309- İSLAM HUKUKÇULARININ KATLE RIZA İLE YARALAMAYA RIZA ARASINDA AYIRIM GÖZETMELERİNİN SEBEBİ: - Cilt 2 - 30
309- İSLAM HUKUKÇULARININ KATLE RIZA İLE YARALAMAYA RIZA ARASINDA AYIRIM GÖZETMELERİNİN SEBEBİ:
Bu konudaki esas ihtilaf şuradan gelmektedir: Gerek tecavüze uğrayan kişi, gerekse onun yakınları öldürme ve yaralama suçlarını affetme hakkına haizdirler. Bu gibi hallerde esas ceza kısasdır. Ancak kısas uygulanması şeri bir sebeb dolayısıyla mümkün olmazsa onun yerine diyet ödenir. Ve tecavüze uğrayan kişi veya yakınları kısasdan vazgeçip diyet cezası verebilecekleri gibi, her ikisinden de vazgeçebilirler. Öyleyse, cezadan vaz geçmeleri halinde, katl ve yaralama için konulmuş bulunan ceza ortadan kalkar. Sadece, yöneticilerin yetkisi dahilinde bulunan tazir cezası kalır ki bunu uygulamak hakkı idarecilerin elindedir. Öyleyse, teceavüze uğrayan veya yakınlarının affetmesi halinde yöneticiler isterlerse tazir cezası verebilirler.
İşte islam hukukçularının ihtilafı buradan doğmaktadır. Katl suçundan bazı hukukçular müsaadenin cezayı önleyeceğini kabul etmektedirler ki, bunlara göre müsaade önceden bir af demektir ve bu yüzden cezanın ortadan kalkması gerekir.
Bir diğer bölüm ise müsaadenin cezayı ortadan kaldırmayacağını kabul etmektedirler ve bunlara göre izin af değildir. Çünkü katlden af demek; katl fiilinin bulunmasını gerektirir. Binaenalayh fiil vukubulmadan önce affetmek sahih bir af değildir, çünkü, affedildiğinde fiil henüz yapılmamıştır. Bu ise tecavüze uğrayanın veya velisinin af yetkisinin suçun işlenmesinden sonra doğacağı anlamına gelir. Öyleyse, tecavüze uğrayan veya yakınları suç işlenmezden önce affedecek olursa, boşuna af etmiş olurlar ki bu, geçersizdir. Çünkü tecavüze uğrayanların affetme yetkisi suçun işlenmesinde sonra doğar.. Ceza olarak diyet verilmesini gerekli bulanlar ise, öncedn katle müsaade etmenin şühe durumunu ortaya çıkaracağını, şüphenin ise haddi (yani kısası) durduracağını kabul etmektedirler. Kısas cezasını gerekli bulanlar ise; önceden katle rızayı şüphe olarak kabul etmemekte, onun için de kısasın dururulamayacağı öne sürmektedirler.
Tecavüze uğrayan kişinin ölümüyle sonuçlanmayan yaralama hallerinde ise, bazı fakihler cezanın iskatını öngörmektedirler ki, bunlar yaralama ve koparma müsaadesinin peşin af olarak kabul edip sahih olarak değerlendirmekte affın yaralama ve koparmadan sonra da devam etmesini gerekli bulmaktadırlar. Cezanın sakıt olmayacağını söyleyen fakihler ise, önceden verilen yaralama izninin veya rızasının batıl olduğunu, yerinde bir davranış olmadığını kabul etmekte ve cezanın iskatı için tecavüze uğrayanın tecavüz edeni yaralama ve koparmadan sonra da affetmesini şart koşmaktadırlar. Ölümle sonuçlanan yaralama hallerinde cezayı iskat eden fakihler ölümü yaralamanın ortaya çıkardığı bir durum olarak kabul etmekte ve suçlunun yaralam amüsaadesinin ondan doğacak fiiller için de geçerli olduğundan affedilen bir davranıştan ortaya çıkan fiilin de affedilen davranışın hükmünü alacağını ileri sürmektedirler. Cezalndırmayı gerekli bulanlar ise, izni yaramalaya ait olduğunu, öldürmeye izin verilmediğini kabul etmekte, öldürme halinde, suçlunun mezun olmağı bir davranışı işlediğini kabul etmektedirler. Ancak bunlarda izni batıl da olsa şüphe olarak değerlendirmekte, şüphenin kısas durumunu ortadan kaldıracağnı ileri sürmektedirler.
İslami Okul Okulların En Önemlisi