Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 09 Savinnamazi - Fikhussunne

 Namazın Şekli

Namazın şekli ve sıfatına ait Rasûlüllah sallalİahu aleyhi ve sel-lem'den pekçok hadis gelmiştir. Biz burada iki hadisi zikretmekle yetineceğiz. Birincisi Rasûlüllah sallalİahu aleyhi ve sellem'in fiilî sünnetidir, ikinci hadis ise kavlî sünnetidir.
1- Abdullah b. Ganem'den rivayeten: "Ebû Mâlik'il-Eş'arî, kavmini toplayarak onlara 'Ey Eş'arîler topluluğu, toplanın! Hanımlarınızı ve çocuklarınızı da toplayın! Size Nebî aleyhisselam'ın Medine'de bize kıldır-

(7) Bakara: 115.
(8) Bakara: 239.

mış olduğu namazı öğreteyim,' dedi. Onlar toplandılar, hanım ve çocuklarını da topladılar. Ebû Malik abdest alarak onlara nasıl abdest alınacağını tek tek gösterdi. Sonra gölgeler kısalıp, fey'i zevâl'e erince kalkıp ezan okudu. Önce erkekleri, ardından çocukları, daha sonra da kadınları saf
ederek, namaz için kamet getirdi. Sonra öne geçip, ellerini kaldırarak tekbir aldı. Fatiha'yı ve kolayına gelen bir sûreyi okudu. Sonra tekbir alarak rüku'a gitti. Rüku'da üç defa "Sübhânallahi ve bi-hamdihi" dedi. Sonra "Semi'allahu limen hamideh" diyerek tam doğruldu. Sonra tekbir alıp secde etli. Sonra tekbir alarak başını kaldırdı. Sonra tekbir aldı secdeye gitti, sonra tekbir aldı, ayağa kalktı. Böylece birinci rck'atla altı tekbîr almış oldu. İkinci rek'ate kalkınca tekbir aldı. Namazı bitirince cemaate yüzünü dönerek, 'tekbirlerimi ezberleyin, rüku' ve secdelerimi öğrenin. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bize kıldırdığı namaz budur,' dedi. Sonra Rasûlüllah'm, namazı bitirince yüzünü insanlara çevirerek şöyle buyurduğunu anlattı: 'Ey insanlar1. Dinleyin ve aklınızı kullanın! Bilin ki, Allah'ın nebî ve şehid olmayan kulları vardır ki, nebiler ve şehidler onların yerlerine ve Allah'a olan yakınlıklarına imrenirler.' Uzaktan bir bedevi geldi ve eliyle Rasûlüllah'i işaret ederek şöyle dedi: 'Yâ nebiyycllah! İnsanlar onların yerlerine ve Allah'a olan yakınlıklarına imrenirler, öyle mi? Onları bize tanıt ya Rasûlallah!' Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, arabinin bu sorusundan dolayı yüzü parıldadı ve şöyle buyurdu: 'Onlar insanların attığı, kabilelerin attığı aralarından akrabalık bağı bulunmayan, Allah için birbirlerini severek saflaşan kimselerdir. Allah da onlar için kıyamet günü nurdan minberler koyar, üzerine otururlar. Yüzlerini ve elbiselerini nur yapar, insanlar kıyamet günü korkarken, onlar korkmazlar. İşte bunlar kendileri için korku ve üzüntü olmayan Allah dostlarıdır.'" (Hadisi Ahmed ve Ebû Ya'lâ hasen bir senetle rivayet etmiştir. Hâkim ise hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiştir.)
2- Ebu Hüreyre'den rivayeten, o şöyle demiştir: "Bir adam mescide girerek namaz kıldı. Namazı bittikten sonra Nebî aleyhisselam'a gelip selam verdi. Nebî aîeyhisselam selamını aldı ve 'git namazını tekrar kıl, çünkü sen kılmadın,' buyurdu. Bu suretle adamı üç kere döndürdü. Bunun üzerine adam: 'Seni hak ile gönderen Zât'a yemin ederim ki bundan daha iyisini yapamayacağım. Bana ne yapmam lâzım geldiğini öğret,' dedi. Bunun üzerine Nebî aîeyhisselam: 'Namaza başlayacağın zaman önce tekbir al, sonra Kur'ân'dan okuyabildiğini oku, sonra iyice rüku' et ve tam doğruluncaya kadar başını kaldır. Ondan sonra güzelce secde et, sonra
tam oturuncaya kadar kalk. Yine güzelce secde et, sonra bütün namazlarında da böyle yap,' buyurdu." (Hadisi Buharı, Müslim ve Ahmed rivayet eimiştir. Bu hadis'e "Yanlış namaz kılanın hadisi" denir.) Namazın sıfatı hakkında Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in söz ve fiilinden gelenlerin özeli budur. Biz farzlarla sünnetlerin arasını ayırmak için bunları böylece özetlemiş olduk.

2.7.7. Namazın Farzları

Namazın hakikatini ortaya koyan bir takım farz ve rükunları vardır. Bunlardan bir tanesi olmayacak olsa namaz tahakkuk etmeyip şer'an namaz sayılmaz. Bunların açıklaması aşağıdadır:
\-Niyet
Allah Tealâ şöyle buyuruyor: "Halbuki onlar ancak Allah'a Mas sahipleri olarak ve dini O'na ait kılarak ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar."(9) Rasûlüliah sailallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Ameller ancak niyetlere göredir. Herkese de sadece niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah ve Rasûlüne ise, onun hicreti Allah ve Rasûlünedir. Kimin hicreti elde etmek islediği dünyaya ve nikahlayacağı kadına ise, bu kimsenin hicreti de onlardan birinedir." (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.) Bu hadisin özü abdestte geçmişti.
Niyeti lisanen yapmak: îbn Kayyım "Îğâset'ül-Lehfân" isimli kitabında der ki: "Niyet bir şeye kastetmek ve karar vermektir. Niyetin yeri kalptir. Lisanla asla ilişkisi yoktur. Niyet hakkında Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den ve sahabeden lisanen söylendiğine dair bir rivayet gelmemiştir. Taharet ve namazın başlangıcında sonradan uydurulan niyet şekilleri, vesvese sahiplerine şeytanın telkin ettiği bir zorluktur. O gibi sözlerle şeytan onları orada bekletiyor ve onlara azab ediyor. Niyeti düzeltmek için onları uğraştırıyor. Namazla hiç bir ilişkisi olmadığı halde onu sözle söylemek İçin kendini zorluyor. Görürsün ki bazıları niyeti tekrar edip durmaktadır."
2- Ifıitah Tekbiri
Ali (r.a.)'nin rivayet ettiği hadise göre, Rasûlüllah aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Namazın anahtarı temizlik, başlangıcı tekbir, bitişi ise selamdır." (Hadisi Şafiî, Ahmed, Ebû Dâvûd, îbn Mâce Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisin bu mevzuda en sağlam ve hasen hadis olduğunu
(9) Beyyine: 5.
söylemiştir. Hakim ve îbn Seken de hadisi sahihlemişlerdir.) Geçen iki hadisle Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in fiili ve sözüyle namaz sabit olduğu gibi, Ebû Humeyd'in hadisi ile de "Allahü ekber" sözü tayin edilmiş olmaktadır: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namaza kalktığı zaman tam doğrularak, başını kaldırdı. Sonra 'Allahu ckber' dedi." (Bu hadisi Îbn Mâce rivayet etmiş, Ibn Hibban ve Îbn Huzcyme sahihle-mişlir.) Müslim'in şartı üzere Bezzar'ın sahih bir senetle naklettiği hadis de bunun gibidir. Ali (r.a.)'dan rivayelen Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namaza kalktığı zaman "Allahu Ekber" derdi. Tabcrani'ye göre "Yanlış namaz kılanın hadisi"nde geçtiği üzere "Allahu ekber" denilmelidir.
3- Farz Namazda Ayakta Durmak.
Farz namazlarda gücü yeten kimsenin ayakta durması kitap, sünnet ve icma ile vaciptir. Allah Tealâ şöyle buyuruyor: "Namazlara ve orta namaza devam edin, gönülden boyun eğerek Allah için namaza kalkın."^) Ömer b. Husayn'dan rivayeten, o demiştir ki; "Bende basur hastalığı vardı. Rasûlüüah saîlallahu aleyhi ve sellem'e 'namazı nasıl kılayım?' diye sordum. Cevaben buyurdu ki; 'Ayakta kıl, eğer gücün yetmezse oturarak kıl, yine gücün yetmezse bir tarafa dayanarak kıl.'" (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.) Alimler namaz esnasında ayaklan ayırmanın müstehap olduğunda ittifak etlikleri gibi, bunda da ittifak etmişlerdir.
Nafile Namazlarda Ayakta Durmak
Nafile namazları, ayakta durmaya gücü yetse bile oturarak kılmak caizdir. Ancak ayaktakinin sevabı oturarak kılmandan daha çoktur. Abdullah b. Ömer'den rivayeten, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu bana anlatıldı demiştir: "Kişinin oturarak kılması, namazın yarısıdır." (Hadisi Buhari, Müslim rivayet etmiştir.)
Farzlarda Ayakta Durmaktan Aciz Kalmak
Namaz kılan, farz namazlarda ayakta durmaktan aciz kalırsa, gücü yettiği gibi namaz kılar. Çünkü Allah hiçbir kimseye gücü yeteceğinden başkasını teklif etmemiştir. Bu kimseye namazın sevabı noksansız olarak verilir. Ebû Musa'dan rivayeten; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kul hasta veya seferi olduğu zaman, sağlam ve mu-

(10) Bakara: 238.

kim olduğu zamandaki yaptığının sevabı kendisine verilir." (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.)
4- Farz ve Nafilelerin Her Rek'atinde Fatiha Okumak
Her rek'atte Fatiha'yı okumanın farziyyeti hakkında sahih hadisler
vardır. Bu sahih hadisler var olduğu müddetçe ihtilafa ve münakaşaya yer
yoktur. Bu hadisleri aşağıya alıyoruz:
a) Ubâde bin Sâmil'dcn rivayeten; Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Faliha'yı okumayanın namazı yoktur." (Bu hadisi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, Ibn Mâce rivayet etmiştir.)
b) Ebû Hüreyre'den rivayeten Rasûlüllah sailallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim bir namaz kılar da namazda Fatiha'yı okumazsa onun namazı noksandır. Yani tamam değildir." (Bu hadisi Buharî, Müslim, Ahmed rivayet etmiştir.)
c) Yine Ebû Hüreyre'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Fatihanın okunmadığı namazı yeterli görmeyiz." (Hadisi Ibn Huzeyme sahih bir senetle rivayet etmiş, Ibn Hibbân ve Ebû Hatim de rivayet etmişlerdir.)
d) Dârekutnî'nİn sahih bir senetle rivayet ettiği hadis, "Fatiha okumayan kimsenin namazı yeterli değildir," şeklindedir.
e) Ebû Sa'îd'den rivayeten, o; "Biz Fatiha'yı ve kolayımıza gelen ayetleri okumakla emrolunduk," demiştir. (Hadisi Ebû Dâvûd, Hafız ve Ibn Seyyid'innâs rivayet etmiş, 'bu hadisin senedi sahihtir,' demiştir.)
f) "Namazını yanlış kılanın hadisi"nin bir rivayetinde; "Sonra Fatiha'yı oku, sonra her rek'atta böyle yap," denmektedir.
g) Nebî aleyhi sselam'dan sabit olan şekle göre o farz ve nafilelerin her rek'atinde Fatiha okurdu. Bunun aksi sabit olmamıştır. İbadetlerde gerekli olan Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e uymaktır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Benim namaz kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılınız." (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.)

Namazda Besmele Çekmek

Nemi süresindeki Besmele'nin ayetin bir kısmı olduğunda alimler ittifak etmiştir. Surelerin başında gelen her Besmele'nin ayet olup olmadığında ihtilaf ederek üç meşhur görüşe ayrılmışlardır:
Birinci görüş: Besmele Faliha'dan ve her bir sûreden bir ayettir. Bu durumda Besmele'nin Fatiha'nm başında okunması vaciptir. Besmele'nin hükmü gizli ve açık okunan Fatiha'nin hükmüdür. Bu görüşün en kuvvetli delili Na'îm'ul-Mücemmir'in hadisidir. Bu zat, "Ebû Hüreyre'nin arkasında namaz kıldım, önce 'Bismillahirrahmanirrahim'i okudu, sonra Fatiha'yı okudu." demiştir. (Hadisin devamı vardır.) Hadisin sonunda şöyle demiştir: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki, içinizde Rasûlüllah'in namazına en benzeyen namaz benimkidir." (Hadisi Ncsâî, Ibn Huzeyme, Ibn Hibbân rivayet etmiştir.) Hafız "Fetih" kitabında şöyle demiştir: "Bu hadis Besmele'nin açıktan okunması hususunda en sağlam hadistir."
ikinci görüş: Besmele, iki sûre arasını ayırmak için teberrüken inen müstakil bir ayettir. Fatiha'nın başında okunması caiz, hatta müstehabdir. Açıktan okunması sünnet değildir. Enes'in hadisine göre, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah'in, Ebûbekir, Ömer ve Osman'ın arkasında namaz kıldım, Besmele'yi açıktan okumazlardı." (Hadisi Nesâî, Ibn Hibbân rivayet etmiş; Tahavî Buharî ve Müslim'in şartlarına uygun bir senetle rivayet etmiştir.)
Üçüncü görüş: Besmele Fatiha'dan ve diğer surelerden bir ayet değildir. Besmele'nin nafileler dışında farz namazlarda gizli ve açık okunması mekruhtur. Bu görüş kuvvetli değildir. Ibn Kayyım birinci ile ikinci görüşü birleştirerek şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "Bismillâhirrahmânirrahîm"i bazen açık, bazen gizli okurdu. Gizli okuduğu açık okuduğundan daha çoktur. Şüphe yok ki, her gece ve gündüz beş vakit namazda, hazer ve seferde devamlı olarak besmeleyi açık okumamıştır. Rasûlüllah, raşid halifelerine, ve ashabının çoğunluğuna, besmeleyi gizli de okumuştur."
Kırâeti Güzel Yapamayan Kimsenin Durumu
Hattabi demiştir ki; "Esas olan, Fatiha okumayanın namazının kâfi gelmediğidir. Ancak, ma'kul olan Fatiha'yı güzel okuyabilenin okuması-dir. Eğer namaz kılan Fatiha'yı iyi okuyamazsa, bunun dışında Kur'ân'dan iyi okuduğu ayetler varsa ona gereken Kur'ân'dan yedi ayet miktarı oku-makdır. Çünkü Fatiha'dan sonra en iyi zikr Kur'ân'dan onun kadannı oku-
maktır. Eğer Kur'ân'dan da bir şey öğrenmeye gücü yetmezse tabiatındaki acizlik, lisanındaki bozukluk ve ezberi ey ememc sebebi veya arız olan başka bir hastalık sebebi ile Kur'ân'dan sonra Nebi'mizin Öğrettiği teşbih, tahmid ve tchlil gibi zikirleri okumaya çalışması evlâdır. Rasûlüllah sal-lallahu aleyhi ve sellem'den şöyle rivayet olunmuştur: "Allah'ın kelâmından sonra zikrin en faziletlisi şudur: "Sübhânallah, El-hamdü I i 1— lan, Lâ ilahe illallah, Allahu ekber" "Allah'ı lesbih ederim, hamd Allah'adır, Allah'tan başka ilâh yoklur ve Allah en büyüktür." Hauâbi'nin bu görüşünü Rufa'a b. Rafi'in naklettiği hadis kuvvetlendirmektedir: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seücm bir adama namazı öğretirken şöyle buyurdu: "Eğer Kur'ân'dan biliyorsan oku, bilmiyorsan Allah'a hamd, tekbir, iehlil, sonra rüku' et." (Hadisi Ebu Dâvûd, Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hasen olduğunu söylemiştir. Hadisi Ncsaî ve Beyhakî de rivayet etmiştir.)
5- Rüku'
Rüku'un farz olduğuna dair icma vardır. Allah Tealâ'nın "Ey iman edenler rüku' ve secde edin"{W) ayeti buna delildir.
Rüku' nasıl gerçekleşir? Rüku', ellerin dizlere ulaşmasıyla sadece eğilmek suretiyle gerçekleşir. "Namazım hatalı kılanın" hadisinde geçtiğine göre, rüku'da mutmain olmak gerekir: "Rüku halinde mutmain oluncaya kadar eğil." Ebû Katade'dcn rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Hırsızların en kötüsü namazından çalandır." Ashab: "Ya Rasûlallah! Bir kimse namazından nasıl çalar?" diye sordular. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Rüku' ve secdesini tam yapmaz veya rüku' ve secdede belini tam düzeltmez," buyurdu. (Hadisi Ahmed, Taberanî, Ibn Huzeymc, Hakim rivayet etmiş, Hakim hadisin isnadının sahih olduğunu söylemiştir.) Ebû Mes'üd'il-Bedri'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Rüku' ve secdede belini tam dü-zeltmeyenin namazı yeterli değildir" buyurmuştur. (Hadisi Buharî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ncsâî, Ibn Huzeyme, Ibn Hibbân, Taberanî, Beyhakî rivayet etmiş, Beyhakî 'hadisin senedi sahihtir,' demiştir. Tirmizî ise 'hadis, hasen sahihtir,' demiştir.) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem'in ashabından ve ondan sonrakilerden ilim ehli, rüku' ve secdede belin tam doğrulması gerektiği görüşündedirler. Huzeyfe'den şöyle nakledilmiştir: "Rüku' ve secdeyi tam yapmayan bir adamı gördü de ona 'Sen kılmadın; eğer ölürsen, Allah'ın Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'i

(11) Hac: 77

gönderdiği fıtratın dışında olarak ölürsün,' dedi." (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.)
Rüku'dan Kalkmak ve Tam Dengeleninceye Kadar Doğrulmak Ebû Humeyd, Rasûlüilah saİlallahu aleyhi ve sellem'in namazını tanıttığı bir hadiste şöyle demiştir: "Rasûlüllah rüku'dan başını kaldırınca, sırı kemikleri yerine gelinceye kadar tam doğrulurdu." (Hadisi Buharî, Müslim rivayet etmiştir.) Nebi aleyhisselam'dan rivayeten Aîşc (r.a.) şöyle demiştir: "Rüku'dan başını kaldırdığı zaman, ayakla lam doğrulmadan secde etmezdi." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sonra lam dengeleninceye kadar kalk." (Hadisi Buharî, Müslim rivayet etmiştir.) Ebû Hüreyre (r.a.)'dcn rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Rüku' ve secde arasında belini düzeltmeyen adamın namazı dikkate alınmaz," buyurdu. (Hadisi Ahmed rivayet etmiş, Ibn Münzir hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiştir.)
6- Namazda Secde
Secdenin farziyeti hakkında Kur'ân'dan deliller daha önce geçti. Rasûlüllah "namazını hatalı kılan "a secdeyi açıklamıştır. "Sonra tamyerleş-mek sureliyle secde el, sonra tam oturunc.aya kadar başını kaldır. Sonra tam yerleşinceye kadar secde et." Birinci secde ve ondan kalkmak, sonra ikinci secde ve bunlarda lam yerleşmek -farz olsun, nafile olsun- namazların her rek'atinde farzdır.
a- Tam Yerleşmenin Tanımı
Mutmain olmak; azalar, yerine konduktan sonra bir müddet hareketsiz kalmaktır. Durmanın en azını "Sübhânallah" diyecek kadar takdir etmişlerdir.
b- Secde Azalan
Secde azaları yüz, avuçlar, dizler ve ayaklar. Abbas b. Abdüîmutta-lip, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Kul secde ettiği zaman, onunla beraber yedi âzası da secde eder. Yüzü, avuçları, dizleri ve ayaklan." (Hadisi Müslim, Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, Ibn Mâce rivayet etmiştir.) Ibn Abbas'dan rivayeten, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah elbise ve saçları avuçlamamayı; alın, eller, dizler ve ayaklar olmak üzere yedi aza üzerine secde etmeyi emretmiştir." Bir rivayette Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yedi aza üze-
rine secde etmekle emrolundum: (Eliyle burnunu İşaret ederek) alın, eller, dizler ve ayakların uçları." (Hadisi Buharî, Müslim rivayet etmiştir.) Bir rivayetle "Yedi şey üzere secde etmekle, elbise ve saçları avuçlamamakla emrolundum. Onlar alın, burun, eller, dizler ve ayaklardır." Müslim ve Nesâî Ebü Humeyd'den rivayeten; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem secde ettiği zaman burnunu ve alnını yere yerleştirirdi," demiştir. Ebû Dâ-vûd ve Tirmizî hadisi sahihlemiş ve: "İlim ehli alnıyla birlikte burnunu yere koyarak amel etmişlerdir," demiştir. Eğer alnı üzerine secde edip bumu üzerine etmezse; ilim ehlinden bir kısmı, 'kifayet eder,' diğer kısmı ise, 'alın ve burun üzerine secde etmedikçe secde olarak kifayet etmez,' demişlerdir.
7- Son Oturuş ve Son Oturuşta "Et-tehiyyâtü" Okuma Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den, son "et-tehiyyâtü" de oturduğu ve teşehhüd okuduğu sabit olmuştur. "Namazını hatalı kılan" hadisinde; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Başını son secdeden kaldırdıktan sonra teşehhüd miktarı oturursan namazın tamam olmuş olur," buyurmuştur. İbn Kudâme şöyle demiştir: "îbn Abbas'dan rivayet olunduğuna göre demiştir ki; Teşehhüd bize farz kılınmadan önce, "es~ selâmü 'ala Mikdile" derdik. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "Es-selâmü ale'flahi..." demeyin; "Et-tehiyyatü li'llahi" deyin" buyurdu." Bu hadis teşehhüdün önce farz değilken sonradan farz olduğuna delalet eder.
Teşehhüd Hakkındaki Rivayetlerin En Sağlamı
Teşehhüd hakkındaki en sahih rivayet İbn Mes'ud'un rivayetidir: "Rasûlüllah ile beraber bir namazda oturduğumuz zaman, 'es-selâmü 'alel'llahi kable "ıbâdihî es-selâmü 'atâjulânin vefulânin' dedik. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem 'Es-selâmu ale'llahi' demeyiniz. Çünkü Allah selâmdır. Fakat sizden biriniz oturduğu zaman şöyle desin:
"Dil ile, bedenle ve mal ile yapılan ibadetlerin hepsi Allah içindir. Ey Nebi, sana selam olsun. Allah'ın rahmeti ve bereketi de senin üzerine
olsun. Selam bizim ve Allah'ın sâlih kullarının üzerine olsun." Böyle dediğiniz zaman yerde ve gökte veya yerle gök arasında ne kadar salih kul varsa hepsine ulaşır.
Eşhedü en-lâ ilahe illâ'llâh ve eşhedü enne Mulıammeden 'abdühû ve rasûlühû. "Sonra duadan beğendiğini seçsin ve onunla dua etsin." (Hadisi; Buharî, Müslim, Tirmizi, Ebu Dâvûd, Ncsâî, İbn Mâce rivayet cımiştir.) Müslim, "Herkes İbn Mes'ud'un teşehhüdünde icma etmiştir." demiştir. Çünkü İbn Mes'ud'un ravileri arasında birbirine muhalif olanlar yoktur. Diğerlerinin ravilerinde ise, ihtilaf vardır. Tirmizî, Hatlabî, İbn Abdilber, İbn Münzir ise, ıcşchhüd hakkında İbn Mes'ud'un teşehhüdünün en sahih hadis olup, İbn Abbas'm teşehhüdünün sıhhat bakımından daha sonra geldiği görüşündedirler.
İbn Abbas, "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bize Kur'ân'i öğrettiği gibi teşehhüdü de Öğreterek şöyle buyurdu demiştir:
"Tüm Mübarek dualar, tüm temiz övgüler Allah içindir. Ey Peygamber, Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Selâm bizim ve Allah'ın salih kullarının üzerine olsun. Allah'tan başka ilah olmadığına Muhammed'in O'nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet ederim." (Hadîsi Şafiî, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî rivayet etmiştir.)
Şafiî şöyle demiştir: "Teşehhüd hakkındaki hadisler değişik olup, bence en iyisi budur. Çünkü en mükemmelidir." Hafız şöyle diyor: "Şafiî'ye kendi seçtiği teşehhüd ile rivayet ettiği İbn Abbas'm teşehhüdü hakkında sorulunca, şöyle dedi: "İbn Abbas'dan sahih olarak gelmiş olup teşehhüdlerin en geniş lafızlısı olduğu için onu seçtim. Bence lafız bakımından diğerlerinden en fazlası ve en genişidir. Bunu almakla birlikte, sahih olan diğer teşehhüdleri seçenleri asla kınamam."
Buradaki diğer teşehhüd İmam Malik'in seçtiği teşehhüddür. Malik, Muvatta'mda Abdurrahman b. Abdülkârî'nin, Ömer b. Hattab'm minberde insanlara teşehhüdü şöyle öğrettiğini duyduğunu, rivayet etmiştir: "Ömer, 'şöyle deyiniz,' diyordu:
"Dil ile yapılan ibadetler Allah içindir. Tüm tezkiyeler Allah içindir. Tüm bedenle ve mal ile yapılan ibadetler Allah içindir. Ey Nebi, Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Selam bizim ve Allah'ın salih kullarının üzerine olsun. Allah'tan başka ilâh olmadığına, Mulıammed'in O 'nun kulu ve Rasûlü olduğuna şchadet ederim."
Ncvcvî, "Tcşchhüd hakkındaki bu hadislerin hepsi sahihtir. Muhad-dişlerin ittifakıyla en sahihi Ibn Mes'ud'un hadisi, sonra ibn Abbas'mki-dir." Şafiî; "Hangi teşehhüdü okursa yeterlidir. Çünkü alimler hepsinin caiz olduğunda icma etmişlerdir." demiştir.
8- Namazdan Selamla Çıkmak
Selamın farz olması Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in söz ve fiiliyle sabit olmuştur. Ali (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Namazın anahtarı temizlik, başlangıcı tekbir, bitişi selamdır." (Hadisi Ahmcd, Şafiî, Ebû Dâvûd, îbn Mâce, Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizî hadisin bu konuda en sağlam ve en güzel hadis olduğunu söylemiştir.) Amir bin Sa'd, babasından şöyle rivayet etmiştir: "Rasûlüllah'ın, yüzünün beyazı görününceye kadar sağa ve sola selam verdiğini gördüm." (Hadisi Ahmcd, Müslim, Nesaî, İbn Mâce rivayet etmiştir.) Vaîl b. Hücr'dcn rivayeten, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah ile namaz kıldım. Sağına selam verdi. 'Es-selâmü 'aleyküm ve rahmetu'llâhi ve berekâtülıû', dedi." demiştir. (Hafız İbn Hacer "Bulûğ'ül-Meram" adlı kitabında hadisi Ebû Davud'un sahih bir senetle rivayet ettiğini söylemiştir.)
Birinci Selamın Vacip, ikincinin Müstehab Oluşu
Cumhur uicma, birinci selamın farz, ikincinin müstehab olduğu görüşündedir. İbn Münzir, "Namazda bir tek selam verenin namazının caiz olduğunda ittifak etmişlerdir," demiştir. Ibn Kudâme, "Muğni" isimli kitabında, "İki selamın vacip olduğu hakkında İmam Ahmed'in kitabında açık bir kayıt yoktur," demiştir. Ancak İmam Ahmed, "iki selâm da Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den sahih olmuştur," demiştir. Böyle demesi, ikinci selamın başkalarının mezhebinde olduğu gibi vacip değil, meşru olduğunu gösterir. Bir rivayetle "Bana en sevimli gelen iki selamdır," sözü
de buna delâlet etmekledir. Aişe (r.a.) Seleme b. Ekva" ve Sehl b. Sa'd; Nebî aleyhisselam'm bir selam verdiğini, muhacirlerin de bir tek selam vermiş olduklarını rivayet etmişlerdir. Yukarıda zikrcutiğimiz haberlerle, nakletmiş olduğumuz sahabe sözleri, iki selamın sünnet ve meşru olduğu birinin ise vacip olduğu noktasında birleşmekledir. Bu görüşün doğruluğuna Ibn Münzir'in zikrettiği vaz geçilmeyen icma da delalet etmekledir. Ncvevî; "Şafiî mezhebi, selef ve halefin cumhuruna göre iki selam sün-ncüir," diyerek, bu sahih hadislere karşı duramayacak zayıf hadisler getirmektedirler. Eğer bu hadisler sahih olsaydı, bu durum, Rasûlüllah'ın, bir selamla yetinmenin de caiz olduğunu, fiiliyle açıklamış olduğuna hamlo-lurdu. Görüşleri hüccet tutulan alimler, bir selamdan başka selamın vacip olmadığına icma etmişlerdir. Eğer vacip o!an bir selamla namazı bitire-cekse, o selamı yüzü kıbleye doğru okuması, müslchab olur. Eğer iki selamla bitirecekse bir selamı sağa, diğerini sola, her selamda, yüzünün bir tarafını yanda duran kişi tarafından görülünceye kadar döndürmesi müstehab olur. Asıl doğru olan şöyle demektir: Eğer iki selamı sağma veya soluna veya önüne verse, veya birinciyi soluna, ikinciyi sağma verse namazı sahih olur. Çünkü iki selam meydana gelmiştir, ancak düzenli yapılmala-rındaki fazileti kazanamamış olur.

2.7.5. Namazın Sünnetleri

Namazın bir takım sünnetleri vardır ki, namaz kılanın, sevabını almak için bunlara devam etmesi müstchabdır. Bu sünnetler şunlardır:

2.7.5.1. Elleri Kaldırmak

Dört yerde elleri kaldırmak müstchabdır:
Birincisi tftitalı Tekbirinde
İbni Münzir, "İlim ehli, namaza başlarken Rasûlüllah sallaİlahu aleyhi ve sellem'in ellerini kaldırdığında ihtilaf etmemiştir," dedi. Hafız İbn Hacer; "namaza başlarken elleri kaldırmayı elli kadar sahabî rivayet etti," demiştir. Cennetle müjdelenmiş sahabiler de bunlar arasındadır. Bcyhakî, Hakîm'den rivayet ederek şöyle demiştir: "Bu sünnetten başka, Rasûlüllah ile dört halifenin, cennetle müjdelenmiş on kişinin ve diğer sahabelerden bir çoğunun (etrafa dağılmış olmalarına rağmen) birleştikleri bir sünnet bilmiyoruz." Beyhaki; "Hocamız Ebû Abdullah böyle demiştir," der.
a- Elleri Kaldırmanın Şekli
Elleri kaldırmanın şekli hakkında birkaç rivayet gelmiştir. Cumhurun kabul ettiği görüşe göre elleri, parmak uçları kulakların üst kısmına, avuçlar kulak yumuşaklarına gelecek şekilde avuçlarını omuz hizasına kaldırmaktır. Ncvevî; "Şafiî rivayetlerin arasım cem'ederek bu görüşe varmış, herkes de bu görüşü beğenmiştir," demiştir. Elleri kaldırırken parmakları uzatmak müstehabdir.
Ebû Hüreyrc'dcn rivayeten; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellcm namaza kalktığı zaman ellerini açarak kaldırırdı." (Hadisi Buharı, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî rivayet elmiştir.)
b- Ellleri Kaldırmanın Zamanı
Eleri kaldırmanın iftitah tekbirine yakın veya önce olması gerekir. Nafi'den rivayeten: "lbn Ömer namaza girdiği zaman tekbir alır, ellerini kaldırır ve bu durumu Rasûlüliah'dan naklederdi" (Hadîsi Buharî ve Nesâî rivayet etmiştir.)
Ebû Dâvûd, yine Nafi'den rivayeten şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem tekbir aldığı zaman omuz hizasına veya buna yakın olacak şekilde ellerini kaldırırdı." (Hadisi Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.) İflitah tekbirinden Önce elleri kaldırmak hakkında îbn Ömer'den Şu rivayet gelmiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem namaza kalktığı zaman ellerini kaldırır, omuz hizasına kadar getirir, sonra tekbir alırdı." (Hadîsi Buharî, Müslim rivayet etmiştir.) Malik bin Huveyris'dcn gelen hadîsde ise; "Tekbir alır sonra ellerini kaldırırdı," şeklindedir. (Hadîsi Müslim rivayet etmiştir.) Bu hadis, tekbirin elleri kaldırmaktan önce olduğunu daha çok göstermektedir. Fakat Hafız lbn Hacer; "Tekbirin elleri kaldırmaktan önce olduğunu söyleyen hiç bir kimse bilmiyorum," demiştir.
Elleri Kaldırmanın İkinci ve Üçüncü Zamanı
Rüku'a giderken ve kalkarken elleri kaldırmak müstehabdır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in böyle yaptığını yirmi iki sahabe rivayet etmiştir. îbn Ömer'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem namaza kalktığı zaman ellerini omuz hizasına gelinceye kadar kaldırır, sonra tekbir alırdı. Rüku edeceği zaman aynı şekilde ellerini kaldırırdı. Rüku'dan kalktığı zaman yine ellerini kaldırır "semi'allahu limen ha-mideh". "Rabbena veleke'l-hamd" derdi." (Hadîsi Buharî, Müslim, Beyhakî, rivayet etmiştir.) Buharî'de şu da vardır: "Secde yapacağı zaman
ve secdeden başını kaldırdığında ellerini kaldırmazdı." Müslim ise; "secdeden kalktığı zaman bunu yapmazdı," yine Müslim'de; "iki secde arasında ellerini kaldırmazdı," şeklinde rivayet olunmuştur. Beyhakî'dc şu da vardır: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem Allah'a kavuşuncaya kadar bu şekilde kılmaya devam elti. lbn Medâyinî şöyle demiştir: "Bu hadis bence halkın uyması gereken bir delildir. Bu hadisi işiten kimsenin onunla amel etmesi gerekir. Çünkü senedinde zayıflık yoktur." Buharî bu meseleyi ayrı bir kitapta toplamıştır. Bu konuda Hasan ve Humeyd bin Hilâl'dcn şu rivayet olunmaktadır: "Ashab üç yerde ellerini kaldırmaktaydı." Hasan, ashabtan hiç kimseyi istisna etmemiştir.
Hancfilcr'in, lbn Mes'ud'un hadisini delil getirerek; "iftitah tekbirinden başka yerde elleri kaldırmak meşrû değildir" demelerine gelince; lbn Mcs'ud; "size Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namaz kıldığı gibi namaz kıldıracağım." demiş ve namaz kılarak ellerini bir defadan fazla kaldırmamıştır. Fakat bu kuvvetli bir görüş değildir. Çünkü hadis imamlarından çoğu bu hadise taan etmişlerdir, lbn Hibbân ise, hadîs hakkında; "bu en iyi haberdir," demiştir.
Küfe ehli, namazda ruku'a giderken ve rüku'dan kalkarken elleri kal-dırmamayı uygun görmüşlerdir. Bu ise üzerinde dönüp durdukları zayıf bir görüştür. Çünkü sahih olduğu faraziyesine teslim olsak bile, bu görüşü iptal eden illetler vardır. Tirmizî açıkça, "bu haber meşhur hadis hududuna yanaşmış olsa bile, sahih hadisle çelişecek güçte değildir," demiştir. "Tenkîh" sahibi, lbn Mes'ud'un, başka şeyleri unuttuğu gibi bu el kaldırma konusunu da unutmuş olabileceğini caiz görmüştür.
Zcyia'î, "Nasb'ur-Râye" isimli kitabında "Tenkîh" sahibi Sa'dru'ş-Şeria'dan naklen şöyle demiştir: "lbn Mes'ud'un tekbir mevzuunu unutmasında bir tuhaflık yoktur. Çünkü lbn Mes'ud, Kur'ân'dan müslümanların ihtilaf etmediği "Felak" ve "Nâs" surelerini unutmuştur. Alimlerin neshe-dildiğinde ittifak ettikleri bazı meseleleri de unutmuştur (tatbik gibi). Yine imamın arkasında iki kişinin nasıl duracağını, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in Arafat'da namazları nasıl cemettiğini unutmuştur. Alimler ihtilaf etmediği halde, secde halinde dirsek ve kolları yere koymayı ve Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in "ve mâ halega'z-zekera ve'1-ünsâ" ayetini nasıl okuduğunu unutmuştur. Namazdaki bu durumları unutan lbn Mes'ud'un rüku'a giderken ve kalkarken elleri kaldırmayı unutması normaldir."
Elleri Kaldırmanın Dördüncü Zamanı
Nafi'; "lbn Ömer ikinci rek'attan kalktığı zaman ellerini kaldırır ve
bunu Rasûlüllah'a nispet ederdi," demiştir. (Hadisi Buharî, Ebû Dâvud ve Nesâî rivayet etmiştir.)
Ali (r.a.), Rasulûllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namazını tarif ederken demiştir ki: "İki secdeden sonra kalktığı zaman ellerini omuz hizasına kaldırır ve lekbir alırdı (Hadisi Ebu Dâvûd, Ahmcd, Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisi sahihlcmişür.) "İki secdeden sonra" demek iki rek'atten sonra kalkmak demektir.
c- El Kaldırma Sünnetinde Kadın ve Erkeklerin Eşit Olduğu Şcvkâni; "Bildiğime göre bu sünnet erkek ve kadınlarda müşterektir. Aralarında fark olduğuna dair bir delil gelmemiştir. Yine kaldırma miktarında erkek ve kadın arasmda fark olduğuna dair bir delil gelmemiştir."
Sağ Eli Sol El Üzerine Koymak

Namazda sağ eli sol el üzerine koymak mendubdur. Bu mevzuda onsekiz sahabi ve onların tabileri Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den yirmi hadis nakletmiştir. Schl bin Sa'd"dan rivayeten: "Herkes, kişinin namazda sağ elini sol eli üzerine koyması için emrediyordu." Ebû Hâzim: "Bu durumu kimsenin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e nisbet ettiğini bilmiyorum," demiştir. (Bu hadisi Buharî, Ahmed ve Mâlik rivayet etmiştir.)
Hafız lbn Hacer ise; "Bu haber Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e isnad edilmiş sayılır," demiştir. "Çünkü bu durum, onu, onlara emredenin Ncbî aleyhisselam olduğuna hamledilir." Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayeten şöyle buyurmuştur: "Biz nebiler topluluğu iftarı acele, sahuru geç yapmak ve namazda sağ elimizi sol eli-miz üzerine koymakla emrolunduk." Cabir'dcn rivayeten, o demiştir ki; "Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, namaz kılan bir adamın yanından geçiyordu, adam sol elini sağ eli üzerine koymuştu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ellerini çözüp sağ elini sol eli üzerine koydu." (Hadisi Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.) Nevevî; "hadisin senedi sahihtir", demiştir, lbn Abdilber ise: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den bunun hilafına bir söz gelmediği gibi, aynı zamanda bu görüşü bütün sahabî ve tabiînin sözüdür. Mâlik, Muvattâ kitabında bu hususu zikrettiği gibi, Aİlah'a kavuşuncaya kadar da buna devam etmiştir." demiştir.

Ellerin Konacağı Yer

Kemâl İbnu'l-Hümâm şöyle demiştir: "Elleri göğüs ve göbek altına
koymanın gereğine dair sahih bir hadîs sabit olmamıştır." Hanefilerce bilinen göbek altında oluşudur. Şafiî'ye göre ise, göğüs üzerine konulur. İmam Ahmed'den bu iki görüş nakledilmektedir. Doğru olan ikisinin de eşit olduğudur. Tirmizi: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından, tabiîn ve daha sonra gelenlerden İlim ehli, namazda kişinin sağ elini sol elinin üzerine koymasını uygun görmüşler, yine bazıları elleri göbek üsıüne, bazıları göbek alıma koymuşlardır. Her iki şekil de onlardan vakî olmuştur," demiştir. Fakat bir takım rivayetler Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ellerini göğsü üzerine koyduğunu ifade etmektedir. Hülb'ut-Tâî'dcn rivayeten, o de'miştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, sağ eli sol eli üzerinde olduğu halde, mafsal üstüne göğsün üzerine koyarken gördüm." (Hadisi Ahmcd rivayet etmiştir. Hadisi Tirmizî hasen saymıştır.) Vâil bin Hucr'dcn rivayeten, o demiştir ki: "Rasûlüllah ile beraber namaz kıldım; sağ elini sol eli üzerinde olduğu halde göğsü üzerine koydu." (Hadisî lbn Huzeyme rivayet ederek sahihlemiş, Ebû Dâvûd ve Ncsâî hadisi şu lafızla rivayet etmiştir: "Sonra sağ elini sol el bilekleriyle, dirseğe kadar olan yer üzerine koydu.") Yani Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, sağ elini solunun bilekten dirseğe kadar olan yerinin üstüne koydu.

2.7.8.3. Yönelme ve Açış Duası

Namaz kılan kişinin iftitah tekbirinden sonra, kırâetten önce Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı dualardan herhangi birisini okuması ve namaza onunla başlaması mendubdur.

Bu duaların bazısı şunlardır:

Ebû Hüreyre (r.a.)'dcn rivayeten, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namazda tekbir aldığı zaman kırâet'den önce birazcık susardı. 'Anam-babam sana feda olsun ya Rasûlallah! Tekbirle kırâet arasındaki susmanda ne diyorsun?' dedim. Buyurdular ki;
"Allahım doğu ile batıyı uzaklaştırdığın gibi, günahlarım ile benim aramı ayır. Allahım beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi hatalarımı te-
mizle. Allahım kar, su ve dolu ile hatalardan beni yıka." (Hadisi Buharî, Müslim, Ebû Davûd, Nesâî, İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Ali (r.a.)'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namaza kalktığı zaman tekbir alır, şöyle derdi:
"Yerleri ve gökleri yaratan Zat'a tevhid inancı üzere müslüman olarak yönümü çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Namazım, kurbanım, yaşamam ve ölümüm ortağı olmayan âlemlerin Rabbine aittir. Bununla emrolundum ve müslümanlardamm. Allahım sen Meliksin, senden başka ilâh yoktur. Sen Rabbimsin, ben kulunum. Nefsime zulmettim, günahlarımı itiraf ediyorum. Günahlarımın hepsini affet. Çünkü senden başka günahları affeden yoktur. Günahlarımı benden uzaklaştır. Senden başka günahları uzaklaştıracak yoktur. Senin taaiın üzerineyim, senin emrine uymaklayım. Hayrın hepsi sendendir. Sende şer yoktur. Ben seni mübarek sayar, ismini yüceltirim; senden af diler, sana tevbe ederim." (Hadisi Ahmed, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Ömer (r.a.)'den rivayeten; o iftitah tekbirinden sonra şöyle derdi:
"Ey Allahım.1 Seni teşbih ederim. Ve sana hamdederim. ismin mübarek ve sânın yücedir. Senden başka ilâh da yoktur." (Hadisi Müslim kopuk bir senetle rivayet etmiştir.) Dârekutnî; senedi eklediyse de
Ömer'in sözü olarak rivayet etmiştir, tbn Kayyım: "Ömer'in, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in mihrabında bu duayı açış duası olarak ve insanlara öğretmek için aşikâre okuduğunu sahih olarak öğrenmiş bulunuyoruz. Bu şekliyle Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e ref edilmiş sayılır," demiştir. Böyle olduğu için İmam Ahmed: "Bana gelince; Ömer'den rivayet edilene uyuyorum. Kim rivayet edilenlerin birine uyarsa iyi yapmış olur," demiştir.
Asım bin Humeyd'dcn rivayeten, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sal-laltahu aleyhi ve sellem gece namazlarına başlama duası olarak neyi okurdu?" diye Aîşe (r.a.)'ye sordum. Aîşe (r.a.): "Daha önce kimsenin bana sormadığı bir şeyi sordun. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namaza kalktığı zaman on defa "Allahu ekber", on defa "el-hamdü li'llah", on defa "sübhâne'llah" on defa "lâ ilahe illâ'llah", on defa "estağfiru'llah", der ve:
"Allahümm'agfirlî ve'hdint, ve'rzugnt ve "afinî ve yete'ûzü min day-gı'l-megâmi yev me'I-gıy âmeli.)
"Allahım beni affet, beni hidayet et, beni mıhlandır, bana afiyet ver ve beni kıyametin dar yerinde koru." buyurdu,' demiştir." (Hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî rivayet etmiştir.)
Abdurrahman bin Avf (r.a.)'dan rivayeten; o şöyle demiştir: "Aîşe'ye sordum: 'Nebî sallallahu aleyhi ve selİem geceleyin namaza kalktığında, namazına hangi duayla başlardı?' Aîşe şöyle dedi: "Geceleyin kalktığında namazına şöyle başlardı:
"Ey Cebrail'in, Mikail'in ve İsrafil'in Rabbi olan, gökleri ve yeri yoklan var eden, görünen ve görünmeyeni bilen Allahım! İhtilâf ettikleri şeylerde kullarının arasında hüküm veren Sen'sin. Üzerinde ihtilaf edilen hakk'a kendi izninle beni hidayet et. Dilediğini Sırât-ı Müstagîm'e hidayet eden Sen'sin." (Hadisi Müslim, Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve Ibn Mâce rivayet etmiştir.)
Nâfı" bin Cübeyr bin Mut'im, babasından rivayeten şöyle demiştir: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in nafile namazda şöyle dediğini işittim: "Üç kene "Allahu ekber kebîrâ" (Allah en büyüktür), üç kene "ve'l-hamdü lillâhî kesîrâ" (Allah'a çok hamdolsun), üç kene "Sübhânallahi bükralen ve asîlâ" (Sabah-akşam Allah'ı teşbih ederim). Daha sonra:
"Ey Allahım! Kovulmuş şeytandan, onun üflemesinden, tükürmesinden ve ısırmasından Sana sığınırım."
"Rasûlüllah saüallahu aleyhi ve sellem'c sordum: 'hemzühû, nefsühû ve nefhühû nedir?' Şöyle cevap verdi: 'Hemzühû demek, ademoğlunun yakalandığı delirmedir. Nefhühû kibir; nefsühû İse kötü şiir (saçma söz hastalığı)dır." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Ibn Mâce rivayet etmiş, İbn Hibbân ise muhtasar olarak rivayet etmiştir.)
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayeten; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah salîalla-hu aleyhi ve scüem gece teheccüd namazına kalktığı zaman şöyle derdi:
'Allahım! hamd Sanadır. Gökler, yerler ve içindekiler Seninle kâimdir. Hamd Sanadır. Göklerin ve yerin içindekilerin nurusun. Hamd Sanadır. Göklerin, yerlerin ve içindekilerin sahibisin. Hamd Sanadır;
Sen haksin, vaadin de haktır. Sana kavuşmak haktır ve sözün haktır. Cennet haktır, cehennem haktır. Nebiler haktır, Muhammed haktır. Kıyamet haktır. Allahım sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim, sana yöneldim. Senin hasmını düşman bildim, senin hükmüne yöneldim. Geçmiş ve gelecek günahlarımı affet, gizli ve açık günahlarımı bağışla, sen evvel ve sonsun. İlâh ancak sensin, senden başka ilâh yoktur. Güç ve kuvvet ancak senindir.'" (Hadisi; Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ncsâî, İbn Mâcc, Mâlik rivayet etmişlerdir.) Ebû Davud'un İbn Abbas'dan rivayetinde ise; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seücm leheccüt namazlarında, "Aüahu ekber" dedikten sonra bu duayı okurdu." demiştir.

2.7.5.4. Eûzü Çekmek

Sübhanckc duasından sonra, kıraetten önce eûzu çekmek namaz kılana mendubdur. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kur'ân okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın."(\2) Nafi' bin Cübeyr'in geçen hadisinde Rasûlüllah saltallabu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allahım! Kovulmuş şeytandan sana sığınırım." İbn Münzir demiştir ki; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den, kıraetten önce "Eûzü bi'ilâhi min'eş-şeytani'r-racim," dediği rivayet olunmuştur."
Eüzü'yü Gizli Okumak
Eûzü'yü gizli okumak sünnettir. "Muğni" kitabında denmiştir ki: "Istiâzc gizli okunur, açık okunmaz. Buna aykırı birşey bilmiyorum." Ancak Şafiî; "Açık kılınan namazlarda eûzü'yü gizli ve açık okumak serbesttir, " der. Açık okunduğuna dair Ebû Hüreyrc'dcn zayıf bir rivayet vardır.
Eûzü'nün Diğer Rek'âtlerde Değil Sadece
Birinci Rek'âtle Meşru Olduğu
Eûzü ancak birinci rek'atte meşrudur. Ebû Hüreyrc'den rivayeten, o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seüem ikinci rek'ale kalktığı zaman susmadan "El-hamdü li'ttahi Rabbi'l-âlcmin"i okumaya başlardı." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.) İbn Kayyım şöyle demiştir: "Fukaha, ikinci rek'atin başında eûzü okunacak mı, okunmayacak mı diye ihtilaf etmişlerdir. Ancak "Sübhâneke okunmayacağına dair ittifak vardır." Bu hususta imam Ahmed'den rivayet edilen iki görüş serdedilmiştir: "Ahmed'in ashabından bazısı, namazdaki kıraetin tek kıraet olup bir eûzü'nün kâfi geldiğine dayanmışlar veya "her rek'at tek basma bir kıraettir," demişler-

(12) Nahİ:98.

dir. Şüphe yok ki "Sübhâneke" duası bütün namaz içindir. Bir eûzü ile yetinmek sahih hadisin manasına daha uygundur." Sonra Ebû Hüreyre'nin hadisini zikrederek, dedi ki: "Muhakkak bir "Sübhâneke" kafi gelir; çünkü iki kıraet arası sükutla değil, zikirle ayrılmaktadır. Hamd, teşbih, tehlil, Nebî aleyh is seiam'a salatu selâm ve diğerleriyle ayrılması namazdaki kı-racün, tek kiraet olduğunu gösterir," demiştir. Şevkânî: "Uygun olan sünnetin bildirdiği şekilde amel etmektir. Bu da sadece birinci rek'atte kıraet-ten önce cüzü okumaktır," demiştir.

2.7.5.5. "Âmin" Demek

Namaz kılan herkesin imam olsun, cemaat olsun veya tek başına kılsın Fatiha'yı okuduktan sonra "âmîn" demesi sünnettir. Açık namazlarda âmin'i açık, gizli namazlarda gizli söyler. Na'îmu'l-Mücemmir'den rivaye-len, o demiştir ki; "Ebû Hüreyre'nin arkasında namaz kıldım. Şöyle okudu: Önce "Bismillahirrahmanirrahİm" dedi. Sonra Fatiha'yı "vele'd-dâiiîn"e kadar okudu; sonra "âmin" dedi. Cemaatin hepsi de "âmîn"(12a) dediler.
Ebu Hûreyrc'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "ğayr'il-mağdûbi' aleyhim ve le'd-dâllîn"i okuduğu zaman ardındaki birinci saf işitecek şekilde "âmîn" derdi. (Hadisi Ebû Dâvud, tbn Mâce rivayet etmiş, İbn Mâce, "Birinci saftakiler işitip mescid de bir gürültü yayılınca-ya kadar" ifadesini nakletmişlir. Aynı şekilde Hakim de hadisi rivayet etmiş, "Buharı ve Müslim'in şartlarına göre sahihtir," demiştir. Beyhakî hadisin hasen sahih olduğunu söylemiştir. Dârekumî-ise, "senedi hasendir," demiştir.) Vâil bin Hucr'den rivayeten, o demiştir ki; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in "ğayri'l-mağdûbi 'aleyhim vcia'd-dâllîn," dedikten sonra sesini uzatarak âmîn" dediğini işittim." (Hadisi Ahmed, EbûDâvûd rivayet etmiştir. Ebu Davud'un rivayetinde, "sesini yükselterek" denmektedir. Tirmizî hadisi hasen saymıştır.) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından, tabiin ve sonraki ilim ehlinden bir çokları bunu almış,
(12a) Selâmdan sonra Ebu Hurcyrc: "Nefsim elinde olan Zat'a andolsun ki, namaz bakımından Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e en çok benzeyeniniz benim," demiştir. (Buharî bunu taliken zikretmiş, Nesâî, ibn Huzeyme, ibn Hibbân, ibn Sirac rivayet etmiştir.) Buharı'de tbn Şihâb'ın şöyle dediği kayıtlıdır: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "âmin" diyordu. 'Atâ; "Âmin duadır," demiştir, tbn Zübeyr, " Ardındakîler mescidde ses yükselecek şekilde "âmîn" derlerdi." demiştir. Nafi de: tbn Ömer'in1 bunu lerketmediğini, herkesi teşvik ettiğini, hatta ibn Ömer'den bu konuda bir haber duyduğunu söylemiştir.
"âmin" de kişinin sesini yükselterek gizlenmemeyi uygun görmüşlerdir. Hafız; "bu hadisin senedi sahihtir." demiştir. Atâ da; "bu mescidde ikiyüz kadar sahabiye yetiştim. İmam, "vela'd-dâllîn" dedikten sonra onların yüksek sesle "âmîn" dediğini işittim," demiştir. Âîşe (r.a.)'den rivayelen Nebi (aleyhisselam) şöyle demiştir: "Yahudiler, selâm ile imamın arkasında "âmin" demenizde kıskandıkları kadar hiç bir şeyinizi kıskanmamışlardır." (Hadisi Abmcd, İbn Mâce rivayet etmişiir.)
Âminde îınama Uymanın Müstehab Olduğu
Âmin'dc cemaatin imama uyması müstchabdır. Ancak âmin'de imamdan öne geçmemeli, geriyede kalmamalıdır. Ebû Hurcyre (r.a.)'den-rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "tmam "gayri1 İ-mağdûbi 'aleyhim ve lc'ddâllîn" dediği /.aman siz "âmin" deyin. Eğer bir kimsenin sözü meleklerin sözüne denk gelirse geçmiş günahları bağışlanır." (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.) Yine Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "İmam "ğayri'l-mağdûbi 'aleyhim ve la'ddâllîn" dediği zaman "âmin" deyiniz. Zira melekler "âmin" derler. İmam da âmîn der. Kimin âmin'i meleklerin âmin'ine denk gelirse geçmiş günahları bağışlanır." (Hadisi Ahmcd, Ebu Dâvûd, Nesâî rivayet elmiştir.) Yine Ebû Hureyre (r.a.)'dcn rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "İmam âmin dediği zaman siz de âmîn deyiniz. Kimin âmin'i meleklerin âmin'ine denk gelirse geçmiş günahları affolur." (Hadisi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebu Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiştir.) Âmin'in manası: "Âmîn" sözü, elifi kısaltarak veya uzatarak, mimi şeddelemeyerek okunur. Ancak âmîn Fati-ha'dan değildir. Sadece bir duadır. Manası da "Aliahım kabul et" demektir.

2.7.5.6. Fatiha'dan Sonra Kur'ân Okumak

Namaz kılanın; sabah ile cum'a'nm iki rek'atinde, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rek'atinde, nafile namazların ise bütün rek'at-lerinde, Fatiha'dan sonra bir sûre veya Kur'ân'dan biraz okuması sünnettir. Ebu Katâde'den rivayeten: "Nebî aleyhisselam öğle namazının ilk iki rek'atinde Fatiha ve iki sûre, son iki rek'atte ise sadece Fatiha okur, bazan okuduğu ayetleri bize işittirirdi. Birinci rek'ati, ikinci rek'atten daha uzun yapar; ikindi ve sabah namazlarını da bu şekilde kılardı. (Hadisi, Buharî, Müslim, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir, Ebû Davud'un rivayetinde şu da vardır: "Ebû Katâde: 'Birinci rek'ati, insanlar yetişsinler diye uzun yaptığını sanardık,' demiştir.")
Câbir bin Scmüre şöyle demiştir: "Küfe ehli Sa'd'i Ömer'e şikâyet ettiğinde Ömer de, Sa'd'i azledip yerine Ammâr'i âmil olarak tayin etti. Küfe ehli Sa'd'in namazı güzel kıldırmadığından şikayet etmişti. Ömer (r.a.) Sa'd'i yanına aldırarak; "Yâ Ebâ İshak! Bunlar namazı iyi kıldırmadığını iddia ediyorlar,' dedi. Ebû İshak (Sa'd): Allah'a yemin olsun ki, ben onlara Rasûlüllah'ın namazı gibi namaz kıldırdım. Rasûlülîah'm namazından eksik yapmadım. Yalsı namazlarının ilk iki rek'atini uzun, kalan iki rck'aüni hafif kıldırdım.' Ömer (r.a.): 'Bu senin zarının,' diyerek onunla beraber bir veya iki adamı Kûfc'ye gönderdi. Giden adam Sa'd hakkında Kûfc ehline sordu. Ancak sorduğu her mescidde, onun hakkında övgüyle bahsettiler. Nihayet Beni Abs mescidine girdiğinde, içlerinden künyesi Ebû Sa'dc olan, Üsâme bin Katâdc adında bir adam kalkarak: 'Bize Allah adına soruyorsunuz değil mi? Sa'd seriyyeyc katılmaz, eşit eşit taksimat yapmaz ve adaletle hüküm vermez,' dedi. O zaman Sa'd: Allah'a yemin olsun ki, sana üç şeyle beddua edeceğim,' dedi: "Allah'ım, insanlara gös-leriş ve duyuru olsun diye kalkan bu kulun yalancı ise, ömrünü uzun eyle, fakirliğini sürekli eyle ve onu fitnelere mübtela kıl." O günden sonra o adam; "Sa'd'in bedduası beni tuttu. Fitneye uğramış yaşlı biriyim,' derdi. Râvî Abdül-Mclik diyor ki; "O adamın yaşlılıktan kaşlarının dahi döküldüğünü, yoldan gelip geçen cariyelere kaş göz işareti yaptığını, lâf attığını gördüm," demiştir. (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.) Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem her namazda Kur'ân okurdu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seîlem'in bize işittirdiğini biz de size işittirdik. Rasûlüllah sailaüahu aleyhi ve sellem'in bize okuduğunu biz de size gizli okuduk. Fatiha'dan başka okumazsan, Fatiha sana yeter. Fatihaya bir şey eklersen o daha hayırlıdır." (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.)

2.7.5.6.1. Fatiha'dan Sonra Kur'ân Okumanın Nasıl Olacağı

Fatiha'dan sonra Kur'ân okumak, Kur'ân'm hangi tarafından olsa caizdir. Hüseyin şöyle demiştir: "Horasan'da gazaya çıkmıştık. Beraberimizde 300 kadar sahabi vardı. İçlerinden birisi bize namaz kıldırdı. Herhangi bir sûreden ayetler okuduktan sonra rüku'a eğildi." Ibn Abbas'dan rivayeten: "Ibn Abbas Fatiha'yı okuduktan sonra her rek'atte "Bakara" sûresinden ayetler okudu." (Hadisi Dârekutnî kuvvetli bir senetle rivayet etmiştir.)
Buharı "Bir rek'atte iki sûre arasım cemetmek, namazda son sûrelerden okumak, sûreden Önce bir sûreyle ve sûre evveliyle kıraet etmek" babına lâliken şöyle demiştir: Abdullah bin Sâib'dcn zikrolunduğu-na göre: "Nebi aleyhisselam sabah namazında "Mü'minûn" suresini okudu. Musa, Harun veya İsa (a.s.)'in zikri gelince kendisini öksürük tuttu ve rüku' etti. Ömer (r.a.) birinci rek'atte Bakara sûresinden yüzyirmi ayet, ikinci rek'atte uzun sûrelerden bir tane okudu. Ahnef ise, birinci rek'atle "Kchf" suresini, ikinci rek'atte "Yûnus" ve "Yûsuf suresini okudu. Zikro-lunduğuna göre Ahncf, Ömer'le her iki sûreyi okuyarak sabah namazını kılmıştır. Ibn Mcs'ud, "Enfâl" sûresinden kırk ayet, ikinci rek'atle uzun sûrelerden bir sûre okudu. Kaıâdc ise, iki rck'alte bir sûre okuyan veya iki rek'atte aynı sûreyi lekrar eden kimse hakkında; "hepsi Allah'ın kitabıdır." demiştir." Ubeyduîlah bin Sabit, Enes'den rivayeten demiştir ki: "Ensar-dan bir adam, Kubâ mescidinde onlara imam oldu. Her ifıiıah tekbirinden sonra namazda onlara okuduğunu tekrarlayıp duruyordu, "Gulhüve'llâhü ehad" sûresi ile başladı, onu bitirince başka bir sûre okudu. Her rek'atte aynen böyle yapıyordu. Onun bu hareketini arkadaşları konuşmaya başlayarak dediler ki: 'Sen bu sûreyle başlıyorsun, o yetmiyormuş gibi başka bir sûre okuyorsun; ya onu oku veya onu terkedİp başkasını oku.' O da cevaben: 'Ben o sûreyi terkedemem. Beğeniyorsanız, size bu şekilde imamlık yapmak istiyorum. Eğer beğenmezseniz sizi bırakırım.' Ashab ise, onun, en faziletlileri olduğu görüşündeydiler ve başkasının onun yerine imamlık yapmasını uygun görmezlerdi. Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve scllcm'c gelerek durumu bildirdiler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem o şahsa şöyle dedi: 'Ey kişi! Arkadaşlarının teklif ettiği şeyi niçin yapmıyorsun da her rek'atte bu sûreyi okuyorsun?' O da; 'bu sûreyi seviyorum,' dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seİlem: "O sûreyi sevmen seni Cen-net'e sokar" buyurdu." Cühcync'den bir adamdan rivayeten; O, Rasûîül-lah sallallahu aleyhi ve sellem'in sabah namazının her iki rek'atinde "Zilzâl" sûresini okuduğunu işitmiştir. Cuheyncli sahabi; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "iki rek'ate bir sûreyi, unutarak mı yoksa kasten mi okudu bilmiyorum," demiştir. (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir. Senedinde taana uğramış râvî yoktur.)

2.7.5.6.b. Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in

Fatiha'dan Sonra Kur'ân Okumadaki Uygulaması
Fatiha'dan sonra Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in kıraeti hakkında Ibn Kayyım'm yaptığı özeti burada zikrediyoruz; Ibn Kayyım şöyle demiştir: "Faliha'yı bitirince diğer bir sûreye başlardı. Bazan o
sûreyi uzatır, yolculuk ve diğer sebepler araya girince kısa tutardı. Çok kerre de orta tutardı.
1- Sabah namazında: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazında, altmış âyetten yüz âyete kadar okurdu. Sabah namazını bazan "Kâf", bazan "Rûm", bazan "izc'ş-şcmsü kuvviral" (Tekvir) süreleriyle kıldmrdı. Bazan da her iki rck'atte "Zilzâl" sûresini okurdu. Yolculukta iken "Felâk" ve "Nâs" sûreleri ile kıldmrdı. Bir keresinde; "Mü'minûn" sûresi ile başlamış, birinci rek'atle Musa ve Harun'u zikredince öksürük tutmuş ve rüku' etmişti. Cuma günü sabah namazında "Elif-lâm-mim, tenzîlün" (Secde), "Hcl ctâ'alc'î-insânî"yi tam olarak okurdu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bir sûreden biraz, diğer sûreden de biraz okumasını bugün insanlardan çoğu yapmazlar. Cahillerden çoğunun sandığı gibi, "cuma gününün sabahını "secde" süresiyle kılmak faziletli kılındı," sözü büyük bir cehalettir. Hattâ bu sebepten bazı imamlar, "secde" sûresini okumayı kerih görmüşlerdir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu iki sûreyi okumasmdaki sebep, bu surelerde hem yaratılıştan ve hem de âhirellen bahsedilmiş olmasıydı. Adem'in yaratılması, Cennet ve Cehenncm'e girmek, cuma günü olmuş ve olacak diğer şeylerden bahsettiğinden dolayı sabah namazında, o günde olmuş ve olacak olan şeyleri hatırlatmak maksadıyla bu sûreleri okurdu. Bayram ve cuma gibi büyük toplantılarda "Kâf," "Igterabet" (Kamer), "Âlâ" ve "Ğâşiye" sûrelerini okuması gibi.
2- Öğle namazında: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem öğle namazının kıractini bazan uzatırdı. Ebû Sa'îd şöyle demiştir: "Öğle namazı başlayınca, bir kimse beki'a gidip ihtiyacını görür, sonra evine gelip ab-dest alır, uzun okuduğu için birinci rek'atta Nebî aleyhisselam'a yetişebilirdi." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.) Öğle namazında bazan "Elif-lâm-mîm, tenzîlün" (sccde)dcn bir miktar ile, "Sebbth'isme Rabbike'1-A'lâ," ve "Ve'1-leyli izâ yeğşâ" sûrelerini; bazan da "Ve's-semâî zât'il-bürûc" ile "Ve's-semâîve't-târıg" sûrelerini okurdu.
3- ikindi namazında: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ikindi namazının kıraetini, uzun okunan öğle kıraetinin yansı, kısa okunan öğle kıraetinin ise tamamı kadar okurdu.
4- Akşam namazında: Akşam namazının kıraeti hakkında Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seüem'den gelen uygulama bugünkü tatbikatın tam tersidir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem akşam namazını, her iki rek'atte bazan "A'râf" sûresini, bazan "Tur" sûresini, bazan da "Mürselât" sûresini okuyarak kılardı. Ibn Abdİlber şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet olundu ki; akşam namazında "elif-lâm-mim-sâd" (A'râf) sûresi ve "Sâffât" sûresini, bazan "Hâ-mim" (Duhân) sûresini, "Sebbıh'isme Rabbik'el-A'Iâ," "Ve't-tîni ve'z-zeytûni", "Felâk" ve "Nâs" sûrelerini, "Mürselât" sûresini ve mufassal sûrelerden kısalarını okurdu. Bunların hepsi de sahih ve meşhur rivayetlerdir." Ibn Abdilbcrr'in sözü burada bitti. Daima mufassal sûrelerin kısalarından okumak Mervan bin Hakem'in fiilidir.. Zeyd bin Sabit bunu hoş karşılama-mıştır. Mâlik; "Akşam namazında sûrelerin kısalarından okuyorsun halbuki ben akşam namazında Rasûlüllah'm Tıval sûrelerin uzunlarından okuduğunu gördüm," demiştir. "Rasûlüllah'a dedim: Tıval sûrelerin uzunu hangisidir?" 'A'râf süresidir,1 buyurdu." (Bu hadis sahihtir. Hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, Ibn Mâce rivayet etmiştir.) Nesâî Aişe'dcn şöyle nakietmiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Akşam namazında "A'râf" sûresini iki rek'ate taksim ederek okudu." Mufassal sûrelerin kısalarından bir sûre ve bir âyete devam etmek sünnete aykırı olup Mervan bin Hakem'in işidir.
5- Yatsı namazında: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem yatsı namazında "Tın" suresini okurdu. Muaz'a da "Şems," "A'îâ", "Ley!" ve benzeri sûreleri okumasını emreder ve kendisiyle yatsı namazını kıldıktan sonra başka yere gidip yatsı namazını kıldırırken "Bakara" sûresini okumasını hoş karşılamazdı. Bir defasında Muâz, Amr bin Avf yurduna gidince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile kıldığı yatsı namazını gecenin kalan kısmında onlara tekrar kıldırdı ve namazında "Bakara" sûresini okudu. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selîem Muâz'a "Sen fitneci misin ey Muâz?" dedi. Hadis ilmini araştıranlar, hadiste geçen bu kelimeye takılıp kalmış, hadisin evveline ve sonuna bakmamışlardır.
6- Cuma namazında: Cuma namazlarında; "Cum'a," sûresi ile "Münâfikûn" veya "Ğâşiye" sûrelerini de okurdu. Bu sûrelerin (Cum'a ve Münâfikûn) sonlarında bulunan "Yâ eyyühe'llezîne âmenû"âan sonra okumak, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem'in asla yapmadığı bir şeydir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen rehberliğe aykırıdır.
7- Bayram namazlarında: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bayram namazlarında bazan tam olarak "Kâf" ve "Igterabet" (Kamer) sürelerim, bazan da "Scbbih" ve "Ğâşiye" sûrelerini okurdu.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, vefat edinceye kadar devam ettiği ve asla mensuh olmayan tatbikatı budur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den sonra Hulefâ-i Râşidîn bu durumu devam ettirdiler. Ebûbekr (r.a.) sabah namazında, güneş doğmaya yakın oluncaya kadar "Bakara" sûresini okudu. Ashab sordu: "Ey Rasûlüllah'ın halifesi, nerdey-se güneş doğacak." Ebûbekir: "Güneş doğsa bile bizi gafillerden bulmamış olur," dedi. Ömer (r.a.)'de sabah namazında "Yûsuf," "Nahl," "Hûd", "Beni İsrail", (Isrâ) ve benzeri sûreleri okurdu. Eğer uzun sûre okumak kaldırılmış olsaydı Hulefâ-i Râşidîn'e gizli kalmaz, hadis münekkidlcri de bunu öğrenmiş olurlardı.
Müslim'in "Sahih"inde Câbir bin Semure'den rivayet edilen hadise gelince; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazında "Kâf, ve'İ-kur 'âni'l-mecîd" sûresini okurdu. Bundan sonra sabah namazlarını ise hafifletti." "Bundan sonra" sözü, "sabah namazından sonraki namazlar" demektir. Yani Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazında en uzun kıraati yapar, diğer namazları ise daha hafif kılardı. Ümmü'l-Fazl'm sözü de bunu gösterir. Ümmü'1-Fazl: İbn Abbâs'ın "Ve'1-mürselâtü 'Ur-fen" sûresini okuduğunu işitti de şöyle dedi: "Ey oğulcağızım! Rasûlüllah son zamanlarında okuduğu bu sûreyi bana hatırlattı. Akşam namazlarında bunu okurdu ve şöyle buyururdu: "Kim insanlara imam olursa namazı hafif yapsın." Bu konuda Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bütün namazlarında insanların en hafif namaz kıldıranıydı." Burada hafiflik nisbî bir şeydir. Rasûlüllah'ın fiiline uygun olan ve onun devam ettiği hafifliktir. Yoksa cemaatin isteğine bağlı hafiflik değildir. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seliem ashabına bir şeyi emredip de onun aksini yapmazdı.. Çünkü o bilir ki, arkasında yaşlı, zayıf ve ihtiyaç sahibi kişiler var. Onun emretmiş olduğu kısalık yapmış olduğu kısalıktır. Çünkü kıldığı namazı bundan birkaç kat daha uzun yapabilirdi; daha uzununa nisbetle bu dahi kısa olmuş olurdu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in devam ettiği tatbikat budur ve her görüş ayrılığında baş vurulacak hakem de o'dur. Nesâî ve diğerlerinin İbni Ömer'den rivayet ettikleri hadis bunu göstermektedir. "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bize namazı hafif yapmayı emreder ve imam olduğu zaman da "Sâffât" sûresini okurdu." Demek ki, "Sâffât" sûresini okumak Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in emrettiği hafif kıraettir.
8- Muayyen bir sûre okumak: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem cum'a ve bayram namazları hariç, namazlarda okuyacağı belli sûreler tayin etmezdi. Diğer namazlardaki durumla ilgili olarak Ebû Davud'un zikrettiği bir hadis şöyledir: Amr bin Şuayb'ın babasından onun da dedesinden rivayet ettiğine göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem farz namazlarda imam olduğu zaman, o'nun küçük-büyük mufassal sûrelerden okuduğunu işitmişimdir." Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in tatbikatı sureleri tam okumaktı. Bazan iki rek'atle bir sûre, bazan sûre evvellerini okurdu. Sûre sonlarını okumak ve sûre ortalarını okumak Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den duyulmamıştır. Bir rek'atte iki sûreyi okumayı ise sadece nafile namazlarda yapardı. Farz namazlarda bunu yapmazdı. Bu konuda Ibn Mes'ud'un hadisi şöyledir: "Rasûlüllah'm iki sûreyi bir rek'atte okuduğu benzer sûreleri biliyorum. "Rahman" sûresi ve "Necm" sûresini bir rek'atte, "Igıerabct" (Kamer) süresiyle, "Hakka" suresini bir rek'atte, "Tûr" ile "Zâriyât" surelerini bir rek'atle, "İzâ vcga'aı" (Vakıa) ile "Nün" sûrelerini bir rekalle okumuştur. (Hadisin devamı vardır.) Bu haber nerede yaptığı belirtilmemiş bir fiilidir. Farz mı idi, nafile mi idi; her ikisi de muhtemeldir. Bir sûreyi iki rek'ate bölerek okuması ise, çok az yaptığı bir iştir. Ebû Davud'un Cüheyneli sahabîden rivayet etmiş olduğu hadiste, Cüheyneli: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, sabahın iki rek'atinde, "îzâ zülzile" sûresini okuduğunu duydum. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem unutarak mı, yoksa kasden mi okudu bilemiyorum." demiştir.
9- Sabah namazında birinci rek'atın uzatılması: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazında birinci rck'atı ikinci rek'atten uzun yapar ve bütün namazları aynı şekilde kılardı. Sabah namazını diğer namazlardan daha uzun kılardı; Çünkü sabahın Kur'ân'ı "'meşhûd"dur. Yani Allah ve melekleri Kur'an'ı dinlerler. Dendi ki; "Kimine göre gece ve gündüzün melekleri sabahın Kur'ân'ında hazır bulunurlar." Buradaki iki söz, nüzulü ilâhiye kail olanlara göredir. Sabah namazı bitinceye kadar mı yoksa güneş doğuncaya kadar mı devam eder? Bu konuda birkaç görüş vardır. Kimine göre sabah namazının rek'atleri az olduğu için, azlığına karşılık uzun okunmaktadır. Kimilerine göre insanlar uykunun sonunda dinç oldukları için uzun okunmuştur. Kimine göre, dünya için çalışmaya henüz yönelmeden kulak, dil ve kalbin sakin olduğu, hiçbir meşguliyetin bulunmadığı, Kur'ani anlayıp düşünme imkânı bulunduğu için uzun okunmuştur. Kimine göre sabah namazı o günkü işlerin başlangıcı ve esası olduğundan ona daha çok önem verilmiş ve uzun okunmuştur. Bunlar bir takım sırlardır ki şerialin inceliklerim maksat ve hikmetlerini anlayanlar tarafından bilinebilir." îbn Kayyım'm sözü burada bitti.

2.7.8.6.3. Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Kur'ân Okuması

Rasûlüllah, sallallahu aleyhi ve sellem kırâetini uzun yapar, her âyette durur ve sesini uzatırdı.
Kur'ân okurken müstehap olan şeyler şunlardır:
Kur'an okurken sesi güzelleştirip, süslemek sünnettir. Hadîste geçtiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kur'ân'ı seslerinizle süsleyiniz." Yine: "Kur'ân'ı nağmeli okumayan bizden değildir." ve "insanların ses bakımından en güzeli, Kur'an okudukları zaman dinleyenlerde ve düşünenlerde Allah korkusu meydana getiren kişidir." Allah Teâla Kur'ân'ı güzel okumak hususunda Rasûl'üne verdiği izin kadar hiçbir şeye izin vermemiştir. Nevevî şöyle der: "Namaz veya dışında Kur'ân okuyan kimsenin, rahmet âyetine geldiği zaman Allah'ın fazlından istemesi, azab âyetine geldiği zaman cehennemden, azab-dan, kötülükten, çirkin şeylerden Allah'a sığınması veya: "Allahümme innî es'elüke'l-âfiyeh" (Sen'den afiyet isterim) ve benzeri şeyler demesi sünnettir," Allahi tenzih eden bir âyet geldiği zaman: "Sübhânallahi ieâlâ" (Yüce olan Allah'ı teşbih ederim.) veya "Tebârekallâhu Rabbi'l-âlemin" (Alemlerin Rabbi olan Allah mübarektir.) veya "Cellet azameiü Rabbinâ" (Rabbimizin sânı yücedir.) ve benzeri dualarla Allah'ı tenzih eder. Huzeyfe bin Ycmân'dan rivâyeten, o demiştir ki: "Rasûlüİlah ile beraber bir gece namaz kıldım. Bakara sûresi ile başladı. 'Yüz âyet okuyunca rüku'a gider,' dedim. Devam etti. 'Bir rek'atte bitirir,' dedim. Yine devam etti. Sonra Âl-i Imrân sûresine başladı, onu okudu.. Sonra Nisa sûresine başladı, onu da okudu. Yavaş yavaş okuyordu. Teşbih âyeti gelince teşbih ediyor, duâ âyeti gelince duâ ediyor, Allaha sığınma âyeti gelince cüzü çekerek Allah'a sığınıyordu." (Hadîsi Müslim rivayet etmiştir.)
Nevevî demiştir ki: "Mezhebimize göre namazın içinde ve dışında Kur'ân okuyan kimse, -imam olsun, cemaat olsun, tek başına olsun- tes-bih, duâ ve istiaze yapması müstehabdır. Çünkü bunlar duadır. Âmin demek gibi herkes bu konuda müsavidir."
"E-leyse'llâhu bi-ahkemi' 1 -hâkimin" (Allah hâkimlerin hakimi değil mi?) ayeti okununca, "Belâ ve ene 'âlâ zâlike min'eş-şâhİdîn" (evet ben de buna şahadet ederim) demek; "E-leyse zâlike bi-kâdirin 'alâ en-yuhyiye'l-mevtâ" (Allah ölüyü diriltmeye kadir değil mi?) ayeti okununca; "Belâ eş-hedü" (Evet kadirdir. Ben buna şahitlik ederim) demek; "Fe-bieyyî hadîsin ba'dehû yü'minûn" (Bu Kur'an'dan sonra hangi söze iman ederler?) ayeti okununca; "Âmentü billahi" (Allah'a inandım) demek; "Seb-
bih'isme Rabbike'I-a'lâ" (Rabbini teşbih et,) ayeti okununca; "Sübhâne Rabbiye'I-a'lâ" (Yüce Rabbimi teşbih ederim) demek müstehabtır. Namazın gerek İçinde ve gerekse dışında böyle denebilir."

2.7.8.6.4. Kur'ân'm Gizli ve Açık Okunacağı Yerler

Namaz kılanın sabah ve cuma namazlarında, akşam ve yatsının ilk iki rekatinde, bayram, güneş tutulması ve yağmur duası namazlarında, açık okuması; öğle ve ikindi namazlarında, akşamın üçüncü, yatsının son iki rekatinde ise gizli okuması sünnettir. Nafilelere gelince; gündüz kılınanlarda açık okumak yoktur. Gece kılınanlarda ise açık da, gizli de okunabilir. Efdal olan orta yolu takib etmektir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scl!cm bir gece, namaz kılmakta iken Ebû Bckr (r.a.)'in yanma uğradı. Alçak sesle okuyordu. Bir defasında yüksek sesle okuyarak namaz kılan Ömer(r.a.)'e uğradı. Her ikisi de yanma geldiğinde buyurdu ki: "Ey Ebû Bekr! Namaz kılarken alçak sesle okuyordun." Ebû Bekr şöyle dedi: "Niyaz ettiğimi duyuyordum, ya Rasûlaîlah." Sonra Ömer'e döndü: "Sana uğradım da, namaz kılarken yüksek sesle okuyordun." Ömer: "Yâ Rasûlallah! Yüksek okuyarak uyuyanları uyarıyor ve şeytanları kovuyorum," deyince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yâ Ebâ Bekr! Sesini biraz daha yükselt." Ömer'e ise; "sesini biraz daha al-çalt." dedi. (Hadisi Ahrrled, Ebu Davud rivayet etmiştir.) Eğer unutup da açık olacak yerde gizli, gizli olacak yerde açık okursa bir şey gerekmez. Kırâel esnasında bu durumu hatırlarsa, kalan kısmı doğru olarak devam eder.

2.7.8.6.5. îmama Uyanın Kur'ân Okuması

Esas olan, namazın farzlarında geçtiği gibi, farz ve nafile rek'atlerin hepsinde Fatiha'yı okumadan namazın sahih olmadığıdır. Ancak imama uyanın, dinlemesi ve susması gerektiği için, açık kılınan namazlarda Kur'ân okuması gerekmez.. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kur'ân okunduğu zaman dinleyiniz ve susunuz, umulur ki rahmet olunursunuz. "(13) RasûSüllah sallallahu aleyhi ve scilem: "İmam tekbir aldığı zaman siz de tekbir alın. Kur'ân okuduğu zaman susun." buyurmuştur. (Hadisi Müslim sahih saymıştır.) Şu hadis de buna bağlanır: "İmamı olan bir kimsenin imamının Kur'ân okuması, onun için de Kur'ân okumak sayılır." Yani şu

(13) A'râf:204.

açık okunan namazlarda imamın kıraeti cemaat için de yeterlidir. Gizli okunan namazlara gelince, imama uyanların okuması gerekir. Eğer imama uyanların imamm kıraetini dinleme imkânları yoksa, açık okunan namazlarda da içinden okuması gerekir.
Ebûbekir bin 'Arabî şöyle demiştir: "Gelen haberler umumi olduğu için gizli okunan namazlarda kıraetin gereğini tercih ediyoruz. Açık okunan namazlarda ise üç yönden kıraet yapmaya yol yoktur: Birincisi; Medine ehli bununla amel etmiştir. İkincisi; Kur'ân bu şekilde hüküm vermiştir. O da şudur: "Kur'an okunduğu zaman onu dinleyiniz ve susunuz." Sünnetler de bu hükmü» mana bakımından kuvvetlendirmektedir. îmran bin Huseyn'in rivayet ettiği hadiste; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem arkasında namaz kılan bir adamın: "Sebbih'isme Rabbike'l-a'lâ" sûresini okuduğunu işitince: "Birinizin beni şaşırttığını anladım." buyurdu. Üçüncüsü; aşikâre okunan namazlarda imama uyanın Kur'ân okumaması tercih edilir. Ne zaman okuyacak? Eğer "imam sustuğu zaman okur," denirse; deriz ki: "susmak imama gerekmez." Farz olan bir şey farz olmayana nasıl bağlanır? Özellikle açık okunan namazlarda bulduğumuz yön, okunan Kur'ân'ı takip etmesi, dinleyip mânâsını tefekkür etmesidir. Bu şekilde yapmak; Kur'ân ve hadisin nizamına, ibadeti korumaya, sünneti gözetmeye, daha uygun bir ameldir." Zührî ve ibn Mübarek bu görüşü seçmiştir. Mâlik, Ahmed ve tshak'm kavli de budur. îbn Teymiye de bu görüşü seçerek onu kuvvetlendirmiştir.

2.7.8.7. intikal Tekbirleri

Namaz kılan, her kalkış ve inişte, her kıyam ve oturuşta tekbîr alır. Ancak rükû'dan kalkınca "Semi'allâhu limen hamideh" der. İbn Mes'ûd'dan rivayeten: "Rasûlüllah'ı her iniş kalkışta, her kıyam ve oturuşta tekbir alırken gördüm." (Hadisi Ahmed, Nesâî, Tirmizî, rivayet etmiş, Tirmizî hadîsi sahih saymış ve "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ashabından Ebû Bekr, Osman, Ali, Ömer ve diğerleri ile tabiînden daha sonra gelenler bununla amel etmiştir,' demiştir.) Fakih ve âlimlerin çoğu da bununla amel etmişlerdir. Ebûbekir bin Abdurrahmân bin Hâris'ten ri-vayeten; o Ebû Hürcyre'nin şöyle dediğini işitmiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namaza kalktığı zaman namaza başlarken tekbir alır, rüku'a giderken tekbir alır, sonra belini doğrultunca "Se/nia'llahu limen hamideh" der. Sonra ayakta iken secde etmeden önce "Rabbena leke'l-hamd" der. Sonra secdeye varınca "Allahu ekber" der. Sonra başım kaldırınca "Allahu ekber" der. Sonra ikincide otururken "Allahu ekber" der.
Sonra her rek'atte namaz bitinceye kadar böyle yapardı." Ebû Hüreyre: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem dünyadan ayrılıncaya kadar böyle namaz kılardı." demiştir." (Hadisi Buharı, Müslim, ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) tkrime diyor ki: "îbn Abbâs'a dedim: "Bethâ'da ahmak bir şeyhin ardında öğle namazı kıldım. Yirmiiki tekbir aldı. Secdeye giderken, başını kaldırırken hep tekbir alıyordu.1 İbn Abbâs: 'Ebu'l Kasım'm namazı buydu, dedi." (Hadisi Buharı, ve Ahmed rivayet etmiştir.) Müstehab olan, bir rükünden diğer rükne geçmeye başlarken tekbirin alınmasıdır.

2.7.8.8. Rüku'un Şekli

Rüku'da vacip olan, eller dizlere değecek şekilde eğilmek, baş ile sırtı aynı seviyede tutmak, elleri yanlardan ayırarak dizlere dayamaktır. Dizler üzerinde parmakları açık bulundurmak ve sırtı düz yapmak sünnettir. 'Ukbe bin Âmirden rivayeten: "O, rüku' ederek ellerini yanlarından ayırdı, ellerini dizlerine koydu, dizlerinin Önünde parmaklarını açtı ve "Rasûlüliah'ı böyle kılarken gördüm," dedi. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ncsâî rivayet etmiştir.) Ebu Humcyd'dcn rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem rüku' yaptığı zaman tam düz durur, başını fazla aşağıya eğmez, yukarıya da kaldırmazdı. Ellerim dizleri üzerine koyar, sanki dizlerini avuçlamış gibi yapardı." (Hadisi Nesâî rivayet etmiştir.) Müslim'in Aişe'den (r.a.) rivayet ettiğine göre: "Rasûlüllah rüku' ettiği zaman başını yukarıya kaldırmaz, aşağıya da indirmezdi. İkisi arasında tutardı." Ali (r.a.)'den rivayelen, o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem rüku' elliği zaman sırlına bir bardak su konsa dökülmezdi." (Hadisi Ahmed rivayet etmiş, Ebû Dâvûd ise mürsel olarak rivayet etmiştir.) Mus'ab bin Sa'd'den rivayeten, o şöyle demiştir: "Babamın yanında namaz kıldım. Ellerimi, parmaklarımı birbirine bitiştirerek baldırımın üzerine koydum. Beni bundan nehyetti ve 'şöyle yaparız' diyerek, ellerimizi dizlerimizin üzerine koymamızı emretti." (Hadisi Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Nesâî ve ibn Mâce rivayet etmiştir.)

2.7.8.9. Rüku'da Yapılacak Zikirler

Rüku'da "sübhâne Rabbiy'el-azîm" (Ey büyük rabbim seni teşbih ederim) lafzıyla zikir yapmak müstehabdır. 'Ukbe bin Âmir'den rivayeten; o demiştir ki: "Fe-sebbih bismi Rabbike'l-azîm" (Büyük olan rabbi-nin ismini teşbih et) âyeti inince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bize: "Rüku'larınızda bu duayı okuyunuz." buyurdu. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve diğerleri iyi bir senetle rivayet etmişlerdir.) Huzeyfe'den
rivâyeten; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber namaz kıldım. Ruku'unda "Sübhâne Rabbiye'l azîm" diyordu." (Hadisi Müslim, Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, Ibn Mâce rivayet etmiştir.) "Sübhâne Rabbiye'l-azim ve bihatndihi" sözü birkaç yoldan gelmişse de bu rivayetlerin hepsi zayıftır. Şevkânî: "Bu rivayetler birbirini kuvvetlendirmektedir" der. Namaz kılanın, bu teşbih ile yetinmesi veya bu sözlere aşağıdaki zikirlerden birisini ilave etmesi sahihtir:
Ali'den (r.a.) rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem rüku'a vardığında:
"Allahım! Senin için rüku' eltim, Sana inandım ve sana teslim oldum. Sen benim Rabbimsin. Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirim, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın huzurunda eğilip huşu'a vardı." derdi. (Hadisi Ahmed, Müslim, Ebû Dâvûd ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Aişe'den (r.a.) rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem rüku' ve secdesinde:
"(Rüku'um), noksansız, tertemiz, meleklerin ve Cebrailin Rabbi olan Allah'adır" derdi.
Avf bin Malik el-Eşca'î'den rivayeten; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem ile bir gece birlikte namaz kıldım. Bakara sûresini okudu. Rııku'unda ise;
"Üstünlük, saltanat, büyüklük ve ululuk sahibi olan Allah'ı tenzih ederim." diye dua etti." (Hadisi Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî rivayet etmiştir.)
Aişe (r.a.)'den rivayeten; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem rükû' ve secdesinde çokça: "Sübhaneke'llahümme
Rabbena ve bi-hamdike, Allahümmeğfirlî." (Rabbimiz olan Allahım, seni teşbih eder, sana hamdederim. Allahım, beni bağışla,) derdi. Kur'ân'da geçen "Rabbini hamd ile teşbih el ve istiğfar e/"(14) âyetine uyarak bu duayı yapardı." (Hadisi Buharî, Müslim, Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.)

2.7.8.10. Rüku'dan Kalkıp Doğrulduğunda Yapılacak Zikirler

Namaz kılanın, İsler imam olsun, ister cemaat olsun, isterse de tek başına olsun rüku'dan kalkarken "Semi'Allahü limen-hamideh" demesi, tam doğrulunca "Rabbena leke'l-hatnd" veya "Allahümme Rabbena ve leke'l-hamd" demesi müstchab'dır.
Ebu Hürcyre'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem belini rüku'dan kaldırınca "Semi'Allahü limen-hamideh" der, ayakta iken"Rabbcnâ ve leke'l-hamd" derdi. (Hadisi Ahmed, Buharî, Müslim rivayet etmiştir.) Buharî'de Enes'den rivayet edilen bir hadiste; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in "İmam "semi'Allahü limen-hamideh" dediği zaman siz de "Allahümme Rabbena ve leke'l-hamd" deyiniz," dediği rivayet olunmuştur. Bazı alimler; "Cemaatin, "Semi'Allahü limen-hamideh" demeyip, imamın dediğini işittikleri zaman, "Ailahümme Rabbena leke'l-hamd" demeleri bu hadise uygundur," demişlerdir. Ahmed ve diğerlerinin Ebû Hürcyre'den rivayet enikleri hadise göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "/mam "semi'Allahü limen-hamideh" dediği zaman, "Allahümme Rabbena leke'l-hamd" deyiniz. Kimin bu sözü meleklerin sözüne denk gelirse geçmiş günahları bağışlanır." Fakat Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in: "Benim kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılın" hadisi her namaz kılanın teşbih ile tahmidi birleştirmesini gerektirir.
Eğer namaz kılan cemaat ise: Bu konuda Nevevî; "Cemaat teşbih ile tahmidi birleştirmeyip sadece tahmid ile yetinir," diyenlerin dillerine karşılık şöyle demiştir: "Mezhebimize göre hadisin mânâsı şöyle yorumlanmıştır: "Semi'Allahü limen-hamideh" sözünü muhakkak bildiğinize göre "Rabbena leke'l-hamd" deyiniz." Sadece bu ifadenin gelmesi, ashab, Ra-sûlülîah sallallahu aleyhi ve sellem'in açıklan "Scmİ-Allahü limen-hamideh" demesini işittiklerinden dolayıdır. Çünkü bu sözü açık söylemek sünnettir. Halbuki "Rabbena leke'l-hamd" sözü gizli söylendiği için onu işitmiyorlardı. Ashab Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in mutlak ola-

(14) Nasr3.

rak namazda ona uyulması gerektiğini ifade eden "benim kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılınız" sözünü biliyorlardı ve "semi'Allahü limen-hamideh" sözünde ona zaten uyuyorlardı. Bunu emretmeye ihtiyaç yoktu. Yalnız, "Rabbena leke'1-hamd" sözünü bilmedikleri için bununla emro-lundular.
Rüku'dan doğrulduğu zaman yapılacak tahmidîn en kısası budur. Şu duaları ilâve etmek de müslehaptır:
Rufa' bin Rafi'dcn rivayctcn; o demiştir ki: "Bir gün Rasûiullah sal-lalîahu aleyhi ve scllcm'in arkasında namaz kılıyorduk. Rasûiullah rüku'dan başını kaldırınca "semi'Allahü limen-hamideh" dedi. Arkasındaki bir adam:
"Çok çok hamdler, (emiz ve mübarek hamdler, sana mahsustur Ey Rabbim" dedi. Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sclİcm namazı bitirince: "Konuşan kimdi?" diye sordu. Adam: "Bendim ya Rasûlallah" deyince; Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sellcm: "Otuz küsur meleğin o duanın sevabım ilk olarak yazmak için yarış eniklerini gördüm." buyurdu." (Hadisi Buharı, Ahmed, Mâlik, ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Âli'den (r.a.) rivâyeten: Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sellem rüku'dan kalkınca:
"Allah hamd edeni işitti, yer ve gök arasındaki mesafe dolusu ve dilediğin şeylerin dolusu hamd olsun yâ Rabbi." dedi." (Hadisi Ahmed, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî rivayet etmiştir.)
Abdullah bin Ebî Evfâ, Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sellem'den ri-vayeten şöyle demiştir:
"Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sellem rüku'dan başını kaldırdığı zaman şöyle derdi:
"Ey Rabbimiz olan Allah; gökler dolusu, yerler dolusu ve bunlardan öle dilediğin şeyler dolusu hamd sana olsun. Allahım! Beni kar, dolu ve soğuk suyla temizle. Allahım! Beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi benim de günahlarımı temizle." (Hadisi Ahmed, Müslim, Ebu Dâvûd ve lbn Mâce rivayet etmiştir. Bu duanın manası, tam olarak temizliği İstemektir.)
Ebû Sa'id'il-Hudrî'den rivâyeten; o demiştir ki: "Rasûlüllab sallallahu aleyhi ve sellem 'semi'allahu İlmen hamideh' dedikten sonra şöyle dua etti:
"Allahım! Gökler dolusu, yerler dolusu ve bunlardan öte dilediğin şeyler dolusu hamd sana olsun. Ey övgü ve şeref sahibi! Her hangi bir kulun -ki hepimiz de sana kuluz- söylediği en güzel şeye en çok lâyık olan sensin. Allahım! Senin verdiğine mani olacak yok, vermediğini verecek de yok. Mal ve mevki sahibine mal ve mevkii fayda vermez ve senin azabından kendini kurtaramaz." (Hadisi Müslim, Ahmed, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Yine Ebû Sa'îd'ü-Hudrî'den rivâyeten, Rasûiullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Semi'allahu limen hamideh" dedikten sonra, ayakta durduğu müddetçe, rüku'a varıncaya dek "li-Rabbi'l-hamd" (Hamd Allah'adır) derdi.

2.7.8.11. Secde'ye Varmanın ve Kalkmanın Şekli

Cumhur ulema ellerden önce dizleri yere koymanın müstehab olduğunu söylemiştir. îbn Münzir; Ömer, Nehaî, Müslim bin Yesar, Süfyan-ı Sevrî, Ahmed îshak ve rey sahiplerinden hikâye ederek deriz ki: Biz de
bu görüşe katılıyoruz. Ebu Tayyib bütün fakihlerden böyle hikâye etmiştir. İbn Kayyım şöyle demiştir: "Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem önce dizlerini, sonra ellerini, sonra alnını, sonra burnunu yere koyardı." Bu şekil, Şerik'in, Asım bin Kuleyb'ten, onun da babasından rivayet ettiği doğru bir görüşlür. Vâil bin Hucr'den rivâyeten; o şöyle demiştir: "Rasülüllah sallallahu aleyhi ve scllem'in, secde ederken dizlerini ellerinden önce koyduğunu, secdeden kalkarken de ellerini dizlerinden önce kaldırdığını gördüm." Bunun dışında Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den bir fiil rivayet olunmamıştır. Malik, Evzaî, İbn Hazm, elleri dizlerden önce koymanın müstehab olduğunu söylemişlerdir. Ahmed'den gelen bir rivayet de böyledir. Evzaî; "insanları, ellerini dizlerinden önce koyarken gördüm," demiştir. İbn Ebî Dâvûd ise: "Hadis cshabmm sözü budur," demiştir.
Secdeden ikinci rek'ate kalkmanın durumuna gelince, yukardakinin tam tersidir. Cumhur'a göre müstehab olan önce elleri, sonra dizleri kaldırmaktır. Diğerlerine göre ise, önce dizleri sonra elleri kaldırır.

2.7.5.12. Secdenin Şekli

Secde yapan kimsenin aşağıdaki hususlara dikkat etmesi müstehabdır.
1- Burnunu alnını ve ellerini yere koyup, ellerini yanlarından ayırmak. Vâil bin Hucr'den rivâyeten: "Nebî aleyhisselam secde ettiği zaman alnını elleri arasına koyar ve kollarını koltuklarından ayırırdı." (Hadisi Ebu Dâvûd rivayet etmiştir.) Ebu Humcyd'dcn rivâyeten: "Nebî aleyhisselam secde ettiği zaman burnunu ve alnını yere yerleştirirdi. Ve ellerini yanlarından ayırır, avuçlarını omuzları hizasına koyardı." (Hadisi tbn Hu-zeyme ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiştir.)
2- Elleri kulaklar hizasına veya omuzlar hizasına koymak. Her iki şekilde de rivayet gelmiştir. Bazı alimler bu iki rivayetin arasını birleştirerek; "baş parmaklarının uçlarını kulaklar hizasına, elin diğer kısmını ise omuzlar hizasına koymak gerekir" demişlerdir.
3- Parmakları yummak ve düz olarak yere koymak. Hakim ve İbn Hibban'm rivayetine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, rüku'da elinin parmaklarını açar, secdede ise bitiştirirdi.
4- Parmak uçlarını kıbleye karşı tutmak. Buharî'nin Ebu Hu-meyd'den rivayet ettiği hadise göre, Nebi aleyhisselam secde ettiği zaman parmaklarını açmadan ve yumruk yapmadan yere koyarak parmak uçlarını kıbleye çevirirdi.

2.7.5.13. Secde Miktarı ve Secdede Yapılan Zikirler

Secde edenin secde esnasında "sübhâne Rabbİy'el-a'Iâ" demesi müs-tehab'dır. Ukbe bin Âmir'den rivâyeten: "Sebbih-isme Rabbike'l a'la" ayeti inince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "secdelerinizde bunu okuyunuz,"U 5) buyurdu. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve Hâkim rivayet etmiştir. Hâkim, hadisin senedi iyidir demiştir.) Huzey-fe'den rivâyeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem secdesinde "Sübhâne Rabbiye'l-a'lâ" derdi." (Hadisi Ahmed, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce rivayet etmiş, Tirmizi hadisi hasen sahih saymıştır.)
Rükû' ve secdelerde teşbihlerin üç'ten noksan olmaması gerekir. Tirmizî: "İlim ehli böyle amel etmiş olup, kişinin rüku ve secdelerde üç teşbihten az yapmaması müstehapür" demiştir. Daha az söylemeye gelince; cumhur ulema, "rüku' ve secdelerdeki teşbihlerin en azı bir teşbih miktarıdır" demişlerdir. Daha önce itmi'nan'm farz olduğu geçmişti. It-mi'nan ise bir teşbih miktarı durmakla oluşur. Teşbihin en mükemmeline gelince; bazı alimler bunu on teşbih olarak takdir etmiştir. Sa'îd bin Cu-beyr'in Enes'tcn rivayet ettiği hadis şöyledir: (Ömer bin Abdülaziz'i kastederek) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namazına benzer namaz kılan bu gençten başka hiç kimseyi görmedim. Rüku'da bizi on teşbih söyleyecek kadar beklettiği gibi aynı şekilde secdede de on teşbih kadar bekletti." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Nesâî iyi bir senetle rivayet etmiştir.) Şevkânî şöyle demiştir: "Teşbihin mükemmeli on'dur, diyenler, bu hadisi delil olarak almışlardır. Ancak yalnız kılanın teşbihleri dilediği kadar arttırması daha sahihtir. Ne kadar arttmrsa o kadar evlâ olur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in fazla teşbih hakkındaki sahih hadisleri bunu bildirmektedir. Eğer cemaat uzun okumaktan rahatsız olmuyorsa imam da fazla teşbih okuyabilir.." tbn Abdilber der ki: "Her imamın, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in emri olduğu için teşbihleri ondan daha az yapması gerekir. Arkasındaki cemaatin dayanıklı olduğunu bilse bile onlardaki meşguliyet ve ihtiyaçları, abdest tutamama ve diğer durumlar gibi meydana gelecek arızaları bilemez," İbn Mübarek; "arkasındakiler Üç teşbih okuyabilsinler diye, İmamm beş teşbih okuması müstehabdır"

(15) A'lâ: 1.

demiştir. Yalnız kılanın sadece teşbihle kalmayıp dilediği duaları İlâve etmesi de müstehabdir. Sahih bir hadiste geçtiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden birinizin Rabbine en yakın olduğu yer secde halidir. Secdede duayı çoğaltınız." Yine buyurmuştur: "Dikkat! Rüku' ve secde halinde Kur'ân okumaktan nehyettim. Rüku'da Rabbinizi ta'zîtn edin. Secdede ise dua okumaya çalışın. Secde hali, duanızın kabul olunmasına en yakın yerdir." (Hadisi Ahmed ve Müslim rivayet etmiştir.) Bu konuda aşağıya aldığımız pek çok hadis vardır:
Ali (r.a.)'den rivâyeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem secde ettiği zaman şöyle derdi:

"Allah'ım senin için secde ettim. Sana inandım. Sana teslim oldum. En güzel biçimde şekillendirip, işitme ve görme yerleri ile süsleyerek, yarattığın yüzümü senin için yere koydum. Yaratıcıların en güzeli olan Allah mübarektir." (Hadisi Ahmed ve Müslim rivayet etmiştir.)
Ibn Abbâs'm teheccütte Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namazını vasıflandırırken şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Sonra namaz kılmaya başlayarak namazında veya secdesinde:
"Allah'ım kalbime nâr, kulağıma nâr, gözüme nûr, sağıma ve soluma nâr, önüme ve arkama nûr, üstüme ve altıma nûr ver ve beni nûr yap." demeye başladı." (Şu'be: "Bana nûr ver," şeklinde rivayet etmiştir. Hadisi Müslim, Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.) Nevevî demiştir ki: "Alimler, "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bütün azaları ve yönleri için nûr istedi,' demişlerdir. Nûr'dan murad, hakkı açıklayıp ona hidayet edilmesini istemektir. O, bütün âzâlar ve vücûdu için bütün amelleri, bü-
tün davranışları, halleri ve altı yönü için nûr istedi. Onlardan istemediği hiç bir şey bırakmadı."
Âişe (r.a.)'den rivâyeten; O şöyle diyor: "Bir gece Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'i yattığı yerde bulamadım. O'nu elimle araştırınca secde eder halde buldum. Secdesinde şöyle diyordu:
"Rabbim nefsime takva ver ve onu temizle. Sen temizleyenlerin en hayırlısısın. Sen nefsimin hem velisi hem de mevlâsısın." (Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.)
Ebu Hürcyre'den rivâyeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem secdesinde şöyle demiştir:
"Allah'ım, günâhlarımın hepsini affet. Büyüğünü ve küçüğünü, ilkini ve sonunu, gizlisini ve açığını affet." (Hadisi Müslim, Ebû Dâvûd, Hakîm rivayet etmiştir.)
Âişe'den (r.a.) rivâyeten; o şöyle demiştir: "Bir gece Rasülüllah'ı kaybettim. Onu mescid'de buldum. Secdeye kapanmış, ayaklarını, parmakları kıble'ye gelecek şekilde dikmiş şöyle diyordu:

"Allah'ım, gazabından rızana, azabından affına sığınırım. Ve senden sana sığınırım. Allahım, kendini övdüğün gibi, seni Överim." (Hadisi Müslim, Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, Ibn Mâce rivayet etmiştir.)
Yine Aişc'den (r.a.) rivâyeten: "Bir gece Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem'i yattığı yerde bulamayınca, diğer kadınlarına gittiğini sandım. Onu araştırdım; rüku'da veya secdede:
"Alİahım, seni hatnd ile teşbih ederim. Senden başka ilâh yoktur." derken buldum." Aîşe'nin; "Anam-babam sana feda olsun, ben seni nerde sanıyordum, sen ise ne iştesin," dediği rivayet olunmuştur. (Hadîsi Müslim, Ahmed ve Nesâî rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem secdede iken şöyle derdi:
"Allah'ım, hatamı ve cehaletimi, işlerimdeki israfımı affet. Sen beni benden daha iyi bilirsin. Allah'ım; ciddimi, şakamı, halamı, kastımı affet. Allah'ım, geçmiş ve gelecek, gizli ve açık hatalarımı affet. Sen Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur."

2.7.5.14.a. İki Secde Arasında Oturmanın Şeklî

Sünnet olan iki secde arasında 'müfterişcn' oturmaktır. Yani sol ayağını büküp yayarak üzerine oturmak, sağ ayağının parmak uçlan kıbleye gelecek şekilde dikmektir. Âişe (r.a.)'den rivayeten; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem sol ayağını yayar sağ ayağını dikerdi." (Hadisi Buhârî, Müslim rivayet etmiştir.) Ibn Ömer'in; "sağ ayağım dikip parmaklarını kıbleye çevirmek sol ayak üzerinde oturmak namazın sünnetlerindendir dediği rivayet edilmiştir.) (Hadisi Nesâî rivayet etmiştir.) Nafi' şöyle demiştir: "Ibn Ömer namaz kıldığı zaman, her şeyiyle hattâ nalinleriyîe dahi kıbleye dönerdi." (Hadîsi Esrem rivayet etmiştir.) Ebû Humeyd'in Rasû-lüllah'ın namazını tarif eden hadisinde şöyle geçmektedir: "Sonra Rasûlüllah sol ayağını büküp üzerine oturur, sonra bütün kemikleri yerine otu-runcaya kadar durur, sonra secdeye inerdi." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, ve Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizî, hadisi sahih saymıştır.)
Ayakları yayarak topukları üzerine oturmanın müstehap olduğu hakkında rivayetler vardır. Ebû Ubeyde: "Bu söz, ehli hadisin sözüdür," demiştir. Ebû Zübeyr Tâvûs'un şöyle dediğini işitmiştir: "Ibn Abbâs'a ayaklar üzerine oturmak hakkında sordum. O da 'sünnettir' dedi. Biz ise; 'bu durumu kişilere eziyet olarak görüyoruz' dedik. O da 'Nebinizin sünneti
budur,' dedi." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.) Rivayete göre; Ibn Ömer başını birinci secdeden kaldırdığı zaman parmaklarının uçları üzerine oturur, "bu sünnettendir," derdi. Tâvûs: "Abdullah bin Abbâs, Abdullah bin Ömer ve Abdullah bin Zübeyr'İn ayaklan üzerine oturduklarını gördüm." demiştir. (Hadisi Beyhakî rivayet etmiştir. Hafız; "hadisin senedi sahihtir. Ancak oylukları yere koyup, dizleri dikmek suretiyle oturmak âlimlerin ittifakıyla mekruhtur," demiştir.) Ebu Hüreyre'dcn rivayeten; o şöyle demiştir: "Nebi aleyhisselam beni üç şeyden nehyeui: Secdede horoz gibi gagalamaktan, köpek oturuşu gibi oturmaktan ve tilki, gibi sağa sola bakmaktan." (Hadîsi Ahmed, Beyhakî, Taberânî, Ebû Ya'la rivayet etmiştir. Senedi hasendir.) Ikİ secde arasında oturanın sağ elini sağ oyluğuna, sol elini sol oyluğuna, parmaklarını ise yayılmış olarak kıbleye yönelik, az açık ve dizlere kadar uzanmış halde koyması müstchaptır.

2.7.5.14.b. iki Secde Arasında Dua

iki secde arasında aşağıdaki dualardan birisini okumak ve dilerse tekrar etmek müstchabdır. Nesâî ve Ibn Mâce'nin Huzeyfe'den yaptıkları rivayete göre: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: İki secde arasında "Rabbi'ğfırlî" (Allahım beni affet), derdi."
Ebû Davud'un Ibn Abbâs'dan rivayet ettiğine göre: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem iki secde arasında:
"Allah'ım beni affet bana acı, bana afiyet ver, bana hidayet ver, beni rızıklandır." derdi.

2.7.5.15- istirahat Oturuşu

istirahat oturuşu; namaz kılanın, birinci rek'aunı ikinci secdesini yapıp, ikinci rek'ata kalkmadan önce hafif olarak oturması ile üçüncü rek'atın ikinci secdesini bitirdikten sonra dördüncü rek'ata kalkmadan önce hafifçe oiurmasıdır. Alimler, hadisler değişik olduğu için bunun hükmü hakkında ihtilâf etmişlerdir. Biz bu konuda Ibn Kayyım'ın sözünün özetini zikrediyoruz: 'Fakihler 'istirahat oturması, namazın sünnetlerinden olup herkesin yapması müstehab mıdır, yoksa namazın sünnetlerinden olmayıp, ihtiyacı olan mı bunu yapar?' diye ihtilâf etmişler, ikisini de diyen vardır. Bu iki rivayet Ahmed'den naklolmuştur. Hilâl şöyle der: "istirahat
oturuşunda Ahmed, Mâlik bin Huveyris'in hadisine müracaat ederek şöyle demiştir: 'Yusuf bin Musa bana haber verdi: "Ebû Ümâme'ye namazda ayağa kalkmak hakkında sorulduğunda, O'da 'Rafı'in rivayet ettiği hadise göre ayaklarının önü Üzerine kalkar,' dedi." Ibn Aclan'ın hadisi de Rasû-lüllah'ın ayaklarının önü üzerine kalktığına delâlet etmektedir. Bu durum Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in birçok ashabından ve onun namazını anlatanlardan rivayet olunmuştur. Ancak istirahat oturuşu, bu rivayetlerde zikrcdilmeyip sadece Ebû Humeyd ve Mâlik bin Huveyris'in hadisinde zikrolunmuşiur. Eğer bu, Rasûlüllah'm tatbikatından olsaydı, devamlı olarak yapar ve O'nun namazını tarif eden herkes bunu zikrederdi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bir fiili sadece yapması namazın sünnetlerinden olduğuna delâlet cimez. Ancak Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem'in, onu sünnet olarak işlediği bilinirse o zaman uymak gerekir. İhtiyacı için onu yaptığı takdir edilirse, bu onun namazının sünnetlerinden bir sünnet olduğuna delâlet etmez."

2.7.8.16- Teşehhüdde Oturmanın Şekli

Teşchhüdde oturmak için aşağıdaki sünnetlere dikkat etmek gerekir:
a) Elleri aşağıdaki hadislerde geçen şekilde koymak.
Ibn Ömer'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ette-hiyyatü'de oturduğu zaman sol elini sol dizine, sağ elini sağ dizine koyardı. Baş parmağını orta parmağın üzerine koyar, şehadet parmağıyla da işaret ederdi." Bir rivayette: "Bütün parmaklarını yumar, şehadet parmağıyla da işaret ederdi." şeklindedir. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Vâil bin Hucr'den rivayeten: "Nebi aleyhisselam sol elini oyluğuna ve sol dizine koyar, sağ dirseğini sağ oyluk hizasına getirir, sonra parmaklarını kapatarak halka yapardı." Başka bir rivayette: "Orta ve baş parmağını halka yapar, şehadet parmağıyla da işaret ederdi. Sonra parmaklarını kaldırır, onları hareket ettirerek duâ ederdi." şeklindedir. (Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.) Beyhâkî şöyle demiştir: "Hareketten maksat işaret etmektir. Yoksa hareketin tekrarı değildir." Böylelikle Ibn Zübeyr'in rivayetine de denk düşüyor. Ibn Zübeyr'e göre; "Nebî aleyhisselam duâ etmek istediği zaman parmaklarıyla işaret eder, parmağım hareket ettirmezdi." (Ebû Dâvûd, hadisi sahih bir senetle rivâyetetmiş, Nevevî de hadisi zikretmiştir.)
Zübeyr'den rivayeten; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem teşehhüdde oturduğu zaman, sağ elini sağ oyluğuna, sol elini sol oyluğuna koyar şehadet parmağıyla da işaret eder, gözü, işaretini tecavüz
etmezdi." (Hadisi Ahmed, Müslim, Nesâî rivayet etmiştir.) Bu hadiste sağ elini kapatmadan oyluk üzerine koymakla yetinerek, sağ elin şehadet parmağıyla işaret ettiği anlaşılmaktadır. Yine bu hadisle namaz kılanın gözünün, işaretini tecavüz etmemesinin (gözünün parmağını takip etmesinin) sünnet olduğu hükmü vardır. İşte bu üç şekil de sahih olup, herhangi birisiyle amel etmek caizdir.
b) Sağ işaret parmağını az kaldırıp selâm verinceye kadar tutarak işaret etmek. Numeyr el-Huzaî'den rivayeten; o şöyle demiştir: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'i namazda otururken gördüm; sağ kolunu işaret parmağını kaldırarak sağ oyluğuna koymuş duâ ederek parmağını biraz indirmişti." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ncsâî, Ibn Mâce, İbn Huzeyme iyi bir senetle rivayet etmiştir,
Enes bin Mâlik'ten rivayeten; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sclîem iki parmağıyla işaret ederek duâ eden Sa'd'e uğrayınca, "tek parmağınla işaret et ya Sa'd," dedi." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ncsâî, Hâkim rivayet etmiştir.) Ibn Abbhas'a parmağıyla işaret ederek duâ eden bir kişi hakkında sorulduğunda: "Böyle yapması ihlâstır," dedi. Enes bin Mâlik: "Böyle yapmak yalvarmaktır," dedi. Mucâhid ise: "Şeytanı kovmaktır," demiştir. Şafiîler ise, şehadette "Allah" derken bir defa parmakla işaret etmek görüşündedirler. Hanefilcre göre "lâilâh"de şehadet parmağı kaldırılır, "illallah" da indirilir. Mâlikîler sonuna kadar parmağını sağa ve sola oynatır. Hanbelî mezhebinde Allah'ın ismi her anıldığı zaman tevhid'e işaret için parmakla işaret edilir, fakat parmak oynatılmaz,
c- Birinci teşehhüdde yayılarak oturmak, son leşehhüdde ise tever-rük (*) etmek. Ebû Humeyd'in, Rasûfüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namazını tarifeden hadîsinde şöyle denmektedir: "İkinci rekatte oturduğu zaman sol ayak üzerine oturur, sağ ayağını dikerdi. Son rekatte oturduğu zaman ise sol ayağını öne geçirir, diğerini diker, oturağı üzerine otururdu." (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.)

2.7.8.17. Birinci Teşehhüd

Cumhur ulema birinci teşehhüdün sünnet olduğu görüşündedir. Abdullah bin Buhaync'nin hadisine göre: "Nebi aleyhisselam öğle namazına kalktı. Oturması gerekirken oturmadı. Namazı tamamlayınca iki secde yaptı. Her bir secdede selâm vermeden önce oturarak tekbîr aldı. Cemaat

(*) Tevenük: Sağ ayağımı dikip sol ayağını büklükten sonra ayağının üzerine oturmaksızuı sol kaynağının üstüne oturmak, (y.n.)

da onunla birlikte secde ettiler. Böyle yapması birinci oturuşu unuttuğu içindi." (Hadisi, Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce rivayet etmiştir.) "Subul'üs-Selâm"da: "Bu hadis, birinci teşehhüdü unutarak terkedenin secde-i sehiv yapması gerektiğine dair bir delildir." denmektedir. Fakat Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in "Benim namaz kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılınız" hadisi, birinci teşehhüdün vâcib olduğuna delâlet eder. Terkinin secde-i sehvi gerektirmesi vâcib olduğunu gösterir. Zaten vacibin terki secde-i sehvi gerektirir. Secde-i sehvi gerektirdiği için vâcib olmadığı şeklinde delil çıkarmak doğru değildir. Çünkü herhangi bir vâcib, unutularak terkcdildiğinde secde-i sehivin yeterli olmadığı hususunda bir delil yoktur. Hafız, "Fetih" kitabında: "ibn Battal şöyle demiştir" der: "Secde-i sehvin, vâcib'in yerine yeterli olmadığının delili şudur: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem iftitah tekbirini unut-saydı, sehiv secdesi yeterli olmazdı. Teşehhüdü unutmasından dolayı sehiv secdesi yapması, teşehhüdün vâcib olmadığına delildir. Çünkü teşeh-hüd bir zikirdir ki, bunda hiçbir şekilde Kur'ân okumak yoktur. Vâcib de değildir. Namaza başlama duaları gibidir." Diğerleri ise sununla delil getirmişlerdir: "Rasûlüllah, birinci teşehhüdde yanıldığında cemaatın bilerek birinci teşehhüdü terkettiğini bildiği halde, cemaatın kendisine uymasını takriri sünnetle kabul etmiştir. Bu da birinci teşehhüdün vacip olup, terkinde sehiv secdesi gerektiğini gösterir." Birinci teşehhüdün vâcib olduğunu söyleyenler Leys bin Sa'd, Isbâk ve meşhur olan kavline göre Ah-med'dir. Şafiî de bu görüşledir. Hanefi'lerden de bir rivayet vardır. Taberî vâcib olduğuna sununla delil getirmektedir: "Namaz ilk defa iki rekat farz olmuştu. İlk teşehhüdde orada vâcib idi. Namaz arttırılınca, bu artma ilk teşehhüdün vücûbunu engelleyici değildir."
Birinci Teşehhüdü Hafif Yapmanın Müstehab Olduğu Birini teşehhüdü hafif yapmak müstehabtır. ibn Mes'ûd'dan yapılan rivayete göre o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ilk iki rek'atte oturduğu zaman çok hafif otururdu." (Hadisi Ahmcd, Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî rivayet etmiş, Tirmizî; "hadis hasendir, ancak senetteki Ubeydc, babasından bu hadisi duymamıştır." demiştir. Yine Tirmizî, "ilim ehli bununla amel etmektedir, ilim ehli kişinin ilk iki rekatteki oturuşu uzatmamasını ve eıtehiyyâtü'den başka bir şey okumamasını tercih etmişlerdir." demiştir.) ibn Kayyım: "Rasûlüllah'tan ve onun Âli'den birinci teşehhüdde herhangi bir duâ okumak nakledilmedi. Yine teşehhüd-den sonra kabir azabından, ölü ve dirilerin fitnesinden, mesîh-i deccal'in
fitnesinden sığınmak şeklinde bir duâ da yoktur," demiştir. Bunları müstehab görenler, bu duaları Rasûlüllah'ın okuduğunu bildiren hadislerin umum ve mutlak oluşundan hareket etmektedirler. Halbuki bunların yeri ve hususiliğinin, son oturuşta olduğu sahihdir.

2.7.8.18. Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Salavât Okumak

Namaz kılanın, son teşehhüdde Rasûlüllah'a aşağıdaki salâvat şekillerinin birisi ile salâvat okuması müstchabdır.
a- Ebû. Mes'ûd el-Bedrî'den rivayeien; o demiştir ki: "Beşîr bin Sa'd şöyle dedi: "Ya Rasûlallah, Allah bize sana salâval getirmemizi emrediyor. Sana nasıl salâvat getirelim?" Rasûlüllah sustu. Sonra şöyle buyurdu:
"Ey Allahım; ibrahim'in ve ailesine salât ettiğin gibi, Muhammed'e ve ailesine de salât et ve yine İbrahim'in ailesini iki âlemde mübarek kıldığın gibi, Muhammed'i ve ailesini de mübarek kıl. Muhakkak sen, hamd-leri kabul eden ve şanı yüce olansın." deyiniz. Selâm ise bildiğiniz gibidir." (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
b- Ka'b bin Ucre'dcn rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Ya Rasûlailah, sana nasıl selâm vereceğimizi biliyoruz. Fakat nasıl salâvat getireceğimizi bilmiyoruz?" Rasûlüllah ise:
"Allahım! İbrahim'in âline salât ettiğin gibi Muhammed'e ve âline de salât et. Muhakkak sen Hamîd ve Mecîd'sin. Allahım! İbrahim'in âlini mübarek kıldığın gibi, Muhammed'i ve âlini de mübarek kıl. Muhakkak
sen Hamîd ve Mecid'sin." deyiniz." buyurdu. (Hadisi Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tİrmizî, Nesâî, îbn Mâce rivayet etmiştir.)
Ancak Rasûlüllah'a salâvat getirmek mendup olup, vâcib değildir. Tirmizî'nin rivayet ettiği ve sahih saydığı, Ahmed ve Ebû Davud'un Fuda-le bin Ubeyd'den rivayet ettiği hadiste şöyle denmiştir: "Rasûlüllah, namazda bir adamın duâ edip, salavat getirmediğini işitmişti. Nebî aleyhis-selam: "Bu adam acele etti." dedi. Sonra adamı çağırarak ona veya diğerlerine: "Sizden biriniz namaz kıldığında Allah'a hamd ve O'na sena ile başlasın, sonra Rasûlüne salâvat getirsin. Sonra dilediği duayı yapsın." buyurdu," Mûnteka sahibi: "Bu hadiste salâvatı farz görmeyenlere bir delil vardır. Çünkü salâvatı terkedenin namazı iade etmesi emredilmedi." demiştir. Îbn Mcs'ûd'un verdiği haberde: "Teşehhüdden sonra dilediğin dilekte bulunmakta serbestsin." buyurması da bunu kuvvetlendirmektedir. Şcvkânî: "Bence vâcib olduğunu söyleyenlerin hiçbir delili sabit olmamıştır." demiştir.

2.7.8.19. Teşehhüdden Sonra Selâmdan Önce Duâ Okumak

Teşehhüdden sonra, selâmdan önce dünya ve âhiret İçin dilediği hayırlı duayı okumak müstehabdır. Abdullah bin Mes'ûd'dan rivayeten: Ncbî aleyhisselam onlara teşehhüdü öğretti. Sonunda ise: "Sonra dilediğini istemekte serbestsin." buyurdu. (Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.) Duâ ister Rasûlüllah'dan gelen dualar olsun ister diğer dualar olsun müs-tehabdır. Ancak rivayet edilen dualar daha faziletlidir. Bu konuda gelen rivayetlerin bazısını zikrediyoruz:
Ebû Hüreyre'den rivayeten; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sizden biriniz son teşehhüdü bitirince dört şeyden Allah'a sığınsın:
"Ey Allah'ım cehennem azabından, kabir azabından, diri ve ölülerin fitnesinden, Mesîh-i Deccal'ın fitnesinin şerrinden sana sığınırım." desin." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Aîşe'den rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namazda şöyle duâ ederdi:

-
"Allah'ım, kabir azabından, Deccal'ın fitnesinden, hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım. Allah'ım günah ve borçlardan sana sığınırım." (Hadisi Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.)
Ali'den (r.a.) rivayeten; o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seliem'in namaza kalktığı zaman teşehhüd ile selâm arasında son söylediği şey şu duadır:
"Allahım, beni affet. Önceki, sonraki, gizlediğim ve açıktan yaptığım, israf ettiğim, benden daha iyi bildiğin günahlarımı bağışla. Önce sensin. Sonra sensin. Senden başka ilâh yoktur." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Abdullah bin Amr'dan rivayeten; "Ebûbckir Rasûlüllah'a: "Bana bir dua öğret ki namazımda o duâ ile duâ edeyim." dedi. Rasûlüllah da şöyle buyurdu:
"Allahım nefsime çok zulmettim. Senden başka günahları affeden yok. Beni katından bir mağfiretle affet. Bana rahmet et. Muhakkak sen af ve merhamet edensin." (Hadisi Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.)
Hanzale bin Ali'den rivayeten: Mihcen bin Edra ona bir hadis anlatarak şöyle demiş: "Rasûlüllah'm mescidine girdim, baktım ki bir adam namazını bitirmiş, teşehhüde oturmuş şöyle diyordu:
"Ey bir olan, samed olan, doğurmayan ve doğrulmayan, bir benzen olmayan Allahım! Senden günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Sen muhakkak affeden bağışlayansın." Rasûlüllah bu adam hakkında, üç defa "muhakkak affoldu" buyurmuştur. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Şeddâd bin Evs'dcn rivayeten; o şöyle demiştir: Ncbî alcyhisselam namazında şöyle dua ederdi:
"Allahım, Senden işlerimde sebat ve olgunluğa sabır islerim. Nimetine şükretmek, Sana güzel ibadet etmek istiyorum. Senden selim bir kalp, doğru bir lisan ve Senin bildiğin hayırları isliyorum. Yine Senin bildiğin kötülüklerden Sana sığınıyorum. Bildiğin kötülükler hakkında Sana istiğfar ediyorum." (Hadisi Nesâî rivayet etmiştir.)
Ebû Mihcen'dcn rivayeten; o demiştir ki: "Ammâr bin Yâsir bir namaz kıldırdı. Namazı kısa yapınca bunu yadırgadılar. O da onlara; "rükû' ve secdesini tam yapmadım mı?" dedi. Onlar:"Evct," dediler. Ammar bin Yâsir: "Namazda RasûlüUah'm yapmış olduğu bir duayı yaptım:
"Gaybı bilen, mahlukat üzerine kudreti olan Allahım! Eğer yaşamayı benim için hayırlı görüyorsan beni yaşat. Eğer ölümümü benim için hayırlı görüyorsan beni öldür. Gizli ve açık hallerde Senden korkmayı, gazap ve rıza halinde doğruyu söylemeyi, fakirlik ve zenginlik halinde azimli olmayı. Senin yüzüne bakma lezzetini, 'Sana kavuşma arzusunu Senden istiyorum. Zarar verenin zararından, sapıkların fitnesinden Sana sığınırım. Allahım, iman süsüyle bizi süsle ve bizi hidayete erenlerin yoluna eriştir." (Hadisi Ahmed ve Nesâî iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
Ebu Salih, sahabeden bir adamdan rivayeten demiştir ki: "Rasûluîlah sallallahu aleyhi ve sellem bir adama şöyle buyurdu: 'Namazında ne okuyorsun?' 'Tcşehhüd okuyorum. Sonra "Allahım, Senden cenneti isliyorum ve cehennemden Sana sığınıyorum." diye dua ediyorum," dedi. Sonra şöyle devam elti: "Ne Eenin mırıltını ne de Muaz'm mırıltısını güzel işitemiyorum.' Nebî alcyhisselam da: 'Biz de cennet ve cehennem konularında mırıldanıyoruz.'" buyurdu. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Ibn Mes'ud'dan rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şu duayı ona öğretti:
"Allahım, kalblerimizi birleştir. Aramızı düzelt. Bizi kurtuluş yoluna hidayet et. Bizi karanlıklardan aydınlığa çıkar. Kötülüklerin açığa çıkanından ve gizli olanından bizi sakındır. Bizim işitmemizi, görmemizi, kalblerimizi, eşlerimizi ve zürriyetimizi bereketli kıl. Tevbelerimizi kabul et. Çünkü Sen tevbeleri kabul eden ve acıyansın. Bizi nimetlerine şükre-denlerden kıl. Nimetlerini öven, onları kabul edenlerden eyle. Ve nimetlerini bize tamamla." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah ile beraber oturuyorduk. Bir adam ayakta namaz kılıyordu. Rüku' ettikten sonra teşehhüde oturdu. Duasında şöyle diyordu:
"A ilahım, senden istiyorum, muhakkak hamd Sanadır. Senden başka ilâh yoktur. Sen bol bol verensin. Gökleri ve yeri güzel yaratan. Büyüklük ve ikram sahibi, Hay ve Kayyum olan Sensin. Senden istiyorum." Rasûlüllah aleyhisselam ashabına: 'Ne ile dua etti, biliyor musunuz?' As-hab; 'Allah ve Rasûlü daha iyi bilir,' dediler. Rasûiüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem: 'Muhammed'in nefsini, elinde tutan Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın büyük ismiyle dua etti. O isimle duâ edildiği zaman duası kabul olur. O isimle istendiği zaman istenen şey verilir.' buyurdu. (Hadisi Nesâî rivayet etmiştir.)
Umeyr bin Sa'd'dcn rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Ibn Mes'ûd namazda bize teşehhüdü öğretirken şöyle derdi: 'Biriniz teşehhüdü bitirince şöyle desin:
"Allahtm, bildiğim ve bilmediğim hayrın hepsini Senden istiyorum. Bildiğim, bilmediğim şerrin hepsinden Sana sığınıyorum. Allahım, salih kullarının Senden istediği hayrı istiyorum. Allahım salih kullarının Sana sığındığı kötülüklerden Sana sığınıyorum. Ey Rabbim, dünyada ve ahi-rette bize iyilikler ver ve bizi cehennem azabından koru." Sonra da; 'nebiler ve salih insanlardan herkes bu duanın kapsamına girer" diye açıkladı." (Hadisi Ibn Ebî Şeybe, Saîd bin Mansûr rivayet etmiştir.)

2.7.8.20. Selâmdan Sonra Zikr ve Dualar

Rasûiüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem'den, selâmdan sonra bazı zikr ve dualar varid olmuştur. Namaz kılanın bu duaları yapması sünnettir, işte bir kaçı:
Sevban (r.a.)'dan rivayeten: "Rasûiüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem namazını bitirince üç defa "estağfırullah" der. Sonra:
"Allahım, selâm Sensin, ve selam (emniyet) da Sendendir. Senin şa nın yücedir, ey Celâl ve ikram Sahibi!" derdi." (Hadisi Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd, Ibn Mâce rivayet etmiştir. Müslim'de şu da vardır: "Vclid: 'Evzai'ye, "istiğfar nasıl olacak?" diye sordum. O da:
"Allah'tan bağışlanma isterim. Allah'tan bağışlanma isterim. Allah'tan bağışlanma isterim," diye cevap verdi' dedi.")
Muâz bin Ccbel'dcn rivayeten: 'Rasûiüllah aleyhisselam bir gün elini tutarak şöyle buyurdu: "Ya Muaz, ben seni seviyorum." Muaz: "Annem, babam sana feda olsun ya Rasûlallah; ben de seni seviyorum." dedi. Rasûiüllah da: "Ey Muaz, her namazın sonunda:
"Allahım seni zikretmede, şükretmede ve sana güzel ibadet etmede bana yardımcı ol." demeyi asla terketmemeni sana tavsiye ederim." buyurdu. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesâî, Ibn Huzeyme, Ibn Hibban, Hakim rivayet etmiş, Hakim, "Buhârî ve Müslim'in şartlarına göre hadis sahihtir," demiştir.)
Ebû Hureyre'den rivayeten: Rasûiüllah şöyle buyurmuştur: "Duada başarılı olmayı ister misiniz? Şöyle deyiniz:
"Allahım seni zikretmeye, şükretmeye ve sana güzel ibadet etmeye
bize yardım et." (Hadisi Ahmed iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
Abdullah bin Zübeyr'den rivayeten; o demiştir ki: "Rasûlüllah her
namazın sonunda selâm verince şöyle derdi:
"Allah'tan başka ilâh yoktur. Onun ortağı yoktur. Mülk ve hamd onundur. O her şeye kadirdir. Güç ve kuvvet Allah'ındır. Ondan başkasına ibadet etmeyiz. Nimet, fazilet ve iyi övgü sahibidir. Allah'dan başka ilâh yoktur. Halis olarak din ona aittir. Kâfirler istemeseler de." (Hadisi Müslim, Alımed, Ebû Dâvûd, Ncsâî rivayet etmiştir.)
Muğire bin Şu'bc'den rivayetcn: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scl-lem her farz namazın sonunda şöyle derdi:
"Allah'tan başka ilah yoktur. Onun ortağı yoktur. Mülk ve hamd Onadır. O herşeye kadirdir. Allahım senin verdiğini kimse engelleyemez. Senin engellediğini kimse veremez. Senin verdiğin şereften başka kimsenin faydası olmaz." (Hadisi Buhârî, Müslim, Ahmed rivayet etmiştir.)
'Ukbe bin Âmir'den rivayetcn; o demiştir ki: "Rasûlüllah her namazın sonunda Felâk ve Nas sûrelerini okumamı emretti." Ahmed ve Ebû Davud'un lafzı ise şöyledir: "Kul hüve'llahu, Felak ve Nâs sûrelerini okurdu." (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
Ebû Ümâmc'den rivayeten: "Ncbî aleyhisselam şöyle demiştir: 'Kim her namazın sonunda âyet'el-kürsfyi okursa, cennete girmesini, hayatta kalmasından başka hiçbir şey engelleyemez." (Hadisi Ncsâî, Taberânî rivayet etmiştir.) Ali (r.a.)'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Kim farz namazların sonunda âyet'el-kürsî'yi okursa diğer namaza kadar Allah'ın korumasında olur.'" (Hadisi Taberânî iyi ve güzel senetle rivayet etmiştir.)
Ebû Hureyrc'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem

şöyle buyurdu: "Her kim, namazın sonunda oluzüç defa teşbih, otuzüç defa hamd, otuzüç defa tekbir getirirse toplamı doksandokuz yapar, sonra yüzüncüde: (Lâ ilahe illallahu vahdehû la şerike leh. Lehü'l-mülkü ve lehü'lhamdü ve hüve 'ala külli şey'in gadîr.) "Allah'dan başka ilâh yoktur. Ortağı yoktur. Mülk ve hamd onundur. O her şeye kadirdir." derse hataları deniz köpüğü kadar da olsa yine af olunur. (Hadîsi Buharı, Müslim, Ahmed, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Ka'b b. Ucre'nin rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: "Öyle teşbihler vardır ki, onları söyleyenler veya her farz namazdan sonra yapanlar kaybetmezler: Otuzüç teşbih, oluzüç hamd, otuzüç tekbir." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Sumeyye'nin Ebû Salih'den, onun da Ebu Hureyre'den rivayetine göre; muhacirlerin fakirleri Rasûlüllah'a gelerek dediler ki; "Çok malı olanlar dereceleri ve devamlı nimetleri alıp götürdüler." Rasûlüllah: "Ne yapıyorlar?" diye sordu. Onlar; "Bizim gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar, sadaka veriyorlar. Fakat biz sadaka veremiyoruz. Köle azad ediyorlar. Fakat biz edemiyoruz." Rasûlüllah: "Sizi geçenlere kavuşacağınız, sizden sonrakileri geçeceğiniz, sizin gibi yapmadıkça hiçbir kimsenin sizden fazla faziletli olamayacağı bir şeyi size öğreteyim mi?" Onlar; "evet ya Rasûlallah" dediler. Rasûlüllah: "Her namazın sonunda otuzüç defa Allah'ı teşbih, tekbir ve tahmid edin" buyurdu. Daha sonra muhacirlerin fakirleri Rasûlüllah'a gelerek: Mal sahibi kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitip aynısını yapıyorlar." dediler. Rasûlüllah: "Bu Allah'ın bir fazlıdır. Onu dilediğine verir." buyurdu. Sümcyyc şöyle dedi": "Bu hadisi ailemden bazılarına okuyunca; bana yanıldığımı, otuzüç lesbih, otuzüç tahmid, otuzdört tekbir getirmemin bana dendiğini söylediler. Ebû Salih'e giderek durumu anlattım. O da elimden tutarak: "Hcrbiri otuzüçe ulaşıncaya kadar, "Allahuekber," "sübhânallah," "elhamdülillah" de." diye söyledi." (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet eJrniştir.)
Yirmibeş teşbih, yirmibeş hamd, yirmibeş tekbir de söylemek sahih olup, "Lâ ilahe flla'llahu vahdehû lâ şerike leh, Lehûl-mülkü ve lehûl-hamdü ve hüve alâ külli şey'in gadîr." cümlesi de yirmibeş defa söylenerek yüz tamamlanır.
Abdullah bin Amr'dan Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "İki haslete devam eden kimseyi o hasletler cennete sokar. Bunlar kolaydır. Ancak az kimse bunları yapabilir." Ashâb; "onlar nedir ya Rasûlallah" deyince: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Her namazın sonunda, onar onar "elhamdülillah." "AHahu
ekber" ve "sübhânallah" demektir. Yatağına geldiği zaman, yüz defa tekbir, teşbih ve tahmid okur. Lisanla yapılan bu dualar ikiyüzelli yapar. Mizanda ise ikibinbeşyüz yapar. Hanginiz bir gün bir gecede ikibinbeş-yüz kötülük yapabilir?" dedi. Ashâb: "Peki niye bunları az kişi yapabilir?" diye sorunca Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: "Namazda iken size şeytan gelerek şu şu ihtiyacınız olduğunu hatırlatır ve kişi bunları söylemeden kalkar. Yatağa girdiği zaman şeytan onu uyutur ve bunları söyleyemez." Abdullah bin Amr: "Rasûlüllah'm bu teşbihleri parmağıyla saydığını gördüm." demiştir. (Hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî "hadis, hasen, sahihtir" demiştir.) Ali (r.a.)'den ri-vayeten: Fatima ile beraber bazı işlerini hafifletmek için Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den hizmetçi istediler. Nebî aleyhisselam bu işten kaçındı. Sonra onlara şöyle dedi: "Benden istediğinizden daha hayırlısını size vereyim mi?" Onlar, "evet" dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scîlem: "Cebrail'in bana öğrettiği kelimelerdir ki; her namazın sonunda on teşbih, on tahmid, on tekbir, yatağınıza gittiğiniz zaman otuzüç teşbih, oluzüç tahmid, otuzüç tekbir gelirin." Ali (r.a.): "Vallahi, Rasûlüllah bunları bana öğrettikten sonra hiçbir zaman onları terketmedim." demiştir.
Abdurrahman bin Gânem'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim sabah ve akşam namazlarından ayrılmadan ayaklarını büker ve on kerre:
"Allah'tan başka ilâh yoktur. Yalnız o vardır. Ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd onundur. Hayır onun elindedir. Diriltir ve öldürür. Ve o her şeye kadirdir." derse, o kimseye her birisi için on iyilik yazılır ve on kötülük silinir, o kimse için on derece yükseltilir. Her mekruhtan ve kovulmuş şeytandan korunmuş olur. Şirkten başka hiçbir günah onu helak edemez. Amel bakımından insanların en faziletlisi olur. Ancak bu amel de, onun dediğini deyip ondan fazla yapanlar hariç." (Hadisi Ahmed rivayet etmiş, Tirmizî "biyedihi'1-hayr" ifadesini zikretmeden hadisi rivayet etmiştir.)
Müslim bin Haris'den yapılan rivayete göre, o da babasından rivayeten demiştir ki; "Rasûlüllah bana şöyle buyurdu: "Sabah namazını kıldığm zaman insanlarla konuşmadan, yedi kerre: "Allahım beni cehennemden koru" de. Eğer o gün ölürsen Allah seni cehennemden korur. Akşam namazım kıldığın zaman insanlarla konuşmadan yedi kere:
"Allahım senden cenneti istiyorum. Beni cehennemden koru." derse, o gece öldüğü zaman Allah onu cehennemden korur." (Hadisi Ahmcd ve Ebû Dâvûd rivayet elmiştir.)
Ebû Hâtim'in rivayetine göre Nebî aleyhisselam namazından döndüğünde şöyle derdi:
"Allahım, koruyucum olan dinimi benim için salih kıl, hayatımı temin ettiğim dünyamı ıslah et. Allahım, gazabından rızana, cezandan affına ve senden sana sığınıyorum. Senin verdiğine engel olacak, engel olduğunu verecek kimse yoktur. Zenginin, zenginliği de senin katında fayda vermez."
Buharı ve Tirmizî'nin rivayetine göre Sa'd bin Ebî Vakkas, öğretmenlerin çocuklara yazı yazmayı öğrettiği gibi o da çocuklarına şu kelimeyi öğretir ve şöyle derdi: Rasûlüllah bu kelimelerle her namazın sonunda Allah'a sığınırdı:
"Allahım, cimrilikten, korkaklıktan, ömrüm uzayıpta perişan olmaktan, dünya fitnesinden ve kabir azabından sana sığınırım."
Ebû Dâvûd ve Hakim'in rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselam her namazın sonunda şöyle derdi:
"Allahım, bedenime, işitmeme, görmeme afiyet ver. Allahım, küfür ve fakirlikten sana sığınırım. Allahım, kabir azabından sana sığınırım. Senden başka ilâh yoktur."
imam Ahmcd, Ebû Dâvûd, ve Nesâî'nin, içinde Dâvûd-u Tafavî'nin de bulunduğu zayıf bir senetle Zeyd bin Erkam'dan rivayet ettiklerine göre, Rasûlüllah sallaliahu aleyhi ve selîem her namazın sonunda şöyle derdi:
"Allahım, sen bizim Rabbimizsin ve herşeyin Rabbisin.. Ben şahidim ki sen yalnız olarak Rabsın, ortağın yoktur. Allahım, sen bizim ve her şeyin Rabbisin. Ben şahidim ki, Muhatnmed senin kulun ve Rasûlündür. Allahım, sen bizim ve herşeyin Rabbisin. Ben şahidim ki tüm kulların kardeştir. Allahım, sen bizim ve herşeyin Rabbisin. Beni ve ailemi dünya ve ahiretleki her saatte sana ihlaslı kıl. Ey celâl ve kerem sahibi, emrini dinliyorum ve icabet ediyorum. Allah en büyüklerin büyüğüdür. Yerlerin ve göklerin nurudur. Allah en büyüklerden büyüktür. Allah bana yeter. Ne güzel vekildir O. Allah en büyüklerden büyüktür."
Ahmed, lbn Şcybe, ve îbn Mâce'nin, zincirinde meçhul bir râvi bulunan bir senetle Ümmü Seleme'den rivayet ettikleri hadîse göre. Ncbî aleyhisselam sabah namazını kıldığı zaman selâm verdiğinde şöyle derdi:
"Allahım senden, fayda veren ılım, geniş rıztk, kabul olan amel istiyorum."