Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

460- UZVU KESME CEZASI - Cilt2 1 - 460 462

IV- HIRSIZLIK

 

460- UZVU KESME CEZASI

 

İslam hukuku hırsızlığa ceza olarak organ kesme hükmünü uygular. Çünkü yüce Allah Maide sureside şöyle buyurur:

“Hırsızlık eden kadın ve erkeğin yaptıklarına karşılık Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin.” (Maide: 5/38)

İslam hukukçuları arasında ittifakla kabul edilmektedir ki, ayet i celilede sözkonusu edilen iki ellerinden murad, el ve ayaklarıdır. Binaenaleyh kişi, ilk kez hırsızlık yaptığında sağ eli kesilir. İkinci defa hırsızlık yapacak olursa sol ayağı kesilir. Elin kesilişi bileklerdendir. Ayağın kesiliş yeri ise aşık eklemindendir. Hz. Ali (r.a.) hırsızın ayağını orta yerinden yani ayakkabı bağının bağlandığı noktadan keserdi ki, hırsıza yürüyebilmesi için basacak bir nokta kalsın184.

(184) El-Muğni C: 10, S: 264 ve devamı.

Hırsızlık suçunda el kesme cezasının verilmesinin nedenine gelince:Hırsız çalma eylemini düşündüğü zaman başkasının kazancıyla kendi kazancını artırma fikrine kapılmaktadır. Binaenaleyh o helal yolla elde ettiği kazancı küçümsemekte ve haram yola -küçümsediği, azımsadığı- kazancını artırmayı düşünmektedir. Böylelikle kendi çalışmasının neticesiyle yetinmeyip başkalarının çalışmasının neticesini elde etmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken daha çok harcayabilme, daha fazlasına sahip olabilme veya çalışma ve yorulma zahmetinden kurtulup rahatlamayı ve geleceğinden emin olmayı düşünür. Şu halde hırsızı hırsızlığa sevkeden faktör; daha fazla kazanmak veya servetini arttırmaktır. Binaenaleyh İslam hukuku insan ruhunda yer eden bu faktörü organ kesme cezası koyarak yenmeye çalışmış ve bununla savaşmıştır. Zira elin veya ayağın kesilmesi kazancın azalmasına vesile olur.Çünkü el ve ayak ne şekilde olurlarsa olsunlar kazanç vasıtasıdırlar. Kazancın azlığı ise servetin eksilmesine vesile olur. Bu da daha az harcayabilme ve geleceğe karşı endişenin artmasına neden olur.

İslam hukuku hırsızlığa karşı el veya ayak kesme cezası koymakla, psikolojik faktörleri yine suçtan alıkoyan asli psikolojik faktörlerle defetmeyi sağlamıştır. Eğer suça sevkedne psikolojik faktörler galib gelir ve insan bir kerre suç işlerse, karşılaşacağı ceza ve çekeceği elemler onu suça sevkeden psikolojik faktörleri alteder ve ikinci kez suç işleme durumu ortadan kalkar.

İslam hukukunda hırsızlık cezasının üzerine dayandığı temel budur. Ve öyle ki dünyamızın doğuşundan buana kadar hırsızlık suçuna verilen cezaların dayandığı en iyi ve hayırlı esas ta budur. Eskidan İslam hukukunun uygulandığı günlerde hırsızlık suçuna karşı gösterilen başarının sırrı da buradadır. Günümüzde Hicazı; her türlü bozgunun, itişmenin, vurgun ve talanın yaygın olduğu ülke halinden çıkarıp güvenin, emniyetin ve selametin hakim olduğu bir ülke haline getiren sır da buradadır. İslam hukuku tatbik edilmezden önce Hicaz, emniyet bakımından yeryüzünün en berbat ülkesi idi denilebilir. Oraya yoluculuk eden kişi ve oranın sakinleri mallarından, canlarından, ailelerinden gece,gündüz emin değillerdi. Ne kadar güç olursa olsun, ne kadar hazırlıklı bulunursa bulunsun kendisini rahat hissedemezdi. Çünkü ülkenin sakinlerinin çoğunluğu hırsızlar ve yol kesicilerdi. Ama İslam hukukunun hükümleri tatbik olunmaya başlayınca Hicaz yeryüzünün en emin ülkesi haline geldi. İster yolcu, ister mukim olsun, herkes güvenle orada istediği yere gidebiliyor, malını ortaya dökebiliyor, bekçiye veya gözeticiye ihtiyaç kalmaksızın kimse gelip de çalmayı veya apanmayı düşünmüyor. Yolda birşey bulunduğu zaman polis gelinceye kadar hiç kimse bulunan şeyi yerinden kımıldatmıyor. Polis bulunan malı sahibine teslim edeceği yere kendisi götürüyor.

 

461- MODERN HUKUKTA HIRSIZLIĞIN CEZASI

 

Beşeri hukuk hırsızlık suçuna hapis cezası verir. Hapis cezası suçla savaş konusunda umumiyetle hırsızlık konusuda başarı sağlayamamış cezadır. Bu başarısızlığın nedeni hapis cezasının hırsızın ruhunda onu suça sevkeden psikolojik faktörleri yok edememesidir. Çünkü hapis cezası hırsızla, iş ve kazanç arasında ancak hapis süresince girebilmektedir. Zaten hapse girmiş bir hırsızın her türlü ihtiyaçları karşılanmış olduğundan kazanma ihtiyacı bahis mevzuu değildir. Binaenaleyh hırsız hapisten çıktıktan sonra isterse çalışıp kazanabilir. Kazancını artırmak helal veya haram yollarla servetini fazlalaştırmak için her türlü fırsat önünde mevcuttur. Halkı aldatıp şerefli ve güvenilir birisiymiş gibi görünebilir. Böylelikle herkes ona yardıma koşabilir. Neticede arzu ettiği noktaya varınca zaten hedefine ulaşmış demektir. Eğer hedefine ulaşamazsa hırsızın kaybattiği birşey yoktur.Zira önceden planlanmış bir menfati kaybolmuş değildir.

Organ kesme cezasına gelince bu, hırsızla iş arasına bir duvar örmektedir. Hırsızın en azından iş yapma ve kazanma gücünü büyük bir nisbette azaltmaktadır. Binaenaleyh kolunu kaybetmekle veya ayağını yitirmekle hırsız kazandığının büyük bir bölümünü elde etme fırsatını kaybetmektedir. Kazancın azalması veya çoğunlukla kazanma durumunun ortadan kalkması ile hırsız kimseye kendisini şerefli dürüst biri olarak tanıtamayacak ve vücudunda işlemiş olduğu suçun eserini taşıyan bir insana kimse güvenip destek sağlamayacaktır. Çünkü kesilmiş olan eli onun geçmişte yapmış olduğu hatayı açıklamaktadır. Şu halde hırsızın işlediği suçla -eğer elinin kesilmesi gerekiyorsa- elde edeceği netice kesinkes hüsrandır. Hapis cezası verilecek olursa muhakkak ki tekrar kazanma imkanı büyüktür. Değil hırsızlar, bütün insanlar kendi faydalarına olan şeyleri tercih ederler. Neticesi başarısızlık olacak bir işe başından kimse tevessül etmez.

 

462- YERSİZ İTİRAZLAR

 

Bütün bu gerçekler müvacehesinde hırsızın elinin kesilmesinin insanlığın asrımızda ulaşmış olduğu medeniyet seviyesine uygun düşmediğini söyleyenlerin sözlerine hayretle mukabele ederim. Çünkü insanlık ve medeniyet ilerledi diye hırsızın işlediği suça mükafatla mı mukabele edilmesi gerekiyor. Yirminci yüzyıldayız diye suçluyu teşvik mi edelim?Ne olur o zaman. Korku, ıztırap ve güvensizliğin içerisinde yaşarız. Çalışır, çırpınır yoruluruz ki asalak, tembel kişiler gelsin de bizim çalışmalarımızın verimini sömürüp gitsinler.

Yine hayretle karşılıyorum, hırsızın elinin kesilmesini insanlık ve medeniyetin ulaşmış olduğu seviyeye uygun düşmez diyenlerin sözünü. Sanki insanlık ve medeniyetin ilerlemesi ile gelişen ilmi mikar etmemiz, hassas mantığı reddetmemiz, insan tabiatını unutmamız, milletlerin tecrübelerini görmezlikten gelmemiz yetmiyormuş gibi. Ve sanki kafamızı bozup aklımızın bize gösterdiği neticeleri ihmal etmemiz icab ediyormuş gibi. Bunu söyliyenler aldatmacadan ve kandırmacadan başka bir şey söylemiyorlar.

Eğer en uygun ceza insanlık ve medeniyetle uyuşan ceza ise hapis cezasının da ortadan kaldırılması gerekir. Hırsıza hapis cezası değil el kesilmesi cezası cezası verilmelidir. Çünkü bu ceza psikolojik esaslara, beşer tabiatının özüne, milletlerin tecrübelerine eşyanın mantığına ve aklın gereklerine dayalı bir cezadır. Yani medeniyetin ve insanlığın dayandığı esasların aynına dayanmaktadır. Hapis cezasına gelince ne bir ilmi esasa istinad etmektedir, ne bir tecrübeye dayanmaktadır ne de eşyanın mantığına uygun düşmektedir.Akla uyan tarafı da yoktur.

El kesme cezası insan psikolojisini ve zekasını derinden bilme esasına dayanır. Binaenaleyh bu ceza hem fertler için en uygun cezadır, hem de toplumlar için. Çünkü, suçların azalmasını ve toplum güveninin sağlanmasını temin eder. Ve madem ki bir ceza hem fertler için en uygun, hem de toplumlar için en iyi cezadır şu halde o, cezaların en üstünüdür.

Şu kadar ki,  bütün bu söylediklerimiz el kesme cezasının makulluğunu bazı kimselere anlatmamıza yetmiyecektir. Çünkü onlar -kendi ifadelerine göre- el kesme cezasının çok ağır ve katı bir ceza olduğunu kabul etmektedirler. İşte ilk ve son delilleri bu... Ceza demekle rehavet zaaf ve güçsüzlük kastedilmez elbette. Çünkü ceza kelimesi cezalandırmak teriminden türetilmiştir. Zayıf, gevşek bir ceza; ceza olmaktan çok bir oyuncak, bir eğlence veya abes bir şey olur. Şu halde bir cezaya gerçek manada ceza isminin verilmesi için sert olması gerekir.

İmdi sayın merhametli beyefendiler!Beşeri hukuk bazı hırsızlık suçlarında muebbet ağır ceza, bazı hırsızlık vakalarında da muvakkat ağır ceza hükmü vermektedir O zaman sizin o şefkat dolu kalbiniz mahkumun bir hayvan kafesine konması gibi veya bir ölünün kabre tıkılışı gibi uzun süre hürriyetinden mahrum ailesinden ve yakınlarından uzak bir hücreye tıkanıp kalmasına nasıl razı olmaktadır?Suçlunun elinin kesilip hürriyet içerisinde çalışılabilmesi için kendi haline bırakılması, ailesi, çocukları ve yakınları arasında yaşamasının sağlanması mı daha ağır cezadır, yoksa hürriyetini elinden çekip olmak, şerefini, insanlığını yok ederek tek başına zindanlara sokup hapsetmek mi?

Son olarak sayın merhametperver kişiler! Beşeri hukuk idam cezasını normal karşılamakta ve bazı suçlar için bu cezayı uygulamaktadır. Ki, idam, suçlunun ruhunun ve bedeninin yokedilmesini temin eder. Kolun kesilmesi ise sadece vucudun bir organının yokedilmesini sağlar. Öyleyse siz şefkatlı beyler; idam cezasına rıza gösterirken, onu memnunlukla karşılarken; neden el kesme cezasını nefretle karşılıyorsunuz? Çünkü elin kesilmesi bir bütün olan idam cezasının bir bölümüdür ki idam cezasını nefretle karşılamayanların hiçbir şekilde elin kesilmesi cezasını nefretle karşılamaya hakları yoktur.

Şurası muhakkaktır ki İslam hukuku elin kesilmesi cezasını verirken hiçbir zaman katı ve ağır davranmamıştır. Çünkü yeryüzünde katılık ve sertlik diye nitelendirilen şey -islam hukukunun itikadi ibadet, hak ve görev mevzularında ortaya koyduğu gibi- ceza konusunda da ortaya koyarak diğer sistemlerden ayrıldığı katiyet, kesinlik ve açıklıktan başka bir şey değildir. Kur’an-ı Kerim’de en çok kullanılan kelimelerden biri de şefkat ve merhamet kelimesi ve muştaklarıdır. İslam hukuku Rahman ve Rahim olan Allah’ın adını anmadan yatmamayı, kalkmamayı, çalışmamayı, ibadet etmemeyi kımıldanmamayı, yememeyi her müslümana şart koşan bir sistemdir. Besmele çeken her mü’min Allah’ın rahmet adını anır. Gerek sözlerinde gerekse fiillerinde onun etkisi altında bulunur. Allah Rasulü de buyurur ki: “Merhamet edenlere Rahman da merhamet eder.”

“Yeryüzünde bulunanlara merhamet ediniz ki gökte bulunan da size merhamet etsin.”İslam hukukunun ilk esaslarından birisi de merhamettir. Bu esasa dayanan bir sistemi katılık veya şiddetle itham etmek nasıl mümkün olur?