Fikih - 17 Namazinkazasi - Fikhussunne
NAMAZIN KAZASI
Âlimlerin ittifakıyla Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in daha Önce geçen
hadîsinden öğrenildiğine göre uyuyan veya unutan kimsenin namazı kaza etmesi
vacibdir.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Uykuda tefrit yoktur. Ancak tefrit
uyanıklık halindedir. Sizden biriniz namazı unutur veya uyuya kalırsa
hatırlayınca kılsın." buyurmuştur.
Baygınlık geçiren kimse üzerine kaza yoktur. Ancak vaktin, abdest alıp, namaz
kılacak kadar bir bölümünde ayılması durumunda namazı kaza eder. Abdürrezzak'm
Nafi'den rivayet ettiğine göre: "lbn Ömer, bir defasında rahatsızlandı. Hatla
namazı terkedinceye kadar aklı giderek kendine gelemedi. Sonra ayılınca
kılamadığı namazları kaza etmedi." lbn Cü-reyc'in lbn Tavus'dan, onun da
babasından rivayet ettiğine göre: "Hasla, baygınlık geçirip sonra aklı basma
gelse, namazı iade etmez." demiştir. Ma'mer diyor ki: "Zührî'ye bayılan kimsenin
namazı hususunu sordum: 'Kaza etmez,' dedi." Hammad bin Seleme'nin Yunus b.
Ubcyd, Hasan Basrî ve Muhammcd lbn Sirin'dcn rivayet ettiğine göre; bayılan
kimse hakkında şöyle demişlerdir: "Baygınlık geçiren ayıldıktan sonra namazı
iade etmez."
Namazı kasden terkedene gelince; alimlerin çoğunluğunun görüşüne göre günahkâr
olur. lbn Teymiyye şöyle demiştir: "Kasden namazı lerke-den kimse için kaza
etmek meşru değildir. Ve sahîh olmaz. Bilâkis çok nafile namaz kılar."
tbn Hazm bu mesele hakkında gerçek görüşü belirtmiştir. Onun görüşünü özetle
aşağıya alıyoruz:
"Namaz vakti çıkıncaya kadar, namazı kasdcn tcrkeden kimse ebedî olarak kaza
etmeye kadir değildir. Mizanın kıyamet günü ağır gelmesi için nafile namazı ve
hayırlı işleri çoğaltarak Allah'a çok tevbe ve istiğfarda bulunsun. Ebu Hanîfe,
Malik ve Şafiî; "vakit çıktıktan sonra kaza eder," demişlerdir. Hattâ Malik ve
Ebû Hanîfe şöyle demiştir: "Bir veya birçok namazı lerkctmeyi kasdeden kimse,
vakti gelmeden onları kılar. Eğer terketmeye niyet ettikleri beş vakit veya
ondan azsa, o vaktin namazı isler çıksın, ister çıkmasın lerkelmeye niyyet
etliklerini, vakti girmeden kılabilir. Eğer beş vakit namazdan fazia icrkcımcye
niyyet etmişse, içinde bulunduğu vaktin namazından başlamak üzere onları da
kılar." lbn Hazm: "Bizim sözümüzün sağlam olduğuna delilimiz Allah Tcâlâ'nın şu
âyetleridir; "Namazlarından bazılarını terkederek namaz kılanlara yazıklar
olsun."(3Q) "Onlardan sonra bir topluluk geldi ki, namazlarım zayi elliler,
nefislerine uydular. Onlar ğayyâ kuyusuna atılacaklardır. "(31)E-ğer namazı
terkeden vakil çıktıktan sonra namaza yetişmiş sayıîıyorsa niçin onlara "vcyl
olsun" veya "gayyâ'ya girsinler," ifadesi kullanılmıştır? Nitekim namazı vakiin
sonuna bırakan kimseler vakte yetişmiş olduklarından onlara "vcyl veya ğayyâ"
yoktur. Yine Allah Teâlâ her farz namaz için belli vakitte giren ve beili vakiüc
çıkan, iki tarafı sınırlı bir zaman tâyin etmiştir. Namazı vaktinden önce
kılanla vaktinden sonra kılan arasında bir fark yoklur. Çünkü her ikisi de
vaktin dışında kılmışlardır. Burada birini diğerine kıyas etmek doğru değildir.
Doğrusu, her ikisi de Allah'ın hududuna tecavüz etmekle müsavidir. Allah Tcâlâ
şöyle buyurdu: "Kim Allah'ın hududuna tecavüz ederse muhakkak nefsine zulmetmiş
olur."(32) Yine kaza yapmak şer'i bir gerekten dolayı olur. Şeriat'ta ise, Allah
Teâlâ'nm, Rasûlünün lisanı ile gönderdiğinden başkası caiz olmaz. 'Namazı
lerkelmeye kasdcn karar veren kimseye kaza gerekir,' diyene soruyoruz: 'Kazaya
bıraktığı bu namaz, Allah'ın ona cmrctıiği namaz mıdır, yoksa başka namaz mıdır?
Bize haber ver." Eğer derlerse; 'o, odur,' onlara deriz ki; 'o zaman, o namazı
terkeden günahkâr olmaz. Çünkü Allah'ın ona emrettiği bir işi yapmıştır. Sizin
dediğinize göre bir günah yoktur. Namazı vakli çıkıncaya kadar terketmeye
niyetlenene de bir ayıplama olamaz. Bu sözü ise müslüman olan bir kimse
söylemez.' Eğer derlerse ki; 'Bu namaz, Allah'ın emrettiği namaz değildir.' O
zaman deriz ki; "Doğru
(30)Mâûn: 4. (31)Meiyem:59. (32)Talak: 1.
söylediniz. Bu ifade yeterlidir. Çünkü Allah'ın emrini, emrettiklerini kabul
etmiş oldular.' Sonra yine sorarız: "Namazı vaktinden sonraya terketmeye
niyetlenmek sevap mıdır, günâh mıdır?' Eğer; 'sevaptır,' derlerse; hepsi de
kesin delil ifade eden ehli îslâm'm icma'ma muhalefet ettikleri gibi Kur'ân'a ve
sabit olan sünnete de muhalefet etmiş olurlar. Eğer, 'günahtır,' derlerse; doğru
söylemiş olurlar. Günahı, sevabın yerine geçirmek ise bâtıldır. Yine Allah Tcâlâ,
Rasûlüllah'm lisanı üzerine namaz vakitlerine sınır koydu. O namaz vakitlerinden
her birine; eda edilmesi için, daha Önce vakit olmayan bir ilk zaman, daha sonra
da vakit olmayan bir son zaman tayin etli. Bu ise ümmetin hiçbirisinin
tartışmadığı bir konudur. Eğer vaktinden sonra namazı eda etmek caiz olsaydı,
Rasûlüllah'm son vakli sınırlamasında bir anlam kalmazdı. Hâşâ boş söz olmuş
olurdu ki, Rasûlüllah'ı bundan tenzih ederiz. Yine her amel, belli bir vakte
bağlanmıştır. Vaktinin dışında yapılması sahih değildir. Eğer vaktinin dışında
sahih olsaydı, bu vakit onun vakti kılınmazdı. Bu ise açıktır. Tevfik
Allah'tandır."
lbn Hazm, uzun olan ifadesinden sonra demiştir ki: "Vakli çıkıncaya kadar namazı
icrkcımcye niyyet edenin kaza etmesi vacib olsaydı, Allah ve Rasûlü bundan
gaflcı elmez ve bunu unutmazdı. "Rabbim unutkan dc-ğildir,"(33) âyetine göre bu
konuyu açıklığa kavuşturmayı tcrkeımezdi. Kur'ân ve sünnet'in ortaya koymadığı
her hüküm ise bâtıldır. Rasûlül-lah'tan sahih olarak sabit olmuştur ki: "Her kim
ikindiyi kaçırtrsa sanki ailesini ve malını kaybetmiş gibidir." Namazı geçirenin
ona tekrar yetişmesine asla yol olmadığı sabit olmuştur. Eğer unutulan
namazların ebedi olarak geçmediği düşünülseydi, namazı geçirenin, geçirdiği
namazları kılması mümkün olsaydı, o zaman bu meselede bir müşkîl olmazdı.
Halbuki bütün ümmet, vakti çıkınca namazın geçmiş olduğu hükmü üzerinde icma
etmiştir. Böylece namazın geçtiğine dair kesin bir icma hâsıl olmuştur. Eğer
kazası ve ödenmesi mümkün olsaydı, "geçli" sözü yalan ve bâtıl bir söz olmuş
olurdu. Böylece kesin olarak sabit olmuştur ki, namazda kaza ebedî olarak mümkün
değildir. Bu konuda bizim görüşümüzü söyleyenlerden bazıları şunlardır; Ömer b.
Hattâb, oğlu Abdullah, Sa'd b. Ebî Vakkas, Selmanı Farisî, fbn Mes'ûd, Kasım b.
Muhammed b. Ebî Bekr, Budeyl el-Ükaylî, Muhammed b. Şîrîn, Mutarrafb. Abdullah,
Ömer b. Abdülaziz ve diğerleri (Allah hepsinden razı olsun.)."
(33) Meryem: 64.
İbn Hazm devamla demiştir ki: "Allah Tcâlâ namazla mükellef olan Kimseye,
vaktinden sonraya tehir etmek için herhangi bir özür kılmadı. Hattâ savaş,
vuruşma, korku, şiddetli hastalık ve yolculuk hallerinde bile. Allah Teâlâ: "Sen
Onların içinde olup da, cephede onlara namaz kıldıracağın zaman askerini iki
kısım yap. Bir grup seninle namazda dursun..."^) Yine: "Eğer korkarsanız yaya
veya binekli olarak..."(35) buyurmakladır. Allah Tcâlâ ağır hastaya namazı
terketmesi için ruhsat vermedi. Eğer ayakta kılmaya gücü yetmezse oturarak
kılar, oturarak kıla-mazsa yan tarafı üzerine kılar. Suyu kullanamazsa teyemmüm
eder, toprağı kulîanamazsa veya kullanmaya gücü yetmezse teyemmümsüz kıİar. Peki
namazı vakti çıkıncaya kadar terketmeye niyet etmeyi caiz görüp de sonra vakti
çıkınca kılmayı ona emrederek, bunun yeterli olabileceğini söyleyenler bunu
nereden söylüyor? Kur'ân'da sahîh, hattâ zayıf sünnette bile böyle bir şey
yoktur. Bu konuda hiçbir sahabi sözü ve hiçbir kıyas da yoktur.
Sonra demiştir ki: "Namazı vakti çıkıncaya kadar terke karar veren ievbc edip,
Allah'tan affını diler ve nafileleri çoğaltır." Tevbc etmesi gerektiği sözümüze
gelince; şu âyete dayanmaktadır: Alİah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Onlardan sonra
bir kavim geldi ki namazlarını zayi ettiler ve nefislerine uydular. Onlar gayya
kuyusuna alılacaklar. Ancak levbe edenler iman eden ve ameli salih isleyenler
onlar cennete girecektir, l/içbir şeyle zulme uğramazlar."Q6) Allah Tcâiâ
buyuruyor: "Onlar bir kötülük yaptıklarında veya nefislerine zulmettiklerinde
Allah'ı zikrederler ve günahlarından dolayı af dilerler."(31) Yine Aîlah Tcâlâ
buyuruyor: "Kim zerre miktarı hayır amel işlerse onu görür, kim de zerre miktarı
şer işlerse onu görür."(38) Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Kıyamet günü adaletle
mizanları koyacağız. Hiçbir kimseye zulmedilıneyeceklir."(39) Ümmet buna icma
etmiş ve bütün deliller, nafilelerin, miktarını Allah'ın bileceği hayırdan bir
cüz olduklarını bildirmişlerdir. Ve yine farzlar içinde, miktarını Allah'ın
bildiği hayırdan bir cüz vardır. Nafilelerin cüzleri toplandığında, farzın
cüzlerine denk olabileceği, hattâ onu geçebileceği Allah
Tcâlâ amel edenin amelini zayi etmeyeceğini, iyiliklerin de kötülükleri
gidereceğini haber vermektedir."
İslami Okul Okulların En Önemlisi