Fikih - 197 220 - Cilt2 2
KEFFARET
197- Keffaretin asıl dayanağı şu ayeti celiledir:
“Yanlışlıkla bir mü’mini öldüren kimsenin, mü’min bir köle azad etmesi ve ölenin ailesine diyet vermesi gerekir. Eğer bağışlarlarsa başka. Öldürülen mü’min düşmanınız olan bir topluluktan ise, mü’min bir köle azad etmeniz gerekir. Ve eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise, ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek lazımdır. Bunları bulamayan kimsenin Allah tarafından tevbesinin kabul edilmesi için iki ay ardarda oruç tutması gerekir. Allah Alimdir, Hakmidir.” (Nisa: 4/92)
198- Keffaret asli bir cezadır. Bu cezanın karşılığı mü’min bir köle azad etmektir. Mü’min bir köle bulamayan veya miktarında bir değere sahip olamayan kişi ard arda iki ay oruç tutar. Bu takdirde oruç asıl ceza olan keffaretin yerine bedeli ceza olur. Binaenaleyh asli cezanın tatbiki mümkün olmadığı takdirde, ancak bedel cezası tatbik olunabilir.
199- Ayetin zahirinden anlaşılmaktadır ki; keffaret hatalı öldürme suçlarında meşru kılınmıştır. Keza İslam fukahasınca ittifakla kabul edilmiştir ki, hatalı öldürmelerde keffaret vacibdir, kasta benzer ölürmelerde de keffaret gerekir. Çünkü kasta benzer öldürme bir yandan hatalı öldürmeye benzer. İslam fukahası kasıtlı öldürmelere keffaret icab edip etmeyeceği konusunda ihtilaflıdırlar. İmam Şafii’ye göre, kasıtlı öldürmelere keffaret icabeder. Çünkü hatalı öldürmede vacib olduğuna göre, kasıtlı ve kasta benzer öldürmede de vacib olması gerekir. İmam Şafii, bu görüşünü Vasile bin Eska’dan rivayet ettiği şu hadisi şerife dayandırır. Vasile der ki: “Biz Allahın Resulune, katlı vacib olan bir arkadaşımızı getirdik Allah Resulü buyurdu ki: “Onun yerine Allah yoluna bir köle azad edin ki, Allah da o kölenin her uzvuna karşılık olarak bulunan uzuvlarını cehennemden azad etsin”599.
İmam Ahmed’in görüşü Şafii’nin görüşüne uyar. Habeli mezhebinde şöhret bulan görüş, kasıtlı öldürmelerde keffaret gerekmeyeceği noktasındadır. Kasıtlı öldürmede keffaretin gerekmeyeceğini ileri sürenlerin delili şudur: öldürmeyle alakalı ayeti celile, keffaretten söz etmemiştir. Ve yüce Allah, kasıtlı öldürmenin cezası olarak katile kısas uygulanmasını ve cehennemde ebedi azabı göstermiştir. Bu ayetten açıkça kasıtlı öldürmede keffaretin geçerli olmayacağı anlaşılmaktadır. Bu görüşün taraftarları, Übey ibn Hamid’in Allah Resulü döneminde bir adamı öldürdüğünü ve Allah Resulünün de ona kısası uygun görüp, keffaret öngörmediğini delil olarak göstermektedirler. Keza, Amir İbn Ümeyye, asrı saadette iki kişiyi öldürür, Allahın Resulü o iki kişinin kısasının tatbik eder ve keffaret öngörmez600.
Ebu hanife ve arkadaşları ise, kasıtlı öldürmede keffaretin gerekmeyeceği görüşündedirler. Onlara göre, keffaret, ibadetle ceza arasında değişen bir şeydir. Binaenaleyh sebebin de, mubah ile yasak arasında değişmesi gerekir. Çünkü ibadet mubah katl de, yasakla alakalıdır. Kasıtlı öldürme büyük bir günahtır. Ona denk bir keffaret bulunamaz. Ayrıca kefaret önceden takdir edilmiş suçlardandır, binaenaleyh onun kıyas ile tespiti caiz olmaz. Bilakis nass ile tespit edilmesi şarttır601.
(599) el-Muhezzeb C: 2, S: 334.
(600) el-Muğni C: 10, S: 40.
(601) el-Bahr’ur-Raik C: 8, S: 291.
İmam Malik kasıtlı öldürmede keffareti gerekli görmez. Sadece kısas uygulanmayan kasıtlı öldürmelerde, keffareti mendub olarak kabul eder. Kısasın uygulanması, ister şeri bir sebebe dayansın, ister af sebebine dayansın farksızdır602. Aşagıda kasıtlı öldürmede keffareti caiz görenlerle görmeyenler arasındaki farkı göz önünde bulundurarak, mezhebler arası mukayeseli ahkamı açıklayacağız.
200- Keffaret kime vacibdir?
İmam Şafii ve Hanbel’e göre, katil ister akil ve baliğ olsun, ister almasın, ister deli olsun, ister müslüman veya gayri müslim olsun keffaret vacibdir. Bunun istisnasi sadece harbidir. Buna göre, zimmiyle, sözleşmeli kimseye ve müste’mene kefaret icabeder603. İmam Malik’e göre, keffaret çocuğa, akil baliğ olan kimseye, deliye vacibdir. Ancak, bunların müslüman olması şarttır. Çünkü kefaret ibadet anlamını taşıyan bir cezadır ve sadece müslümana verilir604.
(602) Mevahib’ul-Celil C: 10, S: 38.
(603) el-Muğni C: 10, S: 38 Nihayet’ul-Muhtaç C: 7, S: 364, 365.
(604) Şerh’i Derdir C: 4, Mevahib’ul-Celil C: 6, S: 368.
İmam Azam’a göre, keffaret ancak büluğa ermiş müslümana vacib olur. Çocuğa, deliye ve gayrimüslüme gerekmez. Zira çocuk ve deli asla şeri hükümlere muhatab değildirler. Ve onlara sorumluluk yoktur. Gayrimüslime gelince, o da ibadet anlamı taşıyan bir hükümle ilzam olunamaz. Bilindiği gibi keffaret her ne kadar bir ceza ise, de aynı zamanda bir ibadettir. Ebu Hanife’ye muhalefet edenler derler ki, keffaret mali bir cezadır. Deli ve çocuk her ne kadar fiillerinden cezaen mesul değillerse de mali bakımdan mesuldurlar ve tazminat ödemek zorundadırlar. Kafire gelince, ayeti celile umumiyet ifade ettiği için onun da kefaret ödemesi icabeder.
201- Suçluların birden fazla olması halinde, keffaretin birden fazla olması:
Keffareti icabettiren bir katlde suçlular birden fazla olursa her suçluya başlı başına bir keffaret düşer. Bu noktada dört mezheb imamı icma etmiştir. Zira, bir fiile karşılık ödenen keffaret bir bütündür ve parçalanamaz. Binaenaleyh katl suçuna iştirak edenlerden her birinin teker teker tam bir keffaret cezası çekmeleri gerekir. Tıpkı katl suçuna iştirak eden her suçluya kısasın bütün olarak icabettiği gibi.
Hanbeli mezhebiyle Şafii mezhebinde suçluların tümüne tek bir kefaret gerekeceğine dair rivayet zikredilir. Bu görüş ise, Ebu Sevr ile, İmam Enzal’in fikrine uyar. Bu görüşün tareftarları delil olarak şunu göstermektedirler. Ayeti kerimenin nası, katl suçuna bir diyet ve bir keffaret gerekli görmüştür. Diyetin birden fazla olmayacağı kesin olarak kabul edildiğine göre, keffaretin de birden fazla olmaması icabeder605.
(605) el-Mugni C: 10, S: 39, 30 el-Muhezzeb C: 2, S: 234 Mevahib’ul-Celil C: 6, S: 208.
202- Öldürmenin kefareti belirttiğimiz gibi mü’min bir köle azad etmektir. Eğer katil, ihtiyacından ve geçineceğinden arta kalmış imkanıyla bir köle alacak güce malik olmazsa ard arda iki ay oruç tutmak zorundadır. Şu halde, keffaretin doğrudan doğruya köleaazad etmek şeklinde olması şart değildir. Onun yerine tutarı da ödenebilir. Bu kesin olduğuna göre, diyebiliriz ki, kölelik lağvedildikten sonra, köle azad etmek şeklindeki kefaret cezası ortadan kalkar ve bunu yerine kölenin karşılığında sadaka verilmesi icab eder. Tabii katilin ihtiyacından fazla bir mali imkana sahip olması şarttır. Eğer buna sahip olmazsa, ard arda iki ay oruç tutması gerekir. Kölenin tutarının ne kadar olacağını takdir etme yetkisi ise, yönetcilere aittir. Şayet katil oruç tutamazsa, bazılarına göre oruç tutuncaya, yahut kölenin miktarını elde edinceye kadar borçlu kalır. Bazılarına göre ise oruç tutamazsa, katilin zihar keffaretindeki hükme kıyas edilerek atmış miskini doyurması gerekir. Ancak, buna itirazlar olmaktadır. Allah kitabında köle azad etmeyi ve oruç tutmayı katl suçuna karşılık olarak zikretmiş, zihar kefareti olarak da, orucu ve fakiri doyurmayı emretmiştir. Eğer katl suçu için de, doyurmanın keffaret olması mümkün olsaydı, zihar keffaretinde olduğu gibi katl keffaretinde de doyurmayı zikretmesi icabederdi606.
(606) el-Muğni C: 10, S: 41 el-Muhezzeb S: 234.
Her öldürme vakasında kefaret icabeder mi? Keffaret sadece yasaklanan öldürme fiili için lazımdır. Mubah olan öldürme fiiline keffaret icabetmez. Mesela, kısas yapılarak öldürülen, savaşta öldürülen, ve eşkiyalık yaparken öldürülen kimseler için kefaret ödenmez. Nefsi müdafa için vuku bulan öldürme fiilinde de keffaret gerekmez. Maktul, ister müslüman olsun, ister gayrimüslim, ister erkek olsun ister kadın, ister büyük olsun, ister küçük, öldürme olayı ister dar’ül-islamda cereyan etsin, ister dar’ül-harbde -İslam hukukçuları arasında ittifakla kabul edilmiştir ki- keffaret icab eder.
Kendi kedini öldüren kimsenin durumu ise, ihtilaflıdır. İmam Şafii’ye göre, kendisini öldüren kişini malından keffaret ödemek gerekir. Zira, öldürmek haramdır. Ayetin nassı ise, öldürme tabirini kullanarak ayrı bir tahsis yapmamaktadır ve umumi olan nassın hükmü içine, kendi kendini öldürme de girer.
Ahmed ibn Hanbel mezhebinde iki görüş vardır: Bunlardan birisi Şafii’nin görüşüne uyar. Diğeri ise uymaz. Buna göre, kendini öldürene keffaret gerekmez. Çünkü ayetin metninden, başkasının öldürmesinin kastolunduğu açıktır. “Ve ailesine diyet ödemesi gerekir” buyurulmaktadır. Kaldı ki, kendi kendini öldüren kişiye diyet ödenmez. Amr ibn Ekva yanılarak kendini öldürmüş. Allahın Resulü keffaret vermesini buyurmamıştır. İmam Malik ve Ebu Hanife’de, kendi kendini öldürene keffaret gerekmeyeceği görüşündedirler. 607
(607) Şerh’i Derdir c. 254 el-Muğni c.10, s. 38-39 Nihayet’ul Muhtaç c.7, s. 365’366 Bedai’us-Senai s. 252.
Mübaşereten öldürme, tesebbüben öldürme:
İmam Malik ve Ahmed ibn Hanbel’e göre, öldürme ister mübaşereten olsun ister tesebbüben, keffaret gerekir. İmam Azam’a göre ise, ne şekilde ne olursa olsun, tesebbüben öldürmede keffaret gerekmez. 608
(608) el-Bahr’ür-Raik c.8, s.293 el-Muğni c. 10, s. 33 el-Muhezzeb c.2, s.234.
a) Diyet,
b) Tazir,
c) Oruç.
Diyet ve tazir cezaları diyete bedel olmaktadır. Oruç ise, keffarete bedeldir. Aşağıda bu üç cezanın teker teker hükmünü açıklamaya çalışacağız.
a) Diyet:
204- Diyet cezası, Kitab, sünnet ve icmaı ümmete dayanır.
Diyet cezasının kitabdaki delili şu ayeti celiledir: “Kim de bir mü’mini yanılarak öldürürse, mü’min bir köle azad etmesi ve ailesine diyet ödemesi gerekir. Ancak sadaka olarak bağışlarlarsa müstesna.”
Sünnetten değil ise şu hadisi şerifdir: “Allahın Resulü Yemen halkına Amr bin Hazm vasıtasiyle bir mektup yazar ve orada farzları, sünnetleri ve diyetleri belirterek, buyurur ki: “Cana bedel olarak yüz deve diyet verilmesi gerekir.”
İlim erbabı diyet vecibesinin bütünüyle ödenmesi konusunda icma ederler.
205- Kasıtlı öldürme suçlarında, diyet, asli değil, bedeli cezadır. Asli ceza olan kısasa bedel olarak kabul edilmiştir. Kısas hükmü uygulanmadığı veya kısası önleyen sebeblerden birisi dolayısıyla kısasın imkansız olduğu hallerde diyet, kısasın yerine geçer. Şu noktayı göz önünde bulundurmak gerekir ki, bazı hallerde kısas sabit olduğu halde, diyet gerekmez. (Bedelsiz olarak af veya Ebu Hanife ve Malik’e göre, suçlunun ölmesi halinde olduğu gibi). Orada kısas sakıt olunca yerine hangi cezaların geçeceğini muhtelif görüşleri serdederek izah etmiştik.
Babanın evladını öldürmesi halinde, ödenmesi gereken diyet cezeası asli ceza olarak kabul edilemez. Bilindiği gibi, öldürme suçunun asli cezası kısasdır. Bunun istisnası sadece babadır. Zira, Allahın Resulü: “Baba evladından dolayı kısas cezasına çarptırılmaz.” buyurmaktadır. Kısas olunmaz derker, asil cezanın kısas olduğu, yalnız babalık, akrabalık, evlatlık münasebetlerinin kısas cezasını iskat ettiğini ve bunun yerine diyet cezasının geçtiğini ima buyurmaktadır.
206- Diyetin ödenebileceği şeyler:
İmam Malik ve İmam Azam’a göre, diyet üç cins şeyden ödenir: Bunlar, deve, altın ve gümüştür609.
Diyet ödenirken üçünden değil sadece birinden verilir. Mesela, diyet, deve, altın ve yahut gümüşten ödenirse, ödeme sahihdir. Çünkü bunlardan her biri diğerinin yerine kaimdir. İmam Ahmed ve Hanefi mezhebinden İmam Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre, diyet altı cins şeyden ödenebilir. Bunlar, deve, altın, gümüş, sığır, koyun ve ziynet eşyasıdır610.
(609) Bunların delili Alah Resulünün şu hadisi şerifidir:
“Mü’min cana karşılık yüz devedir.”
Allahın Resulü kendi devrindeki her diyeti bin dinar olarak kabul etmiştir.
(610) Onların delili ise Hz. Ömer (r.a.) in amelidir. Çünkü Hz. ömer diyet baba tarafından akrabaların üzerine düşünce bu cinslerin hepsinden diyet ödemeyi kabul etmiştir. Amr İbn Said’den rivayet edilir ki, o, bir gün hutbe irad ederek şöyle demiştir:
Develerin fiatı arttı. Altınla muamele görenlere bin dinar, parayla muamele görenlere on iki bin, öküz sahiblerine ikiyüz, koyun sahiblerine ikibin ziynet eşyası sahiblerine ikiyüz hulle gerekir demiştir.
İmam Şafii önceleri, İmam Malik ve Hanefi’nin görüşlerini benimserken, sonra bu görüşten vazgeçerek, diyetin sadece deveden ödeneceğini ileri sürmüştür. İmam Şafii’nin bu son görüşünde dayandığı esas şudur: Diyette aslolan devedir. Devenin dışında ödenen, altın gümüş veya diğer nesneler, devenin değerinin artmasına veya eksilmesine göre, artıp eksilen bedeli değerdir. Bunlar, deve gibi, değeri belli nesneler değildir.
İmam Şafiini delili Dürri’nin şu rivayetidir: “Allahın Resulü devrinde diyet miktarı yüz deveydi. Her devenin kıymeti bir okkaydı. Bilahare develerin değeri arttı ve her deve bir buçuk okkaya çkıtı. Daha sonra develer kıymetlenerek iki okkaya çıktı. Zamanla develerin değeri daha çok arttı ve Hz. Ömer devrinde, on bin dirheme veya, dört yüz dinara baliğ oldu. İmam Şafii bu rivayete dayanarak, diyette asıl olan bedelin deve olduğunu bildirdi610.
(611) Nihayet’ul-Muhtaç C: 7, S: 299 ve devamı el-Muhezzeb S: 209 ve devamı.
Diğer İslam hukukçuları da diyette aslın deve olduğunu kabul etmekle beraber, altın gümüş ve diğer eşyanın değerlendirilmesinde, devenin değerlendirme ölçüsü olarak kullandığını kabul ederler. Sadece diğer fakihler, devenin dışındaki diyet bedellerinin devenin karşılığında olduğunu kabul etmezler. Onlara göre, altın ve gümüş de deve gibi esas bir ölçü olmuştur. Yahut şöyle de diyebiliriz. Onlar altın ve gümüşle, devenin öldürme suçuna bedel olarak konduğunlu ve hepsinin sıfatının, cinsinin de aynı olduğunu, birinin diğerinden ayrılamayacağını öne sürerler.
Bu cinslerden birisini esas kabul etmenin önemi, diyetin teslimi anında ortaya çıkar. Binaenalelyh, deve, altın, gümüş, sığır, koyun ve ziynet eşyası, diyete aslolarak kabul edildiği takdirde, diyet vermek durumunda olan kişi bunlardan birisiyle diyetini ödemek isterse kan sahibinin imtina etmesi imkanı kalmaz. Kan sahibi başka hiçbir şey istemeden bunu kabullenmek mecburiyetinde kalır. Çünkü, vacibin ifasında hepsi de asli unsurdur ve hepsinin yerine geçer. Bunlardan istediğini seçme hakkı diyet isteyene aittir, diyet verene değil. Fakat diyette asıl unsurun deve olduğu söylenirse, katilin veya velinin kan sahibine sadece deve ödemesi ve develerin de her türlü eksikliklerinden uzak durması gerekir. Kan sahibi uygun görmediği develeri isterse olmayabilir. Şayet diyet olarak deve ödenir ve deve de meydanda bulunmazsa katil, devenin kıymeti neye baliğ olursa olsun (isterse onikibin dirhem ve bin dinardan fazla olsun) develerin tutarını ödemek zorundadır. İmam Şafii eskiden, İmam Malik ve Ebu Hanife gibi, düşünerek devenin bulunmaması halinde, bin dinar veya onikibin dirhemin ödenmesini kabul etmekteydi. Çünkü o da, her iki imam gibi, deveyi, altın ve gümüşü diyette asli unsur kabul etmiştir. İmam Şafii’ye göre, develerin değeri düşer ve bin dinara baliğ olmazsa -kıymeti ne kadar az olursa olsun- kan sahibinin onu alması mecburidir. Çünkü nevi tahmin edilen malın mislini almak icab eder. Ayrıca kan sahibinin hakkı, develere tahakkuk etmektedir ki, bunun dışıda bir şeyi istemeye hakkı yoktur612.
(612) Bedai’us-Sanai C: 7, S: 335 Şerh’i Derdir C: 4, S: 250 el-Muğni C: 9, S: 488 el-Muhezzeb C: 2, S: 209.
207- Vacib olan diyet miktarı:
Deveden ödenmesi gereken diyet miktarı yüz devedir. Altından, bin dinar (bir dinar bir miskaldir), gümüşten ise onikibin dirhemdir, İmam Malik’e göre, İmam Şafii’nin önceki görüşü ve İmam Azam’ın görüşüne göre ise, onbin dirhemdir. Aradaki ihtilafın sebebi şudur: Birinci grub, dinarı onikibin dirhem kabul etmekte, ikinci grub da onbin dirhem olarak kabul etmektedir. Diyet miktarı, sığırdan ikiyüz, koyundan ikibin, ziynet eşyasından da, ikiyüzdür. Bu cinslerin takdiri konusunda, fukaha arasında ihtilaf vardır.
208- Kasıtlı öldürmede diyeti kim öder?
İttifakla kabul edilmektedir ki, kasıtlı öldürmede diyeti katil kendi malından öder ve başkası da bu hususda zorlanamaz. Bu hüküm İslam hukukunun, herkesin verdiği zararı kendisinin ödeyemeceği ve suçun cezasının suçluya ait olacağı konusundaki, umumi kaidelerine girdiği gibi, Allahın Resulünün “kim bir suç işlerse ancak kendi aleyhindedir” fermanına da uyar. Vakıa, işlenen suç suçlunun fiilinin eseri olduğuna göre, zararını da yalnız kendisinin çekmesi gerekir. Çünkü, suçun işlenmesinde şayet bir fayda varsa faydayı suçlu görmektedir.
Suçlular birden fazla olursa ödenecek miktar ne kadar olacaktır? suçlular birden fazla olur ve kısas mümkün olmazsa, öldürülen kişinn kanına mukabil hepsinin bir diyet ödemesi gerekir. Diyet, suçluların sayısına göre paylaştırılır. Her bir suçlunun başlı başına bir diyet ödemesi icabetmez. Kan sahibi suçlulardan diyeti affeder, diğer bir kısmından hakkını alırsa, affedilen, kendi payına düşenden affedilmiş olur. Diyet ödeyenler de suçlu sayısınca kendi payına düşeni öder.
Şayet ölüm birden fazla sebeplerin sonucunda ortaya çıkmışsa, (mesela, maktulü bir kişi kasıtlı olarak mızrakla sürçmüş, bir diğeri hatalı olarak yaralamış, ondan sonra birisi hayvanıyla çiğnemiş ve bu üç fiilin neticesinde ölmüşse) kasıtlı olarak suçu işleyene diyetin üçte biri düşer. Kasıtlı suç işleyenin verdiği yaralama miktarı nazarı itibara alınmaz. Kan sahiplerinin suçlulardan kimisini affetmesi veya kısasın imkansız olması durumunda -hepsine kısas icabetse bile- suçluların teker teker diyet ödemesi gerekmez. Çünkü kısas fiile karşılık konulmuş cezadır ve faillerin birden fazla olur. Diyet ise, yokedilen mahallin karşılığında ödenen bir cezadır ve bu bir tek cezadır613.
(613) eş-Şerh’ul-Kebir C: 9, S: 294, 296.
209-Katil, çocuk veya deliyse, maktulün diyetini kimin yükleneceği konusunda İslam hukukçuları ihtilaf etmişlerdir. İmam Malik, Ebu Hanife ve Ahmed ibn Hanbel’e göre, çocuk veya deliye vacib olan diyeti -fiilleri kasıtlı da olsa- baba tarafından akrabaları yüklenir. Bu imamlara göre, çocuğun ve delinin kasıtlı fiili kasıt değil, hatadır. Çünkü onların kastını bulunması mümkün değildir. Binaenaleyh onları kasıtlı suçlarını hataya çevirmek gerekir. Şafii mezhebinde ise, iki görüş vardır. Birinci görüş diğer imamların görüşüne uyar. İkincisi ise, çocuğun ve delinin kastını gerçek kasıt olarak kabul eder. Çünkü, çocuğun ve delinin kasıtlı fiilinden dolaylı tedibi caizdir. Eğer çocuğa ve deliye kısas tatbik etmek mümkün değilse onların kasıtlı fiili akil ve baliğ olmuş birisinin kasıtlı fiili gibi kabul edilir ve mallarından diyet ödenmesi gerekir614.
(614) el-Bahr’ur-Raik C: 8, S: 341 Şerh’i Derdir S: 210 el-Muğni C: 9, S: 506 el-Muhezzeb C: 2, S: 210.
210- Kasıtlı öldürmede diyet olarak ödenecek develerin niteliği:
İmam Malik, Ebu Hanife ve Ahmed ibn Hanbel’e göre kasıtlı öldürme suçuna mukabil diyet olarak ödenecek develerin sayısı yüzdür. Bu miktarın 25 adedi, bir yaşını bitirmiş ve iki yaşına basmış dişi deve, 25 adedi, iki yaşını bitirip üç yaşına basmış dişi deve, 25 adedi dört yaşında dişi deve, 25 adedi, 5 yaşında dişi deve olarak taksim olunur. Şeybani ve Hanbeli mezhebinden bir görüş uyarınca, kasıtlı öldürmenin diyeti yüz devedir. Bu miktarın 30 adedi dört yaşında, 30 adedi beş yaşında 40 adedi hamile deve olmak üzere üçe ayrılır. Bunların dayanağı Amr ibn Şuayb’ın babasından, onun da dedesinden, onun da Allahın Resulünden rivayet ettiği şu hadisi şerifdir: “Kim kasıtlı olarak öldürülürse, öldürülenin ailesine teslim edilir. İsterlerse, öldürürler, isterlerse diyet alırlar. Diyet dört yaşına basmış otuz, beş yaşına basmış otuz ve hamile kırk dişi deve olmak üzere yüz devedir. Üzerinde sulh oldukları miktar kendilerine aittir.” Abdullah ibn Amr’ın Allah Resulünden rivaye ettiği şu hadisi şerifi de delil getirirler: “ Kasıtta yanılarak öldürmenin, sopa ve kırbaçla öldürmenin karşılığında kırk karnında yavrusu olmak üzere, yüz deve vardır.” İmam Şafii ve Muhammed’in dayandıkları bir rivayet de, Amr ibn Şuayb’ın naklettiği hadisedir. Katade adında birisi oğluna kılıcını sallar ve çocuk ölür. Hz. Ömer, diyet olarak dört yaşına basmış otuz, beş yaşına basmış otuz ve gebe kırk deve diyet alır615. Resulullah “karnında yavruları olan” derken pekiştirmek istemiştir. Bir devenin hamile kalması için beşi bitirip altıya girmesi gerekir. Yaşı gerekli miktara baliğ olmasa bile, gebe kalmış dişi deve diyet mukabilinde ödenir. Develeri kan sahibi teslim etmezden önce, gebe develer yavrularını düşürecek olurlarsa, katilin bedelini ödemesi şarttır.
211- Kasıtlı fiilde diyet ağırlaştırılır mı?
İmam Malik, kasıtlı fiillerden sadece babanın çocuğunu öldürmesi vakasında diyetin ağırlaştırması görüşündedir. Bir baba çocuğunu öldürürse, diyet ağırlaştırılır ve yüz develik miktar dörde bölüneceğine üçe bölünür. Katil dört başına basmış olur, beş yaşına basmış otuz ve gebe kırk deve diyet öder616.
(615) Şerh-i Derdir C: 4, S: 236, 237 Bedai’us-Sanai S: 254 el-Muhezzeb C: 2, S: 209 el-Muğni C: 9, S: 488, 489.
(617) Şerh’i Derdir C: 4, S: 297.
Eğer deve bulunmazsa altın ve gümüşten ağırlaştırma yapılır. Burada ölçü, devenin değeridir. Ağırlaşmış veya ağırlaşmamış olarak değreler hesab edilir ve aralarındaki fark ilave edilir. Mesela, normal deveden diyet miktarı altıyüz ve ağırlaştırılmış olarak sekizyüz tutuyorsa aralarındaki fark miktar olarak altın veya gümüşe eklenir. İmam Ahmed’e göre kasıtlı öldürmede diyet üç sebebden dolayı ağırlaştırılır. Bunlar, haremi şerefde, haram aylarda ve ihramlı iken öldürmedir. İmam Ahmed’e göre, diyetin ağırlaştırılması şöyledir: Ağırlaştırma sebeplerinden herbiri için, diyetin üçde biri kadar miktar eklenir. Zikri geçen her üç sebeb de mevcut ise, çift diyet ödemek icab eder. İmam Şafii ise kasıtlı öldürmede diyetin ağırlaştırılmasını kabul etmez, sadece hatalı öldürmede kabul eder. İlerde bunu göreceğiz. Hanbeli mezhebi mensupları Şafiilere karşı derler ki: Hatalı öldürmede diyetin ağırlaştırılması caiz olduğuna göre, kasıtlı öldürmede caiz olması daha mantıkidir. Fakat Şafii’nin kasıtlı öldürmede diyeti ağırlaştırmasının sebebi, kasıtlı öldürmeye diyet olarak tayin ettiği miktarın ağır olmasıdır. Çünkü, Hanbeliler, diyeti dörde taksim ederken, Şafiiler üçe taksim etmektedirler617. İmam Azam, kasıtlı öldürmede diyetin fazlalaştırılmalsını kabul etmez. Çünkü o, kasıtlı öldürmenin diyetini diğerlerine nispetle ağırlaştırarak kabul eder. Hanefi mezhebine göre, hatalı öldürmenin diyeti (yüz olan deve miktarı) beşe bölünürken, kasıtlı öldürmede dörde bölünür. Hem kasıtlı öldürmede diyet suçlunun malından ödenirken, hatalı öldürmede baba tarafından akrabaların malından ödenir618.
(617) el-muğni C: 9, S: 499 ve devamı el-Muhezzeb C: 2, S: 210.
(618) Bedai’us-Sanai C: 7, S: 257.
212- Kasıtlı öldürmede diyeti ödeme zamanı:
İmam Malik, Şafii ve Hanbel’e göre, kasıtlı öldürmede diyetin o anda ödenmesi gerikir. Ancak kan sahibi gecikmesine razı olursa, gecikebilir. Bu iddianın dayandığı delil şudur: Kasıtlı öldürmede diyet, kısasa bedel olarak ödenmektedir ki, kısasın anında uygulanması icab eder. Onun için diyetin de anında ödenmesi gerekir. Ayrıca cezanın tehiri tahfif manası taşır ki, kasıtlı suç işleyen kişinin cezası tahfif edilemez619.
Ebu Hanife’ye göre, kasıtlı öldürmenin diyeti üç sene zarfında ödenir. Hatalı öldürmede de durum aynıdır. Kasıtlı ödürene cezanın ağırlaştırılması, diyetin tespiti ve kendi malından alınmasıdır620.
(619) Şerh-i Derdir S: 250 el-Muğni C: 9, S: 489 Nihayet’ul-Muhtaç S: 300.
(620) Bedai’us-Sanai C: 7, S: 257.
213- Diyet herkes için aynı mıdır?
İki şeyden dolayı diyetler değişir. Bunlardan birincisi cins ikincisi de denkliktir. Cins üzerinde İslam hukukçuları ihtilaf etmişlerse de, denklik hususunda ittifak etmişlerdir. Bu iki sebebin dışında bir ihtilaf yoktur. Çocuğun diyeti büyüğün diyeti gibidir. Güçsüzün diyeti, güçlünün diyeti gibidir. Hastanınki sağlıklının, bilgininki, cahilin, eşrafınki halkın diyeti gibidir.
214- Cinsiyet sebebi:
İslam hukukçuları ölüm halinde kadının diyetinin erkeğin diyetinin yarısı olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu hususda Allahın Resulunun Amr ibn Hazm’e yazdığı mektub, ölçü alınmaktadır. Bu mektubda Allahın Resulü kadının diyetinin erkeğin diyetinin yarısı olacağını belirtmiştir. Bu konuda sahaba icma etmişlerdir. Hz. ömer, Osman, Ali, İbn Ömer, İbn Mesud, İbn Abbas ve Zeyd İbn Sabit’in, kadının diyetinin erkeğin diyetinin yarısı oluduğunu söyledikleri rivayet edilir. Onların bu görüşene hiçbir sahabenin karşı çıktığı görülmemiştir. Kadının miras ve şahadet konusundaki hakkı da erkeğinkinin yarısıdır, öyleyse diyetin yarısını alması gerekir621.
(621) Bedai’us-Sanai C: 7, S: 254 el-Muğni C: 9, S: 531 el-Muhezzeb C: 2, S: 251 Şerh-i Derdir C: 4, S: 238.
215- Denklik:
İslam hukukunda denklik esasını kabul edenlere göre ölçü, hürriyet ve müslümanlıktır. Şahıslar birbirinin dengi olunca diyetler de müsavi olur. Aralarındaki tabii ve gayrıtabii ayrılıkların hiçbir değeri yoktur. Bugün yeryüyzünde kölelik lağvedilmiş olduğundan hürriyet konusunda sözü uzatmanın anlamı kalmaz. Ancak bu konuda İslam hukukçularının görüşlerini şöylece özetleyebiliriz:
İsam hukukçuları diyet olarak kölenin öldürüldüğü andaki miktarını ölçü almışlardır. Eğer kölenin öldürüldüğü andaki tutarı bir hürrün değerinden çoksa, ölçü bu miktardır, azsa yine aynı miktardır.
Ebu Hanife’ye göre, İslamiyet şartı denklikte ölçü değildir. Ona göre, ölçü hüriyettir. Bu durumda Hanefi mezhebinde, müslümanın diyetiyle gayrimüslim diyeti müsavidir. İster ehl-i kitabdan olsun, ister olmasın, ister putperest olsun, ister mecusi, ister güneşe tapsın, ister aya, hepsinin diyeti aynıdır. Ebu Hanife’nin delili Allahın şu ayeti celilesidir: “Eğer, maktul sizinle onların arasında bir sözleşme olan kavimden ise, ailesine diyet ödenmesi gerekir.” Bu ayeti kerime ayırım yapmaksızın her türlü öldürme çeşitleri için diyeti eşit olarak vazetmiştir. Bu da göseteriyor ki, herkese aynı miktarda diyet ödenmesi gerekir. Allahın Resulü kendi devrinde, sözleşmesi olan herkese bin dinar diyet ödemiştir. Rivayete göre, Amr ibn Ümeyye el-Damrı, iki münafığı öldürür. Allahın Resulü bunlara karşılık hür ve müslüman iki kişinin diyetini öder. Zühri der ki: Hz. Ebu Bekir ve Ömer, zimmiye müslümana ödediği diyeti ödemiştir. İbn Mesud’dan rivayet edildiğine göre, ehl-i kitabın diyeti müslümanın diyeti gibidir. Ayrıca diyetin tam olarak ödenmesinin şartı, maktulün tam olmasıdır. Maktulün tam olması, erkeklik, hürriyet ve masumiyet gibi, hususlardır. Bunun dışında küfür, dünyevi hükümlere asla müessir olmaz622.
(622) Bedai’us Sanai S: 255.
İmam Malik, Ahmed ve Şafii’ye göre, ehl-i kitabdan birisinin diyeti müslümanın diyetinin yarısı kadardır. Ehli kitabdan bir kadının diyeti ise, ehli katabdan bir erkeğin diyetinin yarısıdır. Bu üç imamın görüşleri şu delile dayanmaktadır: Amr ibn Şuayb babasından, o da dedesinden, o da Allahın Resulünden nakleder: “zimminin diyeti müslümanın diyetinin yarısıdır.” Bir başka ifade ise, ehl-i kitabdan birisinin diyeti müslümanın diyetinin yarısıdır. Sadece bu üç imamdan Ahmed ibn Hanbel, bir müslümanın bir zimmiyi öldürmesi halinde, diyetin bir kat artacağını kabul eder. Bu takdirde, zimminin diyeti iki diyet olur. İmam Ahmed’in dayandığı hüccet ise, Hz. Osman’ın zimmilerden bir kişinin öldürülmesine mukabil tam diyet ödemesidir.
Her üç imama göre, mecusinin diyeti sekizyüz dirhemdir. Mecusi kadınların diyeti ise, erkelerin diyetinin yarısı kadardır. Putperestlerin ve hiçbir kitabı olmayanların durumu; mecusilerin durumuna tabi olur623. Her üç imam bu görüşünü sahabelerin görüşüne istinad ettirirler. Mecusi ve ehl-i kitabdan olmayanlar, dini derecelerindeki noksanlıklarından dolayı, ehl-i kitabdan bir mertebe daha eksiktirler.
(623) Şerh-i Derdir C: 4, S: 233 el-Muğni C: 9 S: 527 ve devamı el-Muhezzeb C: 2, S: 211.
İmam Azam’ın kişileri dinlerine bakmadan eşit kabul etmesi çağdaş hukuk kurallarındaki yönelişlere uygun düşmektedir. Çünkü günümüzdeki hukuk anlayışı dine dayalı olmayan dünya işlerinde herkese eşit muameleyi öngörmüşlerdir.
b- Tazir cezası:
216- Kasıtlı öldürmelerde bedel olarak verilin ikinci ceza tazirdir. İmam Malik’e göre, kısas uygulamak mümkün olmadığı veya (tabii ölümle kısasın düşmesi hali müstesna) herhangi bir sebeble kısasın sakıt olduğu halde katile tazir cezası verilir. Kısasın sakıt omasından sonra, diyetin bakı kalıp kalmamsı önemli değildir. İmam Malik’e göre, tazir olarak verilecek cezanın bir yıl hapis veya yüz sopa olması gerekir624.
(624) Mevahib’ul-Celil C: 6, S: 268.
Diğer imamlar bunu kabul etmezler ve derler ki; tazir cezası Allahın bir topluma yüklediği haktır. Kısas sakıt olduktan sonra, toplumun katili uslandırmak kastıyla cezalandırması gerekir. Ve bu durumda elde edilen fayda tümüyle toplumu alakadar eder. İbn Rüşd Ebu Sevr’den naklederek der ki: Katil, şerir olarak bilinen birisi ise, kan sahibinin affı nedeniyle kısas sakıt olmuşsa, devlet yöneticisi ona uygun gördüğü miktarda ceza verir. İmam Malik dışındaki diğer üç mezhep imamı ise, kısasın sakıt olması veya kısas sahibi tarafından afedilmesi halindeki katile belirli bir cezayı gerekli görmezler. Sadece bu üç imam teşri kurullarının katilin tedibi ve başkalarının aynı suçu işlemesini önlemek gayesiyle uygun gördüğü bir cezayı vermeleri engelleyecek bir sebeb de göstermezler. Kısas cezasının yerine geçen tazir cezalarıyla, başarıya ulaşmamış öldürmeye teşebbüs suçlarına verilen tazir cezası arasındaki fark, gözden uzak tutulmamalıdır. Birinci durumda ceza bedeldir, ikinci durumda ise aslidir. Keza, ortaklaşa suç işleyenlerden suça iştirak nisbetinde verilen tazir cezasıyla, suçu fiilen işleyenlere verilen tazir cezası arasındaki farkı da gözönünde bulundurmak gerekir. Birincide, suça iştirak cezası aslidir. Çünkü İsam hukuku suça iştirak eden ortaklaşa kısas ve diyet hükmü uygulamaz, bunu yerine tazir cezası verir. Sadece İmam Malik yardımlaşarak iştirak halini bunun dışında tutar. Suç, kısas cezasının yerine geçen tazir cezası ise, bedeli cezadır. İsam hukukunda öldürme suçlarına verilcek tazir cezasının idam veya ömür boyu hapis olmasını önleyecek bir hüküm yoktur.
ORUÇ
217- Oruç asli cezası köle azad etmek olan keffarete bedel bir cezadır ve oruç ancak suçlu; azad edecek bir köle bulamaz veya ihtiyacından fazla köle alıp azad edecek miktarı bulamazsa icab eder. Şayet bulursa oruç tutamaz. Bulamadığı takdirde oruç tutabilir.
218- Oruç süresi iki aydır ve ardarda tutulması şarttır. Şayet fasılalı tutulursa oruç tutmuş sayılmaz. Sürece aylara göre hesap edilir. Eğer, ayın başından oruca başlamışsa iki ay üst üste oruç tutunca orucu tamam olur. İsterse iki ay 60 günden az olsun. Eğer ayın ortasında oruca başlamışsa her ayı otuz gün kabul edilmek üzere altmış gün oruç tutar625.
219-Eğer katil hastalığı veya yaşlılığı sebebiyle oruç tutamazsa, İmam Malik ve Ebu Hanife’yle birlikte, Şafii, ve Hanbeli mezhebine mensup bazı fakihlere göre oruç bir borç olarak kalır ve onun yerine başka bir şey alamaz. Şafii ve Hanbeli mezhebinden diğer bazı fakihlere göre, yaşlılığı ve hastalığı dolaylısıyla oruç tutamayan -zihar keffaretine kıyasla, altmış miskin doyurur. Çünkü ayeti kerimede, zihara keffaret olarak köle azad etmek, oruç tutmak ve bunların mümkün olmadığı hallerde de altmış miskini doyurmak zikredilmiştir626.
220- Oruçlu ancak akil ve baliğ olan suçlulara vacib olur627. Bu takdirde orucu çocuk buluğa erinceye veya deli şifa buluncaya kadar tehir etmek caizdir. Tabii bu, çocuğa ve deliye orucun vacib olduğunu savunanlara göredir.
(625) Mevahib’ul-Celil C: 4, S: 127 Mecma’ul-enhür C: 1, S: 426 el-Muhezzeb C: 2, S: 129 el-İkna C: 4, S: 92.
(626) Şerh-i Derdir C: 4, S: 254 el-Bahr’ur-Raik C: 8, S: 329 el-Muhezzeb C: 2, S: 234 el-Muğni C: 10, S: 41.
(627) Mecma’ul-enhur C: 1, S: 224 Mevahib’ul-Celil C: 2 S: 395 el-Muhezzeb C: 1, S: 189.
İslami Okul Okulların En Önemlisi