Fikih - Sirketortakliklar - Bidayetulmuctehid
36. ŞİRKET (Ortaklıklar) KİTABI
1. Ortakların Sermayesindeki Farklılık:
2. Sermayelerin Veresiye Satılamayan Şeylerden Olması:
3. Sermayelerin Aynı Cinsten Yiyecek Maddesi Olusu
2.Yetki Ortaklığı Şirketü'l-Müfavaza:
3. İş Ortaklığı (Şirketü'I-Ebdân):
4. Kredi Ortaklığı (Şirketü'l-Vücûh):
121. Sahîh Ortaklığın Sonuçlan
36. ŞİRKET (Ortaklıklar) KİTABI
Bu bahse dair olan konuşmamız, ortaklığın çeşitleri ile sıhhatinin bağlı bulunduğu rükünleri hakkındadır.
Biz bu konularla ilgili olarak ulemanın, üzerinde ittifak ettikleri mes'e-lelerle, ulema arasında ihtilaflı olan meşhur mes'eleleri, bu kitaptan edindiğimiz gayeye uygun bir şekilde ele alacağız.[1]
120. Ortaklığın Çeşitleri
Evvela şunu diyelim ki: îşlâm fukahasınm tümüne göre ortaklık özet olarak dört çeşittir:
1- ŞÎRKET-İ İNAN (Sermaye ortaklığı)
2- ŞİRKET-Î EBDÂN (İş ortaklığı)
3- ŞÎRKET-İ MÜFÂVAZA (Yetki ortaklığı)
4- ŞİRKET-İ VÜCÛH (Kredi ortaklığı)
Bu ortaklıklardan birinin cevazında ittifak vardır ki o da -her ne kadar bazıları bu tabiri tanımıyor ve her ne kadar -geleceği üzere şartlarının bir kısmında ihtilaf etmişlerse de- Sermaye ortaklığıdır. Diğerlerinin cevazında ise ihtilaf ettikleri gibi, cevazını benimsemiş olanlar da, bazı şartlarında ihtilaf etmişlerdir.[2]
1. Sermaye Ortaklığı
Bu ortaklığın rükünleri -hangi mallar ortaklık sermayesi olabilir? Ortaklar sermayeleri oranından daha az veya
daha çok kâr, kendilerine şart koşabilirler mi? Çalışma hacimlerinin sermayelerine göre olması şart mıdır? diye- üç konuaur.[3]
A~ 1. Ortaklık Sermayesi.
Ulema, bazı malların ortaklık sermayesi olabildiğinde ittifak, bazılarında ihtilaf etmişlerdir.
Ortaklık sermayesi olabildiğinde ittifak ettikleri mallar -her ne kadar ortaklık akdi gerçekte bir satış ise ve altın ile gümüşün birbirleriyle satışında peşin ödeşme şart olduğu halde bu satışta peşin ödeşme yoksa da- altın ve gümüş paralardır. Çünkü icma, ortaklık akdiyle vâki olan satışları bu kaideden istisna etmiştir.
Benim bildiğime göre aynı cinsten ve kalitesi bir olan iki eşyada da ortaklık yapılabildiğinde müttefiktirler. Fakat cins veyahut kaliteleri ayrı iki eşyada, birinin sermayesi altın, diğerinin gümüş para olmak üzere altın ve gümüş paralarda ve ribaya tabi aynı cinsten olan iki yiyecek maddesinde ortaklık caiz midir, değil midir diye ihtilaf etmişlerdir. Şu halde önümüzde üç mesele bulunmaktadır:[4]
1. Ortakların Sermayesindeki Farklılık:
Ortaklardan her birinin sermayesi, cins veyahut kalitesi ayrı olan bir eşya veyahut birinin sermayesi eşya, diğerinin altın veya gümüş para olduğu zaman, îbnu'I-Kasım «Caizdir» demiştir, ki îmam Mâlik'in de görüşü bu merkezdedir. Kimisi de «İmam Mâlik, bunu mekruh görmüştür» demiştir.
îmam Mâlik'in bunu mekruh görmesinin sebebi şudur: Çünkü sermayeler cinsleri değişik eşya olduğu zaman, her bir ortak, eşyasının yansını diğer ortağın eşyasının yansı ile satmış gibi olur.
îmam Mâlik, eşyadan ortaklık kurulduğu zaman eşyanın kıymetine itibar eder. İmam Şafiî ise «Ortaklık paradan başka bir şeyde kurulamaz» demiştir. Ebû Hamid de «İmam Şafiî'nin mezhebinin zahiri, altın ve gümüş paradan başka bir şeyde ortaklık kurmanın caiz olmadığını sezdirmektedir» demiştir.[5]
2. Sermayelerin Veresiye Satılamayan Şeylerden Olması:
Birinin sermayesi altın, diğerinin gümüş para veyahut birinin sermayesi buğday, diğerinin arpa olması gibi, sermayeler birbirleriyle veresiye olarak satılmalan caiz olmayan değişik cinsli eşyalar olduğu zaman, İmam Mâlik bir kez «Caizdir» , bir kez «Caiz değildir» demiştir [6]Çünkü birinci surette altınla gümüşün birbirleriyle, ikinci surette de değişik cinsli iki yiyecek maddesinin birbirleriyle değiştirilmesi kabilinden olur, ki bu durumda -ribaya girilmemesi için- peşin ödeşme şart olduğu halde buna riayet olunmuyor. Bu sebeplere itibar etmeyenler ise «Caizdir» demişlerdir.[7]
3. Sermayelerin Aynı Cinsten Yiyecek Maddesi Olusu
Cinsleri bir olan iki yiyecek maddesinde ortaklık kurmaya gelince: Îbnu'I-Kasım «Sermayelerin ikisi altın veya gümüş para olduğu zaman ortaklığın cevazında ihtilaf bulunmadığına göre, bu da onun gibi olduğu için caiz olması lazım gelir» demiştir. İmam Mâlik ise; iki kavlinden birindeki meşhur olan kavli budur; peşin Ödeşme bulunmadığı için caiz olmadığını söylemiştir. Çünkü îmam Mâlik'e göre, esasında caiz olmayıp, şeriatın kolaylık olsun diye müsaade ettiği şeylere kıyas olunamaz. Kimisi de «İmam Mâlik'in bu ortaklığı caiz görmeyişinin sebebi şudur: Çünkü ortaklık iki sermayenin kıymet bakımından, satış da ölçek bakımından aynı olmalarını gerektirir. Bunun için eğer sermayelerin ikisi de aynı cinsten bir yiyecek maddesi olurlarsa, hem kıymet, hem miktar bakımından eşit olmalan gerekecektir, ki bu da ender olur. Bunun içindir ki İmam Mâlik bu ortaklığı uygun bulmamıştır» demiştir.
İşte hangi malların Ortaklık sermayesi olabildiği konusundaki ihtilaflan budur.
Ulema, iki sermayenin biribirine kanştınlmalan da şart mıdır, değil midir diye ihtilaf etmişlerdir.
İmam Mâlik «Sermayelerin birbirine ya hissen veyahut -her iki sermayenin de bir sandıkta olup sahiplerinin de ellerinde sandık anahtanmn bulunması gibi- hükmen karıştırılmış olmaları şarttır» demiştir. İmam Şafiî de «Sermayeler biribirinden ayrılamayacak derecede biribirine katılmadıkça ortaklık sahih olamaz» demiştir. îmam Ebû Hanife ise «Her biri kendi sermayesini diğer sermayeye katmayıp kendi elinde tutsa bile, ortaklık yine sahihtir» demiştir. Buna göre îmam Ebû Hanife, ortaklığın sıhhati için ortaklık akdinin icrasıyle yetinmişken, İmam Mâlik bundan başka, ortaklann her iki sermayede de tasarruf imkânına sahip olmalarını da şart koşmuştur. İmam Şafiî de bu iki şarta ilâveten, sermayelerin biribirine bilfiil kanştınlmış olmalarını da şart görmüştür. îyi düşünülecek olursa îmam Şafiî'nin görüşü daha makul görünür. Çünkü sermayelerin biribirine bilfiil katılmalan ile ortaklann birbirine bağlılıklan daha artar ve kendi menfaatim istedikçe ortağının da menfaatini istemiş olur.
Bu rükün ile bu rüknün şartlanna dair konuşmamız bu kadardır.[8]
B- Kârın Bölüşümü:
Ulema, kârın sermayeye tabi olduğunda, yani sermayeler eşit olduğu zaman kânn da eşit bir biçimde bölüşülmesi gerektiğinde müttefik iseler de, sermayelerin miktarı eşit olmadığı zaman kânn eşit olarak bölüşülmesinin caiz olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir.
İmam Mâlik ile îmam Şafiî caiz olmadığını, Irak uleması ise, caiz olduğunu söylemişlerdir..
Caiz görmeyenler, kârı da zarara kıyas ederek, «Ortaklardan birinin, sermayesinin oram dışında bir zararı üzerine alması nasıl caiz değilse, sermayesinin oranından fazla, kâr istemesi de caiz değildir» demişlerdir. Bunlar kân, herhalde iki ortak arasında müşterek bulunan kânn gelirine de kıyas etmişlerdir Yani akarın geliri, ortaklar arasında nasıl akardaki hisselerinin oranına göre ise, sermayenin getirdiği kâr da, ortakların sermayedeki hisse oranlarına göredir.
Irak uleması ise, ortaklık akdini Kırâd akdine kıyas etmişlerdir. Çünkü Kırâd akdinde sermaye sahibi ile sermayeyi işleten kimse, kânn ne kadarı üzerinde anlaşırlarsa, caizdir. Halbuki orada, sermayeyi işletenin sadece bir çalışması vardır. Burada ise hem sermayesi, hem çalışması vardır. Orada çalışması karşılığında, istediği kadar kârdan hisse alması caiz olduğuna göre, burada niçin caiz olmasın? Çünkü insanlann hepsi -diğer şeylerde bir olmadıkları gibi- çalışmada da bir değillerdir.[9]
C- \İş Hacmi:
Ortaklann gördükleri iş hacminin, sermaye miktarlarına göre olmasının şart olup olmadığına gelince: İmam Mâlik -yukarıda da söylediğimiz gibi- işin hacmine önem vermeyip sermayenin miktarına itibar etmektedir. İmam Ebû Hanife ise, sermaye miktanndan başka, işin hacmine de değer vermiştir. Zannedersem ulemadan kimisi, işin hacmine değer verdiği için sermaye miktarlannın eşit olmadığı ortaklığı caiz görmemiştir. Zira bunlara göre ortaklar -çoğunlukla- aynı derecede çalışırlar. Eğer sermayeleri de miktar bakımından aynı olmazsa, o zaman sermayesi az olan ortak, diğeri kadar çalıştığı halde, sermayesine göre kârdan hisse aldığı için fazla olan çalışması boşa gitmiş olur. Bunun içindir ki Îbnu'l-Münzir, «Eğer ortaklardan her birinin koyduğu sermaye diğer ortağın koyduğu sermayenin hem cinsinden ve hem de onun kadar olursa ve sermayelerini birbirinden aynlamayacak derecede birbirine katıp karıştırdıktan sonra birbirlerine, 'Sen alım satımda tamamen serbestsin. İstediğini istediğin zaman ve istediğin fiyatla alabilirsin ve istediğini istediğin zaman ve istediğin fiyatla satabilirsin. Kârda da, zararda da eşit olarak ortağız' derlerse, bu ortaklığın cevazında ulema müttefiktirler ve eğer ortaklar birbirlerinin huzurunda alım-satım yaparlarsa kârda da, zararda da ortaktırlar» demiştir. Fakat İbnu'l-Münzir'in, birbirlerinin huzurunda alım satım yapmalannı şart koşması, birbirlerinin gıyabında yaptıklan alım-satımm cevazında ihtilaf bulunduğunu göstermektedir. Oysa, meşhurdur ki cumhura göre birbirlerinin huzurunda alım-satım yapmalan şart değildir.[10]
2.Yetki Ortaklığı Şirketü'l-Müfavaza:
Ulemanın, caiz olup olmadığında ihtilaf ettikleri bu ortaklığın bazı şartlarında îmam Mâlik ile İmam Ebû Hanife her ne kadar ihtilaf etmişlerse de, caiz olduğunda müttefiktirler. İmam Şafiî ise «Caiz değildir» demiştir.
Yetki ortaklığının mânâsı: Ortaklardan herbirinin kendi malında diğerine, gerek gıyabında ve gerek huzurunda tasarruf yetkisini vermesi demektir. Bu ortaklığı caiz görenlere göre, ortaklar bu akidle ortaklarının bütün mallarında tasarrufa yetkili olurlar.
İmam Şafiî «Ortaklık demek, sermayelerin birleşmesi demektir. Zira kâr, sermayeye tabidir ve sermayede ortaklık olmayınca kârda ortaklık olamaz. Ortaklardan herbirinin kendi malından gelen kâra, diğerini ortak kılması ise, gararlı ve caiz olmayan bir iştir. İşte yetki ortaklığı denilen şey, budur» demiştir. îmam Mâlik ise «Bu ortaklığı kuranlardan herbiri, bu akdi yaparken kendi malının bir kısmını ortağının malının bir kısmı ile satmış ve kendine kalan kısımda da tasarruf etmesi için ona vekalet vermiş olur» demiştir, îmam Şafiî de «Ortaklık, ortaklıktır. Ne satış, ne de vekâlettir» demiştir. .
Bu ortaklığın, îmam Mâlik ile îmam Ebû Hanife'nin ihtilâf ettikleri şartlarına gelince:
İmam Ebû Hanife «Bu ortaklığın sıhhati için sermayelerin aynı miktarda olması şarttır» demiştir. İmam Mâlik ise, bu ortaklığı sermaye ortaklığına kıyas ederek, «Bu ortaklığın sıhhati için, sermayelerin miktar bakımından eşit olması şart değildir» demiştir.[11]
3. İş Ortaklığı (Şirketü'I-Ebdân):
İş ortaklığı, İmam Ebû Hanife ile Mâlikîlere göre caiz ise de, İmam Şafiî «Caiz değildir» demiştir.
Şâfiîlerin delili şudur: Ortaklık mallara has olup işlerde olamaz. Zira işlerin sının yoktur. Bunun için işte ortaklık gararlı bir akidtir. Çünkü her birinin ne yapacağını ve ne kadar çalışacağını diğeri bilemez. Mâlikîlerin delili de, savaşlarda ganimet elde edenlerin elde ettikleri ganimette ortak olmalarıdır. Zira bunlar ganimete, ortaya sermaye koymakla değil, savaşa katılmakla ortak olurlar. Ayrıca rivayet olunmaktadır ki, Bedir savaşında Abdullah b. Mes'ud ile Sa'd onak olmuşlar ve Sa'd iki at kazanmış da Abdullah b. Mes'ud hiçbir şey kazanamamıştır. Bunu öğrenen Peygamber Efendimiz de onlara, «Sizin bu ortaklığınız caiz değildir» dememiştir [12]. Mâlikîlerin delillerinden biri de Kırâd akdidir. Zira Kırâd akdinde, sermayeyi işleten kimse bedenî çalışması ile kârda hisse sahibi olmaktadır.
Şâfiîler ise «Kırâd akdi kaideye aykın bir akid olduğu için ona herhangi bir şey kıyas edilemez» diyebilirler. Ganimet malının hükmü de ortaklığın dışında bir hükümdür, denilebilir.
îmam Mâlik'e göre iş ortaklığının sıhhati için orakların aynı işi yapmaları şart ise de, îmam Ebû Hanife «Şart değildir. Her biri ayrı bir iş de yapsa, meselâ: terzi ile marangoz ortak olabilirler» demiştir. Fakat İmam Mâlik'e göre sanatları ayrı olan bu iki kişi ortak olamazlar. îmam Mâlik «Ortaklar ayrı ayn işler yaptıkları veyahut ayrı ayrı yerlerde oturdukları zaman garar daha fazla olur» diye düşünmüştür. îmam Ebû Hanife ise «îş ortaklığı caiz olduktan sonra işlerin ayrılığı sakıncalı değildir» demiştir.[13]
4. Kredi Ortaklığı (Şirketü'l-Vücûh):
îmam Mâlik ile îmam Şafiî'ye göre kredi ortaklığı batıl ise de, İmam Ebû Hanife «Caizdir» demiştir.
Kredi ortaklığı, ortada hiçbir iş, sanat veyahut sermaye bulunmaksızın sırf zimmete taalluk eden bir ortaklıktır.
İmam Mâlik ile İmam Şâfıî «Ortaklık ya sermayede, ya işte olur. Kredi ortaklığında ise, bunların ikisi de yoktur. Üstelik bu ortaklıkta büyük ölçüde garar vardır. Zira ortaklardan her biri, belli bir sanat veyahut özel bir işe sahip olmadığı için, diğerini hayalî bir kazanç ile oyalar» demişlerdir.
İmam Ebû Hanife ise, «îşin mahiyeti belli olmasa bile kişi, herhangi bir işe istekli olduktan sonra ortaklık caizdir» demiştir.[14]
121. Sahîh Ortaklığın Sonuçlan
Ortaklık akdi -satış, kiralama ve benzeri akidler gibi- bozulanlar akidlerden olmayıp ortaklardan her birinin, istediği zaman bozabileceği bu akidtir. Bu akid ayrıca, ortaklardan birinin ölümü ile ölenin varislerine geçmez
Ortakların yemek ve giyim masrafı -nüfus sayılan birbirine yakın olmak ve her biri kendi sosyal mevkiine göre masraf yapmak şarü üe- ortaklık malından çıkar.
Ortaklardan her biri, diğerinin muvafakatini almadan ortaklık malından -işletmek üzere- başkasına sermaye verebilir. Ortaklık malını, bir zorunluluk duyduğu zaman başkasının yanma emanet bırakabilir. Fakat bir kimseye ortaklık malından herhangi bir şeyi bedava veremez ve ikisi için de faydalı olmayan bir tasarrufta bulunamaz. Şayet ortaklık malından -herhangi bir kimseye şahitsiz olarak bir şeyi verip de o kimsenin o şeyi inkâr etmesi gibi-kusur veya ihmali yüzünden bir şeyi zayi olursa sorumlu olur. Çünkü, verirken şahid tutmadığı için ^sur işlemiştir. Kusurlu olan bir malı satın alabilir. Fakat kendi menfaati için yalan söylediğinden şüphe edilen bir şey hakkında ikrarı makbul değildir. Yaptığı bir alım veya satımdan sonra karşı tarafın duyduğu pişmanlığı kabul edebilir. Satın aldığı bir şeyi, aynı fiatla başkasına devredebilir.-Ortaklık malından bir şey zayi olduğu zaman ortakların ikisi de o şeyin zayi olmasından sorumlu değillerdir. Fakat YETKÎ ORTAKLI-öf nda ortaklardan herhangi biri, diğerinin muvafakatim almadan onun malından -işletmek üzere- bir kimseye sermaye veremez. Ortaklardan her biri -lehte olsun, aleyhte olsun- bütün tasarruflarda diğerinin vekilidir.
Bu babın ayrıntıları daha çoktur.[15]
[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/365.
[2] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/367.
[3] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/367.
[4] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/367.
[5] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/368.
[6] Hanefi mezhebine göre, sermayelerin geçerli para olması şarttır.
[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/368.
[8] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/368-369.
[9] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/369-370.
[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/370.
[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/371.
[12] Ebû mvnd,Buyû\ 17/30, no: 3388; Beyhâkî, 6/79.
[13] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/371-372.
[14] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/372.
[15] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/373.
İslami Okul Okulların En Önemlisi