Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Zekatın Önemi Ve Faziletleri - Fezailisadakat - 5. Sayfa

ZEKATIN ÖNEMİ VE FAZİLETLERİ 1

Zekatın Önemi Ve Faziletleri Hakkında Ayetler. 2

Zekatın Önemi Ve Faziletleri Hakkında. 5

 

ZEKATIN ÖNEMİ VE FAZİLETLERİ

 

Zekat vermek İslam'ın çok önemli rükûnlarından biridir. Meşhur olan kav­le göre Allah cette celaiuhu kendi Yüce Kelamı'nda 82 yerde namazla birlikte ze­katı emretmiştir. Sadece zekatın zikredildiği yerler ise buna ilavedir. Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiemln meşhur bir hadisi vardır: "İslam beş şey üzerine kurul­muştur: 1-Kelime-i Şehadet 2-Namaz. 3-Zekat. 4-Oruç. 5-Hacc". Bir hadiste bu-yuruluyor ki: "Allahu Teâlâ zekat vermeyen kimsenin namazını kabul etmez. Çünkü Allahu Teâlâ (Kur'an-ı Kerîm'de) onu namazla birleştirmiştir. O halde bu ikisi arasında ayırım yapmayın"[1]Bu beş şey İslam'ın temelleridir. Bunlardan birini inkar edenin kafir olduğu­na dair alimlerin görüş birliği vardır. Bunlar ibadetlerin en önemlileridir. Bunlar bir bakıma İslam'ın dayanağıdır. Ancak eğer dikkatlice bakılırsa onların hülasası şu­dur; Kulluğu ikrar ettikten sonra, Mevla'nın huzurunda ve sevgilinin dergahında iki türlü hazır bulunmakdır. Birincisi, ruhanidir. Namaz yoluyla elde edilir. Bundan ■dolayı Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseilem şöyle buyurmuştur: "Namaz kılan Allah ile konuşmaktadır". Bundan dolayı namaza Mü'miniehn Miracı denmiştir. Bu hazır bulunmak, insanın her zaman ki ihtiyaç ve zaruretini, sahibi ve malikinin huzuru­na arz etme vaktidir. İnsanın her zaman ihtiyaçları doğar. O halde tekrar tekrar Mevla'sının huzurunda bulunması gerekmektedir. Bundan dolay: hadislerde şu konu sıkça geçmektedir; Peygamberimiz saiiaiiahu aleyhi veseilem ve bütün Enbiya-i Kiram aieyhimüsseiam'\n bir ihtiyaçları olduğunda, namaza yönelirlerdi. Bu hazır oluşta, kul tarafından hamd ve senadan sonra yardım talebi vardır. Allah tara­fından da duaya icabet edileceği vaadi vardır. Fatiha suresini tefsir eden hadis­lerde bu açıklanmıştır. Bundan dolayı Namaza gelin diye nida edildiği zaman, hemen onunla birlikte Felaha gelin diye ilan edilmektedir. Yani İki cihan kurtuluşu için gelin denilmektedir. Bunu teyid eden pek çok hadis birikimi mevcuttur. Na­maz iki cihanın felah ve kurtuluşu olduğundan dünya ve ahiretin her ikisi de in­sana ihsan edilir. Bundan dolayı zekat bir bakıma bunun tamamlayıcısı ve bü­tün leyicisid ir. (Sanki şöyle denilmektedir) "Bizim kapımızdan sana ne verildiyse, ondan çok az bir miktarını (yüzde iki buçuğunu) Bizim adımızı anan fakirlere de ver". Bu bir bakıma o kapıdan verilen ihsanın şükrüdür. Bu hem aklîdir, hem fıtrîdir hem de âdetlere uygundur. Şöyle ki; padişahın saray bahşişlerinden o sa­rayın hizmetçilerine de verilir. İşte bundan dolayıdır ki, Kur'an-ı Kerim'de sık sık namaz emri nerelerde geçiyorsa onunla birlikte çoğunlukla zekat emri geçmek­tedir. "Namaz yoluyla Bizden isteyin ve alın. Sonra ondan birazını Bizim adımızı ananlara (Mü'minlere) verin" denmek istenmektedir. Sonra işin tadı da şudur ki, bu az miktarın eda edilmesi üzerine başlı başına bir mükafat, apayrı bir sevap ve bol bol nimetler vaad edilmiştir.Mevla'nın kapısında ikinci hazır bulunmak ise cismânîdir. Sevgilinin meka­nında hazır bulunmaktır ki, buna Hacc denir. Bunda gene! olarak can ve mal yö­nünden meşakkat vardır. Bundan dolayı gücü yeten kişinin ömründe bir kere O'nun huzurunda hazır bulunması kararlaştırılmıştır. Orada hazır bulunmak için de, kendi kendini pisliklerden temizlemek gayesiyle bir ay oruç tutmak zaruri kı­lınmıştır. Bütün pisliklerin kökü mide ve haya yeridir. (Mevla'nın huzurunda hazır bulunmaya) kabiliyet meydana gelmesi için birkaç gün özenle bu uzuvlar korun­malıdır. Bundan dolayı oruç ayı biter bitmez Hacc mevsimi başlamaktadır. Gali­ba bu hikmetinden dolayı Fukaha-i Kiram bu ibadetleri yukarıdaki tertibe göre kendi kitaplarında anlatmaktadırlar.Oruçta bundan başka diğer faydaların göz önünde bulunması yukarıdaki hikmete ters düşmez. Ayetlerde mal harcanmaması ile ilgili zikredilen tehditler­den bazıları ikinci bölümde geçmiştir. Ulemanın çoğunluğuna göre bu ayetler zekat verilmemesi üzerine nazil olmuştur. Bütün bu ayet ve hadislerin hepsinin zikredilmesinin zor olduğu açıktır. Örnek olarak bu konuda birkaç ayet ve hadis zikredilecektir. Müslüman için bir ayet veya Rasûlullah saiiaüahu aleyhi vese//em'in bir irşadı bile kafidir. Ama sırf adı Müslüman olan kimse için Kur'an-ı Kerim'in ta­mamı ve tüm hadis kitapları boştur. İtaatkar birine Mevla'nın emri şudur diye bir kere söylenmesi onun için yeterlidir. Söz dinlemeyen biri için binlerce uyarı boş­tur. Azab tasması takılmadan o nasıl anlayabilir?

 

Zekatın Önemi Ve Faziletleri Hakkında Ayetler

 

1) Namaz kılın, zekat verin. Rükû edenlerle birlikte rükû edin. (Bakara-43)

İZAH: Hz. Mevlâna Tanvî kuddise sinvhu şöyle yazmıştır: İslam'ın furûunda ameller iki kısımdır; Zahiri ameller ve Batınî ameller. Zahiri ameller de iki kısımdır; bedeni ibadetler ve mâli ibadetler. Öyleyse bunlar üç bütündür Yukarıdaki ayette bu üç bütünden birer cüz'î (parça) zikredilmiştir. Namaz bedeni ibadettir. Zekat mali ibadettir. Huşu ve huzû bâtınî ibadettir. Bâtınî tevazûun meydana gelmesinde te­vazu ehliyle beraberliğin büyük etkisi ve muazzam tesiri vardır. Bundan dolayı lafzını ilave etmek son derece yerindedir[2](ayetin sonuna)

 lafzını ilave etmek son derece yerindedir.Bu görüşe göre rükûdan maksat huşu ve huzûdur. Ayrıca bu ayeti Keri-me'den çok ince manalar çıkmaktadır: 1-Bütün ibadetler arasında en önemlisi namazdır. Bundan dolayı namaz öne alınmıştır. 2-İkinci derecedeki ibadet zekattır. Bundan dolayı ikinci olarak zikredilecektir. 3-Az önce geniş olarak geçtiği gibi zekat bu nimetin şükrüdür. 4-lbadetler içinde bedeni ibadetler, mali ibadetlerden öndedir. Bundan dolayı ayette önce bedeni ibadet sonra da mali ibadet zikredil­miştir. 5-İbadetlerde zahiri suret (dış görünüş) batınî hakikatten önde gelir. Bun­dan dolayı ayeti kerime'de huşu ve huzuyu meydana getirmek için (kendilerinde bu sıfatlar bulunan) toplulukla beraber olmanın büyük etkisi vardır. Bundan dolayı meşâyih, dergâhlarda (bir müddet) kalmaya önem vermişlerdir. Çünkü bu büyük zatların yanında kalmakla bu sıfat insanda çok çabuk ortaya çıkar. 7-Bu üç türlü ibadette Müslümanların topyekün fertlerinin amel etmeleri çok önemlidir. Bundan dolayı bu ayeti kerime'de cemi (çoğul) sığası kullanılmıştır. Dikkatle ba­kılırsa daha incelikler ortaya çıkacaktır.ikinci görüş şudur: Rükûdan maksat namazdaki rükûdur. Şah Abdulaziz kuddise sirruhu hazretlerinin Tefsir-i Azizi deki yazısının hulasası şudur; "Namaz kılanlarla beraber namaz kılın, yani cemaatle namaz kılın" denmektedir. Bu söz bir bakıma cemaati pekiştirmektir. Cemaatle namaz kılmak bu dinin (İslam'ın) özelliğidir. Başka dinlerde öyle değildir. Namazın rükû lafzı ile ifade edilmesinin sebebi şudur; Daha önceki ayetlerde yahudilerden bahsedilmişti. Onların na­mazlarında rükû yoktur. Öyleyse bu ayette bir bakıma, "Müslümanlar gibi namaz kılın" cümlesine işaret edilmiştir.[3]Namaz konusunda cemaatin çok özel bir etkisi vardır. Bunun geniş açıkla­ması Fezail-i Namaz adlı kitabımda geçmiştir. Hatta fıkıf alimleri cemaatsiz kılınan namazın eksik olduğunu söylemişlerdir.

2) Allah şöyle dedi: "Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Rahmeti, Allah'tan korkanlara, zekatını veren ve ayetlerimize iman eden kimselere yazacağım".                                                                                   (Araf-156)

İZAH: Hz. Hasan ve Katâde mdıyaiiahu anhuma'öar) nakledildiğine göre Al­lah'ın rahmeti dünyada her şahsı kuşatmıştır. İster iyi insan olsun ister kötü. An­cak ahirette özellikle müttakiler içindir. Bir köylü Mescid-i Nebevi'ye gelip namaz kıldı ve "Allah'ım bana ve Muhammed saiiaiiahu aleyhi veseiieme rahmet eyle ve rah­metine bizden başkasını ortak etme" diye dua etti. Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi vesei-lem onun duasını işitti ve "Sen Allah'ın geniş olan rahmetini daralttın.  Allah celle celaiuhu rahmetinin yüz hisse olduğunu buyurarak bir hissesini dünyaya indirmiş, onu da bütün dünyaya taksim etmiştir. İşte bundan dolayıdır ki, bütün mahlukat, cinler veya insanlar yahut hayvanlar, biri diğerine (çoluk çocuğa, kendine veya başkasına) rahmet etmektedir. Doksan dokuz rahmeti ise kendi yanında tutmuş­tur" buyurdu. Bir başka hadiste şöyle geçmektedir: "Allahu Teâlâ'nın rahmeti 100 hissedir. Onlardan biri sayesinde yaratıklar birbirine merhamet ederler. Bundan dolayı hayvanlar kendi yavrularına merhamet ederler. 99 rahmet ise kıyamet gü­nüne bırakılmıştır". Daha bir çok hadiste bu konu geçmektedir.[4]Ne kadar sevindirici bir olay ve ne kadar hoş bir şeydir ki, analar evlatla­rına o kadar şefkat gösterirler ki, onların en ufak sıkıntılarından dolayı huzursuz olurlar. Babalar evlatlarını bir musibet içinde görünce perişan olurlar. Akrabalar, yakınlar, karı-koca kendilerinin veya başkalarının başına gelen musibeti görün­ce ızdırap duyarlar. Bütün bu şeyler Allahu Teâlâ'nın kalplere koymuş olduğu rahmetin eseridir. Dünyadaki bütün rahmetlerin toplamı (Allah'ın indirdiği) rah­metin yüzde biridir. Onun doksan dokuz hissesini Allah ceiie celaiuhu kendi indinde tutmaktadır. O kadar büyük rahîm, o kadar büyük şefik olan Allah'ın emirlerine aldırış etmemek ne kadar bir utanmazlık ve ne kadar büyük bir zulümdür! Bir an­ne evladına son derece iyilik etse, sonra o evlat annesinin sözüne aldırış etmese anne ne kadar üzülür. Halbuki annenin lütuf ve keremi Allah'ın Lütuf ve Kere-mi'nin karşılığında hiç bir şey değildir. Bu örnekten, Allahu Teâlâ'nın emirlerine aldırış etmemenin durumu ölçülebilir.

3) İnsanların malları arasında çoğalması için verdiğiniz faiz, Allah nez-dinde artmaz. Fakat Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekat böyle değil­dir. İşte onlar, sevaplarını kat kat arttıranların ta kendileridir".     (Rum-39)

İZAH: Mücahid rahmetuiiahi aleyh diyor ki: Daha üstün mal elde etmek niye­tiyle verilen bütün mallar (ayette geçen) çoğalması için verilen mallara dahildir. Yani ister dünyada daha üstünü ve daha fazlasını almak ümidiyle, ister ahirette daha fazla elde etmek ümidiyle harcansın hepsi de malın çoğalması ümidine dahildir. Bundan dolayı zekat ve faiz beraber zikredilmişlerdir. Hz. Mücahid rah-metuiiahi aleyh''den nakledilen bir başka hadise göre bundan maksat hediyedir.[5]Yani hediye gibi şeyleri bir başkasına verirken, o da bana bundan daha değerlisini verir niyetiyle vermektir. Mesela birini yemeğe davet ederken, o kişi­nin kendisine yemeğe yaptığı masraftan daha değerli bir hediye vereceğini niyet etmek gibi. Buna âdet yerini bulsun diye düğünlerde, düğün sahibine verilen para ve takılar da dahildir. Bütün bunların hepsi (ayeti kerime'de bildirilen) malı arttır­mak için yapılan harcamalardır. Bütün bu harcamalar için (Allah'ın) şöyle bir kanu­nu vardır: Sadece Allah rızası için harcanan şeyler O'nun katında artırılacaktır.Hz.. Said bin Cübeyr rahmetuiiahi aleyh buyurdu ki: "Dünyada karşılığını al­mak için verilen bir hediyenin ahirette hiçbir sevabı yoktur". Şu açıktır ki, ahiret niyetiyle verilmeyince, orada, ona niçin verilsin ki? Hz. Ka'b Kurazi rahmetuiiahi aleyh diyor ki: "Bir kimse diğer bir kimseye karşılığında daha çok vermesi niyetiyle bir şey verirse, o şey Allah indinde herhangi bir artışa sebep olmaz. Kim de yal­nız Allah için verirde, verdiği kimseden hiçbir mükafat ve karşılık beklemezse, işte o mal Allah indinde devamlı artar, durur"[6] Öyleyse birine zekat veya başka bir mal verip de, verdiği kişinin devamlı kendisine minnettar kalmasını bekleyen kimse, bu kötü niyetinden dolayı kendi sevabını kendisi azaltmış olur. Birinci bö­lümün 34. sırasında şu ayet geçmişti:"Ve şöyle derler: Biz sizi ancak Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz"                                                                          (İnsan-9)

Allahu Teâlâ Rasûiullah saiiaiiahu aleyhi vesellemi fazla karşılık talep etmek niyetiyle mal harcamaktan özellikle men etmiştir. Nitekim bir başka yerde hususi olarak Rasûiullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem'e şöyle buyurmuştur:

"Çok şey istemek için, birine bir şey verme".                                                                  (Müddesir-6)

Allah cette celaiuhu için harcamanın sevabı ve onun dünya ve ahirette artışı birinci bölümde bir çok ayetler ve rivayetlerde anlatılmıştır. Öyleyse malını infak edenlerin önemle göz önünde tutmaları gereken şey şudur: Birine mal harcarken ondan herhangi bir karşılık veya teşekkür asla beklenmemelidir. Şu ayrı bir hu­sustur ki, alan kişinin görevi veren kişiye minnettar olması ve teşekkür etmesidir. Ancak veren kişi bu niyetle verirse, onun vermesi Allah için olmaktan çıkıp dünya için verilenlere dahil olur. Özelikle zekatta bunun vehmi bile olmamalıdır. Çünkü o kişi bu durumda kendi görevini yerine getirmektedir. Görevi yerine getirmekle kime ihsan edilmiş olur ki? Bundan dolayı baştaki ayeti kerime'de zekatın Allah rızası için verilmesi şart kılınmıştır.

 

Zekatın Önemi Ve Faziletleri Hakkında

 

1) Hz. İbni Abbas radıyaiiahu anhuma buyurdu ki: Ne zaman ki Kur'an'-daki "Altın ve gümüş biriktirenler" (ifadesinin geçtiği Tevbe suresinin 34. ayeti) nazil oldu, bu ayet Sahabelere çok ağır geldi. Hz. Ömer radıyaiiahu anh, "Ben sizin bu müşkülatınızı halledeceğim" dedi ve Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem'in yanına giderek, "Ey Allah'ın Nebisi! Bu ayet Sahabelerin üzerine ağır geldi" dedi. Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah ceiie ceiaiuhu zekatı, geriye kalan malınızı temizlemek için farz kılmıştır. Zaten miras hükümlerini de, mal sizden sonrakilere kalsın diye farz kılmıştır". Hz. Ömer radıyaiiahu anh sevincinden tekbir getirdi. Sonra Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şöyle buyurdu: "Ben kişinin hazine olarak saklayacağı en hayır­lı şeyi sana haber vereyim mi? O saliha bir kadındır ki, kocası kendine baktı­ğı zaman onu memnun eder. Ona bir şey emrederse itaat eder. Yanından ay­rılıp gidince (kocasının malını veya iffetini) muhafaza eder".                                                                                 (Ebû Dâvûd, Mişkat)

İZAH: Bu ayet meali ikinci bölümün ayetler kısmında 5. sırada geçmiştir. Bu ayeti kerimenin zahirinden anlaşıyor ki, zaruretten doiayı da olsa her türlü malı biriktirmek şiddetli azaba sebeptir. Bundan dolayı Sahâbe-i KiranVa ağır gelmişti. Çünkü Allahu Teâlâ'nın ve O'nun yüce Rasûlü saiiaiiahu aleyhi vesellem'in sözleriyle amel etmek Sahâbe-i Kiram radıyaiiahu anhum ecmâ/n'in canıydı. Bir taraf­tan da bazı ihtiyaçlar para vs.yi biriktirmeyi mecbur kılmaktaydı. Bu yüzden bü­yük bir sıkıntı oluyordu. Bunu Hz. Ömer radıyaiiahu anh Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiieme sorarak halletti, Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem, "Zekat, edâ edildikten sonra kalan malın temiz olması için farz kılınmıştır" diye teselli buyurdu. Bu da mal biriktirmeye delil oldu. Şöyle ki, zaten zekat sene boyu ma! bulunduğu za­man farz olur. Eğer mal tutmak caiz olmasaydı zekat neden farz olsun ki?Bir de bu ayetten zekatın ne büyük bir fazileti olduğu bilinmiş oldu. Şöyle ki, onu edâ etmenin sevabı bir tarafa, onun sebebiyle mal saf ve temiz olur. Bizzat Kur'an-ı Kerim'de de bu yöne işaret edilmiştir. Allahu Teâlâ buyuruyor ki;"Ey Rasûlüm! Onların mallarından sadaka al ki, bununla onları (günahları­nın, kirlerinden) temizleyesin".                                                                                           (Tevbe-103)

Bir hadiste Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şöyle buyurmuştur: "Malınızın zekatını edâ ediniz. Bu sizin temizlenmenize sebeptir"[7] Bir başka hadiste şöyle geçmektedir: "Mallarınızı zekatla (kirden veya zayi olmaktan) koruyunuz. Hasta­larınızı sadaka ile tedavi ediniz. Belalar için duaları hazırlayınız"[8] Bir başka ha­diste şöyle buyurulmuştur: "Zekatla mallarınızı koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Belaların yok olması için dua ve yakarma ile yardım isteyin"[9]Baştaki hadiste ondan sonra Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem mal biriktir­menin cevazı hakkında ikinci delil olarak, "Miras hükmü, mal biriktirmenin caiz olduğunu göstermek içindir" buyurmuştur. Eğer malı tutmak caiz olmasaydı o zaman miras taksimi neyin nesi olurdu? Ondan sonra Rasûlulİah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şu konuda uyarmıştır ki; caiz olması ayrı bir şeydir, ancak hazine olarak saklanacak bir şey değildir. Aksine mal mutlaka harcanmalıdır. Saklayıp koruna­cak şey ise saliha hanımdır.Bazı rivayetlerden anlaşıldığına göre Sahâbe-i Kiram burada bir soru sor­maları üzerine Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem bu şekilde buyurmuştur. Nitekim Hz. Sevban radıyaiiahu anh buyurdu ki: Bu ayeti kerime (yani) nazil olduğunda biz Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem ile birlikte seferdeydik. Bazı Sa­habeler, "Ya Rasûlallah! Hazine olarak saklanacak şeyin ne olduğunu bilseydik" deyince Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem "En güzel şey zikreden dil, şükreden kalp ve din işlerinde yardımcı olan saliha hanımdır" buyurdu.[10] Bir hadiste geçtiği­ne göre bu ayet nazil olunca Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şöyle buyurdu: "Al­tın ve gümüş berbat olsun. Onlar ne kötü şeydirler". Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi ve­seiiem bu sözünü üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Sahabeler "Hazine olarak saklanmaya layık olan en hayırlı şey nedir?" diye sordular. Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem buyurdu ki: "Zikreden lisan, Allah'tan korkan kalp ve din işlerinde yardımcı ve destek olan saliha hatundur"[11]Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiemln ne yüce ve ne mükemmel talimidir ki, hem mal biriktirmenin caiz olduğunu bildirdi, hem mal biriktirmenin hoş olmadığını haber verdi. Bir de ahirette işe yarayacak olan, dünyada rahata kavuşturan bir şeyi de bildirdi. O da zikreden bir lisan ve şükreden bir kalptir. Buna ilaveten ha­yatı rahat geçirmeye sebep olan, dünya lezzetinden, maldaki fitneler kendisinde bulunmayan ve her türlü rahatın kendisiyle sağlandığı bir şeyi de haber vermiştir ki, o saliha, dindar, itaatkar, anlayışlı ve kocasının mal ve mefâını koruyan hanımdır.

2) Ebû Derdâ radiyaliahu an/i'dan rivayete göre Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şöyle buyurmuştur: "Zekat İslam'ın (çok büyük ve sağlam) köprüsüdür.                                                    (Taberani, Terğib)

İZAH: Sağlam köprü, bir yere gidebilmek için vesile ve kolaylığa sebep olduğu gibi zekatta İslam'ın hakikatına kolaylıkla ulaşmaya veya Allah ceiie ceiaiu-hu'nun yüce huzuruna varmaya bir vesile ve bir yoldur. Hz. Ömer bin Abdulaziz rahmetuiiahi ateytiln torunu Abdulaziz bin Umeyr rahmetuiiahi aleyh diyor ki: "Namaz seni yolun yarısına kadar ulaştırır. Oruç padişahın kapısına kadar ulaştırır. Sa­daka ise seni padişahın yanına eriştirir"[12]

Meşhur büyüklerden ve tasavvuf ehlinden olan Hz. Şakîk Belhi rahmetuiiahi eieyti'm sözünden de anlaşılacağı gibi zekatın köprü ile ince bir münasebeti var­dır. O diyor ki: Biz beş şeyi aradık, onları beş yerde bulduk; 1-Rızkın bereketini kuşluk namazında bulduk, 2-Kabrin ışığını teheccüd namazında bulduk, 3-Mün-ker ve Nekir'e verilecek cevabı Kur'an okumakta bulduk, 4-Sırat köprüsünden kolayca geçmeyi oruçta ve sadaka vermekte bulduk, 5-Arşın gölgesini halvette (yalnızlıkta) bulduk.[13]

3) Hz. Câbir radiyaiiahu anft'dan rivayete göre bir adam, "Ya Rasûlallah! Zekatını veren bir adam hakkında ne dersiniz?" diye sorunca Rasûiullah sai-laiiahu aleyhi veseiiem buyurdu ki: "Kim malının zekatını edâ ederse, malın şer­ri O adamdan gider"                                      (Taberani, İbniHuzeyme, Hâkim, Terğib)

İZAH: Bazı rivayetlerde hadisteki ifade şu şekilde geçmiştir: "Sen malının ze­katını edâ edince onun şerrini yok etmiş olursun"[14] Yani mal pek çok serlere se­beptir. Ancak eğer onun zekatı düzenli bir şekilde edâ edilirse, şerrinden korunulmuş olur. Ahiret açısından durum bellidir. Çünkü o artık maldan dolayı kişiye azab edil­mez. Dünya açısından şu yönüyle malın şerrinden korunulmuş olur. Zekat edâ et­mek malın korunmasına sebeptir. Bu konu ilerdeki hadiste gelmektedir Eğer zekat edâ edilmezse o mal zayi olur. Bu da ilerdeki bölümün altıncı sırasında gelmektedir.

4) Hz. Hasan radıyaiiahu anVdan rivayete göre Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi ve-seiiem şöyle buyurmuştur: "Mallarınızı zekatla koruma altına alın. Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Belâ dalgalarını Allah'a dua edip yalvararak karşılayın[15].                                               (Ebû Dâvûd, Taberani, Beyhaki, Terğib)

İZAH: Hadiste geçen Tahsin lafzının manası dört tarafı kuşatan bir kale yap­maktır. Yani insan kaleye sığınınca her taraftan korunduğu gibi zekatı vermekte o malı kaleye konulmuş gibi muhafaza eder. Bir hadiste şöyle geçmektedir: Rasûlul­lah saiiaiiahu aleyhi vesetiem Kabe'de Hatim denilen yerde oturuyordu. Bir adam şöyle dedi: "Falanca adamlar büyük zarara uğradılar. Denizin dalgaları onların mallarını zayi etti". Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şöyle buyurdu: "Karada, denizde veya herhangi bir yerde zayi olan mallar zekatı verilmediğinden zayi olmaktadır. Malları­nızı zekat vererek koruyunuz. Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz ve belaların in­mesini dualarınızla uzaklaştırınız. Dua inmiş olan belayı yok eder ve inmemiş olan belayı durdurur. Allah bir kavmin bekâsını dilerse veya onların çoğalmasını isterse, o kavme günahlardan iffet ve civanmertliği (yani cömertlik ve âlicenaplığı) nasip eder. Bir kavmi de yok etmek istediği zaman onlarda hıyanetlik meydana getirir[16]

5) Hz. Alkame radıyaiiahu anh diyor ki: Bizim topluluğumuz, Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem'm huzuruna geldiklerinde Peygamber saiiaiiahu aleyhi ve­seiiem bize, "Muhakkak sizin İslam'ınızın tamamı, mallarınızın zekatını edâ etmenizdir" buyurdu.                                                                                     (Bezzazjerğib)

İZAH: İslam'ın tamamlanmasının zekata bağlanması açık bir şeydir. Zekat İslam'ın beş meşhur rüknü olan Kelime-i Şehadet, namaz, oruç, hac ve zekattan biri olduğuna göre bunlardan bir rükün dahi eksik olursa İslam tamamlanmış olamaz.Hz. Ebû Eyyub radıyaiiahu anh buyurdu ki: Bir adam Rasûlullah saiiaiiahu aley­hi vese//em'in huzuruna geldi ve "Beni Cennet'e sokacak bir amel söyleyiniz" dedi.Rasûlullah saitaüahu aleyhi veseiiem, "Allah'a ibadet et, kimseyi O'na ortak koşma, namazı gereği üzere kıl, zekat ver ve akrabanı gözet" buyurdu. Bir başka hadiste şöyle geçmektedir: Bir köylü sahâbi "Bana öyle amel söyle ki, onunla amel edin­ce Cennet'e gireyim" dedi. Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şöyle buyurdu: "Al­lah'a ibadet et, kimseyi ona ortak koşma, farz namazı gereği üzere kıl. Farz olan zekatı edâ et, Ramazan orucunu tut", O kişi şöyle dedi: "Canım elinde bulunan Zat'a yemin olsun ki bunda en ufak bir fazlalık ve eksiklik yapmaya­cağım". Adam oradan gidince Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şöyle buyurdu: "Kim Cennetlik bir adam görüp gönlünü hoş etmek istiyorsa bu adama baksın"[17]

6) Abdullah bin Muaviye radıyaiiahu anh'dan rivayete göre Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şöyle buyurdu: "Üç şey vardır ki kim onları yaparsa, imanın tadını tadar. Sadece bir olan Allah'a ibadet etmek. Allah'tan başka ilah olmadığını bilmek ve gönül hoşluğu ile (ağırlık hissetmeden) her sene zekat vermektir. (Hayvanların zekatında şuna dikkat edilmelidir:) Yaşlı, uyuz, hasta ve değersiz hayvan verilmemelidir. Aksine orta halli bir hay­van verilmelidir. Allah ceiie ceiaiuhu zekat olarak sizin en üstün malınızı iste­mez ancak kötüsünü vermenizi de emretmez".                                                                                  (EbûDâvûd, Terğib)

İZAH: Bu hadiste her ne kadar hayvanların zekatı söz konusu ise de an­cak her türlü zekatın durumu aynıdır. Şöyle ki; ne en üstün mal vermek vaciptir ne de âdî mal vermek caizdir. Bilakis orta yollu mal vermek asıldır. Elbette bir kimse kendi rızasıyla sevap elde etmek için Allahu Teâlâ'yı razı etmek için en güzel malını verirse, bu onun için bir saadettir. Ve onun güzel kısmetli oluşudur. Bu konuda Sahâbe-i Kiram'ın ahvaline dikkatle bakılmalı ve onların amei tarzı incelenmelidir. İki vakıayı örnek olarak burada naklediyorum.Müslim bin Şu'be rahmetullahi aleyh diyor kî: Nâfi bin Alkame rahmetullahi aleyh benim babamı kavmimizin başına reis yapmıştı. Bir defasında o babama bütün kavmin zekatını toplayıp getirmesini emretti. Babam herkesten zekat mallarını tahsil etmem ve toplamam için beni gönderdi. Ben zekat almak için Si'r radıyaiiahu anh adında yaşlı bir zatın yanına gittim. O bana, "Yeğenim nasıl bir mal alacaksın?"diye sordu. Ben, "En âlâsını alacağım. Hatta koyunun memesine bile bakacağım, küçük mü büyük mü diye, yani tek tek herşeye bakıp her yönüyle en üstününü seçip alacağım" dedim. O şöyle dedi: "Önce ben sana bir hadis söyleyeyim (tâ ki meseleyi bilmiş olasın. Ondan sonra gönlün neyi isterse onu al). Ben Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi vese//em"zamanında burada oturuyordum. Benim yanıma Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem tarafından elçi olarak iki kişi geldi ve <Bizi Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem sizin zekatınızı almak için gönderdi> dediler. Ben onlara kendi koyun­larımı göstererek, <Bunlara ne kadar zekat düşer?> diye sordum. Onlar koyunları sayarak, <Bir koyun vacip oldu> dediler. Ben son derece güzel, yağlı ve memeleri sütle dolu bir koyunu zekat olarak vermek üzere çıkardım. Onlar ona bakarak, <Bu yavrusu olan bir koyundur. Bize Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem tarafından böyle koyunları almaya izin yoktur> dediler. Ben, <O halde nasıl alacaksınız?> dedim. Onlar, <Altı aylık bir koç veya bir yaşını doldurmuş bir keçi> dediler. Ben altı aylık bir yavruyu çıkarıp onlara verdim. Onlar da alıp gittiler'[18]İkinci vakıa şudur: Hz. Übeyy Ibni Ka'b radıyaiiahu anh buyurdu ki: Rasûlul­lah saiiaiiahu aleyhi veseiiem bir defasında beni zekat toplamak için gönderdi. Ben bir adamın yanına gittim. O develerini benim karşıma çıkardı. Ben onların zekatı olarak bir dişi devenin vacip olduğunu gördüm ve "Bir dişi deve ver" dedim. O "Bir yaşındaki deve ne işe yarar ki? Ne binmeye yarar ne de süt verir" diyerek, son derece güzel iyi besili ve iri yapılı bir deve çıkardı ve "Bunu al" dedi. Ben "Bunu kabul edemem ancak Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem kendisi seferdedir. Bugün sizin yakınınızda bir yerde konaklayacaktır. Eğer siz isterseniz kendiniz gi­dip doğrudan Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem e takdim ediniz. Eğer Rasûlullah sai-laiiahu aleyhi veseiiem kabul ederse ben alırım" dedim. Adam o deveyi alarak benimle beraber yola koyuldu. Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem'in huzuruna vardığımızda adam, "Ya Rasûlallah! Sizin elçiniz zekatımı almak için bana gelmişti. Allah'a yemin olsun ki bundan önce hiçbir zaman sizin veya sizin elçinizin benden mal talep etme saadeti bana nasip olmadı. Ben sizin elçinizin karşısına develerimi .çıkardım. O onlara bakıp, <Bunlar için bir senelik dişi deve vaciptir> dedi. Ya Ra­sûlallah! Bir yaşındaki deve ne süt verir ne de binmeye yarar. Bundan dolayı ben en güzel bir dişi deveyi ona takdim etmiştim. Şimdi o deve yanımdadır. Elçiniz onu kabul edemeyeceğini söyledi. Bundan dolayı ben size getirdim. Ya Rasûl­allah! Onu kabul ediniz!" dedi. Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem buyurdu ki: "Se­nin üzerine vacip olan onun söylediğidir. Eğer sen nafile olarak daha yaşlı ve da­ha iyi bir deve verirsen, Allah ceiie ceiaiuhu sana onun ecrini verecektir". Adam "Ya Rasûiullah! Ben bunun için deveyi yanımda getirdim, onu kabul ediniz" dedi. Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem o devenin alınmasına izin verdi.[19]Bu o zatların kalplerinde bulunan zekat malını edâ etmenin heyecanıydı. Onlar, "Bugün benim yanıma Allah'ın ve O'nun Rasûlü'nün elçisi geldi ve ben buna layık oldum" diye iftihar ediyorlar ve bunu bir şeref sayıyorlardı. Onlar zekatı bir ceza veya zorla alınan bir şey olarak görmüyorlardı. Onlar zekatı kendi ihtiyaçları, kendi menfaatleri ve kendi işleri olarak kabul ediyorlardı. Bizler iyi mal hakkında, "Onu saklayalım işimize yarar" diye düşünüyoruz, O yüce zatlar ise ancak Allah yolunda harcadıklarının işlerine yaradıklarını kabul ediyorlardı, Hz. Ebû Zev radıyaiiahu anh'm kıssası birinci bölümün ayetler kısmında 11. ayetin açıkla­masında geçmişti. Şöyle ki; Benî Süleym kabilesine mensup bir şahıs Ebû Zer radı-yaiiahu anh'\n yanında kalıp hizmet etmeyi kendisinden talep edince o şöyle buyur­du: "Şu şartla benim yanımda kalabilirsin; Ben birine bir şey vermeni söylersem, benim malımın en güzel've en üstününü seçip vermelisin". Bu kıssa geniş olarak geçmişti. Gelecek bölümde 11 no'lu hadiste bu konu geniş olarak gelecektir. Şöyle ki, zekat ve sadakalarda, özelikle zekat olarak bozuk mal asla verilmemelidir.

7) Ebû Hureyre radıyaiiahu an/i'dan rivayete göre Rasûlullah saiiallahu aleyhi veseilem şöyle buyurdu: "Sen malının zekatını verirsen, üzerine (farz) olanı edâ etmiş olursun. Kim de haram bir yolla (faiz, rüşvet vs. ile) mal biriktirir, sonra onu tasadduk ederse, ona o sadakadan hiçbir sevap ulaşmaz. Aksine o haram kazancın vebali de üzerinde kalır".                                                        (ibniHibban, ibniHuzeyme, Hâkim, Terğib)

İZAH: Bu hadisi şerifte iki konu vardır. Birincisi vacip derecesinde olan ze­kattır. İkincisi de nafile derecesinde olan sadakalardır. Bir hadiste şöyle geçmek­tedir: "Kim zekatını verirse üzerine vacip olan hakkı ödemiş olur. Ondan fazlasını vermesi daha efdaldir"[20] Hz. Zımâm bin Sa'lebe radıyaiiahu anh ile ilgili hadis meş­hurdur. Sahihi Buhari, Müslim ve diğer bütün kitaplarda pek çok yolla zikredilmiş­tir. O hadiste Hz. Zımâm radıyaiiahu anh Rasûlullah saiiallahu aleyhi veseilem'e İslam ve onun erkânı hakkında sorular sormuş, Rasûlullah saiiallahu aleyhi veseilem de hepsi­ne genişçe cevap vermiştir. Orada diğer erkânla birlikte Rasûlullah saiiallahu aleyhi veseilem zekatı da zikretmiştir. Hz. Zımâm radıyaiiahu anh, "Bana zekattan başka bir şey vacip mi?" diye sorunca Rasûlullah saiiallahu aleyhi veseilem, "Elbette. Eğer nafi­le olarak verirsen, bunda serbestsin" buyurdu.

Hz. Ömer radıyaiiahu anh zamanında adamın biri ev sattı. Hz. Ömer radıyai­iahu anh adama, "Evine dikkatlice bir çukur açarak onun parasını oraya koy" dedi. Adam, "Peki böyle yapmak Kente dahil değil mi?" dedi. Hz. Ömer radıyaiiahu anh, "Zekatı verilen mal Kenz'e dahil değildir" buyurdu. Hz. İbni Ömer radıyaiiahu anhuma diyor ki "Ben zekatını verdiğim ve kendiyle Allah'a itaat ettiğim müddetçe, benim yanımda Uhud dağı kadar altın olmasına aldırmam"[21]Hadis kitaplarında buna benzer pek çok rivayetler vardır. Bundan dolayı ulemanın çoğunluğu ve dört mezhep imamının görüşü şudur: Malda, mal olma açısından zekattan başka bir şey vacip değildir. Elbette diğer yönleriyle bir şey vacipse, o başka bir durumdur. Mesela hanımın ve küçük evlatların nafakası ve buna benzer diğer nafakalar gibi... Veya bunun gibi darda kalmış birinin ihti­yacını görmektir. Şöyle ki; bir kişi açlık veya susuzluktan dolayı ölüyorsa, onu ölümden kurtarmak farz-ı kifayettir. İmam Gazali rahmetuiiahi aleyh İhya-ül Ulum'da şöyle buyurmaktadır: Bazı tabiînin görüşüne göre malda, zekattan başka da bazı haklar vardır. Bu Nehaî, Şa'bî Atâ ve Mücahidin görüşüdür, Biri İmam Şa'bi rah­metuiiahi aieyh'e, "Malda zekattan başka da bir hak var mı?" diye sorunca o, "Evet" dedi ve şu ayeti okudu; (Bu ayet birinci bölümün ayetler kısmın­da 2. sırada geçmişti). Bu zatlar diyorlar ki: "Müslümanın haklarına şu da dahil­dir; Bir ihtiyaç sahibi görünce onun ihtiyacını gidermek zenginlerin görevidir". Ancak fıkıh yönünden sahih olan şey şudur; Bir şahıs çok zor durumda çaresiz­lik derecesine varmışsa, onun bu halini gidermek farzı kifâyedir. Ancak onun gi­derilmesinin borç şeklinde mi yoksa yardım şeklinde mi olması konusunda görüşler farklıdır.[22]Çaresiz kalmış biri eğer açlık veya susuzluk ya da başka bir sebepten dolayı helak olmaya yaklaşmışsa, ona yardım etmek kendi sahasında müstakil bir vaciptir. Ancak buna rağmen bir zengine mâli yönden zekattan fazlasını ver­mek vacip değildir. Burada iki konu dikkate değerdir. Birincisi; ifrat (aşırı git­mektir: Genellikle bizlerin âdeti şudur; Bir şeye doğru ilerlediğimiz zaman öyle hızlı koşuyoruz ki, artık az da olsa sınır ve hududa riayet etmiyoruz. Öyleyse şu­na riayet etmemiz gerekir. Bir başkasının malını onun rızası olmadan almak caiz değildir. Fakihler muztar (çaresiz) kimsenin başkasının malını izinsiz yemesine izin vermişlerdir. Ancak bu konuda Hanefilerin iki görüşü vardır; Ölmüş hayvan eti yemek başkasının malını yemekten önde gelir veya başkasının malını yemek ölmüş hayvanın etini yemekten önde gelir. Bunlar fıkıh kitaplarında mevcuttur. Ancak (yukarıdaki bu hüküm) kişinin ölmüş hayvanı yemesine izin verilecek bir duruma düşmesi halinde geçerli olur. O takdirde başkasının malını yiyebilir. Aİlahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:"Birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların bir kısmı mallarını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere aktarmayın".                  (Bakara-188)

Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseilem şöyle buyurmuştur: "Kimseye zülüm etme­yin. Bir kimsenin malını onun rızasını almadan yemek helal değildir"[23] Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem'm şu hadisi meşhurdur: "Kim bir karış toprağı birinden zu­lümle alırsa, kıyamet günü o bir karış toprak bölümü yedi kat yerle birlikte tasma yapılıp o kişinin boynuna takılacaktır"[24]Havâzin Kabilesi'nin heyetinin başından geçenler meşhurdur. Onlar mağ­lup olduktan sonra Müslüman olup Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem'ln huzuruna geldiklerinde kendilerinden ganimet olarak alınan esir ve malların iade edilmesini talep ettiler. Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseilem bazı hikmetlerine binâen her iki şe­yin iade edilemeyeceğini, onlardan yalnız bir tanesinin iade edilebileceğini söz verdi. Onlar esirlerin iade edilmesini talep ettiler. Bunun üzerine Rasûlullah saiiai­iahu aleyhi veseilem o esirlerde hak sahibi olan bütün müslümanlara şöyle bir ilan yaptı: "Ben onlara esirlerini iade edeceğime söz verdim. Sizden kim gönül hoşlu­ğu ile kendi payını karşılıksız veriyorsa versin. Kim de böyle yapmak istemezse biz onun karşılığını ona vereceğiz". Evet Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem'e iman ettikten sonra Sahabelerden hangisi bu teklifi red edebilirdi? Topluluktakiler, "Biz gö­nüllü olarak veriyoruz" dediler. Rasûtullah saiiaiiahu aleyhi veseilem, "Kalabalığın arasın­da kimin gönüllü verdiği kimin gönülsüz olduğu anlaşılamaz. O haide sizin baş­kanlarınız sizle ayrı ayrı konuşup sizin nzalığınızı bana bildirsinler" dedi.[25] Başka­sının malında dikkatli, olmaktaki bu örnek davranış Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi vesei­iem'e aittir. Bu konuyu teyid eden büyük bir hadis birikimi vardır. Cebren ve zorla­ma yoluyla, rızası alınmadan bir başkasının malını almak asla caiz değildir. Ûle-ma-i Hak (Hak üzere olan alimler) bu konuda o kadar ihtiyat göstermişlerdir ki, bir kimsenin toplumdan utanarak bir hayır işine yardım etmesini bile uygun bul­mamışlardır. Bundan dolayı bir taraftan bu konuda ifrattan kaçınmak gerekir. Cebren ve zorlama yoluyla başkasının malı alınmamalıdır. Herhangi bir geçici tahrike kapılıp da söz ve davranışlarla, yazı ve konuşmalarla geçmiş İslam alim­leri ve büyüklerine asla ters düşmemek gerekir. Yoksul ve fakirleri sevmek ve kollamak duygusu çok mübarek bir şeydir. Ancak bu konuda asla haddi aşma-malıdır. Peygamber saiiaiiahu aleyhi veseilem şöyle buyurmuştur: "İnsanların en kötü­sü, başkasının dünyası İçin kendi ahiretine zarar verendir"[26]O halde bir taraftan bu konuda *s'j\ ifrattan sakınmak gerekir. Diğer taraf­tan ±hjü tefritten kaçınmak da çok önemli ve son derece gereklidir. Şu doğrudur ki, malda sadece zekat vaciptir. Ancak yalnız vacibin edâ edilmesiyle yetinmek asla uygun değildir. Şimdiye kadar bu kitapta geçen konular ve rivayetler gür bir sesle şunu ilan ediyorlar ki; Kişinin işine yarayacak olan mai sadece kendi hayatında verdiği ve Allah'ın hazinesine yatırdığı maldır. Ölümden sonra ne ana-baba hatırlar ne de hanım ve evlatlar sorarlar. Hepsi birkaç günlük, bedava, yap­macık gözyaşları akıtarak kendi işlerine dalarlar. Kimi aylarca ve yıllarca öleni hayal bile etmez. Bütün bunlardan sarfı nazar edilse bile yukarıdaki hadis hak­kında çok önemli ve genel bir usulü de zihne yerleştirmek gerekir. Şöyle ki; dille­rimizde dinle ilgili boş ve manasız şöyle bir söz vardır: "Efendim, biz dünyacıla­rın, farzları edâ etmesi bile ganimettir. Nafileler ise büyük insanların işidir". Bu söz şeytanın hilesidir. Nafile ve tetavvular farzların tamamlanması içindir. Kim, "Ben Allahu Teâlâ'nın bir farzını tam olarak edâ ettim" diyebilir ki? Farzlarda mutlaka bir eksiklik olduğundan, onu tamamlamak için de nafileler bulunmaktadır.Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseilem buyurdu ki: "İnsan namazını öyle bir halde bitirir ki, ona namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altı­da biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri ve yarısı yazılır'[27] Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseilem bunu misal olarak buyurmuştur. Bizim kıldığımız namazın binde biri hatta yüz binde biri bile yazılsa bu yalnız Allah'ın bir lütfü ve keremi olur. Yoksa kötü ameller ve ihlassızlıktan dolayı diğer hadislerde geçtiği gibi bazı namazlar eski bir elbise gibi dürülüp kişinin yüzüne vurulacaktır. O namazlarda kabule şâyân hiçbir derece olmayacaktır. Böyle bir durumda bizim farzlarımızın kaçta kaç his-sesi yazıldı denilemez.Bir başka hadiste şöyle geçmektedir: "Kıyamet günü ilk önce namazdan sorulacaktır. Allah ceiie ceiaiuhu meleklere, "Benim kullarımın namazına bakın ta­mam mı eksik mi?> buyurur. Eğer tamam ise o tam olarak yazılır, Eğer eksik varsa o eksik yazılır. Sonra şöyle buyurulur; <Bakın onun yanında bir miktar nafi­le var mı, yok mu?> Eğer onun yanında nafileler varsa, onunla farzlar tamamla­nır. Ondan sonra aynı şekilde zekatın hesabı, kitabı olur. Yani önce farzların he­sabı olur. Sonra nafilelerle farzların tekmîli olur. Ondan sonra aynı şekilde geriye kalan amellerin hesabı görülür"[28] Bu durumda kimse, asla "Ben zekatımı nisaba uygun olarak veriyorum?" diye gururlanmamalıdır. Kim bilir bu hususta ne kadar eksiklikler olmaktadır. Onların telafisi için olabileceği kadar fazla miktarda nafile sadaka birikimi oluşturulmalıdır. İnsan bir dava için mahkemeye gideceği zaman kim bilir ne masraflar çıkar diye daima cebine harcayacağından fazla para koya­rak gider. Halbuki ahiret mahkemesi bütün mahkemelerden daha üstündür. Ora­da ne yalan söker, ne konuşma gücü ne de bir aracı... Tamam Allah'ın rahmeti her şeyin üstündedir. Hak sahibi O'dur. Tamamen affetse O'na kim sorabilir? An­cak kanun böyle değildir. Padişahın affedeceğini ümid ederek suç işlenmez. Bundan dolayı farz olan miktar, özenerek, şartlarına ve âdabına riayet edilerek edâ edilmelidir. Sadece farzları edâ etmekle asla ve asla yetinilmemeli, aksine farzlarda eksiklik olmuştur korkusuyla onları tamamlamak için mümkün olduğu kadar fazla nafile azığı bulundurulmalıdır.Allâme Suyûtî rahmetuiiahi aieyh Mirkât'üs Suûd adlı eserinde şöyle buyur­muştur. "70 nafile bir farza denk olur". O halde farz çok ihtimamla edâ edilmeli­dir. Çünkü ondaki az bir eksikliği çok büyük nafile yığını doldurur. Farzlara özen göstermekle birlikte, ihtiyat olarak çok büyük bir nafile birikimini amel defterine koymak gerekir.Baştaki hadisteki ikinci konu şudur: Kim haram mal biriktirip sadaka ve­rirse, ona sadaka sevabı verilmez. Pek çok rivayetlerde "Allahu Teâlâ helal mal­dan verilen sadakayı kabul eder" ifadesi geçmektedir. Bir hadiste şöyle buyurul-mustur. "Allahu Teâlâ Ğulûl malından verilen sadakayı kabul etmez". Ğulûl; gani­met malına hıyanet edip çalmaya denir. Alimler şöyle yazmışlardır: Hadiste Ğulûl şundan dolayı zikredilmiştir; Ganimet malında herkesin payı vardır. Öyleyse kişi­nin kendisinin de payı bulunan bir maldan verdiği sadaka kabul olunmazsa ken­disinin hiçbir payı bulunmayan bir maldan verdiği sadaka tabii ki kabul olunmaz. Bir hadiste Rasûlullah saiiaiiahu aleyhi veseiiem şöyle buyurmuştur: "Haram mal ka­zanan bir kimse eğer o malı harcarsa, onda bereket olmaz. Sadaka verirse, ka­bul olmaz. Miras olarak geriye bırakırsa bir bakıma o Cehennem azığı bırakmış­tır". Hz. İbni Mes'ud radıyaiiahu anh buyurdu ki: "Bir kimse helal mal kazanır, zekatı­nı vermezse bu onun malını kirletir. Bir kimse de haram mal kazanır, zekatını verirse, bu onun malını temizlemez"[29]



[1] Kenz

[2] Beyan-ül Kur'an

[3] Tefsîri-i Azizi

[4]  Dürrü Mensur

[5]  Dürrü Mensur

[6]  Dürrü Mensur

[7] Kenz

[8] Kenz

[9] Kenz

[10] Dürrü Mensur

[11] Tefsir-i Kebir

[12]  İthaf

[13] Fezail-i A'mal (Namazın Faziletleri)

[14] Kenz

[15] Kenz

[16] Kenz

[17] Terğtb

[18]  Ebû Dâvûd

[19]  Ebû Dâvûd

[20]  Kenz

[21] Dürrü Mensur

[22] İhya

[23] Mişkat, Zeyleî

[24] Mişkat

[25] Buhâri

[26] Mişkat

[27] Ebû Dâvûd

[28] Ebû Dâvûd

[29] Dürrü Mensur