Fikih - 09 Savinnamazi - Fikhussunne
Namazın Şekli
Namazın şekli ve sıfatına ait Rasûlüllah sallalİahu aleyhi ve sel-lem'den pekçok
hadis gelmiştir. Biz burada iki hadisi zikretmekle yetineceğiz. Birincisi
Rasûlüllah sallalİahu aleyhi ve sellem'in fiilî sünnetidir, ikinci hadis ise
kavlî sünnetidir.
1- Abdullah b. Ganem'den rivayeten: "Ebû Mâlik'il-Eş'arî, kavmini toplayarak
onlara 'Ey Eş'arîler topluluğu, toplanın! Hanımlarınızı ve çocuklarınızı da
toplayın! Size Nebî aleyhisselam'ın Medine'de bize kıldır-
(7) Bakara: 115.
(8) Bakara: 239.
mış olduğu namazı öğreteyim,' dedi. Onlar toplandılar, hanım ve çocuklarını da
topladılar. Ebû Malik abdest alarak onlara nasıl abdest alınacağını tek tek
gösterdi. Sonra gölgeler kısalıp, fey'i zevâl'e erince kalkıp ezan okudu. Önce
erkekleri, ardından çocukları, daha sonra da kadınları saf
ederek, namaz için kamet getirdi. Sonra öne geçip, ellerini kaldırarak tekbir
aldı. Fatiha'yı ve kolayına gelen bir sûreyi okudu. Sonra tekbir alarak rüku'a
gitti. Rüku'da üç defa "Sübhânallahi ve bi-hamdihi" dedi. Sonra "Semi'allahu
limen hamideh" diyerek tam doğruldu. Sonra tekbir alıp secde etli. Sonra tekbir
alarak başını kaldırdı. Sonra tekbir aldı secdeye gitti, sonra tekbir aldı,
ayağa kalktı. Böylece birinci rck'atla altı tekbîr almış oldu. İkinci rek'ate
kalkınca tekbir aldı. Namazı bitirince cemaate yüzünü dönerek, 'tekbirlerimi
ezberleyin, rüku' ve secdelerimi öğrenin. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'in bize kıldırdığı namaz budur,' dedi. Sonra Rasûlüllah'm, namazı
bitirince yüzünü insanlara çevirerek şöyle buyurduğunu anlattı: 'Ey insanlar1.
Dinleyin ve aklınızı kullanın! Bilin ki, Allah'ın nebî ve şehid olmayan kulları
vardır ki, nebiler ve şehidler onların yerlerine ve Allah'a olan yakınlıklarına
imrenirler.' Uzaktan bir bedevi geldi ve eliyle Rasûlüllah'i işaret ederek şöyle
dedi: 'Yâ nebiyycllah! İnsanlar onların yerlerine ve Allah'a olan yakınlıklarına
imrenirler, öyle mi? Onları bize tanıt ya Rasûlallah!' Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'in, arabinin bu sorusundan dolayı yüzü parıldadı ve şöyle
buyurdu: 'Onlar insanların attığı, kabilelerin attığı aralarından akrabalık bağı
bulunmayan, Allah için birbirlerini severek saflaşan kimselerdir. Allah da onlar
için kıyamet günü nurdan minberler koyar, üzerine otururlar. Yüzlerini ve
elbiselerini nur yapar, insanlar kıyamet günü korkarken, onlar korkmazlar. İşte
bunlar kendileri için korku ve üzüntü olmayan Allah dostlarıdır.'" (Hadisi Ahmed
ve Ebû Ya'lâ hasen bir senetle rivayet etmiştir. Hâkim ise hadisin senedinin
sahih olduğunu söylemiştir.)
2- Ebu Hüreyre'den rivayeten, o şöyle demiştir: "Bir adam mescide girerek namaz
kıldı. Namazı bittikten sonra Nebî aleyhisselam'a gelip selam verdi. Nebî
aîeyhisselam selamını aldı ve 'git namazını tekrar kıl, çünkü sen kılmadın,'
buyurdu. Bu suretle adamı üç kere döndürdü. Bunun üzerine adam: 'Seni hak ile
gönderen Zât'a yemin ederim ki bundan daha iyisini yapamayacağım. Bana ne yapmam
lâzım geldiğini öğret,' dedi. Bunun üzerine Nebî aîeyhisselam: 'Namaza
başlayacağın zaman önce tekbir al, sonra Kur'ân'dan okuyabildiğini oku, sonra
iyice rüku' et ve tam doğruluncaya kadar başını kaldır. Ondan sonra güzelce
secde et, sonra
tam oturuncaya kadar kalk. Yine güzelce secde et, sonra bütün namazlarında da
böyle yap,' buyurdu." (Hadisi Buharı, Müslim ve Ahmed rivayet eimiştir. Bu
hadis'e "Yanlış namaz kılanın hadisi" denir.) Namazın sıfatı hakkında Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in söz ve fiilinden gelenlerin özeli budur. Biz
farzlarla sünnetlerin arasını ayırmak için bunları böylece özetlemiş olduk.
2.7.7. Namazın Farzları
Namazın hakikatini ortaya koyan bir takım farz ve rükunları vardır. Bunlardan
bir tanesi olmayacak olsa namaz tahakkuk etmeyip şer'an namaz sayılmaz. Bunların
açıklaması aşağıdadır:
\-Niyet
Allah Tealâ şöyle buyuruyor: "Halbuki onlar ancak Allah'a Mas sahipleri olarak
ve dini O'na ait kılarak ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar."(9)
Rasûlüliah sailallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Ameller ancak
niyetlere göredir. Herkese de sadece niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah ve
Rasûlüne ise, onun hicreti Allah ve Rasûlünedir. Kimin hicreti elde etmek
islediği dünyaya ve nikahlayacağı kadına ise, bu kimsenin hicreti de onlardan
birinedir." (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.) Bu hadisin özü abdestte geçmişti.
Niyeti lisanen yapmak: îbn Kayyım "Îğâset'ül-Lehfân" isimli kitabında der ki:
"Niyet bir şeye kastetmek ve karar vermektir. Niyetin yeri kalptir. Lisanla asla
ilişkisi yoktur. Niyet hakkında Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den ve
sahabeden lisanen söylendiğine dair bir rivayet gelmemiştir. Taharet ve namazın
başlangıcında sonradan uydurulan niyet şekilleri, vesvese sahiplerine şeytanın
telkin ettiği bir zorluktur. O gibi sözlerle şeytan onları orada bekletiyor ve
onlara azab ediyor. Niyeti düzeltmek için onları uğraştırıyor. Namazla hiç bir
ilişkisi olmadığı halde onu sözle söylemek İçin kendini zorluyor. Görürsün ki
bazıları niyeti tekrar edip durmaktadır."
2- Ifıitah Tekbiri
Ali (r.a.)'nin rivayet ettiği hadise göre, Rasûlüllah aleyhisselam şöyle
buyurmuştur: "Namazın anahtarı temizlik, başlangıcı tekbir, bitişi ise
selamdır." (Hadisi Şafiî, Ahmed, Ebû Dâvûd, îbn Mâce Tirmizî rivayet etmiş,
Tirmizî hadisin bu mevzuda en sağlam ve hasen hadis olduğunu
(9) Beyyine: 5.
söylemiştir. Hakim ve îbn Seken de hadisi sahihlemişlerdir.) Geçen iki hadisle
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in fiili ve sözüyle namaz sabit olduğu
gibi, Ebû Humeyd'in hadisi ile de "Allahü ekber" sözü tayin edilmiş olmaktadır:
"Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namaza kalktığı zaman tam doğrularak,
başını kaldırdı. Sonra 'Allahu ckber' dedi." (Bu hadisi Îbn Mâce rivayet etmiş,
Ibn Hibban ve Îbn Huzcyme sahihle-mişlir.) Müslim'in şartı üzere Bezzar'ın sahih
bir senetle naklettiği hadis de bunun gibidir. Ali (r.a.)'dan rivayelen
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namaza kalktığı zaman "Allahu Ekber"
derdi. Tabcrani'ye göre "Yanlış namaz kılanın hadisi"nde geçtiği üzere "Allahu
ekber" denilmelidir.
3- Farz Namazda Ayakta Durmak.
Farz namazlarda gücü yeten kimsenin ayakta durması kitap, sünnet ve icma ile
vaciptir. Allah Tealâ şöyle buyuruyor: "Namazlara ve orta namaza devam edin,
gönülden boyun eğerek Allah için namaza kalkın."^) Ömer b. Husayn'dan rivayeten,
o demiştir ki; "Bende basur hastalığı vardı. Rasûlüüah saîlallahu aleyhi ve
sellem'e 'namazı nasıl kılayım?' diye sordum. Cevaben buyurdu ki; 'Ayakta kıl,
eğer gücün yetmezse oturarak kıl, yine gücün yetmezse bir tarafa dayanarak
kıl.'" (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.) Alimler namaz esnasında ayaklan
ayırmanın müstehap olduğunda ittifak etlikleri gibi, bunda da ittifak
etmişlerdir.
Nafile Namazlarda Ayakta Durmak
Nafile namazları, ayakta durmaya gücü yetse bile oturarak kılmak caizdir. Ancak
ayaktakinin sevabı oturarak kılmandan daha çoktur. Abdullah b. Ömer'den
rivayeten, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu bana
anlatıldı demiştir: "Kişinin oturarak kılması, namazın yarısıdır." (Hadisi
Buhari, Müslim rivayet etmiştir.)
Farzlarda Ayakta Durmaktan Aciz Kalmak
Namaz kılan, farz namazlarda ayakta durmaktan aciz kalırsa, gücü yettiği gibi
namaz kılar. Çünkü Allah hiçbir kimseye gücü yeteceğinden başkasını teklif
etmemiştir. Bu kimseye namazın sevabı noksansız olarak verilir. Ebû Musa'dan
rivayeten; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kul hasta
veya seferi olduğu zaman, sağlam ve mu-
(10) Bakara: 238.
kim olduğu zamandaki yaptığının sevabı kendisine verilir." (Hadisi Buharî
rivayet etmiştir.)
4- Farz ve Nafilelerin Her Rek'atinde Fatiha Okumak
Her rek'atte Fatiha'yı okumanın farziyyeti hakkında sahih hadisler
vardır. Bu sahih hadisler var olduğu müddetçe ihtilafa ve münakaşaya yer
yoktur. Bu hadisleri aşağıya alıyoruz:
a) Ubâde bin Sâmil'dcn rivayeten; Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Faliha'yı
okumayanın namazı yoktur." (Bu hadisi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî,
Ibn Mâce rivayet etmiştir.)
b) Ebû Hüreyre'den rivayeten Rasûlüllah sailallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: "Kim bir namaz kılar da namazda Fatiha'yı okumazsa onun namazı
noksandır. Yani tamam değildir." (Bu hadisi Buharî, Müslim, Ahmed rivayet
etmiştir.)
c) Yine Ebû Hüreyre'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: "Fatihanın okunmadığı namazı yeterli görmeyiz." (Hadisi Ibn Huzeyme
sahih bir senetle rivayet etmiş, Ibn Hibbân ve Ebû Hatim de rivayet
etmişlerdir.)
d) Dârekutnî'nİn sahih bir senetle rivayet ettiği hadis, "Fatiha okumayan
kimsenin namazı yeterli değildir," şeklindedir.
e) Ebû Sa'îd'den rivayeten, o; "Biz Fatiha'yı ve kolayımıza gelen ayetleri
okumakla emrolunduk," demiştir. (Hadisi Ebû Dâvûd, Hafız ve Ibn Seyyid'innâs
rivayet etmiş, 'bu hadisin senedi sahihtir,' demiştir.)
f) "Namazını yanlış kılanın hadisi"nin bir rivayetinde; "Sonra Fatiha'yı oku,
sonra her rek'atta böyle yap," denmektedir.
g) Nebî aleyhi sselam'dan sabit olan şekle göre o farz ve nafilelerin her
rek'atinde Fatiha okurdu. Bunun aksi sabit olmamıştır. İbadetlerde gerekli olan
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e uymaktır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurmuştur: "Benim namaz kıldığımı gördüğünüz gibi namaz
kılınız." (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.)
Namazda Besmele Çekmek
Nemi süresindeki Besmele'nin ayetin bir kısmı olduğunda alimler ittifak
etmiştir. Surelerin başında gelen her Besmele'nin ayet olup olmadığında ihtilaf
ederek üç meşhur görüşe ayrılmışlardır:
Birinci görüş: Besmele Faliha'dan ve her bir sûreden bir ayettir. Bu durumda
Besmele'nin Fatiha'nm başında okunması vaciptir. Besmele'nin hükmü gizli ve açık
okunan Fatiha'nin hükmüdür. Bu görüşün en kuvvetli delili Na'îm'ul-Mücemmir'in
hadisidir. Bu zat, "Ebû Hüreyre'nin arkasında namaz kıldım, önce 'Bismillahirrahmanirrahim'i
okudu, sonra Fatiha'yı okudu." demiştir. (Hadisin devamı vardır.) Hadisin
sonunda şöyle demiştir: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki, içinizde
Rasûlüllah'in namazına en benzeyen namaz benimkidir." (Hadisi Ncsâî, Ibn Huzeyme,
Ibn Hibbân rivayet etmiştir.) Hafız "Fetih" kitabında şöyle demiştir: "Bu hadis
Besmele'nin açıktan okunması hususunda en sağlam hadistir."
ikinci görüş: Besmele, iki sûre arasını ayırmak için teberrüken inen müstakil
bir ayettir. Fatiha'nın başında okunması caiz, hatta müstehabdir. Açıktan
okunması sünnet değildir. Enes'in hadisine göre, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah'in,
Ebûbekir, Ömer ve Osman'ın arkasında namaz kıldım, Besmele'yi açıktan
okumazlardı." (Hadisi Nesâî, Ibn Hibbân rivayet etmiş; Tahavî Buharî ve
Müslim'in şartlarına uygun bir senetle rivayet etmiştir.)
Üçüncü görüş: Besmele Fatiha'dan ve diğer surelerden bir ayet değildir.
Besmele'nin nafileler dışında farz namazlarda gizli ve açık okunması mekruhtur.
Bu görüş kuvvetli değildir. Ibn Kayyım birinci ile ikinci görüşü birleştirerek
şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "Bismillâhirrahmânirrahîm"i
bazen açık, bazen gizli okurdu. Gizli okuduğu açık okuduğundan daha çoktur.
Şüphe yok ki, her gece ve gündüz beş vakit namazda, hazer ve seferde devamlı
olarak besmeleyi açık okumamıştır. Rasûlüllah, raşid halifelerine, ve ashabının
çoğunluğuna, besmeleyi gizli de okumuştur."
Kırâeti Güzel Yapamayan Kimsenin Durumu
Hattabi demiştir ki; "Esas olan, Fatiha okumayanın namazının kâfi gelmediğidir.
Ancak, ma'kul olan Fatiha'yı güzel okuyabilenin okuması-dir. Eğer namaz kılan
Fatiha'yı iyi okuyamazsa, bunun dışında Kur'ân'dan iyi okuduğu ayetler varsa ona
gereken Kur'ân'dan yedi ayet miktarı oku-makdır. Çünkü Fatiha'dan sonra en iyi
zikr Kur'ân'dan onun kadannı oku-
maktır. Eğer Kur'ân'dan da bir şey öğrenmeye gücü yetmezse tabiatındaki acizlik,
lisanındaki bozukluk ve ezberi ey ememc sebebi veya arız olan başka bir hastalık
sebebi ile Kur'ân'dan sonra Nebi'mizin Öğrettiği teşbih, tahmid ve tchlil gibi
zikirleri okumaya çalışması evlâdır. Rasûlüllah sal-lallahu aleyhi ve sellem'den
şöyle rivayet olunmuştur: "Allah'ın kelâmından sonra zikrin en faziletlisi
şudur: "Sübhânallah, El-hamdü I i 1— lan, Lâ ilahe illallah, Allahu ekber"
"Allah'ı lesbih ederim, hamd Allah'adır, Allah'tan başka ilâh yoklur ve Allah en
büyüktür." Hauâbi'nin bu görüşünü Rufa'a b. Rafi'in naklettiği hadis
kuvvetlendirmektedir: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seücm bir adama namazı
öğretirken şöyle buyurdu: "Eğer Kur'ân'dan biliyorsan oku, bilmiyorsan Allah'a
hamd, tekbir, iehlil, sonra rüku' et." (Hadisi Ebu Dâvûd, Tirmizî rivayet etmiş,
Tirmizî hasen olduğunu söylemiştir. Hadisi Ncsaî ve Beyhakî de rivayet
etmiştir.)
5- Rüku'
Rüku'un farz olduğuna dair icma vardır. Allah Tealâ'nın "Ey iman edenler rüku'
ve secde edin"{W) ayeti buna delildir.
Rüku' nasıl gerçekleşir? Rüku', ellerin dizlere ulaşmasıyla sadece eğilmek
suretiyle gerçekleşir. "Namazım hatalı kılanın" hadisinde geçtiğine göre,
rüku'da mutmain olmak gerekir: "Rüku halinde mutmain oluncaya kadar eğil." Ebû
Katade'dcn rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Hırsızların en kötüsü namazından çalandır." Ashab: "Ya Rasûlallah! Bir kimse
namazından nasıl çalar?" diye sordular. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Rüku' ve secdesini tam yapmaz veya rüku' ve secdede belini tam düzeltmez,"
buyurdu. (Hadisi Ahmed, Taberanî, Ibn Huzeymc, Hakim rivayet etmiş, Hakim
hadisin isnadının sahih olduğunu söylemiştir.) Ebû Mes'üd'il-Bedri'den rivayeten
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Rüku' ve secdede belini tam dü-zeltmeyenin
namazı yeterli değildir" buyurmuştur. (Hadisi Buharî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî,
Ncsâî, Ibn Huzeyme, Ibn Hibbân, Taberanî, Beyhakî rivayet etmiş, Beyhakî
'hadisin senedi sahihtir,' demiştir. Tirmizî ise 'hadis, hasen sahihtir,'
demiştir.) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem'in ashabından ve ondan
sonrakilerden ilim ehli, rüku' ve secdede belin tam doğrulması gerektiği
görüşündedirler. Huzeyfe'den şöyle nakledilmiştir: "Rüku' ve secdeyi tam
yapmayan bir adamı gördü de ona 'Sen kılmadın; eğer ölürsen, Allah'ın Muhammed
sallallahu aleyhi ve sellem'i
(11) Hac: 77
gönderdiği fıtratın dışında olarak ölürsün,' dedi." (Hadisi Buharî rivayet
etmiştir.)
Rüku'dan Kalkmak ve Tam Dengeleninceye Kadar Doğrulmak Ebû Humeyd, Rasûlüilah
saİlallahu aleyhi ve sellem'in namazını tanıttığı bir hadiste şöyle demiştir: "Rasûlüllah
rüku'dan başını kaldırınca, sırı kemikleri yerine gelinceye kadar tam
doğrulurdu." (Hadisi Buharî, Müslim rivayet etmiştir.) Nebi aleyhisselam'dan
rivayeten Aîşc (r.a.) şöyle demiştir: "Rüku'dan başını kaldırdığı zaman, ayakla
lam doğrulmadan secde etmezdi." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.) Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sonra lam dengeleninceye kadar
kalk." (Hadisi Buharî, Müslim rivayet etmiştir.) Ebû Hüreyre (r.a.)'dcn
rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Rüku' ve secde arasında
belini düzeltmeyen adamın namazı dikkate alınmaz," buyurdu. (Hadisi Ahmed
rivayet etmiş, Ibn Münzir hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiştir.)
6- Namazda Secde
Secdenin farziyeti hakkında Kur'ân'dan deliller daha önce geçti. Rasûlüllah
"namazını hatalı kılan "a secdeyi açıklamıştır. "Sonra tamyerleş-mek sureliyle
secde el, sonra tam oturunc.aya kadar başını kaldır. Sonra tam yerleşinceye
kadar secde et." Birinci secde ve ondan kalkmak, sonra ikinci secde ve bunlarda
lam yerleşmek -farz olsun, nafile olsun- namazların her rek'atinde farzdır.
a- Tam Yerleşmenin Tanımı
Mutmain olmak; azalar, yerine konduktan sonra bir müddet hareketsiz kalmaktır.
Durmanın en azını "Sübhânallah" diyecek kadar takdir etmişlerdir.
b- Secde Azalan
Secde azaları yüz, avuçlar, dizler ve ayaklar. Abbas b. Abdüîmutta-lip,
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Kul
secde ettiği zaman, onunla beraber yedi âzası da secde eder. Yüzü, avuçları,
dizleri ve ayaklan." (Hadisi Müslim, Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, Ibn Mâce rivayet
etmiştir.) Ibn Abbas'dan rivayeten, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah elbise ve
saçları avuçlamamayı; alın, eller, dizler ve ayaklar olmak üzere yedi aza
üzerine secde etmeyi emretmiştir." Bir rivayette Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu: "Yedi aza üze-
rine secde etmekle emrolundum: (Eliyle burnunu İşaret ederek) alın, eller,
dizler ve ayakların uçları." (Hadisi Buharî, Müslim rivayet etmiştir.) Bir
rivayetle "Yedi şey üzere secde etmekle, elbise ve saçları avuçlamamakla
emrolundum. Onlar alın, burun, eller, dizler ve ayaklardır." Müslim ve Nesâî Ebü
Humeyd'den rivayeten; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem secde ettiği zaman
burnunu ve alnını yere yerleştirirdi," demiştir. Ebû Dâ-vûd ve Tirmizî hadisi
sahihlemiş ve: "İlim ehli alnıyla birlikte burnunu yere koyarak amel
etmişlerdir," demiştir. Eğer alnı üzerine secde edip bumu üzerine etmezse; ilim
ehlinden bir kısmı, 'kifayet eder,' diğer kısmı ise, 'alın ve burun üzerine
secde etmedikçe secde olarak kifayet etmez,' demişlerdir.
7- Son Oturuş ve Son Oturuşta "Et-tehiyyâtü" Okuma Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem'den, son "et-tehiyyâtü" de oturduğu ve teşehhüd okuduğu sabit
olmuştur. "Namazını hatalı kılan" hadisinde; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem: "Başını son secdeden kaldırdıktan sonra teşehhüd miktarı oturursan
namazın tamam olmuş olur," buyurmuştur. İbn Kudâme şöyle demiştir: "îbn
Abbas'dan rivayet olunduğuna göre demiştir ki; Teşehhüd bize farz kılınmadan
önce, "es~ selâmü 'ala Mikdile" derdik. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
"Es-selâmü ale'flahi..." demeyin; "Et-tehiyyatü li'llahi" deyin" buyurdu." Bu
hadis teşehhüdün önce farz değilken sonradan farz olduğuna delalet eder.
Teşehhüd Hakkındaki Rivayetlerin En Sağlamı
Teşehhüd hakkındaki en sahih rivayet İbn Mes'ud'un rivayetidir: "Rasûlüllah ile
beraber bir namazda oturduğumuz zaman, 'es-selâmü 'alel'llahi kable "ıbâdihî es-selâmü
'atâjulânin vefulânin' dedik. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem 'Es-selâmu
ale'llahi' demeyiniz. Çünkü Allah selâmdır. Fakat sizden biriniz oturduğu zaman
şöyle desin:
"Dil ile, bedenle ve mal ile yapılan ibadetlerin hepsi Allah içindir. Ey Nebi,
sana selam olsun. Allah'ın rahmeti ve bereketi de senin üzerine
olsun. Selam bizim ve Allah'ın sâlih kullarının üzerine olsun." Böyle dediğiniz
zaman yerde ve gökte veya yerle gök arasında ne kadar salih kul varsa hepsine
ulaşır.
Eşhedü en-lâ ilahe illâ'llâh ve eşhedü enne Mulıammeden 'abdühû ve rasûlühû.
"Sonra duadan beğendiğini seçsin ve onunla dua etsin." (Hadisi; Buharî, Müslim,
Tirmizi, Ebu Dâvûd, Ncsâî, İbn Mâce rivayet cımiştir.) Müslim, "Herkes İbn
Mes'ud'un teşehhüdünde icma etmiştir." demiştir. Çünkü İbn Mes'ud'un ravileri
arasında birbirine muhalif olanlar yoktur. Diğerlerinin ravilerinde ise, ihtilaf
vardır. Tirmizî, Hatlabî, İbn Abdilber, İbn Münzir ise, ıcşchhüd hakkında İbn
Mes'ud'un teşehhüdünün en sahih hadis olup, İbn Abbas'm teşehhüdünün sıhhat
bakımından daha sonra geldiği görüşündedirler.
İbn Abbas, "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bize Kur'ân'i öğrettiği gibi
teşehhüdü de Öğreterek şöyle buyurdu demiştir:
"Tüm Mübarek dualar, tüm temiz övgüler Allah içindir. Ey Peygamber, Allah'ın
selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Selâm bizim ve Allah'ın salih
kullarının üzerine olsun. Allah'tan başka ilah olmadığına Muhammed'in O'nun kulu
ve Rasûlü olduğuna şehadet ederim." (Hadîsi Şafiî, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî
rivayet etmiştir.)
Şafiî şöyle demiştir: "Teşehhüd hakkındaki hadisler değişik olup, bence en iyisi
budur. Çünkü en mükemmelidir." Hafız şöyle diyor: "Şafiî'ye kendi seçtiği
teşehhüd ile rivayet ettiği İbn Abbas'm teşehhüdü hakkında sorulunca, şöyle
dedi: "İbn Abbas'dan sahih olarak gelmiş olup teşehhüdlerin en geniş lafızlısı
olduğu için onu seçtim. Bence lafız bakımından diğerlerinden en fazlası ve en
genişidir. Bunu almakla birlikte, sahih olan diğer teşehhüdleri seçenleri asla
kınamam."
Buradaki diğer teşehhüd İmam Malik'in seçtiği teşehhüddür. Malik, Muvatta'mda
Abdurrahman b. Abdülkârî'nin, Ömer b. Hattab'm minberde insanlara teşehhüdü
şöyle öğrettiğini duyduğunu, rivayet etmiştir: "Ömer, 'şöyle deyiniz,' diyordu:
"Dil ile yapılan ibadetler Allah içindir. Tüm tezkiyeler Allah içindir. Tüm
bedenle ve mal ile yapılan ibadetler Allah içindir. Ey Nebi, Allah'ın selamı,
rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Selam bizim ve Allah'ın salih
kullarının üzerine olsun. Allah'tan başka ilâh olmadığına, Mulıammed'in O 'nun
kulu ve Rasûlü olduğuna şchadet ederim."
Ncvcvî, "Tcşchhüd hakkındaki bu hadislerin hepsi sahihtir. Muhad-dişlerin
ittifakıyla en sahihi Ibn Mes'ud'un hadisi, sonra ibn Abbas'mki-dir." Şafiî;
"Hangi teşehhüdü okursa yeterlidir. Çünkü alimler hepsinin caiz olduğunda icma
etmişlerdir." demiştir.
8- Namazdan Selamla Çıkmak
Selamın farz olması Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in söz ve fiiliyle
sabit olmuştur. Ali (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
"Namazın anahtarı temizlik, başlangıcı tekbir, bitişi selamdır." (Hadisi Ahmcd,
Şafiî, Ebû Dâvûd, îbn Mâce, Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizî hadisin bu konuda
en sağlam ve en güzel hadis olduğunu söylemiştir.) Amir bin Sa'd, babasından
şöyle rivayet etmiştir: "Rasûlüllah'ın, yüzünün beyazı görününceye kadar sağa ve
sola selam verdiğini gördüm." (Hadisi Ahmcd, Müslim, Nesaî, İbn Mâce rivayet
etmiştir.) Vaîl b. Hücr'dcn rivayeten, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah ile namaz
kıldım. Sağına selam verdi. 'Es-selâmü 'aleyküm ve rahmetu'llâhi ve berekâtülıû',
dedi." demiştir. (Hafız İbn Hacer "Bulûğ'ül-Meram" adlı kitabında hadisi Ebû
Davud'un sahih bir senetle rivayet ettiğini söylemiştir.)
Birinci Selamın Vacip, ikincinin Müstehab Oluşu
Cumhur uicma, birinci selamın farz, ikincinin müstehab olduğu görüşündedir. İbn
Münzir, "Namazda bir tek selam verenin namazının caiz olduğunda ittifak
etmişlerdir," demiştir. Ibn Kudâme, "Muğni" isimli kitabında, "İki selamın vacip
olduğu hakkında İmam Ahmed'in kitabında açık bir kayıt yoktur," demiştir. Ancak
İmam Ahmed, "iki selâm da Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den sahih
olmuştur," demiştir. Böyle demesi, ikinci selamın başkalarının mezhebinde olduğu
gibi vacip değil, meşru olduğunu gösterir. Bir rivayetle "Bana en sevimli gelen
iki selamdır," sözü
de buna delâlet etmekledir. Aişe (r.a.) Seleme b. Ekva" ve Sehl b. Sa'd; Nebî
aleyhisselam'm bir selam verdiğini, muhacirlerin de bir tek selam vermiş
olduklarını rivayet etmişlerdir. Yukarıda zikrcutiğimiz haberlerle, nakletmiş
olduğumuz sahabe sözleri, iki selamın sünnet ve meşru olduğu birinin ise vacip
olduğu noktasında birleşmekledir. Bu görüşün doğruluğuna Ibn Münzir'in
zikrettiği vaz geçilmeyen icma da delalet etmekledir. Ncvevî; "Şafiî mezhebi,
selef ve halefin cumhuruna göre iki selam sün-ncüir," diyerek, bu sahih
hadislere karşı duramayacak zayıf hadisler getirmektedirler. Eğer bu hadisler
sahih olsaydı, bu durum, Rasûlüllah'ın, bir selamla yetinmenin de caiz olduğunu,
fiiliyle açıklamış olduğuna hamlo-lurdu. Görüşleri hüccet tutulan alimler, bir
selamdan başka selamın vacip olmadığına icma etmişlerdir. Eğer vacip o!an bir
selamla namazı bitire-cekse, o selamı yüzü kıbleye doğru okuması, müslchab olur.
Eğer iki selamla bitirecekse bir selamı sağa, diğerini sola, her selamda,
yüzünün bir tarafını yanda duran kişi tarafından görülünceye kadar döndürmesi
müstehab olur. Asıl doğru olan şöyle demektir: Eğer iki selamı sağma veya soluna
veya önüne verse, veya birinciyi soluna, ikinciyi sağma verse namazı sahih olur.
Çünkü iki selam meydana gelmiştir, ancak düzenli yapılmala-rındaki fazileti
kazanamamış olur.
2.7.5. Namazın Sünnetleri
Namazın bir takım sünnetleri vardır ki, namaz kılanın, sevabını almak için
bunlara devam etmesi müstchabdır. Bu sünnetler şunlardır:
2.7.5.1. Elleri Kaldırmak
Dört yerde elleri kaldırmak müstchabdır:
Birincisi tftitalı Tekbirinde
İbni Münzir, "İlim ehli, namaza başlarken Rasûlüllah sallaİlahu aleyhi ve
sellem'in ellerini kaldırdığında ihtilaf etmemiştir," dedi. Hafız İbn Hacer;
"namaza başlarken elleri kaldırmayı elli kadar sahabî rivayet etti," demiştir.
Cennetle müjdelenmiş sahabiler de bunlar arasındadır. Bcyhakî, Hakîm'den rivayet
ederek şöyle demiştir: "Bu sünnetten başka, Rasûlüllah ile dört halifenin,
cennetle müjdelenmiş on kişinin ve diğer sahabelerden bir çoğunun (etrafa
dağılmış olmalarına rağmen) birleştikleri bir sünnet bilmiyoruz." Beyhaki;
"Hocamız Ebû Abdullah böyle demiştir," der.
a- Elleri Kaldırmanın Şekli
Elleri kaldırmanın şekli hakkında birkaç rivayet gelmiştir. Cumhurun kabul
ettiği görüşe göre elleri, parmak uçları kulakların üst kısmına, avuçlar kulak
yumuşaklarına gelecek şekilde avuçlarını omuz hizasına kaldırmaktır. Ncvevî;
"Şafiî rivayetlerin arasım cem'ederek bu görüşe varmış, herkes de bu görüşü
beğenmiştir," demiştir. Elleri kaldırırken parmakları uzatmak müstehabdir.
Ebû Hüreyrc'dcn rivayeten; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellcm namaza
kalktığı zaman ellerini açarak kaldırırdı." (Hadisi Buharı, Müslim, Ebû Dâvud,
Tirmizî, Nesâî rivayet elmiştir.)
b- Ellleri Kaldırmanın Zamanı
Eleri kaldırmanın iftitah tekbirine yakın veya önce olması gerekir. Nafi'den
rivayeten: "lbn Ömer namaza girdiği zaman tekbir alır, ellerini kaldırır ve bu
durumu Rasûlüliah'dan naklederdi" (Hadîsi Buharî ve Nesâî rivayet etmiştir.)
Ebû Dâvûd, yine Nafi'den rivayeten şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve seilem tekbir aldığı zaman omuz hizasına veya buna yakın olacak şekilde
ellerini kaldırırdı." (Hadisi Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.) İflitah
tekbirinden Önce elleri kaldırmak hakkında îbn Ömer'den Şu rivayet gelmiştir: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve seilem namaza kalktığı zaman ellerini kaldırır, omuz
hizasına kadar getirir, sonra tekbir alırdı." (Hadîsi Buharî, Müslim rivayet
etmiştir.) Malik bin Huveyris'dcn gelen hadîsde ise; "Tekbir alır sonra ellerini
kaldırırdı," şeklindedir. (Hadîsi Müslim rivayet etmiştir.) Bu hadis, tekbirin
elleri kaldırmaktan önce olduğunu daha çok göstermektedir. Fakat Hafız lbn Hacer;
"Tekbirin elleri kaldırmaktan önce olduğunu söyleyen hiç bir kimse bilmiyorum,"
demiştir.
Elleri Kaldırmanın İkinci ve Üçüncü Zamanı
Rüku'a giderken ve kalkarken elleri kaldırmak müstehabdır. Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'in böyle yaptığını yirmi iki sahabe rivayet etmiştir. îbn
Ömer'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem namaza kalktığı
zaman ellerini omuz hizasına gelinceye kadar kaldırır, sonra tekbir alırdı. Rüku
edeceği zaman aynı şekilde ellerini kaldırırdı. Rüku'dan kalktığı zaman yine
ellerini kaldırır "semi'allahu limen ha-mideh". "Rabbena veleke'l-hamd" derdi."
(Hadîsi Buharî, Müslim, Beyhakî, rivayet etmiştir.) Buharî'de şu da vardır:
"Secde yapacağı zaman
ve secdeden başını kaldırdığında ellerini kaldırmazdı." Müslim ise; "secdeden
kalktığı zaman bunu yapmazdı," yine Müslim'de; "iki secde arasında ellerini
kaldırmazdı," şeklinde rivayet olunmuştur. Beyhakî'dc şu da vardır: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve seilem Allah'a kavuşuncaya kadar bu şekilde kılmaya devam
elti. lbn Medâyinî şöyle demiştir: "Bu hadis bence halkın uyması gereken bir
delildir. Bu hadisi işiten kimsenin onunla amel etmesi gerekir. Çünkü senedinde
zayıflık yoktur." Buharî bu meseleyi ayrı bir kitapta toplamıştır. Bu konuda
Hasan ve Humeyd bin Hilâl'dcn şu rivayet olunmaktadır: "Ashab üç yerde ellerini
kaldırmaktaydı." Hasan, ashabtan hiç kimseyi istisna etmemiştir.
Hancfilcr'in, lbn Mes'ud'un hadisini delil getirerek; "iftitah tekbirinden başka
yerde elleri kaldırmak meşrû değildir" demelerine gelince; lbn Mcs'ud; "size
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namaz kıldığı gibi namaz
kıldıracağım." demiş ve namaz kılarak ellerini bir defadan fazla kaldırmamıştır.
Fakat bu kuvvetli bir görüş değildir. Çünkü hadis imamlarından çoğu bu hadise
taan etmişlerdir, lbn Hibbân ise, hadîs hakkında; "bu en iyi haberdir,"
demiştir.
Küfe ehli, namazda ruku'a giderken ve rüku'dan kalkarken elleri kal-dırmamayı
uygun görmüşlerdir. Bu ise üzerinde dönüp durdukları zayıf bir görüştür. Çünkü
sahih olduğu faraziyesine teslim olsak bile, bu görüşü iptal eden illetler
vardır. Tirmizî açıkça, "bu haber meşhur hadis hududuna yanaşmış olsa bile,
sahih hadisle çelişecek güçte değildir," demiştir. "Tenkîh" sahibi, lbn
Mes'ud'un, başka şeyleri unuttuğu gibi bu el kaldırma konusunu da unutmuş
olabileceğini caiz görmüştür.
Zcyia'î, "Nasb'ur-Râye" isimli kitabında "Tenkîh" sahibi Sa'dru'ş-Şeria'dan
naklen şöyle demiştir: "lbn Mes'ud'un tekbir mevzuunu unutmasında bir tuhaflık
yoktur. Çünkü lbn Mes'ud, Kur'ân'dan müslümanların ihtilaf etmediği "Felak" ve "Nâs"
surelerini unutmuştur. Alimlerin neshe-dildiğinde ittifak ettikleri bazı
meseleleri de unutmuştur (tatbik gibi). Yine imamın arkasında iki kişinin nasıl
duracağını, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in Arafat'da namazları nasıl
cemettiğini unutmuştur. Alimler ihtilaf etmediği halde, secde halinde dirsek ve
kolları yere koymayı ve Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in "ve mâ
halega'z-zekera ve'1-ünsâ" ayetini nasıl okuduğunu unutmuştur. Namazdaki bu
durumları unutan lbn Mes'ud'un rüku'a giderken ve kalkarken elleri kaldırmayı
unutması normaldir."
Elleri Kaldırmanın Dördüncü Zamanı
Nafi'; "lbn Ömer ikinci rek'attan kalktığı zaman ellerini kaldırır ve
bunu Rasûlüllah'a nispet ederdi," demiştir. (Hadisi Buharî, Ebû Dâvud ve Nesâî
rivayet etmiştir.)
Ali (r.a.), Rasulûllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namazını tarif ederken
demiştir ki: "İki secdeden sonra kalktığı zaman ellerini omuz hizasına kaldırır
ve lekbir alırdı (Hadisi Ebu Dâvûd, Ahmcd, Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisi
sahihlcmişür.) "İki secdeden sonra" demek iki rek'atten sonra kalkmak demektir.
c- El Kaldırma Sünnetinde Kadın ve Erkeklerin Eşit Olduğu Şcvkâni; "Bildiğime
göre bu sünnet erkek ve kadınlarda müşterektir. Aralarında fark olduğuna dair
bir delil gelmemiştir. Yine kaldırma miktarında erkek ve kadın arasmda fark
olduğuna dair bir delil gelmemiştir."
Sağ Eli Sol El Üzerine Koymak
Namazda sağ eli sol el üzerine koymak mendubdur. Bu mevzuda onsekiz sahabi ve
onların tabileri Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den yirmi hadis
nakletmiştir. Schl bin Sa'd"dan rivayeten: "Herkes, kişinin namazda sağ elini
sol eli üzerine koyması için emrediyordu." Ebû Hâzim: "Bu durumu kimsenin
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e nisbet ettiğini bilmiyorum," demiştir.
(Bu hadisi Buharî, Ahmed ve Mâlik rivayet etmiştir.)
Hafız lbn Hacer ise; "Bu haber Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e isnad
edilmiş sayılır," demiştir. "Çünkü bu durum, onu, onlara emredenin Ncbî
aleyhisselam olduğuna hamledilir." Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem'den rivayeten şöyle buyurmuştur: "Biz nebiler topluluğu iftarı acele,
sahuru geç yapmak ve namazda sağ elimizi sol eli-miz üzerine koymakla emrolunduk."
Cabir'dcn rivayeten, o demiştir ki; "Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
namaz kılan bir adamın yanından geçiyordu, adam sol elini sağ eli üzerine
koymuştu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ellerini çözüp sağ elini sol
eli üzerine koydu." (Hadisi Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.) Nevevî;
"hadisin senedi sahihtir", demiştir, lbn Abdilber ise: "Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'den bunun hilafına bir söz gelmediği gibi, aynı zamanda bu
görüşü bütün sahabî ve tabiînin sözüdür. Mâlik, Muvattâ kitabında bu hususu
zikrettiği gibi, Aİlah'a kavuşuncaya kadar da buna devam etmiştir." demiştir.
Ellerin Konacağı Yer
Kemâl İbnu'l-Hümâm şöyle demiştir: "Elleri göğüs ve göbek altına
koymanın gereğine dair sahih bir hadîs sabit olmamıştır." Hanefilerce bilinen
göbek altında oluşudur. Şafiî'ye göre ise, göğüs üzerine konulur. İmam Ahmed'den
bu iki görüş nakledilmektedir. Doğru olan ikisinin de eşit olduğudur. Tirmizi: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından, tabiîn ve daha sonra gelenlerden İlim
ehli, namazda kişinin sağ elini sol elinin üzerine koymasını uygun görmüşler,
yine bazıları elleri göbek üsıüne, bazıları göbek alıma koymuşlardır. Her iki
şekil de onlardan vakî olmuştur," demiştir. Fakat bir takım rivayetler
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ellerini göğsü üzerine koyduğunu ifade
etmektedir. Hülb'ut-Tâî'dcn rivayeten, o de'miştir ki: "Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem, sağ eli sol eli üzerinde olduğu halde, mafsal üstüne göğsün
üzerine koyarken gördüm." (Hadisi Ahmcd rivayet etmiştir. Hadisi Tirmizî hasen
saymıştır.) Vâil bin Hucr'dcn rivayeten, o demiştir ki: "Rasûlüllah ile beraber
namaz kıldım; sağ elini sol eli üzerinde olduğu halde göğsü üzerine koydu."
(Hadisî lbn Huzeyme rivayet ederek sahihlemiş, Ebû Dâvûd ve Ncsâî hadisi şu
lafızla rivayet etmiştir: "Sonra sağ elini sol el bilekleriyle, dirseğe kadar
olan yer üzerine koydu.") Yani Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, sağ elini
solunun bilekten dirseğe kadar olan yerinin üstüne koydu.
2.7.8.3. Yönelme ve Açış Duası
Namaz kılan kişinin iftitah tekbirinden sonra, kırâetten önce Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı dualardan herhangi birisini okuması ve
namaza onunla başlaması mendubdur.
Bu duaların bazısı şunlardır:
Ebû Hüreyre (r.a.)'dcn rivayeten, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem namazda tekbir aldığı zaman kırâet'den önce birazcık susardı.
'Anam-babam sana feda olsun ya Rasûlallah! Tekbirle kırâet arasındaki susmanda
ne diyorsun?' dedim. Buyurdular ki;
"Allahım doğu ile batıyı uzaklaştırdığın gibi, günahlarım ile benim aramı ayır.
Allahım beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi hatalarımı te-
mizle. Allahım kar, su ve dolu ile hatalardan beni yıka." (Hadisi Buharî,
Müslim, Ebû Davûd, Nesâî, İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Ali (r.a.)'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namaza
kalktığı zaman tekbir alır, şöyle derdi:
"Yerleri ve gökleri yaratan Zat'a tevhid inancı üzere müslüman olarak yönümü
çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Namazım, kurbanım, yaşamam ve ölümüm ortağı
olmayan âlemlerin Rabbine aittir. Bununla emrolundum ve müslümanlardamm. Allahım
sen Meliksin, senden başka ilâh yoktur. Sen Rabbimsin, ben kulunum. Nefsime
zulmettim, günahlarımı itiraf ediyorum. Günahlarımın hepsini affet. Çünkü senden
başka günahları affeden yoktur. Günahlarımı benden uzaklaştır. Senden başka
günahları uzaklaştıracak yoktur. Senin taaiın üzerineyim, senin emrine
uymaklayım. Hayrın hepsi sendendir. Sende şer yoktur. Ben seni mübarek sayar,
ismini yüceltirim; senden af diler, sana tevbe ederim." (Hadisi Ahmed, Müslim,
Tirmizî, Ebû Dâvûd ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Ömer (r.a.)'den rivayeten; o iftitah tekbirinden sonra şöyle derdi:
"Ey Allahım.1 Seni teşbih ederim. Ve sana hamdederim. ismin mübarek ve sânın
yücedir. Senden başka ilâh da yoktur." (Hadisi Müslim kopuk bir senetle rivayet
etmiştir.) Dârekutnî; senedi eklediyse de
Ömer'in sözü olarak rivayet etmiştir, tbn Kayyım: "Ömer'in, Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in mihrabında bu duayı açış duası olarak ve
insanlara öğretmek için aşikâre okuduğunu sahih olarak öğrenmiş bulunuyoruz. Bu
şekliyle Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e ref edilmiş sayılır,"
demiştir. Böyle olduğu için İmam Ahmed: "Bana gelince; Ömer'den rivayet edilene
uyuyorum. Kim rivayet edilenlerin birine uyarsa iyi yapmış olur," demiştir.
Asım bin Humeyd'dcn rivayeten, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sal-laltahu aleyhi
ve sellem gece namazlarına başlama duası olarak neyi okurdu?" diye Aîşe
(r.a.)'ye sordum. Aîşe (r.a.): "Daha önce kimsenin bana sormadığı bir şeyi
sordun. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namaza kalktığı zaman on defa "Allahu
ekber", on defa "el-hamdü li'llah", on defa "sübhâne'llah" on defa "lâ ilahe
illâ'llah", on defa "estağfiru'llah", der ve:
"Allahümm'agfirlî ve'hdint, ve'rzugnt ve "afinî ve yete'ûzü min day-gı'l-megâmi
yev me'I-gıy âmeli.)
"Allahım beni affet, beni hidayet et, beni mıhlandır, bana afiyet ver ve beni
kıyametin dar yerinde koru." buyurdu,' demiştir." (Hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî
rivayet etmiştir.)
Abdurrahman bin Avf (r.a.)'dan rivayeten; o şöyle demiştir: "Aîşe'ye sordum:
'Nebî sallallahu aleyhi ve selİem geceleyin namaza kalktığında, namazına hangi
duayla başlardı?' Aîşe şöyle dedi: "Geceleyin kalktığında namazına şöyle
başlardı:
"Ey Cebrail'in, Mikail'in ve İsrafil'in Rabbi olan, gökleri ve yeri yoklan var
eden, görünen ve görünmeyeni bilen Allahım! İhtilâf ettikleri şeylerde
kullarının arasında hüküm veren Sen'sin. Üzerinde ihtilaf edilen hakk'a kendi
izninle beni hidayet et. Dilediğini Sırât-ı Müstagîm'e hidayet eden Sen'sin."
(Hadisi Müslim, Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve Ibn Mâce rivayet etmiştir.)
Nâfı" bin Cübeyr bin Mut'im, babasından rivayeten şöyle demiştir: Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in nafile namazda şöyle dediğini işittim: "Üç kene "Allahu
ekber kebîrâ" (Allah en büyüktür), üç kene "ve'l-hamdü lillâhî kesîrâ" (Allah'a
çok hamdolsun), üç kene "Sübhânallahi bükralen ve asîlâ" (Sabah-akşam Allah'ı
teşbih ederim). Daha sonra:
"Ey Allahım! Kovulmuş şeytandan, onun üflemesinden, tükürmesinden ve
ısırmasından Sana sığınırım."
"Rasûlüllah saüallahu aleyhi ve sellem'c sordum: 'hemzühû, nefsühû ve nefhühû
nedir?' Şöyle cevap verdi: 'Hemzühû demek, ademoğlunun yakalandığı delirmedir.
Nefhühû kibir; nefsühû İse kötü şiir (saçma söz hastalığı)dır." (Hadisi Ahmed,
Ebû Dâvûd ve Ibn Mâce rivayet etmiş, İbn Hibbân ise muhtasar olarak rivayet
etmiştir.)
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayeten; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah salîalla-hu aleyhi
ve scüem gece teheccüd namazına kalktığı zaman şöyle derdi:
'Allahım! hamd Sanadır. Gökler, yerler ve içindekiler Seninle kâimdir. Hamd
Sanadır. Göklerin ve yerin içindekilerin nurusun. Hamd Sanadır. Göklerin,
yerlerin ve içindekilerin sahibisin. Hamd Sanadır;
Sen haksin, vaadin de haktır. Sana kavuşmak haktır ve sözün haktır. Cennet
haktır, cehennem haktır. Nebiler haktır, Muhammed haktır. Kıyamet haktır.
Allahım sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim, sana yöneldim. Senin
hasmını düşman bildim, senin hükmüne yöneldim. Geçmiş ve gelecek günahlarımı
affet, gizli ve açık günahlarımı bağışla, sen evvel ve sonsun. İlâh ancak
sensin, senden başka ilâh yoktur. Güç ve kuvvet ancak senindir.'" (Hadisi;
Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ncsâî, İbn Mâcc, Mâlik rivayet etmişlerdir.)
Ebû Davud'un İbn Abbas'dan rivayetinde ise; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
seücm leheccüt namazlarında, "Aüahu ekber" dedikten sonra bu duayı okurdu."
demiştir.
2.7.5.4. Eûzü Çekmek
Sübhanckc duasından sonra, kıraetten önce eûzu çekmek namaz kılana mendubdur.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kur'ân okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah'a
sığın."(\2) Nafi' bin Cübeyr'in geçen hadisinde Rasûlüllah saltallabu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: "Allahım! Kovulmuş şeytandan sana sığınırım." İbn
Münzir demiştir ki; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den, kıraetten önce
"Eûzü bi'ilâhi min'eş-şeytani'r-racim," dediği rivayet olunmuştur."
Eüzü'yü Gizli Okumak
Eûzü'yü gizli okumak sünnettir. "Muğni" kitabında denmiştir ki: "Istiâzc gizli
okunur, açık okunmaz. Buna aykırı birşey bilmiyorum." Ancak Şafiî; "Açık kılınan
namazlarda eûzü'yü gizli ve açık okumak serbesttir, " der. Açık okunduğuna dair
Ebû Hüreyrc'dcn zayıf bir rivayet vardır.
Eûzü'nün Diğer Rek'âtlerde Değil Sadece
Birinci Rek'âtle Meşru Olduğu
Eûzü ancak birinci rek'atte meşrudur. Ebû Hüreyrc'den rivayeten, o demiştir ki:
"Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seüem ikinci rek'ale kalktığı zaman susmadan
"El-hamdü li'ttahi Rabbi'l-âlcmin"i okumaya başlardı." (Hadisi Müslim rivayet
etmiştir.) İbn Kayyım şöyle demiştir: "Fukaha, ikinci rek'atin başında eûzü
okunacak mı, okunmayacak mı diye ihtilaf etmişlerdir. Ancak "Sübhâneke
okunmayacağına dair ittifak vardır." Bu hususta imam Ahmed'den rivayet edilen
iki görüş serdedilmiştir: "Ahmed'in ashabından bazısı, namazdaki kıraetin tek
kıraet olup bir eûzü'nün kâfi geldiğine dayanmışlar veya "her rek'at tek basma
bir kıraettir," demişler-
(12) Nahİ:98.
dir. Şüphe yok ki "Sübhâneke" duası bütün namaz içindir. Bir eûzü ile yetinmek
sahih hadisin manasına daha uygundur." Sonra Ebû Hüreyre'nin hadisini
zikrederek, dedi ki: "Muhakkak bir "Sübhâneke" kafi gelir; çünkü iki kıraet
arası sükutla değil, zikirle ayrılmaktadır. Hamd, teşbih, tehlil, Nebî aleyh is
seiam'a salatu selâm ve diğerleriyle ayrılması namazdaki kı-racün, tek kiraet
olduğunu gösterir," demiştir. Şevkânî: "Uygun olan sünnetin bildirdiği şekilde
amel etmektir. Bu da sadece birinci rek'atte kıraet-ten önce cüzü okumaktır,"
demiştir.
2.7.5.5. "Âmin" Demek
Namaz kılan herkesin imam olsun, cemaat olsun veya tek başına kılsın Fatiha'yı
okuduktan sonra "âmîn" demesi sünnettir. Açık namazlarda âmin'i açık, gizli
namazlarda gizli söyler. Na'îmu'l-Mücemmir'den rivaye-len, o demiştir ki; "Ebû
Hüreyre'nin arkasında namaz kıldım. Şöyle okudu: Önce "Bismillahirrahmanirrahİm"
dedi. Sonra Fatiha'yı "vele'd-dâiiîn"e kadar okudu; sonra "âmin" dedi. Cemaatin
hepsi de "âmîn"(12a) dediler.
Ebu Hûreyrc'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "ğayr'il-mağdûbi'
aleyhim ve le'd-dâllîn"i okuduğu zaman ardındaki birinci saf işitecek şekilde
"âmîn" derdi. (Hadisi Ebû Dâvud, tbn Mâce rivayet etmiş, İbn Mâce, "Birinci
saftakiler işitip mescid de bir gürültü yayılınca-ya kadar" ifadesini
nakletmişlir. Aynı şekilde Hakim de hadisi rivayet etmiş, "Buharı ve Müslim'in
şartlarına göre sahihtir," demiştir. Beyhakî hadisin hasen sahih olduğunu
söylemiştir. Dârekumî-ise, "senedi hasendir," demiştir.) Vâil bin Hucr'den
rivayeten, o demiştir ki; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in "ğayri'l-mağdûbi
'aleyhim vcia'd-dâllîn," dedikten sonra sesini uzatarak âmîn" dediğini işittim."
(Hadisi Ahmed, EbûDâvûd rivayet etmiştir. Ebu Davud'un rivayetinde, "sesini
yükselterek" denmektedir. Tirmizî hadisi hasen saymıştır.) Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'in ashabından, tabiin ve sonraki ilim ehlinden bir çokları bunu
almış,
(12a) Selâmdan sonra Ebu Hurcyrc: "Nefsim elinde olan Zat'a andolsun ki, namaz
bakımından Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e en çok benzeyeniniz benim,"
demiştir. (Buharî bunu taliken zikretmiş, Nesâî, ibn Huzeyme, ibn Hibbân, ibn
Sirac rivayet etmiştir.) Buharı'de tbn Şihâb'ın şöyle dediği kayıtlıdır: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem "âmin" diyordu. 'Atâ; "Âmin duadır," demiştir, tbn
Zübeyr, " Ardındakîler mescidde ses yükselecek şekilde "âmîn" derlerdi."
demiştir. Nafi de: tbn Ömer'in1 bunu lerketmediğini, herkesi teşvik ettiğini,
hatta ibn Ömer'den bu konuda bir haber duyduğunu söylemiştir.
"âmin" de kişinin sesini yükselterek gizlenmemeyi uygun görmüşlerdir. Hafız; "bu
hadisin senedi sahihtir." demiştir. Atâ da; "bu mescidde ikiyüz kadar sahabiye
yetiştim. İmam, "vela'd-dâllîn" dedikten sonra onların yüksek sesle "âmîn"
dediğini işittim," demiştir. Âîşe (r.a.)'den rivayelen Nebi (aleyhisselam) şöyle
demiştir: "Yahudiler, selâm ile imamın arkasında "âmin" demenizde kıskandıkları
kadar hiç bir şeyinizi kıskanmamışlardır." (Hadisi Abmcd, İbn Mâce rivayet
etmişiir.)
Âminde îınama Uymanın Müstehab Olduğu
Âmin'dc cemaatin imama uyması müstchabdır. Ancak âmin'de imamdan öne geçmemeli,
geriyede kalmamalıdır. Ebû Hurcyre (r.a.)'den-rivayeten Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "tmam "gayri1 İ-mağdûbi 'aleyhim ve
lc'ddâllîn" dediği /.aman siz "âmin" deyin. Eğer bir kimsenin sözü meleklerin
sözüne denk gelirse geçmiş günahları bağışlanır." (Hadisi Buharî rivayet
etmiştir.) Yine Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselam şöyle
buyurmuştur: "İmam "ğayri'l-mağdûbi 'aleyhim ve la'ddâllîn" dediği zaman "âmin"
deyiniz. Zira melekler "âmin" derler. İmam da âmîn der. Kimin âmin'i meleklerin
âmin'ine denk gelirse geçmiş günahları bağışlanır." (Hadisi Ahmcd, Ebu Dâvûd,
Nesâî rivayet elmiştir.) Yine Ebû Hureyre (r.a.)'dcn rivayeten Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "İmam âmin dediği zaman siz de
âmîn deyiniz. Kimin âmin'i meleklerin âmin'ine denk gelirse geçmiş günahları
affolur." (Hadisi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebu Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce rivayet
etmiştir.) Âmin'in manası: "Âmîn" sözü, elifi kısaltarak veya uzatarak, mimi
şeddelemeyerek okunur. Ancak âmîn Fati-ha'dan değildir. Sadece bir duadır.
Manası da "Aliahım kabul et" demektir.
2.7.5.6. Fatiha'dan Sonra Kur'ân Okumak
Namaz kılanın; sabah ile cum'a'nm iki rek'atinde, öğle, ikindi, akşam ve yatsı
namazlarının ilk iki rek'atinde, nafile namazların ise bütün rek'at-lerinde,
Fatiha'dan sonra bir sûre veya Kur'ân'dan biraz okuması sünnettir. Ebu
Katâde'den rivayeten: "Nebî aleyhisselam öğle namazının ilk iki rek'atinde
Fatiha ve iki sûre, son iki rek'atte ise sadece Fatiha okur, bazan okuduğu
ayetleri bize işittirirdi. Birinci rek'ati, ikinci rek'atten daha uzun yapar;
ikindi ve sabah namazlarını da bu şekilde kılardı. (Hadisi, Buharî, Müslim, Ebû
Dâvûd rivayet etmiştir, Ebû Davud'un rivayetinde şu da vardır: "Ebû Katâde:
'Birinci rek'ati, insanlar yetişsinler diye uzun yaptığını sanardık,'
demiştir.")
Câbir bin Scmüre şöyle demiştir: "Küfe ehli Sa'd'i Ömer'e şikâyet ettiğinde Ömer
de, Sa'd'i azledip yerine Ammâr'i âmil olarak tayin etti. Küfe ehli Sa'd'in
namazı güzel kıldırmadığından şikayet etmişti. Ömer (r.a.) Sa'd'i yanına
aldırarak; "Yâ Ebâ İshak! Bunlar namazı iyi kıldırmadığını iddia ediyorlar,'
dedi. Ebû İshak (Sa'd): Allah'a yemin olsun ki, ben onlara Rasûlüllah'ın namazı
gibi namaz kıldırdım. Rasûlülîah'm namazından eksik yapmadım. Yalsı namazlarının
ilk iki rek'atini uzun, kalan iki rck'aüni hafif kıldırdım.' Ömer (r.a.): 'Bu
senin zarının,' diyerek onunla beraber bir veya iki adamı Kûfc'ye gönderdi.
Giden adam Sa'd hakkında Kûfc ehline sordu. Ancak sorduğu her mescidde, onun
hakkında övgüyle bahsettiler. Nihayet Beni Abs mescidine girdiğinde, içlerinden
künyesi Ebû Sa'dc olan, Üsâme bin Katâdc adında bir adam kalkarak: 'Bize Allah
adına soruyorsunuz değil mi? Sa'd seriyyeyc katılmaz, eşit eşit taksimat yapmaz
ve adaletle hüküm vermez,' dedi. O zaman Sa'd: Allah'a yemin olsun ki, sana üç
şeyle beddua edeceğim,' dedi: "Allah'ım, insanlara gös-leriş ve duyuru olsun
diye kalkan bu kulun yalancı ise, ömrünü uzun eyle, fakirliğini sürekli eyle ve
onu fitnelere mübtela kıl." O günden sonra o adam; "Sa'd'in bedduası beni tuttu.
Fitneye uğramış yaşlı biriyim,' derdi. Râvî Abdül-Mclik diyor ki; "O adamın
yaşlılıktan kaşlarının dahi döküldüğünü, yoldan gelip geçen cariyelere kaş göz
işareti yaptığını, lâf attığını gördüm," demiştir. (Hadisi Buharı rivayet
etmiştir.) Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem her namazda Kur'ân okurdu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seîlem'in bize
işittirdiğini biz de size işittirdik. Rasûlüllah sailaüahu aleyhi ve sellem'in
bize okuduğunu biz de size gizli okuduk. Fatiha'dan başka okumazsan, Fatiha sana
yeter. Fatihaya bir şey eklersen o daha hayırlıdır." (Hadisi Buharı rivayet
etmiştir.)
2.7.5.6.1. Fatiha'dan Sonra Kur'ân Okumanın Nasıl Olacağı
Fatiha'dan sonra Kur'ân okumak, Kur'ân'm hangi tarafından olsa caizdir. Hüseyin
şöyle demiştir: "Horasan'da gazaya çıkmıştık. Beraberimizde 300 kadar sahabi
vardı. İçlerinden birisi bize namaz kıldırdı. Herhangi bir sûreden ayetler
okuduktan sonra rüku'a eğildi." Ibn Abbas'dan rivayeten: "Ibn Abbas Fatiha'yı
okuduktan sonra her rek'atte "Bakara" sûresinden ayetler okudu." (Hadisi
Dârekutnî kuvvetli bir senetle rivayet etmiştir.)
Buharı "Bir rek'atte iki sûre arasım cemetmek, namazda son sûrelerden okumak,
sûreden Önce bir sûreyle ve sûre evveliyle kıraet etmek" babına lâliken şöyle
demiştir: Abdullah bin Sâib'dcn zikrolunduğu-na göre: "Nebi aleyhisselam sabah
namazında "Mü'minûn" suresini okudu. Musa, Harun veya İsa (a.s.)'in zikri
gelince kendisini öksürük tuttu ve rüku' etti. Ömer (r.a.) birinci rek'atte
Bakara sûresinden yüzyirmi ayet, ikinci rek'atte uzun sûrelerden bir tane okudu.
Ahnef ise, birinci rek'atle "Kchf" suresini, ikinci rek'atte "Yûnus" ve "Yûsuf
suresini okudu. Zikro-lunduğuna göre Ahncf, Ömer'le her iki sûreyi okuyarak
sabah namazını kılmıştır. Ibn Mcs'ud, "Enfâl" sûresinden kırk ayet, ikinci
rek'atle uzun sûrelerden bir sûre okudu. Kaıâdc ise, iki rck'alte bir sûre
okuyan veya iki rek'atte aynı sûreyi lekrar eden kimse hakkında; "hepsi Allah'ın
kitabıdır." demiştir." Ubeyduîlah bin Sabit, Enes'den rivayeten demiştir ki: "Ensar-dan
bir adam, Kubâ mescidinde onlara imam oldu. Her ifıiıah tekbirinden sonra
namazda onlara okuduğunu tekrarlayıp duruyordu, "Gulhüve'llâhü ehad" sûresi ile
başladı, onu bitirince başka bir sûre okudu. Her rek'atte aynen böyle yapıyordu.
Onun bu hareketini arkadaşları konuşmaya başlayarak dediler ki: 'Sen bu sûreyle
başlıyorsun, o yetmiyormuş gibi başka bir sûre okuyorsun; ya onu oku veya onu
terkedİp başkasını oku.' O da cevaben: 'Ben o sûreyi terkedemem. Beğeniyorsanız,
size bu şekilde imamlık yapmak istiyorum. Eğer beğenmezseniz sizi bırakırım.'
Ashab ise, onun, en faziletlileri olduğu görüşündeydiler ve başkasının onun
yerine imamlık yapmasını uygun görmezlerdi. Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve
scllcm'c gelerek durumu bildirdiler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem o
şahsa şöyle dedi: 'Ey kişi! Arkadaşlarının teklif ettiği şeyi niçin yapmıyorsun
da her rek'atte bu sûreyi okuyorsun?' O da; 'bu sûreyi seviyorum,' dedi.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seİlem: "O sûreyi sevmen seni Cen-net'e sokar"
buyurdu." Cühcync'den bir adamdan rivayeten; O, Rasûîül-lah sallallahu aleyhi ve
sellem'in sabah namazının her iki rek'atinde "Zilzâl" sûresini okuduğunu
işitmiştir. Cuheyncli sahabi; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "iki
rek'ate bir sûreyi, unutarak mı yoksa kasten mi okudu bilmiyorum," demiştir.
(Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir. Senedinde taana uğramış râvî yoktur.)
2.7.5.6.b. Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in
Fatiha'dan Sonra Kur'ân Okumadaki Uygulaması
Fatiha'dan sonra Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in kıraeti hakkında Ibn
Kayyım'm yaptığı özeti burada zikrediyoruz; Ibn Kayyım şöyle demiştir: "Faliha'yı
bitirince diğer bir sûreye başlardı. Bazan o
sûreyi uzatır, yolculuk ve diğer sebepler araya girince kısa tutardı. Çok kerre
de orta tutardı.
1- Sabah namazında: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazında,
altmış âyetten yüz âyete kadar okurdu. Sabah namazını bazan "Kâf", bazan "Rûm",
bazan "izc'ş-şcmsü kuvviral" (Tekvir) süreleriyle kıldmrdı. Bazan da her iki
rck'atte "Zilzâl" sûresini okurdu. Yolculukta iken "Felâk" ve "Nâs" sûreleri ile
kıldmrdı. Bir keresinde; "Mü'minûn" sûresi ile başlamış, birinci rek'atle Musa
ve Harun'u zikredince öksürük tutmuş ve rüku' etmişti. Cuma günü sabah namazında
"Elif-lâm-mim, tenzîlün" (Secde), "Hcl ctâ'alc'î-insânî"yi tam olarak okurdu.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bir sûreden biraz, diğer sûreden de
biraz okumasını bugün insanlardan çoğu yapmazlar. Cahillerden çoğunun sandığı
gibi, "cuma gününün sabahını "secde" süresiyle kılmak faziletli kılındı," sözü
büyük bir cehalettir. Hattâ bu sebepten bazı imamlar, "secde" sûresini okumayı
kerih görmüşlerdir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu iki sûreyi
okumasmdaki sebep, bu surelerde hem yaratılıştan ve hem de âhirellen bahsedilmiş
olmasıydı. Adem'in yaratılması, Cennet ve Cehenncm'e girmek, cuma günü olmuş ve
olacak diğer şeylerden bahsettiğinden dolayı sabah namazında, o günde olmuş ve
olacak olan şeyleri hatırlatmak maksadıyla bu sûreleri okurdu. Bayram ve cuma
gibi büyük toplantılarda "Kâf," "Igterabet" (Kamer), "Âlâ" ve "Ğâşiye"
sûrelerini okuması gibi.
2- Öğle namazında: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem öğle namazının
kıractini bazan uzatırdı. Ebû Sa'îd şöyle demiştir: "Öğle namazı başlayınca, bir
kimse beki'a gidip ihtiyacını görür, sonra evine gelip ab-dest alır, uzun
okuduğu için birinci rek'atta Nebî aleyhisselam'a yetişebilirdi." (Hadisi Müslim
rivayet etmiştir.) Öğle namazında bazan "Elif-lâm-mîm, tenzîlün" (sccde)dcn bir
miktar ile, "Sebbth'isme Rabbike'1-A'lâ," ve "Ve'1-leyli izâ yeğşâ" sûrelerini;
bazan da "Ve's-semâî zât'il-bürûc" ile "Ve's-semâîve't-târıg" sûrelerini okurdu.
3- ikindi namazında: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ikindi namazının
kıraetini, uzun okunan öğle kıraetinin yansı, kısa okunan öğle kıraetinin ise
tamamı kadar okurdu.
4- Akşam namazında: Akşam namazının kıraeti hakkında Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve seüem'den gelen uygulama bugünkü tatbikatın tam tersidir. Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem akşam namazını, her iki rek'atte bazan "A'râf"
sûresini, bazan "Tur" sûresini, bazan da "Mürselât" sûresini okuyarak kılardı.
Ibn Abdİlber şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet
olundu ki; akşam namazında "elif-lâm-mim-sâd" (A'râf) sûresi ve "Sâffât"
sûresini, bazan "Hâ-mim" (Duhân) sûresini, "Sebbıh'isme Rabbik'el-A'Iâ," "Ve't-tîni
ve'z-zeytûni", "Felâk" ve "Nâs" sûrelerini, "Mürselât" sûresini ve mufassal
sûrelerden kısalarını okurdu. Bunların hepsi de sahih ve meşhur rivayetlerdir."
Ibn Abdilbcrr'in sözü burada bitti. Daima mufassal sûrelerin kısalarından okumak
Mervan bin Hakem'in fiilidir.. Zeyd bin Sabit bunu hoş karşılama-mıştır. Mâlik;
"Akşam namazında sûrelerin kısalarından okuyorsun halbuki ben akşam namazında
Rasûlüllah'm Tıval sûrelerin uzunlarından okuduğunu gördüm," demiştir. "Rasûlüllah'a
dedim: Tıval sûrelerin uzunu hangisidir?" 'A'râf süresidir,1 buyurdu." (Bu hadis
sahihtir. Hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, Ibn Mâce rivayet etmiştir.) Nesâî
Aişe'dcn şöyle nakietmiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Akşam
namazında "A'râf" sûresini iki rek'ate taksim ederek okudu." Mufassal sûrelerin
kısalarından bir sûre ve bir âyete devam etmek sünnete aykırı olup Mervan bin
Hakem'in işidir.
5- Yatsı namazında: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem yatsı namazında "Tın"
suresini okurdu. Muaz'a da "Şems," "A'îâ", "Ley!" ve benzeri sûreleri okumasını
emreder ve kendisiyle yatsı namazını kıldıktan sonra başka yere gidip yatsı
namazını kıldırırken "Bakara" sûresini okumasını hoş karşılamazdı. Bir defasında
Muâz, Amr bin Avf yurduna gidince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile
kıldığı yatsı namazını gecenin kalan kısmında onlara tekrar kıldırdı ve
namazında "Bakara" sûresini okudu. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
selîem Muâz'a "Sen fitneci misin ey Muâz?" dedi. Hadis ilmini araştıranlar,
hadiste geçen bu kelimeye takılıp kalmış, hadisin evveline ve sonuna
bakmamışlardır.
6- Cuma namazında: Cuma namazlarında; "Cum'a," sûresi ile "Münâfikûn" veya "Ğâşiye"
sûrelerini de okurdu. Bu sûrelerin (Cum'a ve Münâfikûn) sonlarında bulunan "Yâ
eyyühe'llezîne âmenû"âan sonra okumak, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem'in
asla yapmadığı bir şeydir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen
rehberliğe aykırıdır.
7- Bayram namazlarında: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bayram
namazlarında bazan tam olarak "Kâf" ve "Igterabet" (Kamer) sürelerim, bazan da "Scbbih"
ve "Ğâşiye" sûrelerini okurdu.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, vefat edinceye kadar devam ettiği ve
asla mensuh olmayan tatbikatı budur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den
sonra Hulefâ-i Râşidîn bu durumu devam ettirdiler. Ebûbekr (r.a.) sabah
namazında, güneş doğmaya yakın oluncaya kadar "Bakara" sûresini okudu. Ashab
sordu: "Ey Rasûlüllah'ın halifesi, nerdey-se güneş doğacak." Ebûbekir: "Güneş
doğsa bile bizi gafillerden bulmamış olur," dedi. Ömer (r.a.)'de sabah namazında
"Yûsuf," "Nahl," "Hûd", "Beni İsrail", (Isrâ) ve benzeri sûreleri okurdu. Eğer
uzun sûre okumak kaldırılmış olsaydı Hulefâ-i Râşidîn'e gizli kalmaz, hadis
münekkidlcri de bunu öğrenmiş olurlardı.
Müslim'in "Sahih"inde Câbir bin Semure'den rivayet edilen hadise gelince; "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazında "Kâf, ve'İ-kur 'âni'l-mecîd"
sûresini okurdu. Bundan sonra sabah namazlarını ise hafifletti." "Bundan sonra"
sözü, "sabah namazından sonraki namazlar" demektir. Yani Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem sabah namazında en uzun kıraati yapar, diğer namazları ise daha
hafif kılardı. Ümmü'l-Fazl'm sözü de bunu gösterir. Ümmü'1-Fazl: İbn Abbâs'ın
"Ve'1-mürselâtü 'Ur-fen" sûresini okuduğunu işitti de şöyle dedi: "Ey
oğulcağızım! Rasûlüllah son zamanlarında okuduğu bu sûreyi bana hatırlattı.
Akşam namazlarında bunu okurdu ve şöyle buyururdu: "Kim insanlara imam olursa
namazı hafif yapsın." Bu konuda Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bütün namazlarında insanların en hafif namaz
kıldıranıydı." Burada hafiflik nisbî bir şeydir. Rasûlüllah'ın fiiline uygun
olan ve onun devam ettiği hafifliktir. Yoksa cemaatin isteğine bağlı hafiflik
değildir. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seliem ashabına bir şeyi emredip
de onun aksini yapmazdı.. Çünkü o bilir ki, arkasında yaşlı, zayıf ve ihtiyaç
sahibi kişiler var. Onun emretmiş olduğu kısalık yapmış olduğu kısalıktır. Çünkü
kıldığı namazı bundan birkaç kat daha uzun yapabilirdi; daha uzununa nisbetle bu
dahi kısa olmuş olurdu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in devam ettiği
tatbikat budur ve her görüş ayrılığında baş vurulacak hakem de o'dur. Nesâî ve
diğerlerinin İbni Ömer'den rivayet ettikleri hadis bunu göstermektedir. "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bize namazı hafif yapmayı emreder ve imam olduğu
zaman da "Sâffât" sûresini okurdu." Demek ki, "Sâffât" sûresini okumak
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in emrettiği hafif kıraettir.
8- Muayyen bir sûre okumak: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem cum'a ve
bayram namazları hariç, namazlarda okuyacağı belli sûreler tayin etmezdi. Diğer
namazlardaki durumla ilgili olarak Ebû Davud'un zikrettiği bir hadis şöyledir:
Amr bin Şuayb'ın babasından onun da dedesinden rivayet ettiğine göre; o şöyle
demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem farz namazlarda imam olduğu
zaman, o'nun küçük-büyük mufassal sûrelerden okuduğunu işitmişimdir." Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in tatbikatı sureleri tam okumaktı. Bazan iki
rek'atle bir sûre, bazan sûre evvellerini okurdu. Sûre sonlarını okumak ve sûre
ortalarını okumak Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den duyulmamıştır. Bir
rek'atte iki sûreyi okumayı ise sadece nafile namazlarda yapardı. Farz
namazlarda bunu yapmazdı. Bu konuda Ibn Mes'ud'un hadisi şöyledir: "Rasûlüllah'm
iki sûreyi bir rek'atte okuduğu benzer sûreleri biliyorum. "Rahman" sûresi ve "Necm"
sûresini bir rek'atte, "Igıerabct" (Kamer) süresiyle, "Hakka" suresini bir
rek'atte, "Tûr" ile "Zâriyât" surelerini bir rek'atle, "İzâ vcga'aı" (Vakıa) ile
"Nün" sûrelerini bir rekalle okumuştur. (Hadisin devamı vardır.) Bu haber nerede
yaptığı belirtilmemiş bir fiilidir. Farz mı idi, nafile mi idi; her ikisi de
muhtemeldir. Bir sûreyi iki rek'ate bölerek okuması ise, çok az yaptığı bir
iştir. Ebû Davud'un Cüheyneli sahabîden rivayet etmiş olduğu hadiste, Cüheyneli:
"Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, sabahın iki rek'atinde, "îzâ zülzile"
sûresini okuduğunu duydum. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem unutarak mı,
yoksa kasden mi okudu bilemiyorum." demiştir.
9- Sabah namazında birinci rek'atın uzatılması: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem sabah namazında birinci rck'atı ikinci rek'atten uzun yapar ve bütün
namazları aynı şekilde kılardı. Sabah namazını diğer namazlardan daha uzun
kılardı; Çünkü sabahın Kur'ân'ı "'meşhûd"dur. Yani Allah ve melekleri Kur'an'ı
dinlerler. Dendi ki; "Kimine göre gece ve gündüzün melekleri sabahın Kur'ân'ında
hazır bulunurlar." Buradaki iki söz, nüzulü ilâhiye kail olanlara göredir. Sabah
namazı bitinceye kadar mı yoksa güneş doğuncaya kadar mı devam eder? Bu konuda
birkaç görüş vardır. Kimine göre sabah namazının rek'atleri az olduğu için,
azlığına karşılık uzun okunmaktadır. Kimilerine göre insanlar uykunun sonunda
dinç oldukları için uzun okunmuştur. Kimine göre, dünya için çalışmaya henüz
yönelmeden kulak, dil ve kalbin sakin olduğu, hiçbir meşguliyetin bulunmadığı,
Kur'ani anlayıp düşünme imkânı bulunduğu için uzun okunmuştur. Kimine göre sabah
namazı o günkü işlerin başlangıcı ve esası olduğundan ona daha çok önem verilmiş
ve uzun okunmuştur. Bunlar bir takım sırlardır ki şerialin inceliklerim maksat
ve hikmetlerini anlayanlar tarafından bilinebilir." îbn Kayyım'm sözü burada
bitti.
2.7.8.6.3. Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Kur'ân Okuması
Rasûlüllah, sallallahu aleyhi ve sellem kırâetini uzun yapar, her âyette durur
ve sesini uzatırdı.
Kur'ân okurken müstehap olan şeyler şunlardır:
Kur'an okurken sesi güzelleştirip, süslemek sünnettir. Hadîste geçtiğine göre
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kur'ân'ı seslerinizle
süsleyiniz." Yine: "Kur'ân'ı nağmeli okumayan bizden değildir." ve "insanların
ses bakımından en güzeli, Kur'an okudukları zaman dinleyenlerde ve düşünenlerde
Allah korkusu meydana getiren kişidir." Allah Teâla Kur'ân'ı güzel okumak
hususunda Rasûl'üne verdiği izin kadar hiçbir şeye izin vermemiştir. Nevevî
şöyle der: "Namaz veya dışında Kur'ân okuyan kimsenin, rahmet âyetine geldiği
zaman Allah'ın fazlından istemesi, azab âyetine geldiği zaman cehennemden, azab-dan,
kötülükten, çirkin şeylerden Allah'a sığınması veya: "Allahümme innî es'elüke'l-âfiyeh"
(Sen'den afiyet isterim) ve benzeri şeyler demesi sünnettir," Allahi tenzih eden
bir âyet geldiği zaman: "Sübhânallahi ieâlâ" (Yüce olan Allah'ı teşbih ederim.)
veya "Tebârekallâhu Rabbi'l-âlemin" (Alemlerin Rabbi olan Allah mübarektir.)
veya "Cellet azameiü Rabbinâ" (Rabbimizin sânı yücedir.) ve benzeri dualarla
Allah'ı tenzih eder. Huzeyfe bin Ycmân'dan rivâyeten, o demiştir ki: "Rasûlüİlah
ile beraber bir gece namaz kıldım. Bakara sûresi ile başladı. 'Yüz âyet okuyunca
rüku'a gider,' dedim. Devam etti. 'Bir rek'atte bitirir,' dedim. Yine devam
etti. Sonra Âl-i Imrân sûresine başladı, onu okudu.. Sonra Nisa sûresine
başladı, onu da okudu. Yavaş yavaş okuyordu. Teşbih âyeti gelince teşbih ediyor,
duâ âyeti gelince duâ ediyor, Allaha sığınma âyeti gelince cüzü çekerek Allah'a
sığınıyordu." (Hadîsi Müslim rivayet etmiştir.)
Nevevî demiştir ki: "Mezhebimize göre namazın içinde ve dışında Kur'ân okuyan
kimse, -imam olsun, cemaat olsun, tek başına olsun- tes-bih, duâ ve istiaze
yapması müstehabdır. Çünkü bunlar duadır. Âmin demek gibi herkes bu konuda
müsavidir."
"E-leyse'llâhu bi-ahkemi' 1 -hâkimin" (Allah hâkimlerin hakimi değil mi?) ayeti
okununca, "Belâ ve ene 'âlâ zâlike min'eş-şâhİdîn" (evet ben de buna şahadet
ederim) demek; "E-leyse zâlike bi-kâdirin 'alâ en-yuhyiye'l-mevtâ" (Allah ölüyü
diriltmeye kadir değil mi?) ayeti okununca; "Belâ eş-hedü" (Evet kadirdir. Ben
buna şahitlik ederim) demek; "Fe-bieyyî hadîsin ba'dehû yü'minûn" (Bu Kur'an'dan
sonra hangi söze iman ederler?) ayeti okununca; "Âmentü billahi" (Allah'a
inandım) demek; "Seb-
bih'isme Rabbike'I-a'lâ" (Rabbini teşbih et,) ayeti okununca; "Sübhâne Rabbiye'I-a'lâ"
(Yüce Rabbimi teşbih ederim) demek müstehabtır. Namazın gerek İçinde ve gerekse
dışında böyle denebilir."
2.7.8.6.4. Kur'ân'm Gizli ve Açık Okunacağı Yerler
Namaz kılanın sabah ve cuma namazlarında, akşam ve yatsının ilk iki rekatinde,
bayram, güneş tutulması ve yağmur duası namazlarında, açık okuması; öğle ve
ikindi namazlarında, akşamın üçüncü, yatsının son iki rekatinde ise gizli
okuması sünnettir. Nafilelere gelince; gündüz kılınanlarda açık okumak yoktur.
Gece kılınanlarda ise açık da, gizli de okunabilir. Efdal olan orta yolu takib
etmektir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scl!cm bir gece, namaz kılmakta iken
Ebû Bckr (r.a.)'in yanma uğradı. Alçak sesle okuyordu. Bir defasında yüksek
sesle okuyarak namaz kılan Ömer(r.a.)'e uğradı. Her ikisi de yanma geldiğinde
buyurdu ki: "Ey Ebû Bekr! Namaz kılarken alçak sesle okuyordun." Ebû Bekr şöyle
dedi: "Niyaz ettiğimi duyuyordum, ya Rasûlaîlah." Sonra Ömer'e döndü: "Sana
uğradım da, namaz kılarken yüksek sesle okuyordun." Ömer: "Yâ Rasûlallah! Yüksek
okuyarak uyuyanları uyarıyor ve şeytanları kovuyorum," deyince Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yâ Ebâ Bekr! Sesini biraz daha
yükselt." Ömer'e ise; "sesini biraz daha al-çalt." dedi. (Hadisi Ahrrled, Ebu
Davud rivayet etmiştir.) Eğer unutup da açık olacak yerde gizli, gizli olacak
yerde açık okursa bir şey gerekmez. Kırâel esnasında bu durumu hatırlarsa, kalan
kısmı doğru olarak devam eder.
2.7.8.6.5. îmama Uyanın Kur'ân Okuması
Esas olan, namazın farzlarında geçtiği gibi, farz ve nafile rek'atlerin hepsinde
Fatiha'yı okumadan namazın sahih olmadığıdır. Ancak imama uyanın, dinlemesi ve
susması gerektiği için, açık kılınan namazlarda Kur'ân okuması gerekmez.. Allah
Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kur'ân okunduğu zaman dinleyiniz ve susunuz, umulur ki
rahmet olunursunuz. "(13) RasûSüllah sallallahu aleyhi ve scilem: "İmam tekbir
aldığı zaman siz de tekbir alın. Kur'ân okuduğu zaman susun." buyurmuştur.
(Hadisi Müslim sahih saymıştır.) Şu hadis de buna bağlanır: "İmamı olan bir
kimsenin imamının Kur'ân okuması, onun için de Kur'ân okumak sayılır." Yani şu
(13) A'râf:204.
açık okunan namazlarda imamın kıraeti cemaat için de yeterlidir. Gizli okunan
namazlara gelince, imama uyanların okuması gerekir. Eğer imama uyanların imamm
kıraetini dinleme imkânları yoksa, açık okunan namazlarda da içinden okuması
gerekir.
Ebûbekir bin 'Arabî şöyle demiştir: "Gelen haberler umumi olduğu için gizli
okunan namazlarda kıraetin gereğini tercih ediyoruz. Açık okunan namazlarda ise
üç yönden kıraet yapmaya yol yoktur: Birincisi; Medine ehli bununla amel
etmiştir. İkincisi; Kur'ân bu şekilde hüküm vermiştir. O da şudur: "Kur'an
okunduğu zaman onu dinleyiniz ve susunuz." Sünnetler de bu hükmü» mana
bakımından kuvvetlendirmektedir. îmran bin Huseyn'in rivayet ettiği hadiste;
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem arkasında namaz kılan bir adamın: "Sebbih'isme
Rabbike'l-a'lâ" sûresini okuduğunu işitince: "Birinizin beni şaşırttığını
anladım." buyurdu. Üçüncüsü; aşikâre okunan namazlarda imama uyanın Kur'ân
okumaması tercih edilir. Ne zaman okuyacak? Eğer "imam sustuğu zaman okur,"
denirse; deriz ki: "susmak imama gerekmez." Farz olan bir şey farz olmayana
nasıl bağlanır? Özellikle açık okunan namazlarda bulduğumuz yön, okunan Kur'ân'ı
takip etmesi, dinleyip mânâsını tefekkür etmesidir. Bu şekilde yapmak; Kur'ân ve
hadisin nizamına, ibadeti korumaya, sünneti gözetmeye, daha uygun bir ameldir."
Zührî ve ibn Mübarek bu görüşü seçmiştir. Mâlik, Ahmed ve tshak'm kavli de
budur. îbn Teymiye de bu görüşü seçerek onu kuvvetlendirmiştir.
2.7.8.7. intikal Tekbirleri
Namaz kılan, her kalkış ve inişte, her kıyam ve oturuşta tekbîr alır. Ancak
rükû'dan kalkınca "Semi'allâhu limen hamideh" der. İbn Mes'ûd'dan rivayeten: "Rasûlüllah'ı
her iniş kalkışta, her kıyam ve oturuşta tekbir alırken gördüm." (Hadisi Ahmed,
Nesâî, Tirmizî, rivayet etmiş, Tirmizî hadîsi sahih saymış ve "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ashabından Ebû Bekr, Osman, Ali, Ömer ve diğerleri
ile tabiînden daha sonra gelenler bununla amel etmiştir,' demiştir.) Fakih ve
âlimlerin çoğu da bununla amel etmişlerdir. Ebûbekir bin Abdurrahmân bin
Hâris'ten ri-vayeten; o Ebû Hürcyre'nin şöyle dediğini işitmiştir: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem namaza kalktığı zaman namaza başlarken tekbir alır,
rüku'a giderken tekbir alır, sonra belini doğrultunca "Se/nia'llahu limen
hamideh" der. Sonra ayakta iken secde etmeden önce "Rabbena leke'l-hamd" der.
Sonra secdeye varınca "Allahu ekber" der. Sonra başım kaldırınca "Allahu ekber"
der. Sonra ikincide otururken "Allahu ekber" der.
Sonra her rek'atte namaz bitinceye kadar böyle yapardı." Ebû Hüreyre: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem dünyadan ayrılıncaya kadar böyle namaz kılardı."
demiştir." (Hadisi Buharı, Müslim, ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) tkrime diyor
ki: "îbn Abbâs'a dedim: "Bethâ'da ahmak bir şeyhin ardında öğle namazı kıldım.
Yirmiiki tekbir aldı. Secdeye giderken, başını kaldırırken hep tekbir alıyordu.1
İbn Abbâs: 'Ebu'l Kasım'm namazı buydu, dedi." (Hadisi Buharı, ve Ahmed rivayet
etmiştir.) Müstehab olan, bir rükünden diğer rükne geçmeye başlarken tekbirin
alınmasıdır.
2.7.8.8. Rüku'un Şekli
Rüku'da vacip olan, eller dizlere değecek şekilde eğilmek, baş ile sırtı aynı
seviyede tutmak, elleri yanlardan ayırarak dizlere dayamaktır. Dizler üzerinde
parmakları açık bulundurmak ve sırtı düz yapmak sünnettir. 'Ukbe bin Âmirden
rivayeten: "O, rüku' ederek ellerini yanlarından ayırdı, ellerini dizlerine
koydu, dizlerinin Önünde parmaklarını açtı ve "Rasûlüliah'ı böyle kılarken
gördüm," dedi. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ncsâî rivayet etmiştir.) Ebu Humcyd'dcn
rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem rüku' yaptığı zaman tam düz
durur, başını fazla aşağıya eğmez, yukarıya da kaldırmazdı. Ellerim dizleri
üzerine koyar, sanki dizlerini avuçlamış gibi yapardı." (Hadisi Nesâî rivayet
etmiştir.) Müslim'in Aişe'den (r.a.) rivayet ettiğine göre: "Rasûlüllah rüku'
ettiği zaman başını yukarıya kaldırmaz, aşağıya da indirmezdi. İkisi arasında
tutardı." Ali (r.a.)'den rivayelen, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem rüku' elliği zaman sırlına bir bardak su konsa dökülmezdi."
(Hadisi Ahmed rivayet etmiş, Ebû Dâvûd ise mürsel olarak rivayet etmiştir.)
Mus'ab bin Sa'd'den rivayeten, o şöyle demiştir: "Babamın yanında namaz kıldım.
Ellerimi, parmaklarımı birbirine bitiştirerek baldırımın üzerine koydum. Beni
bundan nehyetti ve 'şöyle yaparız' diyerek, ellerimizi dizlerimizin üzerine
koymamızı emretti." (Hadisi Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Nesâî ve ibn
Mâce rivayet etmiştir.)
2.7.8.9. Rüku'da Yapılacak Zikirler
Rüku'da "sübhâne Rabbiy'el-azîm" (Ey büyük rabbim seni teşbih ederim) lafzıyla
zikir yapmak müstehabdır. 'Ukbe bin Âmir'den rivayeten; o demiştir ki: "Fe-sebbih
bismi Rabbike'l-azîm" (Büyük olan rabbi-nin ismini teşbih et) âyeti inince
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bize: "Rüku'larınızda bu duayı okuyunuz."
buyurdu. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve diğerleri iyi bir senetle rivayet
etmişlerdir.) Huzeyfe'den
rivâyeten; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber
namaz kıldım. Ruku'unda "Sübhâne Rabbiye'l azîm" diyordu." (Hadisi Müslim, Ebu
Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, Ibn Mâce rivayet etmiştir.) "Sübhâne Rabbiye'l-azim ve
bihatndihi" sözü birkaç yoldan gelmişse de bu rivayetlerin hepsi zayıftır.
Şevkânî: "Bu rivayetler birbirini kuvvetlendirmektedir" der. Namaz kılanın, bu
teşbih ile yetinmesi veya bu sözlere aşağıdaki zikirlerden birisini ilave etmesi
sahihtir:
Ali'den (r.a.) rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem rüku'a
vardığında:
"Allahım! Senin için rüku' eltim, Sana inandım ve sana teslim oldum. Sen benim
Rabbimsin. Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirim, âlemlerin Rabbi olan
Allah'ın huzurunda eğilip huşu'a vardı." derdi. (Hadisi Ahmed, Müslim, Ebû Dâvûd
ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Aişe'den (r.a.) rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem rüku' ve
secdesinde:
"(Rüku'um), noksansız, tertemiz, meleklerin ve Cebrailin Rabbi olan Allah'adır"
derdi.
Avf bin Malik el-Eşca'î'den rivayeten; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve seilem ile bir gece birlikte namaz kıldım. Bakara sûresini okudu.
Rııku'unda ise;
"Üstünlük, saltanat, büyüklük ve ululuk sahibi olan Allah'ı tenzih ederim." diye
dua etti." (Hadisi Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî rivayet etmiştir.)
Aişe (r.a.)'den rivayeten; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem rükû' ve secdesinde çokça: "Sübhaneke'llahümme
Rabbena ve bi-hamdike, Allahümmeğfirlî." (Rabbimiz olan Allahım, seni teşbih
eder, sana hamdederim. Allahım, beni bağışla,) derdi. Kur'ân'da geçen "Rabbini
hamd ile teşbih el ve istiğfar e/"(14) âyetine uyarak bu duayı yapardı." (Hadisi
Buharî, Müslim, Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.)
2.7.8.10. Rüku'dan Kalkıp Doğrulduğunda Yapılacak Zikirler
Namaz kılanın, İsler imam olsun, ister cemaat olsun, isterse de tek başına olsun
rüku'dan kalkarken "Semi'Allahü limen-hamideh" demesi, tam doğrulunca "Rabbena
leke'l-hatnd" veya "Allahümme Rabbena ve leke'l-hamd" demesi müstchab'dır.
Ebu Hürcyre'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem belini
rüku'dan kaldırınca "Semi'Allahü limen-hamideh" der, ayakta iken"Rabbcnâ ve
leke'l-hamd" derdi. (Hadisi Ahmed, Buharî, Müslim rivayet etmiştir.) Buharî'de
Enes'den rivayet edilen bir hadiste; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in
"İmam "semi'Allahü limen-hamideh" dediği zaman siz de "Allahümme Rabbena ve
leke'l-hamd" deyiniz," dediği rivayet olunmuştur. Bazı alimler; "Cemaatin, "Semi'Allahü
limen-hamideh" demeyip, imamın dediğini işittikleri zaman, "Ailahümme Rabbena
leke'l-hamd" demeleri bu hadise uygundur," demişlerdir. Ahmed ve diğerlerinin
Ebû Hürcyre'den rivayet enikleri hadise göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: "/mam "semi'Allahü limen-hamideh" dediği zaman, "Allahümme
Rabbena leke'l-hamd" deyiniz. Kimin bu sözü meleklerin sözüne denk gelirse
geçmiş günahları bağışlanır." Fakat Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in:
"Benim kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılın" hadisi her namaz kılanın teşbih
ile tahmidi birleştirmesini gerektirir.
Eğer namaz kılan cemaat ise: Bu konuda Nevevî; "Cemaat teşbih ile tahmidi
birleştirmeyip sadece tahmid ile yetinir," diyenlerin dillerine karşılık şöyle
demiştir: "Mezhebimize göre hadisin mânâsı şöyle yorumlanmıştır: "Semi'Allahü
limen-hamideh" sözünü muhakkak bildiğinize göre "Rabbena leke'l-hamd" deyiniz."
Sadece bu ifadenin gelmesi, ashab, Ra-sûlülîah sallallahu aleyhi ve sellem'in
açıklan "Scmİ-Allahü limen-hamideh" demesini işittiklerinden dolayıdır. Çünkü bu
sözü açık söylemek sünnettir. Halbuki "Rabbena leke'l-hamd" sözü gizli
söylendiği için onu işitmiyorlardı. Ashab Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'in mutlak ola-
(14) Nasr3.
rak namazda ona uyulması gerektiğini ifade eden "benim kıldığımı gördüğünüz gibi
namaz kılınız" sözünü biliyorlardı ve "semi'Allahü limen-hamideh" sözünde ona
zaten uyuyorlardı. Bunu emretmeye ihtiyaç yoktu. Yalnız, "Rabbena leke'1-hamd"
sözünü bilmedikleri için bununla emro-lundular.
Rüku'dan doğrulduğu zaman yapılacak tahmidîn en kısası budur. Şu duaları ilâve
etmek de müslehaptır:
Rufa' bin Rafi'dcn rivayctcn; o demiştir ki: "Bir gün Rasûiullah sal-lalîahu
aleyhi ve scllcm'in arkasında namaz kılıyorduk. Rasûiullah rüku'dan başını
kaldırınca "semi'Allahü limen-hamideh" dedi. Arkasındaki bir adam:
"Çok çok hamdler, (emiz ve mübarek hamdler, sana mahsustur Ey Rabbim" dedi.
Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sclİcm namazı bitirince: "Konuşan kimdi?" diye
sordu. Adam: "Bendim ya Rasûlallah" deyince; Rasûiullah sallallahu aleyhi ve
sellcm: "Otuz küsur meleğin o duanın sevabım ilk olarak yazmak için yarış
eniklerini gördüm." buyurdu." (Hadisi Buharı, Ahmed, Mâlik, ve Ebû Dâvûd rivayet
etmiştir.)
Âli'den (r.a.) rivâyeten: Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sellem rüku'dan
kalkınca:
"Allah hamd edeni işitti, yer ve gök arasındaki mesafe dolusu ve dilediğin
şeylerin dolusu hamd olsun yâ Rabbi." dedi." (Hadisi Ahmed, Müslim, Ebû Dâvûd,
Tirmizî rivayet etmiştir.)
Abdullah bin Ebî Evfâ, Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sellem'den ri-vayeten
şöyle demiştir:
"Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sellem rüku'dan başını kaldırdığı zaman şöyle
derdi:
"Ey Rabbimiz olan Allah; gökler dolusu, yerler dolusu ve bunlardan öle dilediğin
şeyler dolusu hamd sana olsun. Allahım! Beni kar, dolu ve soğuk suyla temizle.
Allahım! Beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi benim de günahlarımı temizle."
(Hadisi Ahmed, Müslim, Ebu Dâvûd ve lbn Mâce rivayet etmiştir. Bu duanın manası,
tam olarak temizliği İstemektir.)
Ebû Sa'id'il-Hudrî'den rivâyeten; o demiştir ki: "Rasûlüllab sallallahu aleyhi
ve sellem 'semi'allahu İlmen hamideh' dedikten sonra şöyle dua etti:
"Allahım! Gökler dolusu, yerler dolusu ve bunlardan öte dilediğin şeyler dolusu
hamd sana olsun. Ey övgü ve şeref sahibi! Her hangi bir kulun -ki hepimiz de
sana kuluz- söylediği en güzel şeye en çok lâyık olan sensin. Allahım! Senin
verdiğine mani olacak yok, vermediğini verecek de yok. Mal ve mevki sahibine mal
ve mevkii fayda vermez ve senin azabından kendini kurtaramaz." (Hadisi Müslim,
Ahmed, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Yine Ebû Sa'îd'ü-Hudrî'den rivâyeten, Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Semi'allahu
limen hamideh" dedikten sonra, ayakta durduğu müddetçe, rüku'a varıncaya dek "li-Rabbi'l-hamd"
(Hamd Allah'adır) derdi.
2.7.8.11. Secde'ye Varmanın ve Kalkmanın Şekli
Cumhur ulema ellerden önce dizleri yere koymanın müstehab olduğunu söylemiştir.
îbn Münzir; Ömer, Nehaî, Müslim bin Yesar, Süfyan-ı Sevrî, Ahmed îshak ve rey
sahiplerinden hikâye ederek deriz ki: Biz de
bu görüşe katılıyoruz. Ebu Tayyib bütün fakihlerden böyle hikâye etmiştir. İbn
Kayyım şöyle demiştir: "Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem önce dizlerini,
sonra ellerini, sonra alnını, sonra burnunu yere koyardı." Bu şekil, Şerik'in,
Asım bin Kuleyb'ten, onun da babasından rivayet ettiği doğru bir görüşlür. Vâil
bin Hucr'den rivâyeten; o şöyle demiştir: "Rasülüllah sallallahu aleyhi ve
scllem'in, secde ederken dizlerini ellerinden önce koyduğunu, secdeden kalkarken
de ellerini dizlerinden önce kaldırdığını gördüm." Bunun dışında Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'den bir fiil rivayet olunmamıştır. Malik, Evzaî, İbn
Hazm, elleri dizlerden önce koymanın müstehab olduğunu söylemişlerdir. Ahmed'den
gelen bir rivayet de böyledir. Evzaî; "insanları, ellerini dizlerinden önce
koyarken gördüm," demiştir. İbn Ebî Dâvûd ise: "Hadis cshabmm sözü budur,"
demiştir.
Secdeden ikinci rek'ate kalkmanın durumuna gelince, yukardakinin tam tersidir.
Cumhur'a göre müstehab olan önce elleri, sonra dizleri kaldırmaktır. Diğerlerine
göre ise, önce dizleri sonra elleri kaldırır.
2.7.5.12. Secdenin Şekli
Secde yapan kimsenin aşağıdaki hususlara dikkat etmesi müstehabdır.
1- Burnunu alnını ve ellerini yere koyup, ellerini yanlarından ayırmak. Vâil bin
Hucr'den rivâyeten: "Nebî aleyhisselam secde ettiği zaman alnını elleri arasına
koyar ve kollarını koltuklarından ayırırdı." (Hadisi Ebu Dâvûd rivayet
etmiştir.) Ebu Humcyd'dcn rivâyeten: "Nebî aleyhisselam secde ettiği zaman
burnunu ve alnını yere yerleştirirdi. Ve ellerini yanlarından ayırır, avuçlarını
omuzları hizasına koyardı." (Hadisi tbn Hu-zeyme ve Tirmizî rivayet etmiş,
Tirmizî hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiştir.)
2- Elleri kulaklar hizasına veya omuzlar hizasına koymak. Her iki şekilde de
rivayet gelmiştir. Bazı alimler bu iki rivayetin arasını birleştirerek; "baş
parmaklarının uçlarını kulaklar hizasına, elin diğer kısmını ise omuzlar
hizasına koymak gerekir" demişlerdir.
3- Parmakları yummak ve düz olarak yere koymak. Hakim ve İbn Hibban'm rivayetine
göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, rüku'da elinin parmaklarını açar,
secdede ise bitiştirirdi.
4- Parmak uçlarını kıbleye karşı tutmak. Buharî'nin Ebu Hu-meyd'den rivayet
ettiği hadise göre, Nebi aleyhisselam secde ettiği zaman parmaklarını açmadan ve
yumruk yapmadan yere koyarak parmak uçlarını kıbleye çevirirdi.
2.7.5.13. Secde Miktarı ve Secdede Yapılan Zikirler
Secde edenin secde esnasında "sübhâne Rabbİy'el-a'Iâ" demesi müs-tehab'dır. Ukbe
bin Âmir'den rivâyeten: "Sebbih-isme Rabbike'l a'la" ayeti inince, Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem: "secdelerinizde bunu okuyunuz,"U 5) buyurdu.
(Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve Hâkim rivayet etmiştir. Hâkim, hadisin
senedi iyidir demiştir.) Huzey-fe'den rivâyeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem secdesinde "Sübhâne Rabbiye'l-a'lâ" derdi." (Hadisi Ahmed, Müslim, Ebu
Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce rivayet etmiş, Tirmizi hadisi hasen sahih
saymıştır.)
Rükû' ve secdelerde teşbihlerin üç'ten noksan olmaması gerekir. Tirmizî: "İlim
ehli böyle amel etmiş olup, kişinin rüku ve secdelerde üç teşbihten az yapmaması
müstehapür" demiştir. Daha az söylemeye gelince; cumhur ulema, "rüku' ve
secdelerdeki teşbihlerin en azı bir teşbih miktarıdır" demişlerdir. Daha önce
itmi'nan'm farz olduğu geçmişti. It-mi'nan ise bir teşbih miktarı durmakla
oluşur. Teşbihin en mükemmeline gelince; bazı alimler bunu on teşbih olarak
takdir etmiştir. Sa'îd bin Cu-beyr'in Enes'tcn rivayet ettiği hadis şöyledir:
(Ömer bin Abdülaziz'i kastederek) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in
namazına benzer namaz kılan bu gençten başka hiç kimseyi görmedim. Rüku'da bizi
on teşbih söyleyecek kadar beklettiği gibi aynı şekilde secdede de on teşbih
kadar bekletti." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Nesâî iyi bir senetle rivayet
etmiştir.) Şevkânî şöyle demiştir: "Teşbihin mükemmeli on'dur, diyenler, bu
hadisi delil olarak almışlardır. Ancak yalnız kılanın teşbihleri dilediği kadar
arttırması daha sahihtir. Ne kadar arttmrsa o kadar evlâ olur. Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in fazla teşbih hakkındaki sahih hadisleri bunu
bildirmektedir. Eğer cemaat uzun okumaktan rahatsız olmuyorsa imam da fazla
teşbih okuyabilir.." tbn Abdilber der ki: "Her imamın, Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'in emri olduğu için teşbihleri ondan daha az yapması gerekir.
Arkasındaki cemaatin dayanıklı olduğunu bilse bile onlardaki meşguliyet ve
ihtiyaçları, abdest tutamama ve diğer durumlar gibi meydana gelecek arızaları
bilemez," İbn Mübarek; "arkasındakiler Üç teşbih okuyabilsinler diye, İmamm beş
teşbih okuması müstehabdır"
(15) A'lâ: 1.
demiştir. Yalnız kılanın sadece teşbihle kalmayıp dilediği duaları İlâve etmesi
de müstehabdir. Sahih bir hadiste geçtiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden birinizin Rabbine en yakın olduğu yer secde
halidir. Secdede duayı çoğaltınız." Yine buyurmuştur: "Dikkat! Rüku' ve secde
halinde Kur'ân okumaktan nehyettim. Rüku'da Rabbinizi ta'zîtn edin. Secdede ise
dua okumaya çalışın. Secde hali, duanızın kabul olunmasına en yakın yerdir."
(Hadisi Ahmed ve Müslim rivayet etmiştir.) Bu konuda aşağıya aldığımız pek çok
hadis vardır:
Ali (r.a.)'den rivâyeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem secde ettiği
zaman şöyle derdi:
"Allah'ım senin için secde ettim. Sana inandım. Sana teslim oldum. En güzel
biçimde şekillendirip, işitme ve görme yerleri ile süsleyerek, yarattığın yüzümü
senin için yere koydum. Yaratıcıların en güzeli olan Allah mübarektir." (Hadisi
Ahmed ve Müslim rivayet etmiştir.)
Ibn Abbâs'm teheccütte Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namazını
vasıflandırırken şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Sonra namaz kılmaya
başlayarak namazında veya secdesinde:
"Allah'ım kalbime nâr, kulağıma nâr, gözüme nûr, sağıma ve soluma nâr, önüme ve
arkama nûr, üstüme ve altıma nûr ver ve beni nûr yap." demeye başladı." (Şu'be:
"Bana nûr ver," şeklinde rivayet etmiştir. Hadisi Müslim, Ahmed ve diğerleri
rivayet etmiştir.) Nevevî demiştir ki: "Alimler, "Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem bütün azaları ve yönleri için nûr istedi,' demişlerdir. Nûr'dan murad,
hakkı açıklayıp ona hidayet edilmesini istemektir. O, bütün âzâlar ve vücûdu
için bütün amelleri, bü-
tün davranışları, halleri ve altı yönü için nûr istedi. Onlardan istemediği hiç
bir şey bırakmadı."
Âişe (r.a.)'den rivâyeten; O şöyle diyor: "Bir gece Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem'i yattığı yerde bulamadım. O'nu elimle araştırınca secde eder halde
buldum. Secdesinde şöyle diyordu:
"Rabbim nefsime takva ver ve onu temizle. Sen temizleyenlerin en hayırlısısın.
Sen nefsimin hem velisi hem de mevlâsısın." (Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.)
Ebu Hürcyre'den rivâyeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem secdesinde
şöyle demiştir:
"Allah'ım, günâhlarımın hepsini affet. Büyüğünü ve küçüğünü, ilkini ve sonunu,
gizlisini ve açığını affet." (Hadisi Müslim, Ebû Dâvûd, Hakîm rivayet etmiştir.)
Âişe'den (r.a.) rivâyeten; o şöyle demiştir: "Bir gece Rasülüllah'ı kaybettim.
Onu mescid'de buldum. Secdeye kapanmış, ayaklarını, parmakları kıble'ye gelecek
şekilde dikmiş şöyle diyordu:
"Allah'ım, gazabından rızana, azabından affına sığınırım. Ve senden sana
sığınırım. Allahım, kendini övdüğün gibi, seni Överim." (Hadisi Müslim, Ebu
Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, Ibn Mâce rivayet etmiştir.)
Yine Aişc'den (r.a.) rivâyeten: "Bir gece Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve
sellem'i yattığı yerde bulamayınca, diğer kadınlarına gittiğini sandım. Onu
araştırdım; rüku'da veya secdede:
"Alİahım, seni hatnd ile teşbih ederim. Senden başka ilâh yoktur." derken
buldum." Aîşe'nin; "Anam-babam sana feda olsun, ben seni nerde sanıyordum, sen
ise ne iştesin," dediği rivayet olunmuştur. (Hadîsi Müslim, Ahmed ve Nesâî
rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem secdede iken şöyle derdi:
"Allah'ım, hatamı ve cehaletimi, işlerimdeki israfımı affet. Sen beni benden
daha iyi bilirsin. Allah'ım; ciddimi, şakamı, halamı, kastımı affet. Allah'ım,
geçmiş ve gelecek, gizli ve açık hatalarımı affet. Sen Rabbimsin. Senden başka
ilâh yoktur."
2.7.5.14.a. İki Secde Arasında Oturmanın Şeklî
Sünnet olan iki secde arasında 'müfterişcn' oturmaktır. Yani sol ayağını büküp
yayarak üzerine oturmak, sağ ayağının parmak uçlan kıbleye gelecek şekilde
dikmektir. Âişe (r.a.)'den rivayeten; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
sol ayağını yayar sağ ayağını dikerdi." (Hadisi Buhârî, Müslim rivayet
etmiştir.) Ibn Ömer'in; "sağ ayağım dikip parmaklarını kıbleye çevirmek sol ayak
üzerinde oturmak namazın sünnetlerindendir dediği rivayet edilmiştir.) (Hadisi
Nesâî rivayet etmiştir.) Nafi' şöyle demiştir: "Ibn Ömer namaz kıldığı zaman,
her şeyiyle hattâ nalinleriyîe dahi kıbleye dönerdi." (Hadîsi Esrem rivayet
etmiştir.) Ebû Humeyd'in Rasû-lüllah'ın namazını tarif eden hadisinde şöyle
geçmektedir: "Sonra Rasûlüllah sol ayağını büküp üzerine oturur, sonra bütün
kemikleri yerine otu-runcaya kadar durur, sonra secdeye inerdi." (Hadisi Ahmed,
Ebû Dâvûd, ve Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizî, hadisi sahih saymıştır.)
Ayakları yayarak topukları üzerine oturmanın müstehap olduğu hakkında rivayetler
vardır. Ebû Ubeyde: "Bu söz, ehli hadisin sözüdür," demiştir. Ebû Zübeyr
Tâvûs'un şöyle dediğini işitmiştir: "Ibn Abbâs'a ayaklar üzerine oturmak
hakkında sordum. O da 'sünnettir' dedi. Biz ise; 'bu durumu kişilere eziyet
olarak görüyoruz' dedik. O da 'Nebinizin sünneti
budur,' dedi." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.) Rivayete göre; Ibn Ömer başını
birinci secdeden kaldırdığı zaman parmaklarının uçları üzerine oturur, "bu
sünnettendir," derdi. Tâvûs: "Abdullah bin Abbâs, Abdullah bin Ömer ve Abdullah
bin Zübeyr'İn ayaklan üzerine oturduklarını gördüm." demiştir. (Hadisi Beyhakî
rivayet etmiştir. Hafız; "hadisin senedi sahihtir. Ancak oylukları yere koyup,
dizleri dikmek suretiyle oturmak âlimlerin ittifakıyla mekruhtur," demiştir.)
Ebu Hüreyre'dcn rivayeten; o şöyle demiştir: "Nebi aleyhisselam beni üç şeyden
nehyeui: Secdede horoz gibi gagalamaktan, köpek oturuşu gibi oturmaktan ve
tilki, gibi sağa sola bakmaktan." (Hadîsi Ahmed, Beyhakî, Taberânî, Ebû Ya'la
rivayet etmiştir. Senedi hasendir.) Ikİ secde arasında oturanın sağ elini sağ
oyluğuna, sol elini sol oyluğuna, parmaklarını ise yayılmış olarak kıbleye
yönelik, az açık ve dizlere kadar uzanmış halde koyması müstchaptır.
2.7.5.14.b. iki Secde Arasında Dua
iki secde arasında aşağıdaki dualardan birisini okumak ve dilerse tekrar etmek
müstchabdır. Nesâî ve Ibn Mâce'nin Huzeyfe'den yaptıkları rivayete göre:
"Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: İki secde arasında "Rabbi'ğfırlî"
(Allahım beni affet), derdi."
Ebû Davud'un Ibn Abbâs'dan rivayet ettiğine göre: Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem iki secde arasında:
"Allah'ım beni affet bana acı, bana afiyet ver, bana hidayet ver, beni
rızıklandır." derdi.
2.7.5.15- istirahat Oturuşu
istirahat oturuşu; namaz kılanın, birinci rek'aunı ikinci secdesini yapıp,
ikinci rek'ata kalkmadan önce hafif olarak oturması ile üçüncü rek'atın ikinci
secdesini bitirdikten sonra dördüncü rek'ata kalkmadan önce hafifçe oiurmasıdır.
Alimler, hadisler değişik olduğu için bunun hükmü hakkında ihtilâf etmişlerdir.
Biz bu konuda Ibn Kayyım'ın sözünün özetini zikrediyoruz: 'Fakihler 'istirahat
oturması, namazın sünnetlerinden olup herkesin yapması müstehab mıdır, yoksa
namazın sünnetlerinden olmayıp, ihtiyacı olan mı bunu yapar?' diye ihtilâf
etmişler, ikisini de diyen vardır. Bu iki rivayet Ahmed'den naklolmuştur. Hilâl
şöyle der: "istirahat
oturuşunda Ahmed, Mâlik bin Huveyris'in hadisine müracaat ederek şöyle demiştir:
'Yusuf bin Musa bana haber verdi: "Ebû Ümâme'ye namazda ayağa kalkmak hakkında
sorulduğunda, O'da 'Rafı'in rivayet ettiği hadise göre ayaklarının önü Üzerine
kalkar,' dedi." Ibn Aclan'ın hadisi de Rasû-lüllah'ın ayaklarının önü üzerine
kalktığına delâlet etmektedir. Bu durum Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'in birçok ashabından ve onun namazını anlatanlardan rivayet olunmuştur.
Ancak istirahat oturuşu, bu rivayetlerde zikrcdilmeyip sadece Ebû Humeyd ve
Mâlik bin Huveyris'in hadisinde zikrolunmuşiur. Eğer bu, Rasûlüllah'm
tatbikatından olsaydı, devamlı olarak yapar ve O'nun namazını tarif eden herkes
bunu zikrederdi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bir fiili sadece
yapması namazın sünnetlerinden olduğuna delâlet cimez. Ancak Rasûlüllah
saîlallahu aleyhi ve sellem'in, onu sünnet olarak işlediği bilinirse o zaman
uymak gerekir. İhtiyacı için onu yaptığı takdir edilirse, bu onun namazının
sünnetlerinden bir sünnet olduğuna delâlet etmez."
2.7.8.16- Teşehhüdde Oturmanın Şekli
Teşchhüdde oturmak için aşağıdaki sünnetlere dikkat etmek gerekir:
a) Elleri aşağıdaki hadislerde geçen şekilde koymak.
Ibn Ömer'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ette-hiyyatü'de
oturduğu zaman sol elini sol dizine, sağ elini sağ dizine koyardı. Baş parmağını
orta parmağın üzerine koyar, şehadet parmağıyla da işaret ederdi." Bir
rivayette: "Bütün parmaklarını yumar, şehadet parmağıyla da işaret ederdi."
şeklindedir. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Vâil bin Hucr'den rivayeten: "Nebi aleyhisselam sol elini oyluğuna ve sol dizine
koyar, sağ dirseğini sağ oyluk hizasına getirir, sonra parmaklarını kapatarak
halka yapardı." Başka bir rivayette: "Orta ve baş parmağını halka yapar, şehadet
parmağıyla da işaret ederdi. Sonra parmaklarını kaldırır, onları hareket
ettirerek duâ ederdi." şeklindedir. (Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.) Beyhâkî
şöyle demiştir: "Hareketten maksat işaret etmektir. Yoksa hareketin tekrarı
değildir." Böylelikle Ibn Zübeyr'in rivayetine de denk düşüyor. Ibn Zübeyr'e
göre; "Nebî aleyhisselam duâ etmek istediği zaman parmaklarıyla işaret eder,
parmağım hareket ettirmezdi." (Ebû Dâvûd, hadisi sahih bir senetle rivâyetetmiş,
Nevevî de hadisi zikretmiştir.)
Zübeyr'den rivayeten; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
teşehhüdde oturduğu zaman, sağ elini sağ oyluğuna, sol elini sol oyluğuna koyar
şehadet parmağıyla da işaret eder, gözü, işaretini tecavüz
etmezdi." (Hadisi Ahmed, Müslim, Nesâî rivayet etmiştir.) Bu hadiste sağ elini
kapatmadan oyluk üzerine koymakla yetinerek, sağ elin şehadet parmağıyla işaret
ettiği anlaşılmaktadır. Yine bu hadisle namaz kılanın gözünün, işaretini tecavüz
etmemesinin (gözünün parmağını takip etmesinin) sünnet olduğu hükmü vardır. İşte
bu üç şekil de sahih olup, herhangi birisiyle amel etmek caizdir.
b) Sağ işaret parmağını az kaldırıp selâm verinceye kadar tutarak işaret etmek.
Numeyr el-Huzaî'den rivayeten; o şöyle demiştir: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'i namazda otururken gördüm; sağ kolunu işaret parmağını kaldırarak sağ
oyluğuna koymuş duâ ederek parmağını biraz indirmişti." (Hadisi Ahmed, Ebû
Dâvûd, Ncsâî, Ibn Mâce, İbn Huzeyme iyi bir senetle rivayet etmiştir,
Enes bin Mâlik'ten rivayeten; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sclîem iki parmağıyla işaret ederek duâ eden Sa'd'e uğrayınca, "tek parmağınla
işaret et ya Sa'd," dedi." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ncsâî, Hâkim rivayet
etmiştir.) Ibn Abbhas'a parmağıyla işaret ederek duâ eden bir kişi hakkında
sorulduğunda: "Böyle yapması ihlâstır," dedi. Enes bin Mâlik: "Böyle yapmak
yalvarmaktır," dedi. Mucâhid ise: "Şeytanı kovmaktır," demiştir. Şafiîler ise,
şehadette "Allah" derken bir defa parmakla işaret etmek görüşündedirler.
Hanefilcre göre "lâilâh"de şehadet parmağı kaldırılır, "illallah" da indirilir.
Mâlikîler sonuna kadar parmağını sağa ve sola oynatır. Hanbelî mezhebinde
Allah'ın ismi her anıldığı zaman tevhid'e işaret için parmakla işaret edilir,
fakat parmak oynatılmaz,
c- Birinci teşehhüdde yayılarak oturmak, son leşehhüdde ise tever-rük (*) etmek.
Ebû Humeyd'in, Rasûfüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namazını tarifeden
hadîsinde şöyle denmektedir: "İkinci rekatte oturduğu zaman sol ayak üzerine
oturur, sağ ayağını dikerdi. Son rekatte oturduğu zaman ise sol ayağını öne
geçirir, diğerini diker, oturağı üzerine otururdu." (Hadisi Buharı rivayet
etmiştir.)
2.7.8.17. Birinci Teşehhüd
Cumhur ulema birinci teşehhüdün sünnet olduğu görüşündedir. Abdullah bin
Buhaync'nin hadisine göre: "Nebi aleyhisselam öğle namazına kalktı. Oturması
gerekirken oturmadı. Namazı tamamlayınca iki secde yaptı. Her bir secdede selâm
vermeden önce oturarak tekbîr aldı. Cemaat
(*) Tevenük: Sağ ayağımı dikip sol ayağını büklükten sonra ayağının üzerine
oturmaksızuı sol kaynağının üstüne oturmak, (y.n.)
da onunla birlikte secde ettiler. Böyle yapması birinci oturuşu unuttuğu
içindi." (Hadisi, Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce rivayet
etmiştir.) "Subul'üs-Selâm"da: "Bu hadis, birinci teşehhüdü unutarak terkedenin
secde-i sehiv yapması gerektiğine dair bir delildir." denmektedir. Fakat
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in "Benim namaz kıldığımı gördüğünüz gibi
namaz kılınız" hadisi, birinci teşehhüdün vâcib olduğuna delâlet eder. Terkinin
secde-i sehvi gerektirmesi vâcib olduğunu gösterir. Zaten vacibin terki secde-i
sehvi gerektirir. Secde-i sehvi gerektirdiği için vâcib olmadığı şeklinde delil
çıkarmak doğru değildir. Çünkü herhangi bir vâcib, unutularak terkcdildiğinde
secde-i sehivin yeterli olmadığı hususunda bir delil yoktur. Hafız, "Fetih"
kitabında: "ibn Battal şöyle demiştir" der: "Secde-i sehvin, vâcib'in yerine
yeterli olmadığının delili şudur: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem iftitah
tekbirini unut-saydı, sehiv secdesi yeterli olmazdı. Teşehhüdü unutmasından
dolayı sehiv secdesi yapması, teşehhüdün vâcib olmadığına delildir. Çünkü
teşeh-hüd bir zikirdir ki, bunda hiçbir şekilde Kur'ân okumak yoktur. Vâcib de
değildir. Namaza başlama duaları gibidir." Diğerleri ise sununla delil
getirmişlerdir: "Rasûlüllah, birinci teşehhüdde yanıldığında cemaatın bilerek
birinci teşehhüdü terkettiğini bildiği halde, cemaatın kendisine uymasını
takriri sünnetle kabul etmiştir. Bu da birinci teşehhüdün vacip olup, terkinde
sehiv secdesi gerektiğini gösterir." Birinci teşehhüdün vâcib olduğunu
söyleyenler Leys bin Sa'd, Isbâk ve meşhur olan kavline göre Ah-med'dir. Şafiî
de bu görüşledir. Hanefi'lerden de bir rivayet vardır. Taberî vâcib olduğuna
sununla delil getirmektedir: "Namaz ilk defa iki rekat farz olmuştu. İlk
teşehhüdde orada vâcib idi. Namaz arttırılınca, bu artma ilk teşehhüdün vücûbunu
engelleyici değildir."
Birinci Teşehhüdü Hafif Yapmanın Müstehab Olduğu Birini teşehhüdü hafif yapmak
müstehabtır. ibn Mes'ûd'dan yapılan rivayete göre o şöyle demiştir: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ilk iki rek'atte oturduğu zaman çok hafif otururdu."
(Hadisi Ahmcd, Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî rivayet etmiş, Tirmizî; "hadis
hasendir, ancak senetteki Ubeydc, babasından bu hadisi duymamıştır." demiştir.
Yine Tirmizî, "ilim ehli bununla amel etmektedir, ilim ehli kişinin ilk iki
rekatteki oturuşu uzatmamasını ve eıtehiyyâtü'den başka bir şey okumamasını
tercih etmişlerdir." demiştir.) ibn Kayyım: "Rasûlüllah'tan ve onun Âli'den
birinci teşehhüdde herhangi bir duâ okumak nakledilmedi. Yine teşehhüd-den sonra
kabir azabından, ölü ve dirilerin fitnesinden, mesîh-i deccal'in
fitnesinden sığınmak şeklinde bir duâ da yoktur," demiştir. Bunları müstehab
görenler, bu duaları Rasûlüllah'ın okuduğunu bildiren hadislerin umum ve mutlak
oluşundan hareket etmektedirler. Halbuki bunların yeri ve hususiliğinin, son
oturuşta olduğu sahihdir.
2.7.8.18. Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Salavât Okumak
Namaz kılanın, son teşehhüdde Rasûlüllah'a aşağıdaki salâvat şekillerinin birisi
ile salâvat okuması müstchabdır.
a- Ebû. Mes'ûd el-Bedrî'den rivayeien; o demiştir ki: "Beşîr bin Sa'd şöyle
dedi: "Ya Rasûlallah, Allah bize sana salâval getirmemizi emrediyor. Sana nasıl
salâvat getirelim?" Rasûlüllah sustu. Sonra şöyle buyurdu:
"Ey Allahım; ibrahim'in ve ailesine salât ettiğin gibi, Muhammed'e ve ailesine
de salât et ve yine İbrahim'in ailesini iki âlemde mübarek kıldığın gibi,
Muhammed'i ve ailesini de mübarek kıl. Muhakkak sen, hamd-leri kabul eden ve
şanı yüce olansın." deyiniz. Selâm ise bildiğiniz gibidir." (Hadisi Müslim ve
Ahmed rivayet etmiştir.)
b- Ka'b bin Ucre'dcn rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Ya Rasûlailah,
sana nasıl selâm vereceğimizi biliyoruz. Fakat nasıl salâvat getireceğimizi
bilmiyoruz?" Rasûlüllah ise:
"Allahım! İbrahim'in âline salât ettiğin gibi Muhammed'e ve âline de salât et.
Muhakkak sen Hamîd ve Mecîd'sin. Allahım! İbrahim'in âlini mübarek kıldığın
gibi, Muhammed'i ve âlini de mübarek kıl. Muhakkak
sen Hamîd ve Mecid'sin." deyiniz." buyurdu. (Hadisi Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd,
Tİrmizî, Nesâî, îbn Mâce rivayet etmiştir.)
Ancak Rasûlüllah'a salâvat getirmek mendup olup, vâcib değildir. Tirmizî'nin
rivayet ettiği ve sahih saydığı, Ahmed ve Ebû Davud'un Fuda-le bin Ubeyd'den
rivayet ettiği hadiste şöyle denmiştir: "Rasûlüllah, namazda bir adamın duâ
edip, salavat getirmediğini işitmişti. Nebî aleyhis-selam: "Bu adam acele etti."
dedi. Sonra adamı çağırarak ona veya diğerlerine: "Sizden biriniz namaz
kıldığında Allah'a hamd ve O'na sena ile başlasın, sonra Rasûlüne salâvat
getirsin. Sonra dilediği duayı yapsın." buyurdu," Mûnteka sahibi: "Bu hadiste
salâvatı farz görmeyenlere bir delil vardır. Çünkü salâvatı terkedenin namazı
iade etmesi emredilmedi." demiştir. Îbn Mcs'ûd'un verdiği haberde: "Teşehhüdden
sonra dilediğin dilekte bulunmakta serbestsin." buyurması da bunu
kuvvetlendirmektedir. Şcvkânî: "Bence vâcib olduğunu söyleyenlerin hiçbir delili
sabit olmamıştır." demiştir.
2.7.8.19. Teşehhüdden Sonra Selâmdan Önce Duâ Okumak
Teşehhüdden sonra, selâmdan önce dünya ve âhiret İçin dilediği hayırlı duayı
okumak müstehabdır. Abdullah bin Mes'ûd'dan rivayeten: Ncbî aleyhisselam onlara
teşehhüdü öğretti. Sonunda ise: "Sonra dilediğini istemekte serbestsin."
buyurdu. (Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.) Duâ ister Rasûlüllah'dan gelen
dualar olsun ister diğer dualar olsun müs-tehabdır. Ancak rivayet edilen dualar
daha faziletlidir. Bu konuda gelen rivayetlerin bazısını zikrediyoruz:
Ebû Hüreyre'den rivayeten; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu: "Sizden biriniz son teşehhüdü bitirince dört şeyden
Allah'a sığınsın:
"Ey Allah'ım cehennem azabından, kabir azabından, diri ve ölülerin fitnesinden,
Mesîh-i Deccal'ın fitnesinin şerrinden sana sığınırım." desin." (Hadisi Müslim
rivayet etmiştir.)
Aîşe'den rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namazda şöyle duâ
ederdi:
-
"Allah'ım, kabir azabından, Deccal'ın fitnesinden, hayatın ve ölümün fitnesinden
sana sığınırım. Allah'ım günah ve borçlardan sana sığınırım." (Hadisi Buhârî ve
Müslim rivayet etmiştir.)
Ali'den (r.a.) rivayeten; o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
seliem'in namaza kalktığı zaman teşehhüd ile selâm arasında son söylediği şey şu
duadır:
"Allahım, beni affet. Önceki, sonraki, gizlediğim ve açıktan yaptığım, israf
ettiğim, benden daha iyi bildiğin günahlarımı bağışla. Önce sensin. Sonra
sensin. Senden başka ilâh yoktur." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Abdullah bin Amr'dan rivayeten; "Ebûbckir Rasûlüllah'a: "Bana bir dua öğret ki
namazımda o duâ ile duâ edeyim." dedi. Rasûlüllah da şöyle buyurdu:
"Allahım nefsime çok zulmettim. Senden başka günahları affeden yok. Beni
katından bir mağfiretle affet. Bana rahmet et. Muhakkak sen af ve merhamet
edensin." (Hadisi Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.)
Hanzale bin Ali'den rivayeten: Mihcen bin Edra ona bir hadis anlatarak şöyle
demiş: "Rasûlüllah'm mescidine girdim, baktım ki bir adam namazını bitirmiş,
teşehhüde oturmuş şöyle diyordu:
"Ey bir olan, samed olan, doğurmayan ve doğrulmayan, bir benzen olmayan Allahım!
Senden günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Sen muhakkak affeden bağışlayansın."
Rasûlüllah bu adam hakkında, üç defa "muhakkak affoldu" buyurmuştur. (Hadisi
Ahmed, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Şeddâd bin Evs'dcn rivayeten; o şöyle demiştir: Ncbî alcyhisselam namazında
şöyle dua ederdi:
"Allahım, Senden işlerimde sebat ve olgunluğa sabır islerim. Nimetine şükretmek,
Sana güzel ibadet etmek istiyorum. Senden selim bir kalp, doğru bir lisan ve
Senin bildiğin hayırları isliyorum. Yine Senin bildiğin kötülüklerden Sana
sığınıyorum. Bildiğin kötülükler hakkında Sana istiğfar ediyorum." (Hadisi Nesâî
rivayet etmiştir.)
Ebû Mihcen'dcn rivayeten; o demiştir ki: "Ammâr bin Yâsir bir namaz kıldırdı.
Namazı kısa yapınca bunu yadırgadılar. O da onlara; "rükû' ve secdesini tam
yapmadım mı?" dedi. Onlar:"Evct," dediler. Ammar bin Yâsir: "Namazda RasûlüUah'm
yapmış olduğu bir duayı yaptım:
"Gaybı bilen, mahlukat üzerine kudreti olan Allahım! Eğer yaşamayı benim için
hayırlı görüyorsan beni yaşat. Eğer ölümümü benim için hayırlı görüyorsan beni
öldür. Gizli ve açık hallerde Senden korkmayı, gazap ve rıza halinde doğruyu
söylemeyi, fakirlik ve zenginlik halinde azimli olmayı. Senin yüzüne bakma
lezzetini, 'Sana kavuşma arzusunu Senden istiyorum. Zarar verenin zararından,
sapıkların fitnesinden Sana sığınırım. Allahım, iman süsüyle bizi süsle ve bizi
hidayete erenlerin yoluna eriştir." (Hadisi Ahmed ve Nesâî iyi bir senetle
rivayet etmiştir.)
Ebu Salih, sahabeden bir adamdan rivayeten demiştir ki: "Rasûluîlah sallallahu
aleyhi ve sellem bir adama şöyle buyurdu: 'Namazında ne okuyorsun?' 'Tcşehhüd
okuyorum. Sonra "Allahım, Senden cenneti isliyorum ve cehennemden Sana
sığınıyorum." diye dua ediyorum," dedi. Sonra şöyle devam elti: "Ne Eenin
mırıltını ne de Muaz'm mırıltısını güzel işitemiyorum.' Nebî alcyhisselam da:
'Biz de cennet ve cehennem konularında mırıldanıyoruz.'" buyurdu. (Hadisi Ahmed,
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Ibn Mes'ud'dan rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şu duayı ona
öğretti:
"Allahım, kalblerimizi birleştir. Aramızı düzelt. Bizi kurtuluş yoluna hidayet
et. Bizi karanlıklardan aydınlığa çıkar. Kötülüklerin açığa çıkanından ve gizli
olanından bizi sakındır. Bizim işitmemizi, görmemizi, kalblerimizi, eşlerimizi
ve zürriyetimizi bereketli kıl. Tevbelerimizi kabul et. Çünkü Sen tevbeleri
kabul eden ve acıyansın. Bizi nimetlerine şükre-denlerden kıl. Nimetlerini öven,
onları kabul edenlerden eyle. Ve nimetlerini bize tamamla." (Hadisi Ahmed, Ebû
Dâvûd rivayet etmiştir.)
Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah ile
beraber oturuyorduk. Bir adam ayakta namaz kılıyordu. Rüku' ettikten sonra
teşehhüde oturdu. Duasında şöyle diyordu:
"A ilahım, senden istiyorum, muhakkak hamd Sanadır. Senden başka ilâh yoktur.
Sen bol bol verensin. Gökleri ve yeri güzel yaratan. Büyüklük ve ikram sahibi,
Hay ve Kayyum olan Sensin. Senden istiyorum." Rasûlüllah aleyhisselam ashabına:
'Ne ile dua etti, biliyor musunuz?' As-hab; 'Allah ve Rasûlü daha iyi bilir,'
dediler. Rasûiüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem: 'Muhammed'in nefsini, elinde
tutan Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın büyük ismiyle dua etti. O isimle duâ
edildiği zaman duası kabul olur. O isimle istendiği zaman istenen şey verilir.'
buyurdu. (Hadisi Nesâî rivayet etmiştir.)
Umeyr bin Sa'd'dcn rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Ibn Mes'ûd
namazda bize teşehhüdü öğretirken şöyle derdi: 'Biriniz teşehhüdü bitirince
şöyle desin:
"Allahtm, bildiğim ve bilmediğim hayrın hepsini Senden istiyorum. Bildiğim,
bilmediğim şerrin hepsinden Sana sığınıyorum. Allahım, salih kullarının Senden
istediği hayrı istiyorum. Allahım salih kullarının Sana sığındığı kötülüklerden
Sana sığınıyorum. Ey Rabbim, dünyada ve ahi-rette bize iyilikler ver ve bizi
cehennem azabından koru." Sonra da; 'nebiler ve salih insanlardan herkes bu
duanın kapsamına girer" diye açıkladı." (Hadisi Ibn Ebî Şeybe, Saîd bin Mansûr
rivayet etmiştir.)
2.7.8.20. Selâmdan Sonra Zikr ve Dualar
Rasûiüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem'den, selâmdan sonra bazı zikr ve dualar
varid olmuştur. Namaz kılanın bu duaları yapması sünnettir, işte bir kaçı:
Sevban (r.a.)'dan rivayeten: "Rasûiüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem namazını
bitirince üç defa "estağfırullah" der. Sonra:
"Allahım, selâm Sensin, ve selam (emniyet) da Sendendir. Senin şa nın yücedir,
ey Celâl ve ikram Sahibi!" derdi." (Hadisi Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd,
Ibn Mâce rivayet etmiştir. Müslim'de şu da vardır: "Vclid: 'Evzai'ye, "istiğfar
nasıl olacak?" diye sordum. O da:
"Allah'tan bağışlanma isterim. Allah'tan bağışlanma isterim. Allah'tan
bağışlanma isterim," diye cevap verdi' dedi.")
Muâz bin Ccbel'dcn rivayeten: 'Rasûiüllah aleyhisselam bir gün elini tutarak
şöyle buyurdu: "Ya Muaz, ben seni seviyorum." Muaz: "Annem, babam sana feda
olsun ya Rasûlallah; ben de seni seviyorum." dedi. Rasûiüllah da: "Ey Muaz, her
namazın sonunda:
"Allahım seni zikretmede, şükretmede ve sana güzel ibadet etmede bana yardımcı
ol." demeyi asla terketmemeni sana tavsiye ederim." buyurdu. (Hadisi Ahmed, Ebû
Dâvûd, Nesâî, Ibn Huzeyme, Ibn Hibban, Hakim rivayet etmiş, Hakim, "Buhârî ve
Müslim'in şartlarına göre hadis sahihtir," demiştir.)
Ebû Hureyre'den rivayeten: Rasûiüllah şöyle buyurmuştur: "Duada başarılı olmayı
ister misiniz? Şöyle deyiniz:
"Allahım seni zikretmeye, şükretmeye ve sana güzel ibadet etmeye
bize yardım et." (Hadisi Ahmed iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
Abdullah bin Zübeyr'den rivayeten; o demiştir ki: "Rasûlüllah her
namazın sonunda selâm verince şöyle derdi:
"Allah'tan başka ilâh yoktur. Onun ortağı yoktur. Mülk ve hamd onundur. O her
şeye kadirdir. Güç ve kuvvet Allah'ındır. Ondan başkasına ibadet etmeyiz. Nimet,
fazilet ve iyi övgü sahibidir. Allah'dan başka ilâh yoktur. Halis olarak din ona
aittir. Kâfirler istemeseler de." (Hadisi Müslim, Alımed, Ebû Dâvûd, Ncsâî
rivayet etmiştir.)
Muğire bin Şu'bc'den rivayetcn: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scl-lem her
farz namazın sonunda şöyle derdi:
"Allah'tan başka ilah yoktur. Onun ortağı yoktur. Mülk ve hamd Onadır. O herşeye
kadirdir. Allahım senin verdiğini kimse engelleyemez. Senin engellediğini kimse
veremez. Senin verdiğin şereften başka kimsenin faydası olmaz." (Hadisi Buhârî,
Müslim, Ahmed rivayet etmiştir.)
'Ukbe bin Âmir'den rivayetcn; o demiştir ki: "Rasûlüllah her namazın sonunda
Felâk ve Nas sûrelerini okumamı emretti." Ahmed ve Ebû Davud'un lafzı ise
şöyledir: "Kul hüve'llahu, Felak ve Nâs sûrelerini okurdu." (Hadisi Buharı ve
Müslim rivayet etmiştir.)
Ebû Ümâmc'den rivayeten: "Ncbî aleyhisselam şöyle demiştir: 'Kim her namazın
sonunda âyet'el-kürsfyi okursa, cennete girmesini, hayatta kalmasından başka
hiçbir şey engelleyemez." (Hadisi Ncsâî, Taberânî rivayet etmiştir.) Ali
(r.a.)'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
'Kim farz namazların sonunda âyet'el-kürsî'yi okursa diğer namaza kadar Allah'ın
korumasında olur.'" (Hadisi Taberânî iyi ve güzel senetle rivayet etmiştir.)
Ebû Hureyrc'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: "Her kim, namazın sonunda oluzüç defa teşbih, otuzüç defa hamd,
otuzüç defa tekbir getirirse toplamı doksandokuz yapar, sonra yüzüncüde: (Lâ
ilahe illallahu vahdehû la şerike leh. Lehü'l-mülkü ve lehü'lhamdü ve hüve 'ala
külli şey'in gadîr.) "Allah'dan başka ilâh yoktur. Ortağı yoktur. Mülk ve hamd
onundur. O her şeye kadirdir." derse hataları deniz köpüğü kadar da olsa yine af
olunur. (Hadîsi Buharı, Müslim, Ahmed, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Ka'b b. Ucre'nin rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
demiştir: "Öyle teşbihler vardır ki, onları söyleyenler veya her farz namazdan
sonra yapanlar kaybetmezler: Otuzüç teşbih, oluzüç hamd, otuzüç tekbir." (Hadisi
Müslim rivayet etmiştir.)
Sumeyye'nin Ebû Salih'den, onun da Ebu Hureyre'den rivayetine göre; muhacirlerin
fakirleri Rasûlüllah'a gelerek dediler ki; "Çok malı olanlar dereceleri ve
devamlı nimetleri alıp götürdüler." Rasûlüllah: "Ne yapıyorlar?" diye sordu.
Onlar; "Bizim gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar, sadaka
veriyorlar. Fakat biz sadaka veremiyoruz. Köle azad ediyorlar. Fakat biz
edemiyoruz." Rasûlüllah: "Sizi geçenlere kavuşacağınız, sizden sonrakileri
geçeceğiniz, sizin gibi yapmadıkça hiçbir kimsenin sizden fazla faziletli
olamayacağı bir şeyi size öğreteyim mi?" Onlar; "evet ya Rasûlallah" dediler.
Rasûlüllah: "Her namazın sonunda otuzüç defa Allah'ı teşbih, tekbir ve tahmid
edin" buyurdu. Daha sonra muhacirlerin fakirleri Rasûlüllah'a gelerek: Mal
sahibi kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitip aynısını yapıyorlar." dediler.
Rasûlüllah: "Bu Allah'ın bir fazlıdır. Onu dilediğine verir." buyurdu. Sümcyyc
şöyle dedi": "Bu hadisi ailemden bazılarına okuyunca; bana yanıldığımı, otuzüç
lesbih, otuzüç tahmid, otuzdört tekbir getirmemin bana dendiğini söylediler. Ebû
Salih'e giderek durumu anlattım. O da elimden tutarak: "Hcrbiri otuzüçe
ulaşıncaya kadar, "Allahuekber," "sübhânallah," "elhamdülillah" de." diye
söyledi." (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet eJrniştir.)
Yirmibeş teşbih, yirmibeş hamd, yirmibeş tekbir de söylemek sahih olup, "Lâ
ilahe flla'llahu vahdehû lâ şerike leh, Lehûl-mülkü ve lehûl-hamdü ve hüve alâ
külli şey'in gadîr." cümlesi de yirmibeş defa söylenerek yüz tamamlanır.
Abdullah bin Amr'dan Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu
rivayet edilmiştir: "İki haslete devam eden kimseyi o hasletler cennete sokar.
Bunlar kolaydır. Ancak az kimse bunları yapabilir." Ashâb; "onlar nedir ya
Rasûlallah" deyince: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Her namazın
sonunda, onar onar "elhamdülillah." "AHahu
ekber" ve "sübhânallah" demektir. Yatağına geldiği zaman, yüz defa tekbir,
teşbih ve tahmid okur. Lisanla yapılan bu dualar ikiyüzelli yapar. Mizanda ise
ikibinbeşyüz yapar. Hanginiz bir gün bir gecede ikibinbeş-yüz kötülük
yapabilir?" dedi. Ashâb: "Peki niye bunları az kişi yapabilir?" diye sorunca
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: "Namazda iken size şeytan
gelerek şu şu ihtiyacınız olduğunu hatırlatır ve kişi bunları söylemeden kalkar.
Yatağa girdiği zaman şeytan onu uyutur ve bunları söyleyemez." Abdullah bin Amr:
"Rasûlüllah'm bu teşbihleri parmağıyla saydığını gördüm." demiştir. (Hadisi Ebû
Dâvûd, Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî "hadis, hasen, sahihtir" demiştir.) Ali
(r.a.)'den ri-vayeten: Fatima ile beraber bazı işlerini hafifletmek için
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den hizmetçi istediler. Nebî aleyhisselam
bu işten kaçındı. Sonra onlara şöyle dedi: "Benden istediğinizden daha
hayırlısını size vereyim mi?" Onlar, "evet" dediler. Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve scîlem: "Cebrail'in bana öğrettiği kelimelerdir ki; her namazın
sonunda on teşbih, on tahmid, on tekbir, yatağınıza gittiğiniz zaman otuzüç
teşbih, oluzüç tahmid, otuzüç tekbir gelirin." Ali (r.a.): "Vallahi, Rasûlüllah
bunları bana öğrettikten sonra hiçbir zaman onları terketmedim." demiştir.
Abdurrahman bin Gânem'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: "Kim sabah ve akşam namazlarından ayrılmadan ayaklarını büker ve on
kerre:
"Allah'tan başka ilâh yoktur. Yalnız o vardır. Ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd
onundur. Hayır onun elindedir. Diriltir ve öldürür. Ve o her şeye kadirdir."
derse, o kimseye her birisi için on iyilik yazılır ve on kötülük silinir, o
kimse için on derece yükseltilir. Her mekruhtan ve kovulmuş şeytandan korunmuş
olur. Şirkten başka hiçbir günah onu helak edemez. Amel bakımından insanların en
faziletlisi olur. Ancak bu amel de, onun dediğini deyip ondan fazla yapanlar
hariç." (Hadisi Ahmed rivayet etmiş, Tirmizî "biyedihi'1-hayr" ifadesini
zikretmeden hadisi rivayet etmiştir.)
Müslim bin Haris'den yapılan rivayete göre, o da babasından rivayeten demiştir
ki; "Rasûlüllah bana şöyle buyurdu: "Sabah namazını kıldığm zaman insanlarla
konuşmadan, yedi kerre: "Allahım beni cehennemden koru" de. Eğer o gün ölürsen
Allah seni cehennemden korur. Akşam namazım kıldığın zaman insanlarla konuşmadan
yedi kere:
"Allahım senden cenneti istiyorum. Beni cehennemden koru." derse, o gece öldüğü
zaman Allah onu cehennemden korur." (Hadisi Ahmcd ve Ebû Dâvûd rivayet
elmiştir.)
Ebû Hâtim'in rivayetine göre Nebî aleyhisselam namazından döndüğünde şöyle
derdi:
"Allahım, koruyucum olan dinimi benim için salih kıl, hayatımı temin ettiğim
dünyamı ıslah et. Allahım, gazabından rızana, cezandan affına ve senden sana
sığınıyorum. Senin verdiğine engel olacak, engel olduğunu verecek kimse yoktur.
Zenginin, zenginliği de senin katında fayda vermez."
Buharı ve Tirmizî'nin rivayetine göre Sa'd bin Ebî Vakkas, öğretmenlerin
çocuklara yazı yazmayı öğrettiği gibi o da çocuklarına şu kelimeyi öğretir ve
şöyle derdi: Rasûlüllah bu kelimelerle her namazın sonunda Allah'a sığınırdı:
"Allahım, cimrilikten, korkaklıktan, ömrüm uzayıpta perişan olmaktan, dünya
fitnesinden ve kabir azabından sana sığınırım."
Ebû Dâvûd ve Hakim'in rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselam her namazın
sonunda şöyle derdi:
"Allahım, bedenime, işitmeme, görmeme afiyet ver. Allahım, küfür ve fakirlikten
sana sığınırım. Allahım, kabir azabından sana sığınırım. Senden başka ilâh
yoktur."
imam Ahmcd, Ebû Dâvûd, ve Nesâî'nin, içinde Dâvûd-u Tafavî'nin de bulunduğu
zayıf bir senetle Zeyd bin Erkam'dan rivayet ettiklerine göre, Rasûlüllah
sallaliahu aleyhi ve selîem her namazın sonunda şöyle derdi:
"Allahım, sen bizim Rabbimizsin ve herşeyin Rabbisin.. Ben şahidim ki sen yalnız
olarak Rabsın, ortağın yoktur. Allahım, sen bizim ve her şeyin Rabbisin. Ben
şahidim ki, Muhatnmed senin kulun ve Rasûlündür. Allahım, sen bizim ve herşeyin
Rabbisin. Ben şahidim ki tüm kulların kardeştir. Allahım, sen bizim ve herşeyin
Rabbisin. Beni ve ailemi dünya ve ahiretleki her saatte sana ihlaslı kıl. Ey
celâl ve kerem sahibi, emrini dinliyorum ve icabet ediyorum. Allah en büyüklerin
büyüğüdür. Yerlerin ve göklerin nurudur. Allah en büyüklerden büyüktür. Allah
bana yeter. Ne güzel vekildir O. Allah en büyüklerden büyüktür."
Ahmed, lbn Şcybe, ve îbn Mâce'nin, zincirinde meçhul bir râvi bulunan bir
senetle Ümmü Seleme'den rivayet ettikleri hadîse göre. Ncbî aleyhisselam sabah
namazını kıldığı zaman selâm verdiğinde şöyle derdi:
"Allahım senden, fayda veren ılım, geniş rıztk, kabul olan amel istiyorum."
İslami Okul Okulların En Önemlisi