Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 122 147 - Cilt2 2

ÜÇÜNCÜ BAHİS

 

HATALI ÖLDÜRME

 

122- Hatalı öldürmede cezanın aslı yüce Allahın şu ayeti celilesidir:

“Bir mü’minin bir mü’mini öldümesi olur şey değildir. Ancak yanlışlıkla olursa başka. Yalışlıkla bir mü’mini öldüren kimsenin mü’min bir köle azad etmesi ve ölenin ailesine de bir diyet vermesi gerekir. Eğer bağışlarlarsa müstesna. Mü’min, düşmanınız olan bir topluluktan ise, mü’min bir köle azad etmeniz gerekir. Ve eğer sizinle kendileri arasında anlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek lazımdır. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulu için iki ay ardarda oruç tutuması gerekir. Allah Alimdir, Hakimdir.” ( Nisa: 4/92)

123- Bazı İslam hukukçuları hatanın bir, olduğunu kabul ederken bazıları da iki çeşit olduğunu belirtmektedirler. İki kısım olduğunu kabul edenler bunu şöyle ifade etmektedirler.

a) Mahza hatalı öldürme,

b) Hatalı öldürme anlamına gelen öldürme.

Mahza hatalı öldürme, suçlunun fiili kastedip şahsı kastetmemesidir. Suçlu fiili kastetmiş, ancak tahmininde veya fiilinde yanılmıştır. Fiilde hataya misal, bir av hayvanına atarken bir insana isabet ettirmektir. Failin tahmininde hata ise, kanını heder sandığı kişiye atıp, kanı masum olan birisini öldürmektir. Veya hayvan zanniyle silahını ateşleyip, bir insanı öldürmektir.

Hatalı öldürme anlamına gelen öldürme ise, suçlunun fiili ve şahsı kastetmediği hallerdir. Yani, suçlu, ölüme sebeb olan fiili işlemeyi ve tecavüze uğrayan kişiyi öldürmeyi kastetmemektedir. Bu tür hatalı öldürme fiili bazen doğrudan doğruya suçludan sadır olur, bazen de suçlu fiile sebeb olur. Birinciye örnek, yanında yatan birisinin üzerine yuvarlanıp ölmesine sebeb olmaktır. Bir başkasının üzerine yüklemek isterken, düşen eşyanın altında kalan kişinin ölmesi de buna örnektir. İkinciye misal ise,bir çukur kazıb bir başka insanın o çukura düşerek ölmesi. Veya duvarını yıkık bırakıp düşen taşlarla geçenlerden birisinin ölmesi, yahut, yola su akıtıp geçenlerden birisinin ayağı kayarak düşmesi ve hayatını kaybetmesi halidir. Hatayı bölümlere ayırmayan fakihler, her iki kısma giren fiilleri tek bir başlık altında toplarlar. Şu halde iki grub arasındaki fark, bölme ve tertib bakımındandır, bunun dışında bir ayrılık yoktur.

Hatayı taksim edenleri böyle bir bölümlemeye sevkeden sebeb; öyle sanıyoruz ki, mahza hata ile, hata manasında öldürme anlarında fiilin tabiatındaki mevcud olan farklılıkdır.

Mahza hata olan filde suçlu; fiili kastetmektedir. Ama hata manasına olan fiilde fiili kastetmemektedir. İkinci kısma mubaşereten öldürme ve tesebbüben öldürme diye taksim etmenin nedeni ise, mubaşereten öldürmede kefaretin gerekip, tesebbüben öldürmede, kefaretin gerekmemesidir. Kefaret taabbüdi bir cezadır veya ceza ile ibadet arasında değişen bir cezadır. Ancak müslümana verilebilir, gayrı müslime verilemez.

124- İslam hukukunda yer alan hata ile ilgili hükümler bütünüyle beşeri hukukla uyuşur. Hukukçular her ne kadar hatayı bölümlere ayırmamakta, tek bir başlık altında toplamakla yetinmekte iseler de, (bazı İslam hukukçularının yaptıkları gibi) hata olarak değerlendirdikleri fiiller, İslam hukukçularının zikrettikleri tasniflerden farklı bir huviyet arzetmez.

125- İslam hukukçularının verdikleri misalleri inceleyenler, görürler lki, suçlunun işlediği veya terk ettiği fiil, ihmalin, eksikliğin, ihtiyatsızlığın, tedbirsizliğin, düşüncesizliğin, yahut da şeriatın veya amme kuvvetlerini emirlerine muhalefetin neticesi ise, sonucundan sorumlu olur. Binaenaleyh İslam hukukundaki, hata ile ilgili suçların cezası, beşeri hukukda, özellikle Mısır ve Fransız hukuklarındaki esasın aynıdır. Aşağıda, İslam hukukçularının hataya misal olarak verdikleri örnekleri açıklarken bu görüşümüzü destekleyici bölümleri göreceğiz.

126- Genellikle İslam hukukçuları, hatada suçunun sorumluluğuna hüküm verdikleri iki genel kaide üzerinde yürümektedirler463. Biz bu iki genel kaideyi uygulayarak bir kişinin hatalı veya hatasız olduğuna karar verebiliriz.

(463) Bedai’us-Sanai C: 7, S: 271, 272.

a) Birinci kaide şudur: Başkasına zararı erişen herşeyi yapan veya sebeb olan kişi, ondan sakınması mümkün ise doğacak neticedensorumlu tutulur. Kişi eğer ihtimal etmemiş, tedbirini eksik almamış ve dar görüşlülük etmemişse, sakınma imkanını kullanmış sayılır. Ama sakınma imkanı yoksa, hiç bir anlamda mesuliyet olamaz.

b) İkinci kaide şudur: Suçlunun işlediği fiil, şer’an mubah olmayan bir fiil ise ve fail zorlayıcı bir neden olmadan o fiili işlemişse, gereksiz yere tecavüz etmiş olduğundan işlediği fiilin neticesinden sorumludur. İster işlediği fiiilin neticesinden kaçınmak, imkanı olsun, ister olmasın.

127- Yolda odun taşıyan birisinin odunu düşer ve oradan geçen birisinin ölümüne sebep olursa, o kişi öldürmekten sorumludur. Çünkü, isterse, tedbir alıp başkasına zarar vermeyi önlemek imkanına sahiptir. Ama o ne tedbir almış, ne de böyle bir sonucu önleme yoluna başvurmuşur. Fakat, yolda yürürken bir insanın ayağından kalkan tozlar bir başka insanın gözüne girer ve adamın gözü kör olursa, yürüyen kişi toz kaldırmaktan sorumlu tutulamaz. Çünkü, yürürken tozun kalkması kaçınılması mümkün olmayan  hallerdendir.

(1) Bir hayvanı sürerek bir insanı ezdiren, üzerine bastıran veya çarptıran kişi bu fiillerin neticesinden mesuldur. Çünkü hayvanını gemleyerek veya halkı ikaz ederek çiğnenmelerini ve çarpılmalarını önleyebilir. Fakat, hayvanın tekme atmasını, mevlini, pislemesini ve salyasını akıtmasını önlemek mümkün değildir.

(2) Bir hayvan, ayağıyla veya kuyruğuyla bir insana çarpsa ve o insan bu çarpmadan yaralanıp ölse, yahut da bir hayvanın, bevli, içkisi veya salyası bir insanın elbisesini kirletip, mahvetse, yahut da hayvan bir insana çarpsa insan düşüp yaralansa, binenin, sürenin ve çekenin mesuliyleti yoktur. Çünkü, isabet sebebi kaçınılması mümkün olmayan bir şeydir. Bu konuda Allahın Resulu şöyle buyurmaktadır: “Hayvanın ayğı ile basmasında mesuliyet yoktur.”

(3) Hayvanın yürürken çıkardığı toz, toprak, küçük taş ve benzeri şeylerden mesuliyet yoktur. Çünkü, bunlardan kaçınmak mümkün değildir. Büyük taş atması haline gelince, bunda sorumluluk vardır. Çünkü, hayvan ancak hızlı ve şiddetli yürüdüğü zaman ayağından taş fırlayabilir ve kalabalık yarlerde bundan kaçınmak imkan dahilindedir.

(4) Bir kişi hayvanın halkın gelip gittiği genel yollardan birisinde durdursa ve bir insanı öldürse onu durduran kişi ölümden dolaylı mesuldur. Hayvan ister ayaklarıyla çiğneyerek, ister çarparak, ister ezerek, ister basarak, öldürmüş olsun, farksızdır. Keza, onu durduran kişi, hayvanın bevli, pisliği veya salyası ile verdiği zararlardan da mesuldur, ister binili olsun, ister olmasın, farksızdır. Ve zararı tazmin etmek mecburiyetindedir. Çünkü, halkın gelip gittiği yolda hayvan durdurmak şer’an müsaade edilmeyen bir şeydir. Yol, halkın gelip geçmesi için yapılmıştır. Durmak; zaruret gereği değilse, gayri zaruri olarak yapılmış demektir. Gayri zaruri olarak yapılmış olan şeylerden de doğacak neticeler tazmin olunur. İster bu neticelerden sakınmak imkan dahilinde olsun ister olmasın, sonuç değişmez.

(5) Hayvanını umumun mülkü olmayan bir yere bağlayan  kişi hayvanın ön ve arka ayaklarıyla, verdiği zararlardan sorumludur. Çünkü mülkü olmayan bir yere hayvanını bağlamakla hududu tecavüz etmiş demektir.

(6) Hayvanının kendi mülkünde bağlı tutan kişi, hayvanının verdiği zararlardan mesul değildir. Şayet durduğu yer; umumun gelip geçtiği mahallerde hayvanların durması için tahsis olunmuiş bir yer ise veya hayvanlara ayrılmış bir park ise, burası kendi mülkü gibidir. Hayvanını istediği gibi, durdurmak serbestisine sahiptir.

(7) Bir kişi hayvanını kaçırırsa ve hayvan sahibinin isteği olmadan elinden çıkıp gitse, hayvanın yaptığı hallerden sahibi mesul değildir. Çünkü, efendimiz şöyle buyurmaktadır: Hayvanların yaralanmasında mesuliyet yoktur. Kaldı ki sahibinin hayvanın kaçmasında müdahelesi yoktur ve bunu önlemek imkanına da sahip değildir.

(8) Balkonunu yola taşıran, yolun üstüne oluğunu uzatan, dükkan yapan, yolun üstüne taş, ağaç veya başka bir şey koyan kişi bundan doğacak neticeden sorumludur. Mesela yoldan geçen birisi bunlara takılır veya onlar üzerine düşer, ölürse, yahut su dökülen yolda birisinin ayağı kayar ve oradan geçen birisinin üzerine düşer öldürürse bütün bu durumlarda yola taşıran kişi mesuldur. Çünkü yaptığı tecavüz şekliyle ızrardır, binaenaleyh tecavüz yoluyla doğurduğu zararları izale temek mecburiyetindedir.

(9) Bir kişi evinde veya kendi arazisinde ateş yakar, havanın fazla esintili olması nedeniyle ateş başkasının evine veya arazisine sirayet ederse ihityatsızlığı ve basiretsizliği nedeniyle yakmış olduğu kısmı tazmin etmek durumundadır.

(10) Bir kişi kendi arazisini sularken suyu fazla kaçırır ve komşusunun arazisine zarar verirse, yahut kendi arazisinde bir yarık olup oradan akar ve komşusunun arazisine dolarsa basiretsizliği ve kusuru sebebiyle verdiği zararı tazmin etmek mecburiyetindedir.

(11) Bir kişi yolu sular ve sulamada aşırı giderse bu aşırılığını tazmin etmek zorundadır.

(12) Bir kişi son derece ihtiyatlı ve tedbirli davranır da beklenmiyen bir hadise zuhur eder veya yıldırım düşerek damdan bir şeyi düşürür ve oradan geçen insanı öldürür veya bir şeyi mahvederse, o kimseye mesuliyet ve ceza gerekmez462.

(462) Bu ve benzeri örnekler için Bedai’üs-Sanai C: 7, S: 271-286 el-Muğni C: 9, S: 558-557 Nihayet’ul-Muhtaç C: 7, S: 333-350 Mevahib’ul-Celil C: 6, S: 241-243 ve 321-323.

İşte İslam hukukçularının hata konusunda verdikleri örneklerden bazıları. Bunlardan analaşlıyor ki, hata işlenen fiilin mubah olmasıyla mubah olmaması değişik mahiyet arzetmektedir. Eğer işlenen fil mubah ise mesuliyet ihmale, ihtiyatsızlığa, tedbirsizliğe ve eksikliğe dayanmaktadır. ama işlenen fiil, mubah değilse mesuliyet mubah olmayan fiili işlemeye istinad etmektedir. İsterse fiili işleyen kişiden hiçbir kusur sadır olmasın. İşte İslam hukukunun hatada mesuliyet konusunda dayandığı prensipler, Fransız ceza kanunundan alınan, Mısır yasalarına göre muhtelif şekillerde, ihtiyatsızlık, ihmal ve dikkatsizlik sonucu işlenen ve işaretlere, levhalara uymamaktan doğan suçlarda mesuliyet vardır. Ancak bu son halde eksiklik şartı aranmamaktadır465.

(465) 238 ve 204 nolu Mısır Ceza Kanunu maddelerine bakınız.

 

128- Hatalı Öldürmenin Esasları:

 

Hatalı öldürmenin üç esası vardır.

a) Fiil, tecavüze uğrayanın ölümüne sebeb olmalıdır.

b) Fiil, suçlunun hatası neticesi vuku bulmalıdır.

c) Hata ile ölüm arasında sebebiyet bağlantısı bulunmalıdır.

 

BİRİNCİ ESAS

 

Fiil Tecavüze Uğrayanın Ölümüne Sebeb Olmalıdır

 

129- Hatalı öldürmenin tahakkuku için ölüm fiilinin suçlunun sebebiyet verdiği bir şeyden sudur etmesi şarttır. Şuçlu, fiili ister kastetsin, isterse ihtiyatsızlığı ve ihmali neticesi kastetmeksizin vuku bulsun farksızdır. Bir av hayvanına ateş edip insana isabet ettirmek ile yanında yatan çocuğun üzerine yuvaranıp ölümüne sebep olmak arasında bir fark yoktur.

130-Fiilin belirli bir neviden olması şart değildir. Mesela illa yaralama şeklinde olması diye bir kayıt yoktur. Ölüme sebeb olan her hangi bir fiil olabilir. Bir insanla karşılıklı müsademe, birşeyin çarpışması, yolda ayağı kaydırmak, kuyu kazıp içine düşürmek, sıcak suyu  üzerine dökmek, birisini ateşe atmak, derin bir suya düşürmek, veya bir duvarın altında bırakmak ve daha benzeri fiiller arasında bir fark yoktur.

131- Fiil doğrudan doğruya fail tarafından işlenebileceği gibi, failin sebeb olması da mümkündür. Birisi yolun üzerine su döker, yahut da muz veya kavun kabuğu atar, bir başka kişi bilmeyerek üzerine basar ve ayağı kayarak yaralanıp ölürse, suyu döken veya kabuğu atan kişi bu ölümden mesuldur. Bir kişi kuyu veya çukur kazar, çevresinde gelip geçenlerin düşmesini önleyecek bir tedbir almaz birisi de gelip bunlardan herhangi birisine düşer ve ölürse onu kazan kişi ölümden sorumludur.

132- Fiil müspet olabilir. Mesela balkonundaki bir taştan kurtulmak için her hangi bir kişiye isabet ettirmek kastı gütmeksizin taşı atan bir kişinin attığı taş geçen birisine değer ve ölümüne sebeb olabilir. Keza terk fiili de olabilir. Kudurmuş köpeği yolda bırakır ve ordan geçen bir insanı köpek ısırır, ölümüne sebeb olur, yahut yıkılmak üzere olan eğik duvarı olduğu gibi bırakır, oradan geçen bir insanın üzerine yıkılır ve ölümüne sebeb olur.

133- Ölüm vasıtası madde olabileceği gibi manevi olabilir. Hamile kadına iğrenç koku serpip hamlini düşürmesine ve ölmesine sebeb olmak gibi. Bir hayvana izac edici bir avazla bağırıp, o çığlıktan korkarak endişeye düşen bir insanın ölümüne sebeb olmak gibi, bütün bu ve benzeri olaylarda katil; hatalı katil olarak kabul edilir.

134- Hatalı fiilin oluşabilmesi için, fiilin ölümüne vesile olması şarttır. Hadisenin vukuundan hemen sonra ölmekle bir müddet sonra ölmek arasında fark yoktur. Eğer tecavüze uğrayan kişi ölmezse, fiili, canın dışında kalan (ölümle neticlenmeyen) hatalı suç olarak değerlendirilir.

135- Mübaşeret sebebiyet, şart, mübaşeretin birden fazla olması,  sebebiyetle mübaşeretin içiçe bulunması ve peşpeşe öldürme gibi konularda kasıtlı öldürme konusunda zikrettiğimiz kaidelerin hepsi hatalı öldürme konusuna da intibak eder466.

136-Suçlunun, fiilden mesul olabilmesi için, tecavüze uğrayanın masum olması gerekir. Masumiyet konusunu kasıtlı öldürme suçundan söz ederken etraflıca anlattığımız için burada ayrıca ele almıyoruz467.

(466) 43-56 nolu paragraflara bakınız.

(467) İmam Malik hatalı öldürme ile tecavüze uğrayanı uslandırmak veya oyun kastıyla işlenip te ölümle sonuçlanan fiilleri kastetmektedir. Bu kanaati onun:

“Ölüm ya kasıtlıdır ve hatalıdır. Bu ikisinin arasında bir durum olamaz.” Kaidesinin sonucudur.

İmam Malik’in tedib maksadı güden fiillerle ilgili görüşü diğer fukahadan kasta benzer öldürme fiilini kabul edenlerin görüşüne karşı olduğu gibi, bu fiili ölümle sonuçlanan dövme olarak kabul eden Msır ve Fransız ceza konunlarına da aykırıdır. İmam Malik’in oyun ve benzeri maksatla girişilip de neticede ölümle sonuçlanan fiillere dair görüşü ise hem diğer fukahanın görüşüne uygun, hem de beşeri hukukun görüşüne uygundur. İmam Azam Ebu Hanife ise bir insanın köpeğini birisinin üzerine saldırtıp ölüme sebep olmasını hatalı ölüm olarak kabul etmektedir. Delili ise şudur: Köpek onu saldırtan kişinin hilesiyle saldırmaz. Sadece kendi isteğiyle saldırır. Binaenaleyh köpek sahibine saldırtma fiilini nisbet etmek mümkün değildir. Sadece köpek sahibine ihmal nisbet edilebilir. İmam Muhammed ve Ebu Yusuf ise ona muhalefet eder ve bu fiili kasta benzer öldürme suçu olarak değerlendirirler. İmam Muhammed’le Ebu Yusuf’un görüşü tamamen İmam Şafii ve Ahmed İbn Hanbel’in görüşüne uyar. İmam Malik ise bu fiili kasıtlı ölüm olarak kabul eder. Bakınız: Bedai’us-Sanai C: 7, S: 183 Mevahib’ul-Celil C: 6, S: 240-241.

İKİNCİ ESAS

 

Fiil, Suçlunun Hatası Neticesi Vuku bulmalıdır

 

137- Hataen işlenen suçları, diğer suçlardan ayıran en büyük esas, hata unsurudur. Hata unsuru bulunmayınca, hatalı fiilden dolayı mesuliyet doğmaz. Hata durumu; ancak bir fiilin veya terkin, suçlunun doğrudan doğruya veya dolaylı olarak istemediği neticelerin doğması halinde varid olur. Suçlu, fiili ister kastetsin,ister kastetmesin. Her iki halde de netice şeriatın prensiplerine ve amme kuvvetlerine muhalefetten veya tedbirsizlikten vuku bulmaktadır.

138-Bizatihi tedbirsizliğin veya emirlere muhalefetin bulunmadığı hallerde ceza bulunmaz. Ancak tedbirsizlikten, emir veya hükümlere muhalefetten zarar doğarsa mesuliyet vardır, zarar doğmazsa yoktur468.

(468) Bedai’üs-Sanai C: 7 S: 271-272.

139- İslam hukukunda hatanın ölçüsü tedbirsizliktir. tedbirsizlik derken, düşünülebilecek her türlü ihmal, ihtiyatsızlık, dikkatsizlik, laubalilik, aşırılık ve benzeri bütün eksiklikler girer.

140-  Emir ve hükümlere muhalefet İslam şeriatının hükümlerine muhalefet olduğu gibi, kanunlara, layihalara ve teşri yetkisine sahip müesseselerin çıkardığı buyruklara muhalefettir. İster tedbir alma imkanı bulunsun ister bulunmasın muhalif kişiye sorumluluk terettüb eder. Sadece, mesuliyetin terettübü için bir zararın mevcut olması şarttır.

141- Hatanın belli bir nispette ve büyüklükte olması şart değildir. Suçlunun hatasının büyük veya küçük olması arasında fark yoktur. Hatanın işlenmesi sorumluluk doğurur, kişi hatasının neticesine katlanmak mecburiyetindedir. Netice, hatanın büyüklüğü ve küçüklüğü ile değişmez.  Çünkü İslam hukukunda hatalı öldürme suçunun cezası tek sınırlıdır. Bunu azaltmak veya çoğaltmak, durdurmak veya affetmek amme kuvvetlerinin, yetkisi dahilinde değildir. Binaenaleyh, tecavüze uğrayan kişi, uğradığı zararı tazmin etmeyi taleb edemez. Mahkeme suçluyu beraat zararın tazmini düşünülemez. Çünkü, zarar suçlunun hatası neticesi zuhur etmemiştir.

 

ÜÇÜNCÜ ESAS

 

Hata ile Ölüm Arasında Sebebiyet Bağlantısı

Bulunmalıdır.

 

142- Suçlunun sorumlu tutulabilmesi için, suçun hata sonucu ortaya çıkması lazımdır. Öyle ki, bu hata ölümün sebebi olmalıdır. Ölümle hata arasında sebebiyet bağlantısı bulunmazsa suçluya sorumluluk yüklenemez.

143- Ölüm hadisesinin doğuşuna kötü tedavi tecavüze uğrayanın sıhhatının bozulması, yaşının küçüklüğü bünyesinin zayıflığı gibi diğer faktörler neticeye yardımcı olsa bile, suçlu sorumlu olur. Keza, hatalı fiil birden fazla kişiler iştirak etmiş olsa, her failin sebebiyet nispetleri nazarı itibara alınmaksızın bir faile nispet edilen isabet, bizatihi öldürücü olduğu veya ölüm halini gerçekleştirmekte pay sahibi bulunduğu taktirde, fail ölümden sorumlu tutulur. Ölüm isterse doğrudan doğruya hatanın neticesi olsun. (Elindeki tabanca ile oynayan birisinin tabancasının ateş olarak maktule isabet etmesi gibi) ister doğrudan doğruya hatanın neticesi olmasın düşmanlık kastıyla bir çukur kazıb, kenarına taş yığmak ve maktulün o taşlara basarak ayağının kayması sonucu  çukura düşüp ölmesi ibi) her iki şekilde de sebiyet rabıtası mevcut olduğundan suçlu sorumlu olur.

144- Sebeb zinciri uzasa ve neticede birkaç halka öteye gitse örfen, suçlu işlediği fiilin neticelerinden sorumlu olduğu takdirde hatadan da mesul olur. Kasıtlı öldürme konusunda söz ederken sebebiyet bağlantısı üzerinde uzun uzadıya durduk. Orada söz konusu olan hususlar burada da tekrarlanabilir.

145- Bir kişinin veya birçok kişinin hataya iştirak etmesi suçluyu kasıtlı öldürme sorumluluğundan affettirmez. Sadece cezayı hafifletir. Çünkü, maktule karşı ödenecek diyet, suçların sayısına göre takdir olunur, açtıkları yaralara göre değil. Mesela, üç kişi bir dördüncü kişinin hatalı ölümüne iştirak etseler, verilecek diyet herbirine diyetin üçte biri olarak takdir olunur. Teker teker açtıkları yaraların cesameti nazarı itibara alınmaz.Madem ki öldürme fiilini işlemekte ortaklaşa hareket etmişlerdir, ödeyecekleri diyet de ortaklaşa olacaktır.

146- Maktul katil ile birlikte hataya iştirak ederse, maktulün iştirak payı nispetinde ceza hafifletilir. Çünkü, maktul de katille birlikte hataya iştirak etmiş ve kendi ölümüne yardımcı olmuştur. Mesela, dört kişi bir kuyu kazmaya iştirak etseler, dördü birlikte kuyuya düşse ve içlerinden birisi ölse, geriye kalan üç kişinin ödeyeceği diyet normal diyetin dörtte biridir. Ayrıca on kişi bir kaldıraçla bir cismi kaldırıp atsalar, attıkları cisim hatalı olarak tekrar dönüp kendilerinin üzerine düşse ve içlerinden birisi ölse, geriye kalanların herbirine normal diyetin dokuzda biri düşer. Geri kalan onda bir diyet ise maktulun iştirak ettiği hatanın mukabilidir. Nitakim on kişi bir hurma ağacını kaldırırlar, ağaç içlerinden birisinin üzerine düşerek ölümüne sebe olur. Hz. Ali geriye kalanların herbirine diyetin dokuzda birini ödettirir. Onuncusu ise, öldürülenin payına düşen miktardır. Çünkü maktul, kendi kendisinin ölmüne yardımcı olmuştur469.

İslam hukukçluarı müsademe konusunda ihtilaflıdırlar. Bazıları, müsademeye girişenlerden herbirini fiilinden dolayı tam olarak cezalandırılması gerektiği görüşündedirler. Diğer bir kısmı da, ölümün iki tarafın müsademesi neticesinde vuku bulduğunu, cezalarının da ikiye bölünmesi gerektiğini ileri sürrerler470.

(469) Bedai’üs-Sanai C: 7, S: 278 el Muğni C: 7, S: 559 Nihayet’ul-Muhtaç C: 7, S: 350.

(470) Bedai’üs-Sanai C: 7, S: 237 Mevahib’ul-Celil C: 6, S: 243 Nihayet’ul-Muhtaç C: 7, S: 343.

İslam hukukçularının serdettikleri ikinci görüş, Mısır ve Fransız mahkemelerinin benimsedikleri görüşe, uyar. Maktul hataya iştirak ederse, cezai sorumluluktan kendisini kurtarmaz ama, tazminata tesir eder ve cezayı hafifleştirir.

147-Ölüm olayı isterse doğrudan doğruya suçlunun fiilini neticesi olsun, suçlu fiilde mütesebbib olduğu sürece sebebiyet rabıtası var kabul edilir. Mesela, bir kişi tabancasıyla oynarken tetiği basıphatalı olarak bir insanı öldürse, ölen insanın ölümünden mesuldur. Keza, bir kişi yol üstüne bir çukur kazmak üzere bir işçiyi tutsa, geçenlerdenbirisi gelip o çukura düşerek ölse, işçi mal sahibinin emrinde ücretle çalıştığı ve çalışmakta olduğu yerin kendi patronunun olmayıp, başkasına aid olduğunu bilmediği için katil işverendir. Bir kişi hayvanı götürürken hayvan kudurur bir şahsı ısırır ve o şahıs da kudurmuş hayvanın ısırması sonucu ölürse, katil hayvanı götüren kişidir.