29- BOŞANMA PRENSİBİ: - Cilt1 1 - 29. Sayfa
29- BOŞANMA PRENSİBİ:
İslam hukuku, gerdeğe girmiş olsa da olmasa da, erkeğe karısını boşama hakkını vermiştir. Erkek bu evlilikten mutazzarrır olduğunu isbat etse de, etmese de karısını boşama hakkına sahiptir. İslam hukuku aynı şekilde kadına da mahkemeden kocasından ayrılmayı taleb etme hakkını vermiştir. Ancak bu talebin maddi ve ahlaki zarara müncer olduğunun ispatı gereklidir. Veyahut kocanın islam hukukunun kayduğu evlilik veciblerini yerine getirmediğini ispat etmesi gerekir.
Boşanma hakkını kullanma konusunda erkekle kadın arasındaki esaslı fark şuradan gelmektedir; Erkek erkeklik konuları ile alakalı olan evin hakimi ve reisidir8. Ailenin yükünü tek başına o omuzlar. Eşini mihrini ödemek, nafakasını temin etmek zorundadır. Nikahı kıyılır kıyılmaz -evine gelemese de- eşinin nafakasını vermekle yükümlüdür. Ayrıca karısı ile beraber çocuklarının da nafakasını vermek zorundadır. İşte bütün bu sorumluluklardan dolayı erkeğe, her türlü kayıttan uzak mutlak boşanma hakkı tanınmıştır. Bu hakkın erkeğe verilmesinde kadının menfaatı vardır. Zira erkeğin boşama sebeblerini açıklamak zorunda kalması bazı hadiselerde kadının şeref ve haysiyetinin lekelenmesine vesile olabilir. Kadının böylece bir daha evlenememe durumunun ortaya çıkması söz konusu olabilir. Kadına gelince, onun boşanma hakkı maddi ve manevi bir zararın mevcudiyetine bağlanmaştır. Bu ise erkeğe verilen aile reeisliğinin sorumluluğuna denk bir husustur. Böylece kadın nispeten erkeğin inatçı tavırlarından kendisini koruyabilir. Bu arada erkeği kadının boşanma isteği hakkını kötüye kullanması gibi bir durumdan k urtarır.
(8) Bakınız 22 nolu pargraf.
İslam hukuku erkeğe her türlü kayıttan uzak mutlak manada boşanma hakkı verdiği için onun karşılığında bir takım sorumlulukları da yüklemiş ve bununla kadının himayesini ve menfaatinin korumasını göz önünde bulundurmuştur.
Boşanma üç türlüdür:
a)- Mihir kesilmeden ve birleşme olmadan önce.
b)- Mihir kesildikten sonra ve birleşme olmadan önce.
c) Birleşme olduktan sonra.
Bu durumlarda islam hukuku erkeğe, boşadığı kadına ödenmek üzere kaçınılmaz yükümlülükler koymuştur. Bu yükümlülükler bir yandan kadına taviz verme, bir yandan da erkeğin boşama yetkisini kullanmadan önce iyi düşünüp karar vermesi hedefine mebnidir.
a- MİHİR KESİLMEDEN VE BİRLELŞME OLMADAN ÖNCE BOŞANMA:
Bir kişi mihir kesilmeden ve birleşme olmadan önce karısını boşarsa kendi dengince ve örf uyarınca kadına maddi tazminat ödemesi gerekir.
Örf o kişinin ve hanımın bulunduğu seviye için tayin edilmiş olan miktardır. Denklik ile burada mali yönden boşayan kişiye denk olan kimseler kastolunmaktadır. Nitekim bu hususda yüce Allah Bakara suresinde buyurur ki:
“Kadınlara el sürmeden ve mehirlerini biçmeden onları boşarsanız size sorumluluk yoktur.” On’lar -zengine kendi çapına, fakire kendi çapına göre- faydalandırın. Bu ihsan edenlerin şanına yakışır bir borçdur.” (Bakara: 2/236)
b- Mihir tayin edildikten sonra ve birleşme olmazdan önce boşama:
Bir kişi mihir belirtildekten sonra ve birleşme vaki olmadan karısını boşarsa o kişinin karısına boşamaya karşılık olarak belirtilen mihrin yarısını vermesi gerekir. Buna mecburdur. Nitekim bu hususda yüce Allah Bakara suresinde buyurur ki:
“Eğer onlara mihir biçer de el sürmeden boşarsanız -kendileri veya nikah akdi elinde olan erkeğin bağışlaması hali müstesna- biçtiğinizin yarısını verin. Bağışlamanız takvaya daha uygundur.” (Bakara: 2/237)
c- Birleşme olduktan sonra boşanma:
Bir kişi birleşme vuku bulduktan sonra karısını boşarsa onu bütün mihrini ödemesi gerekir, buna mecburdur. Ayrıca evlenme vesilesiyle karısına verdiği herşeyi veya evlilik halinde mülk olarak uhdesine geçirdiği şeyleri ona vermek zorundadır. İster bu verdiği şeyleri mecburiyetle vermiş olsun, ister lütfederek vermiş olsun netice değişmez. Nitekim bu hususda yüce Allah buyurulur ki:
“Bir eşin yerine başka bir eşi almak isterseniz, birincisine bir yük altın vermiş olsanız bile ondan bir şey geri almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek ona verdiğinizi geri alır mısınız?” (Nisa: 4/ 29)
Bundan sonra koca boşadığı hanıma, iddeti son buluncaya ve bir başka erkekle evlenecek duruma gelinceye kadar nafaka vermekle mükellefdir. Boşanan kadının iddet müddeti hamile olup olmamasına göre değişir. Eğer boşanan kadın, hamile ise onun iddeti yüce Allahın kavli gereğince hamilini vazetmesidir:
“Gebe olanların iddeti, doğurmaları ile tamamlanır.” (Talak: 65/ 5)
Eğer boşanan kadın hamile değilse onun iddeti de üzerinden üç hayız süresinin veya temizlenme müddetinin geçmesidir:
“Boşanan kadınlarda kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler. Eğer Allaha ve ahiret gününe inanmışlarsa rahimlerinde Allahın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir.” (Bakara: 2/ 228)
Ayetin metininde geçen (kuru) kelimesi bir görüşe göre aybaşı halidir, başka bir görüşe göre aybaşı halinden temizlenme durumudur.
Boşanma konusunda karşılaştığımız ayet metinlerinin son derece geniş bir mahiyet arzedip elastiki ifadeler olduğunu görüyoruz. Bunun için zaten her devre ve her asra uygun hükümdür, tadil ve tebdile ihtiyaç hissettirmemektedir. Nitekim onüç şu kadar yüzyıldan beri bu hükümler geçerliliğini muhafaza etmiş ve bütün zamanların hükmü olduğunu ispat etmiştir. Bugün de ilk indiği gündeki ciddiyetini ehliyetini, yeterliliğini ve üstünlüğünü olduğu gibi muhafaza etmektedir.
İslam hukuku onüç yüzyıldan beri karı ve kocaya boşanma hakkını vermiş ve boşanmaları son derece adil, kuvvetli teminatlar altına alarak sıkısıkıya kontrol etmiştir. Medeni alem bu hakkı ancak yirminci yüzyılda tanımış ve kabul etmiştir. Bazı kimseler islam hukukunun boşama hakkını tanıması onun için aleyhinde bir husus olarak kabul ederler. Ama zaman geçmiş, ilim ve terakki asrı gelmiş, milletler ilerlemiş, kafalar açılmış ve düşünürler bakmışlar ki, boşanma hakkının kabulü evliler için bir nimettir. Kötüye giden evlilik bağından kurtulmanın, anlaşmazlıkların, ruhi deprasyonların yegane çaresidir. Aile bağının devamı ortadan kalkınca iki eşin mutluluğu ancak boşanmayla tahakkuk edebilir. Bu sayede, gerek kadın, gerekse erkek, şeytanın heveslerine uymaktan, aldatmalarına ve hatalara düşmekten kendilerini koruyabilirler.
Halen medeni milletlerin kabul ettikleri hukuk düzenlerinde boşanma hakkını kabul hususunda ihtilaf yok fakat, boşanma konusunu ele alış bakımından birbirinden farklıdır. Bir kısmı boşanma hakkını geniş bir prensip olarak tatbik alanına korken bir kısmı da boşanma hakkının sınırını alabildiğine daraltmaktadır. Mesela, Sovyet Rusya, kanunları hiçbir kayda ve şarta bağlanmadan hem kadın ve hem erkek için boşanma hakkını vermektedir. Yani, komünist Rusya islahının erkeğe verdiği hakkı prensip olarak hem erkeğe ve hem de kadına tanımaktadır. Birleşik Amerika Devletlerinin bazı eyaletlerinde boşanma hakkı hem erkek için, hem de kadın için kabul edilir. Ancak boşanma isteğinde bulunan taraflardan birisinin hem maddeten ve hem de manen karşı tarafdan zarar gördüğünü ispat etmesi gerekir. Böylece Birleşlik deevletler bazı eyatlerinde boşanma hakkı islam hukuku tarafından kadına verilen biçiminde hem kadına hem de erkeğe tatbik edilmektedir. Bu kanunların çoğunluğu eşlerden birinin talebi halinde belirli sebeblere bağlı olarak çok dar hududlar içerisinde boşanmayı temin etmektedir. Yani bunlar islam hukukunun kadına verdiği hakkı erkeğe de tetbik etmekte ancak boşanma sebeblerini bir sınır içine alarak çerçeveyi dar tutmaktadır. İşte böylece modern dünya islam hukukunun boşanma konusundaki hükümlerini ve görüşünü ancak onüç şu kadar asır sonra kabullenme başlamıştır. 20 yüzyıl içerisinde beşeri hukuk sistemlerinin boşanma konusunda çerçeveyi genişletecekleri ve islam hukukunun getirdiği hükümleri eksik ve sakat olarak tatbike çalışacakları bir gerçektir.
Yukardan beri yaptığımız açıklamalardan şu husus ortaya çıkmaktadır: Dünya, islam hukukunu indiği devrede boşanma nazariyesini kabullenecek bir vasata sahip değildi. İslam hukukunda bu prensibin mevcudiyeti; bir hukuk sistemini tamamlanması için, değil, toplumun seviyesini yüceltmek, daha mükemmel ve daha üstün bir seviyeye çıkarmak içindir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi