321- SEBEB VE MÜSEBBİBLERİN DO⁄MASI: - Cilt 2 - 321. Sayfa
321- SEBEB VE MÜSEBBİBLERİN DO⁄MASI:
Yukarda dedik ki: “Suçlu, eğer suçu tek başına kendi fiilinin neticesi ise veya kendisinin fiili, neticenin sebebi ise, yahut da kendisinin fiiline, diğerlerinden ayrı olarak da -tek başına bakıldığında- neticenin ortaya çıkmasında müdahalesi söz konusu ise fiilinin neticesinden sorumludur.” İslam hukukunda bu kaide genel bir kaidedir. Suçlunun fiili neticenin doğrudan doğruya sebebi olursa bu kaidenin uygulanması kolaydır. Mesela, bir kişinin bir başka şahsı bıçkala kesmesi halinde kesme doğrudan doğruya ölümün sebebidir. Ne var ki hukukda meseleler her zaman böyle basit olmaz. Bazı durumlarda (çoğunlukla ) suçlunun fiili doğrudan doğruya neticenin sebebi olmayabilir. Sebebler birbirini doğurur. Fiiller neticeler arasında bir zincirleme halka devam eder ve suçluya nispet edilen fille sorumlu tuulduğu netice arasında sebebiyet bağlantısı zayıflayabilir veya fiille neticenin arası uzayabilir ve suçlu o zaman doğrudan doğruya müsebbib durumunda olmaz. Mesela, suçlu tecavüz ettiği kimseye bir yara açsa tecaüze uğrayan kişi hastahaneye kaldırılsa, hatahanede bir yangın çıksa ve yangında tecavüze uğrayan kişi ölse, bu durmuda suçlu acaba tecavüze uğrayan kişin ölümünden sorumlu mudur? Suçlunun açtığı yara hastahaneye nakline sebeb olduğuna göre ve hastahaneye nakledilmesi sonucu tevcavüze uğrayanın yanarak ölmesi durumu ortaya çıktığına göre, suçlu ölümden mi sorumludur, yoksa yalnızca yaramaktan mı?
Veya iki şahıs bir kişinin üçüncü bir kişiyi öldürdüğüne dair yalancı şahitlik etse, hakim buna dayanarak suçsuz olan sanığa katl suçunda idam cezası verse ve bunu tatbik etse, sonra idam olunan kişin suçsuzluğu ortaya çıksa, yalancı şahitler hükmün sebebi olmaları dolayısıyla ve hüküm olanları şahadeti yüzünde tatbik planına çıktığı için katil olarak değerlendirileblilir mi? Yalancı şahidin fiili hakimin hükmünün sebebidir. Hükmün neticesinde idam emri doğmuştur. Hakimin hükmünü verip idam emrinin çıkmasıyla celladın, hakkında hüküm verilen sanığı öldürerek hükmü infaz etmesi neticesi ortaya çıkar. Bu durumda yalancı şahitler katil olarak değerlendirilebilir mi?
İşte bu gibi zorlukları halledebilmek için islam hukukçuları üç tür sebeb üzerinde durmakta ve bunları birbirinden ayırmaktadırlar.
a) Maddi sebebler: Şüphe ve ihtilafa mahal kalmayacak şekilde neticenin ortaya çıkmasını temin eden fiilleri doğuran sebeblerdir. Neticenin o sebebden doğrudan doğruya veya bir başka vasıtayla doğmuş olması halini bir yana bırakıyoruz. Fiilin neticesi duyularla kavranacak kadar bariz olduğu takdirde suçlun neticeden sorumludur. Birisini öldürmek kastıyla evini ateşe vermek gibi? Evi ateşe verilen kişi yanınca ateş çevreyi sardığı için kurtulma imkanı olmayacak ve yanarak ölecektir. Bu durumda suçlu evi ateşe vermiştir, onun evi ateşe vermesi evin yanmasının sebebidir. Evin yanması ise içinde bulunan şahsın ölümünün sebebidir.
b) Meşru sebebler: Şeri hükümler gereğince suçlunun sorumlu tutulduğu neticeleri doğurdan sebeblerdir. Yalan yere şahitlik yaparak bir şahsın falanca kişiyi öldürdüğünü söyleyen kimsenin, suçsuz yere ölümüne hükmedilmesine sebeb olan kimse onun katilidir. Bu tür sebeblerde verilen hüküm neticelerden ne kadar ayrı olursa olsun, neticlerle fiil arasındaki sebeb bağlantısı ne kadar zayıf bulunursa bulunsun suçlu o fiilin neticelerinden sorumludur.
III- Örfi sebebler: Şeri veya maddi sebeblerin dışında kalan sebeblerdir. Bu bölüme yukarda saydığımız iki şıkkın içine girmeyen bütün sebebler girer ki bu sebebler örfe nispet edilir. Çünkü buradaki sebebiyetin hududu örfen kabul edilir. Çünkü buradaki sebebiyetin hududu örfen kabul edilen ve insan mantığınca benimsenen hududdur.
Örfi sebeblerde; sebebler, ne kadar birbirini doğurursa doğursun suçlunun örfen o sebebin doğurduğu neticeden sorumlu olması gerekiyorsa mesul tutulur. Ama örfen o sebebin doğurduğu neticeden sorumlu olması gerekmiyorsa mesul tutulmaz. Mesela, bir kişinin bindiği bir sandalı bir şahıs batırmak kastıyla delse, bu sırada kurtuluşu mümkün olmayan bir dalga çıksa, sandal dalgaya tutulunca içindeki kişi yüzmek için kendisini suya atsa, bu sırada onu bir balık yutsa, suçlu katl suçundan sorumlu olur. Halbuki suçlunun fiili (sandalı delmek) ölüme götüren diket veya endirek sebeb değildir. Ancak sandalın batması, içinnde bulunan şahsın kendisini suya atması için bir sebebdir. Bu da kendisini suya atan kişinin balık tarafından yutulması için bir sebebdir. Binaenaleyh suçlu, çeşitli sebeblerin doğurdu neticenin kendi fiilinden çok daha sonra meydana gelmesi halinde dahi ortaya çıkan neticeden sorumludur. Çünkü bütün bunlara rağmen örfen aradaki sebebiyet bağının devamı kabul edilir ve suçlu katil olarak değerlendirilir. Bir başka örnek de şudur: Suçlu öldümek kastıyla bir şahsa vursa ve yaralasa, bu yaralamadan sonra yaralanan şahıs tedavi olmak üzere hastahaneye konulsa, sonra hatahanede iken bir deprem olsa, hatahane yıkıllsa ve enkaz altında kalan o kişi de ölse, bu takdirde suçlu yaralama suçundan sorumlu olur, ölüm suçundan sorumlu olmaz. Halbuki ölüm ölen kimsenin hastahaneye yatmasının sonucu olarak meydana gelmiştir. Hastahaneye yatması da suçlunun bir filinin sonucu olarak ortaya çıkmşıtır. Ama suçlu örfen bu gibi durumlarda katil olarak kabul edilmez. Gözbağcılığı ve sihirbazlık yapan kişi; sihirle bir insanı öldürmek istediği kişi ölse sihirbaz katl suçundan sorumlu tutulmaz. Sadece işlediği fiilden sorumlu olur, neticesinden değil. Çünkü bugün cari olan örfümüz sihrin ölüme sebeb olacağını kabu etmemektedir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi