Fikih - 190 195 - Cilt2 2
SULH
190- Kısas sulh konusunda fukaha arasında bir ihtilaf yoktur. Kısas, sulh ile sakıt olur. Kısasda sulhun diyet kadar veya daha fazla veya daha az miktar ile olması sahihdir. Bu sıhhatin esası sünnet ve icmadır. Şöyle ki: Ömer ibn Şuayb babasından, o da dedesinden naklettiği rivayette, Allah Resulü şöyle buyurur: “Kim kasıtlı olarak birisini öldürürse, öldürülenin velilerine teslim olunur. Onlar isterlerse öldürürler, isterlerse diyet alırlar.” Diyet üzerinde sulh oldukları şey, kendilerine aittir. Muaviye döneminde Hediye bin hasrem birisini öldürür592. Said ibn, Hasan ve hüseyin, maktulün çocuklarına onu affetmesi için yedi diyet teklif ederler, ama, maktulün çocuğu bunu istemez ve katili öldürür.
Kısas bir mal olmadığına göre, üzerinde iki grubun anlaşılabileceği bir miktarda uyuşmak mümkündür. Çünkü, kısas, yapılan anlaşmayla sulh olmaktır. Buradaki sulh faize değil, eşya üzerindeki sulha benzemektedir. Dolayısıyla sulhun bedelinin diyet cinsinden veya başka cinsden olması, hemen veya bilahere ödenmesi, az veya çok olması farksızdır. Ama, sulh kısas üzerinde değil de, diyet üzerinde ise durum farklıdır. Bu takdirde sulhun, diyetin icabettiği miktarın üstünde olması caiz değildir. Çünkü; fazlası riba olarak kabul edilir. Mesela, diyette yüz yirmi devenin üzerinde sulh sahih olmaz. Çnükü, yüzyirmi deve veya mukabili veya daha fazlası üzerinde sulh sahih olmaz! Çünkü diyet miktarı yüz devedir ve ziyadesi ribadır.
(592) el-Muğni C: 9, S: 477.
191- Af ile sulh arasındaki fark:
Af karşılıksız, sulh ise karşılıklı hakkın iskatıdır. Yukarda İmam Malik ve Ebu Hanife’nin diyet mukabil kısasdan vazgeçmenin af değil sulh olduğunu kabul ettiklerinin zikretmiştik. Buna göre kasıtlı öldürmeni gereği aynen kısasdır. Diyet ise ancak onun rızasıyla mümkün olabilir. Binaenaleyh diyet mukabili kısasın iskatı iki tarafın rızasını gerektirir ki, bu takdirde af değil sulh durumu varid olur. İmam Şafii ve Hanbel’e göre, diyet mukabili vazgeçme sulh değil, aftır. Çünkü onlara göre, kasıtlı öldürmenin gereği kısa veya diyetten biridir ve seçme, hakkı suçlunun rızasına gerek kalmaksızın kan sahibine aittir. Şu halde iki tarafdan birisinin tasarrufu hakkın iskatı olarak afdır.
192- Sulh hakkına kim maliktir?
Kısas hakkına ve af hakkına malik olan sulh hakkına da maliktir. Yukarda af konusundan söz ederken bu noktayı açıklamıştık. Burada sadece şunu ekleyeceğiz. İmam Şafii ve Hanbel, diyet mukabilinde af hakkını devlet reisine, çocuğun ve delinin velisine bırakmaktadır. İmam Malik ve Ebu Hanife ise, bunların ancak sulh hakkına sahip olduğunu, af hakkına sahip olamayacağını kabul ederler. Çnükü onlara göre af, bir hakkın karşılıksız olarak iskatıdır. İmam Malik ve Ebu Hanife, sulhun, diyetten daha az bir miktar üzerinde olmamasını şart koşmaktadırlar. Eğer diyetten daha az miktar üzerinde sulh olurlarsa, sulh sahih olur ve diyetin geri kalan kısmı suçlunun zimmetinde baki kalır. Suçlu sulh anında zor durumdaysa, İmam Malik, tekrar rücu edilemeyeceği görüşündedir.
193- Sulh, tecavüze uğrayan tarafından yapılabildiği gibi, tecavüze uğrayanın ölümünden önce veya sonra velisi tarafından da yapılabilir. Bu durumlarda sulhun hükmü tamamen affın hükmü gibidir. Af konusundaki ihtilaf ve ittifakı yukarıda zikretmiştik.
194- Kan sahibi (veli) bir mal mukabilinde katille sulh olur ve bilahare de onu öldürürse, kasıtlı katil olarak kabul edilir. Bu mesele yukarda af konusunda geçmiştir. Kan sahibleri birden fazla olur ve kısas hususunda ortak olurlarsa, içlerinden birisi suçluyla sulh olduğu takdirde katile kısas uygulanmaz. Diğerlerinin kısas payı mal haline inkilab eder. Bu konuyla da af bahsinde açıklamıştık. Şayet diğer kan sahiplerinden birisi, arkadaşlarının affından sonra katili öldürürse, bu konunun tafsilatını af konusunda izah etmiştik. Kan sahipleri birden fazla olur ve her birinin de tam kısas hakkı bulunur, velilerden birisi sulh olur anlaşırsa, diğer kan sahipleri haklarını alabilirler. Katiller birden fazla olur ve kan sahipleri katillerden birisiyle sulh olurlarsa diğerleri kısas uygulatabilirler. Açıkcası, af konusunda zikrettiğimiz hususların hepsi, sulh konusunda da geçerlidir.
195- Tecavüze uğrayanın sulh olması halinde hükmü, af halindeki hüküm gibidir. Yara ister iyileşsin, ister diğer uzuvlara sirayet etsin, ister ölümle sonuçlansın, yukarda af konusunu açıklarken söylediğimiz, hususlar burada da caridir. Fakat, sulh geçerli olarak kabul edilmez ve kan sahipleri de bunu benimserlerse sulh mukabilinde maktulün aldığı miktarı kan sahipleri tekrar suçluya iade ederler.
İslami Okul Okulların En Önemlisi