Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 19 Seferdenamaz - Fikhussunne

 SEFERDE NAMAZ

Seferde kılman namaz için bir takım hükümler vardır ki onları aşağıda sıralıyoruz:

2.18.1. Dört Rek'atlı Namazları Kısaltmak
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Yolculuğa çıktığınız zaman eğer kâfirlerin size kötülük yapmasından, saldırmasından korkuyorsanız, namazı kısaltmanızda bir günah yoktur. "(42) Burdaki 'korkarsanız' kaydıyla

(42) Nisa: 101.

amel edilmemektedir. Çünkü Ya'lâ b. Ümeyye'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Ömer b. Hattâb'a sordum: 'insanların namazı kısaltmasına ne dersin? Halbuki Allah Teâlâ: "Eğer kâfirlerin saldırmasından korkarsanız," buyuruyor. Bugün ise böyle bir durum yok.' Ömer cevaben: 'Senin şaştığın şeye ben de şaştım. Durumu Rasûlüllah'a anlattım. Buyurdu ki; "Namazı kısaltmak, Allah'ın size verdiği bir sadakadır. Allah'ın sadakasını kabul edin." (Hadisi Buharı, Müslîm, Tirmizî, Ebû Davûd, Ncsâî ve İbn Mâce rivayet etmiştir.) İbn Cerîr'in Ebu Münîb el-Ccrşî'dcn lahric ettiği hadîse göre; İbn Ömer'e dendi ki: "Allah Teâlâ, 'kâfirlerden korkarsanız, yolculukta namazı kısaltın,1 diyor. Biz ise, emniyet içindeyiz, korkmuyoruz. Namazı kısaltalım mı?" İbn Ömer: "Rasûlüllah'da sizler için güzel bir örnek vardır." ayetini okudu.
Âişe (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, o Şöyle demiştir: "Namaz Mekke'de ikişer rek'at olarak farz kılındı. Rasûlüllah Medine'ye gelince, her iki rek'ata iki rek'at daha ilâve edildi. Ancak akşam namazına iki değil, bir rek'at ilâve edildi. Çünkü o, gündüzün vitridir. Sabah namazına da ilâve edilmedi. Çünkü onun kırâeti uzundur. Rasûlülîah misafir olduğu zaman namazı Mekke'de farz olduğu gibi iki rek'at kılardı." (Hadisi Ah-med, Beyhakî, İbn Hibbân ve İbn Huzeyme rivayet etmiş, İbn Huzeymc, 'hadîsin ravilcri sikadandır,' demiştir.) İbn Kayyım şöyle demiştir: "Rasûlüllah dön rck'ath namazı kısaltır, sefere çıkıp Medine'ye dönünceye kadar iki rck'al kılardı. Seferde ■dört rek'atlı namazları tam olarak kıldığı sabit olmamıştır. İmamlardan hiçbirisi bu konuda ihtilâf etmedi. Ancak kısaltmanın hükmü hakkında ihtilâf eltiler. Kısaltmanın vacib olduğunu Ömer, Alî, İbn Mes'üd, İbn Abbâs, İbn Ömer ve Câbir kabul etmişlerdir. Hancfîlerin görüşü budur. Mâlikîler ise, "kısaltmak sünneti, cemaat namazından daha kuvvelli sünnet-i müekkededir. Misafir, uyacağı misafir bir imam bulamazsa tek başına namazı kısaltarak kılar. Mukim imama uyması mekruhtur." demişlerdir. Hanbelîlere göre, kısaltmak caizdir. Tam olarak kılmaktan daha efdaldir. Şafiîlerc göre de, kısaltma mesafesine ulaştığı zaman kısaltmak caizdir."

2.18.2. Kısaltma Mesafesi

Ayette açıklanan sefer, kısa sefer midir, uzun sefer mi? Namazı kısaltmak, namazları cem etmek, oruç tutmamak hangi seferde mubah olur? Bunlar açık değildir. Sünnette de bu hususu açıklayan bir kayıt yoktur, tbn Münzîr ve diğerleri bu mesele hakkında yirmi görüş nakletmişlerdir. Bu konudaki en sahih görüşü aşağıda zikrediyoruz: Ahmed, Müslîm, Ebû
Dâvûd ve Beyhakî'nin Yahya b. Yezîd'den rivayetlerinde Yahya şöyle demiştir: "Enes bin Malik'e namazı kısaltma konusunu sordum. Dedi ki: "Rasûlüllah üç mil veya üç fersah yürüdüğü zaman iki rek'at kılardı.'" Hafız îbn Hacer 'Fetih' kitabında şöyle demiştir: "Bu konuda varid olan hadislerin en sahihi ve en açığı budur. Mil ile fersah arasındaki tereddüdü Ebû Sa'îd (r.a.)'in zikrettiği hadis açıklığa kavuşturmuştur. Bu hadiste: Ebû Sa'îd (r.a.): "Rasûlüllah bir fersah yürüdüğü zaman namazı kısaltır-dı," demiştir. (Bu hadisi Sa'îd b. Mansur rivayet etmiştir. Hafız 'Telhis' kitabında bunu zikretmiş ve susmak suretiyle hadîsi kabul etmiştir.) Bilinen bir gerçektir ki bir fersah, üç mil'dir. Ebû Sa'îd (r.a.)'in hadisi, Enes (r.a.)'in hadisindeki vâki olan şüpheyi kaldırmakta, Rasûlüllah'ın kısaltmış olduğu mesafenin üç mil olduğunu açıklamakladır. Fersah 5541 metre, mil ise, 1847 metredir. Namazı kısaltmak için gereken mesafenin en azı bir mil'dir. Hadîsi Ibn Ebhi Şeybe, Îbn Ömer'den sahih bir senetle rivayet etmiştir. îbn Hazm da bu görüşe katılarak, bir mil'den daha az mesafede kısaltıl ama yacağına delil olarak şunu göstermiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ölü defnetmek için "Bekî," mezarlığına gitmişti. Sonra defi hacet için uzaklaştı. Fakat namazı kısaltmadı."
Fakihlerin uzun ve kısa seferin şartları hakkında görüşleri bazısına göre iki konak, bazılarına göre üç konaktır. Onların bu görüşlerini reddetmek için imam Ebû-1 Kasım el-Harakî'nin 'Muğnî' kitabındaki ifadesi bize kâfidir. Şöyle diyor: "imamların bu konudaki görüşlerine hiçbir delil göremiyorum. Çünkü, sahabilerin sözleri birbirine zıt ve çeşitlidir, ihtilâfla beraber delil olmaz. Îbn Ömer ve Ibn Abbâs'dan bizim mezhebimizin delil getirdiği şeyin aksine rivayet olunmuştur. Bu rivayetler bulunmasa bile Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem'in sözü ve fiili yanında onların sözü delil sayılmaz. Onların bu sözleri sabit olmayınca, iki şeyden dolayı ifade ettikleri hükme gitmek imkânsızdır:
"Birincisi; Onların görüşü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem'in sünnetine ve Kur'ân'm zahirine muhaliftir. Çünkü Kur'ân'ın zahiri, yolculuğa çıkan kimse için kısaltmanın mubah olduğunu göstermektedir. Allah Teâla: "Yeryüzünde yolculuk yaptığınız zaman namazı kısaltmanızda bir günah yoktur."(43) buyurmaktadır. Ya'lâ b. Ümeyyc'den rivayet edilen bir haberde korku şartı kaldırılmıştır. Ayet, böylece yeryüzünde yapılan bütün yolculukları kapsamaktadır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem'in: "Misafir üç gün mesh eder" hadisi şerifi meshin müddetini beyan

(43) Nisa: 101.

için gelmiştir. Burada onunla delil getirilemez. Bunun üzerine kısa mesafeyi de üç günde katetmek mümkündür. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem o mesafeyi sefer olarak isimlendirmiş ve buyurmuştur ki: "Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir kadın için mahremi olmadan bir günlük yolculuk yapması helâl değildir."
İkinci olarak; mesafe ölçüsünün hesabı delillerle tesbit edilir. Yalnız görüş belirterek hedefe varmak caiz değildir. Özellikle görüş belirtmeye dönebileceğine dair bir esas, kıyas yapılabileceğine dair bir benzer olay yoktur. Aksine icma kararlaşmadığı müddetçe delil, her misafirin namazını kısaltmasını mubah görenle beraberdir."
Yolculuğun ibadet veya başka sebeblerle olması eşit olduğu gibi uçakla veya trenle olması arasında da bir fark yoktur. Gemici ve kervancı gibi yaptığı iş devamlı misafir olmayı gerektiriyorsa, bu kişiye namazları kısaltması ve orucunu iftar etmesi için ruhsat verilir. Çünkü, bu hakikaten misafirdir.
 Namazı Kısaltmanın Yeri

Alimlerin çoğu, bir kimseye, mukim olduğu yerden ayrılmakla ve şehirden çıkmakla namazı kısaltması meşru olur demişlerdir. Bulunduğu yerden ayrılması şarttır. Bulunduğu şehrin ilk evlerine girmediği müddetçe namazı tam kılmaz. Ibn-ül Münzîr şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem'in, Medine'den çıkmadan namazı kısalttığını bilmiyorum." Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Öğle namazını Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Medine'de dört rek'at olarak kıldım." (Hadîsi Buhari, Müslim, Tirmİzî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve Ibn Mâce rivayet etmiştir.) Selef den bazıları; "evinde olsa bile, sefere niyet eden namazı kısaltır," demişlerdir.

2.18.4. Misafir Ne Zaman Tamam Kılar

Misafir, misafirliği devam ettiği müddetçe namazları kısaltır. Bu durumda yıllarca kalsa bile misafirliği devam eder. Ibn Kayyım'ın tercih ettiği görüşe göre; "muayyen bir müddet ikamete niyet etse, zaman uzun olsun, kısa olsun onu sefer hükmünden çıkarmaz. Ancak ikamet ettiği vatana dönerse o zaman seferîlikten çıkmış olur. Bu konuda âlimlerin pek çok görüşleri vardır." Ibn Kayyım bu görüşleri özetledikten sonra, kendi görüşünü kuvvetlendirmek için şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Tcbük'de yirmi gün kaldı. Namazı kısalttı ve ashabına: "Bir kimse bundan daha fazla kaldığı zaman namazını kısaltamaz" demedi.
Ancak Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in oradaki ikameli yirmi gün sürdü. Sefer halindeki bu ikameti bu yere yerleşmek niyeti veya vatan edinme olmadıkça, uzun olsun, kısa olsun onu seferi durumdan çıkarmaz. Bu konuda selef ve halef âlimleri pek çok ihtilâf etmişlerdir:
Buharî'nin Sahih'inde Ibn Abbâs'dan rivayet ettiğine göre; îbn Ab-bas (r.a.) şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselâm bazı seferlerde ondokuz gün kalmış, iki rek'al kılmıştır. Biz de ondokuz gün kaldığımız zaman iki rek'at kılardık. Eğer daha fazla kalırsak namazı tam kılardık." Ahmed'in sözünden anlaşıldığına göre; Ibn Abbâs (r.a.) feıih zamanı Mekke'de kaldığı müddeti anlatmak isteyerek şöyle demiştir: "Rasûlüllah fetihten sonra Mekke'de onsekiz gün kaldı. Çünkü o Huneyn'e gitmek İstiyordu ve o yerde yerleşme niyeti yoktu." Rasûlüllah'ın bu ikameti, Ibn Abbas'm rivayetidir. Diğerleri şöyle demiştir: "Bilâkis Ibn Abbâs, Rasûlüllah'ın Te-bük'deki ikametini anlatmak istemiştir." Câbir bin Abdullah (r.a.)'m dediği gibi; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Tcbük'de yirmi gün kalıp, namazı kısahmıştır." (Hadîsi, îmam Ahmcd Müsned'inde rivayet etmiştir.)
Misver bin Mahreme şöyle demiştir: "Sa'd ile Şam köylerinden birinde kırk gece kaldık. Sa'd, namazı kısalttı. Biz ise tam kıldık."
Nâfi' şöyle demiştir: "Ibn Ömer (r.a.) Azerbcycan'da, kar, yolları kestiği için altı ay kalmış, namazı iki rek'at olarak kılmıştır."
Hafs bin Ubcydullah demiştir ki: "Encs bin Mâlik Şam'da iki sene kalarak misafir namazı kıldı." Enes (r.a.) ise şöyle demiştir: Rasûlüllah'ın ashabı Ramhürmüz'de yedi ay kaldı ve namazı iki rek'at olarak kıldı." Hasan demiştir ki: "Abdurrahman bin Semure ile Kabil'de iki sene kaldım. Namazı kısaltıyor, fakat cem etmiyordu." İbrahim ise şöyle demiştir: "As-hab Rcy'de bir sene ve daha fazla, Sicislan'da ise iki sene kalırlardı."
"işte gördüğünüz gibi Nebî alcyhisselam'm ashabına öğrettiği budur, doğru olan da budur. İnsanların tâbi olduğu mezheplere gelince: "İmam Ahmed: "Eğer dört gün ikamete niyet ederse tamam kılar. Daha aza niyet ederse, namazı kısaltır," demiş ve bu konudaki haberleri Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seliem ve ashabının kesin ikamete niyet etmeyip, 'belki bugün çıkarım, yarın çıkarım' diye düşündüğü şeklinde yorumlamıştır. Görüldüğü üzere bu yorumda hatâ vardır. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke'yi fethetti. Bu şu demektir; orada islâm kanunlarını tesis edip, şirk kanunlarını yıkmaya ve Mekke'nin etrafındaki Arapların âdetlerini yok etmeye başladı. Bu işin bir günde veya iki günde olmayacağı, günlerce kalmayı gerektireceği kesin olarak bellidir. Çünkü o düş-
manı beklemek için kaldı. Yine kat'î olarak bellidir ki, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile düşman arasında çok gün kalmayı gerektiren uzun mesafe vardır. Bu mesafelerin dört güne sığmayacağını o da biliyordu. Kar sebebiyle Azerbeycan'da altı ay kadar kalan Ibn Ömer (r.a.)'in namazı kısaltması da böyledir. Bilinen bir gerçektir ki, bu çeşit karların yol açılacak derecede dört günde erimesi mümkün değildir. Enes (r.a.)'in Şam'da iki sene kalarak namazı kısaltması, sahabenin Ramhürmüz'de yedi ay kalarak namazı kısaltması da bunun gibidir. Yine malûmdur ki, bu gibi muhasaralar ve cihad dört günde bitmez. Ahmcd'İn arkadaşları şöyle demiştir: "Düşmanla cihad, hastalık veya sultanın hapsi sebebiyle, ister kısa, ister uzun müddette kurtulacağını zannetsin, kısaltır." Doğru olan da budur. Fakat bu hususta kîıap, sünnet, icmâ, sahabenin amelinden hiçbir delil olmayan bir takım şartlar koşarak dediler ki: "Sefer hükmünün kesinleşmediği dört günlük müddetlen az bir zamanda kurtulma ihtimali şarttır." Peki, bu şarü nereden aldınız? Halbuki, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke ve Tcbük'de dört günden fazla kaldığı halde namazı kısalm. Kimseye hiçbir şey söylemediği gibi, kimseye "dört günden fazla kalmaya niyet etmezse" şeklinde bir şey de açıklamadı. Rasûlüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem namazlarında ashabının ona uyduğunu biliyordu. Ashab ise, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'i orada kaldığı müddetçe namazı kısaltmada örnek almışlardı. "Dört geceden fazla kaldığınızda namazı kısaltmayın," diye tek bir kelime söylemedi. Halbuki bu hususu açıklamak en mühim işlerdendir. Daha sonra sahabelerin de Rasûlüllah'a uyarak, arkalarında namaz kılanlara böyle bir şey söylememeleri de bunu gösterir.
"İmam Mâlik ve Şafiî şöyle demiştir: "Eğer dört günden fazla kalmaya niyet ederse namazı tamam kılar. Daha aza niyet ederse kısaltır." Ebû Hanifc ise; "eğer onbeş gün kalmaya niyet ederse tam kıiar, daha aza niyet ederse kısaltır," demiştir. Lcys bin Sa'd'm görüşü de budur. Bu görüş, sahabeden üç kişiden; Ömer, oğlu Abdullah ve Ibn Abbâs (r.a.)'dan rivayet olunmuştur. Sa'îd bin Müseyyeb demiştir ki: "Eğer dört gün kalırsa namazları dört rek'at kılar." Yine bu zatdan Ebu Hanifc'nin sözü gibi bir rivayet de vardır. Ali bin Ebi Talib (r.a.) şöyle demiştir: "On gün kalırsa tam kılar." Bu Ibn Abbâs'dan da rivayet edilmiştir. Hasan, "Bir engel engellemediği müddetçe kısaltır," demiştir. Aişe (r.a.) ise şöyle demiştir: "Sefer azığı bitinceye kadar kısaltır." Dört imamın ittifakına göre; "eğer yapmasını beklediği bir ihtiyacını gidermek için, bugün giderim, yarın giderim diye düşünürse, devamlı namazı kısaltır." Ancak Şafiî iki görüşü-
nün birinde "onyedi veya onsekiz güne kadar kısaltır, daha sonra kısaltmaz" demiştir. Ibn Münzîr 'tşrâf isimli kitabında "ilim ehlinin icmama göre misafir ikamete niyet etmediği halde aradan yıllar da geçse yine kısaltmaya devam eder," demiştir,

2.18.5. Yolculukta Nafile Namaz

Âlimlerin çoğu, yolculukta namazı kısaltan kimsenin nafile kılmasının mekruh olmadığı görüşündedirler. Bu konuda devamlı kılman sünnetlerle diğer nafile namazlar arasında fark yoktur. Buharı ve Müslim'e göre; "Nebî aleyhisselâm Mekke'nin fetih gününde Ümmü Hanî'nin evinde yıkanarak, sekiz rekat namaz kılmıştır." Ibn Ömer (r.a.)'den rivayeten Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bineğinin üstünde, yüzünün döndüğü tarafa başıyla imâ ederek namaz kılardı. Ibn Ömer ve diğerleri, yolculukta farzlarla beraber onlardan önce ve sonra nafiie kılmanın meşru olmadığı, sadece gece yarısında nafile kılınabileceği görüşündedirler. Ibn Ömer (r.a.) farz namazdan sonra nafile kılan bir grubu görünce demiştir ki: "Eğer ben nafile kılacak olsaydım, namazımı tamamlardım. Ey kardeşimin oğlu, Rasûlüllah ile arkadaşlık ettim; vefat edinceye kadar iki rek'ata ilâve etmediğini gördüm. Ebû Bckr ile arkadaşlık ettim, o da iki rek'atı ar-tırmadı," deyip sonra Ömer ve Osman'ı da zikrederek; "Rasûlüllah'da onlar için güzel bir Örnek vardır."(44) ayetini okudu. (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.) Ibn Kudame; Hasan'm zikrettiği hadisle Ibn Ömer'in zikrettiği hadisin arasını cemederek; "Hasan'ın hadisi, nafile namaz kılmakta beis olmadığına, Ibn Ömer'in hadisi ise, terketmekte beis olmadığına delâlet eder," demiştir.

2.18.6. Cuma Günü Yolculuk

Cuma günü namaz başlamadığı müddetçe yolculuk yapmakta bir beis yoktur. Ömer (r.a.) birisinin şöyle dediğini işitti: "Eğer bugün cuma olmasaydı yolculuğa çıkacaktım." Ömer ona: "Çık. Cuma, yolculuktan alıkoymaz." Ebû Ubeyde (r.a.) de cuma günü yolculuğa çıkmış, namazı beklememişti. Zührî, cuma günü kuşluk vakti yolculuğa çıkmak isteyince, 'böyle olmaz', diyenlere karşı: "Nebî aleyhisselâm cuma günü yolculuğa çıkmıştır," demiştir.
(44) Ahzab:21.

2.18.7. İki Namazı Cemetnıek (Beraber Kılmak) Aşağıdaki durumlardan birisi bulunduğu zaman, namaz kılan kimsenin öğle ve ikindiyi takdim veya tehir ile akşam ve yatsıyı da aynı şekilde takdim ve tehir ile kılması caizdir.

2.18.7.1. Arafat ve Müzdelife'de Namazları Cemefmek
Arafat'ta öğle ve ikindiyi cemi takdim ile (öne alarak) öğle vaktinde beraber kılmanın ve Müzdelife'de akşam ve yatsı namazlarını cemi tehir ile erteleyerek yatsı vaktinde kılmanın Rasüiüllah'm fiili sünneti olduğuna âlimler ittifak etmişlerdir.

2.18.7.2. Yolculukta Namazları Cemefmek

Yolculukta, iki namazı birisinin vaktinde topluca kıimak, iiim ehlinin çoğuna göre caizdir. Bu konuda konaklamış olması veya yürümesi arasında bir fark yoktur. Muâz'dan rivayeten; "Nebî aleyhisselâm Tebük gazvesindeydi. Güneş tepeden batıya dönmeden önce yolculuğa çıkarsa, öğleyle ikindiyi öğle vaktinde beraber kılar; güneş tepeden batıya döndükten sonra yola çıkarsa, ikindi oluncaya kadar öğleyi geciktirirdi. Akşam da aynı şekilde, güneş battıktan sonra yola çıkarsa, akşam ile yatsıyı akşam vaktinde beraber kılar, güneş batmadan önce yola çıkarsa, akşamı yatsı vaktine kadar geciktirir, sonra konaklar, iki namazı beraber kılardı." (Hadisi Ebû Davud ve Tirmizi rivayet etmiş, Tirmizî hadisi hasen saymıştır.) Küreyb'in Ibn Abbas'dan rivayet ettiğine göre, Ibn Abbas (r.a.) demiştir ki: "Rasüiüllah'm yolculuktaki namazını size haber vereyim mi?" "Evet," dediler; Ibn Abbas: "Rasûlüllah, konağında iken güneş batıya döndüğü zaman bineğine binmeden öğle ile ikindiyi kılardı. Konağında iken güneş tepeden batıya dönmemişse, yolculuğa devam eder, ikindi namazı vakti geldiğinde konaklayarak öğle ile ikindiyi beraber kılardı. Konağında akşam vakti geldiği zaman, akşam ile yatsıyı kılar. Konağında iken vakit gelmediğinde biner, yatsı vakti olduğu zaman konaklayarak ikisini beraber kılardı." (Hadîsi Ahmed rivayet etmiştir.) Şafiî Müsned'in-de benzer bir ifade ile hadisi rivayet ederek şöyic demiştir: "Rasûlüllah sallaflahu aleyhi ve sellem güneş tepeden batıya dönmeden önce yola çıkarsa, öğleyi geciktirir, ikindi vaktinde ikisini beraber kılardı." Hadisi Beyhakî iyi bir senetle rivayet ederek demiştir ki: "Sefer özrü ile iki namazı beraber kılmak sahabe ve tabiînin yaptığı meşhur işlerdendir." Mâlik Muyatta'mda Muâz'dan rivayeten; "Nebî aleyhisselâm bir gün Te-
bük savaşında namazı geciktirerek çıkıp öğle ile ikindiyi beraber kıldı. Sonra girip tekrar çıkarak akşam ile yatsıyı beraber kıldı1' demiştir. îmam Şafiî; "sonra girdi, sonra çıktı" ifadesi konaklamış olması durumundan başka bir şey değildir." demiştir. Ibn Kudâme, 'Muğnî' kitabında hadisi zikrettikten sonra demiştir ki: "îbn Abdilberr, hadisin sahih ve isnadının sabit olduğunu söylemiştir."
Siyerciler, Tebük gazvesinin dokuzuncu senede olduğunu söylerler. Bu hadis, "iki namaz arasını cemetmek, ancak yolculuk zor olduğu zaman caizdir." diyenleri reddelmek için en açık delil ve en kuvvetli hüccettir. Çünkü Rasûlüllah konaklamış olduğu halde çadırında dururken dışarı çıkıyor, iki namaz kıldıktan sonra tekrar çadırına dönüyor, bu hadisi Müslim Sahîh'irjde rivayet elmiş ve demiştir ki: "Öğle ile ikindiyi beraber, akşam ile yatsıyı beraber kılardı." Bu hadisin hükmü ile amel etmek, kendi sabit ve hükmü açık olduğu, buna zıt bir hadis de bulunmadığı için karar 1 aşmıştır. Çünkü, namazları cem etmek, yürüme haline mahsus olan namazları kısaltmak, mestler üzerine meshi uzatmak gibi hususî hükümlerden olmayıp, sefer ruhsatlarından bir ruhsattır. Fakat efdal olan cemi tehir (sonraki vakte erteleyerek birleştirme) yapmaktır. Namazda cem ve kasir (kısaltma) yaparken niyet şart değildir. Ibn Teymiyyc şöyle demiştir: "Alimlerin çoğunun görüşü budur. Ncbî aleyhisselam, ashabı ile cem ve kasır yaparak namaz kılar, hiçbirisine "cem veya kasır niyeti yapın," demezdi. Bilâkis Medine'den Mekke'ye çıktığında cem yapmadan iki rek'at kılmış, sonra öğleyi Arafat'la ashabına kıldirmıştı. Ashabına, hemen ardından ikindiyi kıldıracağını bildirmemişti. Sonra ashabı cem'e niyet etmedikleri halde onlara ikindiyi kıldırdı. Halbuki bu cem'i takdim'dir. Yine Medine'den çıktığında Zülhuleyfe'de ashabına ikindi namazını iki rek'at kıldırdı. Kasır niyeti yapmalarını emretmedi." İki namazın arka arkaya kılınmasına gelince; Ibn Teymiyye demiştir ki; "Sahîh olan, herhangi bir halin şart koşulmamasıdır. Ne evvelki vakit için, ne de ikinci vakit için. Çünkü bu konuda şeriat'ta bir hudut yoktur. Böyle bir noktayı gözetlemek ruhsatın maksadına aykırıdır." imam Şafiî: "Evinde akşam namazını cem niyetiyle kılarak, sonra mescide gelip yatsıyı kılsa caizdir," demiştir. Ah-med'den de aynı şekilde bir rivayet vardır.

2.18.7.3. Yağmurlu Havada Namazları Cemetmek

Esrem; Sünen kitabında Ebû Seleme bin Abdurrahman (r.a.)'dan ri-vayeten şöyle demiştir: "Yağmurlu günde akşam ile yatsı namazını beraber kılmak sünnettendir." Buharî'nin rivayetinde: "Nebi aleyhisselam, yağmurlu gecede, akşam ile yatsı namazını beraber kılmıştır."
Bu konudaki görüşlerin Özü şudur: Şafiîler: "Mukim kimse için; birinci namazın başında ve sonunda, ikinci namaza başlarken de yağmurun devam etmesi halinde, sadece öğle ile ikindiyi birlikte, akşam ile yatsıyı da cem'i takdim ile cem ederek kılmak caizdir," demişlerdir, imam Ma-lik'e göre; "yağmakta olan veya beklenen bir yağmur sebebiyle akşam ile yatsıyı mescitte cem'i (akdim ile kılmak caizdir. Yine aynı şekilde karanlıkla beraber, çamur çok olup ta insanların ayakkabılarını giymesine mani olduğu zaman akşam ile yatsıyı cem etmek caizdir. Yağmur sebebiyle öğle ile ikindi arasını cem etmek ise mekruhtur." Hanbelî'lere göre; "akşam ile yatsıyı kar, çamur, şiddetli soğuk, elbiseyi ıslatan yağmur sebebiyle hem akşam vaktinde, hem de yatsı vaktinde cem'i takdim veya cem'i tehir ile kılmak caizdir."
Bu ruhsal mescide giderken yolda yağmurdan eziyet görecek bir kimse içindir. Mescitte olan veya evinde cemaatle kılan veya mescide bir şeyle örtünmüş olarak gidebilen veya mescid evine yakın olan bir kimse için cem etmek caiz değildir.

2.18.7.4. Hastalık Veya Bir Özür Sebebiyle Cemetmek

imam Ahmcd, Kadı Hüseyin, Hattabî, Şafiîlcrdcn Mütevelli; "hastalık özrü ile takdim ve tehir olarak namazları kılmak caizdir," demişlerdir. Çünkü hastalıktaki zorluk yağmurdan daha çoktur. Ncvcvî; "bu görüşün delili kuvvetlidir," demiştir. 'Muğnî' kilabında şöyle geçer: "Bütün namazları vaktinde kılmanın zor ve meşakkatli olduğu duruma, namazları cemetmeyi mubah kılan hastalık da eklenmektedir." Hanbclîlcr bu ruhsatı daha da genişletip, tüm özür sahipleri için ve korkanlar için cem'i takdîm ve cem'i tehir yapmaya cevaz vermişlerdir. Hattâ Hanbcliler her namaz vaktinde, elbise yıkamak zor gelen, süt emziren kadına bile cevaz vermişlerdir, îstihazcli olana ve idrarı akana da aynı cevazı vermişlerdir. Taharetten aciz olana, nefsine, malına ve ırzına zarar geleceğinden korkana da cevaz vermişlerdir. Ibn Teymiyye demiştir ki: "Cem hakkında en geniş mezhep Ahmed'in mezhebidir. Çünkü Ahmed, Nesaî'nin Nebî aîeyhisse-Iam'dan merfu' oİarak rivayet ettiği hadiste olduğu gibi, her meşguliyetten dolayı cem etmeye cevaz vermiş, hattâ "yemek pişiren aşçı, ekmek pişiren fırıncı ve benzeri işleri yapanlar, malının bozulacağından endişe ederlerse cem yapmaları caizdir," diyecek kadar ileri gitmiştir.

2.18.7.5. İhtiyaç îçin Cem Etmek

Nevevi Müslim şerhinde demiştir ki: "imamlardan bir cemaat "mu-
kim halinde ihtiyaç için cem yapmak caizdir," demişlerdir. Bu söz Ibn Şîrîn ve Mâlik'in arkadaşlarından Eşheb'in görüşüdür. Aynı görüşü Hattâbî; Kaffal'dan, Şafiî'nin arkadaşı Şâşi'l-kebîr'den, Ebû îshak-ül-Mervezî'den ve hadîs ashabından bir cemaattan nakîetmiştir. Ibn Münzîr de bu görüşü benimsemiştir. Ibn Abbâs'ın sözünün zahiri de bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Ibn Abbâs (r.a.): "Rasûlüllah, ümmetine zorluk vermek istememiştir," dedi. Hastalık veya başka bir şeyi sebeb göstermedi. Ibn Abbâs (r.a.)'m bu sözü, Müslim'in kendisinden rivayet etmiş olduğu hadîsde yer almakladır: "Rasûlüllah öğle ile İkindiyi cem etti. Akşam ile yatsıyı korku olmadığı halde Medine'de cem etti." Ibn Abbâs'a dendi ki: "Rasûlüllah niye böyle yaplı?" Ibn Abbâs da; "Ümmetine zorluk ol-masm diye," cevabını verdi. Buharî ve Müslim'in Ibn Abbâs'dan rivayet ettikleri hadise göre: "Nebi aleyhisselam, Medine'de yedi-sekiz defa öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı beraber kılmıştır." Müslim'in, Abdullah b. Şakîk (r.a.)'den rivayet elliğine göre; o demiştir ki; "Bir gün Ibn Abbâs ikindiden sonra, güneş batıp yıldızlar parlaymcaya kadar hutbe okudu, insanlar, "namaz, namaz," diye söylenmeye başladılar. O anda Beni Tcym kabilesinden de bir adam gelerek durmadan; "namaz, namaz," dîye söylenmeye başladı. Ibn Abbâs o kimseye; "Ey anası olmayasıcai Sünneti bana mı öğretiyorsun?" dedi. Sonra Ibn Abbâs; "Rasûlüllah'm öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı beraber kıldığım görmüşümdür," dedi." Abdullah b. Şakîk (r.a.) diyor ki: "Benim içim, buna pek yatışmadı. Ebû Hüreyre'ye gelerek durumu sordum. Ebu Hüreyre de, Ibn Abbâs'ı doğruladı."
Not
Muğnî kitabında şöyle denmiştir: "Birinci vakitte iki namazı kıldıktan sonra, ikinci vakit girmeden önce özür giderse kıldığı namaz ona kâfi gelir, ikinci vakitte tekrar kılması gerekmez. Çünkü namaz sahih olarak kılınmış olup namaz borcuna kâfi gelmiştir. Böylece borç zimmetinden düşmüştür. Bundan sonra Özrün kalkmasıyla tekrar zimmetine girmez. Çünkü özür halinde farzı eda etti. Özrün gitmesiyle farz bâtıl olmamıştır. Meselâ, teyemmüm yapan bir kimsenin namaz kıldıktan sonra su bulmasıyla namazı bâtıl olmadığı gibi."

2.18.8. Gemide, Trende ve Uçakta Namaz

Gemide, trende ve uçakta mümkün olduğu şekilde namaz kılmak, kerahatsiz olarak sahihtir. İbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Nebî al ey hissel am'a gemide namaz kılmanın hükmü soruldu-
ğunda: "Düşüp boğulmaktan korkmazsan ayakta kıl," buyurdu." (Hadisi Dârekutnî ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim; "hadis Buharî ve Müslim'in şartlarına uygundur," demiştir.) Abdullah b. Ebî Utbe'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; "Câbir b. Abdullah, Ebû Sa'îd'il-Hudrî ve Ebû Hüreyre ile gemide beraber bulundum. Cemaatle ayakta namaz kıldılar. Kıyıda kılmaları mümkünken biri imam oldu da cemaatle namaz kıldılar." (Hadisi Sa'd b. Mansûr rivayet etmiştir.)

2.18.9. Sefer Duaları

Misafirin, evinden çıktığı zaman şu duayı okuması müstehabdır:
"Allah'ın ismi ile çıkıyorum. Allah'a güvendim. Allah'dan başka kimsede güç, kuvvet yoktur. Allah'ım, sapmak ve saptırılmaktan, ayağı kaymak ve kaydırılmaktan, zulüm etmek ve zulüm görmekten, cahil olmak ve cehle uğramaktan sana sığınırım."
Sonra Rasûlüliah sallallahu aleyhi ve sellem'den geien dualardan di-îediğini okuyabilir. Bunların bazısı aşağıdadır:
1- Ali b. Rebîa'dan rivayet olunduğuna göre; demiştir ki: "Ali'yi gördüm, bineğine binmesi için hayvanı getirildiğinde ayağını özengiye koyunca; "Bismillah," dedi. Tam doğrulunca, "Elhamdülillah." dedi. "Bize bu hayvanı serbest kılan Allah'ın sânı ne yücedir. Yoksa biz ona takat getiremezdik. Şüphesiz Rabbimize döneceğiz." (45) âyetini okudu. Sonra üç defa Allah'a hamdetti. Üç defa tekbir getirdi. Sonra:
"Seni teşbih ederim. Senden başka ilâh yoktur. Nefsime zulmettim beni bağışla. Çünkü günahları senden başka bağışlayan yok." dedi. Son-
(45) Zuhruf: 13.
ra güldü. Ona; "Niçin güldün ya emİr-el mü'minîn." dedim. Hz. Ali cevaben; "Rasûlüllah'm benim gibi yaptığını, sonra güldüğünü gördüm. 'Niçin güldün ya Rasûlallah?" dediğimde; buyurdu ki: "Kut, 'Allah'ım beni bağışla,' dediği zaman, Rabbi kulunu beğenerek, 'kulum günahlarım bağışlayacak benden başka kimse olmadığını bildi', der,' demiştir." (Hadisi Ahmcd, Ibn Hİbbân, Hâkim rivayet etmiş, Hâkim, "Müslim'in şartlarına göre hadis sahihtir," demiştir.)
2- Ezdî'dcn rivayeten: Ibn Ömer (r.a.)'in kendisine öğrettiğine göre; "Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem sefere çıkarken devesinin üstüne oturduğunda üç defa tekbîr aîır, sonra şöyle derdi:
"Bunu bize serbest kılan Allah'ı teşbih ederim. Biz ona güç yelire-tnezdik. Şüphesiz Rabbimize döneceğiz. Allah'ım bu yolculuğumuzda senden iyilik, takva ve razı olacağın amel istiyoruz. Allah'ım bu yolculuğumuzu kolay kıl. Uzağım bize yakın kıl. Allah'ım, sen yolculukta bize arkadaşsın. Geride kalan ailemizi sana ısmarladık. Allah'ım, yolculuğun zorluklarından, üzüntülü dönmekten, ailemde ve malımda kötü bir durum görmekten sana sığınırım." Seferden döndüğü zaman bunlara şunu da ilave ederdi:
"Rabbimize tevbe ederek, ibadet ederek döndük ve ona hamd ederiz." (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir,)
3. tbn Abbâs (r.a.)'dan rivayeten; Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem yolculuğa çıkmak istediği zaman şöyle derdi:
..
"Allah'ım, yolculukta arkadaş sensin. Ailemi sana ısmarladım. Allah'ım, yolculukta arkadaşsızlıklan, üzüntülü dönmekten sana sığınırım. Allah'ım, bu yolu bize kısalt, yolculuğu bize kolay kıl." Dönmek istediği zaman:

"Tevbe ederek, Rabbimize ibadet ederek ve hamdederek dönüyoruz."'Evine girdiği zaman:
"Tevbe ederek, bize günah bırakmaması için Rabbimize yönelerek aöndük." derdi. (Hadisi, sahih olan ravilerden bir senetle Ahmed, Tabcranî ve Bczzâr rivayet etmiştir.)
4. Abdullah b. Scrcis (r.a.)'den rivayeten: Nebî aleyhisselâm sefere çıktığı zaman şöyle derdi:
"Allah'ım, sefer zorluklarından ve üzüntülü dönmekten, iyi halden sonra bozuk hale düşmekten, mazlumun bedduasından, malıma ve aileme gelecek kötü durumdan sana sığınırım." Döndüğü zaman yine aynısını söyler; ancak "aileme ve mahma gelecek kötü durumdan" ifadesinde; önce 'aüeme' şeklinde başlardı." (Hadîsi Müslîm ve Ahmed rivayet etmiştir.)
5. Ibn Ömer (r.a.)'den rivayeten; Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem gazaya veya sefere çıktığında, gece olduğu zaman şöyle derdi:
"Ey toprak, senin ve benim Rabbim Allah'tır. Senin şerrinden, sen-dekilerin şerrinden ve senden yaratılanların şerrinden ve senin üzerinde hareket edenlerin şerrinden Allah'a sığınırım. Aslan, yılan ve akrebin şerrinden ve bu beldenin sakinlerinin şerrinden, her doğan ve doğuranın şerrinden sana sığınırım." (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
6. Havle binti Hakîm es-Sülcymiyye (r.a.)'dan rivayeten; Nebî aley-hisselam şöyle buyurdu: "Her kim bir yere inip de sonra: "E'âzü bi-kelimâti't-tâmmâli." (yarattıklarının şerrinden en güzel kelimelerle Allah'a sığınırım,) derse, buradan hareket edinceye kadar ona hiçbir şey zarar vermez." (Hadisi Müslim, Tirmizî, Nesâî ve tbn Mâce rivayet etmiştir.)
7. Atâ b. Ebî Mervan'dan, onun da babasından rivayet ettiğine göre; Ka'b, "Musa'ya denizi yaran" hakkı için yemin ederek Suheyb (r.a.)'den Nebî aleyhisselam'm hadîsini şöyle nakletti:
"Nebi aleyhisselam, bir yere girmek istediğinde o yeri görünce mutlaka şöyle derdi:
"Ey, yedi kat göklerin ve onların gölgelendirdiklerinin Rabbi, şeytanların ve onların sapıttıklarının Rabbi, rüzgârın ve savurduğunun Rabbi olan Allahım! Senden bu yerin, bu yerde oturanların ve yerin içindeki-
lerin hayrını isterim ve bu yerin, burdakilerin ve içindekilerinin şerrinden sana sığınırım." (Hadisi Nesâî, İbn Hibbân ve Hâkim rivayet etmiş, İbn Hibbân ve Hâkim sahîhlemişlerdir.)
8. İbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Biz Rasûlüllah ile beraber sefere çıkardık. Bir köy görüp oraya girmek istediğinde şöyle derdi: "Allah'ım o yeri bizim için bereketli kıl." Bu cümleyi üç defa tekrar eder, sonra şöyle derdi: "Allah'ım o yerin meyva-larından bizi rızıklandır, bizi o yerdekilere sevdir. O yerdekilerin iyilerini de bize sevdir." (Hadîsi Taberanî 'Evsat' kitabında iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
-
9. Aişe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: Rasûîül-lah (s.a.) bir yere girmek istediği zaman şöyle derdi:
"Allah'ım bu yerin, bu yerde topladıklarının hayrım senden isterim. Allah'ım bu yerin meyvalanndan bizi rızıklandır ve belâsından bizi koru. Bizi bu yerdekilere sevdir. Bu yerdekilerin iyilerini de bize sevdir." (Hadisi îbn Sünnî rivayet etmiştir.)
10. Ebu Hürcyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebî aieyhisse-lam seferde ve sabahladığında şöyle derdi:
"Allah'a olan hamdimize ve bize verdiği güzel nimetlerine olan hamdimize bir şahid, şahid olmuştur. Rabbitniz, cehennemden Allah'a sığınanlar olarak bize arkadaş ol ve bize fazilet ver."