Abdest - Fıkıh - Delileriyleislamfikhi - 1. Sayfa
A) Abdestin Farz Kılındığı Tarih :
B) Abdestsiz Kılman Namaz Var Mıdır?
C) Abdestin Ruh Ve Beden Üzerindeki Olumlu Etkileri:
Kar Ve Dolu İle Abdest Almak Caiz Midir?
Gözlerin İçine Suyu Ulaştırmak :
Gözdeki Çapağın Altını Yıkamak :
Şakakla Kulak Arasındaki Beyazlık :
Kaş Bıyık Ve Sakalın Yıkanması :
Abdest Alındıktan Sonra Tırnak Kesmek Veya Tıraş Olmak :
2 — Elleri Dirseklerle Beraber Yıkamak :
Deri Üzerinde Yapışkan Bir Maddenin Bulunması :
3 — Ayakları Topuklarla Birlikte Yıkamak :
Felç Olup Duyarsız Hale Gelen El Ya Da Ayaklar :
Yağlanan Eller Ya Da Ayaklar :
Abdest Azasında Yarılan Yerin Dikilmesi :
Deriye Yapışan Balık Pulu Ya Da Pire Dışkısı :
Bir Organ Üzerindeki Islaklığı Başka Bir Organa Nakletmek Caiz Midir?
Kulakları Meshetmek Başı Meshetmenin Yerine Geçer Mi?
Başı Karla Meshetmek Yeterli Mi?
Sarık, Külah Ve Başörtüsüne Meshetmek Caiz Olur Mu?
Mestler Ve Başörtüsü Üzerine Meshedin»
1 — Abdeste Besmele İle Başlamak
A) Namaz Ancak Abdest İle (Kabul) Olur. Allah İsmini Anmayanın Abdesti (Makbul) Değildir.
B) Abdeste Başlarken Tesmiye Hangi Kelimelerle Getirilir?
2 — Elleri Bileklere Kadar Üç Kere Yıkamak,
3 — Ağıza Su Alıp Çalkalamak, Buruna Su Çekmek :
4 — Sivak Kullanmak, Dişleri Temizlemek :
5 — Yüzü Yıkarken Parmaklarla Sakalı Aralamak :
7 — Abdest Azasmın Yıkanmasını Üç Defa Tekrarlamak :
A) Her Azayı Bir Defa Yıkamak Yeter Mi?
8 — Başın Tamamını Meshetmek :
A) Niyet Şu Sözlerle Getirilir :
11 — Kur'ân Da Belirtilen Tertibe Göre Abdest Almak :
12 — Abdest Azasını Ardarda Yıkamak :
III. ABDESTİN DİĞER SÜNNETLERİ :
2 — Sesli Ve Sessiz Yellenmektir.
4 — Akan Her Meni Guslü Gerektirir Mi?
A) Meni İle Mezyi Arasındaki Fark :
C) Şırınga Kullanıldıktan "Sonra Akıtılan Sıvı Dışarı Çıkıp Akarsa, Abdesti Tazelemek Gerekir.
A) Kulağa Akıtılan Herhangi Bir Yağ :
D) Işınlan Madde Üzerinde Beliren Kırmızılık :
E) Sıkılan Yaradan Çıkan Kan :
F) Burundan Çıkan Kan Pıhtısı :
I) Göz Ağrısından Dolayı Meydana Gelen Akıntı :
K) Ağız Dolusu Balgam Kusmak :
M) Aralıklı Az Az Gelen Kusuntu :
N) Vücuttan Çıkan Her Şey Necîs Sayılır Mı?
B) Namazda Rükû' Veya Secdede Uyuklamak :
C) Yatar Vaziyette Olan Hastanın Uyuması :
D) Çıplak Hayvanın Üzerinde Uyumak :
7 — Abdesti Bozan Şeylerden Biri De Bayılmak, Cinnet Getirmek, Sarhoş Olup Kendinden Geçmektir.
A) Namaz Dışında Kahkahayla Gülmek :
B) Tilâvet Secdesi Veya Cenaze Namazında Kahkaha İle Gülmek :
C) Kahkaha Teyemmümü Hükümsüz Bırakır Mı?
9 — Kadın İle Aşın Ölçüde Oynaşmak,
A) Abdestli İken Tenasül Organına El Sürmek :
B) İmam Şafii Bu Konuda Şu Hadise Dayanarak İctihadda Bulunmuştur :
C) Deve Eti Yenilince Abdest Almak Gerekir Mi?
D) Abdestinde Şüphelenen Kimse Ne Yapmalıdır?
III. FARZ, SÜNNET VE ADABINA UYGUN ABDEST NASIL ALINIR?
ABDEST
1 — Abdest :
Abdestin farziyeti Kitap, Sünnet ve İcma' ile sabit olmuştur. Allah'ın inanmışlara ruh ve' beden sağlıklarını daha iyi korumaları için açmış olduğu rahmet kapılarından biridir. Allah'a kulluğumuzun mana ve ölçüsünü temizlik tablosu üzerinde sunmamız kadar tabii ne olabilir? Bu bakımdan ibâdete, özellikle namaza ancak temizlik amelyesini yerine getirerek başlanır. Mü'min ibâdetin esrar ve hikmetiyle ruhunu, şekliyle manasıyla bedenini, elbise ve çevresini temiz tutar. Temizlikle ibâdeti birleştirip bütünleştiren Rahmet Peygamberi Hazreti Muhammed (A.S.) Efendimiz : «Temizlik imânın yarısıdır; Allah'a hamdetmek teraziyi doldurur. Sübhanellah ve'l Hamdu1iliah, demek göklerle yeryüzü arasım doldurur. Namaz nur (aydınlık) tır. Sadaka (îmân ve İslâm konusunda) açık delildir. Sabır ışıktır. Kur'ân ya senin lehine ya da aleyhine açık bir belgedir. İnsanlardan herbiri sabahlar da ya kendini (ateşten kurtarın) azâd eder, ya da (şer ve kötülüğe dalıp) kendini helak eder.» [1]Buyurarak temizliğin dindeki yerini belirlemiştir 63 yıllık aziz ömürleri hep bu temizliğin örnekleriyle dolu değil midir?
îniş bakımından ikinci ya da üçüncü sırayı dolduran Müddesir sûresinin ilk beş âyet ile Tevhîd'den sonra temizliğe temas edilmiş ve böylece Allah (C.C.) yoluna irşadın temizlikle olan bağlantısı açıklanmıştır.
Bunun için günümüze kadar yazılan bütün fıkıh kitaplarımıza taharet konusuyla başlanılmış, Allah'a inanıp ibâdetin gönül dol-prucu havası içinde içi dışı kadar, dışı da içi kadar temiz olan mü'-pinlerin abdest ve gusül ile ilmihale kapı açmaları sağlanmıştır.
Abdestin Farz olduğunu bildiren Âyet:
«Ey imân edenler! Namaza kalkmayı (dilediğinizde) yüzlerinizi, dirseklerlo birlikte ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedip topuklarla beraber ayaklarınızı yıkayın.»[2]
Abdestin Farziyetini açıklayan Hadis ;
Abdesti olmayanın namazı (kabul) değildir. Allah'ın İsmini anmayanm da abdesti ikabul) değildir.»[3]
A) Abdestin Farz Kılındığı Tarih :
İlim adamlarının bu konuda farklı tesbit ve görüşleri olmuştur : Meşhur Siyer sahibi Seyyid Ahmed Zeynî Dahlân'a göre, bi'setin üçüncü yılında Müddesir sûresinin baş kısmmdaki «Elbiseni de temiz tutmaya devam et,,» mealindeki âyet ve ondan önce ve sonraki cümleler abdestin farz kılındığına delâlet etmektedir. Nitekim bu âyetler indikten sonra Resûlüllah (A.Ş.) Efendimizin hem kendisi abdest almış, hem de Hazreti Hatice Validemize abdest almasını söylemiş ve böylece iki rek'at sabah, iki rek'at te akşam namaz kıldıkları rivayet yoluyla sabit olmuştur. Çoğuna göre ise, hicretten birbuçuk yıl önce namazla birlikte farz kılınmıştır. Allah (C.C.) daha iyisini bilir. [4]
B) Abdestsiz Kılman Namaz Var Mıdır?
Cenaze namazı da dahil olmak üzere farz, vacib, sünnet ve müs-tehab bütün namazlar ancak abdestli bir vaziyette kılmabüir. Su bulunmadığı, ya da bulunup ta kullanmaya engel bazı hususlar mevcut olduğu zaman onun yerine teyemmüm edilir ki bu da abdest anlamına mânevi bir temizlik ve silâh sayılır.
«Cenaze namazı, bir namaz olmaktan ziyade bir duadır, bu nedenle abdestsiz de kılmabüir,» diyenler varsa, namazın baştan sonuna bir duâ ve zikir olduğunu anlayamıyanlardır. Beş vakitte kılınan namazın rükû ve secde yapılarak kılınmasını emreden din, cenaze namazının rükû'suz ve secdesiz kılınmasını emretmiştir. Ama ikisini de «namaz» ismiyle anmış ve ikisi için de abdest bakımından ayni ameliyeyi istemiştir.[5]
C) Abdestin Ruh Ve Beden Üzerindeki Olumlu Etkileri:
a) Ruhun Allah'tan temiz geldiği gibi temiz kalmasına yardımcı olur, manevî bir gıda olarak da ruhu besler. Şeytanı kovar, mânevi bir silâh anlamında şer ve kötülüğün karşısına çıkar.
b) Vicdanı geliştirir, kalbi kuvvetlendirip imân cevherini daha iyi korumasını sağlar.
c) Sinir sistemini düzeltir. Asap bozukluğunu giderir.
d) Yorgun bir bedeni rahata kavuşturur. Adaleye zindelik getirir.
e) Deri altında biriken ve fazlası zararlı olarî yağların erimesine olumlu bir neden sayılır.
f) Kan dolaşımını yavaşlatarak geçici bir süte kalbin dinlenmesine yararlı bir etken olur.[6]
2 — Abdestin Farzları :
Hanefi mezhebine göre abdestin farzı dörttüriyukarıda mealini yazdığımız âyetin açık anlatımından bu dört farz Şunlardır :
1. Yüzü belirlenen ölçü ve biçimde yıkamak,
2. Elleri dirseklerle beraber yıkamak,
3. Bası ıslak elle meshetmek,
4. Ayakları topuklarla beraber yıkamak.
Şafiî mezhebine göre altı, Mâliki mezhebine göre yedi ve Hanbelimezhebine göre de altıdır.
Şafülerde yukarıda belirtilen dört farzdan başka bir de niyet ve [yette belirtilen tertip te farzdır. Mâlikîlerde de bu dört farzla bir-tkte niyet, bir organ kurumadan diğerini yıkamak ve bir de suyu kkanan organın üzerinde götürüp getirmek suretiyle abdest azasını vmak farzdır. Hanbelîlerde belirtilen dört farzla birlikte bir de âyetle belirtilen tertip üzere abdest almak ve bir organ kurumadan dikerini yıkamak da farzdır.
Abdest Farzlarının ayn ayrı açıklaması : [7]
Yüzü Yıkamak :
Genellikle İslâm Fıkhında «yıkamak» denilince suyu bir organ üzerine akıtmak, «mesh» denilince, ıslak eli dokundurmaktır. Hidâ-ye, Tahavî ve Fetevâ-i Hindiyye gibi kıymetli kitaplarda özellikle bu tarif üzerinde durulmuştur. Bu bakımdan açık olan rivayete göre, suyun organ üzerinde akması, yani akıntısının sağlanması şarttır. Akıntı sağlanmadığı takdirde alınan abdest caiz değildir. Ancak îmam Ebû Yusuf'a göre, suyun organ üzerinde akıp damlaması şart değildir.[8]
Kar Ve Dolu İle Abdest Almak Caiz Midir?
Kar ya da dolu abdest azasına sürülür de iki ya da fazla damla su meydana gelirse bu bil-icmâ1 caizdir. Bu sayıda damla meydana gelmezse, Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre caiz değildir. Ebû Yusuf'a göre caizdir. Nitekim Zahire adlı kitapta da bu husus açıklanmış ve Fetevâ-i Hindiyye'de buna yer verilmiştir. Ne var ki bu konuda sahih olan görüş ve ictihad, imameyn'in görüşüdür.[9]
Yüzün Sınırı :
Açık rivayette yüz için bir sınır belirlenmemiştir. Ancak îslâm Fakihlerinin çoğuna göre yüzün sınırı, baştaki saç bitiminden çene altına ve bir kulak yumuşağından diğerine kadar olan kısımdır. Hidâye şerhinde, Bahr-i Râik ve İbn-i Abidîn'de de ayni husus belirtilmiştir.
Başın ön cephesindeki kıllar dökülmüşse, mutlaka saç bitimi sınır başlangıcı alınmaz, normal ölçü dikkate alınarak alınla baş arasındaki sınır -ki bu normal saçı olanlarda belirgindir- esas kabul edilir. Sahih olan görüş te budur.[10]
Saçım Alnına Doğru Uzatan :
Saçını alnına doğru tarayıp uzatan kimse abdestte yüzünü yıkarken yüz sınırına sarkan saçlarını da yıkaması vâcib olur. Hidâye şerhi ve benzeri muteber kitaplarda da ayni husus belirtilmiştir.[11]
Gözlerin İçine Suyu Ulaştırmak :
Abdestte yüz yıkanırken suyu gözlerin içine ulaştırmak ne farz, ne de sünnettir. Ancak yüze su vururken gözleri fazla yummak için bir külfete girmeye de gerek yoktur. Açık tutmaya çalışması da böyle.. Ne var ki Fakih Ahmed bin İbrahim ve o görüşte olan bazı ilim adamları, yüz yıkanırken gözleri sıkıca yummak Caiz değildir, demişlerdir. Çünkü bu durumda gözün çevre ve pınarları yıkanmış olmaz. El-Muhit kitabında da bu husus belirtilmiştir.[12]
Gözdeki Çapağın Altını Yıkamak :
Ağıran bir gözde çapak meydana gelir ve bu gözün daha çok dış kısmında bulunursa, yüzü yıkarken, gözler yumulduğunda dışta kalan çapağın altını yıkamak vâcib olur. Aksi halde abdest yerine getirilmiş sayılmaz.[13]
Yıkamada Dudakların Durumu :
Dudaklar normal biçimde kapatıldığında dışta kalan kısmı yüzden sayılır. Bu nedenle yüz yıkanırken dudakların o kısımlarına suyun dokunması gerekir. Sahih olan görüş budur. El-Hulasa kitabında da ayni hususa yer verilmiştir.[14]
Şakakla Kulak Arasındaki Beyazlık :
Bu kısım da yüzün sınırına girdiğinden yıkanması, yani suyun dokunması vâcibdir. Tahavî, sahih olan budur, diyor. Hanefî fakihr lerinin çoğu da ayni görüştedir.[15]
Kaş Bıyık Ve Sakalın Yıkanması :
Yüzü yıkarken kaş ve bıyıklan, sakaldan da yüz sınırını aşmayan kısmı yıkamak vâcibdir. Suyun kılların altına nüfuz etmesi şart değildir. Ancak kıllar seyrek olur da yer yer deri görünürse o takdirde suyun deriye geçmesini sağlamak vâcibdir. Ayni konu Kadı-han Fetâvâsmda da işlenmiştir.[16]
Sakalın Su İle Oğulması :
îmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre, suyu sakalın dışmı üzerinde götürüp getirerek oğmak vâcibdir. En sahih olan gö-ş ve ictihad da budur. Ancak çenenin sınırını aşıp aşağıya sarkan smı yıkamak vâcib değildir.[17]
Abdest Alındıktan Sonra Tırnak Kesmek Veya Tıraş Olmak :
Abdest alındıktan sonra herhangi bir nedenle kaşlarını, ya da bı-klarım veya sakalını ve başını tıraş eden kimsenin yeniden abdest ması gerekmediği gibi, tırnaklarını da kesen kimsenin abdestini snilemesi gerekmez. Sadece o kısmı ıslak bir bes ile silmek temiz-k yönünden uygun olur. Şerh-i Fethülkadîr, Bahrirâik ve benzeri Luteber fıkıh kitaplarında da ayni husus belirtilmiştir.[18]
2 — Elleri Dirseklerle Beraber Yıkamak :
Hanefî imamlarının çoğuna göre dirsekler ellere dahildir. Bu ba-ımdan elleri yıkarken dirseklerin de yıkanması gerekir. Çünkü yetteki (İLÂ) harfi gaye içindir, karine olduğu yerlerde gaye mu-ayyaye dahildir. Aksini iddia edenler de olmuştur. Allah (C.C.) da-a iyisini bilir.
Abdest organlarında meydana gelen fazla organları yıkamak vâcib midir?
Elde doğuştan ya da sonra altıncı veya yedinci parmak bülu-Lursa onları yıkamak vâcib olur. Ayaktaki fazla parmakların durumu da böyledir. Ayni konu Fethülkadir'de de işlenmiştir. Omuz-tan ikinci bir el oluşmuş durumda ise, asıl olan eli yıkamak vâcib, ıunu yıkamak sünnettir. Müstehab diyenlerde olmuştur. Bazısına ;öre ise, fazla olan el, asıl elden yıkanması vacip olan yerin sınırıma ulaşıyor veya onu aşıyorsa, ulaşan ve aşan kısmı yıkamak da vâcibdir. Ama İbn Nüceym Bahriâik'de bunun mendup olduğunu kaydetmiştir.[19]
Deri Üzerinde Yapışkan Bir Maddenin Bulunması :
Abdest organlarından herhangi birinin üzerinde suyun deriye geçmesine engel olan bir madde bulunursa, alınan abdest sahih olmaz. Örneğin oje, sakız bu türdendir. Deri üzerinde bir tabaka meydana getirmiyen kma, boya ve benzeri maddeler abdeste engel değildir. Çoğu kez hamur yoğuran ev kadınları ya da fırıncıların ellerine yapışıp kuruyan hamur az bir şeyse ve hemen ıslanıp kaldırılması mümkün değilse, onlar hakkında bu vaziyette aldıkları abdest caizdir denilmiştir. Tırnak altlarına girip kuruyan hamur ve benzeri maddelerin de temizlenip altına suyun nüfuz etmesini sağlamak vâcibdir. Ancak tarla, bahçe ve benzeri iş yerlerinde çalışıp tırnak altlarını devamlı surette temiz tutmaları mümkün olmayanlar hakkında fetva verilmiştir. Yani onlar o vaziyette abdest alıp, namaz kılabilirler.
Bu konuda İmam Ebû Nasr El-Saffar'in şöyle dediğini Fetâvâ-i Hindiyye nakletmiştir. : «Tırnaklar parmak uçlarını örtecek kadar uzunsa herhalde altlarını yıkamak gerekir. Kısa olursa buna gerek yoktur.» El-Muhit kitabında da bu husus belirtilmiştir. Fethülkadîr'-de uzun olan tırnakların herhalde altını yıkamak vâcibdir, buna başka bir görüş eklemek lüzumsuzdur, deniliyor.
Ne var ki fakihlerin hepsi de çeşitli iş yerlerinde çalışan kadın ve erkeklerin tırnak altlarının bazı maddelerin girmesinden korunması mümkün olmadığı için abdestte yıkanması gerekli değildir, demişlerdir. Fetva buna göredir.[20]
Parmaktaki Yüzük :
Parmaktaki yüzük genişçe olursa abdest alırken oynatılması gerekmez. Ancak dar olup suyun deriye geçmesini önlüyorsa,.o takdirde hareket ettirilmesi vâcibdir. Açık olan rivayet budur.[21]
3 — Ayakları Topuklarla Birlikte Yıkamak :
Ayakları topuklarla birlikte yıkamak farzdır. Hanefî İmamlarından üçüne göre böyledir. İmam Züfer onların görüşünde değildir. Fetva üç imâmın içtihadı doğrultusundadır.
Bir kaza sonucu ellerini dirseklerinden, ayaklarını topuklarından kaybeden kimseden iki farz kalkmış olur. Sadece yüzünü yıkayıp başına mesh verdirerek abdestini tamamlar. Çünkü bir zaruret sonucu farzlardan ya da şartlardan birinin veya birkaçının ortadan kalkması diğer şartları ve farzları hükümsüz kılmıyor, yani onların düşmesiyle bunlar düşmüyor.
Bunun gibi 45. dereceden sonra gece ve gündüzde anormal de-, siklikler meydana gelir, bazı yerde güneşin batmasıyla doğması bir olur .Bazı yerde.gece diye bir ölçü kalmaz. Vakit şartının ortadan kalkmasıyla diğer şartlar kalkmış olmaz. Beş vaktin normal olarak bulunduğu bir ülkenin namaz vakitleri belirlenip ona göre ibâdet edilir. Çünkü namazdan maksad vakit değildir, vakit resmiyeti ve düzenli olmayı sağlamak içindir.
Bu konuya inşaallah namaz bahsinde yeterince yer verip Müs-uman okurlarımızı aydınlatmaya çalışacağız.
Ancak kesilen kısımda topuk ve dirsek uçları kalırsa, o takdirle kalan uçları yıkamak vâcib olur. Bu da üç imâma göredir.[22]
Felç Olup Duyarsız Hale Gelen El Ya Da Ayaklar :
Felç ya da başka bir sebepten dolayı duyarsız hale gelen el veya yağı yıkamak vâcib midir? Tatarhaniyye ve benzeri fıkıh kitaplarında bu hususa yer verilmiş ve bu durumda olan azanın yıkanması gerektiği belirtilmiştir. Çünkü abdestten maksad bir bakıma beden temizliğidir. Felç olan bir organı temiz tutmak kadar tabii ne olabilir[23]
Yağlanan Eller Ya Da Ayaklar :
Yağ bilindiği gibi suyun deriye tam nüfuz etmesini engelliyen bir maddedir, ancak bir yağlıboya, bir oje ve benzeri maddeler gibi değildir. Bu bakımdan onu hemen gidermek mümkün değilse, su ile o azayı iyice ovmak kâfi gelir, yani yağlı bulunan abdest azası böylece yıkanmış sayılır ve farz yerine gelmiş olur. Fetva bu görüşe göredir. Ayaklarda meydana gelen çatlaklara sürülen merhem ve benzeri yağlı maddeli ilaçlar suyun nüfuz etmesini engeller. Ancak ne var ki suyun açılan yarığa girmesinde bir sakınca varsa, merhem kaldırılmaz ve öylece abdest alınır. Bu caizdir. Zarar vermiyorsa, o takdirde suyun alt kısma nüfuzunu sağlamak vâcib olur. Hem bunda temizlik te söz konusudur. El-Muhit kitabında da bu husus açıklanmıştur.[24]
Abdest Azasında Yarılan Yerin Dikilmesi :
Abdest azasında yarılan yerin dikilmesi hem caizdir, hem de suyun alta geçmesi vâcib değildir. Çünkü bunda hem zaruret var, hem de sağlığı koruma söz konusudur.
Bu konuda Şemsül-Eimme El-Helvânî Hazretleri diyor ki : «Abdest ya da gusül azasından birinde bir yarık meydana gelir de onu yıkamak çok zor olur, kişi bu konuda âciz kalırsa, o yeri yıkamak vâcib değildir. Sadece suyu üzerinde götürüp getirerek ovmak yeter. Bunu da yapamıyorsa, ıslak elleriyle meshetmekle yetinir. Bunu da yapmaktan âciz kalırsa, meshetmeyi de terkeder ve o vaziyette abdesti tamam sayılır. Fetâvâ-i Hindiyye'de de bu konu açıklanmıştır.[25]
Yara Üzerinde Oluşan Kabuk :
Abdest organlarından birinde meydana gelen yaranın üzerinde oluşan kabuğun altını yıkamak gerekir mi? Kabuk kalkmamışsa elbette ki gerekmez. Ancak bir tarafı kalmış, diğer tarafları cilde bitişik duruyorsa, o vaziyette yıkanır, suyun oluşan kabuğun altına nüfuz etmesi vâcib değildir. Çünkü kabuğun altı henüz tamamen ortaya çıkmış değildir. Bu konu Fetâvâ-i Kadıhan'da da yeterince açıklanmıştır.
Yara üzerindeki kabuk, organ yıkandığında elin dokunmasiyle kalkıyorsa, açılan kısmı yıkamak gerekir mi? Yara iyileşmiş ve üstündeki kabuğun kalkması ya da koparılmasıyla bir acı duyulmuyorsa, o takdirde altını yıkamak gerekir. Yok yara henüz iyileşme-miş ve ovma sonucu kabuk kalkıyorsa, bu takdirde kalkan kabuğun altım yıkamak vâcib değildir. Ancak açılan yaradan kan, irin gibi akıcı bir madde çıkar da etrafa yayılırsa o takdirde abdest bozulmuş olur, yeniden abdest alması gerekir.
Hanefi İmamlarından bazısına göre her iki halde de kabuk altım yıkamak gerekmez. Daha uygun olan da bu görüştür.[26]
Deriye Yapışan Balık Pulu Ya Da Pire Dışkısı :
Pire ve benzeri haşerenin dışkısından devamlı korunmanın mümkün olmadığını dikkate alanlar, abdest azası üzerinde bu kabil şey bulunur ve iyice kurumuş olur, suyun alta geçmesini engellerse, yine de alman abdest caiz olur, demişlerdir. Çiğnenmiş ekmek parçası ya da balık pulunun yapışıp kaldığı azayı bundan temizlemedikçe alman abdestin sahih olmayacağında çoğu âlimlerin görüş birliği var. Çünkü bu kabil şeylerden korunmak her zaman mümkündür. El-Muhit kitabında da bu husus açıklanmıştır.[27]
Bir Organ Üzerindeki Islaklığı Başka Bir Organa Nakletmek Caiz Midir?
Abdestte caiz görülmemiş, fakat gusülde caiz görülmüştür. Çünkü gusül konusunda bütün beden bir aza sayılır. Ama abdestte dört ayrı aza söz konusudur. Abdeste de ayni azadaki ıslaklığı kuru kalan yere nakletmekte bir beis görülmemiştir.[28]
Üzerine Bolca Yağmur Yağan Ya Da Bir Irmağa Dalan Kimsenin Abdest Veya Guslü Bu Durumda Yerine Gelmiş Olur Mu?
Yağmur ya da ırmak suyu abdest azasının tamamına kuru yer kalmıyacak biçimde dokunursa abdestin farzı yerine gelmiş olur. Gusül konusunda ise bütün bedenin kuru yer kalmıyacak biçimde ıslanması şarttır. Ayrıca ağzına ve burnuna su alması gerekir. Çünkü Hanefi mezhebinde niyet şart değildir. Önemli olan bedenin yıkanması ya da abdestte dört azanın kuru yer kalmıyacak biçimde ıslanıp yıkanmasıdır. Şafiî mezhebine göre, niyet farz olduğundan, niyetsiz bir vaziyette ne gusül ne de abdest caiz olmaz. Maliki mezhebine göre de böyledir. Hanbeli mezhebine göre caizdir. Es-Siraciyye kitabında da bu konu belirtilmiştir.[29]
4 — Başı Meshetmek :
İmam Ebû Hanîfe'nin fetvaya şayan görülen görüş ve içtihadına göre, başın dörtte birini teşkil eden nasiyeyi meshetmek farzın yerine gelmesini sağlamakta yeterdir. Hidâye'de de aynî husus belirtilmiştir.
O halde seçilen görüş, nasiyenin başın dörtte birini meydana getirmesidir. El-îhtiyar'da da ayni husus belirtilmiştir. Ancak bu konuda vâcib olan, elin üç parmağının kullanılmasıdır.
Sadece bir ya da iki parmakla meshetmek kâfi değildir. Daha uygun olanı sağ elin iç kısmını ıslatıp olduğu gibi başın ön kısmına dokundurmaktır. Fetâvâ-i Kadıhan'da bunun üzerinde durularak ayni hükme varılmıştır.
Parmak uçlarıyla -su damlamıyorsa- meshetmek caiz değildir. Yeterince su damlıyorsa o takdirde caiz olur, çünkü bununla dörtte birin meshi sağlanır.
Nasiyeden alma doğru sarkıtılan saç üzerine meshetmek kâfi gelmez. Çünkü baş sınırını aşmış sayılır.
Bilhassa kadınların saçlarını iki örgü haline getirip başına dola-masıyla başın sınırlarını aşan saçların sınır içine sokulması sağlanmış olur mu? Fıkıhçılardan bir kısmı nasiye üzerine gelen kısmı üzerine meshetmeyi kâfi görmüşler, illet olarak da o örgünün altında baş var, demişlerdir. Fakihlerimizin çoğu ise bunu caiz görmemiş, herhalde başa dolanan örgünün alt kısmının meshedilmesi gerektiğini söylemişlerdir.
İkincilerin görüşü ihtiyata daha uygundur.[30]
Kulakları Meshetmek Başı Meshetmenin Yerine Geçer Mi?
Geçmez. Çünkü kulak ayrı bir organ sayılır. Onu meshetmek müstehabdır. Başı meshetmek ise farzdır. Ancak kulakları meshet-tikten sonra avucunda ıslaklık kalırsa onunla başı meshetmek caiz olur. Ama başı meshettikten sonra elin içi ıslak kalsa bile onunla mestleri meshetmek caiz olmaz. Bunun gibi henüz ıslak bulunan ab-des azasından birinden ıslaklığını alıp başı ya da mestleri meshetmek te caiz değildir. Fetâvâ-i Hindiyye'de de bu husus açıklanmıştır.[31]
Başı Karla Meshetmek Yeterli Mi?
Dokunan kar damlasın damlamasın başın dörtte biri onunla meshedildiği takdirde kâfi gelir. Dolu da ayni hükme girer.
Başı yüzle birlikte yıkamak mesh yerine geçtiğinden ayrıca elleri ıslatıp mesih yapmaya gerek yoktur. No var ki böyle yapmak şâriin emrine uygun olmadığından mekruh sayılmıştır. El-Muhit kitabında bu husus açıklanmıştır. Başın bir kısmı tıraşlı, bir kısmı da tıraş edilmedik ise, tıraş edilmedik kısım üzerine meshetmek caiz olur. Nitekim Cevhere'de de buna cevaz verilmiştir. Bunun gibi başının nâsiye (ön cephe) sini değil de arka, ya da orta veya yan kısımlarını meshetmek caizdir. Tatarhaniyye'de bu husus belirtilmiştir. [32]
Sarık, Külah Ve Başörtüsüne Meshetmek Caiz Olur Mu?
Bu konuda vârid olan sahih hadîslerle Hanefî imamlarının görüşü arasında belirgin bir fark mevcuttur : Amr bin Ümeyye (R.A.)'-den yapılan sahih rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz hem mestleri, hem de başındaki sarığı üzerine meshetmiştir. [33]Ayrıca Bilâl'dan yapılan rivayette de Resûlüllah (A.S.) Efendimizin bu konuda şöyle buyurduğu tesbit edilmiştir [34]
Mestler Ve Başörtüsü Üzerine Meshedin»
Müctehid imamlar bu konuda Hazreti Âişe Validemizin abdest alırken ıslak elini başörtüsünün altına koyup saçını meshettiği ve «Böyle yapmamı Resûlüllah (A.S.) Efendimiz emretti» demesini delil olarak almışlardır[35].
Ancak eller fazla ıslak olur da sarık ya da başörtüsüne meshedildiğinde ıslaklık saça geçerse yapılan mesh caiz sayılmıştır. El-Hu-lasa kitabında da bu husus açıklanmıştır. Bununla beraber örtü altını meshetmek daha uygundur. Fetâvâ-i Kadıhan'da da böyle yapanın afdal olduğu belirtilmiştir.[36]
I. ABDESTİN SÜNNETLERİ :
Resûlüllah (A.S.) Efendimizin kavli, fiili ya da takririyle sabit lan şeylere Sünnet denilir. Abdest konusunda bu üç yoldan tesbit dilenler on iki madde halinde özetlenmiştir. Bu sayıyı artıranlar ve aha az söyleyenler de vardır[37].
1 — Abdeste Besmele İle Başlamak
Abdeste başlarken Besmele getirmenin vâcib olduğunu söyli-renler ve delil olarak da şu hadisi nakledenler varsa da yapılan ciddi araştırmalar sonucu hadîsin zayıf olduğu anlaşılmış ve bu neden-2 imamlar BESMELE'yi sünnet kabul etmişlerdir. Çünkü Resûlül-ah (A.S.) Efendimizin fiili ve kavli ile sabit olmuştur.[38]
A) Namaz Ancak Abdest İle (Kabul) Olur. Allah İsmini Anmayanın Abdesti (Makbul) Değildir.
Bu hadîsi sahih kabul edenler -ki bunlar çoğunluktadır- kemal lerecesinde bir abdest ile yorumlamışlardır.
Besmele abdeste başlanırken getirilir. Unutulur da ara yerde getirilirse sünnet yerine getirilmiş sayılmaz. Yemek ve benzeri ko-lularda ise, başlarken unutulur da ara yerde getirilirse.bu konuda ıçık hadîs rivayet edildiğinden sünnet yerine getirilmiş olur. Et-Teb-y'm kitabında da ayni husus belirtilmiştir.
I Bununla beraber nerede hatırlanırsa orada besmele getirilir, tâ ki abdest besmelesiz yapılmış olmasın. Siracü'l-Vehhac kitabında da bu konuya belirtilen şekilde yer verilmiştir.
Küçük ve büyük ihtiyacı giderdikten sonra temizlenmeye başlarken Besmele getirilir. Bazılarına göre bundan önce de getirmek müstehabdır. Sahih olan görüş budur. El-Hidâye'de bu mesele belirtilen biçimde açıklanmıştır. Ancak utan yerlerini açarken ve bir de helada bulunurken besmele getirilmez. Fethulkadîr'de bu konuya I yer verilmiştir.[39]
B) Abdeste Başlarken Tesmiye Hangi Kelimelerle Getirilir?
tahavî ve benzerî ilim adamlarının tesbitine göre bismillahi'l-azîm ve'l-hamdu lillaht alâ dini'l-islâm denilir. mi'racü'd-dirâye'de resûlüllah ca.s.) efendimizin böyle söylediği rivayet edilmiştir.
bununla beraber bu kelimeler yerine lâ ilahe illallah veya el-hamdu lîllah ya da eşhedu en lâ ilahe illallah denilecek olsa, bununla da sünnet yerine getirilmiş sayılır. el-kmye kitabında, bu husus açıklanmıştır.[40]
2 — Elleri Bileklere Kadar Üç Kere Yıkamak,
Bazısına göre bu farzdır, ancak öne alınması sünnettir. Bu görüş Fethulkadîr ve Mi'rac sahiplerince benimsenmiştir. El-Asıl kitabında İmam Muhammed'in kavli de buna işaret çimekledir. Cahri-râik'de de buna yer verilmiştir.
Bir musluk başında bulunmuyor da küçük bir kap içindeki su ile abdest alması gerekiyorsa, şöyle hareket eder : Kabı sol eliyle tutup sağ eline, sağ eliyle tutup sol eline döker ve böylece ellerini yıkamış olur. Kap büyükçe olursa yanında da suyu ondan t-hp kullanacak küçük bir kap bulursa belirtilen biçimde su alınıp eller yıkanır. Küçük bir kap yoksa yıkanan ellerini kullanır. Elleri kaba sokmadan yıkamak mümkün olmadığı takdirde sol elinin parmaklarını bitişik vaziyette kaba sokup sağ eline su döker ve böylece ellerini ovup yıkamaya çalışır. Bu ameliye abdest almak istiyenin ellerinde necaset bulunmadığı takdirde uygulanır. Necaset varsa onu temizlemeden kaba sokması, suyu necis etmesine yol açar ve bu durumda o su ile abdest alması caiz olmaz.
Pislikten temizlenmeden önce de sonra da elleri yıkamak müstehabdır. Sahih olan da bu görüştür. Fetâvâ-i Kadıhan'da da ayni konuya yer verilmiştir.[41]
3 — Ağıza Su Alıp Çalkalamak, Buruna Su Çekmek :
Üç defa ağıza su alıp çalkalamak, üç defa da buruna su çekip sol el ile sümkürmek sünnettir. Her defası için yeni su alınıp kullanılır. Serahsî'nin El-Muhitin'de de bu mesele belirtilmiştir.
Ağzı Çalkalamanın Sınırı :
Ağıza alman suyun ağız. boşluğunun her tarafını kapsaması bu konudaki sünnetin sınırım belirler. Buruna su çekmenin sının ise, suyun genize kadar ulaşmasıdır.
Bu sünneti terkeden, yani ağız ve burun temizliğini abdest alır-cen terkeden kimse günahkâr olur. Sahih olan görüş budur. Çünkü tbdestte bu iki organı su ile yıkamak, devam edilegelen sünnetlerden biridir. Resûlüllah (A.S.) Efendimiz hiç bir abdestinde bunu terket-pemiştir. Zaid olan sünnetleri terketmek ise böyle değildir. Yani ki bundan dolayı günahkâr olmaz. [42]Siracü'I-Vehhac kitabında da kyni hususa yer verilmiştir.
Her defasında yeni su alıp kullanmak daha iyidir.
Ancak avucuna su doldurur da ağzına doğru kaldırır ve ağzıyla üç defa ayrı ayrı ondan su alınarak kullanılırsa caiz olur. Buruna su verirken böyle yapmak caiz olmaz, çünkü burun ağız gibi suyu tutamaz da geriye akan kısmı avuçtaki suyu kullanılmış yapar.
Bunun-gibi avucuna aldığı suyun bir kısmıyla ağzını, bir kısmıyla da burnunu yıkarsa bu caiz olur. Aksi ise caiz görülmemiştir. Fetâvâ-i Hindiyye ve Shacü'l-Vehhac'da ayni husus belirtilmiştir.[43]
4 — Sivak Kullanmak, Dişleri Temizlemek :
Fıkıh kitaplarımızda geçen «sivak» tabiri, hem diş temizliğinde kullanılan çubuğa, hem de dişleri temizlemeye ad olarak kullanılmıştır.
Bu nedenle az sertlik taşıyan ve dokunduğu yerin kirini alabilecek nitelikte olan herhangi bir maddeyle dişleri temizlemek te bu anlamdadır. Ağaç olarak bu konuda en hayırlısı Hicaz tarafından getirilen Erak ağacının çubuğudur. Çünkü yapılan kimyevî tahlilinde bu ağaçta diş etlerini koruyan ve bazı mikropları öldüren ma-zımsı bir madde vardır.
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz insanlar henüz dişleri temizlemenin yararını bilmezken misvak kullanılmasını sünnet yollu emretmiş ve Müslümanları buna teşvikte bulunmuştur.
Bu konuda bize kadar ulaşan sahih hadislerde buyuruluyor ki :
«Ümmetime zorluk vermemiş olsaydım, her abdestte misvak ile emrederdim.»[44]
«Sivak kullanmak ağzı temizleyici bir alettir, Rabbin hoşmıd-luğuna vesiledir.»[45]
Günümüzde fırça ile macun bu sünnetin yerine getirilmesinde uygun bir yöntemdir. Dişlerin temizlenmesinde arzulanan sonuca bununla varmak daha te'sirlidir. Ayrıca zaman zaman er ak ağacım da bu konuda kullanmakta mutlaka yarar vardır.
Aslında dişlen temizlemek ve belirtilen âletleri bu konuda kullanmak her vakit müstehabdır. Ancak beş vakitte ise bu daha kuvvetli bir istihbab anlamını taşır.
1. Abdest alırken,
2. Namaza başlarken,
3. Kur'ân okumaya hazırlanırken,
4. Uykudan kalkıldığında
5. Ağzın tadı bozulduğunda,
Oruçlunun misvak kullanmasına cevaz verilmiştir. Fukahadan bir kısmına göre bu günün evvelinde de, sonunda da kullanılabilir. Bir kısmına göre ise, zevalden öncesine kadar kullanılabilir. Ondan sonra kullanmakta kerahet vardır.
Yapılan sahih rivayetlere göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz oruçlu bulunduğu günlerde de günün her saatinde misvak kullanmıştır. Nitekim Amir bin Rab i a (R.A.) diyor ki :
«Ben Resûîüllah (A.S.) Efendimizin sayamıyacağım kadar oruçlu günlerinde misvak kullandığını gördüm.»[46]
Bu konuya oruç bahsinde yeterince yer verilecektir. Ayrıca imamların görüşleri de nakledilecektir.
Misvak olarak kullanılan Erak çubuğunun bir serçe parmağı kalınlığında ve bir karış uzunluğunda olması tavsiye edilmiştir. Elimizin parmakları misvak yerine geçmez, ancak böyle bir âlet bulunmadığında dişleri parmaklarla temizlemek uygun olur.
Kadınlar misvak kullanamadığı ya da bulamadığı takdirde sakız çiğniyorlarsa bu misvak yerine geçer. Bahrirâik'de bu husus açıklanmıştır.[47]
5 — Yüzü Yıkarken Parmaklarla Sakalı Aralamak :
Kadıhan'a göre yüzü üç defa yıkadıktan sonra sakalı parmaklarla aralamak sünnettir. Bazı fakîhlere göre yıkama esnasında bu sünnet yerine getirilir. İmam Ebû Yusuf'a göre de üç defa yıkama bittikten sonra bu sünneti yerine getirmek uygun olur. El-Mebsut bu görüşün daha sahih olduğunu kaydetmiştir. Siracü'I-Vehhac'da da buna yer verilmiş ve açıklaması yapılmıştır.
Sakalı aralamada parmaklar çenenin alt kısmından sokularak yukarıya doğru getirilir.[48]
6 — Parmakları Aralamak :
Abdestte iyi bir temizlik sağlamak için sözü edilen sünnetlere dikkat etmek gerekir. Gerek sakalı aralamak, gerekse parmaklar arasım aralamak , yani parmakları birbirine geçirip suyun iyice ara yere nüfuz etmesini sağlamak, iyi bir temizlik oluşturmak içindir. Ayak parmaklan arasını sol elin serçe parmağıyla sağ ayaktan başlayarak temizlemek sünnete daha uygundur. Zira tırnak altları ile parmak araları daha çok kirin biriktiği yerlerdir. Bunları temizlerken itina göstermek de sünnettir.[49]
7 — Abdest Azasmın Yıkanmasını Üç Defa Tekrarlamak :
Zaten Kur'ân'da belirtilen dört organı birer defa yıkamak farzdır. İkinci, üçüncü kez yıkamak ise, iyi bir temizlenmeyi sağladığı ve fiil-i Resûlüllah'a uyduğu için sünnettir. Sahih rivayete göre ikinci ve üçüncü kez yıkamak müekked sünnettir. Cevhere-i Neyyire'de bilhassa bu husus belirtilmiştir. Fetâvâ-i Hindiyye'de de ayni hususa yer verilmiştir.
Her yıkayışta suyun aza üzerinde akıntı sağlaması ve birkaç damla damlaması vâcibdir. Bu, İmam A'zam ile İmam Muhammed'e göredir. Ebû Yusuf'a göre damlamasa bile yine de vâcib yerine gelmiş olur. El-Hulasa kitabında da ayni anlamda açıklama yapılmıştır.
Çoğu fakihlere göre, abdest azasını yıkarken her defasında akıtılan suyun o azanın her tarafını, yani yıkanması gereken yerlerini kapsamasına dikkat edilir. Aksi halde üç yıkama bir yıkama yerine geçer ve böylece sünnet terkedilmiş sayılır. Bu husus Fetâvâ-i Hindiyye'de ve El-Mudmerat'ta belirtilmiştir.[50]
A) Her Azayı Bir Defa Yıkamak Yeter Mi?
Hava fazlaca soğuk olur, ya da su az bulunursa o takdirde birer defa yıkamakla yetinilir. Bunda kerahet te yoktur. Ayni zamanda kişi günahkâr da sayılmaz. Mi'raccüddiraye'de de bu husus bilhassa belirtilmiştir.[51]
B) Üçten Fazla Yıkamak :
Kalbin iyice yatışması, şüphenin kalkması veya ikinci kez bir abdeste niyet ettiği için yıkanacak olan abdest azasını üçten fazla yıkarsa, çoğu ilim adamlarına göre bunda bir sakınca yoktur. Nihâ-ye kitabında da bu anlamda açıklama yapılmıştır. Bazı fakihler böyle yapmayı mekruh saymışlardır. Çünkü böyle yapmak şüphecilikten ve vesveseden ileri gelir. Halbuki Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, «Seni şüpheye düşüren şeyi terket, şüpheye düşürmeyen şeyle (amel et).» buyurmuştur.[52]
8 — Başın Tamamını Meshetmek :
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, başın dörtte birini meshetmek farzdır, tamamım meshetmek ise sünnettir .Çünkü bu durumda hem başın sinirlerini uyarmak, hem üzerine konan tozu gidermek, hem de ter kokusunu almak amelyesi vardır. Bu nedenle Resûlüllah (A. S.) Efendimiz çoğu kez böyle yapmıştır.
Başın tamamı şu biçimde meshedilir :
Islatılan iki elin iç kısmı başın ön tarafına konulur, geriye doğru sürtülerek götürülür. Sonra da ıslak kalan parmakların uçlarıy-la kulaklar raeshedilir. Bu durumda kullanılan ıslaklık, müsta'mel sayılmaz. Çünkü başa dokundurulmamıştır. Et-Teybîn kitabında da bu husus açıklanmıştır. Fetâvâ-i Hindiyye'de ayni konuya yer verilmiştir.
Başın tamamının meshedümesi devamlı surette terkedilirse, bu hususta şahsın belli bir özrü yoksa günahkâr olur. El-Kmye'de de ayni mesele açıklanmıştır.[53]
9 — Kulakları Meshetmek :
Yukarıda belirttiğimiz gibi, başı meshettikten sonra ıslak kalan ve başka bir yere dokunmayan parmak uçlarıyla kulağın iç ve dış kısmını meshetmek sünnettir. Tahavî, Fethulkadir ve Fetâvâ-yi Hin-diyye kitaplarında da bu konu aynen nakledilmiştir. Bununla beraber daha iyi bir temizliğin sağlanması düşünülerek parmakları yeniden ıslatıp kulakları meshetmek daha güzel olur. Bahrirâik'de de bu husus aynen belirtilmiştir.
Kulakların ön cephesini yüzünü yıkarken, arka kısmını da başım nıeshederken meshedecek olursa, buna cevaz verilmiştir. Ne var ki bu konuda daha iyi olan şekil, ilk belirtilenidir. Tahavî şerhinde bu mesele aynen belirtilmiştir.
Kulakların dış kısmı şahadet parmaklarıyla, iç kısmı baş parmaklarla meshedilir.
Yapılan sahih rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz abdest alırken kulakların iç ve dış kısımlarını meshetmiş ve parmak uçlarını kulak deliğine sokarak gereken temizliği yapmıştır.[54]
Yine sahih rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz gerek başını, gerekse kulaklarını birer defa meshetmiştir.[55]
10 — Niyet Getirmek :
Bu konuda mezhebin açık görüşü şöyledir : Ancak taharetle yapılması sahih olan bir ibâdete abdestsizliği kaldırmaya niyet getirmekle bu sünnet sağlanmış olur. [56]
A) Niyet Şu Sözlerle Getirilir :
— Allah'a yakın olmayı düşünerek namaz için abdest alıyorum.
— Abdestsizliği kaldırmaya niyet ettim.
— Taharete niyet ettim.
-— Namazı kendime mubah kılmaya niyet ettim. Bu husus hem Fetâvâ-i Hindiyye'de, hem SiracÜlvahhac'da aynen belirtilmiştir.[57]
B) Niyetin Vakti :
Yüzü yıkarken getirilir. Dil ile getirilmesi gerekmez. Çünkü niyetin yeri kalbdir. Ancak dil ile getirilmesinin müstehab olduğu bazı imamlarca kabul edilmiştir. Cevhere-i Neyyire'de bu husus açıklanmıştır.[58]
11 — Kur'ân Da Belirtilen Tertibe Göre Abdest Almak :
Abdestin farzları belirtilirken bu konuda mezheplerin ictihac farkları açıklanmıştı. Hanefi mezhebine göre, âyette belirtilen sıra ya göre abdest organlarını yıkamak sünnettir. Şafiîler bunu far; kabul etmişlerdir.
Kudurî sahibi, niyet, tertip ve başın tamamını meshetmeyi müstehab saymıştır. Hidâye, Muhit ve El-îzah kitaplarında bunlar sünnet sayılmıştır ki daha sahih olan da bu görüştür. Mi'racü'd-Diraye'-de de ayni husus belirtilmiştir.[59]
12 — Abdest Azasını Ardarda Yıkamak :
Abdest ibâdete hazırlık anlamında dinin emrettiği başlıca bir ameldir; farz ve sünnetleriyle bütünlük arzeder. Bu bakımdan bir organ kurumadan diğer organı yıkamak sünnet sayılmıştır. Bazı mezheplerde ise bu da farz kabul edilmiştir.
Bu konuda havanın sıcak ya da soğuk, rüzgarlı ya da durgun olmasına itibar edilmez. Abdesti bütünleştiren organların yıkanması ara verilmeden sürdürülür. Tâki ara yere yabancı bir fiil girmesin. O halde hiç bir özür yokken organları fasılalı yıkamak mekruhtur. Abdest suyunun ara yerde bitmesi ve su te'min etmek için bir müddet geçirilmesi belli bir özürü dayalı olduğundan kerahet sayılmamıştır.
Gusül ve teyemmümdeki durum da böyledir. Siracü'l-Vahhac ve Fetâvâ-i Hindîyye'de de ayni hususlar belirtilmiştir. [60]
II. ABDESTİN MÜSTEHABLARI :
Müstehab : Dinen sevilen, beğenilen, ayni zamanda ibâdetle bağlantılı bulunan şeydir. Resûlüllah (A.S,) Efendimizin bazen işlediği ve yapılmasında sevap bulunduğu söz ve fiiline bu isim verilmiştir. Farz, vâcib ve müekked sünnetin dışında fakat mutlak sünnetin kapsamı içindedir.
Fıkıhla ilgili metinlerin çoğunda bu, iki madde olarak belirtilmiştir : Abdest azasını sağdan başlayarak yıkamak ve boynu meshetmek.. Bunun dışında bir takım başka sünetler ve adabın da bu-. Sunduğunu unutmamak lâzımdır. Yeri gelince bu husus açıklanacaktır.[61]
1 — Yıkamaya Sağdan Başlamak
Abdest alırken önce sağ elden ve sağ ayaktan başlamak müs-tehabdır. Sahih rivayette bu bir fazilet sayılmıştır. Kulakları mes-hederken Önce sağ kulaktan başlamak ise müstehab sayılmamıştır. O halde geriye sadece iki el ve iki ayak kalıyor. Ne var ki Cevhere'-de kulakların meshinde de önce sağdan sağ el ile başlanmasının müstehab olduğu kaydedilmiştir. Bunu da bir elinde arıza bulunan kimse hakkında düşünmek daha uygun olur, kaydı yer almaktadır.
Hazreti Âişe Validemiz (R,A.) diyor ki :
«Resûltillah (A.S.) Efendimiz ayakkabı giymesinde, kıyafetini üzeltmekte, saç sakalım taramakta ve temizlenmekte, hulâsa bü-ün işlerinde sağdan başlamayı çok severdi.»[62]
Diğer bir hadîste şöyle buyurulmuştur :
«Giyindiğinizde, abdest aldığınızda sağdan başlayın!»[63]
2 — Boynu Meshetmek
Bu müstehab ıslak olan iki elin dış kısmıyla yerine getirilir. Boğaz kısmını meshetmek bid'adır; Resûlüllah (A.S.) Efendimizin boğaz nahiyesini meshettiği rivayet yoluyla sabit olmamıştır. Gerek Fetâvâ-i Hindiyye'de, gerekse Bahrirâik'te bu husus açıklanmış ve bid'a olduğu belirtilmiştir.
Abdest konusunda daha bir takım sünnet ve âdap vardır ki bunları mezhepte söz sahibi olan zatlar şöyle sıralamışlardır : [64]
III. ABDESTİN DİĞER SÜNNETLERİ :
a) Ayaklar yıkanırken -şayet bir kaptan, ibrik gibi bir şeyden su akıtılarak bu farz yerine getiriliyorsa, kap sağ el ile tutularak sağ ayağın parmak uçlarına dökülür ve sol el ile ovulur. Böylece üç defa yıkama yerine getirilir. Sonra su sol ayağın parmak uçlarına dökülerek ön kısma doğru ovulur ve her taraf yıkanıncaya kadar ovmaya devam edilir. Bu da üç defa tekrarlanır.
b) El ve ayakları yıkarken, az yukarıda da belirtildiği gibi parmak uçlarından başlanır. Fethulkadîr, Fetâvâ-i Hindiyye'de ayni husus belirtilmiştir.
c) Başı meshederken ön kısmından başlayarak elleri geriye doğru götürmek te sünnettir. Resûlüllah (A.S.) Efendimizin böyle yaptığı sahih rivayetlerle sabit olmuştur.
d) Ağıza su verirken, buruna su çekerken bu ikisi arasında tertibe riâyet etmek, yani önce ağza su almak, sonra buruna su çekmek sünnettir. El-Hulasa ve Fetâvâ-i Hindiyye'de de ayni husus açıklanmıştır.
e) Ağız ve burunu yıkarken bol su kullanmak ve temizliğe dikkat etmek de sünnettir. El-Kâfi, Tahavî Şerhi ve Fetâvâ-i Hindiyye'de buna yer verilmiştir.[65]
IV. ABDESTİN ADABI :
a) Suyu lüzumundan fazla kullanmamak, danılamıyacak kadar da az kullanmamak, ikisi arasında bir yol tutmak. El-Asıl kitabında bu konuya açıklık getirilmiştir. Hulâsa'da da buna temas edilmiştir.
Ancak kullanılan su abdest ve gusül için vakfedilmiş cinsten ise, fazla harcamak haramdır. Bütün ilim adamları bu hususta görüş birliği halindedir. Çünkü fazla, yani lüzumundan fazla kullanmak bir çeşit başkasının hakkına tecavüz sayılır. Bahrirâik'de bilhassa bu meseleye yer verilmiş ve üzerinde durulmuştur.
b) Her organı yıkarken,
«eşhedü ellâ ilahe illâllahu vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resûlühu» demek.
c) Abdes alırken dünya sözü kullanmamak,
El-Muhit ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de de bu iki husus yeterince açıklanmıştır. Ancak bir ihtiyaçtan dolayı konuşursa, bunda adabı terketme endişesi yoktur. Bahrirâik ve Fetâvâ-yı Hindiyye'de bu konuya yer verilmiştir.
d) Gücü yettiği sürece abdesti kendisi alacak, başkasının yardımını beklemiyecek. Sahih rivâytelere göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz zaruret olmadıkça hep kendi kendine abdest almış, başkasının yardımına lüzum görmemiştir.
e) Abdest sonunda duâ etmek,
Abdest alırken duâ yapılması hakkında sadece Ebû Musa el-EŞ-ARÎ (R.A.)'nin naklettiği bir hadis vardır. Ebû Musa (R.A.) diyor ki : Resûlüllah (A.S.) Efendimize abdest suyu getirdim. Abdest aldığında şu duayı yaptığını işittim:
«Allahım! Günahımı bağışla. Evimde bana genişlik ve huzur ver. zkınu bana mübarek ve bereketli kıl.»
Sonra Kesûlüllah'a dedim ki :
— Ya Resûlellah! Şöyle şöyle duada bulunduğunu işittim. Buyurdu ki :
— Bir şeye meyleder misin? (Yani abdestte başka bir şey aklına de kafanı ona takar mısın.[66]
Abdestin sonunda duâ etmek hakkında sahih rivayetler vardır :
«Sizden kim abdest alır da abdestini yerliyerînce yapar, sonra a : Allah'tan başka ilâh bulunmadığına, O'nun bir olduğuna, ortağı İmadığına ve Muhammed'in de Allah'ın kulu ve resulü olduğuna ıhadet ederim, derse herhalde kendisine sekiz cennetin kapılan açılır, dilediğinden içeri girer.»[67]
«kim abdest alır ve sonra : sübhanekellahümme ve bî-hamdike eşhedü ellâ ilahe illâ ente esteğfiruke ve itubu ileyk derse, bu beyaz bir kağıda yazılır, ağzı mühürlü bir pere konulur, kıyamete kadar ne kırılır, ne de açılır.»[68]
Tirmizi'nin yaptığı rivayette ise şu duanın da okunması tavsiye îdilmiştir : «Allahım! Beni çokça tevbe edenlerden kıl, çokça temizlenen kullarından eyle..
f) Abdest alırken -mümkünse- kıbleye yönelmek,
g) Abdestten sonra kerahet vakti değilse iki rek'at namaz kıl-nak,
h) Abdest ibriğini ikinci bir namaza hazırlanmak için su doldurup yerine koymak,
El-Muhit ve Fetâvâ-yı Hindiyye kitaplarında da bu husus âdab bahsinde açıklanmıştır.
i) Abdest bittikten sonra kıbleye yönelip ayakta biraz su içmek,
Abdestten sonra iki rek'at namaz kılma hakkında birkaç sahih hadîs rivayet edilmiştir, bunlan mealen yazmakta yarar görüyoruz :
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bir gün Bilâl'e dedi ki :
— «Ya Bilâl! İslâm'da en çok umut bağlandığın bir amelinden bana haber ver. Çünkü Cennette hemen önümde senin ayakkaplann sesini işittim.»
Bunun üzerine Bilâl (R.A.) dedi ki :
— Benim en çok umut beslediğim amelim, gece olsun, gündüz olsun hangi saatte abdest aldımsa mutlaka o abdestle bana nasîb olan ölçü ve anlamda namaz kıldım.[69]
Diğer bir hadîste ise şöyle buyuruluyor :
«Her kim abdest alır, abdestini güzelleştirir ve kalbini, yüzünü çevirerek iki rek'at namaz kılar (yani kalbiyle kalıbıyla kendini o namaza verir) se, mutlaka cennet ona vâcib olur.»[70]
«Kim benim abdest im gibi abdest alır, sonra iki rek'at namaz kılar da kendi kendine bir şeyler fısıldamazsa o namazda, (kul hakkı hâriç) geçmiş günahları bağışlanır.»[71]
j) Elbiseyi ıslatmamaya dikkat etmek ve elleri silkmek suretiyle ıslaklığı etrafa saçmamak, Siracü'I-Vehhac ve Fetâvâ~yı Hin-diyye'de de bu husus açıklanmıştır.
k) Ağıza su vermeyi, buruna su çekmeyi sağ el ile; sümkürme-yi sol el ile yerine getirilmek,
Ayni husus birçok kaynak kitaplarımızda belirtilmiştir. Fetâvâ-yı Hindiyye, Bedayiussanayi'de de adâb konusunda işlenmiştir.
1) Abdest. organlarını yıkarken pvmak ve serçe parmakların uçlarını kulak deliklerine sokup temizlenmesini sağlamak,
m) Vakit girmeden abdest almak, namaz denilen o^güzel ibâdete önceden hazırlıklı olmak,
n) Suyu yüze çarparak değil, usulca dokundurmak, mümkünse yüksekçe bir yerde oturup abdest almak.
Fethulkadir, Bahrirâik ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de de bu mesele açıklanmıştır.
o) Abdestte kullanılan ibriğin kulpunu kullanmaya başlamadan üç kere yıkamak, organları gayet rahat ve yumuşa biçimde dokumarak yıkamak, fazla acele etmemek, elleri ve ayakları yıkarken dirsek ve topuk seviyesini aşmak da abdestin âdabmdandır.
Yapılan sahih rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz kıyamet günü ümmetini alınlarında, kol ve ayaklarmdaki nuranî beyazlıktan .tanır. Bunun nedeni abdestin bıraktığı mânevi izlerin nura dönüşmesi ve belirgin hal almasıdır.
«Şüphesiz ki ümmetim (kıyamet günü alınları ak, elleri ve ayaklan treyazdir; Alaca nurludurlar, abdestin izlerinden.» Mealindeki ihadîs ve «Kim isterse bu beyazlığını uzatsın!» sözü, yukarıda ki (o) I maddesinin son bölümünü aydınlatmaktadır.
p) Temiz bir yerde abdest almak, küçük bir kaptan abdest alınıyorsa onu sol tarafta bulundurmak ,büyük kaptan almıyorsa sağ tarafta bulundurmak,
r) Niyet konusunda kalb ile dili birleştirmek, yani hem kalb
ile niyet getirmek, hem de dil ile bunu söylemek,
s) Her organı yıkarken Allah'ı anmak Ve şu duaları okumak da âdâbdandır :
Ağıza su alınırken : Allahım, Kur'ân okumam için bana yardım et, Seni anmam, şükretmem ve güzel ibâdette bulunmam için de yardımını benden esirgeme, denilir.
Buruna su çekilirken : Allahım, Cennet kokusunu bana koklat denilir. Yüz yıkanırken : Allahım, yüzlerin ak ve kara olduğu günde yüzümü ak eyle, denilir. Sağ el yıkanırken : Allahım, amel defterimi sağ elime ver ve beni kolay bir hesaba tabi' tut, denilir. Sol el yıkanırken : Allahım! Amel defterimi sol elime verme, arkamdan da verdirme, denilir. Baş meshedilirken : Allahım! Arş'm gölgesinden başka hiç bir gölgenin bulunmadığı bir günde beni Arş'in gölgesinde bulundur, denilir. Kulaklar meshedilirken : Alîahım! Beni, sözü dinleyip en güzeline uyan kullarından eyle, denilir. Boyun meshedilirken : Allahım! Beni Cehennem ateşinden azâd et, denilir. Sağ ayak yıkanırken : Ayakların kaydığı günde benim ayaklarımı sabit kıl, denilir. Sol ayak yıkanırken : Allahım günahımı bağışlanmış, iş ve gayretimi şükre lâyık görülmüş, ticaretimi kesad bulmamış ölçü ve anlamda kıl, denilir. Her aza yıkandıktan sonra da Resûlüllah (A. S.) Efendimize Salât-u selâm getirilir.[72]
İKİNCİ BÖLÜM
ABDEST ÜÇ KISMA AYRILIR
1. Farz,
2. Vâcib,
3. Mendûp..
Farz olanı, namaza kalkılırken abdestsizin alacağı abdesttir. Vâcib olanı, Tavaf için alman abdesttir. Mendûp olanı ise sayılmıya-cak kadar çoktur : Uyumak için, hep abdestü kalmak için, gıybet yaptıktan, şiiri söyledikten, kahkaha ile güldükten sonra ve ölü yıkamaya hazırlanırken alman abdest bu cümledendir. Fetâvâ-yi Ka-dıhan ile Fetâvâ-yi Hindiyye'de bu konuya geniş yer verilmiştir.[73]
I. ABDESTİN MEKRUHLARI :
Hemen şunu söyliyelim ki, yukarıda belirtilen sünnetlerden birini terketmek mekruhtur. Bunlardan bir kısmını şöyle sırahyabiliriz :
A) Suyu şiddetle yüze çarpmak,
B) Sol el ile ağıza ve buruna su vermek,
C) Avuçtaki suyu değiştirmeden üç defa kullanmak,
D) Meshi su ile üç defa tekrarlamak,
E) Önce sol taraftan başlayıp yıkamak, bu cümledendir.[74]
II. ABDESTİ BOZAN ŞEYLER :
1 — Ön Ve Arkadaki Tabii Yollardan Çıkan İdrar, Dışkı, Yel, Me-Niy, Mezyi, Vedyi Ve Benzeri Şeyler. Çıkan Bu Şeyler Az Olsun, Çok Olsun Abdesti Bozar.
Sahih rivayette Resûlüllah (A.s.) Efendimiz buyurdular
«Sizden biriniz abdestsiz olduğunda abdest almadıkça Allah onun hiç bir namazını kabul buyurmaz.»[75]
Hâvi bu hadisi naklettiğinde bir adam ona sordu :
— Ya Ebû Hüreyre! Abdestsizlik nedir?
Cevap verdi :[76]
2 — Sesli Ve Sessiz Yellenmektir.
Yine Ebû Hüreyre (R.A.)'nin yaptığı rivayette buyuruluyor ki : «Sizden biriniz karnında bir şeyler hisseder de dışarıya bir şeyin çıkıp çıkmadığında müşkil durumda kalırsa (yani şüphe ve tereddüde düşerse), bir ses ya da koku duymadıkça mescidden çıkmasın.»[77]
Meni konusunda ise, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bu konuda gereken açıklamayı yapmıştır. Nitekim İbn Abbas (R.AJ diyor ki ;
«Mezyi'den dolayı abdest almak, meni'den dolayı gusletmek gerekir.» Yine meyzi ve vedyi hakkında İbn Abbas'm şöyle dediği rivayet olunmaktadır : «Bu iki sıvıdan biri aktığında tenasül aletini yıka ve namaz abdesti al.»[78]
Tenasül cihazından ya da âletinden, çıkan yel abdesti bozmaz. Sahih olan görüş budur. Meğerki kadının tenasül cihazı yırtılıp dü-bürle birleşmiş ola, o takdirde abdest alması müstehabdır. Cevhe-re-i Neyyire ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de de bu husus açıklanmıştır.
İdrar sünnet olmadık tenasül âletinden çıkıp fazla olan deri altında kalırsa, yine dışarı çıkmış sayıldığından abdesti bozar. Sahih olan görüş budur. Bahrirâik kitabında da ayni konu işlenmiştir.[79]
3 — Hastalıktan Dolayı Dübürü Dışarı Sarkan Kimse, Bunu Parmaklarıyla Ya Da Biraz Pamukla İçeri Sokarsa Abdesti Bozulmuş Olur.
Çünkü eline ya da pamuğa bu durumda pislik dokunmuş sayılır. Hatta bu konuda Şemsül-Elimme El-Helvanî (R.A.) sadece dübürün dışarı çıkmasiyle abdest bozulur, demiştir. Zahire kitabında da ayni husus açıklanmıştır[80].
4 — Akan Her Meni Guslü Gerektirir Mi?
Şehvetle dışarı fışkıran meni guslü, şehvetsiz ağır bir yük taşındığı ya, da yüksekçe bir yerden düşüldüğü için dışarı çıkıp akan meni abdesti gerektirir. Nitekim gusül konusunda bu husus daha detaylı açıklanacaktır. El-Muhit kitabında da ayni husus açıklanmıştır.[81]
A) Meni İle Mezyi Arasındaki Fark :
Meni şehvet nedeniyle çıkar, kokusu ekşimiş hamiar kokusunu andırır, rengi kremidir. Mezyi de cinsel konular düşünüldüğünde veya kadınla oynaştığında akar, şehvetle fışkırmaz, rengi beyaza yakındır, Yumuşatıcı bir salgıdır. Bazen idrardan sonra da akar.
Kadından gelen meni de şehvet nedeniyle akar, rengi sarımtıraktır. Erkekte olduğu gibi guslü gerektirir.. Fetâvâ-yi Hindiyye, Beda-yiussanayi', Fethulkadir, Bahrirâik ve İbn Abidîn'de de ayni konu açıklanmıştır.[82]
B) Tenasül Aletine Akıtılan Ya Da Damlatılan İlâç Dışarı Çıkacak Olursa, Orucu Bozmadığı Gibi Abdesti De Bozmaz.
Fetâvâ-yi Hindiyye ve Ez-Züheyriyye kitaplarında da ayni'meseleye yer verilmiştir.[83]
C) Şırınga Kullanıldıktan "Sonra Akıtılan Sıvı Dışarı Çıkıp Akarsa, Abdesti Tazelemek Gerekir.
Muhit-i Serahsî ve Fetâvâ-i Hindiyye'de bu mesele açıklanmıştır.
Bu konu esas alınarak şu genel kaide konulmuştur :
Dübürden içeriye akıtılan her şey, dışarı çıktığı takdirde abdesti bozar. Çünkü konulan şey pamuk bile olsa ıslanarak çıkar. Tabii yollardan çıkan yel, ıslaklık ve benzeri şeyler mutlaka abdesti bozar. İsterse içeri sokulan şey tamamen girip kaybolmasın, bu konuda hüküm değişmez.[84]
5 — Tabii Yolların Dışında Vücudun Herhangi Bir Yerinden Kan, İrin, Kanlı Su Ve Benzeri Şey Çıkarsa Abdesti Bozar Mı?
Vücudun herhangi bir yerinden çıkan kan, irin, kanlı su ve benzeri bir akıntı, çıktığı yeri aşıp etrafa yayılırsa, o takdirde abdesti bozmuş olur. Yaranın ucunda kalır, etrafa yayılmazsa -bir kolaylık olmak üzere- abdesti bozmaz. Fethulkadir, Bahrirâik ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de bu meseleye yer verilmiştir. Serahsî'nin Muhitin'de yeterince açıklanmıştır. En sahih olan görüş te budur.
Çıkan kan ya da irin, yaranın başından büyür, ama etrafa yayılmayıp çıktığı yerde kalırsa, yine de abdesti bozmaz.
Bir hastalık ya da üetten dolayı çıkan kan, irin, kanlı su, yara akıntısı, meydana gelen bir kabarcıktan akan su, göbek, göğüs, göz ve kulaktan yine illet sebebiyle çıkan akıntı, en sahih görüşe göre hükümde eşittirler.[85]
A) Kulağa Akıtılan Herhangi Bir Yağ :
Kulağa-akıtılan herhangi bir yağ bir müddet içeride bekledikten sonra yine kulaktan akıntı halinde çıkarsa abdesti bozmaz. Ayni yağ burundan da akarsa yine bozulmaz. [86]Ebû Yusuf a göre bu ağızdan akıntı yapıp çıkarsa, abdesti bozar. Çünkü mideye ulaşmadan ağızdan çıkması mümkün değildir. Mide ise necaset yeridir. Bu nedenle ona da kusmuk hükmü verilir. Bu husus Serahsî'nin El-Muhit'in'de de açıklanmıştır.[87]
Buruna çekilen bir ilâç yutkunma sonucu ağıza gelirse, bakılır, ağız dolusu ise abdesti bozar, azsa bozmaz. Ayni ilâç kulaklardan çıkacak olursa bozmaz. Siracü'l-Vehhac ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de de bu mesele açıklanmıştır.
Bu konuda diyebiliriz ki, gerek kulağa akıtılan, gerekse buruna çekilen bir ilâç bu iki organ arasında bir menfez buluyorsa, konuyu kulak zarının patlak olmasıyla izah edebiliriz. Başka türlü izahı mümkün değildir. Müctehid imamlar zamanında anatomi (organlı varlıkların yapısını inceliyen bilim) yeterince gelişmediğinden fıkhı konuların bir kısmında açıklanması zor bazı meselelere yer verilmiştir. Ama buna rağmen biz, müctehidlerin bu ve benzeri meseleleri ele alıp hükme bağlamasını bir bakıma Fıkh-i Farazî olarak kabul ediyor ve saygı duyuyoruz.[88]
B) Kulaktan Çıkan Akıntı :
Kulaktan çıkan kan ya da irin gibi bir akıntıya bakılır : Hiç bir ağrı sızı yokken akıp geliyorsa, abdesti bozmaz. Aksi durumda ise bozar. Çünkü ağrı ve sızı ile birlikte meydana gelen bir akıntının bir yaradan çıktığı açıktır. Şemsü'l-Eimme El-Helvanî'nin fetvâsi de bu anlamdadır. Zahire, Tebyîn ve Siracü'l-Vehhac kitaplarında da ayni mesele belirtilmiş ve yukarıdaki hükme bağlanmıştır.
Akıp ta tekrar tekrar silinen kan :
İmam Muhamnıed (R.A.) El-Asıl adlı kitapta diyor ki -.
«Yaradan kan çıkar da az bir miktar olduğundan silinir, sonra yine çıkar yine silerse bakılır : Eğer silinen kan kendi haline bırakıldığında akıntı yapacak, yani çıktığı yeri aşacak oranda ise abdesti bozar. Aksi durumda ise bozmaz. Bunun gibi akan kan üzerine kül ya da benzeri bir şey konulur, ama yine belirir, yine kül gibi bir şey konulur ve birkaç defa tekrar ederse bakılır : Hepsinin toplamı akıntı yapacak nisbette ise abdest bozulmuş sayılır. Zahire ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de de ayni husus açıklanmıştır.[89]
C) Ağızdan Çıkan Kan :
Ağızdan çıkan kana bakılır : Tükrük ile eşit ölçüde ise abdest bozulur, daha az ise bozulmaz. Çokluk, azlık ve eşitlik bu konuda tükrüğün rengiyle ölçülür. Kırmızılık üstün geliyorsa, kanm daha çok olduğu, ya da eşit durumda bulunduğu anlaşılır. Et-Tebyîn ve Fetâvâ-yi Hindiyye ile Bedayiussanayi' kitaplarında bu husus yeterince açıklanmıştır.[90]
D) Işınlan Madde Üzerinde Beliren Kırmızılık :
Abdestli olan kimse bir şey ısırdığında, ya da dişlerine misvak sürdüğünde ışınlan veya sürülen maddenin üzerinde kan kırmızılığı belirirse, akıntı yapacak kadar değilse abdesti bozmaz.[91]
E) Sıkılan Yaradan Çıkan Kan :
Yara sıkıldığında kan çıkarsa abdest bozulur. Seçilen görüş budur. Meydana gelen bir kabarcığın kabuğu açılır da .su, ya da kanlı-irinli su çıkıp akarsa bakılır : Alttaki yaranın ucundan geliyorsa abdest bozulur, sadece kabarcık altındaki su ise bozulmaz. Tabii bu kendiliğinden açılıp akıntı yaparsa böyledir. Kabarcığı sıkarak suyunu çıkarırsa, bu, abdesti bozmaz. Çünkü akıntı kendiliğinden çıkmamış, çıkarılmıştır. Hidâye ve Fetâvâ-yi Hindîyye'de de ayni görüş benimsenmiştir.[92]
F) Burundan Çıkan Kan Pıhtısı :
Sümkürüldüğünde burundan bir mercimek tanesi büyüklüğünde pıhtılaşmış kan çıkarsa, abdest bozulmuş sayılmaz. Daha büyük olursa, çoğu fakihlere göre abdest bozulur. El Hulasa ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de de ayni fetvaya yer verilmiştir.[93]
G) Vücuttan Kan Emen Haşere :
Kene ve benzeri haşereden biri organlarımızdan birine yapışıp kan emerse bakılır : Kendisi büyükçe bir şeyse ve içi de kan dolmuş-sa abdest bozulur. Aksi durumda ise -sivrisineğin emdiği gibi- bozulmaz. Asalak ta böyledir. îyice emip dolmuşsa abdest bozulmuş sayılır. Fetâvâ-yi Hindiyye ve Serahsî'nin Muhiti'nde de ayni konu belirtilmiştir.[94]
H) Vücuttan Alman Kan :
Herhangi bir aletle vücuttan alman kan, akıntı yapacak oranda ise abdest bozulur. O halde kan merkezlerine gidip kan veren, ya da kan tehlili yaptırmak için kanı alman kimsenin abdesti bozulmuş sayılır.[95]
I) Göz Ağrısından Dolayı Meydana Gelen Akıntı :
Gözdeki bir hastalıktan dolayı gözyaşı sık sık ya da devamlı akıyorsa, bunun kanlı, su ya da irin olma ihtimali gözönüne alınarak bir çeşit özür sahibi sayılacağından her vakit namazı için yeniden abdest alması gerekir. Et-Teybîn, Bedayi'-i s-Sanayf ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de bu mesele açıklanmıştır.
Yaranın başından çıkan kurtçuk (parazit) abdesti bozmaz. El-Muhit'te de fetva böyle verilmiştir,[96]
j) Kusuntu :
Kusuntunun abdesti bozacağına dair delil sayılacak bir hadîs tesbit edilememiştir : Müctehid imamlar bu konuda kıyasa baş vurmuşlardır, diyenler olmuşsa da bu doğru değildir. Hazreti Âişe (R.A.) Validemizden nakledilen ve sahih olduğu kabul edilen aşağıdaki hadîsi İbn Mâce almış, Nasbu'r-Raye'de buna geniş yer verilmiş ve sahih olduğu kesinlik kazanmıştır :
«Kim namazda iken kusar ya da burnu kanarsa, hemen olduğu yerde bırakıp abdest alsın; sonra gelip kaldığı yerden tamamlasın.»
Ayni hadîsi sonunda biraz değişik ve ilâveyle Dare-Kutnî nakletmiştir.[97]
İster acı su olsun, ister yenilen ve ekşiyip kabaran yiyecek olsun, ister su olsun, ağız dolusu kusmak abdesti bozar. Ağız dolusu sayılabilmesinin sınırı şudur : Çıkan kusmuğu ancak avucunu dayamak ve sıkıntı çekmekle durdurabiliyor, dışarı çıkmasını böylece önlemeye çalışıyorsa, o takdirde ağız dolusu hükmünü taşır. Serahsî'nin Muhitin'de ve Fetâvâ-yi Hindiyye ve Bahrirâik'de ayni hususa yer verilmiştir.
Bu kaideye dayanılarak denilmiştir ki : Abdestli kimse içtiği suyu yine safi olarak dışarı çıkarır ve bu da ağız dolusu olursa yine de abdesti bozulur. Siracü'l-Vehhac'da ayni mesele işlenmiştir.[98]
K) Ağız Dolusu Balgam Kusmak :
Ağız dolusu balgam kusan kimsenin bu balgamı her zamanki yerinden yani solunum kanalından ağız yoluyla dışarı atılıyorsa, abdest bozulur mu?
Bu konuda müctehid imamların farklı görüşleri vardır :
İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre, sözü edilen balgam baş nahiyesinden inip gelmişse abdest bozulmaz. Mide nahiyesinden çıkıp gelmişse yine de böyledir. Ebû Yusuf'a göre bu içinde yiyecekten bir şey bulunmadığı zaman böyledir. Ama içinde yiyecekten bir şey bulunursa abdesti bozar.
îmameyn'in bu konudaki «baş nahiyesi» ile «mide nahiyesi»
tabirlerinden maksad, solunum kanalından çıkıp boğazla burun menfezinin birleştiği nahiyede toplanırsa, bu baş nahiyesinden gelmiş sayılır. Orada toplanmayıp yemek borusuyla irtibat haline geçer ve öylece çıkarsa, bu da mide nahiyesinden gelmiş sayılır. Çünkü balgam solunum kanalından akciğerlerden öksürükle çıkar. Daha çok solunum sistemi bozukluğu olan kimselerde görülür. Balgamda kan bulunması, kanın akciğerden geldiğini gösterir.
Diğer bir rivayete göre, Ebû Yusuf çıkan balgamla birlikte ağız dolusu sayılacak midedeki maddeler de çıkıyorsa, o takdirde abdest bozulur. Sahili olan da budur.[99]
I) Kan Kusmak :
Kusulan kan baş nahiyesinden akıp geliyorsa, ittifakla abdesti bozar. Baş nahiyesinden maksad, burun menfeziyle irtibatlı olan boğaz nahiyesidir. Kusulan kan pıhtılaşmış vaziyette ise abdesti b'oz-maz Mideden geliyorsa, bakılır : Pıhtılaşmışsa, ittifakla bozmaz, meğerki ağız dolusu ola; o takdirde bozar. Pıhtılaşmış değil de akıntı arzedecek durumda ise, Ebû Hanife (R.A.)'ye göre bozar, isterse ağız dolusu olmasın. Muhtar olan da budur. Tebyîn ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de bu husus belirtilmiştir. Fıkıhta söz sahibi ilim adamları bu fetvayı benimsemişlerdir. Bedayide de bu husus açıklanmıştır.[100]
M) Aralıklı Az Az Gelen Kusuntu :
Bir defada gelmeyip aralıklı olarak azar azar gelen ve toplamı bir ağız dolusuna varan kusuntu abdesti bozar mı? İmam Muham-med'e göre bozar. En sahih olan da budur. Ancak hepsi ayni sebebe dayanmalıdır. Değişik sebeplerden meydana gelen kusuntuların toplamı ağız dolusu bile olsa abdesti bozmaz. Örneğin, mide bulantısı sonucu kustuktan ve henüz bu bulantının verdiği sıkıntı geçmeden tekrar tekrar kusarsa, bu durumda gelen kusuntuların sebebi ayni şeye dayanmaktadır.[101]
N) Vücuttan Çıkan Her Şey Necîs Sayılır Mı?
Çıkan şey abdesti bozacak ölçü ve nitelikte değilse abdesti bozmaz. Az kusuntu, akıntı yapmayan kan bu cümledendir. Sahih olan görüş budur. El-Kâfi, Et-Teybîn ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de de bu husus açıklanmıştır.[102]
6 — Uyumak :
Abdest bozan şeylerden biri de mak'adm iyice yer tutmadığı vaziyette uyumaktır. Tabii ne durumda olduğunu idrâk edemiyecek bir uyku kasdedümiştir, uyuklama değil.
Enes (R.A.)'nin naklettiği hadîste deniliyor ki :
«Resûlüllah (A.S.) Efendimizin Ashabı yatsı namazını kılmak için (Mescid'de oturup) beklerlerdi, bu arada kendilerine uyuklama gelirdi ve başları önlerine doğru sallanıp hareket ederdi, sonra da abdest almadan kalkıp namazlarım kılarlardı.»[103]
Çünkü hepsi de mak'adlarını iyice yere oturturlardı.
Şu'be tarikiyle yapılan diğer bir rivayette ise şöyle deniliyor : «Resûlüllah (A.S.) Efendimizin Ashabını (oturup) namaz beklerken gördüm, (uyuklarken) bir kısmının horultusunu bile duyduğum olurdu. Sonra abdest almadan kalkıp namaz kılarlardı.»
Mak'adları iyice yere oturtulduğundan abdestleri bozulmamıştır. Müctehid imamların tesbiti de bu ölçü ve anlamda bulunuyor.
O halde ister namaz içinde ister namaz dışında uzanıp uyumak abdesti bozan sebepler arasında bulunuyor. Mezhep imamları bu hususta ittifak halindedir. Bunun gibi sol kalça üzerine oturup iki ayağı sağ tarafta tutarak uyumak ta abdesti bozar. Buna teverrük denilir. Sırtüsü uyumak ta böyledir. Bahrirâik, Bedayi' ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de de bu konu açıklanmıştır.
Mak'adi üzere oturup bir şeye dayanarak uyuyan kimsenin ab-destinin bozulup bozulmadığı sununla anlaşılır : Dayandığı şey çekildiğinde düşecek olursa, mak'adin yere iyice oturtulmadığı dikkate alınarak abdestinin bozulduğuna hükmedilir. Düşmediği takdirde abdest almasına gerek yoktur. Sahih olan ictihad ve görüş budur[104].
A) Ayakta Uyuklamak :
Ayakta uyuklayan ve fakat yere düşme durumu olmayan kimsenin abdesti bozulmuş sayılmaz. Çünkü ayakta durabilmesi şuurunun yerinde olduğunu göstermektedir. At üstünde veya yüklü bulunan biniti üzerinde uyuklayıp şuuru yerinde olan kimsenin de abdesti bozulmaz. Çünkü eyer ya da yük üzerine kapanmadığı veya yere düşmediği, onun tamamen kendinden geçmediğini göstermektedir.[105]
B) Namazda Rükû' Veya Secdede Uyuklamak :
Rükû' ve secdede uyuklamak'da abdesti bozmaz. Çünkü o vaziyette kendini tutması, şuurunun yerinde olduğunu göstermektedir. Ancak namaz dışında secde durumunda olan kimsenin bulunuş şekline bakılır.[106] Tam sünnet biçiminde bulunuyor, yani karnını uyluklarından ayırmış ve arada boşluk meydana gelmiş, kolları da yerden kalkık vaziyette ise, abdesti bozulmamış sayılır. Aksi halde yeniden abdest alması gerekir. Bahrirâik, Bedayi', Fethulkadîr ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de de bu husus belirtilmiştir.
Zahir rivayete göre, belirtilen durumlarda uyku ağırlığının bastırıp uyuklamaya zorlaması ile, bile bile uyumak arasında fark yoktur Ancak İmam Ebû Yusuf'a göre, bile bile uyuyanın herhalde ab-desti bozulmuş sayılır Fakat sahih olan diğer imamların görüşüdür. El-Muhit'te de böyle açıklanmıştır.[107]
C) Yatar Vaziyette Olan Hastanın Uyuması :
Yatar vaziyette olan hastanın uyuması, sahih kavle göre abdesti bozar. Muhit, Tebyîn, Bahrirâik, Fethulkadir ve diğer kaynak, eserlerde de ayni husus belirtilmiştir. Fetva buna göredir.
Oturak vaziyette uyuklarken ya da uyurken safa sola sallanıp eğilim gösteriyorsa, Şemsüleimme Helvanî'ye göre, makadm yere iyice oturtulması dikkate alınarak abdestinin bozulmadığına hükmedilir. Kadıhan Fetâvâsı'nda da bu meseleye yer verilmiştir.
Mak'adi üzerine otururken uyur ve bu nedenle öne ya da yanlara doğru düşerse, bakılır : Henüz yere kavuşmadan uyanır da kendini toparlarsa abdesti bozulmaz. Düşüp biraz kaldıktan sonra uyanırsa, yani yere iyice düşüp temas sağlandıktan sonra uyanırsa, abdesti bozulmuş kabul edilir.
Bağdaş kurarak ya da iki ayağını bir tarafa serip mak'adini iyice yere oturtarak uyuyan kimsenin de abdesti bozulmaz. Hulasa, Be-dayi' ve Fetâvâ-yi Hindiyye kitaplarında bu husus açıklanmıştır.[108]
D) Çıplak Hayvanın Üzerinde Uyumak :
Çıplak hayvan üzerinde uyuyan kimse, yokuş çıkıyor veya düz bir yolda bulunuyorsa abdesti bozulmaz. İniş halinde ise abdesti bozulur. Serahsî'nin el-Muhit'inde ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de bu mesele açıklanmıştır.
Palan ve semer üzerinde uyumak da abdesti bozmaz.[109]
E) Uyuklamak :
Uzanık bir vaziyette uyuklamak ağır ya da hafif nitelikte olabilir : Ağır nitelikte ise abdest bozulur, hafif ise bozulmaz. Bunun ölçüsü ise şöyledir : Yanında konuşulanı işitiyorsa uyuklama hafif nitelikte kabul edilir. İşitmiyor, ne denildiğini anlamıyorsa ağır nitelikte sayılır. Serahsî'nin El-Muhit'inde, Zahire ve Fetâvâ-yi Hindiyye'de de böyle açıklanmıştır.[110]
7 — Abdesti Bozan Şeylerden Biri De Bayılmak, Cinnet Getirmek, Sarhoş Olup Kendinden Geçmektir.
Baygınlık az sürsün, çok sürsün mutlaka abdesti bozar. Cinnet getirmek, kendinden geçer derecede sarhoş olmak ta böyledir.[111]
8 — Kahkaha İle Gülmek :
Kahkaha, bu, hem kendisinin, hem çevresindekilerin duyacağı şekilde gülmektir. Normal gülmek ise kendisi duyacak ölçüde olanıdır, demiştir.
Rükû' ve secdeleri olan her namazda kahkahayla gülmek hem namazı, hem de abdesti bozar. Bu Hanefilere göredir. Diğer mezhepler bu konuda aksi görüş ve ictihaddadırlar.
Hanefiler bu konuda şu hadise dayanmışlardır : Ebû Musa (RA.l diyor ki : Bir ara Resûlüllah (A.S.) Efendimiz cemaate namaz kıldırıyordu. Bu arada gözleri iyi görmeyen bir adam Mescid'e girerken ayağı bir çukura girdiği için yere düşüp yuvarlandı. Cemaatten bazısı kendini tutamıyarak kahkahayla güldü. Namaz bitince Resûlüllah (A.S.) Efendimiz : -Namazda kahkaha ile gülenler hem abdestlerini, hem namazlarını yenilesinler, yani yeniden abdest alıp namaz kılsınlar.»[112]
Nitekim El-Fıkhı Alâ'l-Mezahibi'l-Arbaa kitabında da bu husus açıklanmıştır. El-Muhit'te buna yer verilmiş ve gereken izah yapılmıştır.
Kahkaha ile gülmek ister kasden, ister unutularak ya da yanılarak meydana gelsin fark etmez. El-Hulâsa'da da böyle denilmektedir.[113]
A) Namaz Dışında Kahkahayla Gülmek :
Namaz dışında kahkahayla gülmek abdesti bozmaz. Çünkü bu hususta hiç bir hadîs vârid olmamıştır.
Namazda normal ölçüde gülmekk, sadece namazı bozar. Tebessüm ise ne namazı, ne de abdesti bozar. Ne var ki bu gibi davranışlar namazın faziletini düşürür. İlâhi huzurun büyük yücelik ve kud-siyetini idrâk ederek tam bir edep için durmak gerekir.[114]
B) Tilâvet Secdesi Veya Cenaze Namazında Kahkaha İle Gülmek :
Bu ikisi de tam anlamıyla rükû' ve secdeli olmadığı için, kahka-ıa yapılan ibâdeti hükümsüz bırakır, fakat abdesti bozmaz. Çünkü bu hususta da bir delil mevcut değildir. Fetâvâ-yi Kadihan ve Fetâ-va-yi Hindiyye'de de ayni meseleye yer verilmiş ve gerekli açıklama yapılmıştır.
Henüz erginlik çağma girmemiş çocuğun namazda kahkahayla gülmesi abdestini bozmaz. El-Muhit ve Fetâvâ-yî Hindiyye'de bu konu aynen belirtilmiştir.
İmâ (baş-göz işareti) ile veya binit üzerinde nafile yada bir özürden dolayı bu vaziyette farz kılan kimsenin rükû ve secdeleri işaretle yerine getirildiğinden bu vaziyette kahkaha ile gülecek olursa, namazı ve abdesti bozulur mu?
Aslında bu namazlar rükû ve secdeli olduğundan, her ne kadar bir özürden dolayı baş işaretiyle de kılınsa yine de namaz ve ab-dest bozulmuş sayılır. Fethulkadîr, Bahrirâik ve Fetâvâ-yi Hindiyye'-,de de ayni husus belirtilmiştir.[115]
C) Kahkaha Teyemmümü Hükümsüz Bırakır Mı?
Teyemmüm abdest yerine geçen bir ameliye olduğundan, bu vaziyette namaz kılarken kahkahayla gülen kimsenin hem namazı, hem teyemmümü bozulmuş sayılır. Ancak cünüplüğti kaldırmak için yapılan teyemmüm bozulmaz.
Tatarhaniyye ve El-Muhit kitaplarında da bu husus açıklanmıştır.[116]
9 — Kadın İle Aşın Ölçüde Oynaşmak,
Abdesti bozan sebeplerden biri de kişinin kendi karısıyla (tabii yabancı bir kadınla da) aşırı derecede oynaşmasıdır. Bunun ölçüsünü şöyle sınırlayabiliriz : Çıplak teni birbirine dokundurmak tenasül organlarını birbirine sürtmek ve benzeri davranışlarda bulunmak bu cümledendir. Bu, İmam A'zam Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf-un görüş_ve içtihadıdır. İstihsana dayanmaktadır. İmam Muham-mtd'e göre bu durumda abdest bozulmaz. Bu da kıyasa dayanmaktadır.
İmam Muhammed (R.A.) bu konuda hem kıyas yapmış, hem de Hazreti Aişe (R.A.Î 'nin şu rivayetini dikkate almıştır :
— Peygamber (A.S.) oruçlu iken beni öptü ve şöyle buyurdu : «Şüphesiz ki öpmek ne orucu, ne de abdesti bozar.»[117]
Fetva daha çok İmam Muhammed'in kavline göre verilmiş ve daha sahih kabul edilmiştir. El-Yenabi' ve Tatarhaniyye'de de ayni husus açıklanmıştır. İki tarafın da abdesti bozulmuş sayılmaz. El-Mu-hit'te de bu mesele açıklanmıştır.[118]
A) Abdestli İken Tenasül Organına El Sürmek :
Bu konuda mezheplerin farklı görüş ve ictihadları olmuştur : İmam Şafii'ye göre, elin ayası parmak içleri de dahil olmak üzere tenasül organına dokunursa abdest bozulur. İmam Ebû Hanîfe'ye göre bozulmaz. Maliki ve Hanbelî mezhepleri de Şafiî'nin görüşündedir.[119]
B) İmam Şafii Bu Konuda Şu Hadise Dayanarak İctihadda Bulunmuştur :
«Elini tenasül aletine dokunduran kimse abdest almadıkça namaz kılmasın.»[120]
Amr bin Şuayb'in babasından yaptığı rivayette ise şöyle buyrulmuştur : «Herhangi bir adam tenasül aletine elini dokundumrsa abdest alsın ve herhangi bir kadm da elini tenasül cihazına dokundurursa abdest alsın.»[121]
Bunun aksine Ahnafın yaptığı rivayete göre, tenasül organına el dokundurmak abdesti bozmaz. Anhaf bu konuda şu hadîse dayanmaktadır.
Bir adam Peygamber (A.S.) Efendimize sordu :
— Ya Resûlellah! dedi. Elini tenasül organına dokunduran adama abdest gerekir mi?
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz cevap verdi :
— «Hayır, çünkü bu organ da ancak senden bir parçadır.»
Eunu da beş muhaddis rivayet etmiş ve İbn Hibbân da sahih olduğunu tesbit etmiştir.[122]
C) Deve Eti Yenilince Abdest Almak Gerekir Mi?
Cumhura göre, deve, sığır, koyun ve keçi gibi eti yenen hayvanların etini yedikten sonra abdest almak gerekmez. Yani bu durumda abdest bozulmuş sayılmaz.
Câbir bin Semure (R.A.)'nin rivayet ettiği şu hadîsi cumhur se-ned olarak almamıştır :
— Bir adam, Peygamber (A.S.) Efendimizden sordu; dedi ki : Ya Resûlellah! Koyun, keçi etini yedikten sonra abdest alayım mı? Resûlallah (A.S.î Efendimiz şu cevabı verdi : «Arzu edersen abdest alabilirsin, arzu edersen almıyabilirsin..» Sonra adam dedi ki : «Ya deve eti yedikten sonra...?» Buyurdu ki : «Evet, onu yedikten sonra abdest al..» [123]Müctehid İmamlar bunu sened olarak almamıştır.[124]
D) Abdestinde Şüphelenen Kimse Ne Yapmalıdır?
Abdest alırken şüpheye düşen kimse bakar : Eğer bu tür şüpheler sık sık vaki oluyorsa, buna aldırış etmez. Abdestini şüpheyi atarak tamamlar. Abdest aldıktan sonra şüphe vaki oluyorsa, artık buna itibar edilmez
Abdestli iken abdestinin bozulduğunda şüpheye düşen, abdestli kabul edilir, bu şüpheye yer verilmez. Abdestsiz iken abdest alıp almadığında şüpheye düşen kimse ise abdestsiz sayılır..
Nitekim bir adam Resûlüllah CA.S.) Efendimize gelerek, namazda kendisinden bir şey çıktığından şüphelendiğini söyledi. Resûlüllah (A.SJ ona : «Bir ses ya da koku duymadıkça namazı bırakıp ayrılma..» diye cevap verdi. Yani kesinlikle bozulduğunu hissetmedikçe şüpheyle amel etme, demektir.[125]
III. FARZ, SÜNNET VE ADABINA UYGUN ABDEST NASIL ALINIR?
Küçük ve büyük tabii ihtiyacı giderdikten ve iyice temizlendikten sonra kollar dirseklerden, yukarıya kadar sıvanır. İbrik sol tara-fa konur. Musluk başında bulunuyorsa musluğu sağa ya da sola almaya gerek yoktur. Durulan yer elverişliyse kıbleye yönelir. Önce iki elini bileklere kadar üç defa iyice yıkar, dar yüzük varsa oynatır, parmakları birbirine geçirerek ara yerlerinin iyice yıkanmasına özen gösterir. tabii başlarken euzü- besmele çeker ve sonra sağ eliyle ağzına su verir ve iyice çalkaladıktan sonra suyu dışarı atar, bunu üç defa tekrarlar. Sonra yine sağ eliyle su alıp burnuna üç defa çeker, her defasında hem yeni su alır, hem burnunu sol eliyle sümkürerek iyi bir temizlenmeyi sağlamaya çalışır. Sonra iki ele su alıp saç bitimi smır kabul edilerek yukarıdan aşağıya doğru kaydırılarak yüze su dokundurulur ve çene altına kadar suyun dokunmasına .kulak yumuşaklarına kadar ulaşmasına, sakal, bıyık ve kaşların altına suyun geçmesine dikkat edilir. Daha çok sakal çene altından parmaklarla aralanır ve bu yıkama üç defa ayni ölçü 've biçimde tekrarlanır. Sonra sağ ele su alınarak dirsek dahil olmak üzere yıkanır, kuru yer kalmasın diye ovulur ve bu yıkama üç defa ayni ölçü ve biçimde yeni su ile tekrarlanır. Sonra ayni ölçüde sol el dirsekle birlikte yıkanır. Sonra yeni su ile iki.el ıslatalarak ön kısmından başlanarak başın tamamı meshedilir. Mesih tekrarlanmaz sadece bir defa yapılır. Islaklığı taze olarak duran parmak uçlarıyla kulaklar içli ve dışlı meshedilir, mümkünse serçe parmaklar kulak deliklerine sokularak temizliğe özen gösterilir. Yine ıslaklığı taze olarak duran elin dış kısmıyla boyun meshedilir.
Bu düzenle devam edilerek sıra ayakları yıkamaya gelir. Önce sağ ayağın parmak uçlarından başlanarak topuklarla birlikte iyice ovularak yıkanır ve parmak aralarına serçe parmakla dokunularak iyi bir temizlenme sağlanır. Sohra ayni biçimde sol ayak yıkanır. Tabii her organı yıkarken ya belirtilen dualar okunur, ya da Ke-lime-i Şehadet getirilerek yetinilir. Abdest bitince sağ ele su alınıp ayakta içilir. Kerahet vakti değilse iki rek'at nafile namaz kılınır. Abdestten sonra yukarıda belirtilen duaları bilenlerin okunması tavsiye edilir. Hanefiler ıslak organları temiz bir havlu ile kurulariar Şafiîlere göre ise kurulanmaması tavsiye edilmiştir.
Guslün farziyeti, Kitap, Sünnet ve İcmâ' ile sabit olmuştur. Bu nedenle dört mezhep müctehidlerinin hepsi bunun vücubu hakkında hiç bir farklı görüş ortaya koymamıştır. [126]
[1] Müslim - Tinnizi - Ahmed bin Hanbel: Ebû Mâlik el-Eş'ari (R.A.)'den.
[2] Mâide sûresi âyet : 6.
[3] Ebû Davud-îbn Mâce: Ebû Hüreyre 'den.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/ 7-8.
[4] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/ 8.
[5] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/ 9.
[6] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/9.
[7] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/9-10.
[8] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/ 10.
[9] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/ 10.
[10] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/ 10.
[11] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/ 11.
[12] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/ 11.
[13] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/ 11.
[14] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/ 11.
[15] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/11.
[16] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/11.
[17] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/11-12.
[18] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/12.
[19] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/12.
[20] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/12-13.
[21] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/13.
[22] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/13-14.
[23] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/14.
[24] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/14.
[25] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/14.
[26] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/15.
[27] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/15.
[28] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/15.
[29] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/15-16.
[30] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/16.
[31] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/16-17.
[32] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/17.
[33] Buharı - îbn Mâce - Ahmed bin Hanbel..
[34] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/17.
[35] Bedayi-i s-Sanayi': Abdest konusu.
[36] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/17-18.
[37] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/18.
[38] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/18.
[39] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/18.
[40] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/18-19.
[41] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/19.
[42] İslâm Fıkhında birincisine Sünnet-i Hüdâ. ikincisine Sünnet-i Zaide, denilir.
[43] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/19-20.
[44] Mâlik - Şafii - Beyhaki - Hâkim : Ebû Hüreyre (R.A.)'den.
[45] Ahmed bin Hanbel - Nesâi - Tirmizi: Âişe (R.A,)'den.
[46] Ahmed bin Hanbel - Tirmizi - Ebû Dâvud.
[47] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/20-21.
[48] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/21-22.
[49] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/22.
[50] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/22.
[51] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/22-23.
[52] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/23.
[53] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/23.
[54] Ebû Davud - TahavL: Mikdam bin Ma'dikerib (R.A.)'den.
[55] Ahmed bin Hanbel-Ebû Dâvud: İbn Amir (R.A.)'den.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/23-24.
[56] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/24.
[57] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/24.
[58] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/24.
[59] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/24-25.
[60] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/25.
[61] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/25.
[62] Buharı - Müslim : Âişe (R.A.)'dan..
[63] Ahmed bin Hanbel-Ebû Dâvud - Tirmizi - Nesâi: Ebû Hüreyre (R.A.)'den.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/25-26.
[64] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/26.
[65] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/26-27.
[66] Nesâi-lbn Sünni: Ebu Musa el-Eş'ari'den.
[67] Müslim : Ömer (R.A)'den..
[68] Taberânî : El-Evsat'ta rivayet etmiş, ravilerinin hepsi de sıkadır.
[69] Buhari - Müslim : Ebû Hüreyre (R.AJ'den.
[70] Müslim - Ebû Davud - îbn Mâce - tbn Huzayme : Akabe bin Amir (R.A.) 'den.
[71] Buharî - Müslim : Osman bin Afvan (RA)'den.
[72] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/27-30.
[73] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/31.
[74] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/31.
[75] Buharı - Müslim : Ebû Hüreyre (R.A.)'den..
[76] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/31-32.
[77] Sahih-i Müslim : Ebü Hüreyre (R.A.)'den.
[78] Beyhaki Sünen'de rivayet etmiştir.
[79] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/32.
[80] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/32-33.
[81] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/33.
[82] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/33.
[83] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/33.
[84] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/33.
[85] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/33-34.
[86] Kulağa akıtılan yağ ve benzeri bir sıvının -kulak zarı delik ya da patlak olmadığı takdirde- burundan akmasına imkân yoktur. Çünkü bu iki organ arasındaki menfez kulak zarıyla kapalıdır.
[87] Bu ictihad muhterem olmakla beraber, anatomiye uygun değildir.
[88] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/34.
[89] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/35.
[90] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/35.
[91] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/35.
[92] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/35-36.
[93] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/36.
[94] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/36.
[95] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/36.
[96] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/36.
[97] Geniş bilgi için bak : Nasbu'r-Bâye Zeylâi : C. 1/38.
[98] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/36-37.
[99] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/37-38.
[100] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/38.
[101] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/38.
[102] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/38.
[103] Müslim - Ebü Dâvud – Tirmizi.
[104] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/38-39.
[105] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/39.
[106] Tirmizi..
[107] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/39-40.
[108] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/40.
[109] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/40.
[110] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/40.
[111] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/41.
[112] Taberâni . Ebû Musa. (R.A.)'dan.
[113] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/41.
[114] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/41.
[115] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/42.
[116] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/42.
[117] îshak bin Rahaveyh - Bezzar Sened-i ceyyid ile rivayet etmiştir. Abdülhak de, bunu terketmeyi gerektiren bir illet bilmiyorum, demiştir. Yani hadis sahihtir.
[118] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/42-43.
[119] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/43.
[120] Bu hadîsi Kütüb-i Sitte'den beşi rivayet etmiş, Tirmizi sahih kabul etmiş. Buharî de -Bu konuda en sahih rivayet budur- demiştir. Malik, Şafii ve Ah-med bin Hanbel de bunu rivayet etmişlerdir.
[121] Ahmed bin Hanbel : Sahih isnadla.
[122] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/43-44.
[123] Ahmed bin Hanbel - Müslim : Câbir bin Semure (R.A.)'den.
[124] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/44.
[125] Tirmizi'nin dışında diğer Sünen sahipleri bunu rivayet etmiştir.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/44.
[126] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/44-45.
İslami Okul Okulların En Önemlisi