Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 17 Namazinkazasi - Fikhussunne

 NAMAZIN KAZASI
Âlimlerin ittifakıyla Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in daha Önce geçen hadîsinden öğrenildiğine göre uyuyan veya unutan kimsenin namazı kaza etmesi vacibdir.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Uykuda tefrit yoktur. Ancak tefrit uyanıklık halindedir. Sizden biriniz namazı unutur veya uyuya kalırsa hatırlayınca kılsın." buyurmuştur.
Baygınlık geçiren kimse üzerine kaza yoktur. Ancak vaktin, abdest alıp, namaz kılacak kadar bir bölümünde ayılması durumunda namazı kaza eder. Abdürrezzak'm Nafi'den rivayet ettiğine göre: "lbn Ömer, bir defasında rahatsızlandı. Hatla namazı terkedinceye kadar aklı giderek kendine gelemedi. Sonra ayılınca kılamadığı namazları kaza etmedi." lbn Cü-reyc'in lbn Tavus'dan, onun da babasından rivayet ettiğine göre: "Hasla, baygınlık geçirip sonra aklı basma gelse, namazı iade etmez." demiştir. Ma'mer diyor ki: "Zührî'ye bayılan kimsenin namazı hususunu sordum: 'Kaza etmez,' dedi." Hammad bin Seleme'nin Yunus b. Ubcyd, Hasan Basrî ve Muhammcd lbn Sirin'dcn rivayet ettiğine göre; bayılan kimse hakkında şöyle demişlerdir: "Baygınlık geçiren ayıldıktan sonra namazı iade etmez."
Namazı kasden terkedene gelince; alimlerin çoğunluğunun görüşüne göre günahkâr olur. lbn Teymiyye şöyle demiştir: "Kasden namazı lerke-den kimse için kaza etmek meşru değildir. Ve sahîh olmaz. Bilâkis çok nafile namaz kılar."
tbn Hazm bu mesele hakkında gerçek görüşü belirtmiştir. Onun görüşünü özetle aşağıya alıyoruz:
"Namaz vakti çıkıncaya kadar, namazı kasdcn tcrkeden kimse ebedî olarak kaza etmeye kadir değildir. Mizanın kıyamet günü ağır gelmesi için nafile namazı ve hayırlı işleri çoğaltarak Allah'a çok tevbe ve istiğfarda bulunsun. Ebu Hanîfe, Malik ve Şafiî; "vakit çıktıktan sonra kaza eder," demişlerdir. Hattâ Malik ve Ebû Hanîfe şöyle demiştir: "Bir veya birçok namazı lerkctmeyi kasdeden kimse, vakti gelmeden onları kılar. Eğer terketmeye niyet ettikleri beş vakit veya ondan azsa, o vaktin namazı isler çıksın, ister çıkmasın lerkelmeye niyyet etliklerini, vakti girmeden kılabilir. Eğer beş vakit namazdan fazia icrkcımcye niyyet etmişse, içinde bulunduğu vaktin namazından başlamak üzere onları da kılar." lbn Hazm: "Bizim sözümüzün sağlam olduğuna delilimiz Allah Tcâlâ'nın şu âyetleridir; "Namazlarından bazılarını terkederek namaz kılanlara yazıklar olsun."(3Q) "Onlardan sonra bir topluluk geldi ki, namazlarım zayi elliler, nefislerine uydular. Onlar ğayyâ kuyusuna atılacaklardır. "(31)E-ğer namazı terkeden vakil çıktıktan sonra namaza yetişmiş sayıîıyorsa niçin onlara "vcyl olsun" veya "gayyâ'ya girsinler," ifadesi kullanılmıştır? Nitekim namazı vakiin sonuna bırakan kimseler vakte yetişmiş olduklarından onlara "vcyl veya ğayyâ" yoktur. Yine Allah Teâlâ her farz namaz için belli vakitte giren ve beili vakiüc çıkan, iki tarafı sınırlı bir zaman tâyin etmiştir. Namazı vaktinden önce kılanla vaktinden sonra kılan arasında bir fark yoklur. Çünkü her ikisi de vaktin dışında kılmışlardır. Burada birini diğerine kıyas etmek doğru değildir. Doğrusu, her ikisi de Allah'ın hududuna tecavüz etmekle müsavidir. Allah Tcâlâ şöyle buyurdu: "Kim Allah'ın hududuna tecavüz ederse muhakkak nefsine zulmetmiş olur."(32) Yine kaza yapmak şer'i bir gerekten dolayı olur. Şeriat'ta ise, Allah Teâlâ'nm, Rasûlünün lisanı ile gönderdiğinden başkası caiz olmaz. 'Namazı lerkelmeye kasdcn karar veren kimseye kaza gerekir,' diyene soruyoruz: 'Kazaya bıraktığı bu namaz, Allah'ın ona cmrctıiği namaz mıdır, yoksa başka namaz mıdır? Bize haber ver." Eğer derlerse; 'o, odur,' onlara deriz ki; 'o zaman, o namazı terkeden günahkâr olmaz. Çünkü Allah'ın ona emrettiği bir işi yapmıştır. Sizin dediğinize göre bir günah yoktur. Namazı vakli çıkıncaya kadar terketmeye niyetlenene de bir ayıplama olamaz. Bu sözü ise müslüman olan bir kimse söylemez.' Eğer derlerse ki; 'Bu namaz, Allah'ın emrettiği namaz değildir.' O zaman deriz ki; "Doğru
(30)Mâûn: 4. (31)Meiyem:59. (32)Talak: 1.
söylediniz. Bu ifade yeterlidir. Çünkü Allah'ın emrini, emrettiklerini kabul etmiş oldular.' Sonra yine sorarız: "Namazı vaktinden sonraya terketmeye niyetlenmek sevap mıdır, günâh mıdır?' Eğer; 'sevaptır,' derlerse; hepsi de kesin delil ifade eden ehli îslâm'm icma'ma muhalefet ettikleri gibi Kur'ân'a ve sabit olan sünnete de muhalefet etmiş olurlar. Eğer, 'günahtır,' derlerse; doğru söylemiş olurlar. Günahı, sevabın yerine geçirmek ise bâtıldır. Yine Allah Tcâlâ, Rasûlüllah'm lisanı üzerine namaz vakitlerine sınır koydu. O namaz vakitlerinden her birine; eda edilmesi için, daha Önce vakit olmayan bir ilk zaman, daha sonra da vakit olmayan bir son zaman tayin etli. Bu ise ümmetin hiçbirisinin tartışmadığı bir konudur. Eğer vaktinden sonra namazı eda etmek caiz olsaydı, Rasûlüllah'm son vakli sınırlamasında bir anlam kalmazdı. Hâşâ boş söz olmuş olurdu ki, Rasûlüllah'ı bundan tenzih ederiz. Yine her amel, belli bir vakte bağlanmıştır. Vaktinin dışında yapılması sahih değildir. Eğer vaktinin dışında sahih olsaydı, bu vakit onun vakti kılınmazdı. Bu ise açıktır. Tevfik Allah'tandır."
lbn Hazm, uzun olan ifadesinden sonra demiştir ki: "Vakli çıkıncaya kadar namazı icrkcımcye niyyet edenin kaza etmesi vacib olsaydı, Allah ve Rasûlü bundan gaflcı elmez ve bunu unutmazdı. "Rabbim unutkan dc-ğildir,"(33) âyetine göre bu konuyu açıklığa kavuşturmayı tcrkeımezdi. Kur'ân ve sünnet'in ortaya koymadığı her hüküm ise bâtıldır. Rasûlül-lah'tan sahih olarak sabit olmuştur ki: "Her kim ikindiyi kaçırtrsa sanki ailesini ve malını kaybetmiş gibidir." Namazı geçirenin ona tekrar yetişmesine asla yol olmadığı sabit olmuştur. Eğer unutulan namazların ebedi olarak geçmediği düşünülseydi, namazı geçirenin, geçirdiği namazları kılması mümkün olsaydı, o zaman bu meselede bir müşkîl olmazdı. Halbuki bütün ümmet, vakti çıkınca namazın geçmiş olduğu hükmü üzerinde icma etmiştir. Böylece namazın geçtiğine dair kesin bir icma hâsıl olmuştur. Eğer kazası ve ödenmesi mümkün olsaydı, "geçli" sözü yalan ve bâtıl bir söz olmuş olurdu. Böylece kesin olarak sabit olmuştur ki, namazda kaza ebedî olarak mümkün değildir. Bu konuda bizim görüşümüzü söyleyenlerden bazıları şunlardır; Ömer b. Hattâb, oğlu Abdullah, Sa'd b. Ebî Vakkas, Selmanı Farisî, fbn Mes'ûd, Kasım b. Muhammed b. Ebî Bekr, Budeyl el-Ükaylî, Muhammed b. Şîrîn, Mutarrafb. Abdullah, Ömer b. Abdülaziz ve diğerleri (Allah hepsinden razı olsun.)."
(33) Meryem: 64.
İbn Hazm devamla demiştir ki: "Allah Tcâlâ namazla mükellef olan Kimseye, vaktinden sonraya tehir etmek için herhangi bir özür kılmadı. Hattâ savaş, vuruşma, korku, şiddetli hastalık ve yolculuk hallerinde bile. Allah Teâlâ: "Sen Onların içinde olup da, cephede onlara namaz kıldıracağın zaman askerini iki kısım yap. Bir grup seninle namazda dursun..."^) Yine: "Eğer korkarsanız yaya veya binekli olarak..."(35) buyurmakladır. Allah Tcâlâ ağır hastaya namazı terketmesi için ruhsat vermedi. Eğer ayakta kılmaya gücü yetmezse oturarak kılar, oturarak kıla-mazsa yan tarafı üzerine kılar. Suyu kullanamazsa teyemmüm eder, toprağı kulîanamazsa veya kullanmaya gücü yetmezse teyemmümsüz kıİar. Peki namazı vakti çıkıncaya kadar terketmeye niyet etmeyi caiz görüp de sonra vakti çıkınca kılmayı ona emrederek, bunun yeterli olabileceğini söyleyenler bunu nereden söylüyor? Kur'ân'da sahîh, hattâ zayıf sünnette bile böyle bir şey yoktur. Bu konuda hiçbir sahabi sözü ve hiçbir kıyas da yoktur.
Sonra demiştir ki: "Namazı vakti çıkıncaya kadar terke karar veren ievbc edip, Allah'tan affını diler ve nafileleri çoğaltır." Tevbc etmesi gerektiği sözümüze gelince; şu âyete dayanmaktadır: Alİah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Onlardan sonra bir kavim geldi ki namazlarını zayi ettiler ve nefislerine uydular. Onlar gayya kuyusuna alılacaklar. Ancak levbe edenler iman eden ve ameli salih isleyenler onlar cennete girecektir, l/içbir şeyle zulme uğramazlar."Q6) Allah Tcâiâ buyuruyor: "Onlar bir kötülük yaptıklarında veya nefislerine zulmettiklerinde Allah'ı zikrederler ve günahlarından dolayı af dilerler."(31) Yine Aîlah Tcâlâ buyuruyor: "Kim zerre miktarı hayır amel işlerse onu görür, kim de zerre miktarı şer işlerse onu görür."(38) Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Kıyamet günü adaletle mizanları koyacağız. Hiçbir kimseye zulmedilıneyeceklir."(39) Ümmet buna icma etmiş ve bütün deliller, nafilelerin, miktarını Allah'ın bileceği hayırdan bir cüz olduklarını bildirmişlerdir. Ve yine farzlar içinde, miktarını Allah'ın bildiği hayırdan bir cüz vardır. Nafilelerin cüzleri toplandığında, farzın cüzlerine denk olabileceği, hattâ onu geçebileceği Allah
Tcâlâ amel edenin amelini zayi etmeyeceğini, iyiliklerin de kötülükleri gidereceğini haber vermektedir."