505- HAPİS CEZALARI VE KUSURLARI - Cilt2 1 - 505 506
505- HAPİS CEZALARI VE KUSURLARI
Muhtelif nevileriyle birlikte 1938-39 yargı senesinde hapis cezası verilen mahkumların sayısı 127090 dır. Anckbu sayıya merkezi hapishanelerdeki suçlular girmemektedir. Ki bunların sayısı yıl be yıl artmaktadır. Merkezi hapıshanelere giren mahkumların ortalama günlük miktarı 25515 tir. 1938-39 senesinde 5974 adet bir önceki sayıya göre artış kaydolunmuştur.
Mahkumlar genellikle bağlıklı ve çalışabilir güçte olan kişilerdir. Bunların hapishanelere tıkılması; çalışma güçlerinin muattal hale getirlesi demektir. Kullanılması ve toplum tarafından faydalanması mümkün bulunan büyük bir enerjinin kaybı demektir. Eğer bunları uslandıracak ve başkalarını da suç işlemekten alakoyacak değişik cezalandırma metotları uygulansa toplum, elbette ki bunların enerji ve üretiminden istifade eder.
Şüphesiz ki toplum içerisinde sindirici ve engelleyici rol oynayabildiği halde, suçlunun enerjisini çalışamaz hale getirmeye sebeb olan ve suçla savaşta etkili roller oynayan cezalandırma metotları da vardır. Mesela sopa cezası. Bu cezanın uyflanması halinde genellikle mankum üretimde etkilenmez, günlük işini yerine getirmekten geri kalmaz. Bunun yanısıra ceza toplum üzerinde büyük tesir uyandırır.
Hapishane idareleri mahkumların çalıma yeteneği kullanmak için çaba harcamışlarsa da şu ana kadar -çok az sayıda mahkum çalıştırmanın ötesinde- bu noktada başarılı adımlar atılmamıştır. Bu çok az sayıda çalışabilen mahkumların dışında kalan mahkumla günlük hayatlarını hiçbir şey yapmadan; yiyerek, içerek ve devlet hesabına giyinerek tüketip gitmektedirler. 1938-39 senesinde hapishane idareleri için yaklaşık olarak 862.125 Mısır lirası para harcanmıştır. (Yaklaşık olarak 28.813.750 TL. sı) Bunu takriben 150.000 Mısır lirası mahkumlara hizmet eden bakıcılara ödenen paradır. Şu halde devlet bütçesi paklaşık olarak yılda mahkumlara 532.125 Mısır lirası miktarında bir yüke katlanmaktadır. Buna birde toplumun mahkumların üretimde alıkonulması vesilesiyle kaybettiği geliri ekleyecek olursanız, ne büyük kayıp olduğu görülür. Farzedelim ki her mahkum yılda 25 Mısır lirasına baliğ olan yıllık bir üretimde bulunabilsin. Bu takdirde hapis cezasını uygulmak uğrunda milletin zararı yılda 2.582.285 Mısır lirasına baliğ olmaktadır. (Türk arası olarak yaklaşık 77.468.650 lira)
II- Mahkumların bozulması
Eğer hapis cezası sadece madi zararla kalıp bunun yanısıra mahkumları ıslah olmasını sağlasaydı bu maddi zarara katlanmamız toplum olarak belki de mümkündü. Ama bu ceza gerçekte kötüyü, iyileştirecek yerde, iyiyip; kötüleştirmekte ve her giden gün kötülerin, bozukların sayısını arttırmaktadır. Zira hapishanede suçluluğu alışkanlık ahline getiren ve onun çeşitli metotlarnı öğrenmiş olan Bunların yanısıra ağır suç işlemiş suçularla adi suçluar yanyana gelmektedir. Ayrıca gerçekte suçlu olmayıp da kanunun yanlış değerlendirmesiyle veya hukuki hata ile suçlu kabul edilen kişilerle bu suçlular aynı yerde toplanmaktadırlar. (Silah taşımak veya ihmal ve hata sonucu doğan suçlardan hüküm giymek gibi.) İşte çeşitli sınıftan ve türden suç işleyen suçluları, aynı noktada birleştirip aynı yerde toplamak bunların arasında suçluluk mikrobunun yayılmasına vesile olur. Çeşitli suç metotlarını bilen suçlu kendisinden daha az bilgili olan suçluyu burada yetiştirir. Herhangi bir suç türünde mütehassıs olan bir suçlu, diğer arkadaşlarına da suçun usüllerini öğretmekten imtina etmez. Gerçek suçlular; budala arkadaşlarının daima kullanabilicekleri verimli bir arazi oluşturmasını becerirler. Böylece hapishaneye girerken suça yatkın olmayan birçok kişi, hapishaneden suça yatkın olarak çıkar.
Gözlemler göstermiştir ki örten suç olmadığı halde kanunen suç olan izinsiz silah taşımak veya benzeri suçlulardan nefret eder ve onlara karşı hoşgörülü olmazken, hapishaneden çıktığında suça ve suçlulara karşı hayran olarak çıkmaktadır. Bu ise hakimlerin itibari suçlarda gerçek suçlu ruhu taşımayan kişilere hapis cezası vermekten çekinmelerine vesile olmuştur. Kaldı ki suçlu eğer bu suçunu ilk defa işliyorsa birinci defa cezayı tecil etmektedirler. Çünkü hapishaneye tam bir suçlu ruhuna sahip olmadan girerek oradan bütünüyle suç metodlarını öğrenerek çıkmasından endişe etmektedirler.
Şu halde ıslah ve eğitim metodu olarak kabul edilen hapishane realitede hiç te böyle değildir. Hatta bunun tersine çeşitli suç metodlarının öğretildiği ve bozgunculuğun yayıldığı bir enstitüdür. Nitekim devlet bu durumun tehlikesini farketmiş vebu kusurdan kurtulmanın yollarını aramıya başlamıştır.
Ancak ne gibi ıslahat yapılırsa yapılsın mesele temelden ele alınmazsa başarılı olmaz. Bugün hapishanelerin suç türlerine ve mahkumların yaşlarına göre ayırd edilmesi görüşü ortaya atılmaktadır.Bu ayırım da farklı bir neticeye götürmez. Zira aynı suçu işliyenleri aynı hapishanede toplamakla, kimileri suçtan habersiz mühtedi olarak oraya girmiş kimileri de suçun ustası haline gelmiş olarak oraya girmiş olacaklardan ve bunların birbiriyle ihtilatından neticede çıkacak kabahatlar aslında tadavi edilmek istenen hastalığın kendisidir. Gençleri bir hapishanede yetişkinleri bir başka hapishanede toplamak bir çare değildir.İstatistikler gösteriyor ki suçluların çoğu gençlerdedir.Mesala 1938-1939 yargı yılında mahkum olan gençlerin sayısı 55.277 dir. Bu da mahküm olan suçluların toplam sayısının % 60dır. Bunlardan 15. 050 si 16 ile 20 yaşları arasındadır. Geriye kalan ise22 ile 30 yaşı arasındadır. Gençlerden suç işleyenlerin sayısı yaşlı ve orta yaşlılardan fazladır. İlk defa hüküm giyen gençlerin önceden hüküm giymiş olan yaşlılarla aynı yerde bulunmaları birincilerin ikincilerin ahlakını bozması için yeterlidir.
III-Sindirme gücünün bulunmayışı
Aslında hapis cezası sindirici ve korkutucu bir ceza olarak konulmuştur. Ama realite göstermiştir ki suçluların ruhunda ve kafasında hapis cezasının önleyici hiç bir fayda ve etkisi olmamaktadır. En ağır hapis cezası olan ağır çalışma cezası verilenler daha hapisten çıkar çıkmaz tekrar suç işlemekte ve hemen hapishaneye dönmektedirler.Eğer en ağır ceza sindirici ve etkili olabilseydi bu suçluların tekrar suç işleyip hapishaneye dönmesi mümkün olmazdı. 44 nolu istatistik rakamları gösteriyor ki 1938-39 senesinde ağır çalışma cezasına mahkum olanların % 45 i hapishaneden çıkınca tekrar suç işlemişdir. Hapishaneden çıkışlarıyle suç işleyişleri arasındaki süre 15 günle bir yıl arasındadır. Yine hapishaneler idaresinin yayınladığı 44 nolu istatislik göstermektedir ki erkek ıslahevlerine gönderilmek üzere hüküm giyenlerden %43 ü ıslahevlerinden çıkar çıkmaz tekrar aynı suçu işlemektedirler. Suç işleyişlerinle hapishaneden çıkış tarihleri arasındaki süre ise 21 günle bir sene arasındadır. Kaldı ki, ıslahevlerine gönderilme cezası korkutucu ve sindirici olmak gerekir. Buradan çıkan suçlunun tekrar aynı suçu işlememeye kararlı olarak çıkmış olması icabeder.
Hapishaneler idaresinin 47 no. lu takririnde yer alan istatistiklerde gösteriyor ki erkek ıslahevlerinde bulunan mahkumlardan üçte biri buraya ikinci, üçüncü ve dördüncü defa girmiş kimselerdir. Hapishaneler idaresinin neşrettiği 46 Nolu istatislik rakamlar da hapishanelerin genellikle suçluların ruhunda yer eden psikolojik duyguyu ortaya koymaktadır. Şöyle ki 1938-1939 yılında ıslahevlerinde bulunan mahkumlerin yarısını, daha önceden beş ile on kerre suç işlemiş olan sabıkalılar teşkil etmektedir. Üçte bire yakını da sabıkası on ile onbeş civarında olan suçlulardır. Geriye kalan suçluların çoğunluğunu da, sabıkası 25 ile 40 arasında olan suçlular teşkil etmektedir. Şu halde hapishaneler suçluları gerçek manada korkutabilse ve bir daha suç işlememelerini sağlıyabilseydi, bir suçlu aynı suçu 15 kere, 20 kere, hatta 40 kere tekrarlamayı düşünebilir miydi?
Hapishaneler idaresinin 43 no. lu takririnde yer alan istatistikler de gösteriyor ki; erkek ıslahevlerine geri gelen sabıkalılardan çoğu, oradan çıktıktan sonra tekrar dönmektedirler. Bunların sayısı her giden yıl artmaktadır. Mesela 1916 senesinde ıslahevlerine dönenlerin oranı oradaki mahkumların tümüne nisbetle yüzde 10.8 dir. 1926 senesinde bu nisbet yüzde 20,6 yükselmiştir. 1936 yılında ise bu oran yüzde 36,7 ye çıkmıştır.
Bu da gösteriyor ki hapis cezası suçluyu etkilemek şöyle dursun, her giden yıl suçları daha fazla artırmaktadır. Bu tekerrür eden suçların sayısı 1935- 1936 senesinde 872 iken 1936 - 1937 senesinde 939 a ve ondan sonraki sene de 1023 e çıkmıştır. Bu suçlar genellikle muteaddit sabıkası olan suçlular tarafından işlenmiştir.
IV-Mesuliyet duygusunu öldürmektedir.
Hapis cezası korkutucu ve sindirici olmak şöyle dursun mahkumun ruhundaki sorumluluk duygusunu yoketmekte ve onlara tembelliği aşılamaktadır. Hapishanelerde uzun süre kalmış olan mahkumlar, çalışmadan rahatça oturmaya alışmaktadırlar. Dolayısıyle yiyecek , giyecek ve tedavi gibi ihtiyaçlarını gidermekle yetinmektedirler. Çoğunluka karşılaşılan gerçek şudur ki; bu mahkümlar; hayatın çalışma ve çabalama endişesiyle karşılaşmamak ve yeniden ne yiyeceğini düşünme zahmetine katlanmamak için hapishaneden çıkmaktan hoşlanmamaktadırlar. Onların ailelerine, hatta kendilerine karşı sorumluluk duyguları ölmektedir. Ve öyle ki hapishaneden çıkanların birçoğu suçu sevdiklerinden ve isteyerek suç işlemekten ziyade tekrar o tembel hayata dönmek ve hapishanede çalışmadan geçinmek imkanına ermek için suç işlemektedirler.
V- Suçluların hakimiyetinin artması
Suçlulardan bir kısmı hapishaneden ayrılırken toplumun omuzunda asalak olarak geçinmenin yollarını araştırır. Bunun için de eski suçunu çevresini korkutmak sindirmek ve onları haraca bağlamak için suistimal eder. Bu uydurma güç ve kudret heyulasıyle haraca bağladığı kimselerden aldığı haram malla rahatça hayatını sürdürür. Dolasıyle efendice çalışıp helal kazanç sağlamayı düşünemez.
Öyle anlar olmuştur ki bu şekilde hapishaneden çıkan suçluların belirli muhitlerdeki hakimiyeti; devletin hakimiyetinden daha geçerli olmuştur. Hatta bu muhitlerde suçlular gerçekte sözü dinlenen, buyruğu yerine getirilen en güçlü iktidar sahibleri olmuşlardır. Benim bildiğim ve diğer birçok kişinin dilinden düşmeyen gerçeklerden birisi de; yöneticilerin bu suçlulardan genel seçimlerin yapıldığı günlerde yardım istemeleridir. Onlar muhtelif partilere mensüb kimselere ve normal seçim yollarıyle seçimin güvenliğini sağlamak imkanına sahib olmadıkları için bu kabadayıları kullanmayı ve onlardan yardım almayı denerler. Suçluların kabadayılık yaparak toplumda sağladıkları bu tehlikeli yer; gençler ve yeni yetişenler arasında suçluluğun artmasına sebeb olmaktadır. Kaba kuvvetiyle seçkin bir yer elde etmek isteyenleri bu yola sevketmektedir. Düzenlerin ve sistemlerin bu vesileyle değiştiği de bir vakıadır. Bu düzen değişikliğiyle eskiden utanç vesilesi ve düşüklük olarak kabul edilen suç bilahere iftihar ve öğünme vasıtası haline gelmektedir. Eskiden kovulan ve tatkibat konusu olan suçlular değişen düzenle birlikte üstün bir yer elde etmekte, sözü dinlemekte ve buyruğu geçerli olmaktadır.
VI- Ahlaki ve sıhhi seviyenin düşmesi
Hapis cezasının uygulanması; güçlü, kuvvetli kişilerin muhtelif aralıklarla belli bir yere hapsedilmeleri, aileleriyle ilişki kurmalarını önlemekte, hürriyetleri kısıtlanarak sıhhi ve ahlaki bakımdan seviyelerin düşmesine sebeb olmaktadır. Mahkumların sayısı her yıl geçende arttığına, mahbushanelerin adedinin de artan mahkum sayısına göre gelişmeyeceğine göre bütün mahkumlar yanyana odalara yayılacaklardır. Öyle ki umumi hapishaneler ve liman hapishaneleri duvarları arasında normal kapasitesinin 300 veya 400 fazlasını almak zorunda olduğu zamanlar bulunmaktadır.
Bu ise sıhhi bakımdan büyük bir dejenerasyona ve sile olmaktadır. 249 Merkezi hapishanelere gelince normal olarak bunlar iki küçük odadan fazla almazlar ve ortalama kapasitesi altmışın altına düşmez. Sıhhi imkanlar umumi hapishanelerde sağlık şartları az da olsa müsait iken merkezi hapishanelerde hiç yoktur. Mısır’da merkezi hapishanelerin hepsine mahkumlar, cezalarını oturarak veya beton üzerinde uyuyarak geçirirler. Mahkumlar için normal yatacak bir yatak bile mevcut değildir. Bu hapishanelerde mahkümların üzerine örtecekleri herhangi bir örtü de yoktur.
Mahkümların fazlalaşması, hapishanelerde sıhhi imkanların bulunmaması ve mahkumların aileleriyle ve eşleriyle buluşmaktan yoksun olmaları, mahkumlar arasında deri, göğüs ve cinsel hastalıkların yayılması gibi çok büyük tehlikelere medar olur. 1929 senesi istatistikleri gösteriyor ki 250 -bu istatistikler umumi hapishanelere ve liman hastanelerine mahsustur. 3993 mahkum grip salgınına tutulmuştur. 369 hasta çeşitli diğer hastalıklara tutulmuş, 22 mahkum belsoğukluğuna,1160 mahkum frengi hastalığına 10995 mahkum çeşitli deri hastalıklarına, 219 mahkum tifüse, 8618 mahkumun vücuduna çeşitli çıbanlar ve benzeri çıbanlar hasıl olmuş, 926 mahkum romatizmaya tutulmuştur. 1939 senesinde mahkumlar arasında hastalığa yakalanma sayısı 74.000 dir. Bu da gösteriyor ki belirttiğimiz nedenlerden dolayı mahkumlar arasında sıhhi ve ahlaki düşüklük dejenarasyon gittikçe fazlalaşmaktadır.
Şu halde hapishane, mahkumlar arasında hastalığın yayılması, ahlakin bozulması, kişiliğin kaybedilmesi gibi illetlerin yayılmsına vasıta olmaktadır. Ama hapishanelerin fenalığı bununla da bitmemektedir. Bunun ötesinde hapishane dışında ahlakın bozulmasına sebeb olmaktadır. Çünkü hapishaneye düşen erkeklerin karıları, kızları, kardeşleri, bakıma muhtaç hale düşmektedirler. Bunlar ise şeytanla yüzyüze ve tehlikelere maruz kalmaktadırlar.
506- BU SİSTEMLERİN KUSURLARINDAN
NASIL KURTULABİLİRİZ?
Yukarda beşeri sistemlerin ortaya çıktığını kötü cezalandırma yöntemlerinin fena neticelerini gördük. Bu sistem bir yandan malı heba etmete, öte yandan çabayı yok etmekte ruhi ahlaki ve sıhhi dejenerasyona sebeb olmaktadır. buna rağmen suç oranı her giden gün artmakta, suçluların cesareti daha fazlalaşmaktadır. Düzen ve emniyet ihlal edilmekte, devletin hakimiyeti ortadan kalkmakta ve cemiyete suçlular ve eşkiyalar hakim olmaya başlamaktadır. Toplumun bu elem verici sonuçtan kurtarılması, ancak bu cezalandırma sisteminden vazgeçmekle mümkün olur. Halk alıştığı şeyleri kolay kolay bırakmaz ve bağlı bulunduğu sistemin hatalarını göremez. Toplumu suçtan korumakta, suçla savaşta ve suçluyu ıslahta beşeriyetin tanıdığı en dirayetli sistem İslamdır. İslam sisteminin başarılı tecrübelerle müsbet neticeler verdiği, suçu ve suçluyu bütünüyle ortadan kaldırdığı apaçık meydandadır.
İslam nizamının özelliği; sadece tecrübelerle onun başarı ve yeterliliğinin ispat edilmiş olması değildir. Buna ek olarak İslam nizamı; dayandığı esaslarla beşeri cezalandırma sisteminin getirdiği tüm eksiklikleri ortadan kaldırabilmesi bakımından da mümtazdır. Cezaların zararını en azına indirecek ve cezaların tatbiki konusunda insanların büyük mali meblağlar ve çabalarla başaramadıkları neticeye temin edecek biricik sistem İslamdır. Beşeri cezalandırma düzeninin birinci kusuru asli cezaları bırakması ve böylece cezaları geçersiz hale getirmesidir. İslam hukuku ise toplumun yapısını ilgilendiren önemli suçlarda bunu kabul etmez. Bu tür suçlar için belirli cezalar kor. Hakimin bu cezaları azaltıp eksiltme, yahut da -suçlunun durumu nasıl olursa olsun- başka bir ceza verme yetkisi yoktur. Çünkü bu önemli suçlarda toplumun menfatini İslam hukuku her türlü menfaatin üstüne kor ve bütün değerlendirmeyi onun gerisine bırakır. Ancak toplumun yapısını alakadar etmeyen suçlarda hakime suçlunun kişiliğine ve durumuna gözönünde bulundurma yetkisini tanır. Eğer suçlunun durumu ve şartları onun cezasının hafifleştirilmesini gerektiriyorsa ve bu aynı zamanda suçlunun ıslahına vesile olacaksa buna müsaade eder251.
(251) 51 ve 440 no.lu paragraflara bakınız.
Beşeri cezalandırma sisteminin ikici eksikliği beli başlıca suçlar için birbirinden pek farklı olmayan cezalar koymasıdır. Nevi itibarıyla genellikle hapıs cezası vermektedir ki bu da hapishanenin durumuna göre şiddetli veya zayıf olmaktadır. Ayrıca bu ceza çalışabilen enerji ve dinamizm sahibi sağlıklı kişilerin hapishanelere tıkanıp kalmasına faydalı bir iş yapacaklarına tüketici unsur haline gelmelerine sebeb olmaktadır. Bu yüzden toplum iki zarar görmektedir. Bir yandan da bu kişilerin hapse tıkılmaması halinde meydana getirecekleri üretim imkanının ortadan kaldırılması. Eğer İslam cezalandırma, sistemi tatbik edilcek olsa bu kayıpların hiçbirisi olmaz. Çünkü İslam hukuku had ve kısası gerektiren suçlarda hapis cezasını kabul etmez. Daha önce de belirttiğimiz gibi, had ve kısası gerektiren suçlar normal suçların üçte ikisini 252 oluşturur. Ayrıca İslam hukuk taziri gerektiren cezalardan da hapis cezasına sopa cezasanın tercih eder. Mahkum, belirsiz bir süre toplumdan uzak olarak yaşamaktadır. Toplum ölünceye kadar onun şerrinden korunmuş olma kaydıyle hapis cezası faydalıdır. İslam hukuku bu tür hapis cezasını ancak çok önemli suçlarla suçluluğu itiyat haline getirenlere uygulamaktadır. Sopa cezası arta kalan suçların yarısına tatbik olunduğu kabul edilcek olursa geriye kalan suçların miktarı %5 civarında olacaktır. Bu %15 nisbetindeki suçlar da hapis tazminat, sürgün ve benzeri tazir cezlarıyla cezalandırılır. Sopa cezasının uygulandığı suçlar önemli tazir suçlarıdır. Geriye kalan suçlara ise sopa vesüresiz hapis cezasının dışında cezalar uygulanır ki genellikle, nasihat ihtar ve tazminat cezası verilir. Keza bu suçlara hapis cezası da verilebilir ancak ceza tecil edilir. Netice itibarıyla fiilen ancak toplum suç nisbeti içerisinde % 5 oranında bir suçlu gurubu hapis cezasına çarptırılır.
(252) 494 no. lu paragraflara bakınız.
Hapis cezası verilen suçluların nisbeti bu derece azalınca mahkumların sayısı da elbette azalacaktır. Böylece mahkumlar problemi ortadan kalkacaktır. Bu problemin doğurduğu ahlaki, sıhhi dejenerasyon da yok olacaktır. Cezasının hafif olması ve mahkumların hapishanelerde birlikte yaşamaları neticesinde ortaya çıkan suçların tekrarı durumu olmayacaktır.
Belirli bir süre hapis cezası verilebilecek pek az sayıdaki suçluların işledikleri suç önemsiz olacağından bu gibi suçlulara verilebilecek hapis cezası da pek kısa süreli olacaktır. Bu ise suçun yayılmasına ve ahlaki dejenerasyona vesile olmaz. Hatta bu gibi kötülükler olsa bile suçlular üzerlerinde büyük etkisi olmayacaktır. Çünkü mahkumların sayısı az olacak ve bu yüzden daha az tehlikeli duruma düşeceklerdir. Kaldı ki suçlunun ikinci bir defa daha işlediği suçtan dolayı hapis cezası alma garantisi bulunmayacaktır. Tehlikeli suçlu durumunda olanlar için İslam hukuku süresiz hapis cezası uygular. Onlar işledikleri suçun nevi, ne olursa olsun bu hükmü değiştirmez. Zira ne kadar basit olursa olsun bir suçlunun suçu itiyad haline getirmesi suç için onun istidatlı bulunduğunu ve eski cezaların kendisini suçtan uzaklaştırmamış olduğunu gösterir.
Beşeri hukukta hapis cezlarının en büyük kusurlarından birisi de mahkumlardaki sorumluluk duygusunu öldürmesidir. Onlara tenbellik aşılamakta ve halkın omuzundan asalak olarak geçinmeyi öğretmektedir. Böylelikle kabadayılık yaparak tehdit ve korkutma ile halkın malını elinden almalarına neden olmaktadır. İslam hukukunda bunların da çaresi vardır. Hatta bütün bunların çaresi sopa cezasıdır. Çünkü sopa suçlunun kendine karşı olan değerini düşürür ve suçu bir daha irtikab etmesini önler. Keza halkın nazarındaki değerini de düşürür. Kimse onlardan korkmaz ve kabadayılığına kulak asmaz. Böylece suçlu halkın gözünde büyüyerek devletin sağlayacağı egemenlik ve hakimiyet hakkını kullanmaya kalkışmaz.
Beşeri cezalandırma sistemindeki eksiklikleri araştırırsak; bu eksikliklerin her birisi için İslam cezalandırma sisteminin tatbikinde başarılı çareler olduğunu görürüz.
İşte beşeri cezalandırma sistemi ve işte onun saçtığı bozukluk, ahlaki dejenerasyon ve ihlal ettiği emniyet ve düzen. Ve işte İslam cezalandırma sistemi. Beşeri cezalandırma sisteminden üstün olduğunu, dolayısıyle beşeri hukukun İslam hukukundan üstün olduğunu söyliyecek var mı hala? Eğer böyle birisini görürseniz ona yüce Allahın şu mubarek sözünü hatılatınız:
“Doğrusu gözler kör olmaz. Ancak göğüslerde olan kalbler kör olur.”253
(253) Şerh-i Feth’ul-Kadir C: 4, S: 208, Şerh-i Zükani C: 8, S: 108’ Esna’el-Matalib C: 4, S: 157, el-Muğni C: 10, S: 109.
İslami Okul Okulların En Önemlisi