaptıkları zaman onlara dokunmadıkları ve fakat güçsüz kimseler
hırsızlık ettikleri zaman onları cezalandırdıkları için yok olup silindiler.
Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer bu kadın Muhammed
kızı Fatıma da olsaydı elini kestirecektim' buyurdu» 3.
ipakat cumhur bu hadisi, usûle aykırı bulduğu için reddetmiştir. Zira usûle\göre
kendisine emanet olarak bir şey teslim edilen herhangi bir kimse o şeyin
ziyamdan sorumlu değildir. Çünkü bu kimse, o şeyi sahibinin izni ol' maksızın,
sahibi tarafından bırakılıp saklandığı yerden alıp götürmemiştir Derler ki: Bu
hadisin metninden bir şey atılmıştır. Hadisin metni esasında «Bu kadın hem
hırsızlık yapar, hem sundan bundan emanet olarak aldığı eşyayı inkâr edip geri
vermezdi» şeklindedir. Nitekim Peygamber, (s.a.s) Efendimiz'in «Güçlü ve mevki
sahibi olan kimseler hırsızlık yaptıkları zaman...» sözü de bunu göstermektedir.
Kaldı ki bu hadisi Leys b. Sa'd, Zührî'den muttasıl bir sened ile rivayet
ederken, onun rivayetinde «Mahzu-moğullart kabilesinden bir kadın hırsızlık
yapmıştı»4 diye geçmektedir. Bu da göstermektedir ki bu kadın hem hırsızlık
yapar, hem emanet olarak kendisine teslim edilen eşyayı inkâr ederdi.
Ulema başkasının malını elinden zorla alan veyahut gücüne dayanarak güçsüz
kimselere zulüm ve haksızlık eden kimsenin de elinin kesilmediğinde
müttefiktirler. Meğer o kimse, silah zoru ile halkın yolunu kesip onları
soyarsa, o zaman yol kesici ve soyguncu olur ki, soyguncuların hükmü birazdan
gelecektir. 5
188. Hırsızlık Suçunun Şartları
Elinin kesilmesi lazım gelen hırsızın şartlarına gelince: Ulema müttefiktirler
ki, hırsızlık yapan kimsenin -ister hür, ister köle, ister erkek, ister kadın,
ister müslüman, ister gayr-i müslim olsun- kendisine şer'î ceza lazım gelmesi
için mükellef olması şarttır. Ancak islâmiyet'in ilk devrinde efendisinin
yanından kaçıp hırsızlık yapan köle hakkında ihtilâf edildiği ve Ibn Ab-bas, Hz.
Osman, Mervan ve Ömer b. Abdülaziz'den «Kaçan köle hırsızlık ederse eli
kesilmez» dedikleri rivayet olunmuştur. Fakat bunlardan sonra, herhangi bir
kimsenin bunu söylediği duyulmamıştır.
işte bir mes'ele hakkında başlangıçta ihtilâf edildiği halde, sonraki devirlerde
o mes'ele hakkında ihtilâf edilmediğini icma1 kabul edenler için, mes'ele
kesindir. Bunu icma' kabul etmeyenler de, «Hırsızın elini kesin» diye varid olan
emrin taşıdığı umuma dayanmışlardır. «Kaçan köle, hırsızlık yaptığı zaman eli
kesilmez» diyenlerin ise, «Parçaîanabilen cezaların yansi-köleye lazım geldiğine
göre, parçalanamayan cezanın köleye hiç lazım gelmemesi gerekir» diye bir kıyas
yapmaktan başka bir dayanakları yoktur. Bu kıyas ise, zayıf bir kıyastır.
Çalınması ile ceza lazım gelen malın şartlarına gelince: Cumhura göre bu
şartlardan biri, çalınan malın muayyen bir nisab olmasıdır. Hasan Basrî'den ise,
«Çalman mal ne kadar olursa olsun, onu çalan kimsenin eli kesilir. Zira 'Erkek,
kadın, kim hırsızlık yaparsa elini kesin' âyet-i kerimesin-deki emir âmmdır»
diye söylediği rivayet olunmuştur. Haricîlerle kelamcı-lardan bir cemaat da bu
görüştedirler. Bu görüşe sahip olanlar, Buhârî ile Müslim'in Ebû Hüreyre'den
Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in buyurduğunu rivayet ettikleri,
«Allah hırsıza la'net eylesin. Yumurtayı çalar, eli kesilir. İpi çalar, eli
kesilir»6 hadisine dayanmış olabilirler. Çalınması ile ceza lazım gelmesi için
malın muayyen bir nisab olmasını şart görenler -ki cumhurdur- şart gördükleri
nisabın miktan hakkında bir hayli ihtilâf etmişlerdir. Fakat hepsi
içinde kuvvetli delillere dayanan, sadece iki görüştür ki, birisi Hicaz fukahası
olan îmam Mâlik, îmam Şâfıi ve başkalarının, birisi de Irak fukahasımn
görüşüdür. Hicaz fukahası, «Çalınan mal üç dirhem gümüş veyahut çeyrek dinar
altm olursa hırsızın eli kesilir», demişlerdir. Fakat çalınan malın ne gümüş, ne
de altın olmayıp eşya olduğu, üç dirhem ile çeyrek dinann da değer bakımından
aynı olmadığı zaman, hangisi ile değerlendirilir diye ihtilâf etmişlerdir, imam
Mâlik -kendisinden gelen meşhur rivayete göre- «Eğer ikisi aynı değerde o&naisa,
meselâ: Çeyrek dinann değeri üç derhem olmayıp ild-buçuk dirhem olursa,
dirhemlerle değerlendirilir» demiştir, imam Şâfıi de «Eşyaya değer biçmede asıl,
dinardır, dirhem değildir. Hatta dirhemin bile değerlendirilmesinde asıl
dinardır» demiştir. Buna göre, eğer üç dirhemin değeri çeyrek dinardan az
olursa, üç dirhemi çalan kimsenin eli -îmam Şafii'ye göre- kesilmez. îmam
Mâlik'e göre ise, dinar ile dirhemin ikisi de başlıbaşma birer asıldırlar.
Bağdadlılardan kimisi ise, îmam Mâlik'ten «Dinar ile dirhemden hangisi daha çok
piyasada bulunuyorsa, çalman şey onunla değerlendirilir» dediğini rivayet
etmiştir. Zannedersem Mâlild ulemasından kimisi de «Çeyrek dinar, üç dirhem ile
değerlendirilir» demiştir. Ebû Sevr, Evzâî ve îmam Dâvûd, İmam Şafii gibi, îmam
Ahmed de îmam Mâlik'in meşhur olan görüşü gibi söylemişlerdir. Irak uleması ise,
«Çalınması elin kesilmesini gerektiren nisabın miktarı on dirhem olup on
dirhemden az olan bir miktarı çalan kimsenin eli kesilmez» demişlerdir. îbn Ebî
Leylâ ile îbn Şibrime'nin, içinde bulundukları bir cemaat da «Elin kesilmesini
gerektiren nisabın miktan beş dirhemdir», kimisi de «Dört dirhemi çalanın da eli
kesilir» demişlerdir. Osman el-Bettî de «îki dirhemi çalmakla bileeî kesilir»
demiştir,
Hicaz fukahasımn dayanağı îmam Mâlik'in Nâfi' tarikiyle îbn Ömer' den rivayet
ettiği «Peygamber (s.a.s) Efendimiz, kıymeti üç dirhem olan bir kalkanı çalan
adamın elini kestirdi» 7 mealindeki hadis ile, îmam Mâlik'in Hz. Âişe'den mevkuf
olarak, Buhârî'nin de Hz. Aişe'den Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e mtisned olarak
rivayet ettikleri,
«El, çeyrek dinar ile çeyrek dinardan çok olan şeyler için kesilir» 8hadisidir.
Irak fukahasımn dayanağı da îbn Ömer'in yukanda geçen hadisidir. Derler ki: Her
ne kadar îbn Ömer çalındığını rivayet ettiği kalkanın kıymeti üç dirhem idi,
diye söylüyorsa da, esasında kıymeti -birçok hadislerde geldiği üzere- on dirhem
idi. îbn Abbas ile başkalan gibi, kalkan için el kesildiğini benimsemiş olan
ashabtan birçoklan kalkanın kıymeti hakkındaki îbn Ömer'in görüşüne
katılmamışlardır, Muhammed b. Ishak da, Amr b. Şuayb
tarikiyle Amr'm babasından, babası da dedesinden «Peygamber (s.a.s) Efendimiz,
'Değeri kalkanın fiyatından az olan bir şeyi çalan hırsızın eli kesilmez' diye
buyurdu. Kalkanın fiyatı da Peygamber (s.a.s) Efendimiz zamanında on dirhemdi» 9
dediğini rivayet etmiştir. Muhammed b. Ishak, Eyyûb b. Mûsâ tarikiyle de
Atâ'dan, îbn Abbas'm «Kalkanın fiyata Peygamber (s.a.s.) Efendimiz zamanında on
dirhem idi» 10 dediğini rivayet etmiştir. Çalınması cezayı gerektiren nisabın ön
dirhem olduğunu söyleyenler «Herhangi bir şey hakkında ihtilâf bulunduğu zaman,
kesin olanı tutmak gerekir» demişlerdir. Bunların bu sözü, eğer Hz. Aişe'nin
hadisi olmasaydı güzeldi.
Hırsızlık nisabının çeyrek dinar olduğunu söyleyen îmam Şafii de Hz. Aişe'nin
hadisine dayanmıştır. îmam Mâlik ise, îbn Ömer'in hadisine dayanmıştır. Zira bu
hadis, yine îmam Mâlik'in «Hz. Osman üç dirhem değerinde bir turunç çalan adamın
elini kestirdi» diye rivayet ettiği eserle güçlenmektedir, îmam Şâfıi ise, Hz.
Osman'ın bu eserine «Onun zamanında bir dinann değeri on iki dirhem idi» diye
cevap vermiştir.
Hırsızlık nisabının üç dirhem olduğu g'Mişü, her ne kadar hırsızlık olay-lannı
önlemek bakımından daha uygun ise de, on dirhem olduğu görüşü de, değersiz bir
şey için, şerefli olan insanın çok lüzumlu bir organını kesmenin doğru olmadığı
düşüncesine daha uygundur.
îbn Ömer ve Hz. Aişe'nin hadisleriyle Hz. Osman'ın fiilini te'lif etmek, imam
Şafii'nin görüşüne göre mümkündür. Fakat diğerlerinin görüşüne göre mümkün
değildir. Te'lifin tercihten iyi olduğunu kabul ettiğimiz taktirde en iyi görüş
İmam Şafii'nin görüşüdür.
îşte hırsıza ceza lazım gelmesi için çalınan şeyin şartlarından biri budur.
Ulemanın birden çok kişilerin çalınması hırsızlık cezasını gerektiren miktarda
bir şeyi çaldıktan zaman elleri kesilir mi, kesilmez mi diye ihtilâf etmeleri de
bu babtandır. îmam Mâlik «Çaldıklan şey aralarında taksim edildiği zaman her
birinin hissesi nisabtan aşağıya düşse bile, birlikte çaldıkları şeyin tamamı
nisab olduğu için, elleri kesilir» demiştir ki, îmam Şafii, îmam Ahmed ve Ebû
Sevr de bu görüştedirler. İmam Ebû Hanite ise, «Eğer arala-nnda taksim edildiği
zaman her birinin hissesi bir hırsızın nisabı kadar olmazsa, elleri kesilmez»
demiştir. Ellerinin kesildiği görüşünde olanlar, hırsızlık olaylan Önlensin
diye, «Çünkü çalınan malın tamamı, hırsızlık nisabıdır» demişlerdir. Diğerleri
ise «Şeriatın, çalınması halinde sadece bir elin kesilmesini emrettiği bir mal
için birden çok eller kesilmez» demişlerdir.
Ulema, çalınan mala ne zaman kıymet konulması lazım geldiği konusunda da ihtilâf
etmişlerdir. İmam Mâlik «Çalındığı gün», İmam Ebû Hanife de «Hakimin karar
vereceği gün kıymet konulur» demişlerdir.
Hırsızlık cezasının lazım gelmesi için çalınan malın ikinci şartı da, hırz'dan
yani çalınan şeyin saklanması adet olan yerden çalınmış olmasıdır. Zira fetva
yetkisine sahip olan bütün îslâm fukahasi ile tabileri, her ne kadar her bir
şeyin hırz'ı, yani nerede saklanması adet olan yeri hakkında ihtilâf etmişlerse
de, «Hırsızın elini kesebilmek için, çaldığı şeyi hırz'ından, yani saklanmasının
adet olduğu yerden almış olması şarttır» demişlerdir. HIRZ'ın en uygun tarifi,
-ileride söyleyeceğimiz gibi- «Herhangi bir şeyin -kilit arkasında olması gibi-
bir engel yüzünden kolaylıkla alınamadığı yerdir» şeklinde tarif etmektir. îmam
Mâlik, îmam Ebû Hanife, imam Şafii, Süfyan Sevrî ve , bunların tabileri,
«Hırsıza ceza lazım gelmesi için, çaldığı şeyi hırz'mdan almış olması gerekir»
diyenlerdendirler. Zahiriler ile kelamcılardan bir cemaat ise, «Hırsızın eli
mhtlaka, yani çaldığı şeyi ister hırz'ından, ister başka yerden almış olsun,
kesilır^Üemişlerdir.
Cumhurun dayanağı, Amr b. Şuayb'ın babasından, babasının da dedesinden Peygamber
(s.a.s) Efendimiz'in buyurduğunu rivayet ettiği,
«Ne ağacında asılı bulunan meyvanın, ne de dağda kalan hayvanın çalınması için
el kesilir. El ancak, ne zaman ki hayvan ağılda veyahut meyva harmanlıkta olur
da çalınır ve değeri de kalkanın fiyatına varırsa iste o zaman kesilir» 11
hadisidir. îmam Mâlik'in mürseî olarak Abdullah b. Abdur-rahman b. Ebû Hüseyin
el-Mekkî'den rivayet ettiği hadis de, Amr b. Şuayb'ın hadisi mealindedir.
Zahirilerin dayanağı da âyetin umumudur. Zira zahiriler, «Sıhhati sabit olan
hadislerle tahsis edilmeyen herhangi bir âyeti umumunda bırakmak gerekir.
Sıhhati sabit olan hadisler ise, ancak çalınan malın cezayı gerektiren ve
gerektirmeyen miktarlarını bildirmişlerdir. Çalınan malın hırz'ından alınması
şartı ise, sıhhati sabit herhangi bir hadis ile bildirilmiş değildir. Çünkü Amr
b. Şuayb'ın bütün hadislerinde ihtilâf bulunduğu için onun bu konudaki hadisine
güvenüemez» demişlerdir. Halbuki Ebû Ömer b. Abdilberr, «Amr b. Şuayb'ın
hadisleri güvenilir kimseler tarafından rivayet olundukları zaman, onlarla amel
etmek vacibtir» der.
Çalınan malın hırzından alınmasını şart görenler de, bu konu ile ilgili bazı
mes'elelerde ittifak, bazılarında da ihtilâf etmişlerdir. Meselâ, odanın
kapısını kıran veyahut bir anahtar uydurup açan kimsenin odanın içinden aldığı
eşyayı, hırzmdan aldığında veyahut kendisi ile başkası arasında müşterek olmayan
evin bir odasından herhangi bir şeyi çıkarıp bir başka oday&götüren kimsenin, o
şeyi hırzından aldığında ittifak etmişlerdir. Herhangi bir şeyi torbasından
çıkaran veyahut kendisi ile başkası arasında müşterek bulunan evin bir odasından
bir diğer odasına götüren kimsenin ise, o şeyi hırzmdan alıp almadığında ihtilâf
etmişlerdir. İmam Mâlik ile hırzı şart koşanlardan birçok kimseler, «Kişi, ortak
olduğu evin bir odasından kendisine ait olmayan herhangi bir şeyi çıkardığı
zaman, eli kesilir» demişlerse de, İmam Ebû Yûsuf ile îmam Muhammed, «Başkasına
ait olan şeyi evin cümle kapısından da dışarı çıkarmadıkça eli kesilmez»
demişlerdir.
Bu konu ile ilgili mes'elelerden biri de, mezarları açıp ölü kefenlerini soyan
kimseye hırsızlık cezasının lazım gelip gelmediği hakkında ettikleri ihtilâftır,
îmam Mâlik, İmam Şafii, îmam Ahmed ve bir cemaat, «Mezar, kefenin hırzı olduğu
için bu kimsenin eli kesilir» demişlerdir ki, Ömer b. Abdüla-ziz de buna
katılır. İmam Ebû Hanife ile Süfyan Sevrî ise, «Bu adama hırsızlık cezası lazım
gelmez. Hakim ona, uygun gördüğü cezayı verir» demişlerdir. Bu görüş de Zeyd b.
Sâbit'ten rivayet olunmuştur.
îmam Mâlik'e göre HIRZ; çalman şeyin saklanması adet olan yer demektir. Buna
göre ağıl hayvanların hırzıdır, sandık veya kasa, paranın hırzı-dır, insan,
sırtındaki elbisenin hırzıdır. İnsan, üzerinde veyahut yanında bulunan her şey
için hırzdır. Bir kimse herhangi bir şeyi yastık yaparak başını o şeyin üstüne
koyup yattığı zaman, -gelecek olan Safvan b. Ümeyye'nin hadisinde belirtildiği
üzere- o şeye hırz olur. İmam Mâlik'e göre, çocuğa tabii bulunan mücevherleri
çalan kimsenin -eğer çocuğun beraberinde bir koruyucusu bulunmazsa- eli
kesilmez. Ka'be'den de herhangi bir şeyi çalan kimsenin eli kesilmez. Camiler de
Kabe gibidirler. Kimisi «Mâlikî mezhebinde 'Camiden geceleyin eşya çalan
kimsenin eli kesilir' diye bir görüş vardır»
demiştir.
Hangi şey hırzdır, hangi şey hırz değildir konusunda bu babın daha birçok
mes'eleleri vardır.
Hırsıza ceza lazım gelmesi için çaldığı şeyi hırzmdan çıkarmasını şart koşanlar,
bir kimsenin herhangi bir şeyi hırzından çıkardığı zaman, eğer o kimse için «O
şeyi hırzmdan çıkarmıştır» denilebiliyorsa - o şeyi çıkarırken ister kendisi
hırzın içinde, ister dışında olsun- elinin kesilmesinde bütün ulema
müttefiktirler. Fakat eğer o kimseye «Hırzmdan çıkarmıştır» demekte tereddüt
ediliyorsa, elinin kesilmesinde ihtilâf etmişlerdir. Nasıl ki Mâlikî uleması,
iki hırsızdan biri içeride, biri de dışarıda durup içeride olan hırsız, eşyayı
pencerenin kenarına getirip, diğeri de dışarıya çekerse, ikisinden hangisinin
eli kesilir diye ihtilâf etmişlerdir. Kimisi «Dışarıda duranın eli kesilir.
Çünkü eşyayı hırzından çıkaran odur» kimisi «İkisinin de eli kesilmez. Çünkü
herbirine ayrı ayrı 'Eşyayı tek başına hırzından çıkarmıştır' denilemez» kimisi
de «Eşyayı pencerenin kenarına getirenin eli kesilir. Çünkü eşyayı yerinden
ayıran odur» demiştir. Kısacası ihtilâf hangisine, «Eşyayı hırzından
çıkarmıştır» denilebilir diye edilen tereddüdle ilgilidir. Jşte, hırz ve hırzın
şart oluşu hakkındaki konuşmamız bu kadardır.
Ulema -yaş meyva ve1 sebzelerle, ot, odun, su ve benzeri, aslı herkese mubah
olan şeylerden başka- satışı ve karşılığında bedel alınması caiz olan ve fakat
konuşmayan her çeşit mal ile hırsızın eli kesilir diye müttefiktirler. Yaş meyva
ve sebzelerle -ot, odun, su ve benzeri- aslı herkese mubah olan şeyleri çalanın
eli kesilir mi kesilmez mi diye ihtilâf etmişlerdir. Cumhur, «Çalınan mal,
satışı ve karşılığında bedel alınması caiz olduktan sonra -çeşidi ne olursa
olsun- çalanın eli kesilir» demiştir, imam Ebû Hanife ise, yaş yiyeceklerle -av,
odun ve ot gibi- aslı herkese mubah olan şeyleri çalmanın el kesmeyi
gerektirmediğini söylemiştir.
Cumhurun dayanağı, hırsızın elini kesmeyi emreden âyet-i kerime ile el kesimi
için muayyen bir nisabın şart olduğu hakkında varid olan hadislerin taşıdıkları
umumdur, imam Ebû Hanife'nin dayanağı da Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in,
«Ya§ meyvalarla hurma sakızını çalan kimsenin eli kesilmez» 12hadisidir. Zira bu
hadis sadece bu kadar olarak varid olmuştur. îmam Ebû Hanife -ot, odun ve
benzeri- aslı herkese mubah olan şeyler hakkında da, «Çünkü bunlan çalan
kimsenin bunlarda hissesinin bulunduğu şüphesi vardır» demiştir. Zira ulema
müttefiktirler ki bir kimse, bir şeyi çaldığı zaman eğer o şeyde hissesinin
bulunduğu şüphesi varsa, eli kesilmez. Buna göre hırsıza ceza lazım gelmesi
için, çalınan şeyin ne olması, ne kadar olması ve nasıl bir şey olması
bakımından üç şartı vardır ki, bu mes'ele daha sonra gelecektir.
Ulema, -bu babtan olmak üzere- Kur'an-ı Kerim çalan kimse hakkında da ihtilâf
etmişlerdir. îmam Mâlik ile İmam Şafii «Mushaf i çalan kimsenin eli kesilir»,
îmam Ebû Hanife ise «Kesilmez» demişlerdir. îmam Ebû Hanife bu sözünü herhalde
-kendisine göre- ya Mushaf in satışı caiz olmadığı ya da , Mushaf ta herkes
ortak olduğu için söylemiştir. Çünkü imam Ebû Hanife'ye göre Mushaf a mal
denilemez.
Ulemanın, henüz konuşamayan küçük bir köleyi çalan kimse hakkındaki ihtilâfları
da bu babtandır. Bu kimsenin eli, cumhura göre her ne kadar kesiliyorsa da,
«kesilmez» diyenlerde olmuştur. Köle büyük olduğu zaman da, îmam Mâlik
«Kesilmez» imam Ebû Hanife «Kesilir» demiştir, imam Mâlik'in tabilerinden Ibn
Mâcişûn da bu görüştedir. Ulema -yukarıda da söylediğimiz gibi- kişinin çaldığı
malda hissesinin bulunduğu şüphesi kuvvetli olduğu zaman, elinin kesilmediğinde
müttefik İseler de, hangi şüphe kuvvetlidir, hangisi zayıftır diye ihtilâf
etmişlerdir. Bir lcöle, efendisinin malını çaldığı zaman elinin kesilip
kesilmediği hakkındaki İhtilâf bu kabildendir. Cumhur «Kesilmez», Ebû Sevr
«Kesilir», Zahiriler «Eğer efendisi malını ona teslim ermemiş ise kesilir», îmam
Mâlik de «Eğer kendisi bizzat efendisine hizmet ediyorsa kesilmez, yoksa
kesilir» demiştir, îmam Şâfıi de îmam Mâlik'in koştuğu şartı bir kez koşarken,
bir kez koşma-mıştır. Hz. Ömer ile Abdullah b. Mes'ud da, efendisinin malını
çalan kölenin elinin kesilmediğini söylemişler ve ashabtan bu konuda onlara
muhalefet eden kimse olmamıştır.
Eşlerden biri, diğerinin malını çaldığı zaman elinin kesilip kesilmediği
hakkındaki ihtilâf da bu kabildendir. îmam Mâlik «Eğer herbiri ayn bir evde
oturuyor ve eşyası da diğerinin eşyasından ayn olarak duruyorsa, eli kesilir»
demiştir. îmam Şâfıi ise «İhtiyat, elinin kesilmemesidir. Çünkü eşler,
birbirlerinin hayat ortağı oldukları için birinin malı diğerinin malı gibidir»
demiştir, îmam Şafii'den, îmam Mâlik gibi söylediği de rivayet olunmuştur. îmam
Şafii'nin tabilerinden Müzeni, onun bu sözünü benimsemiştir.
Bu konu ile ilgili olan ihtilâflardan biri de akrabalar hakkındaki ihtilâftır,
imam Mâlik «Peygamber (s.a.s) Efevndimiz adama,
'Sen de, senin malın da babanın malısınız' 13 buyurduğu için çocuğunun malını
çalan babanın eli kesilmez. Fakat baba dışında hangi akraba hangi akrabanın
malını çalarsa eli kesilir» demiştir. îmam Şafii de «Baba ile anne ne kadar
yükselirlerse yükselsinler, çocuklarının malını, çocuklar da ne kadar aşağıya
inerlerse insinler, anne ve babalarının malını çaldıkları zaman elleri kesilmez»
demiştir. îmam Ebû Hanife de «Biri erkek, diğeri kadın farzedildiği zaman,
akrabalıktan ötürü birbirleriyle evlenmeleri caiz olmayan akrabalar
birbirlerinin malını çaldıklarında elleri kesilmez» demiştir. Ebû Sevr ise
«Ulemanın icmaı ile eli kesilmeyen kimse dışında, bütün hırsızların eli kesilir»
demiştir.
Ganimet veyahut hazine malından çalan kimse hakkındaki ihtilâf da bu
kabildendir. îmam Mâlik «Çalanın eli kesilir», îmam Mâlik'in tabilerinden
Abdülmelik ise «Kesilmez» demiştir.
îşte hırsızlık suçunu işleyen kimsenin, "Neyi çaldığı zaman eli kesilir, ne
çaldığı zaman eli kesilmez?" konusundaki konuşmamız bu kadardır. Bundan sonra
hırsızlık suçunu işleyene ne lazım gelir konusuna geçiyoruz. 14
189- Hırsızlık Suçunun Cezası
1. El Kesme ve Tazminat:
Ulema, kişinin yukarıda söylediğimiz şartlar dahilinde hırsızlık yaptığı zaman
elinin kesilmesi ve şartlardan biri eksik olduğu için el kesilmediği zaman da
çaldığı malın değerini ödemesi lazım geldiğinde müttefik iseler de, kişinin hem
elinin kesilmesi, hem çaldığı malın değerini vermesi lazım gelip gelmediğinde
ihtilâf etmişlerdir. Kimisi «ikisi de lazım gelir» demiştir ki, İmam Şafii, imam
Ahmed, Leys b. Sa'd, Ebû Sevr ve bir cemaat bu görüştedirler. Kimisi «Eğer mal
sahibi bizzat malını hırsızın elinde bulamazsa, hırsıza, elin kesilmesinden
başka bir şey lazım gelmez» demiştir, imam Ebû Hanife, Süfyan Sevrî, Ibn Ebî
Leylâ ve bir cemaat de bu görüştedirler, imam Mâlik ile tabileri de zengin
hırsız ile fakir hırsız arasında ayırım yaparak, «Zengin hırsıza çaldığı malın
değeri ödetilir. Fakat eğer eli kesilirken fakir ise, sonradan zengin olsa da,
kendisine ödettirilmez» demişlerdir. Ancak imam Mâlik -Ibnü'l-Kasım'ın
rivayetine göre- hırsızın, eli kesildiği güne kadar zengin kalmasını şart
koşmuştur.
Hırsıza hem elinin kesimi, hem çaldığı malın değerinin lazım geldiği görüşünde
olanlar»
«Çünkü kişi hırsızlık yaptığı zaman -biri Allah'ın, diğeri kulun hakkı olmak
üzere- iki hakka tecavüz etmiş olur. Bunun için her iki hakkın da gereği ona
lazım gelir. Ayrıca mal sahibi bizzat malını onun elinde yakalamadığı zaman,
malını kendisinden alabildiğinde ittifak bulunduğuna göre bizzat malım
bulamadığı zaman da -diğer haklara kıyasen- malının değerini kendisinden
alabilmesi gerekir» demişlerdir. Küfe fukahasmın dayanağı da, Nesâî'nin
kaydettiği ve Abdurrahman b. Avf in Peygamber (s.a.s) Efendimizin buyurduğunu
rivayet ettiği,
«Hırsıza şer'î ceza uygulandıktan sonra, artık mal sahibine karsı herhangi bir
mükellefiyeti kalmaz» 15hadisidir. Fakat bu hadis, muhaddislerce zayıf
sayılmıştır. Ebû Ömer «Çünkü muhaddislere göre bu hadisin senedi raunkatidır.
Fakat kimisi muttasıl se-nedle de rivayet etmiştir» der. Küfe fukahası ayrıca,
«İki hakkın bir suç i\t toplanması usûle aylandır. Çünkü hırsızın eli, çaldığı
şeyin karşılığında kesilir» demişlerdir. Bunun içindir ki bunlara göre, eğer
çaldığı şeyi, eli kesildikten sonra bir daha çalarsa, artık eli kesilmez. îmam
Mâlik'in zengin hırsız ile fakir hırsız arasında ayırım yapması ise, kıyasa
uymayan bir istihsan-dır. 16
2. Kesilecek El:
Hangi elin ve nereden kesilmesi gerektiğine gelince; Cumhura göre sağ bilekten
kesilir. Kimisi de «Kesilmesi gereken, yalnız parmaklardır» demiştir. Sağ eli
kesildikten sonra bir daha hırsızlık yapması halinde ise, ulema ihtilâf ederek,
Hicaz ve Irak fukahası «Sağ elden sonra sol ayak kesilir», Zahiriler ile
Tabiinden kimisi de «Sağ elden sonra sol el kesilir. Sol elden başka bir şey
kesilmbz»)demişlerdir. Sağ elden sonra sol ayağın kesildiğini benimseyen İmam
Mâlik, îmam Şafii ve İmam Ebû Hanife de kişinin üçüncü kez hırsızlık yapması
halinde sol eli kesilir mi kesilmez mi diye ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik ile
îmam Şafii «Eğer sol ayağı da kesildikten sonra bir daha hırsızlık yaparsa, bu
kez sol eli kesilir. Şayet bir daha yaparsa, bu sefer sağ ayağı kesilir»
demişlerdir. İmam Ebû Hanife ile Süfyan Sevrî ise üçüncü kez yaptığında artık
kesmek yoktur. Ancak çaldığı şeyin değeri ona ödettirilir» demişlerdir ki, her
iki görüş de Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'den rivayet olunmuştur.
«Elden başka bir şey kesilmez» diyenlerin dayanağı yukarıda metni geçen "Erkek,
kadın, kim hırsızlık yaparsa, elini kesin" âyet-i kelimesidir. Zira ayaklann
kesilmesi, yalnız yolkesiciler hakkında zikredilmiştir. Elden sonra ayağın
kesildiği görüşünde olanların dayanağı da, «Peygamber (s.a.s) Efendimize
hırsızlık yapan bir köle getirildi. Peygamber (s.a.s) Efendimiz sağ elini
kestirdi. Köle bir dalıa hırsızlık yaptı. Peygamber (s.a.s) Efendimiz bu sefer
kölenin ayağını kestirdi. Köle bir daha hırsızlık yaptı. Peygamber (s.a.s) bu
sefer de kölenin sol elini kestirdi. Köle bir daha hırsızlık yaptı. Peygamber
(s.a.s) Efendimiz bu sefer kölenin öbür ayağını kestirdi» 17 mealinde rivayet
olunan hadistir. Bu hadis Câbir b. Abdullah tarikiyle de rivayet olunurken, onun
rivayetinde, «Köle bir daha hırsızlık yaptı. Peygamber (s.a.s) Efendimiz bu
sefer köleyi öldürttü»18 diye geçmektedir. Fakat bu rivayet hadis ulemasmca
münker olduğu gibi, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in,
«Hırsızlık suçunu işleyen el ve ayaklardır. Cezayı da yalnız onlar görürler» 19
hadisi ile bağdaşamamaktadır. İmam Mâlik'e göre kişi beşinci sefer hırsızlık
yaptığı taktirde hakim onu istediği şekilde terbiye eder. Eğer hırsızlık yapan
kimsenin sağ eli, daha önce herhangi bir sebeble kesilmiş veyahut sakat olmuş
ise Mâliki ulemasından kimisi «sol eli», kimisi «Sağ ayağı kesilir» demiştir.
Ulema, ayağın da neresinden kesilmesi gerektiği hususunda ihtilâf ederek, kimisi
«Bacağın başındaki mafsaldan» kimisi «Topuk kemikleri üzerinden» kimisi de
«Ayağın ortasındaki mafsaldan kesilir» demiştir.
Ulema müttefiktirler ki malı çalınan kimse, eğer henüz dava mahkemeye intikal
etmemişken hırsızı bağışlarsa, ceza düşer. Zira Amr b. Şuayb'ın babasından,
babasının da dedesinden rivayetine göre Peygamber (s.a.s) Efendimiz,
«Size lazım gelen cezaları kendi aranızda birbirinize bağışlayın. Zira dava bana
geldikten sonra suçluyu cezalandırmak gerekli olur» 20buyurmuştur. Peygamber
(s.a.s) Efendimiz'in
«Eğer bu kadın Muhammed kızı Fatıma dahi olsaydı, onu cezalandıracaktım» hadisi
ile -geleceği üzere- Safvan b. Ümeyye'ye,
«Onu bana getirmezden Önce bu niçin olmadı?» buyurması da bunu
göstermektedirler. Fakat dava mahkemeye intikal ettikten sonra mal sahibinin,
hırsızı bağışlaması halinde cezanın düşüp düşmediğinde ihtilâf etmişlerdir.
îmam Mâlik ile îmam Şafii «Dava mahkemeye intikal ettikten sonra artık ceza
düşmez» demişlerse de îmam Ebû Hanife ile bir cemaat, düştüğünü
benimsemişlerdir.
Birinci grubun dayanağı, îmam Mâlik'in îbn Şihâb'tan, îbn Şihâb'ın da Safvan b.
Abdullah tarikiyle büyük babası Safvan'dan söylediğini rivayet ettiği «Bana 'Kim
hicret etmezse helak olur' dediler. Bunun üzerine kalkıp Medine'ye gittim ve
mescidde ridamı yastık yaparak yattım. Derken hırsızın biri gelip ridayı başımın
altından çekti. Ben de onu yakalayıp Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in yanına
götürdüm. Peygamber (s.a.s) Efendimiz, elinin kesilmesini emretti. Peygamber
(s.a.s) Efendimiz'e:
- 'Ya Rasûlallah, eli kesilsin diye onu yanınıza getirmedin Benim 3 dam ona
helâl olsun' dedim. Peygamber (s,a.s) Efendimiz:
yapmadın?' buyurdu» 21 hadisidir. ni in onu b22
190. Hırsızlık Suçunun Sabit Oluşu
Ulema, hırsızlık suçunun adaletli olan iki şahidin ifadesi ve hür olan kimsenin
«Ben hırsızlık yaptım» diye ikrar etmesi ile sabit olduğunda müttefik iseler de,
kölenin de «Ben hırsızlık yapüm» demesi ile sabit olup olmadığında ihtilâf
etmişlerdir. İslâm fukahasının cumhuru, «Kölenin, hırsızlık yaptığım ikrar
etmesi ile kendisine ceza lazım gelir. Fakat onunla herhangi bir kimseye
verecekli olmaz» demişlerdir. Züfer ise, «Kölenin, ölüm veyahut bir organının
kesilmesini gerektiren herhangi bir suç hakkındaki ikrarı geçerli değildir.
Çünkü köle efendisinin malıdır» demiştir ki, Kadı Şüreyh, İmam Şafii, Katâde ve
bir cemaat da bu görüştedirler. Kölenin ikrarından dönmesi de ikrar ettiği suçu
yapmadığını gösteren bir karinenin varlığı halinde geçerlidir. Böyle bir karine
yoksa, İmam Mâlik'ten, geçerli olup olmadığı hakkında iki rivayet gelmiştir.
Bağdadh olan Mâliki uleması böyle demişlerdir. Mâlikîlerin sonraki uleması ise,
bu hususta birtakım tafsilatta bulunmuşlardır ki, burası o tafsilatın yeri
değildir. 23
===================================================
1 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/319.
2 Ebû Dâvûd, Hudâd, 32/13, no: 4391-4393.
3 Müslim, Hudûd, 29/2, no: 1688; Ebû Dâvûd, Hudud, 32/4, no: 4373.
4 Buhârî, Hudûd, 86/12, no: 6788.
5 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/321-322.
6 Buhârî, Hudûd, 86, no: 6783,6799; Müslim, Hudûd, 29/1, no: 1687.
7 Buhâıî, Hudûd, 86/13, no: 6795.
8 Ebû Dâvutf, Hııdûd, 32/11, no: 4384.
9 Nesâî, 8/83; Îbn Ebî Şeybe, 9/470, no: 1392.
10 Ebû Dâvûd, Hudüd, 32/11, no: 4387.
11 Ebû Dâvûd, Hudûd, 32/12, no: 4390.
12 Ebû Dâvûd, lludûd, 32/12, no: 4388.
13 Tirmizî, Diyât, 14/9, no: 1401.
14 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/323-329.
15 Nesâî, 8/93.
16 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/331-332.
17 Abdürrezzak, 10/239; no: 18980.
18 Ebû Dâvûd, Hudûd, 32/20, no: 4410.
19 Mâlik, Kasru's-Salât, 9/72.
20 Ebû Dâvûd, Hııdûd, 32/5, no: 4376.
21 Ebû Dâvûd, Hudûd, 32/14, no: 4394.
22 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/332*334.
23 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd,
Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/335-.
İslami Okul Okulların En Önemlisi