Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 20 Cuma - Fikhussunne

 CUM'A

Cum'a Gününün Fazileti

Cum'a gününün, haftanın günlerinin en hayırlısı olduğu hadîslerde zikredilmektedir. Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten; Rasûlüllah şöyle bu-
yurmuştur: "Güneşin doğduğu en hayırlı gün cum'a günüdür. O gün Âdem aleyhisselâm yaratıldı. O gün cennete kondu. O gün cennetten çıkarıldı. Kıyamet, cum'a gününden başka bir günde kopmayacaktır." Ebu Lübanct'el-Bedrî'den rivayeten; Rasûliillah salİallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Günlerin en üstünü ve Allah'ın kalında en büyüğü cum'a günüdür. Cum'a günü Allah katında Ramazan ve Kurban bayramından daha büyüktür. Cum'a günlerinde beş haslet vardır; Allah Adem'i cum'a günü yarattı. Yine Adem'i cum'a günü yeryüzüne indirdi. Âdem cum'a günü vefat etti. Cum'a günü öyle bir saat vardır ki, kul haram istemediği müddetçe, o saatte isteyip de Allah'ın vermediği hiçbir şey yoktur. Kıyamet de cum'a günü kopacak. Cum'a günü korkmayan hiçbir mukarreb melek, gök, yer, rüzgar, dağ, deniz yoktur." (Hadisi Ahmed ve İbn Mâce rivayet elmiş, Irakî, "bu hadisin senedi hasendir," demiştir.)

2.19.2. Cum'a Günü Dua Etmek

Cum'a günü son saate kadar dua etmeye çalışmak gerekir. Abdullah bin Selâm (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Rasûliillah otururken ben şöyle dedim; "Cum'a günü öyle bir saat var ki; mü'min kul o saate denk düşecek şekilde, Allah'dan bîr şey istese, istediği şeyi Allah'ın ona vereceğini Allah'ın kitabında bulmaktayız.' Rasûlüllah bana, 'bîr müddet,' diye işaret etti. Ben de; 'doğru, bir müddet,' dedim. Ve; "hangi saattir?' diye sordum. Cevaben; "Gündüzün saatlerinin son saatidir,' buyurdu. Ben; 'Öyleyse namaz saati değil,' dedim. Bana; 'Evet, kul namaz kılıp oturur da, namazdan başka bir şey için oturmazsa, o namazda sayılır.'" (Hadisi Ibn Mâce rivayet etmiştir.) Ebû Sa'îd'in Ebû Hüreyre (r.a.)'dcn rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: Cum'a günü bir saat vardır ki, müslüman bir kulun Allah'dan istediği hayır o saate denk düşerse Allah isteğini ona mutlaka verir. O saat ikindiden sonradır." Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhissala-tu ve's-selâm şöyle buyurdu: "Cum'a günü oniki saattir. İçinden bir saat vardır ki, Müslüman kulun Allah'tan isteyip de Allah'ın ona vermediği hiç birşey yoktur. O saati, ikindi namazından sonra günün son saatlerinde arayın." (Hadîsi Nesâî, Ebû Dâvûd ve Hâkim "Müstcdrek"inde rivayet etmiş, "Müslîm'in şartlarına göre sahihtir," demiştir. Hafız 'Fetih' kitabında hadîsin senedini hasen saymıştır.)
Ebu Seleme b. Abdurrahman (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre: "Rasûlüllah'in ashabından insanlar toplandılar. Cum'a günü duanın kabul olduğu saati konuştular. Hepsi ayrı görüş belirtti. Fakat cum'a gününün
son saati olduğunda ihtilâf etmediler. (Hadisi Sa'îd "Sünen"inde rivayet etmiş, Hafız 'Fetih' kitabında sahihlemiştir.) Ahmed b. Hanbcl şöyle demiştir: "Duanın kabul olması ümid edilen saat hakkındaki hadîslerin çoğu, ikindiden sonra olduğunu göstermektedir. Güneşin zevalinden sonra olduğu umulur." Müslîm ve Ebû Davud'un Ebû Musa (r.a.)'dan naklettiklerine göre; Ebû Musa (r.a.) Nebî aleyhisselâm'm cum'a saati hakkında şöyle buyurduğunu işitti: "İmamın (minberde) oturma zamanı ile namazın bitiş saati arasındadır." (Ancak bu hadis muzdarib ve münkau" olarak kusurlu sayılmıştır.)

2.193. Cum'a Günü ve Gecesi Rasûlüllah'a

Salât ve Selâmı Çoğaltmanın Müstehab Olduğu
Evs bin Evs (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: Rasûlüllah salİallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Günlerinizin en faziletlisi cum'a günüdür. O gün Adem yaratıldı. O gün vefat elti. O gün kendisine ruh verildi. O gün bana salâl ve selâmı çoğaltınız. Çünkü salâvatlarınız bana arzolunınakladır." Ashabı; "Ya Rasûlallah nasıl sana salâvatlar arzolunur? Halbuki sen çürümüş olacaksın." dediler. Rasûlüllah sallalîahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ toprağa nebilerin cesetlerini yemeyi haram kılmıştır." (Hadîsi Buharî, Müslim, Ncsâî ve İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Ibn Kayyim şöyle demiştir: "Cum'a günü ve gecesi Nebî aleyhissc-lam'a çok salâvat getirmek müstchabdır. Çünkü "Cum'a günü ve gecesi bana çok salâvat getirin" hadisi vardır. Rasûlüllah salİallahu aleyhi ve sellem mahlûkatın efendisi, cum'a günü de günlerin efendisidir. O gece ona salâvat getirmek başka nebîlere nasib olmayan bir meziyettir. Diğer bir hikmet de, onun ümmeti her hayra dünyada nail olur. Getirdiği salâvatm mükâfatını ise dünyada görür. Allah Teâlâ Muhammed alcyhis-sclam'm ümmeti için dünya ve âhiretin hayrını bir araya getirmiştir. Onlar için meydana gelecek en büyük keramet ancak cum'a günü meydana gelmektedir. Cum'a günü onları cennetteki yerlerine ve köşklerine gönderir. Cennete girdikleri cum'a günü, onların mükâfatlarının arttırıldığı gün (yevm-ül mezîd) dür. Dünyada o gün onların bayramı idi. O gün istek ve ihtiyaçlarını giderir, isteyenin istediği reddedilmez."

2.19.4. Cum'a Günü ve Gecesi Kehf Sûresini Okumanın Müstehab Olduğu

Ebû Sa'îd'il-Hudrî'den rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu:
"Cum'a günü kim Kehf sûresini okursa iki cum'a arasında okuduğu sûrenin nuru onu aydınlatır." (Hadisi Nesâî, Beyhakî ve Hâkim rivayet etmiştir.) tbn Ömer'den rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Kim cum'a günü Kehf sûresini okursa onun için ayaklarının altından bir nûr semaya doğru yükselerek kıyamet günü onu aydınlatır, iki cum'a arasında yapacağı günahları af olur." (Hadisi Ibn Merdûye kendisinde beis olmayan bir senetle rivayet etmiştir.)

2.19.5. Mescidlerde Kehf Sûresini

Yüksek Sesle Okumanın Mekruh Olduğu
Şeyh Muhammed Abduh, "el-Eşbah" adlı eserinde yer alan bu konuda verdiği bir fetvasında, cum'a günü Kehf sûresini okumanın mekruhlardan sayıldığını zikredip şöyle demiştir: "Sadece cum'a günü orucu tutmak, sadece cum'a gecesi nafile kılmak, özellikle cum'a günü mescidlerde Kehf sûresini okumak mekruhtur. Çünkü bu sûre camilerde teganni ile okunuyor, cemaat ise konuşuyor, boş şeylerle uğraşıyor ve onu dinlemiyor. Sonra çok kere okuyanlar namaz kılanları şaşırtıyor. Bu şekilde bu sûreyi okumak mahzurludur."

2.19.6. Her Toplantı için ve Özellikle Cum'a için Yıkanmak, Güzel Giyinmek, Misvak ve Koku Sürünmek

Cum'aya gelmek isteyenle insanların toplandığı bir yere gitmek isteyenin, erkek olsun kadın olsun, büyük olsun küçük olsun, mukim olsun, misafir olsun, temizliğin ve süsün en güzel halinde bulunması müstehab-dır. Yıkanarak en güzel elbiselerini giyinir, güzel kokular sürünür ve dişlerini misvakla temizler. Bu konuda pek çok hadis gelmiştir:
Ebû Sa'id (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Cum'a günü her müslümanın yıkanması ve elbiselerinin iyisini giymesi gerekir. Eğer kokusu varsa biraz da koku sürünür." (Hadisi Buharı, Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Ibn Selâm (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Ibn Selâm (r.a.) cum'a günü minberde Nebî alcyhisselâm'm şöyle buyurduğunu işitti: "Sizden her biriniz iki elbise niye satın almıyor? Biri cum'a günü için, diğeri iş için." (Hadisi Ebû Dâvûd ve tbn Mâce rivayet etmiştir.)
Selman-i Farisî (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Kim Cum'a günü yıkanır, gücü yettiğince temizlenir ve evinde temiz koku sürünerek camiye giderse, iki kişi arasına girmeden farz olan namazı kılar, imam konuştuğu zaman onu dinlerse, bir cumadan diğer
cum'aya kadar olan günahları af olur." (Hadisi Ahmcd ve Buharî rivayet etmiştir.) Ebu Hüreyre; "üç gün de fazlalığı vardır, çünkü Allah her iyiliğe on misli sevap vermiştir," derdi. Günahların bağışlanması ise küçük günahlara mahsustur. Çünkü tbn Mâce'nin Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği hadiste; "büyük günah işlemediği müddetçe" ifadesi vardır.
Ahmed'in sahih bir senetle rivayet ettiğine göre; Nebi aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Her müslüman üzerine cum'a günü yıkanmak temizlenmek ve misvak kullanmak bir haktır."
Taberanî'nin 'Evsat' ve 'Kebir' kitaplarında ravileri sika olan bir senetle Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayetinde Nebî aleyhisselâm cum'a hakkında şöyle buyurdu: "Ey müslümanlar topluluğu bugün Allah'ın size bayram kıldığı cum'a günüdür. Yıkanınız ve misvak kullanınız."

2.19.7. Cum'aya Erken Gitmek

îmamın dışındakilerin cum'a namazına erken gitmesi mendubdur. Aîkâme (r.a.) şöyle demiştin "Abdullah b. Mes'ûd ile cum'aya gittiğimizde camide üç kişi bulduk ki bizi geçmişlerdi. Ibn Mes'ud dördün dördüncüsü olunca şöyle dedi: ''Dördün dördüncüsü de Allah'dan uzak değildir. Çünkü Rasûlüllah'ın şöyle buyurduğunu işittim: "insanlar kıyamet günü cum'aya erken gitmelerine göre otururlar. Önce birinci, sonra ikinci, sonra üçüncü, sonra dördüncü oturur. Dördün dördüncüsü de Allah'dan uzak değildir." (Hadisi Ibn Mâcc ve Münzirî rivayet etmişdir.) Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cum'a günü kim cünüplükten yıkanır gibi yıkanarak camiye giderse bir deve kurban etmiş olur. ikinci olarak giden bir sığır kesmiş olur. Üçüncü olarak giden boynuzlu bir koç kurban etmiş otur. Dördüncü olarak giden bir tavuk boğazlamış olur. Beşinci olarak giden bir yumurta bağışlamış olur. imam minbere çıktığı zaman melekler zikir dinlemeye hazır olurlar." (Hadisi Buharî, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Şafiî ve alimlerden bir cemaat bu saatlerin gündüzün saatleri olduğunu söylemişler ve gündüzün evvelinde camiye gitmeyi mendub saymışlardır. İmam Malik İse, bu saatlerin zevalden önce ve sonra çok küçük bir zaman parçası olduğunu söylemiştir. Bir başka grub âlim ise 'zevalden sonra bir saatin parçalarıdır.' demişlerdir. Ibn Rüşd; "cum'aya koşmanın zevalden sonra olması gerektiğinden, en doğru görüş bu sonuncusudur," demiştir.

2.19.8. Cemaatin Omuzlarından Atlayarak İleriye Geçmek

Tirmizî'nm İlim ehlinden naklettiğine göre; ilim ehli cum'a günü omuzdan atlamayı kerîh görerek bu hususda şiddet göstermişlerdir. Abdullah b. Büsr'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: Cum'a günü bir adam, Rasûlüllah, hutbe okurken insanların omuzlarından atlıyordu. Ra-sûlüllah, o adama: "Otur, insanlara eziyet ettin," buyurdu." (Hadisi Ebû Dâvûd, Nesaî ve Ahmed rivayet etmiş, İbn Huzcyme ve diğerleri hadisi sahih İçmişlerdir.)
Bu durumdan, imam ile önünde namaz kılınmayan boş yer bulunanlar müstesnadır. Bir kimse tekrar yerine dönmek isterse, insanlara eziyet vermekten sakınmak şartıyla zaruret için ordan kalkar. Ukbe b. Haris (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; Ukbc şöyle demiştir: "Rasûlüllah'ın arkasında Medine'de ikindi namazını kıldım. Sonra sür'atle kalkıp insanların omuzlarından atlayarak hanımlarından birinin odasına girdi. İnsanlar Rasûlüllah'ın bu acelesinden korktular. Rasûlüllah tekrar onların yanma geldiğinde, acele gitmesinden hayrette kaldıklarını görünce onlara şöyle dedi: "Yanımızda biraz altın olduğunu hatırladım. Beni engellemesini uygun görmediğimden gidip taksim edilmesini emrettim." (Hadisi Buharı ve Nesâî rivayet etmiştir.)

2.19.9. Cum'a Namazından Önce Nafile Kılmanın Meşru Olduğu

imam hutbeye çıkmadan, cum'adan önce nafile kılmak sünnettir. Hutbeye çıktıktan sonra nafile kılınamaz. Ancak tahiyyat'ül-mescid namazı hariçtir. Hafif olmak şartıyla hutbe esnasında dahi kılmabilir. Ancak hutbenin sonlarında, vaktin daraldığı sırada camiye girmişse o zaman ta-hiyyet'ül-mescidi de kılamaz. Ibn Ömer'den rivayet olunduğuna göre; kendisi cum'adan önce uzun bir namaz kılar, cum'adan sonra ise, iki rek'at kılarak Rasûlüllah'ın böyle yaptığını rivayet ederdi. (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Ebû Hüreyrc (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallalla-hu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Cum'a günü kim yıkanır sonra cumaya gelerek takdir olunduğu kadar namaz kılarsa, sonra imam hutbeyi bitirinceye kadar susarak imamla beraber farzı kılarsa gelecek cumaya kadar üç gün de fazlasıyla günahları af olur," (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Cabir'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Rasûlüllah hutbe okurken bir adam camiye girdi. Rasûlüllah ona: "Namaz kıldın mı?" diye
sordu. O da: "Hayır," deyince, Rasûlüllah; "Kalk iki rek'at namaz kıl" buyurdu." (Hadisi Buharı, Müslim, Nesâî, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayet etmiştir.) Bir rivayet; "Sizden biriniz cum'a günü imam hutbe okurken gelirse iki rek'at kılsın ve onları kısa yapsın." şeklindedir. (Hadisi Ahmed, Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Başka bir rivayette ise şöyle buyurulmuştur: "Sizden biriniz cum'a günü imam hutbeye çıktığı zaman iki rek'at kılsın." (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)

2.19.10. Uykusu Gelen Kimsenin Yerini Değiştirmesi

Mesciddc bir kimseye uyku galip gelirse bir yerden başka bir yere geçmesi mendubdur. Çünkü hareket uykuyu giderir ve uyanık kalmaya sebeb olur. Böyle yapmak cum'a ve diğer namazlarda da aynıdır. İbn Ömer (r.a.)'den rivayeten Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Sizden birinizi mescidde iken uyku tutarsa, yerini başka yerle değiştirsin." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Bcyhakî ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî "hadis, hasen sahihtir,' demiştir.)
Cum'a Namazının Farz Oluşu

Alimler cum'a namazının farz-ı 'ayn olduğunda icma etmişlerdir. Cum'anm farzı iki rck'attir. Allah Tcâlâ şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler cum'a günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah'ın zikrine koşunuz. Alış-verişi bırakınız. Eğer biliyorsanız bu sizin için daha hayırlı-dır."(46) Buharî ve Müslim'in Ebû Hüreyre (r.a.)'dcn rivayet ettikleri hadise göre; Ebû Hüreyre (r.a.) Rasûlülîah salîallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Biz dünyada en son gelenler olduğumuz halde, kıyamet günü en önde olacaklarız. Ancak onlara bizden önce kitap verilmiş, bize ise, onlardan sonra kitap verilmiştir. Şu size farz olan cum'a gününüzde, onlar ihtilâf etmiş, Allah onu bize vermiştir. Bu hususta insanlar bize tabidir. Yahudilerin Cumartesi, Hıristiyanların ise Pazar günüdür." İbn Mes'ud (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebi aleyhisselâm cum'adan geri kalan bir kavim için şöyle buyurdu: "Düşündüm, insanlara namaz kıldıran bir adama emredeyim. Sonra cum'adan geri kalan adamların üzerlerine evlerini yakayım." (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.) Ebû Hüreyre ve Ibn Ömer (r.a.)'den rivayeten: Rasûlüllah'ın minberi üzerinde şöyle buyurduğunu işittiler: "Ya cumayı terketmeye son verirler veya Allah onların kalblenni mühürler de sonra
(46) Cum'a: 9.
gafillerden olurlar." (Hadisi Müslîm rivayet etmiştir. Hadisi Ahmed ve Nesaî de îbn Ömer ve Ibn Abbâs hadisinden rivayet etmişlerdir.) Ebû Ca'd el-Damrî (r.a.)'den rivayeten (bu zat ashabdandır.) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Her kim üç cumayı küçümseyerek terkederse Allah onun kalbini mühürler." (Hadisi Buharı, Müslîm, Tirmizî, Nesâî ve Ebû Dâvûd rivayet etmiş, Ahmed ve îbn Mâce de Câbir hadisinden benzerini rivayet etmiş, îbn Seken ise hadisi sahih saymıştır.)

2.19.12. Cum'a Namazı Kimlere Farz, Kimlere Farz Değildir?

Cum'a namazı müslüman, hür, akıllı, bulûğ çağma ermiş, mukim, camiye gitmeye gücü yeten, cum'adan geri kalmayı mubah kılan özürleri buiunmayan kimseye farzdır. Cum'anın farz olmadığı kimseleri aşağıda sayıyoruz:
1, 2- Kadın ve çocuklar: Bunlara cum'anm farz olmadrğmda ittifak vardır.
3- Cumaya gitmek kendisine zor gelen hasta; Hastalığın artmasından veya gecikmesinden korkarsa cum'aya gitmez. Hastaya bakanın hükmü; eğer onu bırakması mümkün değilse, hastanın hükmü gibidir. Târik b. Şihâb (r.a.)'dan rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Cum'a namazı cemaat içinde bulunan her müslümana farzdır. Ancak 4 kişi müstesna: Köle, kadın, çocuk ve hasta." (Nevevî, "hadisin senedi Buharı ve Müslim'in şartlarına göre sahihtir." demiştir. Hafız ise; "hadisi birden çok kişi sahih saymıştır," demiştir.)
4- Misafir: Cum'a kılma vaktinde yolculuğa çıksa bile ilim ehlinin çoğuna göre bu kimseye o gün cum'a farz değüdir. Nebî aleyhisselam yolculuğa çıktığı zaman cum'ayı kılmaz, sadece Öğle ve ikindiyi cem'i takdim olarak kılardı. Halifeler ve diğerleri de böyle yapmışlardır.
5- Hapsolmakîan korkanla zor durumdaki borçlu ve zalim iktidar sahibinden korkup gizlenen kimse: îbn Abbas'dan rivayeten; Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Her kim ezanı işitir de icabet etmezse onun namazı yoktur. Ancak özür sahipleri müstesna." Ashab: "Özür nedir, ya Rasûlallah?" diye sordular. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Korku ve hastalıktır," buyurdu. (Hadisi Ebû Dâvûd sağlam bir senetle rivayet etmiştir.)
6- Cemaati terketmeye izin verilen her özür sahibi: Meselâ; aşırı yağmur, çamur ve benzeri gibi durumla karşılaşanlar. îbn Abbas'dan rivayet olunduğuna göre; o yağmurlu günde müezzinine şöyle demiştir: "Eş-hedü enne Muhammeden Rasûlüllah dediğin zaman, 'hayyaale's-salah,'
deme, 'evinizde kılınız,' de." insanlar bunu yadırgar gibi olunca, îbn Abbâs; "bunu benden daha hayırlısı yaptı," dedi. "Şüphesiz cum'a farzdır. Ancak (çamurlu, kaygan günde yürümenizi hoş görmedim." Ebu Melih'in babasından rivayet ettiğine göre; o cum'a günü Nebî aleyhisselam ile bulunmuştu. "Ayaklarına su girmeyecek şekilde yağmur yağdığı halde evlerinde namaz kılmalarını" emretmişti. (Hadisi Ebu Dâvûd ve Îbn Mâce rivayet etmiştir.) Bu saydıklarımızın her birisine cum'a kılmak farz değildir. Ancak öğle namazını kılmaları gerekir. Bu kişilerden her kim cumayı kılarsa cum'ası sahih olup öğle farzı ondan düşer. Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem zamanında, kadınlar da mescidde bulunur, Rasûlüllah ile beraber cum'a namazını kılarlardı.

2.19.13. Cum'anın Vakti

Sahabe ve tabiinin büyük çoğunluğu, cum'anın vaktinin öğle vakti olduğunu söylemişlerdir. Ahmed, Ebû Dâvûd,
Buharî, Tirmizî ve Beyhakî'nin Enes (r.a.)'dcn rivayet ettikleri hadise göre; Nebî aleyhisselam güneş batıya meylettiği zaman cum'a namazını kılardı. Ahmed ve Müslim'in Seleme b. Ekva'dan rivayet ettiklerine göre Seleme (r.a.) şöyle demiştir: "Biz Rasûlüllah ile birlikle güneş zevale geldiği zaman cum'ayı kılar, sonra gölgeleri takibederek dönerdik." Buharî ise şöyle demiştir: "Cum'anm vakti, güneş zevalden kaydığı zamandır." Ömer, Ali, Nu'mân b. Bcşîr ve Amr bin Hureys'den de aynı şekilde rivayet olunmuştur. Şafiî; "Nebî aleyhisselam, Ebû Bekr, Ömer, Osman (r.anhüm) ve daha sonraki imamların hepsi cum'ayı zevalden sonra kılmışlardır," demiştir. Hanbelîler ve Ishâk; "cum'anm vakti, bayram namazının ilk vaktinden başlayarak öğienin son vaktine kadardır," demişler, delil olarak da Ahmed, Müslîm ve Nesâî'nin Câbir'den rivayet ettikleri şu hadisi getirmişlerdir: "Rasûlüllah cum'ayı kılar, sonra gider, güneş zevale geldiği zaman develerimizi ağıllarına koyardık." Bu hadiste cum'ayı zevalden önce kıldığına dair açıklık vardır. Yine Abdullah b. Seydân es-Sülemî'nin hadisini delil getirdiler. O şöyle demiştir: "Ebu Bekr'le beraber cum'a namazında bulundum. Hutbesi ve namazı gün yarısından önceydi. Sonra Ömer ile bulundum. Hutbesi ve namazı gün yarısından önceydi. Sonra Ömer ile bulundum. Namazı ve hutbesi, 'gün tam yarılandı, dediğim zamandaydı. Sonra Osman ile bulundum, namazı ve hutbesi 'gün tam zevalden döndü, dediğim zamandaydı. Bu durumu ayıplayan veya yadırgayan kimseyi görmedim." (Hadisi Dârekutnî ve İmam Ahmed, oğlu Abdullah'ın rivayetinden naklederek bunu delil getirmiş ve şöyle demiştir: "îbn Mes'ûd, Câbir
ve Muaviye'den rivayet olunduğuna göre; onlar cum'ayı zevalden önce kılmışlar ve kimse bunu yad ırgamamı şiir.")
Böylece icmâ hâsıl olmuştur. Alimlerin büyük çoğunluğu Câbir (r.a.)'dcn rivayet olunan hadisi, cum'a namazını, havanın soğumasını beklemeden, yani hararetin şiddetinin gitmesini beklemeden hemen kılmak şeklinde anlamışlardır. "Namaz ve develeri ağıla koymak zevalden sonra vâki olmuş olup Abdullah b. Seydan'm hadisi zayıftır," demişlerdir. Hafız İbn Haccr onun hakkında, "adaletle bilinmeyen büyük tâbilerdendİr," demiştir. Ibn 'Adî; "İbn Scydân meçhul sayılabilir" demiş, Buhârî ise; "Abdullah h. Seydan'm hadisine uyulmaz, çünkü daha kuvvetli hadislere karşı geliyor," demiştir. İbn Ebî Şeybe'nin Süveyd b. Ğafcle'den rivayet ettiğine göre; Süveyd Ebu Bckr ve Ömer'le güneş tepeden batıya kaydığı zaman cum'a namazı kılmıştır. (Hadisin isnadı kuvvetlidir.)
Cemaatin bulunmasının cum'anm sıhhatinin şartlarından bir şart olduğunda alİmlcrcc bir ihtilâf yoktur. Târik b. Şihâb (r.a.)'m hadisine göre Nebi aieyhisselâm şöyle buyurdu: "Cum'a namazı cemaat içinde bulunan her müslüinana gerekli bir borçdur." Ancak cemaatin kaç kişi olacağı hususunda onbeş kadar görüşe ayrıldıklarını Hafız 'Fetih' kitabında zikretmiştir. "Tercih edilen görüşe göre, iki veya daha çok kişi ile cum'a namazı olur. Çünkü Rasûİüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "îki veya daha fazlası cemaattir." buyurmuştur." Şcvkânî şöyle demiştir: "Diğer namazların iki kişi ile caiz olduğu hakkında icma kararlaşmış olduğuna göre, cum'a da bir namazdır. Kişinin bunun dışında bir hükme delilsiz olarak tabi olması düşünülemez. Diğer namazlardan fazla bir cemaati gerektirdiğine dair bir deîil yoktur." Abdülhak demiştir ki: "Cum'a cemaatinin sayısı hakkında herhangi bir hadis sabit olmamıştır." Bu hususta Süyûti de; "Belli bir sayı gösteren herhangi bir hadis sabit olmamıştır," demiştir. Taberî, Ebû Dâ-vûd, Nchâî ve Ibn Hazm da bu görüşü benimsemişlerdir.

2.19.15. Cum'a Kılınacak Yer

Cum'a namazını, şehirde, mescidde, köyde, şehirdeki binalarda, şehre ait boş alanlarda eda etmek sahihtir. Birden çok yerde de kılınması sahihtir. Ömer (r.a.) Bahreyn ahalisine, "nerde olursanız cum'ayı kılınız" diye yazmıştı. Hadisi îbn Ebî Şeybe rivayet etmiş, Ahmed, "isnadı iyidir." demiştir. Bu ifade bütün şehir ve köyleri içine alır. İbn Abbâs: "Medine'de Rasûlüllah'ın mescidinde toplanarak kılınan islâm cum'asından sonra islâmiyet'te ilk cum'a, Bahreyn köylerinden bir koy olan Cuvaıde eda edilmiştir." demiştir. (Bu hadisi, Buharı ve Ebû Dâvûd rivayet etmiş-
tir.) Leys b. Sa'd (r.a.)'den rivayeten: "Mısır sahillerinde oturanlar, Ömer ve Osman (r.a.) zamanında, içlerinde sahabİler de bulunduğu halde onların emri ile cum'a kılarlardı." îbn Ömer'den rivayeten; "O, Mekke ve Medine arasında sular ahalisinin cum'a kıldığını görür, onları azarlamazdı." (Hadisi Abdürrezzak sahîh bir senetle rivayet etmiştir.)

2.19.16. Fakihlerin Cum'a için Koştukları Şartların Münakaşası

Cum'anm vacib olmasının şartları daha önce geçii. Erkek olmak, hür olmak, sıhhatli olmak, mukîm olmak, geri kalmayı gerektiren özrü bulunmamak. Yukarıda geçtiği üzere, cemaal de cum'anm sıhhati için şarttır. Sünnetin açıkladığı, Allah'ın bizi mükellef tuttuğu şartlar bu kadardır. Bunların dışında bazı fakihlerin koştukları şanların dayandıkları bir nas yoklur. Burada "cr-Ravdal'ün-Ncdiyyc" kitabının yazarının dediğini nakletmekle yetineceğiz:
"Cum'a namazı diğer namazlar gibi olup onlara zıt bir tarafı yoktur. Onların zıddı olduğuna dair herhangi bir delil gelmemiştir."
Bu ifadede, cum'anm vücubu için onu en büyük imamın kıldırması, şehirde olması, ve belli kişilerin bulunması gerekliğini diyenlere red vardır. Çünkü bu şartların, değil vacib ve farz olduğuna, müstehab olduğuna dair bile bir delil yoklur. Bilâkis iki kişi bir yerde cum'a namazını kıldı mı, kendilerine gereken farzı yapmış olurlar .Eğer hutbeyi ter kederi erse, hulbe sadece sünnettir. Eğer Târik b. Şihâb (r.a.)'m cum'a namazının cemaatle kılınacağı hadisi olmayıp, Rasûİüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in zamanında cemaalsiz olarak kılınmış olsaydı, diğer namazlar gibi tek tek kılınacaktı.
"Cum'a namazı dört kişi ile kılınır," şartından, "ûlül-emre" kadar olan şartlar hakkında rivayetlere gelince: Büyük imamların açıkladığına göre bu sarılar Rasûİüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in kelâmından değildir. Onun asandaki sahabelerin de sözü değildir. Bu şanlar sadece Hasan el-Basrî'dcn rivayel olunmuştur. Allah'ın haftada farz kıldığı ve İslâm'ın alâmetlerinden birisi olan cum'a namazı hakkında vaki olan sözleri kim düşünürse hayret içinde kalır. "Kimisi, hutbe iki rek'at gibidir; onu kaçıranın cum'ası kabul olmaz" demiştir. Sanki Rasûİüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den bazısı bazısını kuvvetlendiren rivayetler bu kimseye ulaşmamış gibi ki, "cumanın iki vaktinden birisini kaçıran onu tamamlarsa cum'ası tamam olur." hadisi vardır. Sanki o kimseye bu hadisten başka deliller ulaşmamıştır. Bazı kimseler; "cum'a namazı imamla beraber Üç kişiden az ile olmaz." demiştir. Bazıları dört, bazıları yedi, dokuz, onİki,
yirmi, otuz ve bazıları kırk, elli, yetnıiş kişiden aşağı olmaz, demiştir. Bazıları ise, bir kayıt koymadan, "çolc kişi olacak," demişlerdir. Bazıları da; "cum'a namazı, içinde herşey bulunan şehirden başka yerde olmaz," demiştir. Kimisi şehire de bir hudut koyarak "şu kadar bin kişi olacak," demiştir. Diğerleri ise; "camisi ve hamamı olacak," demiş, bazıları da; "en büyük imamla kılmırsa olur, eğer büyük imam olmaz veya adaletli bir kimse bulunmazsa, cum'a vâcib ve meşru olmaz," demişlerdir. Bu gibi sözlerde, ilimden hiçbir eser olmadığı gibi, Allah'ın kitabında, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetinde cum'anın sıhhati için zikri geçen şartlardan, farz ve rükünlerinden iddia ettikleri hiçbir harf yoktur. Belirttikleri görüşün, kendilerine yaptığ, şeye hayret doğrusu. İnsanların, toplantılarda kafalarından konuştukları, karışık bâtıl sözler, eğlence meclisinde anlattıkları hikâyeler, temiz şeriaiLan uzaktır. Kur'ân ve sünnel'i bilen, insafla düşünen, doğru yolda ilerleyen ve boş sözle hak yoldan ayrılmayan herkes bunu bilir. Her kim, bauj (yanlış) bir söz söylerse, onun bu sözü kendisine geri çevrilir ve yüzüne çarpılır. Kullar arasında hakem, âyette Duyurulduğu üzere Allah'ın kitabı ve Rasûlünün sünnetidir: "Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah ve Rasûlüne havale ediniz."(Al) "Aralarında hüküm vermek için Allah ve Rasâlüne çağırdıkları vakit; 'işittik, itaat ettik,' demek ancak müminlerin sözüdür."(48) "Hayır! Rab-bine andolsun ki, aralarında çektikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkinU duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar."{ty Bu ve benzeri âyetler İhtilâf halinde müracaat edilecek yerin Allah Ve Rasûlüllah'm hükmü olduğuna açık bir şekilde delâlet etmekte ve öncmij bir noktayı göstermektedir. Allah'ın hükmü, kitabıdır. Rasûlü'nün hükmüise; Allah onun ruhunu aldıktan sonra onun sünneti olup bundan başkas, değildir. Müçtehide gelince: Her ne kadar delil bulunmadığı zaman kendi görüşüyle amel etmesine ruhsat varsa da, başkasının, kim olursa olsun delilsiz olarak onun görüşünü almasına ruhsat yoktur.
Ben, (Allah biliyor) bu gibi konulan kitaplarına alarak, Allah'ın birliğini anlatır gibi bu konuları avama anlatarak onları buna inandırmaya çalışan ve bunlarla amel etmeyi onlara emreden ve böylece ateş çukurunun kenarlarına gelen yazarlara çokCa hayret etmeye devam ediyorum."

(47) Nisa: 59.
(48) Nûr:51.
(49) Nisa: 65.
 Cum'a Hutbesi

Hükmü

İlim ehlinin çoğu hutbenin vacib olduğu görüşündedir. Hutbenin vacib olduğuna, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den sabit olan sahih hadisleri delil getirmişlerdir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem devamlı olarak her cum'ada hutbe okurdu. Yine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şu hadisini delil getirmişlerdir: "Beni gördüğünüz gibi namaz kılın." Allah Tcâlâ şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Namaz için cum'a günü ezan okunduğu zaman Allah'ın zikrine koşunuz."(50) 'Zikre koşun,' diye yapılan emir, vacib olmayı gerektirir. Vacibin dışındaki bir şey için koşmak gerekmez. Hutbe, zikri de içine aldığı için, zikri hutbe diye tefsir ettiler.
Şevkânî bu delilleri münakaşa ederek birinci delile şöyle cevap verdi: "Sadece fiil vücûb ifade etmez." ikinci olarak: "Buradaki emirle namaz kasdediliyor, hutbe değil. Çünkü hutbe namaz değildir." Üçüncü olarak: "Koşulması emredilen zikir, cum'a namazıdır. Burdaki emir, namaz ile hutbe arasında ihtimalli iken, namazın vacib olduğuna ise ittifak gerçekleşmiştir. Hutbenin vacib olmasına gelince; bu delil, hutbenin vacib olduğuna delil olarak gösterilemez. Hasan Basrî, Davud'üz-Zahirî ve Cübeyrî hutbenin mendub olduğu görüşündedirler. Açık oîan da budur."

2.19.17.2. îmamın Minbere Çıktığı Zaman Selâm Vermesi, Oturduğu Zaman Ezan Okunması ve Cemaata Dönmesinin Müsfehab Olduğu

Cabir'den rivayeten: "Nebî aleyhisselâm minbere çıktığı zaman selâm verirdi." (Hadisi Ibn Mâce rivayet etmiştir, senedinde Ibn Lchi'a vardır. Bu hadîs Esrem'in Süncn'inde Şa'bî yoluyla Nebi aleyhisselâm'dan mürscl olarak rivayet edilmiştir.) Ata ve diğerlerinin mürsel olarak rivayet ettikleri hadîse göre; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem minbere çıktığı zaman insanlara yüzüyle döner sonra "esselâmü aleyküm" derdi." Şa'bî; "Ebû Bekr ve Ömer böyle yaparlardı," demiştir. Sâîb b. Yezid'dcn rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Cum'a günü ilk ezan imam minbere oturduğu zamandır. Rasûlüllah'in, Ebu Bekr ve Ömer (r.a.)'in zamanında böyleydi. Osman (r.a.) devri gelince insanlar çoğaldı. Üçüncü ezanı yüksek yerde (minare) okumayı ilâve ettiler. Rasülüllah'm birden fazla

(50) Cum a: 9.

müezzini yoktu." (Hadisi Buharı, Ebû Dâvûd, Nesâî rivayet etmiştir.) Buharı, Ncsâî ve Ebû Davud'un bir başka rivayetlerinde; "Osman (r.a.) halife olunca, müsiümanlar çoğaldı. Cum'a günü üçüncü bir ezan okunmasını emretti. Bağdat'ta Osman buna izin verdi. Ve böylece devam edip gitti." Ahmed ve Ncsâî'nin rivayetine göre: "RasûlüIIah, minbere oturduğu zaman Bilâl ezan okur, indiği zaman kamet getirirdi." 'Adî b. Sâbit'in babasından onun da dedesinden rivayet etliğine göre; o demiştir ki: "Ra-sûlüllah minbere çıktığı zaman ashabı ona yüzleriyle dönerdi." (Hadisi İbn Mâce rivayet etmiş, hadis hakkında her ne kadar söz söylenmişse de, Tirmizî; "Ncbî aleyh İs selâm'm ashabından ve diğerlerinden ilim ehli imam hutbeye çıktığı zaman cemaata dönmesini müstehab görmüşlerdir," demiştir.)

2.19.17.3. Hutbenin Allah'a Hamd, Rasûlüne Övgüyü,
Vaaz ve Kirâetî İçermesinin Müstehab Olduğu

Ebû Hüreyrc'den rivayeten; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Hangi söz ki, Allah'a hamd ile başlanmıyor, onda hayır yoktur." (Hadisi Ebû Dâvûd ve Ahmcd aynı şekilde rivayet etmişlerdir.) Başka bir rivayette; "Kendisinde şehadel olmayan hutbe cüzzamh el gibidir." şeklindedir. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizî'de "şahadet" kelimesi yerine "teşhedü" vardır.)
İbn Mcs'ud'dan rivayeten; Ncbî aleyhisselâm teşehhüd ettiği zaman şöyle derdi:
"Allah'a hamd olsun. Ondan yardım isteriz. Ona sığınırız. Nefislerimizin şerrinden Allah'a sığınırız. Allah kime hidayet ederse onu saptıracak yoktur. Kimi saptınrsa onu hidayete erdirecek de yoktur. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhatnmed Mustafa O 'nun kulu ve Rasâlüdür. Onu kıyamet saatinden önce müjdeci
ve hâk. ile gönderdi. Kim Allah'a ve Rasûlüne İtaat ederse doğru yolu bulmuş olur. Kim ona âsi olursa ancak nefsine zarar verir. Allah'a hiçbir şey zarar veremez." ibn Şihâb'dan rivayeten; kendisine cum'a günü Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şahadeti hakkında soruldu. Bunun gibi cevab vererek şunu da ilâve etti: "Ve kim Allah'a ve Rasûlüne âsi olursa mulıakkak haddi aşmıştır." (Bu iki hadisi de Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Câbir bin Semure (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; Cabir demiştir ki: "RasûlüIIah daima hutbe okur ve iki hutbe arasında oturur, âyetler okur, insanlara anlatırdı." (Hadisi Müsiîm, Ncsâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayef etmiştir.) Yine Câbir b. Scmurc'dcn rivaycicn; "RasûlüIIah cum'a günü vaazı uzatmazdı. Ancak kolay ve kısa kelimelerle ikiifa ederdi." (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Harise hin Nu'mân'm kızı Ümmü Hişâm (r.a.)'dan rivayeten; o şöyle demiştir: "Kaf sûresini Rasûlüllah'm lisanından öğrendim. Her cum'a hutbe okuduğu zaman minberde onu okurdu." (Hadîsi Ahmcd, Müslim, Nesâî ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Ya'lâ b. Ümcyye'dcn rivayeten; o demiştir ki; "Rasûlüllah'ı minberde "ve nâdev yâ malik"(5J) ayetini okurken işittim." (Hadisi Buharî ve Müsiîm rivayet etmiştir.) tbn Mâce'nin Ubcyd (r.a.)'dcn rivayet ettiğine göre; "RasûlüIIah sallallahu aleyhi ve sel-lem cum'a günü ayakta "Tebârcke" (Mülk) sûresini okudu. Ve Allah'ın günlerini anlattı."
"Er-Ravdal'un-Ncdiyyc" kitabında şöyle denmektedir: "Bil ki-meşru olan hutbe, RasûlüIIah sallallahu aleyhi ve sellem'in insanları teşvik etmek ve korkulmak için devamlı yapmış olduğu hutbedir. Hutbenin ruhu olan bu vaaz için hutbe meşru kılınmıştır. Hutbede Allah'a hamd etmek, salavât getirmek veya Kur'ân okumak, hutbenin meşru olmasındaki büyük maksadın dışındadır. Bunların Rasûiüllah'm hutbesinde bulunması, maksadın bunlar olduğuna, şart ve lâzım olduklarına delâlet etmez. İnsaflı bir kimse hutbeden büyük maksadın vaaz olduğunda, Allah'a hamd ve Rasûlüne salâvat olmadığında şüphe etmez. Arap'ların süregelen âdetlerinde vardır ki, onlardan birisi bir söz söylemek için makama çıktıklarında Allah'a ve Rasûlüne sena ile başlarlardı. Bundan daha güzel ve daha evlâ ne olabilir? Ancak maksat bunlar değildir. Bilâkis maksat daha sonra yapılan konuşmadır. Birisi dese ki; "Allah'a hamd ve salavattan başka söyleyecek birşeyi olmayan kimsenin hatib olarak konuşmaya çık-

(51) Zuhnıf:77.

tığı zaman yapacağı bu hareket makbul müdür?" Bunu aklı selim sahipleri reddeder. Durum böyle olunca cum'a hutbesinde vaaz yapmanın gereğini hadisten öğrenmiş oldun. Hatib böyle yapınca meşru bir iş yapmış olur. Ancak bununla beraber Allah'a hamd, Rasûlüne sena eder veya vaazın önüne Kur'ân âyetlerini eklerse en güzelini yapmış olur."

2.19.17.4. Hutbeleri Ayakta Yapmanın, tki Hutbe Arasında Hafif Oturmanın Meşru Olduğu

îbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Nebî aleyhisselâm cum'a günü ayakla hutbe okur, sonra oturur, sonra kalkarak bugün yaptıkları gibi İkinci hutbeyi okurdu." (Hadisi Buharı, Müslim, Tirmizî, Ncsâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayet etmiştir.) Câbir b. Semu-re (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: '"Nebi aleyhisselâm ayakta hutbe okur, sonra oturur, sonra kalkar ayakta hutbe okurdu. Her kim "oturarak hutbe okumuştu" derse yalan söylemiş olur. Vallahi, Rasû-lüllah ile beraber iki bin namazdan fazla kılmışımdır." (Hadisi Müslim, Ahmed, Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) İbn Ebî Şeybe'nin Tavus (r.a.)'tan rivayetinde Tavus şöyle demiştir: "Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem, Ebû Bekr, Ömer ve Osman ayakta hutbe okumuşlardır. Minberde ilk oturan Muaviye'dir." Yine Şa'bî'den rivayet olunduğuna göre; Muaviye şişmanladığı zaman oturarak hutbe okurdu.
Bazı imamlar hutbe esnasında ayakta durmanın vacib olduğunu ve iki hutbe arasında oturmanın da vacib olduğunu, Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem'in ve ashabının fiillerine dayanarak söylemişlerdir. Ancak yalnız fiil vucûb ifade etmez.

2.19.17.5. Hutbede Sesi Yükseltmek, Hutbeyi Kısa Yapmak ve Hutbeye Önem Vermek

Ammâr b. Yâsir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Rasûlüllah'm şöyİe buyurduğunu işittim": "Kişinin namazının uzun olması ve hutbesinin kısa olması âlim olduğuna işarettir. Namazı uzatın, hutbeyi kısaltın." (Hadisi Ahmed ve Müslîm rivayet etmiştir.) Hutbenin kısa, namazın uzun olması, kişinin fakîh olduğuna delâlet kılınmıştır. Çünkü fakih kimse kelimeleri bilir, az sözle çok mânâ kasdeder. Câbir b. Semure (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; "Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem'in namazı ve hutbesi normal (mutedil) idi." (Hadisi Müslim, Tirmizî, Nesâî, ve ibn Mâce rivayet etmiştir.) Abdullah b. Ebî Evfa (r.a.)'dan rivayeten; "Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem na-
mazı uzatır, hutbeyi kısa yapardı." (Hadisi Ncsâî sahih bir senetle rivayet etmiştir.) Câbir (r.a.)'den rivayeten; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem hutbe okuduğu zaman gözleri kızarır, sesi yükselir ve gazabı şiddetlenirdi. Sanki, askere "düşman sabah veya akşam saldıracak" diye haber veren bir komutan gibiydi." (Hadisi Müslim ve İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Nevevî şöyİe demiştir: "Hutbenin fasîh (halasız) ve belîğ (düzgün) olması müslchabur. Mânâsı anlaşılmayan, cemaati rencide eden kelimelerle hutbe okunmamalıdır. Çünkü bu gibi sözler kişinin tam olarak aklına girmez. Korkutucu da olmamalıdır. Bu durumda maksat hâsıl olmaz. Bilâkis anlaşılır ve sürükleyici kelimeler seçilmelidir."
İbn Kayyım şöyle demiştir: "Rasûlüllah'm hutbesi Allah'a meleklere, kitaplara, peygamberlere ve âhircı gününe imanın esaslarını tahrir şeklindeydi. Cennet ve cehennemden bahseder, Allah'ın dost kullarına ve biat ehline hazırladığı nimetlerden, düşmanlarına ve günah ehline hazırlanan azaptan bahseder, onun hutbesiyle kalpler iman, tevhid, Allah'ı bilme ve önemli günlerini hatırlamayla dolardı. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in hutbeleri diğer hutbeler gibi değildir. Çoklarının hutbeleri mahlu-kat arasında ortak meseleleri içeren konuları kapsar. Meselâ; hayattan bezdirmek, ölümle korkutmak gibi şeylerden bahsederler ki; bunlar kalb-de Allah'a iman ve tevhidi yerleştirmek, hususi bir marifetullah oluşturmak, Allah'ın ibretli kıssalarını hatırlatmak ve kişileri Allah'a ibadete sev-kedip ona kavuşma isteği meydana getirmekten uzaktır. Böylece dinleyenler, Ölü hale gelmekten ve mallan taksim edilerek, toprağın vücutlarını çürüteceğini öğrenmekten başka bir şey istifade etmeden çıkarlar. Keşke hutbelerle imanın nasıl meydana geldiğini, tevhidin ve faydalı ilmin nasıl oluştuğunu anlasaydılar. Nebi aieyhisselâm ve onun ashabının hutbelerini inceleyenler, onların, hidayeti, tevhidi, Allah'ın sıfatlarını, imanın bütün esaslarım, Allah'a daveti içerdiğini görürler. Yine onların hutbeleri, Allah'ı mahlûkalma sevdirip O'nun nimetlerini hatırlatarak belâsından korkuttuğu ibretli kıssalarını da hatırlatmayı içerirdi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in hutbeleri: Allah'ın büyüklüğünü ve sıfatlarını hatırlatmayı ve ona şükür emrini açıklamayı hedef almıştı. Nebî aleyhisselâm AHah'a itaati, şükrü ve zikr etmeyi sevdirerek insanlara emrediyor, dinleyenler Allah'ı severek, Allah'da onları severek dönüyorlardı. Sonra zaman geçip nübüvvetin nuru gizli kalınca şer'î esaslar ve emirler, hakikatleri ve maksatları gözetilmeden hutbeler bir tören şekline büründü. Bu şekillere hakikat şekli vererek hakikat süsüyle süslediler. Böylece şekil ve uydur-
malar, bozulması uygun görülmeyen sünnetler olarak kabul edildi. Gerçekte bozulması uygun olmayan maksatlar bozuldu. Hutbeleri, kafiye nükte, edebiyat ilmiyle yaldızladılar. Sonunda fayda noksanlaştı. Bilhassa kalblerin, hutbelerden alacağı hisse yok oldu. Hutbelerden maksat kayboldu."
 Meydana Gelen Bir îş İçin İmamın Hutbeyi Kesmesi

Ebû Hüreyrc (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bize hutbe okurken, Hasan ile Hüseyin, üzerlerinde iki kırmızı gömlek olduğu halde yürüyerek ve tökezleyerek geldiler. Rasûlüllah minberden indi, onian sırtına alarak ön tarafına koydu. Sonra; "Allah ve Rasûlü doğru söylemiştir; "Mallarınız ve evlâtlarınız fitnedir."(52) Bakiım ki, bu iki çocuk yürüyor ve tökezliyorlar. Sözümün bitmesine kadar sabredemedim, onları kaldırdım." buyurdu." (Hadîsi Buharı, Müslim, Tirmizî, Ncsâî ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir. Ebû Rifâ'at'cl-Adcvî (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Hutbede iken Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sclîem'in yanma geldim. "Ya Rasûlalîah, dinini bilmeyen bir garip adam geldi, Öğrenmek istiyor. Bunun üzerine bana doğru dönen Rasûlüllah hutbesini kesip, bana yaklaştı. Rasûlülİah'a bir kürsü gelirdiler. Üzerine oturdu. Allah'ın kendisine öğrettiği şeylerden bana öğretmeye başladı. Sonra hutbesine devam edip tamamladı." (Hadisi Müslim ve Nesâî rivayet etmiştir.)
İbn Kayyım şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem meydana gelen bir ihtiyaçtan ve ashabından birisinin sorduğu bir sorudan dolayı hutbesini keser ve ona cevap verirdi. Çoğu kez bir ihtiyaç için hutbeden iner, sonra dönerek hutbesini tamamlardı. Hasan ile Hüseyin'i almak için inmesi böyledir. Onları alıp minbere çıktı. Sonra hutbesini tamamladı. Hutbesinde herhangi bir kişiye; "gel olur ya filân, kıl ya filân" diye çağırır, hutbesinde duruma göre icab eden şeyleri ashabına emrederdi."

2.19.17.7. Hutbe Esnasında Konuşmanın Haram Olduğu

Alimlerin çoğu hutbeyi duysun veya duymasın, marufu emir, mün-keri nehy olsa bile, hutbe esnasında konuşmanın haram olduğunu, susmanın ise vacib olduğunu söylemişlerdir. İbn Abbâs'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "İmam

(52) Enfal: 28, Teğabün: 15.

hulbe okurken cutn'a günü konuşan kimse kitap yüklenen merkebe benzer. Ve konuşana sus diyenin de cuması yoktur." (Hadisi Ahmcd, İbn Ebî Şeybe, Bezzar ve Taberânî rivayet etmişlerdir. Hafız İbn Hacer "Bulûğ ul-
Meram" kitabında; "hadisin İsnadında bir beis yoktur," demiştir.) Abdullah b. Amr'dan rivayet olunduğuna göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Cum'aya üç kist gelir. Dirisi boş şeyle uğraşmaya gelir, ki bunun payı uğraştığı şeydendir. Birisi dua etmeye gelir. Bu da Allah'a dua etmiş olur. Allah dilerse verir, dilerse men eder. Bir diğeri ise, susarak ve dinleyerek cum'aya gelir. Müslümanların omuzlarından allamaz. Bir kimseye eziyet etmez. İşle bunun cum'ası daha sonraki cum'aya kadar ve üç gün de fazlasıyla günahlarına keffareltir. Bu, Allah Tcâlâ "Her kim bir iyilikle gelirse ona on misü vardır,"(53) buyurduğu içindir." (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd iyi bir senetle rivayet elmiştir.) Ebû Hürcyrc (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Cuma günü imam hutbedeyken arkadaşına; "sus" dersen, boş şey söylemiş olursun." buyurdu. (Hadisi Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Ebû Derdâ (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; "Nebî aleyhisselâm minbere oturarak insanlara hutbe verdi ve bir âyet okudu. Yanında Übcy b. Ka'b vardı. Ona "Ya Übey, bu âyet ne zaman nâziî oldu?" dedim. Ka'b benimle konuşmaktan kaçındı. Sonra tekrar sorduğumda yine benimle konuşmadı. Nihayet Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem hutbeden inince Übey bana; "Cum'andan sana, boş konuştuğundan başka bir şey kalmaz," dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem namazı bitirince ona gelerek durumu haber verdim. Rasûlüllah da; "Übey doğru söylemiştir, "imamın konuşmasını işittiğin zaman, konuşmasını bitirinceye kadar sus," buyurdu." (Hadisî Taberanî rivayet etmiştir.)
Şafiî ve Ahmcd'den rivayet olunduğuna göre; her ikisi de, hutbeyi duyma imkânı olanla, duyma imkânı olmayan arasını ayırarak, hutbeyi duyana konuşmanın haram, hutbeyi duymayana ise, her ne kadar susmak müstehab ise de haram olmadığını göz önüne almışlardır." Tirmizî'nİn nakline göre; Ahmcd ve İshâk, imam hutbe okurken selâm almaya, aksı-rana "yerhamuke'llah" demeye ruhsat vermişlerdir. İmam Şafiî şöyle demiştir: "Cum'a günü aksıran bir kimseye, başka biri "yerhamükellah" derse, cevap vermek sünnet olduğu için bunun caiz olacağını ümit etmekteyim. Bir kimseye bir adam selâm verirse, bunu mekruh sayarım, ancak selâmı alanı değil. Çünkü selâm vermek sünnet, almak ise farzdır."

(53) En"anı: İ60.

Hutbe vaktinin dışında konuşmaya gelince; bu caizdir. Sa'lebe bin Ebî Mâlik (r.a.)'ten rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Cum'a günü Ömer (r.a.) minberde oturmakta iken, insanlar konuşuyorlardı. Müezzin bitirince Ömer (r.a.) kalktı. îki hutbenin her ikisini bitirinceye kadar kimse konuşmadı. Namaz başlayıp Ömer (r.a.) minberden indiği zaman yine konuşmaya başladılar." (Hadisi Şafii Müsned'inde rivayet etmiştir.) Ahmed'in sahîh bir senetle rivayet ettiğine göre; "Osman b. Afvan (r.a.) minberde, müezzin kamet yaparken insanlara haberlerin ve fiatlann durumundan sorardı."

2.19.18. Cum'anın Bir Rek'âtma veya Daha Azına Yetişmek

İlim ehlinin çoğu, imamla birlikte Cum'anın bir rek'atma yetişenin cum'aya yetişmiş sayılacağı ve buna bir diğer rek'at ilâve edeceği görüşündedirler, îbn Ömer (r.a.)'in Ncbî aleyhisselâm'dan rivayet etliğine göre; "Ncbî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Cum'a namazının bir rek'atı-na yetişen kimse, ona bir rek'at ilâve etsin, böylece namazı tamam olmuş olur." (Hadisi Nesâî, Îbn Mâce ve Dârckutnî rivayet etmiştir. Hafız lbn Haccr 'Bülûğ'ül-Mcrâm' kitabında; "hadîsin isnadı sahihtir, fakat Ebû Hatim mürsel olduğunu kuvvetli saymıştır," demiştir." Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olduğuna göre Ncbî aleyhisselâm: "Namazın bir rck'atı-na yetişen kimse tümüne yetişmiş demektir." buyurmuştur. (Hadîsi Buharî, Müslîm, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce rivayet etmiştir. Ancak bir rek'atten daha azma yetişene gelince; ekseri ulemanın görüşüne göre bu, cum'aya yetişmiş sayılmaz; öğleyi dört rek'at olarak kılar. îbn Mes'ûd; "Cum'anın bir rck'atına yetişen ona bir rek'at daha ilave etsin, iki rek'atı kaçıran ise dört kılsın" demiştir. (Hadisi Taberânî iyi bir senetle rivayet etmiştir.) îbn Ömer (r.a.) şöyle demiştir: "Cum'anın bir rek'auna yetiştiğin zaman ona bir rek'at ilâve et. Eğer otururken cemaate yetişirsen dört olarak kıl. Beyhakî: "Bu görüş, Şâfı'îlcr, Malikiler ve Hanbelîlcr'le Hancfilcrden Muhammcd bin Hasen'in görüşüdür," demiştir. Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf şöyle demiştir: "imama teşehhüdde yetişen kimse cum'aya yetişmiş demektir, imamın selâmından sonra iki rek'at kılar ve cum'a tamam olur."

2.19.19. Kalabalıkta Cum'a Namazı

"Ömer'in hutbe okurken şöyle dediğini işittim: Ahmed ve Beyhakî'nin Seyyar (r.a.)'dan rivayetine göre; Seyyar şöyle demiştir: "Ra-sûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu mescidi yaparken bizler muhacir
ve ensar olarak onunla beraberdik. İzdiham olduğunda; "Sizden biriniz kardeşinin sırtına secde etsin,' dedi ve yolda namaz kılanları görünce onlara; "Mescidde kılın," buyurdu."

2.19.20. Cum'adan Önce ve Sonra Nafile Kılmak

Cum'adan sonra dört veya iki rek'at kılmak sünnettir. Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem demiştir ki: "Cum'adan sonra namaz, kılan, dört rek'at kılsın." (Hadîsi Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir.) lbn Ömer (r.a.)'den rivayet oiundu ki; "Rasûlüllah cum'a günü evinde iki rek'at kılardı." (Hadîsi Buharî, Müslîm, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve lbn mâce rivayet etmiştir.)
İbn Kayyım şöyle demiştir: "Rasûlüllah cum'ayı kıldığı zaman evine gider ve iki rek'at kılardı. Ve kılmak isleyene dört rek'at kılmasını emrederdi." lbn Teymiyye şöyle demiştir: "Eğer mescidde kılarsa dört, evinde kılarsa iki rek'at kılar." Hadisler de buna delalet etmektedir. Ebû Dâ-vûd'un İbn Ömer (r.a.)'den rivayet etmiş olduğu hadisle, lbn Ömer mescitte kıldığı zaman dört, evinde kıldığı zaman iki rek'at kılardı. Buharî ve Müslim'in lbn Ömer (r.a.)'den rivayetlerine göre: "Rasûlüllah cum'adan sonra evinde iki rek'at kılardı. Dört rek'at kıldığı zaman, kimi zaman bitişik olarak kılar, kimi zaman da iki rek'attan sonra selâm verir, sonra iki rek'at daha kılardı."
Efdal oİan evinde kılmakdır. Eğer mescidde kılarsa, farzı kıldığı yerden başka bir yere geçer. Cum'adan önce kılman sünnet hakkında Şcyh'ül-Islâm İbn Teymiyye şöyle demiştir: "Ncbî aleyhisselâm ezandan sonra cum'adan önce namaz kılmazdı. Hiçbir kimse ondan böyle bir şey nakletmedi. Rasûlüllah sailallahu aleyhi ve sellem zamanında minbere oturmadan ezan okunmazdı. Bilâl ezan okur, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ardarda iki hutbeyi bitirirdi. Sonra Bilâl kalkar kamet getirir, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scİlem namazı kıldırırdı. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ve onunla beraber namaz kılanların, ezanla farz namaz arasında hiçbir nafile namaz kılmaları imkânı yoktu. Rasûlüllah'm cum'a günü namaza çıkmadan önce sünneti kıldığını hiç kimse nakletme-mişür. Cum'adan önce Rasûlüllah sallaliahu aleyhi ve sellem'in vakit tayin ettiği hiçbir namaz yoktur. Onun bu konudaki sözleri, cum'a günü kişi camiye geldiği zaman, bir vakit tayin etmeden namaz kılmaya teşviktir. Kim erken gelir, erken davranır, yürür, bineğe binmeden gelip namaz kılarsa ona sevap yazılır. Sahabeden gelen de budur. Ashab-i kiram cum'a günü mescide geldikleri zaman, mümkün olduğu kadar namaz kılarlardı.
Bazıları on rek'at, bazıları oniki rek'at, bazıları sekiz rek'at, bazıları da daha az kılarlardı. Bunun için imamların çoğu, cum'adan önce belli bir vakti ve belli sayısı olmadığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Çünkü böyle birşey, ancak Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in sözü veya fiili ile sabit olur. Halbuki o, sözüyle ve fiiliyle böyle bir sünnet kılmarmşiır."

2.19.21. Cum'a ve Bayramın Aynı Güne Rastlaması

Cum'a ile bayram aynı güne denk gelirse, bayramı kılanlardan cum'a namazı düşer. Zeyd b. Erkam (r.a.) demiştir ki: Nebî aleyhisseîâm bayramı kıldı. Sonra cum'aya ruhsat vererek şöyle buyurdu: "Kılmak isleyen kılsın." (Hadisi Buharî, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve Ebû Dâvûd rivayet etmiş, İbn Huzeyme ve Hâkim sahih lemistir.) Ebû Hürcyrc (r.a.)'dcn riva-yctcn; Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem demiştir ki: "Bu günümüzde iki bayram toplanmıştır, isteyene cum'a namazı yerine bayram kâfidir. Diz ise, cum'a kılacağız." (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) İmamın, cum'ayi kılmak isteyenler ve bayrama yetinemeyenler kılsın diye cum'a namazını kıldırması müstehabdır. Çünkü Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Biz cum'a kılacağız" buyurmuştur. Hanbclilcre göre; bayramda hazır olmak için cum'adan geri kalanın öğleyi kılması gerekir. Zahir olan, vacib olmamasıdır. Çünkü Ebû Davud'un, İbn Zübeyr (r.a.)'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: "iki bayram bir güne denk geldi. İbn Zübeyr onları bir araya getirerek sabahtan iki rek'at namaz kıldı, ikindiyi kilınca-ya kadar başka bir namaz kılmadı."

2.20. BAYRAM NAMAZLARI

Bayram namazları hicretin birinci yılında meşru kılınmıştır. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu namazlara devam etmiştir. Erkek ve kadınlara kılmalarını emrettiği müekkcd sünnetlerden biridir. Bayram namazlarına ait hususları aşağıda kısaca zikredelim:

2.201. Yıkanma, Kokulanma ve En Güzel Elbiseyi Giymenin Müstehab Olduğu

Ca'fcr bin Muhammed'in babasından, onun da dedesinden rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisseîâm her bayramda en güzel hırkasını giyerdi. (Bu hadisi Şafiî ve Beğavî rivayet etmiştir.) Hasan'dan rivayeten; o demiştir ki: "Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bulabildiğimiz en iyi elbiseyi giymemizi, bulabildiğimiz en iyi kokuyla kokulanmamızı, bulabil-
diğimiz en pahalı kurbanı kesmemizi emrederdi." (Hadîsi Hâkim rivayet etti. Hadisin ravilerinden İbn lshâk ve İbn Berzah da vardır. Ezdî'nin zayıf saydığı bu zatı ibn Hibbân sika saymıştır.) İbn Kayyım şöyle demiştir: "Rasülüllah her iki bayramda en güzel elbisesini giyerdi. Onun iki bayram ve cum'a günü giymiş olduğu iki elbisesi vardı."

2.20.2. Ramazan Bayramına Çıkmadan Önce Yemek

Ramazan bayramında namaza çıkmadan önce tek olarak birkaç hurma yemek sünnettir. Kurban bayramında yemeği namazdan dönünceye kadar tehir etmek ve kurban kesmişse etinden yemek de sünnettir. Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Nebî aleyhisseîâm birkaç hurma yemeden bayrama çıkmaz ve onları ıck yapardı." (Hadisi Buharî ve Ahmcd rivayet etmiştir.) Bürcyde (r.a.)'dcn rivayeicn: "Nebî aleyhisseîâm yemeden bayram namazına çıkmaz, Kurban bayramında ise, dönünceye kadar birşey yemc/.di." (Hadîsi Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmcd rivayet etmiştir. Ahmcd'in rivayetinde şu ilâve vardır: "Kurbanın etinden yerdi.") Muvaüa'da Sa'îd b. Mü-seyyeb (r.a.)'den rivayeten şöyle denmiştir: "insanlar, bayram namazına çıkmadan önce yemek yemekle emrolunurlardı." İbn Kudâmc: "Ramazan bayramı günü yemeğe acele etmenin müstehab olduğunda bir ihtilâf bilmiyoruz," demiştir.

2.20.3. Namazgaha Çıkış

Bayram namazının mescidde eda edilmesi caizdir. Fakat yağmur ve benzeri gibi özür olmadığı müddetçe şehrin dışında musalla'da eda edilmesi daha efdaldir. Çünkü Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bayram namazlarını musalla'da kılardı. Sadece bir defa yağmur Özrü sebebiyle bayramı mescidde kılmıştır. Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayclen: Bayram günü yağmur yağmış, Nebi aleyhisseîâm da bayram namazını onlara mescidde kıldırmışlı. (Hadîsi Ebû Dâvûd, İbn Mâce ve Hâkim rivayet etmiştir. Yalnız senedinde meçhui bir kişi vardır. Hafız 'Telhis' kitabında "hadîsin senedi zayıftır," demiş, Zehebî ise, "hadîs münkerdir," demiştir.)

2.20.4. Kadın ve Çocukların Bayrama Çıkması

Kadın ve çocukların bayram namazına çıkmaları meşrudur. Bu konuda genç ihtiyar, dul, bekâr ve hâiz arasında fark yoktur. Ümmü Atiy-ye'nin hadisi şöyledir: "Bu durumda hayırları görsünler ve müslümanîarm davetine katılsınlar diye, bayram günleri genç ve hayızlı kadınların bayrama çıkarı İmal arı yle emrolunduk. Ancak hayızlı kadınlar ayrı bir yerde
dururlar." (Hadisi Buharı ve Müslîm rivayet etmiştir.) Ibn Abbâs (r.a.)'dan rivayeten; Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem hanımlarını ve kızını bayram namazına çıkarırdı. (Hadisi Ibn Mâce ve Beyhakî rivayet etmiştir.) Yine Ibn Abbâs (r.a.)'dan rivayeten; o şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselâm ile beraber ramazan ve kurban bayramına çıktık. Namaz kıldı, sonra hutbe okudu, sonra kadınların yanma gelerek onlara vaaz etti. Günün önemini hatırlattı ve sadaka vermekle emretli." (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.)

2.20.5. Yol Değiştirmek

ilim ehlinin çoğu, bayram namazına gittiği yoldan değil de imam olsun, cemaat olsun başka bir yoldan dönmesinin müstehab olduğu görüşündedirler. Câbir(r.a.)'den rivayelen; o şöyle demiştir: "Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem bayram günü başka bir yoldan eve dönerdi." (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.) Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten: "Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem bayrama çıktığı zaman çıktığı yolun dışında başka bir yoldan dönerdi." (Hadîsi Müslîm, Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiştir.) Bayram günü, bayram namazına gidilen yoldan geri dönmek de caizdir. Ebû Dâvûd, Hâkim ve Buharî 'Tarih' kitabında Bekr b. Mübeşşir (r.a.)'den rivayeten; Bekr şöyle demiştir: "Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabıyla ramazan ve kurban bayramında musalla'ya çıkardık. Buthân vadisinden gider, musalla'ya gelince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile namaz kılar, sonra yine Buthân vadisinden evlerimize dönerdik." (Ibn Seken 'hadisin senedi iyi sayılır,' demiştir.)

2.20.6. Bayram Namazının Vakti

Bayram namazının vakti güneşin üç metre yükselmesinden zevale kadardır. Ahmcd b. Hasan el-Bcnnâ Cündüb hadisinden tahriç ederek şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem güneş iki mızrak yüksek iken bize ramazan bayramını kıldırdı. Güneş bir mızrak iken bize kurban bayramı namazını kıldırdı." Şcvkânî şöyle demiştir: "Bu hadis, bayram namazının vaktinin belirtilmesi konusunda gelen haberlerin en iyisidir. Yine bu hadîsten; kurban bayramı namazını acele kılmak ve ramazan bayramı namazını tehir etmenin müstehab olduğu da anlaşılmaktadır." îbn Kudâme; "Kurban kesme vakti geniş olsun diye, kurban bayramı namazını öne almak sünnet olduğu gibi, sadaka-i fıtr vaktinin geniş olması için ramazan bayramını uzak kılmak da sünnettir. Bu konuda başka zıt bir görüş bilmiyoruz," demiştir.

2.20.7. Bayram Namazlarında Ezan ve Kamet

Ibn Kayyım demiştir ki; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem musalla'ya vardığı zaman ezan ve kamet getirmeden, "es-salâtü câmi'atün' demeden namaza başlardı. Sünnet oian bunların hiç birisini yapmamaktır. Ibn Abbâs ve Câbir (r.a.)'dcn yapılan rivayete göre; şöyle demişlerdir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında ramazan ve kurban bayramlarında ezan okunmazdı." (Hadîsi Buharî ve Müslîm rivayet etmiştir.) Müslim, 'Atâ'dan rivayeten şöyle demiştir: "Câbir bana haber verdi ki ramazan bayramı namazında imam çıktığı zaman veya imam çıktıktan sonra ezan, kamet, nida ve benzeri herhangi birşey yoktur. O gün nida etmek de yok, kâmet de yok." Sa'd b. Ebî Vakkâs (r.a.)'dan rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ezan ve kâmetsiz bayramı kılmış, aralarını bir oturuşla ayırmadan ayakta iken arka arkaya iki hutbe okumuştur." (Hadisi Bezzâr rivayet etmiştir.)

2.20.8. Bayram Namazlarında Tekbir

Bayram namazı iki rek'attir. Birinci rek'atta; iftitah tekbirinden sonra, kırâetten önce yedi tekbir almak sünnettir. İkinci rek'atla; kıyam tekbiri hariç tekbir almak, her tekbirde elleri kaldırmak sünnettir. Amr b. Şu-ayb babasından, o da dedesinden rivayeten: "Nebi aleyhisselâm bayramda oniki tekbir almıştır. Birinci rek'atta yedi, son rek'atta beş tekbir almış, bayramdan önce ve sonra herhangi bir namaz kılmamıştır." (Hadîsi Ahmed ve Ibn Mâce rivayet etmiştir. Ahmed; "Ben bu görüşü benimsiyorum." demiştir.) Ebû Dâvûd ve Dârekutnî'nin rivayetine göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Ramazan bayramında birinci rek'atta yedi tekbîr, son rek'atta beş tekbir vardır. Her iki rek'atla tekbirden sonra kırâet vardır."
Bu görüş en kuvvetli görüş olup, sahabe, tabiîn ve imamlardan ilim ehlinin çoğu bu görüşü benimsemiştir.
Ibn Abdilberr şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselam'dan bir takım ha-sen rivayetler varid olmuştur ki, bayram namazlarında birinci rek'atta yedi, ikinci rek'atta beş tekbir almıştır. Bu husus Abdullah b. Amr, Ibn Ömer, Câbir, Âişc, Ebû Vâkıt ve Amr bin Avf el-Müzenî'nin hadisinden rivayet olunmuştur. Bunun dışında kuvvetli veya zayıf bu hadise zıt bîr rivayet yoktur ve ilk olarak bu görüşle amel edilmiştir."
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, tekbirler arasında azıcık durup, herhangi bir zikir yaptığı varid değildir. Fakat Taberânî ve Beyhakî'nin Ibn Mes'ûd'dan kuvvetli bir senetle rivayet ettiğine göre; Ibn
Mes'ûd (r.a.) sözüyle ve fiiliyle Allah'a hamdcder, sena eder ve Rasûîül-lah sallallahu aleyhi ve sellem'e salâvat geLirirdi. Aynı durum Huzeyfe ve Musa'dan da rivayet olunmuştur. Tekbîr sünnet olup kasden veya unutarak icrkedilmesi ile namaz bozulmaz. İbn Kudâme; "bu konuda herhangi bir ihtilâf bilmiyorum," demiştir. Şcvkânî ise; "tekbîrleri unutarak terke-derse unuttuğu için sehiv secdesi yapmaz," görüşünü tercih etmiştir.

2.20.9. Bayram Namazından Önce ve Sonra Namaz Kılmak

Bayram namazından önce veya sonra sünnet kılmak sabit olmamıştır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı musalla'ya çıktıkları zaman bayram namazından önce veya sonra herhangi bir namaz kılma-mışlardjr. İbn Abbûs (r.a.) şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bayram günü musalla'ya çıkıp iki rek'at namaz kıidı. Ondan önce veya sonra başka namaz kılmadı." (Hadîsi Buharı, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiştir. İbn Ömer (r.a.)'den rivayeten: Kendisi bayram günü musalla'ya çıktı. Bayramdan Önce veya sonra namaz kılmadı. İbn Ömer (r.a.) Nebi alcyhissclâm'm böyle yaptığını da ha-tırlaltı. Buharî'nin İbn Abbâs'dan zikrettiğine göre; bayramdan önce namaz kılmak mekruhtur. Ama mutlak olarak nafile kılmaya gelince; Hafız İbn Haccr 'Fetih' kitabında; "bütün günlerin kerahat vakitleri hariç, nafile kılmanın mcncdildiğine dair hususi bir delil mevcut değildir," demiştir.

2.20.10. Kimlerin Bayram Namazı Kılması Sahihtir

Bayram namazını erkek, kadın ve çocukların, misafir ve mukimin, cemaatle evde, mescidde ya da musallada
kılmaları sahihdir. Cemaatle namazı kaçıran kimse, iki rek'at namaz kılar. Buharı; 'Bayram namazım kaçıran iki rek'al namaz kılar' başlığı altında şöyle demiştir: "Kadınlarla evlerde ve köyierde duranlar da aynıdır. Çünkü Rasûlüllah: "Bu bizim, islâm ehlinin bayramıdır," buyurmuştur." Enes b. Malik (r.a.), kölesi ibn Ebî Utbe'yc bir köşeyi hazırlamasını emredip, çocuklarını ve ailesini orada topladı. Şehirde oturanların namazı ve tekbîrleri gibi namaz kıldırdı. İkrime (r.a.) şöyle demiştir: "Sevad ahalisi bayram günü toplanır, imamın yaptığı gibi iki rek'at kılardı." 'Atâ: "Bayram kaçıran iki rek'at kılar," demiştir.

2.20.11. Bayram Hutbesi

Bayram namazından sonra hutbe okunması ve onun dinlenmesi sünnettir. Ebû Sa'îd (r.a.)'dcn yapılan rivayete göre; o şöyle demiştir: "Rasû-
lüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ramazan ve kurban bayramı günü musallaya çıkardı. İlk önce namaza başlar, sonra bitince kalkar cemaatin karşısına geçerdi. Cemaat saflarında oturmuş olduğu halde onlara vaaz eder, tavsiyelerde bulunur ve onlara emirler verirdi. Eğer herhangi bir tarafa asker göndermek islerse gönderir, emredeceğini emreder, sonra dönerdi." Ebû Sa'îd (r.a.) devamla şöyle demiştir: "İnsanlar, Medine emiri olan Mervan'la birlikte kurban veya ramazan bayramına çıktığımız zamana kadar bu şekle devam ettiler. Mervan'la namazgaha çıkınca Kesir b. es-Sa'îd'in yaptığı minber karşımıza çıktı. Mcrvan kılmadan önce minbere çıkmak istedi. Elbisesini çektim. O da benden kurtularak minbere çıktı. Namazdan önce hutbe okudu. Ben de; 'Vallahi değiştirdiniz,' dedim. Mcrvan; "Ey Ebû Sa'îd, senin bildiğin devir geçti,' dedi. Ben de; 'Vallahi benim bildiğimden daha hayırlı bir şey bilmiyorum,' dedim. Mcrvan; 'Namazdan sonra cemaat oturup bizi dinlemiyor. Ben de hutbeyi namazdan önceye aldım,' dedi." (Bu hadisi Buharı ve Müslîm rivayet clmişlir.) Abdullah b. Sa'îd (r.a.)'den rivaycı olunduğuna göre: o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bayram namazında bulundum. Namaz bitince şöyle buyurdu: "Biz hutbe okuyacağız. Oturmak isteyen otursun. Gitmek isleyen gitsin." (Hadîsi Ncsâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâcc rivayet etmiştir.)
Bayram namazlarında hutbe arasında imamın oturması hakkında va-rid olan rivayetlerin hepsi zayıftır. Ncvevî şöyle demiştir: "Hutbenin tekrarı hakkında bir şey sabit olmamıştır. Hutbeye Aliah'a hamd ile başlamak müstehabdır. Rasûlüllah sallailahu aleyhi ve sellem'den bunun dışında bir şey işitilmem iştir." İbn Kayyım demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seîlem Bütün hutbelerinde Allah'a hamd ile başlardı. Bayram hutbelerine tekbîrle başladığına dair ondan bir badis rivayet edilmemiştir. İbn Mâce'nin "Sünen'inde, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in müezzini Sa'îd (r.a.)'den yaptığı rivayete göre; "Nebi aleyhisselam hutbenin bölümleri arasında tekbir alırdı, ve bayram hutbelerinde tekbîri çoğallirdı." Böyle yapması hutbeyi tekbîrle açlığına delâlet etmez. Bayram hutbelerinde ve yağmur duasının başlangıcındaki tekbîrinde insanlar ihtilâf etmişlerdir. Dendi ki; 'her ikisine de tekbîrle başlar.' Yİnc başka bir görüşe göre; 'yağmur duası hutbesine istiğfar ile başlar.' Bazıları ise; 'her ikisine hamd ile başlar.' demişlerdir." Şeyh-ül İslâm Takıyyüddin şöyle demiştir: "Doğru olan hamd ile başlamaktır. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Elhamdülillah ile başlanmayan her iş noksandır." Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem hutbelerin hepsine "Elhamdülillah" ile
başlardı. Birçok fakihlerin Rasûlüllah'ın yağmur duası hutbesine tekbîrle başladığına dair sözleri hakkında Nebî aleyhisselam'dan asla bir sünnet yoktur. Aksine sünnet bunun tersini gerektiriyor. O da Rasûlüllah sallalla-hu aleyhi ve sellem'in bütün hutbelerinde "Elhamdülillah" ile başladığıdır."

2.20.12. Bayram Namazının Kazası

Ebû Umeyr b. Enes şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından ve ensarın çoğundan duyduğuma göre şöyle demişlerdir: 'Şevval ayının hilâlini göremeyince oruçlu olarak sabahladık. Gündüzün sonunda bir kafile geldi. Rasûlüllah'ın huzurunda hilâli dün gördüklerine şahitlik etliler. Rasûlüllah sallaliahu aleyhi ve sellem iftar etmelerini ve yarın için bayrama çıkmalarını emretti." (Hadisi Anmcd, Ncsâî ve Ibn Mâce sahih bir senetle rivayet etmiştir.) Bu hadiste, 'eğer cemaat bir özür sebebiyle bayram namazını kaçınrsa, öbür gün namazgaha çıkıp bayram namazını kılar,' diyenlere delil vardır.

2.20.13. Bayramlarda Oynamak, Eğlenmek, Şarkı Söylemek ve Yemek Yemek

Mubah olan oyun, iyi eğlence, güzel şarkı; bunlar bayram günleri bedeni dinlendirmek ve istirahat etmek için Allah'ın meşru kıldığı dini alâmetler. Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselam Medine'ye geldiğinde Medine halkının oynayıp eğlendikleri iki günleri vardı. Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ bu iki gününüzü hayırlı iki gün olan ramazan ve kurban bayramı ile değiştirdi." (Hadîsi Nesâî ve îbn Hibbân sahih bir senetle rivayet etmişlerdir.) Yine Âişe (r.a.)'den rivaye-ten; o demiştir ki: "Bayram günü, iki cariye Boğas günü hakkında şarkı söylerken Ebû Bckr yanımıza girdi. Boğas, Evs ile Hazrec kabileleri arasında yapılan ve çok kişinin öldürüldüğü gündür. Ebû Bekr (r.a.); 'Ey Allah'ın kullan, şeytan çalgısını mı çalıyorsunuz?' dedi. Üç defa böyle söyleyince Rasûlüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ya Ebâ Bckr, her milletin bir bayramı vardır. Bugün bizim bayramımızdır." Buharî'nin lâfzına göre Âişe (r.a.) şöyle demiştir: "Yanımda Boğas günü şarkısı söyleyen iki cariye olduğu halde Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem yanıma girdi, yatağın üzerine yaslandı, yüzünü çevirdi. Ebâ Bekr içeri girdi. Beni azarlayarak şöyle dedi: 'Nebî'nin huzurunda şeytan çalgısı ha!' Nebî aleyhisselam ona dönerek şöyle buyurdu: "Onları bırak." Ra-sûlülîah'tan bir an fırsat bulunca cariyelere işaret ettim, çıktılar. Bİr bay-
ram günü Sudanlılar kalkan ve harbe ile oynuyorlardı. Rasûlüllah'a sordum. "Bakmak istiyor musun?" dedi. 'Evet,' dedim. Yanağım yanağına dayalı olduğu halde beni arkasına durdurarak oynayanlara şöyle diyordu: "Ey Erfedeoğulları, haydi göreyim sizi." Nihayet bıktım. Rasûlüllah; "Yeler mi?" diye sordu. Ben de; "Evet," dedim. "Öyleyse gil," buyurdu." Hafız 'Fetih' kitabında demiştir ki: Ebû'z-Zenâd, Urve ve Âişe (r.a.) yoluyla İbn'üs-Serrâc'dan rivayet olunan hadise göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem o gün şöyle buyurdu: "Medine yahudilcri bilsin ki, bizim dinimizde genişlik vardır. Şüphesiz ben müsamahakâr Hanif dini ile gönderildim. Ahmed ve Müslim'in Nübeyşe (r.a.)'den rivayetine göre; Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Teşrik günleri yeme, içme ve Allah'ı zikir günleridir."

2.20.14. Zilhicce'nin İlk On Gününde îyi Ameller Yapmanın Fazileti

Ibn Abbâs (r.a.)'dan rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Zilhicce'nin onunu kasdederek,) Bu günlerde yapılan ameli salihlen Allah'a daha sevimli hiçbir gün yoklur." Ashab: "Yâ Rasûlallah, Allah yolunda cihaddan daha mı sevimlidir?" deyince, Rasûlüllah saliallahu aleyhi ve sellem: "Evet, Allah yolunda cihaddan daha sevimlidir. Ancak bir kimse canıyla ve malıyla cihada çıkar da sonra ondan hiçbir şey geri dönmezse o müstesna." buyurdu. (Hadîsi Buharî, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve tbn Mâce rivayet etmiştir.) Ahmed ve Taberânî'nin Ibn Ömer (r.a.)'dcn rivayetlerine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah katında bu on günde yapılan amelden daha sevimli hiçbir amel yoktur. Bu günlerde 'Lailâhe illallah, 'Allahuekber' ve 'Elhamdülillah'ı çoğaltınız,"
Ibn Abbâs: "Allah'ın ismini belli günlerde anarlar."(54) âyetinden maksat Zilhicce'nin ilk on günüdür," demiştir. Ibn Ömer ve Ebû Hüreyrc (r.a.) on günde sokağa çıkarlar, tekbir alırlar, insanlar da onların tekbirle-riyle tekbîr alırdı. (Hadîsi Buharî rivayet etmiştir.) Sa'îd b. Cübeyr (r.a.) on gün girdiği zaman, çok ibadet eder. Hattâ ibadet yapmaya gücü yetmeyecek duruma gelirdi. Evzaî şöyle demiştir: "Bana ulaşan haberlere göre, on günde amel etmek, Allah yolunda gazveye çıkarken gündüzleri oruç tutmak, geceleri nöbet beklemek gibidir. Ancak şehitlikle hususi nimete eren müstesna." Evzaî devamla demiştir ki: "Bu hadisi bana bir adam Ra-

(54) Hacc:28.

sûlüllah'ıan rivayet ederek anlattı." Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Zilhic-ce'nin on gününde yapılan ibadetten Allah'a daha hoş gelen başka bir günde yapılan ibadet yoktur. On günün her birinde tutulan oruç, bir senelik oruca denktir ve her gece kılınan namaz kadir gecesine denktir." (Hadîsi Tirmizî, Ibn Mâce ve Beyhakî rivayet etmiştir.)

2.20.15. Bayramda Tebrikleşmenin Müstehab Olduğu

Cübcyr b. Nüfeyr (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlülİah'ın ashabı bayram günü karşılaştıklarında birbirlerine "Te-gabbel tninnâ ve minke" (Allah bizim ve sizin bayramlarımızı kabul etsin,) derlerdi." "Hafız Ibn Haccr; 'hadîsin isnadı hasendir,1 demiştir.)

2.20.16. Iîayram Günlerinde Tekbir Getirmek

Bayram günlerinde tekbir sünnettir. Ramazan Bayramı için Allah şöyle buyuruyor: "Kaza borcunuzu iamamlayasınız da, size hidayet ettiği şekilde Allah'ı tekbirle yüceltesiniz. Gerek ki şükredersiniz."(55) Kurban Bayramı için ise: "Allah'ı sayılı günlerde zikredin." (5§) buyuruyor. Yine; "Böylece sizi doğruya hidayet ettiği için Allah'ı tekbîr edesiniz diye, onlara (kurbanlıklara) sizin için boyun eğdirdi. "(57)
Cumhur ulemaya göre Ramazan Bayramı'nda tekbîr, namaza çıkarken başlar, hutbeye kadar devam eder. (Her ne kadar Ibn Ömer ve diğer sahabelerden bu konuda sahih rivayetler varsa da, bu konuda bir takım zayıf hadisler de vardır.) Hâkim: "Bu, hadis ehlinin kabul ettiği bir sünnettir," demiştir. Ahmed, Ishâk ve Ebû Sevr de aynı görüştedir. Başka bir grup alim; "Ramazan gecesinde tekbir getirmek, hilâli gördükten sonra başlar, ertesi gün namazgahta imam hutbeye çıkıncaya kadar devam eder," demişlerdir. Kurban Bayramı'nda tekbirin vakti, arefe gününün sabahından başlar, teşrik günleri'nin ikindisine kadar devam eder. Teşrik günleri; Zilhicce'nin onbir, oniki ve onüçüncü günleridir. Hafız 'Fetih' kitabında şöyle demiştir: "Bu konuda Nebi aleyhisseîam'dan bunların hiçbiri hakkında hadis sabit olmamıştır. Sahabeden varid olanların en sahihi Ali (r.a.) ile Ibn Mcs'ûd (r.a.)'m: "Arefe günü sabahından Mina'daki son günün ikindisine kadardır," sözleridir." Ibn Münzîr ve diğerleri de bunu

(55) Bakara: 267.
(56) Bakara: 203.
(57) Hacc:37.

tahric etmişlerdir. Şafiî, Ahmed, Ebû Yusuf, Muhammcd bu görüşü benimsemiştir. Ömer ve tbn Abbâs (r.a.)'ın görüşleri de budur.
Teşrik günleri'nde tekbîr, sadece bir vakte mahsus olmayıp, o günlerdeki bütün vakitlerde müstehaptır. Buharî demiştir ki: "Ömer (r.a.) Mİ-na'da yüksek çadırında tekbîr getirir, mescid ehli bunu işitir, tekbîr alırlar, çarşıdakiler de tekbîr alırlardı. Mina tekbîrlerle çınlardı. îbn Ömer (r.a.) bu günierde, Mina'da namazların arkasında, yatağında, çadırında, oturduğu yerde, yürüdüğü yerde, her yerde tekbîr getirirdi. Meymune kurban günlerinin hepsinde tekbîr alırdı. Kadınlar, Eban b. Osman ve Ömer b. Abdülaziz ile beraber teşrik gecelerinde mescidde crkcklerie beraber tekbîr getirirlerdi." Hafız şöyle demiştir: "Bu rivayetler, bu günlerde na-rnazın sonunda tekbîrin mevcudiyetini kapsıyorsa da, bazı konularda alimler arasında ihtilâf konusu olmuşlardır. Bazıları namazların sonunda tekbîr getirmeyi, bazıları nafileler hariç, sadece farz namazlarda getirmeyi, kimisi kadınların değil erkeklerin getirmesini, tek başına kılanın değil cemaatle kılanın, kaza kılanların değil eda kılanların, misafirin değil mukim olanların, bazıları ise köydekilcrin değil şehirde oturanların tekbir getirmesini gerekli görmüşlerdir. Buharî'nin seçmiş olduğu görüşün zahiri bütün rivayetleri içine alacak kadar şümullüdür. Tekbîr lafzına gelince; bu oldukça geniştir. Bu konudaki hadîslerin en sahihi, sahîh bir senetle Abdürrezzak'm Seimân (r.a.)'dan rivayet elmiş olduğu hadistir. Selman (r.a.) şöyle demiştir: "Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber kebîran" diye tekbîr getirin." Ömer ve Ibn Mcs'ûd (r.a.)'den gelen rivayette ise tekbîr şöyledir: "Allahu ekber, Allahu ekber, Lâ ilahe illâ'llâhu va'llâhu ekber, Allahu ekber ve li'ilahi'l-hamd."