Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

277- BEŞERİ HUKUKDA CEZAİ MESULİYET PRENSİBİ: - Cilt 2 - 277. Sayfa

277- BEŞERİ HUKUKDA CEZAİ MESULİYET PRENSİBİ:

 

İslam hukuku yukarda belirttiğimiz sorumluluk prensibini 13 asır önce getirmiş olmakla beraber, beşri hukuk bu prensiblerden sadece birini ancak Fransız devriminden sonra benimsemiştir. Fransız devriminden önce cezai sorumluluk materyalist prensip ve esaslara dayanıyordu. Buna göre işleyenin nitelikleri ve durumu nazara alınmaksızın suç sayılan her fiil cezalandırılıyordu. Bu görüş insanın, hayvan ve katı maddelerin cezalandırılmasına ve hatta canlı varlıkların cezalandırılmasının yanı sıra, ölülerin, delilerin ve çocukların da cezalandırılmasına sebeb oluyordu.

Fransız devriminden sonra cezai mesuliyet prensibi ihtiyar yetkisine dayalı felsefi esasa istinad etti ve bu görüşe taraftan olanlar gelenekçi görüş taraftarları dendi. Buna göre idrak ve ihtiyar sahibi olanlar ancak cezai sorumluluğa muhatabdırlar. İdrak ve ihtiyar ise yalnız ve yalnız insanda bulanan iki niteliktir. Belirli bir yaştan sonra insan iyi ile kötünün arasını ayırabilir. Ve ikisinden birisini tercih edebilir. İşte kanun koyucunu buyruk ve yasakları ancak bu gibi kişilere yöneltilir. Kişi idrak ve ihtiyar gücüne sahip olarak kanun koyucunun buyruklarına karşı çıkarsa, bunun sonucunda ceza çekmesi adeletin gereğidir. Şu halde gelenekçi görüşte sorumluluk idrak ve ihtiyara daynamaktadır. Ceza da kanun koyucunun buyruğunun tatbikini gerçekleştirmek için konulan bir şey olup işlenen suça yugun adil bir ceza olmak durumundaydı.

Gelenekçi görüş bir süre beşeri hukuka hakim olduktan sonra determenist görüş ortaya çıktı. Determenist görüş cebir felsefesine dayanıyordu. Kısaca determenist görüşte suçlu suçu kendi isteği ile yapmaz. Onu suça iten faktörler olmalıdır. Sosyal çevre, eğitim, biyolojik ve fizyolojik yapı gibi önceden mevcut olmayan faktörler yüzünden suçlu suça itilmektedir. Madem ki suçlunun suç işlemekte ihtiyar yetkisi yoktur, o takdirde geleneksel görüş uyarınca verilmekte olan cezalara lüzum da yoktur. Ancak ceza toplumun savunması ve korunması için bir vasıta olarak kabul edilirse suçluyu cezalandırmak doğru olur. Bu görüşü uyarınca insan ister suçu isteyerek, ister istemeyerek işlemiş olsun, ister idrak sahibi olsun, ister olmasın, akıllı ister deli olsun, ceza görmesi gerekir. Ancak her suçlunun yaşına, kafasına göre çarptırılacağı ceza faklı olmalıdır. Günümüzde bazı kanular bu görüşü kabul etmişlerdir ki, 1926 yılında çıkarılan Sovyet Rusya kanunları determenist prensibleri benimsemiştir. Fakat devletlerden birçoğu bu görüşe tarftar olmamıştır.

Bir süre sonra yeni bir görüş ortaya çkıtı ki, önceki iki görüş arasında bir sentez yapmak istiyordu. Bu görüşe nisbi ihtiyar prensibi adı verildi. Bu görüşün tarftarları geleneksel görüşü devam ettirmek istiyorlardı. Onlara göre insan her ne kadar irade bakımınadn sınırlı bir seçme gücüne sahip ise de suç işlemekte iradesinin etkisi vardır. Sentezci görüş; geleneksel görüşe yeni bir fikir ekliyordu: İdraksizlikleri veya ihtiyar yetkisine sahip bulunmamaları sebebiyle cezalandırılmaları mümkün olmayanların şerrinden toplumu koruması gerekirdi. Onlar için durumların uygun özel icraat metotları benimsenmeliydi. Günümzüde beşeri hukukda en çok sentezci görüş geçerlidir279.

(279) Ceza Kanunu, Ali Bedevi, S: 330, 335.

Dikkat edilirse son paragrafta anlatmaya çalıştığmız sentezci görüş, islam hukukunun ulaştığı sonuçların hemen hemen aynıdır. Aralarındaki fark islam hukukunun daha ince bir mantığa ve daha üstün bir kalıba sahip olmasıdır. İslam hukuku cezayı sosyal bir zaruret, toplumun korunması için bir vasıta olarak k abul eder ve koplumun korunmasında idrak sahibi şahıslarla idrak ve ihtiyarını yitirmiş kişiler arasında ayırım yapar. Senetzci görüş ise cezayı kanun koyucunun buyruklarına karşı çıkmak ve adaleti gerçekleştirmek olarak kabul eder. Ki bu esas gelenekçi görüşten alınmalıdır. Ve mantıki olarak sorumsuz kişileri cezalandırmayı veya onun tersi bir icraata başvurmayı reddeder. Çünkü idrak ve ihtiyar sahibi olmayanların kanun koyucunun yasaklarını çiğnediğini söylemek mümkün değildir. O takdirde kanun koyucunun yasakları çiğnedikleri söylenemezse bunları herhangi bir şekilde sorumlu tutmak adaletli bir davranış olmaz. İslam hukuku her ne kadar cezai sorumluluğun esasının idrak ve ihtiyar olduğunu kabul ederse de kanun koyucunun yasaklarını çiğneyen her idrak ve ihtiyar sahibini sorumlu, idrak ve ihtiyarını yitirenleri sorumsuz kabul eder. Cezayı sosyal bir zaruret ve toplumun korunması için bir vasıta olarak ele alır ve buna göre de kanun koyucunun cezai sorumluluğa sahip olanları toplumu koruyacak cezalandırmada haklı, cezi sorumluluğu haiz bulunmayanlara karşı da toplumu onların şerrinden ve kötülüklerinden korumak icab ederse koruyucu çareye başvurmayı bir hak olarak telakki eder.

Ayrıca şunu da unutmamalıyız ki, islam hukuku bu prensibi miladın 7. yüzyılınnda getirmiştir. Beşeri hukukun ortaya koyduğu en yeni görüş ise, ancak miladın yirminci yüzyılında kabul edilmiştir. Binaenaleyh hukukun her zaman yeni esaslar üzerine kaim olması gerektiğini bunun ise islam hukukunda bulumadığını söylemek en azından realitelere aykırı davranmak olur.