Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

442- BEŞERİ HUKUKLA İSLAM HUKUKU - Cilt2 1 - 442. Sayfa

442- BEŞERİ HUKUKLA İSLAM HUKUKU

 ARASINDA KARŞILAŞTIRMA

 

Okuyucularımı İslam hukukunun ceza konusudaki görüşleriyle beşeri hukuktaki muhtelif nazariyeleri gördükten sonra diyebiliriz ki İslam hukuku onsekizinci yüzyıldan sonra ortaya çıkmış olan beşeri hukuk teorilerinin hepsini içinde toplamıştır. Çünkü İslam hukukuna göre cezalar toplumun menfaati için, fertlerin ıslahı için toplumu suçtan korumak, suçlara karşı kendisini müdafaa ettirebilmek için konulmuştur. Binaenaleyh İslam hukukuna göre cezaların toplumun ihtiyacından fazla olmaması gerektiği gibi ihtiyacının altında da kalmaması gereklidir. Bu görüş adalet ve menfaat görüşünün birlikte tatbikatıdır. İşte Rousseau’nun Beccari’anın ve Bentham’ın uygulamak istedikleri görüş buydu. Kant ve sosyoloğlar da aynı görüşün tatbikini istiyorlardı. İslam hukukunda ceza ile suçlunun ıslah olması şerfkat ve iyilik kast edilmiştir. Binaenaleyh sanığın durumunun cezanın takdirinde katiyen ihmal edilmemesi gerekir. Bu ise ilmi teori denilen İtalyan görüşünün hedefini teşkil eder.

İslam hukuku onsekizinci yüzyıldan günümüze kadar geçerli olan beşeri hukukun suçla ilgili görüşlerini kendisinde topladığına göreİslam hukuku beşeri hukukun duçar olduğu eksikliklerinden uzak kalmış ve ona yöneltilen eleştirilerden kurtulmuş demektir. Öyle sanıyoruz ki, İslam hukukunda suçla ilgili tamamen teknik, mükemmel, ilmi nazariyenin mevcudiyeti ve bunun eleştiriyi gerektirmeyen üstün seviyeye ermiş olması buna karşılık beşeri hukukun İslam huukunun vardığı neticeye varamaması bazı kimseleri dehşete düşürecektir. Beşeri hukukun bugün ulaştığı merhale ile gelecekte ulaşacağı hedefler ne kadar gelişmiş olursa olsun İslam hukukunun koyduğu çerçevenin dışına katiyen çıkamayacaktır.

Şu halde diyebiliriz ki, İslam hukukuyla beşeri hukuk arasında cezanın dayandığı prensipler ve kaideler bakımından bir ihtilaf yokur.Ayrılık, bu prensip ve hükümlerin tatbik şekli üzerindedir. İslam hukuku beşeri hukukun kabullendiği prensiplerin tümünü kabul etmiş ama bunun yanısıra bu prensibler arasında bir birlik sağlayarak cezaların ve suçların hepsini aynı noktaya toplamamıştır. Her prinsibin tatbik olunduğu bir mıntıka çizmiş ve sadece orada geçerli olmasını, onun dışında geçerli olmamasını öngörmüştür. Bu çizilen mıntıkalar için açık ve kesin işaretler koymuş akıl ve görüş sahibi kimsenin yanılmayacağı hududlar çizmiştir. İşte böylece İslam hukuku herkesin karşısına hiçbir eksikliği ve hatası olmayan gayet pratik ve mantıki bir nazariye ile çıkmasını başarabilmiştir. Beşeri hukuk ise bu prensiplerin hepsini aynı çuvala doldurarak suçlar arasında eşitlik sağlamak isterken çıkmaz noktaya gelmiştir. Neticede kanun koyucular geçerli pratik çareler ortaya koyamadıkları gibi hukuk bilginleri de objektif sağlam ve ilmi teoriler ihdas edememişlerdir. Bugün beşeri hukukun cezanın dayandığı esas prensipler konusunda uyguladığı hükümler; toplumun ve fertlerin menfatlerine uygun düşen ve eşyanın tabiatına uyan prensipler olmak zorundadır. Bu prensipler her biri için ayrı bir nokta ve hudud çizilmesi gerekir. Bu noktalarda suçun ve suçlunun durumu dikkate alınmaksızın toplumun menfaati gözönünde bulundurulmalıdır. Ancak böylece İslam hukukunun başından beri getirmiş olduğu hükümlerin seviyesine ulaşması mümkün olur.

Bütün bunları hatırlattıktan sonra diyebiliriz ki; onsekicinci yüzyılın sonlarına kadar beşeri hukuk insanlık ufkunun çok gerilerinde bir takım akılalmaz maddeler ihtiva ediyordu. Canlıları, ölüleri hayvanları ve cansız maddeleri mahkeme konusu yaparak hepsine ayrı ayrı cezalar uyguluyordu. Onsekicinci yüzyılda ilk olarak beşeri hukuk İslam hukunun getirmiş oluğu prinsiplere dönmek zaruretini hissetti. Böylece daha önce vahşetin timsali olan kanunlar insanlığın gereği olan maddeler ile dolup taşmaya başladı. Zira İslam hukukunun getirdiği prensiplerin kabuluyle ceza; toplumun himayesi için uslandırma ve engel olma esasına dayanmış oldu. İbret ve teşhir ihtiyacı kalmadı, ölülerin, hayvanların ve cansız maddeerin mahkemesni kabullenmez oldu. Çünkü ceza bu gibi varlıklara hiçbir fayda sağlamaz. Binaenaleyh onları uslandırma gayesi diye birşey sözkonusu olamaz İşte beşeri hukukun ancak 1. yüzyılda tanıyabildiği bu temel prensibi İslam hukuku miladın 7. yüzyılında getirmiş ve tatbik etmiştir. Bunun için de İslam hukuku ilk gününde itibaren cezai sorumluluk merkezi olarak sadece canlı varlığı, yani, insanı, kabul etmiştir. Bunun dışında hiçbir şey cezai sorumuluk mevkiine alınmamıştır. İslam hukukunda beşeri hukukta görülen; ölülerin, hayvanların ve katı maddelerin mahkemesi gibi gülünç haller görülmemiştir.İbret ve temsil için intikam duyguları alevlendirilmemiştir. Allah’ın Rasulü ibret için cezalandırılmayı kudurmuş köpeklerde bile yasaklamıştır. Hayvanlar için böyle bir şeye rıza göstermeyen bir peygamber şüphesiz ki insanar için buna hiç rıza göstermez. Bütün bunlardan sonra, İslam hukukunun beşeri hukuktan düşünce itibarıyla onbir asır ilerde olmasına, insanlığın, onu 200 yıl geriden takib etmesine rağme hala düşünce merhalesi itibariyle pek gerilerinden bulunması iftiharla söylemek gerekirse önemli bir noktadır.