Fikih - Kitabet - Bidayetulmuctehid
161. (Bedelini Ödeme Şartıyla Âzâd) KİTABI
162. Kitabet Akdinin Rükünleri
163. Kitabet Akdinin Hükümleri
1. Miikatebin Azatlanma Vakti:
3. Bedeli Ödemeden Mükâtebin Ölmesi:
55. KİTABET
161. (Bedelini Ödeme Şartıyla Âzâd) KİTABI
Kitabet; efendinin kölesine, «Bana şu kadar taksitle şu kadar para verirsen hürsün» demesi ve kölenin de bunu kabul etmesidir.
Bu bahse dair konuşmamız, genellikle kitabet akdinin rükünleri, şartlan ve hükümleri hakkındadır. Kitabetin rükünleri -kitabet akdi, bu akdin şartları ve keyfiyeti, akdi yapanlar ve akdin, üzerinde yapıldığı şey ve bunların vasıflan olmak üzere- üçtür. Biz de bu konularla ilgili olarak ulema arasında meşhur olan mes'eleleri ele alacağız.[1]
162. Kitabet Akdinin Rükünleri
1. Kitabet Akdi:
Bu konunun meşhur olan meselelerinden biri, kitabet akdinin vacib mi, mendub mu olduğu hakkındaki ihtilaftır. İslâm fukahasının tümü mendub olduğunu söylemişlerse de, Zahirîler, "Eğer onlardan iyilik umuyorsanız onlarla kitabet akdini yapınız" [2] âyet-i kerimesindeki emri, vücuba hamlederek kitabet akdinin vacip olduğunu söylemişlerdir. Cumhur ise hiçbir kimsenin, kölesini azat etmeye zorlanamayacağı aslına bakarak bu âyeti -asıl ile çelişmesin diye- nedbe hamletmiştir. Cumhur ayrıca, hiçbir efendinin kölesini satmak zorunda olmadığına göre, onunla kitabet akdini yapmak zorunda da olmaması^vleviyetle lazım gelir, diye ihticac etmiştir. Çtinjcü satmak, kişinin, malını bedel karşılığında mülkiyetinden çıkarması demektir. Kitabet ise, kölesini bedelsiz olarak mülkiyetinden çıkarmasıdır. Zira kölenin kazancı zaten efendi sinindir.
Bu mes'eleyi, akdin rükünlerinden çok, hükümlerinden saymak daha uygundur.
Kitabet akdi: Kölenin kendini ve malım, çalışıp kazanacağı bir miktar mal karşılığında efendisinden satın almasıdır. Buna göre kitabet akdinin rükünleri -köle, kitabet bedeli, vade ve kitabet akdinin deyimleri olmak üzere-dörttür. [3]
A-Kitabet Bedeli:
Ulemanın cumhuru, kitabet bedelinin de-satış bedeli gibi- cins ve miktarı malum olduğu zaman caiz olduğunda müttefik iseler de, kitabet bedelinin mübhem olması halinde caiz olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. îmam Mâlik ile îmam Ebû Hanife, «Kişi, bir cariye veyahut köle üzerinde -köle veya cariyeyi tarif etmeden- kölesi ile kitabet akdini yapabilir ve kitabet bedeli o zaman orta halli bir köle veya cariye kabul olunur» demişlerdir. îmam
ise, «Köle, efendisine vereceğini söylediği köle veyahut cariyeyi tarif etmezse kitabet akdi geçersizdir» demiştir. «Satış akdinde olduğu gibi kitabet akdinden de gaye, taraflardan herbirinin diğer taraf ile çekişip ondan menfaat sağlamasıdır» diyenler, kitabet akdini de satış akdine kıyas ederek, «Satış bedelinin malum olması nasıl şart ise, kitabet bedelinin de malum olması şar-tır» demişlerdir. «Kitabet akdinden gaye, çekişmek olmayıp yalnız köleye, hürriyete kavuşması için gereken kolaylığı göstermektir» diyenler ise, «Kadın mehri gibi, kitabet bedelinin de mübhem olması sakıncalı değildir» demişlerdir.
İmam Mâlik, köle ile efendi arasında -yiyecek maddesini teslim almadan başkasına satmak, alacağın alacakla değiştirilmesi ve vadesinden önce ödenmesi şartı ile başkasında bulunan alacakta indirim yapmak gibi- iki yabancı arasında yapılmayan değişimlerin cevazını benimsemiştir. İmam Şafiî ile îmam Ahmed ise «Caiz değildir» demişlerdir. İmam Ebû Hanife'den de bu hususta iki rivayet gelmiştir. Caiz görenler «Çünkü köle de, kölenin malı da efendisinin olduğu için köle ile efendisi arasında -kitabet akdinden başka-hakiki bir akid yoktur. Ancak kitabet akdi, şeriatta bir özellik taşır» demişlerdir.[4]
B- Vade:
Vadeye gelince: Ulema, kitabet akdinin vadeli olarak yapılması cevazında müttefik oldukları gibi, kitabet bedelinin, akit ânında kölenin elinde mevcut olduğu takdirde peşin verilmesinin şart koşulmasının cevazında da müttefiktirler. Fakat bedelin, akid ânında kölenin elinde mevcut olmadığı zaman, peşin verilmesinin şart koşulmasının cevazında ihtilaf etmişlerdir. Çünkü kitabet; kölenin, malını ve kendini efendisinden, çalışıp kazanacağı bir mal ile satın alması demektir. Şu halde ihtilafın konusu, kölenin elinde mevcut olmadığı halde peşin verilmesi şart koşulan bir mal ile kendini satın almasının caiz olup olmadığıdır. İmam Şafiî «Bu şekilde pazarlık yapıldığı zaman akid fasid olup, kölenin efendisine herhangi bir şey lazım gelmez» demiştir. İmam Mâlik'in sonraki tabileri ise, «Kölenin efendisine akdin gereği lazım gelir ve köle, borcunu -haline göre- taksite bağlatmak için hakime başvurur. Çünkü köle, efendisi ile bir kitabet akdini yapmış, ancak -çoğunlukla- yerine getirilmesi imkânsız olan bir şartı kabul etmiştir. Bunun için şart fasittir. Fakat akid sahihtir» demişlerdir. Şâfiîler de «Cariyesini, kendisine yaklaşılmaması şartı ile satan kimsenin bu satışı nasıl caiz değilse, bir akidte fasit olan bir şartın koşulması akdin fesadına yol açar. Çünkü peşin Ödenmesi şart koşulan kitabet bedeli, eğer akid ânında kölenin elinde mevcut olmazsa, köle onu ödeyemez. Bu ise, kitabet akdinin gayesine aykırıdır» demişlerdir. Mâlikîlerin sözünün hulasası şudur: Kitabet akdinin rükünlerinden biri, bedelinin vadeli olarak ve taksitle ödenmesidir. Bunun için buna ay-jtirı bir şey şart koşulduğu zaman şart fasittir. Fakat akid sahihdir.
Ulema, bir kimse eğer kölesine «Bin dirhem karşılığında seninle kitabet akdini yaptım. Bu parayı verdiğin zaman hürsün» derse, köle bunu ödediği zaman azad olur, diye müttefik iseler de, kölesine «Seninle bin dirhem karşılığında kitabet akdini yaptım» dedikten sonra susup başka bir şey söylemediği zaman, kölesi azad olur mu, olmaz mı diye ihtilaf etmişlerdir. îmam Mâlik ile îmam Ebû Hanife, «Bundan başka bir şey söylemese de, kölesi azad olur. Çünkü KİTABET kelimesi, şer'î bir deyim olup bu akdin bütün hükümlerini ihtiva eder»- demişlerdir. Kimisi de «Bu parayı verdiğin zaman sen hürsün, demedikçe kölesi azatlanamaz» demiştir. İmam Şafiî'den bu konuda iki rivayet gelmiştir.
İmam Mâlik ile Îbnu'l-Kasım'm, kölesine «Sen hürsün ve bana bir dinar borcun vardır» diyen kimse hakkında ihtilafları da bu bâbtandır. imam Mâlik «Bu adamın kölesi azatlanır ve ona bin dinar lazım gelir» İbnu'l-Kasımda «Köle azad olur. Fakat ona bir şey lazım gelmez» demiştir. Kölesine «Bana bin dinar vermek üzere sen hürsün» diyen kimse hakkında da îmam Mâlik, «Köle azad olur ve ona bin dinar lazım gelir» demiştir. Kimisi de «Köle muhayyerdir. Eğer azad olmayı isterse azad olur ve ona bin dinar lazım gelir. Eğer istemezse köle olarak kalır, kimisi de «Eğer kabul eder ve parayı verirse kitabet akdi sahih olur ve köle azadlanır» demiştir, ki her iki kavilde İbnu'l-Kasım'ındır.
îmam Mâlik'e göre, belirli bir iş üzerinde de kitabet akdi caizdir. îmam Mâlik'e göre -evlenme akdinde olduğu gibi- mutlak kitabet de caizdir. Ancak o zaman benzeri olan kölelerle ne kadar üzerinde kitabet akdi yapılıyorsa, köleye o kadar lazım gelir. İmam Mâlik'e göre kölenin kıymeti, yani benzeri olan kölelerin o sırada satıldıkları fiyat üzerinde de köle ile kitabet akdini yapmak caizdir. Bunun içindir ki, kimisi «İmam Mâlik'e göre, bedelinin peşin verilmesi şart koşulan kitabet akdi de caizdir» demiştir.
Ulema "Allah'ın size kendi hazinesinden verdiği maldan onlara (kendileriyle kitabet akdi yapılan kölelere) da veriniz" [5] âyet-i kerimesinir mefhumunda ihtilaf ettikleri için, akdin sıhhatına efendinin kölesindeki alacağının son taksitini almaması şart mıdır, değil midir diye ihtilaf etmişlerdir. Zira, ulemadan kimisi, «Bu âyetin muhatablan köleleriyle kitabet akdini yapan efendilerdir, kimisi de «Bütün müslümanlardır. Bu âyetle her müslünian, kendisi ile kitabet akdi yapılan kölelere yardım etmeye teşvik edilmiştir» demiştir. Ulema, aynca "Bu emrin vücub için mi, nedib için mi? Şayet vücub içinse yapılması emredilen yardımın bir sının var mıdır, yoksa kişinin isteğine mi bağlıdır?" diye ihtilaf etmişlerdir.[6]
C- Mükâteb Köleler:
Kendisi ile kitabet akdi yapılabilen kölelere gelince: Bu konu ile ilgili olarak birkaç mesele vardır:
1- Ergenlik çağına yaklaşmış bulunan köle ile kitabet akdini yapmak caiz midir?
2- Bir akid ile birden çok kölelerle kitabet yapmak caiz midir?
3- Kendisi ile başkası arasında müşterek olan köle ile -ortağının izni olmaksızın- kitabet akdini yapabilir mi?
4- Çalışıp para kazanmaya gücü yetmeyen köle ile kitabet akdi caiz midir?
5- Henüz kölelikten tamamen kurtulamayan kimse kitabet akdini yapabilir mi?
1- Ergenlik çağına yaklaşmış bulunan köle eğer çalışabiliyorsa -imam Ebû Hanife'ye göre- kendisi ile kitabet akdi yapılabilir. îmam Şafiî ise, ergenlik çağma ermeyen köle ile kitabet akdini caiz görmemiştir. İmam Mâlik'ten ise, her iki görüş de rivayet olunmuştur. Ergenlik çağma ermeyi şart koşanlar, kitabet akdini de diğer akidlere kıyas etmişlerdir. Ergenlik çağma ermeyi şart görmeyenler ise, «Yabancılar arasında yapılması caiz olmayan akidler, köle ile efendisi arasında caizdir. Ayrıca kitabet akdi için kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin çalışabilmesi kâfidir. Çalışma yeteneği ise, ergenlik çağına yaklaşan kölede de vardır» demişlerdir.
2- Birden çok kölelerle bir akidte kitabet yapmaya gelince: Cumhur her ne kadar bunun cevazı görüşünde ise de, kimisi «Caiz değildir» demiştir, ki İmam Şafiî'den gelen iki rivayetten biri bu yoldadır. Caiz görenler de, «Kölelerden herbiri diğerlerinin de kefili olup borcun tamamı ödenmedikçe hiçbiri azatlanmış olmaz mı, yoksa, kim kendine düşen miktarı öderse -diğerleri kendi borçlarını ödemeseler bile- kendisi azat olur mu diye ihtilaf ederek üç çgşit görüşte bulunmuşlardır. Kimisi, «Kişi, birden çok kuleleriyle bir akidte kitabet yaptığı zaman -şart koşsun, koşmasın- köleler birbirlerine kefil olurlar. Yani içlerinden kimisi kendi hissesine düşen miktarın hepsini ödese bile, diğerleri de borçlarını tamamen ödemedikçe hiçbiri azatlanmış olmaz» demiştir, îmam Mâlik ile Süfyan Sevrî bu görüştedirler. Kimisi «Ancak efendinin şart koşması ile birbirlerinin kefili olurlar. Akid mutlak olduğu zaman, herkes kendi hissesine düşen miktan ödeyince azatlanır» demiştir. İmam Ebû Hanife ile tabileri bu görüştedirler. İmam Şafiî de «Birbirlerine kefil olmaları şart koşulsa bile, koşulan şart boştur. Herkes kendi hissesine düşen miktan ödeyince azatlanmış olur» demiştir.
Bir akidte birden çok kölelerle kitabet yapmanın caiz olmadığını söyleyenler, «Çünkü bunda garar vardır. Zira her birine ne kadar borç düşeceği
malum değildir» demiştir. Caiz görenler de «Az olan garara kitabet akdinde göz yumulur. Çünkü kitabet akdi, köle ile efendisi arasındadır. Köle ise, malı ile birlikte efendisinindir» demişlerdir. îmam Mâlik de, «Birden çok kölelerle bir akidte kitabet yapıldığı zaman, hepsi bir şahsın hükmüne geçmiş olurlar» demiştir. Şâfiiler de «Çünkü kölelerin birbirlerine kefil olmalan arasında fark yoktur. Yabancının ise, kendisiyle kitabet akdi yapılan köleye kefil olması ittifak ile caiz değildir. Çünkü köle borcunu ödeyemediği zaman, kefil kendisinden tahsil etmek için bir şey bulamaz» demiştir. İmam Şafiî'nin yabancının köleye kefil olmasının caiz olmadığına gösterdiği sebep, kölelerin birbirlerine kefil olmalarında pek açık değildir. Bunda açık olan sebep şudur ki: Eğer kölelerin birbirlerine kefil olmalan şart koşulsa, borcunu ödeyebilecek köle, borcunu ödeyemeyecek kölenin yüzünden kölelikte kalmış olacaktır. Bu da kitabet akdine has bir garardır. İmam Ebû Hanife ise, kölelerin birbirlerine kefil olmalarını, yabancılann sair haklarda birbirlerine kefil olmalanna kıyas ederek, «Ancak şart koşmakla birbirlerine kefil olurlar. Şart koşulmadığı zaman herkes kendine düşen hisseyi ödemekle mükelleftir» demiştir. Bununla beraber İmam Ebû Hanife kitabette yabancıların kölelere kefil olmalarını caiz görmemiştir.
3- Kişinin kendisi ile bir başkası arasında müşterek bulunan köle ile kitabet akdini yapmasına gelince: Kimisi «Ortağından izin almadan, müşterek olan kölesi ile kitabet akdini yapamaz. Yaptığı takdirde fasittir ve eğer köleden kitabet bedelini almış ise, kendisi ile ortağı, aldığı bedelde -herkes kendi hissesi oranında- ortaktırlar» demiştir. Kimisi de «Köle ile, yalnız kendi hissesi üzerinde kitabet akdini yapabilir», kimisi de «Ortağının izni ile yapabilir. Ortağının izni olmadan yapamaz» demiştir. Birinci görüş îmam Mâlik'in, ikinci görüş İbn Ebî Leylâ ile İmam Ahmed'in, üçüncü görüş de îmam Ebû Hanife'nin ve -kendisinden gelen bir rivayete göre- İmam Şafiî'nindir. Diğer rivayete göre ise, îmanı Şafiî de îmam Mâlik gibi söylemiştir.
îmam Mâlik «Çünkü eğer caiz olursa, kölenin tamamının, kendisi hesabından azatlanmasına yol açmış olur. Bu ise, ancak kölenin bir kısmının azatlanması halinde caizdir» demiştir, ikinci görüş sahipleri de, «Eğer zengin olursa, ortağının hissesi de onun hesabından azatlanmış olur» demişlerdir. Buna göre İmam Mâlik'in delili, hasmının kabul etmediği bir kaideye dayanır. Fakat hasmın bir kaideyi kabul etmeyişi, o kaideye dayanmanın sıhha-tına mani değildir. Ortağın iznini şart koşan üçüncü grubun görüşü ise zayıftır. İmam Ebû Hanife'ye göre, onağından izin alarak köle ile kitabet akdini yapan kimse, köleden kitabet bedelini aldıkça, ortağına hissesi oranında verir ve ortağına verdiğini -köle ile üzerinde anlaştığı bedelin tamamını tahsil edinceye kadar- köleden ister. Halbuki bu usûle uymamaktadır.
4- Çalışmaya gücü yetmeyen köle ile kitabet akdini yapmaya gelince: Cenâb-ı Hak, "Eğer onlarda hayır görüyorsanız onlarla kitabet akdini
yapınız" [7] buyurduğu için -benim bildiğime göre- çalışmaya gücü yetmeyen köle ile kitabet akdini yapmanın caiz olmadığında ihtilaf yoktur. Ancak âyet-i kerimede, kendileri ile kitabet akdinin yapılması emrolunan kölelerde bulunması şart koşulan «Hayrın» ne demek olduğunda ihtilaf etmişlerdir îmam Şafiî «Çalışma gücüne sahip ve güvenilir bir kimse olmaktır», kimisi «Zengin ve güvenilir bir kimse olmaktır», başkaları da «İyi ahlak sahibi ve dindar olmaktır» demişlerdir. Fukahadan kimisi de, dilencilik yapacağı endişesiyle sanat sahibi olmayan köle ile kitabet akdi yapmanın uygun olmadığım söylemiştir. Kimisi de, Berire ismindeki cariyenin kitabet bedelini dilenerek kazanmak üzere efendisi ile kitabet akdini yaptığına dair hadise [8] dayanarak, sanatı bulunmayan cariye ile kitabet akdi yapmanın caiz olduğunu söylemiş ise de, İmam Mâlik, kötü yola başvurması endişesi ile, sanat sahibi olmayan cariye ile kitabet akdini yapmayı mekruh görmüştür.
İmam Mâlik, MÜDEBBERE, yani efendisi tarafından kendisine «Ben öldükten sonra sen hürsün» denilen cariye île, kölelikten tamamen kurtulamayan kölelerle kitabet akdini yapmayı caiz görmüştür. Ancak ÜMMÜ'L-VELED, yani efendisinden çocuk doğurmuş olan cariye bu hükümden müstesnadır. Çünkü îmam Mâlik'e göre, bu cariyenin efendisi, ona iş yaptıramaz.
5- Hacir altında ve hasta olmayan kimsenin, tam ve sıhhatli bir mülkiyetle sahip olduğu kölesini azad edebildiğinde müttefik olan fukaha, kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin de, kendi kölesi ile kitabet akdi yapıp-yapa-madığında ihtilaf etmişlerdir. Bu mesele, kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin yapabildiği ve yapamadığı işler bahsinde gelecektir.
İmam Mâlik, kendisine alış-veriş izni verilen kölenin, satın aldığı kölelerle kitabet akdi yapamadığını benimser. Çünkü kitabet akdini yapmak, köle azadlamak demektir. Köle ise, mülk sahibi olmadığı için köle azatlaya-maz. Bunun gibi, malı borçlarını karşılayamayan kimse de kitabet akdini yapamaz. Meğer alacaklılan kendisine izin vermiş olsunlar ve kitabet bedeli de, köle satıldığı takdirde satış bedelinden az olmasın.
Hasta olan kimsenin kitabetine gelince;
îmam Mâlik'e göre, eğer hasta iyileşirse hastalığında yapmış olduğu kitabet akdi sahihtir. Eğer ölürse -kölesini azatladığ zamanda olduğu gibi-terekenin üçtebirinden çıkar. Kimisi de «Eğer hasta, köleye ikramda bulunarak ondan kıymetinden az bir bedel almış ise, hüküm böyledir. Fakat böyle olmadığı takdirde, köle borcunu ödemek için çalışır ve eğer hasta daha ölme-misken borcunu öderse azatlanmış olur» demiştir.
İşte kitabet akdi, kitabet akdini yapan kimse ve kendisi ile kitabet akdi yapılan köleye ilişkin olan mes'elelerin meşhurları bunlardır.[9]
163. Kitabet Akdinin Hükümleri
Kitabet akdinin hüküm ve şartlarına gelince: Bu hükümler çoktur. Fakat akla öyle geliyor ki içinde en önde, "Kendisi ile kitabet akdi yapılan köle ne zaman azad olur? Ne zaman köle kalır? Henüz azad olmamış veyahut köle kalmamışken ölürse hüküm nedir? Kendisi ile beraber kitabet akdine nesi girer, nesi girmez? Hangi tasarrufları hükümsüzdür, hangileri sahihtir?" konulan gelir. Bunun için, biz de bu konulara ilişkin olan meseleleri -verdiğimiz sıraya göre- birer birer ele alacağız...[10]
1. Miikatebin Azatlanma Vakti:
Ulema, kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin kitabet bedelinin bütün taksitlerini ödediği zaman azatlandığmda müttefik iseler de, bir kısmını ödedikten sonra gerisini ödeyemeyecek duruma düşen kölenin azatlanıp azatlanmadığında ihtilaf etmişlerdir.
Cumhur, «Borcunun tamamını ödeyemeyen köle, borcundan tek bir kuruş kaldıkça azatlanamaz» demiştir. Seleften ise, cumhurun bu görüşünden başka dört çeşit görüş daha rivayet olunmuştur:
1- Bizzat kitabet akdi ile azatlanmış olur.
2- Borcundan ödediği miktar oranında azatlanır.
3- Borcunun yansını ödediği zaman azatlanır.
4- Eğer borcunun üçtebirini öderse azatlanır, yoksa köle kalır. Cumhur, Ebû Davud'un Arar b. Şuayb'dan Amr'ın, babasından, babasının da dedesinden Peygamber Efendimiz'den buyurduğunu rivayet ettiği,
«Hangi bir köle yüz nûgû (ûkiye) gümüş üzerinde kitabet akdini yaptığı zaman, eğer borcunu ödeyip sadece on nûgûsu kalırsa, yine kaledir ve hangi
&bir köle yüz dinar üzerinde kitabet akdini yaptığı zaman, eğer borcunu ödeyip sadece on dinarı kalırsa, yine köledir» [11] hadisine dayanmıştır. «Bizzat kitabet akdi ile azatlanır» diyenler de, kitabet akdini satış akdine kıyas ederek, «Efendisi ile kitabet akdini yapan köle, kendini efendisinden sanki satın almıştır. Bu duruma göre, kendisini sahibinden satın alan bir yabancı, nasıl iflas ettiği zaman sahibi o kimseden borcundan başka bir şey istemiyorsa kendisi de borcunu ödeyemeyecek bir duruma düştüğü zaman sahibi kendisinden, borcundan başka bir şey isteyemez» demişlerdir. Borcundan ödediği miktar oranında azatlandığı görüşünde olanların dayanağı da, Yahya b. Kü-seyr'in İkrime'den, îkrime'nin de İbn Abbas'dan Peygamber Efendimiz'in buyurduğunu rivayet ettiği,
«Kendisi ile kitabet akdi yapılan köle, taksitlerinin tamamını ödemeden öldürüldüğü zaman sahiplerine, taksitlerini verdiği kadar, hürün ve kendisinden köle kalan kadar da kölenin diyeti verilir» [12] hadisidir. Ne-saî'nin rivayet ettiği bu hadisin sıhhatında -îkrime tarafından rivayet edildiği kesinlikle bilinmediği için- ihtilaf edilmiştir. Nasıl ki Amr b. Şuayb'ın hadislerinde edilen ihtilaf da, bu hadislerin bir yazılı kağıttan nakledildikleri içindir. Rivayet olunduğuna göre Hz. Ali de, İbn Abbas'tan rivayet olunan bir hadisin muhtevasını benimserdi. Hz. Ömer'den de: «Köle borcunun yansını ödediği zaman azatlanır» dediği rivayet olunmuştur. îbn Mes'ud da «Köle, borcunun üçtebirini ödediği zaman azatlanır» derdi. Ashâb-ı Kiram'ın söz ve görüşleri her ne kadar hüccet değilse de, zahir şudur ki herhangi bir şey hakkında bir fikir beyanında bulundukları zaman o fikir hakkında Peygamber Efendimiz'den işitmiş oldukları bir sünnet mevcuttur.
Mesele hakkında, «Köle, borcunun dörtteüçünü ödediği zaman azatlanır ve geri kalanı ile efendisine borçlu kalır» diye bir beşinci görüş de vardır. Kimisi de «Köle ancak, kendi kıymetini ödedikten sonra azatlanır» demiştir, ki Hz. Aişe, Zevci b. Sabit ve ibn Ömer bu görüştedirler. En meşhur olan rivayete göre, Hz. Ömer ile Ümü Seleme cumhur gibi söylemişlerdir. îslâm fu-kahası da bunların görüşüne dayanmışlardır. Çünkü bunlardan gelen bu rivayetin sıhhatında ihtilaf yoktur. îmanı Mâlik de Muvatta'ında bunu rivayet etmiştir. Bu görüş ayrıca köle sahiplerinin mallarının korunması bakımından daha uygundur.[13]
2. Kitabet Akdinin Bozulması:
Ulema, borcunu ödeyemeyecek duruma düşen kölenin köle kaldığında
.yukarıda da söylediğimiz gibi- müttefik iseler de, hiçbir sebeb yokken kölenin kendini güçsüz göstererek kitabet akdini bozabilip bozamadığında ihtilaf etmişlerdir. İmam Şâfıî, «Kitabet akdinin, efendi hakkında feshi caizdir. Fakat köle feshedemez», îmam Mâlik ile îmam Ebû Hanife de «Her ikisi de feshedemezler» demişlerdir. İmam Mâlik'in bu konudaki görüşünün Özeti şudur: «Kitabet akdinin feshini ya köle ister, efendisi istemez. Ya efendi ister, köle istemez, ya her ikisi de isterler. Her ikisi de istedikleri zaman da ya kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin beraberinde çocuğu vardır ya yoktur. Beraberinde çocuğu bulunduğu zaman, kitabet akdinin fesholunamadığında Mâliki uleması ihtilaf etmemişlerdir. Kölenin beraberinde çocuk bulunmadığı zaman ise, îmam Mâlik'ten iki rivayet gelmiştir. Bir rivayete göre îmam Mâlik «Eğer kölenin malı varsa fesholunamaz» demiştir. İmam Ebû Hanife de bu görüştedir. Bir rivayete göre de «Kölenin malı bulunsun bulunmasın, feshedilebilir» demiştir.
Kölenin feshi isteyip de efendinin istemediği haline gelince: Eğer kölenin malı bulunuyor veyahut çalışmaya gücü yetiyorsa, fesholunamaz. Efendinin, feshi isteyip de kölenin istememesi halinde ise, ancak hakim feshedebilir. O da efendinin, kölenin malı bulunmadığını ve çalışmaya gücü yetmediğini isbat ettiği takdirde.
îmam Şafiî'nin dayanağı, Buhârî'nin rivayet ettiği, «Berire ismindeki cariye Hz. Âişe'ye gelerek, 'Beni satın alıp azatlamanı isterim' dedi. Hz. Aişe ona 'Eğer sahiplerin seni satıyorlarsa, olur' dedi. Bunun üzerine Berire sahiplerinin yanına döndü ve sahipleri onu -daha önce kendisi ile kitabet akdini yaptıkları halde- sattılar» mealindeki hadistir. Mâlikîler ise, kitabet akdini feshi caiz olmayan akidlere kıyas etmekten başka, ayrıca «Bu hususta köle ile efendisi arasında bir fark bulunmaması gerekir. Zira bütün akidlerde asıl şudur ki, akdin feshi ya her iki tarafa da caizdir, ya her iki tarafa da caiz değildir. Bir tarafa caiz olup da, diğer tarafa caiz olmaması ise, usûle aylandır» demişlerdir. Mâlikîler Berire'nin hadisini de, «Onun sahipleri onu Hz. Aişe'ye satmamış, onunla yaptıkları kitabet akdini Hz. Âişe'ye devretmişlerdir» şeklinde yorumlamışlardır. Hanefîlere gelince: Onlar kitabet akdini boşanmaya kıyas ederek, «Boşanma, nasıl erkeğin elinde olup kadın onda bir yetkiye sahip değilse, kitabet akdinde de yetki, efendinin olup kölenin bir yetkisi yoktur» demişlerdir.[14]
3. Bedeli Ödemeden Mükâtebin Ölmesi:
Ulema, kitabet bedelinden hiçbir şey Ödememişken ölen kölenin, beraberinde çocuğu bulunmadığı zaman, köle kaldığında müttefik iseler de, beraberinde çocuğunun bulunması halinde ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik
«Onun çocukları da onun hükmündedirler. Eğer kölenin, borcunu karşılayacak kadar malı varsa, malını verip azatlanırlar. Eğer kölenin malı yok, fakat kendileri çalışabiliyorlarsa, babalarının borç taksitleri kendilerine kalır. Eğer kazanıp verirlerse azatlanırlar. Kazanamazlarsa köle kalırlar. Eğer babalarının malı olmadığı gibi, kendileri de çahşamıyorlarsa o zaman köle kalırlar. Şayet babalarının malından bir şey kitabet bedelinden fazla kalırsa fazla kalan miktar -hürlerin mirası gibi- diğer varislerine değil, sadece kitabet akdine giren çocuklarına kalır» demiştir. İmam Ebû Hanife ise, «Kölenin malından artan miktar, hem kitabet akdine giren çocuklarına, hem akid süresi içinde doğan çocuklarına, hem -eğer varsa- hür olan çocukları ile diğer varislerine kalır» demiştir. İmam Şafii de «Ne hür olan çocukları, ne kitabet akdine giren çocukları ne de kitabet akdi süresi içinde doğan çocukları, ona varis olurlar. Malının hepsi efendi sinindir» demiştir. İmam Şafiî'ye göre kitabet akdine giren çocuklarından her biri, kitabet bedelinden kendisine düşen hisseyi ödemek zorundadır ve kendi hissesini Ödediği zaman babasının hissesi kendisinden sakıt olur. Fakat kitabet akdi süresince doğan çocuklar babalarına tabidirler. Bunun için babalarının hissesi kendilerinden sakıt olmaz, ki İmam Ebû Hanife ile Küfe fukahası da bu görüştedirler. Ancak hisseler, kıymetleriyle sayılarından hangisine göredir diye ihtilaf etmişlerdir. İmam Şâfıî «Kıymetlerine göredir», kimisi de «Sayılarına göredir» demiştir. İmam Mâlik ise, «Tek bir akidle kendileriyle kitabet akdi yapılanlar birbirlerine kefil olurlar. Bunun içindir ki içlerinden biri öldüğü veyahut azatlandığı zaman hissesi diğerlerinden sakıt olmaz» demiştir. Birinci grup ise, «Kitabet akdinde kefalet olamaz» demişlerdir. İmam Mâlik, Muvatta'mda Abdülmelik b. Mervan'dan Küfe uleması gibi dediğini rivayet etmiştir.
Bu ihtilafın sebebi, kendisi ile kitabet akdi yapılan köle, öldüğü zaman yarı köle olarak mı, tam köle olarak mı, hür olarak mı ölür diye ihtilaf etmeleridir. İmam Mâlik'e göre yarı köle olarak, İmam Ebû Hanife'ye göre hür olarak, İmam Şafiî'ye göre de tam köle olarak ölür. İmam Şafiî, «Çünkü kölelikle hürriyetin ortası yoktur. Kendisi ile kitabet akdi yapılan köle, öldüğü zaman henüz hür değildir. Çünkü kitabet bedelini ödemekle ancak azad olur. Kitabet bedelini ise ödememiştir. O halde köle olarak ölmüştür. Zira ölü iken azatlanmasına imkân yoktur» demiştir. İmam Ebû Hanife de, «Öldüğü zaman kitabet bedelini karşılayacak kadar malı bulunduğu için hür olarak Ölmüştür. Zira eğer ölmeseydi malı bulunduğu için kitabet akdini bozamazdı. Hürriyet de kendisine, kitabet bedelini ödemekle değil, kitabet bedelini karşılayacak kadar malının bulunması ile hasıl olur» demiştir. İmam Mâlik ise, bu köleye kölelikle hürriyet arasında bir durum vermiştir. Çünkü bu köle, hür olan çocukları kendisinden miras alamadıkları için köledir, efendisi kendisine varis olmadığı için de hürdür. Mesele işte -görüldüğü gibi- bir ictihad mes'elesidir.[15]
4. Mükâtebin Çocukları:
Ulema müttefiktirler ki, kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin çocukları, eğer kitabet akdine girmeleri şart koşulmazsa, kitabet akdinin şümulü içinde değillerdir. Çünkü kölenin çocuğu da, köle gibi efendisinin bir başka kölesidir. Ulema, kitabet akdi süresinde doğan çocuğun kitabet akdinin şümulü içinde olduğunda da müttefiktirler. Fakat kölenin malı ile kölenin Üm-mü'1-Veledi, yani kendisinden çocuk doğuran cariyesinin mutlak kitabet akdinin şümulü içinde olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. İmam Şafiî ile İmam Ebû Hanife, «Akdin şümulü içinde değillerdir», Evzaî de, «Şart koşul-duğu zaman içindedirler» demişlerdir. Bu mes'eledeki ihtilaf da, "Köle, mülkiyet sahibi olabilir mi, olamaz mı? Şayet oluyorsa, köle azadlanırken malı da ona tâbi midir, değil midir?" diye edilen ihtilafa dayanır, ki bu ihtilaf yukarıda geçti.[16]
5. Mükâtebin Tasarrufları:
Ulema -bu bâbtan olmak üzere- kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin değer taşıyan herhangi bir şeyi, efendisinden izin almaksızın bir kimseye hi- -be edemediği, köle azadlayamadığı, sadaka veremediği, kısacası; karşılıksız olarak herhangi bir şeyi elinden çıkaramadığı hususunda müttefiktirler. Zira kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin bu ve buna benzer tasarrufları geçersizdir. Ancak bu konu ile ilgili olarak birtakım mes'elelerde ihtilaf etmişlerdir. Biri şudur: Kendisi ile kitabet akdi yapılan köle, herhangi bir şeyi bir kimseye hibe eder veyahut köle azatlar da efendisinin haberi olmaz, ancak köle, kitabet bedelinin bütün taksitlerini Ödedikten sonra efendisi haberdar olursa, bu tasarrufları geçerli midir, değil midir?
İmam Mâlik ile ulemadan bir cemaat «Geçerlidir» demişlerdir. Kimisi de; caiz olmadığı bir sırada vaki olduğu için geçersiz olduğunu söylemiştir. Geçerli olduğunu söyleyenler, «Caiz olmamasının sebebi, kölenin borcunu Ödeyemeyecek duruma düşmesi endişesi idi. Köle, borcunun hepsini ödedikten sonra ise, bu endiuşeye yer kalmaz» demişlerdir.
Buna göre ihtilafın sebebi, efendinin izni akdın kesinleşmesi için mi, yoksa sıhhati için mi şarttır diye ettikleri ihtilaftır. «Efendinin izni, akdin sıhhati için şarttır» diyenler, geçersiz olduğunu söylemişlerdir. «Akdin kesinleşmesi için şarttır» diyenler ise, «Efendi izin verdiği zaman nasıl akid sahih ise, vermediği zaman da sahihtir. Ancak kesinleşmediği için eğer daha önce işitmiş olsaydı bozabilirdi. Şimdi ise, bozması için bir sebeb kalmamıştır» demişlerdir. Bu da, kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin efendisinin izni ile köle azatlamasını caiz görenlere göredir. Çünkü ulema bunda da ihtilaf
ederek îmam Mâlik, «Caizdir», îmam Ebû Hanife de «Değildir» diyenlerdendirler, imam Şafiî'den her iki görüş de rivayet olunmuştur. «Caizdir» diyenler de, azatlanan kölenin velâsı kime aittir diye ihtilaf etmişlerdir, tmam Mâlik «Eğer kendisi ile kitabet akdi yapılan köle, henüz borcunu ödememişken ölürse, azatladığı kölenin velâsı efendisine aittir. Eğer öldüğü zaman borcunu ödemiş ise, azatladığı kölenin velâsı ona aittir» demiştir. Kimisi de «Azatladığı kölenin velâsı mutlaka efendiye aittir» demiştir. Kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin köle azatlamasını caiz görmeyenler, «Zira Peygamber Efendimiz,
'Velâ hakkı ancak azatlayanındır'[17] buyurmuştur. Kendisi ile kitabet akdi yapılan köle ise, kitabet akdi süresi içinde velâ hakkına sahip olamadığı için köle azatlayamaz» demişlerdir. Velâmn efendiye ait olduğunu söyleyenler de «Kölenin kölesi de, efendisinin kölesi hükmündedir» demişlerdir. Borcunu ödemeden Ölen köle ile, ödedikten sonra ölen köle arasında ayırım yapanlar ise, istihsan etmişlerdir.
Kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin evlenip evlenemediği veyahut yolculuğa çıkıp çıkamadığı hususundaki ihtilafları da bu bâbtandır. Cumhur, «Efendisi izin vermezse evlenemez», kimisi de «Efendinin izni evlenebilmesi için şart değildir» demiştir. Yolculuğa çıkmasını ise cumhur caiz görmüş, kimisi de «Efendisi izin vermezse yolculuğa çıkamaz» demiştir. İmam Mâlik bunlardandır. İmam Mâlik'in tâbilerinden Sahnun da caiz görenlerdendir. İbnu'l-Kasım da yalnız kısa yolculuğu caiz görmüştür.
Efendisinin izni olmaksızın evlenmesini caiz göremeyenler, «Çünkü evlilik onun, borcunu ödeyemeyecek bir duruma düşmesine yol açabilir» diye sebeb göstermişlerdir. Efendisinin izni olmadan yolculuğa çıkabildiğini söyleyenler de, «Çünkü yolculuk kazanç temini için bir vasıtadır» demişlerdir. Kısacası: Bu mes'ele hakkında ulema üç çeşit görüşte bulunmuşlardır:
1-, Kendisi ile kitabet akdi yapılan köle,efendisi izin verse de vermese de yolculuğa çıkabilir ve efendisi yolculuğa çıkmamasını şart koşamaz. îmam Ebû Hanife ile İmam Şafiî bu görüştedirler.
2- Efendisinin izni olmaksızın yolculuğa çıkamaz. İmam Mâlik de bu görüştedir..
3- Eğer efendisi yolculuğa çıkmamasını şart koşmazsa, mutlak kitabet akdi yolculuğa çıkmasına mani değildir. Bunu da İmam Ahmed, Süfyan Sevrî ve başkaları <söylemislerdir.
Kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin kendi kölesi ile kitabet akdini yapıp yapamadığı hususunda ettikleri ihtilaf da keza bu bâbtandır. îmam Mâlik «Eğer kölesine kitabet bedeli miktarında ikram etmezse yapabilir» demiştir. îmam Ebû Hanife ile Süfyan Sevrî de bu görüştedirler. Îmam Şafiî'nin ise, bu hususta iki kavli olup birinde, «Yapabilir», diğerinde «Yapamaz» demiştir. «Yapabilir» diyenler, «Çünkü kitabet akdi, kendisinden kazanç kastedilen karşılıklı bir akidtir. Bunun için o da diğer alış-veriş akidleri gibidir» demişlerdir. İmam Şafiî ise, «Velâ hakkı azatlayanındır. Kendisi ile kitabet akdi yapılan köle ise, hür olmadığı için velâ hakkına sahip olamaz» demiştir.
Ulema, efendinin kendisi ile kitabet akdini yaptığı kölesinin malından herhangi bir şeyi alamadığı ve malı içinde herhangi bir şeyden yararlanamadığı hususunda müttefik iseler de, kendisi ile kitabet akdini yaptığı cariyesiy-le cinsi münasebette bulunabilir mi, bulunamaz mı diye ihtilaf etmişlerdir. Cumhur, «Bu cariye bir süre sonra mülkiyeti altından çıkacağı için, onunla cinsi münasebette bulunması geçici evlenme gibidir» diyerek caiz görmemiş ise de İmam Ahmed, İmam Dâvûd ve tabiînden Said b. el-Müseyyeb, «Eğer onunla kitabet akdini yaparken şart koşarsa caizdir. Çünkü bu cariye de nihayet MÜDEBBERE, yani efendisi tarafından kendisine 'Ben öldükten sonra sen hürsün1 denilen cariye gibidir» demişlerdir. Caiz olmadığı görüşünde olanlar da, şayet bulunursa, kendisine had lazım gelir mi, gelmez mi diye ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk «Ona had lazım gelmez. Çünkü bu cinsi münasebette helal olma şüphesi vardır» demiş ise de, kimisi «Ona had lazım gelir» demiştir.
Kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin satışı caiz midir, değil midir diye edilen ihtilaf da bu bâbtandır. Cumhur, «Caiz değildir. Meğer kölenin kitabet akdi üzerinde kalması, alıcıya şart koşulsun» demiştir. Kimisi de «Eğer köle, kitabet bedelinden henüz bir şey ödememiş ise caizdir. Çünkü, Berire, kendisi ile kitabet akdi yapılan bir cariye iken satılmıştı» demiştir. Kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin satışını caiz görmeyenler de, «Çünkü kendisi ile kitabet akdi yapılan köleyi satmak, verilen sözü yerine getirmemektir. Oysa Cenâb-ı Allah, verilen sözleri yerine getirmeyi emir buyurmuştur» demişlerdir. Bu mes'ele de, kitabet akdi bozulması caiz olmayan akidlerden midir, değil midir? diye edilen ihtilafa dayanır.
Ulema bunun gibi, kitabet akdinin başkasına devredilip edilemediği hususunda da ihtilaf etmişlerdir. îmam Şafiî ile İmam Ebû Hanife, «Devredilemez», İmam Mâlik «Edilebilir» demişlerdir.
Efendi, kölesini kitabet akdine zorlayabilir mi, zorlayamaz mı? diye ettikleri ihtilaf da keza bu bâbtandır.[18]
164. Kitabet Akdinin Şartları
Kitabet akdinin şartlarına gelince:
Bu şartlardan bir kısmı -yukarıda da geçtiği üzere- akdin sıhhati için şarttır. Bir kısmı da tarafların kendi aralarında koştukları şartlardır. Bu şartlardan da bir kısmı, koşulduğu zaman akid fesada gider, bir kısmı da, koşul-duğu zaman değil, yerine getirildiği zaman akid fesada gider. Eğer yerine getirilmezse -şart koşulsa bile- akid fesada gitmez. Bu şartlardan bir kısmı da koşulması caiz olup gerekli olmayan, bir kısmı da koşulması caiz ve gerekli olan şartlardır. Bütün bunlar furu' kitaplarında uzun uzadıya anlatılmaktadır. Bizim bu kitabımız ise, furu' kitabı olmayıp usûl kitabıdır.
Akdin fesada gitmesine sebeb olan şartlar, özet olarak akdin sıhhati için şart olan şeylerin zıtlandır. Caiz olan şartlar da akdin sıhhat şartlarına halel getirmeyen şartlardır, işte buraya kadar olan hususta ulema arasında ihtilaf yoktur. Ulema ancak hangi şeyin sıhhat şartı ölüp hangisinin olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Bu ihtilaf da, herhangi bir şeyin, akdin sıhhatine halel getirmesi bakımından yakın veyahut uzak olması yüzündendir. Bunun içindir ki İmam Mâlik bir üçüncü kısım şartlann varlığını da benimsemiştir, ki bu da koşulması değil, yerine getirilmesi akdi fesada götüren şartlardır. Bunu diğer şer'î akidlerde de böylece bilmek gerekir.
Bu konuda ulemanın meşhur olan mes'elelerinden biri, "Kişi, kölesi ile kitabet akdini yaparken kendisine bir müddet hizmet etmesi veyahut yolculuğa çıkması gibi bir şeyi şart koşarsa ve köle de henüz borcunun vadesi gelmemişken borcunu ödemeye güç yetirirse, azatlanır mı, azatlanmaz mı?" mes'elesidir. İmam Mâlik ile bir cemaat, «Koşulan şart bâtıldır ve köle borcunun tamamını ödediği anda azatlanmış olur» demişlerdir. Kimisi de «Borcunun tamamını ödemekle beraber, koşulan şartı da yerine getirmedikçe azatlanamaz» demiştir. Rivayet olunduğuna göre Hz. Ömer hazinenin köleleri ile kitabet akdini yaparken, borçlarını ödedikten sonra devlete üç yıl hizmet etmelerini de şart koşmuştur. Kişinin, kendisine birkaç yıl hizmet etmek üzere kölesi ile kitabet akdini yaptığı zaman ise, kölenin ona o kadar yıl hizmet etmedikçe azatlanamadı-ğında ihtilaf yoktur. Bunun içindir ki «Koşulan şart lazım gelir» diyenlerin sözü kıyasa uygundur. İşte bu bahsin ana kaideleriyle ilgili olan meşhur mes'eleler bunlardır.
Bu bahiste ulemanın anlattığı birtakım mes'eleler daha vardır. Fakat bu mes'eleler esasında başka bahislerin mes'eleleri olup, bu bahiste zikredildik-leri zaman bu bahsin fer'i'leri, başka bahislerde zikredildikleri zaman ise o bahislerin ana kaideleri olurlar. Bunun için bu mes'elelerin de burada zikredilmesi yararlıdır.
Biri; kişinin kızını, kendisi ile kitabet akdi yaptığı kölesi ile evlendirdikten sonra ölüp de, kölenin kıza miras kalması halindeki ihtilaflarıdır. îmanı Mâlik ile îmam, Şafiî «Nikahlan bozulur. Çünkü kadın kocasının bir cüzüne malik olmuştur. Kadının, kölesi ile evlenmesi ise, icma' ile caiz değildir» demişlerdir, îmam Ebû Hanife ise, «Nikâha bir zarar gelmez. Zira kadın kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin kendisine değil, zimmetinde olan alacağa varis olmuştur» demiştir. îşte görülüyor ki bu mes'ele buradan çok, evlenme babının bir mes'elesidir.
Bu babın mes'elelerinden biri de, kendisi ile kitabet akdi yapılan köle eğer öldüğü zaman zimmetinde kitabet bedelinden başka birtakım borçlar bulunursa, terekesinden, önce kitabet bedeli mi çıkarılır, yoksa efendisi de diğer alacaklılarla birlikte terikede ortak olup herkes alacağının miktarı oranında terekeyi aralarında taksim mi ederler diye ihtilaf etmeleridir. Ulema -bunun gibi- kendisi ile kitabet akdi yapılan köle eğer iflas edip de malı borçlarını karşılayacak kadar bulunmazsa, alacaklılar kölenin raka-besine müdahale edebilirler mi, edemezler mi diye ihtilaf etmişlerdir. îmam Mâlik, îmam Şafiî ve İmam Ebû Hanife, «Kölenin rakabesine müdahale haklan yoktur», İmam Ahmed ile Süfyan Sevrî ise, «Eğer malı alacaklarını karşılayamazsa kölenin rakabesini alırlar. Meğer kitabet bedelinin tamamını ödeyemediği için efendisi ona el koysun» demişlerdir.
Ulema şunda müttefiktirler ki, kendisi ile kitabet akdi yapılan kölenin bir cinayet işleyip de işlediği cinayetin diyetini ödeyemediği zaman, eğer efendisi vermezse, diyet sahibine kendisi teslim edilir.
Kölenin terekesinden önce kitabet bedeli mi çıkanlır, yoksa efendi ile diğer alacaklılar terikede ortak mıdırlar mes'elesi iflas babının mes'elelerine girer. Kölenin cinayet işlemesi ile ilgili olan mesele de, cinayetler babının mes'elelerindendir.
Kaza ve muhakemeler usulü babının bir ana kaidesi ve bu babın da bir fer'i olan mes'elelerden biri de kişinin, kendisi ile kitabet akdini yaptığı köle ile kitabet bedelinin miktannda anlaşmazlığa düşmeleri halinde ulemanın ihtilafıdır. îmam Mâlik ile îmam Ebû Hanife, «Kölenin sözü geçerlidir», îmam Şafiî, îmam Muhammed ve îmam Ebû Yûsuf ise, bunları da satıcı ve alıcıya kıyas ederek, «İkisi de yemin ederler ve akid bozulur» demişlerdir.
Bu babın fer'i'leri daha çoktur. Fakat şimdilik hatırımda olan mes'eleler bunlardır. Kim kendisine -bu bâbtan olmak üzere- ulemanın ihtilaf ettikleri meşhur olan mes'elelerden biri vâki olursa, eğer o mes'elenin mantûk ile yakın bir ilgisi bulunuyorsa, onu buraya dercetmesi gerekir. Çünkü bizim maksadımız -defalarca söylediğimiz gibi- ulemanın ihtilaf ettikleri meşhur olan meskût mes'eleleri buraya almaktır. Zira mes'elelerin bu iki çeşidini birden bilmek müctehidin, şeriatta meskût geçen ve hakkında -ister herhangi bir âlimden bir görüş nakledilmiş olsun, ister olmasın- ulemanın ihtilaf ettikleri meşhur olmayan meselelerde ictihad edebilmesi için şarttır. Zira bu mes'eleler müctehid için birer ana kaide mesabesindedir. Kanaatimce bu mes'eleler üzerinde iyice uğraşarak ulemanın herhangi bir mes'elede ihtilaf ettikleri zaman ihtilaflarım gerektiren sebebleri ve herhangi birinin hangi mes'elede kendi usûlüne uymayıp hangisinde uyduğunu öğrenen bir kimse, yeni yeni karşılaştığı mes'elelerde herhangi bir fıkıh aliminin görüş ve fetvasına uygun bir şekilde cevap verebilir. Şayet bir mes'ele hakkında herhangi birinden bir görüş naklolunmamış veyahut kendisi işitmemiş olursa, o zaman kendisi, mezhebine göre fetva verdiği fıkıh aliminin usûlüne uyarak ictihad eder ve vardığı sonuca göre cevap verir.
Allah izin verirse, bu kitabı bitirdikten sonra îmam Mâlik'in mezhebinde ve onun usûlünü ve usûlü yerine geçen meşhur mes'eleîerini içinde toplayan bir kitap yazmak isteriz. İbnu'l-Kasım da imam Mâlik'ten yazılı olarak naklettiği fetvalar'mecmuasında, dediğim şekilde hareket ederek, hakkında îmam Mâlik'in, bir görüşünü işitmediği mes'elelerde İmam Mâlik'in usûlüne göre ictihad ederek fetva vermiştir. Zira zamanımızın insanları için fetva ve hükümlerde başkasına uyup taklid etmek bir huy ve tabiat olmuştur. Oysa, bizim bu kitabımız, kişiyi -eğer kendini yetiştirmiş ve yeteri kadar lügat, dil ve Usûl-i Fıkıh ilimlerini öğrenmiş ise- ictihad edebilen bir duruma ulaştıracak niteliktedir.
Bunun içindir ki biz, bu kitabımıza BİDÂYETÜ'L-MÜCTEHİD ve NİHÂYETÜ'L-MUKTESID ismini uygun bulduk.[19]
[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/181.
[2] Nur, 24/33. '
[3] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/183.
[4] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/183-184.
[5] Nûr, 24/33.
[6] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/184-185.
[7] Nûr, 24/33.
[8] Buhârî, Mükâteb, 50/20, no: 1504.
[9] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/186-188.
[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/189.
[11] Ebû Dâvûd, M, 23/1, no: 3927.
[12] Nesaî, 8/45.
[13] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/189-190.
[14] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/190-191.
[15] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/191-192.
[16] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/193.
[17] Buhari, Ferâid, 85/19, no: 6751, 7654.
[18] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/193-195.
[19] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/197-199.
İslami Okul Okulların En Önemlisi