Fikih - 507 510 - Cilt2 1
III. FASIL
CEZALARIN TAADDÜDÜ
507- CEZALARIN VE SUÇLARIN TAADDÜDÜ
Suçların taaddüdü; ya şekli olur ya
da hakiki suçlu birden fazla
ceza hükümlerinin içine giren bir
fiili işlerse bu işlediği fiil
şeklidir. Mesela vazifesini eda etmesi esnasında
görevli kişiyi dövmek, dövme olarak
da
Cezanın taaddüdü ile tekrarı arasındaki fark:
Cezaların taaddüdü tekrardan farklıdır. Cezaların taaddüdünde suçlu, daha bir suçtan hüküm giymezden önce, başka suçu işler. Tekrarda ise, ilk suçundan ceza gördükten sonra ikinci bir suç işler.
Mantiken suçların taaddüdü halinde, her suçundan ayrı ayrı cezalandırılması gerekir. İsterse onu bu muteaddit suçları işleyişi suçluluk eğilimine delalet etsin. Çünkü suçlu, cezalandırılmamış ve dolayısıyle ders almamış demektir. Bu yönüyle taaddüdle cezası verilmiş olun suçun tekrarı arasında fark vardır.
508- BEŞERİ HUKUK VE TAADDÜD
Suçların taaddüdü halinde beşeri hukuk üç yol kabul eder:
a- Toplama yolu
İngiliz kanunları suçluya işlemiş olduğu bütün suçlar için takarrür eden cezaları toplayarak verir.
Bu metodun eksikliği cezada aşırı gitmesidir. Çünkü cezaların hepsini birleştirip toplamak bazı hallerde aşırı bir ifrat derecesinde ceza yığınına vasıl olur. Mesela muvakkat bir ceza olan hapis cezası, üst üste binince muebbet bir ceza haline gelir. Tazminat cezası da üst üste bindiği takdirde bazan mahkumun bütün mallarının musaderesine kadar vardır.
b) Kesişme metodu
Suçlunun çarptırıldığı cezaların en ağırı diğer cezaları ortadan kaldırır, yani kesişir.
Ve böylece suçlu işlemiş olduğu suça tekabül eden cezaların en ağırına çarptırılır, diğerlerine çarptırılmaz. Bu metodun eksikliği de tefritidir. Cezayı, umursamaz halde az görmektedir. Mesela on suç irtikab etmiş bir kişi ancak bu suçlardan en ağırının cezasına çarptırılır. Diğerlerinden dolayı ceza görmez. Bu ise demektir ki; önemli ve ağır bir suç işleyen birisi bu ağır suçundan ceza görmediği sürece işlemiş olacağı hafif suçların hiçbirisinden ceza görmeyecek yalnız ağır suçtan dolayı, ceza görecektir.
c) Karma metod
Bu metod yukarda sözünü ettiğimiz her iki metodun hatalarını ortadan kaldırmakta, iyi ve güzel taraflarını alarak orta bir yol tutmaktadır. Bu metoda göre cezaların mecmuu -belli bir haddi aşmamak kaydıyla- birleştirilir. Cezanın en üst hududu tayin olunur ve böylece cezada ifrattan uzaklaşılır.
Modern hukuk sistemlerinin çoğunluğu taaddüdle cezanın en ağırını verme arasında belli sınırlar dahilinde orta bir yol tutmuşlardır.
509- MISIR CEZA KANUNUN
Mısır ceza kanunu cezanın taaddüdü kaidesini benimser. Ceza kanununun 32. maddesi hürriyet kısıtlayan cezaların 35 ve 36 maddesinin hükmü dışında kalanlar taadüd eder demektedir. 35. madde ise ağır çalışma cezasını müddeti miktarınca mezkür cezaya çarptırılmazdan evvel mahkumun hürriyeti kısıtlayıcı her türlü cezasını ortadan taldırır. 36. maddeye göre bir kişi muteaddit suçlar işlemişse ve bu suçları işledikten sonra hakkında hüküm verilmemişse tüm verilecek cezanın müddeti taadüd halinde de olsa muvakkat ağır 20 yıl çalışma cezasını aşmaması gerekir. Ağır hapis de hem ağır hapis ve hem de hafif hapis süresinin 20 yılı, yalnız hapis süresinin de altı yılı geçmemesi gerekir.
Şu halde Mısır ceza kanunu taddüd prensibini kabul etmekle beraber üç noktada sınırlamaktadır.
a- On yıl hafif hapis cezasna mahkum olmuş birisi bilahere beş yıl müdetle ağır çaşıma cezasına mahkum olursa beş yıl süreyle ağır çalışma cezasını ve beş yıl sürüeyle de hapis cezasını çeker. Bunun ötesindeki cezası kalkar. Bu demektir ki, Mısır eza kanunu cezaların kesişmesi prensibini kabul etmektedir. Ancak bu, genel manada bir kabul ediş değildir.
b- Cezalar ne kadar taadüd ederse etsin en üst sınırın 20 yılı geçmemesi gerekir. Tabii bu verilen ceza muvakat ağır çalışma cezasıdır. Ağır hapis ve hafif hapis yahut da ikisi birlikte verilirse bu sürenin de yirmi yılı aşmaması, sade hafif hapis cezası verilirse bu sürenin altı seneyi geçmemesi gerekir. Bu da demetir ki Mısır ceza kanunu cezalar arasında birleştirme metodunu benimsemekte ama bunu da sınırsız olarak kabul etmemektadir.
c- Şekli taaddüd halinde en ağır kanuni cezanın tatbikini öngörür. Hakiki taaddüd halinde de yine en ağır cezayı tatbik eder. Ancak suçların, aynı gaye ile işlenmiş olması ve suçlar arasında birbirinden ayrılması kabil olmayan bir bağlantının bulunması gerekir. Nitekim ceza kanununun 32. maddesi bunu amirdir. Bu sınırda birleştirmeye bir kayıt getirmektedir.
Şurayı gözden uzak tutmamak gerekir ki; beşeri hukuk cezaların taaddüdü prensibini yukarda belirttiğimiz sınırlar dahilinde ancak geçen yüzyılda kabul etmiştir. Ama ondan önce cezanın taaddüdü hiçbir sınıra bağlı olmadan mutlak manada kabul edilmekteydi.
510- İSLAM HUKUKU VE CEZANIN TAADDÜDÜ
İslam hukuku başından beri taaddüd prensibini kabul etmiş ancak bunu mutlak manada almamıştır. Taaddüdü diğer iki prensiple kayıtlamıştır. Bu prensip tedahül (içiçe girme) ve kesme prensibidir.
Tedahül prensibi
Suçların taaddüdü halinde cezaların iç içe girerse ve bunların hepsini tek bir ceza altında toplamak mümkündür. Böylece suçlu bir tek suç işlemiş gibi değerlendirilerek bir tek ceza verilir. Tedahül prensibi iki esasa dayanır254.
(254) Şerh-i Zürkani C: 8, S: 108.
a) Suçlar birden fazla olursa ve hepsi de aynı cinsten ise -müteaddit hırsızlıklar, muteaddit zinalar, muteaddit iftiralar gibi- cezalar iç içe girer ve hepsinin yerine bir tek ceza velirir. Ama suçlu cezayı aldıktan sonra bir kere daha aynı suç işlerse bu aynı cinsten olmasına rağmen suç için başka bir ceza verilmesi gerekir. Burada itibar konusu olan husus cezanın tatbikidir. Cezanın infazından önce vukubulan her suç infazı tamamlamamış olan ceza ile bilikte tedahül prensibine dahil olur.
Bir diğer görüş uyarınca, aynı neviden olduğu müddetçe esasları ve cezaları farklı da olsa suçlar tek suç olarak değerlendirilir. Mesela adi hırsızlıkla eşkiyalık, aynı şekilde hırsızlıktır. Esasları ve cezaları farklıdır ama her ikisi de hırsızlık adı altında toplanır.
Bu prensibin dayandığı esas şudur. Ceza; tehdit ve başkalarına engel olmak kastıyla konulur. Bir tek ceza ise her iki maksadı gerçekleştirmeye yeterlidir. Binaenaleyh cezaların taahhüdüne gerek yoktur. Madem ki bir tek ceza toplumda o suçla ilgili etkin bir rol oynamaya ve suçluyu bir kere daha suç işlemekten alakoymaya kafidir, öyleyse cezanın birden fazla olmasına gerek yoktur. Eğer aklen suçlunun suçu bir daha tekrarlaması muhtemel ise çektiği cezanın onu uslandırmadığı ve korkutmadığı tesbit edilmediği sürece bu ihtmal yeterli değildir. Ama bu, tesbit olunduğu takdirde -ki tesbit yolu aynı cinsten suçu işlemesidir- tekrar cezalandırılır. Zira bu durumda birinci cezanın suçluyu engellemediği ve onu korkutmadığı kesin olarak anlaşılmış olacaktır.
b) Suçlar taaddüd eder ve aynı neviden değil de ayrı ayrı neviden olursa bu takdirde cezalar tedahül eder ve bütün cezaların yerine bir tek ceza verilir. Ancak bu suçları için takarrur eden cezaların menfaati himaye kastıyla konulmuş olması şarttır. Yani ayrı ayrı da olsa adı geçen suçlar için verilen cezanın bir tek maksadı olması gereklidir. Mesela bir kimse bir görevliye hakaret etse ona karşı gelse ve saldırsa onun işlemiş olduğu bu üç suça karşılık bir tek ceza verilir. Ki verilen cezanın maksadı görevlileri himaye ve görevin masuniyetidir. Keza bir kişi ölü eti, kan ve domuz eti yemiş olsa işlemiş olduğu bu üç suça mukabil bir tek ceza verilir. Çünkü bu suçların cezları bir tek gaye için vazolunmuştur. Bu gaye de ferdin ve toplumun sıhhatının korunmasıdır.
Tedahülde itibar edilen husus; cezanın infazıdır, yoksa hüküm değildir. Cezanın infazından önce vukubulan her suç, infazı tamalanmamış olan ceza ile tedahül eder.
Maliki mezhabinde içki cezasıyla iftira cezasının tedahül edeceği kabul edilir. Binaenaleyh bu iki suç üstüste geldiği zaman birtek ceza verilir. Burada malikilerin delili şudur. İçki ve iftira cezalarının masadı aynıdır. Çünkü içki içen heyezan eder. Hezeyan eden iftira eder. Binaenaleyh iftirayı önlemek için içkiye ceza konulmuştur. Ne var ki diğer mezhebler bu konuda Maliki mezhebine muhaliftirler. Onlara göre iftira suçunun cezalanmasından maksat namus ve haysiyetin korunmasıdır. İçki suçunun cezalandırılmasıyla da kafaların korunması kastolunmuştur. Binaenaleyh her ikisinin vaz olunduğu gaye birbirinden farklıdır.
Bazı Maliki fakiherine göre ise; içki suçuyla iftira suçundaki tedahül miktarlarının ittihadına bağlıdır. Bunlar tedahülde esas olarak cezadaki hedefin ittihadından çok, sebebin ittihadı kabul etmektedirler. Ama diğer mezheblerde bu görüşü destekleyen hiçbir fikir mevcut değildir255.
(255) el- Mudavvene C: 16, S: 12.
Fakat taahhüd eden suçlar muhtelif neviden olur ve buhların cezalandırılmasını birleştirmeyi gerektiren ortak bir gayeleri bulunmazsa -mesela suçlu önce hırsızlık yapsa sonra zina etse sonra da iftira suçunu işlese bu gibi hallerde cezalar tedahül etmez. Her suçun ayrı ayrı cezasını çeker.
Kesişme nazariyesi
Kesişme; İslam hukukuna göre, bir suçun infazıyla diğer cezaların infazının önlendiği cezadır. Bu maksat ancak kati cezasında variddir. Çünkü katl cezasının infazı ile zaruri olarak diğer cezların infazı ortadan kalkar. Binaenaleyh İslam hukukuna göre kesişme hali ancak katl cezasında variddir. Onun dışındaki cezalarda mümkün değildir.
Şu kadar var ki İslam hukukçuları kesişme nazariyesini benimseme konusunda müttefik değildirler. Mesela İmam Malik, İmam Azam ve Ahmed İbn Hanbel bu nazariyeyi kabul ederken İmam Şafii reddetmektedir. Nazariyenin kabulunde müşterek olan imamlar da, tatbikinde birbirinden ayrı görüşlere sahibtirler.
Mesela İmam Malik’e göre, kısas uygulanarak öldürülme cezasıyla birleşmiş olan tüm hadler durur. Binaenaleyh katl cezası diğer tüm cezaları keser atar. Ancak iftira suçu mustesnadır. İftira için konulan had öldürülecek suçluya ikame olunur. Ölüm cezasına çarptırılmış olan bir suçluya iftira cezasından başka Hiç bir had tatbik olunmaz. Ta ki suç sahibine falanca sana iftira haddini niye vurmadı demek imkanı kalmasın256.
(255) el-İkna C: 4, S: 248 ve devamı.
İmam Ahmed İbn Hanbel ise Allahın hakkı olarak konulan hadler birleştiği ve bu ölüm cezası olduğu takdirde katl cezasının yeterli olup diğer cezaların sakıt olacağı görüşündedir. Mesela bir kişi hırsızlık yapsa, (evliyken) zina etse, içki içse ve muharebede ölse katl cezası hepsini ortadan kaldırır. Ancka had cezalarıyla birlikte insanların hakkı birleşirse ve bununla suçlu öldürülürse -ister ölüm had olarak gerçekleşmiş olsun isterse kısas olarak gerçekleşmiş olsun- insanların hakkı alınır ve ondan sonra geriye kalan suçlar katl hududu içerisine girer. Mesala, bir kişi bir başkasının parmağını koparsa ve iftira atsa, sonra içki içse, hırsızlık yapsa, zina etse ve bir başka kişiyi öldürse bu takdirde o kişini kısas olarak parmağı kesilir sonra iftira hadi uygulanır sonra öldürülür. Geriye kalan suçlar ise sakıt olur257.
(257) Şerh-ı Feth’ul-Kadir C: 4, S: 208’ Bedai’üs-Sanaii C: 7, S: 62.
Ebu Hanife’ye göre hadler içtima ettiğinde kulların hakkının Aziz ve Celil olan Allahın öne alınması gerekir. Yani kul hakkı toplum hakkından önde tutulmalıdır. Çünkü kul; hakkından faydalanmak ihtiyacındadır. Kul hakkı alandıktan sonra, Allahın hakkının alınması mümkün olmazsa zaruri olarak bu hak sakıt olur. Ama kul hakkı alındıktan sonra, Alahın hakkının alınması mümkün olursa bu durumda haklardan birisinin alınması geri kalanların iskatını gerektiriyorsa geri kalanları ortadan kaldıran hak alınır. Çünkü peygamberimiz buyuruyor:
“ Gücünüz yettiği müdetçe hadleri durdurmayınız.”
Mesela bir şahıs bir başkasını öldürse, evli olmadığı halde zina etse, içki içse kısas olarak o kişi öldürülür, zina ve içki hadleri sakıt olur. Ama evli olduğu halde zina etse, iftira atsa, hırsızlık yapsa ve içki içse önce iftira suçundan başlanır. Çünkü iftirada insanların hakkı bahis mevzuudur. Bilahere recmolunur, geriye kalan hadler de sakıt olur. Fakat bu hadlerle birlikte kısas hükmü birleşirse önce iftira haddi vurulur, sonra kısas hükmü uygulanarak öldürülür. Bunun dışında kalan suçlar ortadan kalkar. Her iki halde de. Mahkum, çaldığı malı tazmin eder258. Görülüyor ki İmam Azam’ın görüşü İmam Ahmed’in görüşüne uymaktadır.
(258) el-Muhezzeb C: 2, S: 305.
İmam Şafii ise -daha önce de söylediğimiz gibi- kesişme nazariyesini kabul etmemektedir. O her cezanın birbiri ardından uygulanmasını öngörmektedir. Yeter ki cezalar diğerleriyle tedahül etmesin. Ona göre, öldürme cezası olmayan cezalandırmalarda önce insan hakkıyla işe başlanır. Sonra hukukullah alınır. Yani toplumun hakkı Bundan sonra öldürme cezası gelir. Mesela bir kişi evlenmiş olduğu halde zina etse, iftira atsa, hırsızlık yapsa, yol kesse (bir uzvun kesilmesini veya öldürülmeyi gerektiren eşkiyalık etse) birisini öldürse; önce iftira haddi vurulur, sonra hapsolunur, sonra zina haddi vurulur, sonra ıslah oluncaya kadar hapsolunur, sonra sağ eli ve sol ayağı kesilir. (Hırsızlık ve yol kesicilikten dolayı) sonra da öldürülür. Ama suçlu bu hadlerden herhangi birisi uygulanırken ölecek olursa, Allah Tealanın hukukunu alakadar eden hadler ölümüyle sakıt olur. Ama insanların hukukunu alakadar eden hususlar baki kalır. Malı varsa diyet alınır. Hırsızlık yapmışsa çaldığı mal iade edilir. Görülüyor ki İmam Şafii böylece öldürmeyi en sona almaktadır. Çünkü o kesişme nazariyesini kabul etmektedir259.
(259) Esna’el-Metalib C: 4, S: 157.
Şafii mezhebine mensub fakihlerden bir kısmı da adi hırsızlık vakasından sonra eşkiyalık yaptığı halde kimsenin uzvunu koparmayan kişinin, adi hırsızlıktan dolayı elinin kesilemiyeceğini, ancak yol kesiciliğinden dolayı öldürüleceğini kabul etmektedirler. Onlara göre; bir kimse evlenmeden önce zina eder ve ceza olarak sopa vurulduktan sonra ikinci defa zina ederse onun için yalnız sürgün cezası yeterlidir. Ama kişi evlenmeden zina eder evlendikten sonra yine zina ederse ve bu zinası esnasında sopa cezası uygulanmamış bulunursa sopa cezası recme çevrilir. Şafiilere göre; suçlunun elinin kesilmemesinin, sürgünden ve sopadan imtina edilmemesinin esası yukarda sözünü ettiğimiz kesişme prensibi değildir. Bu esas tedahül nazariyesinin tatbikinden ibarettir. Mesela, adi hırsızlık; yol kesicilik nevindendir. Ama yol kesicilikten daha aşağı bir mertebededir. Adi hırsızlığa; küçük hırsızlık, yol keciliğe de büyük hırsızlık denebilir. Sürgün zina için konulmuş bir cezadır. Ama sopa vurulmadan önce tekrar zina ederse ona bir tek ceza verilir. O da evli zaninin cezası olan recmdir260.
(260) Şerh’ül-Kebir C: 10, S: 125.
İslami Okul Okulların En Önemlisi