Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 527 531 - Cilt2 1

VI

CEZANIN DÜŞÜŞÜ

 

527- CEZANIN DÜŞÜŞ NEDENLERİ

 

İslam hukukunda cezalar muhtelif sebeblerle düşer. Ancak bunlardan hiçbirisi cezayı iskat edici umumi bir sebeb olarak kabul edilemez. Sebebler cezalara tesir bakımından farklılık arzederler. Bazı sebeler cezanın büyük kısmını iskat ederken, bir kısmı da az bir bölümünü iskat eder. Bir kısım sebebler belirli cezalarda geçerlidir, diğerlerinde geçerli değildir.

Cezayı iskat edici nedenler şunlardır:

a) Suçlunun ölümü

b) Kısas mahallinin ortadan kalkması

c) Suçlunun tevbesi

d) Sulh

e) Af

f) Kısasa varis omak

g) Zaman aşımı

 

528- a) SUÇLUNUN ÖLÜMÜ

 

Cezalar şayet suçlunun şahsıyla alakalı veya bedeni bir ceza ise, onun ölümüyle sakıt olur. Çünkü ceza mahalli suçlunun kendisidir. Ceza mahalli ortadan kalkınca cezanın tatbiki de tasavvur olunamaz.

Ceza eğer mali bir ceza ise - diyet, tazminat ve musadere gibi - suçlunun ölümüyle sakıt olamaz. Çünkü ceza mahalli suçlunun kendi şahsı değil, malıdır. Suçlunun ölümünden sonra cezanın malına tatbiki imkan dahilindedir.

İslam hukukçuları, kısas cezasının suçlunun ölümüyle sakıt olması halinde malından diyet ödemenin gerekip gerekmiyeceği konusunda muhtelif görüşlere sahibtirler. İmam Malik ve Ebu Hanife’ye göre kısas mahallinin ortadan kalkması ile kısas cezası sakıt olur ve bu takdirde katilin malından diyet ödenmesi gerekmez. Çünkü Malik ve Ebu Hanife’ye göre kısas, bizzat vacibtir. Diyet ise onlara göre suçlunun rızası dahilinde ancak kısasa bedel olarak ifa olunabilir. Binaenaleyh suçlu ölünce vacib sakıt olur. Ki vacib kısastır, diyet değildir. Suçlu, suçu işlemekle kendisine kısası vacib kılmıştır, yoksa diyeti değil. Onlara göre ölümün semavi afetle yahut bir şahsın eliyle olması arasında fark yoktur. Yeter ki ölüm, gerçekleşsin. Suçlu; hastalıkla, yahut bir başka kişinin şahsına mukabil olarak öldürülürse, hırsızlık veya zina suçluarından ölüme çarptırılırsa bu gibi hallerde kısas cezası sakıt olur ve bunlara mukabil diyet gerekmez.

Eğer suçlu; mazlum olarak öldürülürse İmam Malik’e göre birinci maktulun sahiblerine kısasın ödenmesi gerekir. Mesela bir kişi bir başkasını öldürse bir yabancı da gelip ona saldırsa ve onu kasıtlı olarak öldürse katilin kanı, birinci maktulun sahiblerine aittir. İkinci maktulun sahiblerine dener ki: Birinci maktulun sahibleriyle anlaşın! Sizin velinizin katilinin durumu, ondan sonra gelir. Eğer aralarında anlaşmazlarsa diyet ve diğer haklar birinci maktulun sahibine aittir. Eğer hataen öldürülürse onun diyetini birinci maktulun kan sahiblerine ödenir272.

İmam Azam Ebu Hanife; haklı olarak öldürmekle haksız olarak öldürülmek arasını birleştirmektedir. Zira ona göre, her iki halde de kısas mutlak manada ortadan kalkmaktadır ve suçlunun malında da, diğerlerinin malında da diyet icabetmektedir273.

İmam Şafii ve Ahmed İbni Hanbel ise kısas mahallinin ortadan kalkmasının her ahvalde kısas cezasının iskat edeceği görüşündedirler. Onlara göre; ölüm, ister haklı, ister haksız olsun her halu karda suçlunun malından diyet icabeder. Çünkü onlara göre ölüm; iki şeyden birisini, ya kısası yahut diyeti gerektirir. Eğer bu ikisinden birisi mümkün olmazsa -diyet veya kısas mahallinin ortadan kalkmasıyla- diğeri vacib olur. Kaldı ki bedel yoluyla iki sebebden birisi diğerinin yerine geçirilirse, ikisinden birisinin mümkün olmaması halinde birisi diğerinin yerine asli olarak geçer274.

(272) Mevahib’ul-Celil C: 7, S: 231.

(273) Bedai’üs Sanaii C: 7, S: 246.

(274) el-Muhezzeb C: 2, S: 2301’ eş-Şerh’ul-Kebi C: 9, S: 714.

İslam hukkuçuları arasınrdaki ihtilafın mahiyetini şu misalde açıklayabiliriz. Zeyd Aliyi öldürse, Alinin kan sahiblerinin Zeyde kısas etme hakları vardır. Ancak Zeyd hastalansa ve ölse kısas hakları ölüm nedeniyle ortadan kalkar. İmam Malik ve Ebu Hanife’ye göre Alinin kan sahibleri için kısasın ötesinde hiçbir şey gerekmez. Şafii ve Hanbeli mezhebine göre ise; Zeydin malında Alinin kan sahiblerinin diyet hakkı vardır. Zeyd ölümü Halid’in onu kasıtlı olarak veya arabasıyla çarparak öldürmesi neticesinde cereyan etmişse bu öldürme şekli Ebu Hanife’ye göre, kısas hakkını ortadan kaldırır ve Alini kan sahiblerine hiçbir şey ödenmez. İmam Malike göre ise kısas hakkı Halid’e intikal eder. Alinin kan sahiblerinin kasıt halinde Halid’e kısas cezasının uygulatmaları caizdir. Zeydin kan sahiblerine gelince; ancak Ali’nin kan sahiblerini memnun edip anlaştıkları takdirde Halid’e kısas hükmünü uygulatabilir. Halid’in. Zeydi öldürmesi kasıtlı değil de yanılarak vuku bulmuşsa Halid Zeydin diyetini Alinin sahiblerine öder. Şafii ve Ahmed İbn Hanbel’e göre ise Zeydin ölümüyle kısas hakkı sakıt olur. Ali’nin kan sahibleri isterlerse Zeydin malından diyet alabbilirler.

 

 

529- b) KISAS MAHALLİNİN ORTADAN

KALKMASI:

 

Kısas mahallinin ortadan kalkması ifadesiyle canın dışındaki mahallere uygulanan kısas kasdolunmaktadır. Yani kısas mahilli olan organlardan birisi koparılır ve suçlu da canlı olarak kalırsa bu takdirde diğer kısas hükmü nasıl tatbik olunackatır? Ölümün dışındaki kısas cezalarında kısas mahallinin ortadan kalması kısas cezasının düşmesine sebeb olur.

Aslında canın dışındaki kısas mahilli cinayet mahalline mumasil olan uzuvdur. Binanenaleyh kısas mahalli ortadan kalkınca kısas hükmü de sakıt olur. Çünkü kısasın mahalli ortadan kalkmıştır. Bir şeyin tatbik olunacağı mahal yokken o şeyin tatbik olunması tasavvur olunamaz.

Haklı olarak kısas sakıt olunca, İmam Malik’e göre tecavüze uğrayan kişi için suçludan birşey taleb etme hakkı kalmaz. Kısas hakkı sakıt olunca tecavüze uğrayan kişinin hakkı da sakıt olur. Fakat kısas mahalli zulm ile ortadan kalkınca kısas hakkı -yukarda katilin ölümü konusunda açıkladığımız gibi- zalime intikal eder ve tecavüze uğrayan, kişinin hakkı da sakıt olur. Fakat kısas mahalli zulm ile ortadan kalkınca kısas hakkı -yukarda katilin ölümü konusunda açıkladığımız gibi- zalime intikal eder ve tecavüze uğrayan, kısas hakkını suçluyu zulmederek öldüren zalimden olur272.

İmam Azam Ebu Hanife ise kasıtlı olarak kısası gerektirenlerde ayniyle kısas hükmünün icabedeceğini belirtmektedir. Fakat Ebu Hanife kısas mahalinin bir hastalık veya zulumle sakıt olması haliyle, bir cezanın infazı veya kısas hükmünü tatbiki dolayısıyle ortadan kalkması halini birbirinde ayırmaktadır. Birinci halde kısas mahalinin ortadan kalkması ile tecavüze uğrayanın hiçbir şey taleb edecemeyeceğini öngörmektedir. İkinci halde ise tecavüze uğrayana kısas yerine diyet ödenmesi gerektiğini öngörmektedir. Çünkü suçlu kopardığı bir organla veya açtığı bir yarayla tecavüze uğrayana hak kazandırmış olmaktadır276.

(275) Mevahib’ul-Celil C: 6, S: 213’ Şerh-i Derdir C: 2, S: 213.

(276) Bedai’üs-Sanaii C: 7, S: 276-298.

İmam Şafii ve Ahmed İbn Hanbel’e göre ise, kısas mahalli ortadan kalktığı takdirde -kalkış nedeni ne olursa olsun- tecavüze uğrayan d iyet alabilir. Çünkü gerek Şafii’ye, gerek Ahmed ibn Hanbel’e göre, kasıtlı suçun cezası kısas ve diyetin bizzat kendisi değil sadece biridir. Binaenaleyh kısas mahalli ortadan kalkınca diyet ödenmesi gerekir.

 

 

530- c) SUÇLUNUN TEVBESİ

 

İslam hukukunda ittifakla kabul edilmektedir ki toplumun hukukunu alakadar eden harabe suçunun cezasını tevbe ortadan kaldırır.

Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Ancak sizin onları yenmenizden önce tevbe etmiş olanlar mustesnadır. Bu takdirde bilin ki Allah Gafurdur, Rahimdir.”

Bu ayeti kerimeye göre; suçlu yenilmezden önce tevbe ederse toplumun hukukunu alakadar eden fiillerden dolayı verilecek cezalar sakıt olur. Fertların hukukunu alakadar eden suçlarda verilecek cezalar ise tevbe ile sakıt olmaz.

İslam hukukçuları, hernekadar harabe suçunda yenilmezden önce tevbe etmesi halinde suçlu için mukarrer bulunan cezanın sakıt olacağı konusunda ittifak etmişler ise de bunun dışındaki suçlarda tevbenin etkisi konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bu konuda ayrı üç görüş vardır ki biz bunları suçtan dönme konusunu ele alırken zikretmiştik. Burada tekrar saymaya gerek yoktur277.

(277) 253 nolu pragrafa bakınız.

 

 

531- d) SULH

 

Sulh cezanın sukutuna neden olan sebelerden birisidir. Sulh; kısas ve diyet cezalarını iskat eder. Bunun dışındaki cezalarda ise sulhun hiçbir tesiri olmaz.

İslam hukukçuları arasında sulhun kısas cezasını iskat edeceği konusunda ihtilaf yoktur. Kısas cezasında sulh olmak için diyetin fazlasını veya aynini yahut daha aşağısını almak sahihtir.

Sulh; aslında sünnet ve icmaa dayanan bir hükümdür. Nitekim Amr ibn Şuayb babasından naklederek Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş olduğunu rivayet eder.

“Kasıtlı olarak öldüren kimse, öldürülenin ailesine teslim edilir. Onlar isterlerse öldürürler, isterlerse diyet alırlar. Üzerine anlaşarak sulh oldukları şey kendilerine aittir.”

Muaviye devrinde ibn Haşrem bir kişiyi öldürür. As oğlu Said, Hasan ve Hüseyin bağışlaması için öldürülenin oğluna yedi diyet teklif ederlerse de o imtina eder ve katilin öldürülmesini taleb eder. Bunun üzerine katil öldürülür278.

(278) el-Muğni C: 9, S: 477.

Kısas; mal olmadığına göre, iki gurubun ittifak etmesi mümkün olan bir konuda sulh olmaları caizdir. Çünkü bu sulh, faizin cari olmadığı bir konuda cereyan etmiştir. Binaenaleyh buradaki sulh eşya üzerindeki sulh gibidir. Bu takdirde sulhun bedeli az veya çok olabilir. Keza diyet cinsinden de olabilir, tersi de olabilir. Hemen de ödenebilir, sürekli olarak da ödenebilir.

Fakat kısas üzerine değil de diyet üzerine sulh vaki olursa diyetin gerektiği miktarın üzerine sulh olmak caiz değildir. Çünkü o takdirde miktar faiz sayılır. Mesela diyet olarak yüz deve yükü cari olan bir konuda iki taraf 120 deve üzerine sulh olamazlar. Çünkü konulan ceza yüz devedir. Yüz devenin üzerinde alınacak miktar ise faizdir.