Fikih - 21 Cenazeler - Fikhussunne
CENAZELER BAHSİ
HASTALIK VE TEDAVİ KONUSUNDA SÜNNET OLAN USÛL
Hadisler hastalıkların kötülükleri örtüp, günahları sildiğini açık olarak beyan
etmiştir. Bunlardan bazılarını aşağıda zikrediyoruz:
Buharı ve Müslim'in Ebû Hürcyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Nebî
aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Allah kimin için hayır diterse onu belâya
uğratır." Yine Buharı ve Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayetlerine göre
Ncbî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Müstümana isabet eden hiç bir hastalık,
keder, üzüntü, eziyet, hatta batan bir diken bile yoktur ki Allah onunla
hatalarım örtmesin."
Buharî'nin lbn Mes'üd (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre, Ibn Mes'ûd şöyle
demiştir. "Rasûlüllah'm yanma girdim. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
ağrı içindeydi. "Ya Rasülaîlah, şiddetli ağn duyuyorsun,' dedim. 'Evet, ben
sizden iki kimse kadar ağrı duyuyorum' buyurdu. Böyle olması sana iki mükâfat
olduğundan mıdır?' dedim. 'Evet, öyledir', buyurdu. 'Herhangi bir nıüslümana bir
diken veya daha fazla bir şey isabet etmez ki, ağacın yaprakları döküldüğü gibi
Allah onun günahlarım silmesin.'" Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna
göre; o demiştir ki, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Mümin yetişmemiş ekin gibidir. Rüzgâr nereden gelirse onu ters çevirir. Kendini
doğrultsa bile diğer felaketler onu soldurur. Günahkâr ise pirinç gibidir ki,
Allah dilediği zaman onu öldürünceye kadar dimdik ve güçlüdür,"
3.2. HASTALIK ZAMANINDA SABRETMEK
Hastanın kendisine gelen sıkıntıya sabretmesi gerekir. Kula sabırdan daha
hayırlı ve daha geniş bir iyilik verilmemiştir.
Müslim'in Suheyb bin Sinan (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Rasûlül-lah
sallallahu aleyhi ve sellcm şöyle buyurdu: "Müminin işine hayret edilir. Çünkü
onun bütün işleri hayırdır. Müminden başka hiç bir kimse için böyle birşey
yoktur. Eğer ona iyilik isabet ederse şükreder, bu onun için hayırlıdır. Eğer
ona bir zarar isabet ederse sabreder yine bu onun için hayırlı olur."
Buharî'nin Encs (r.a.)'dcn rivayet ettiği hadisle, Enes (r.a.) demiştir ki:
Rasûiüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle söylediğini işittim: "Allah
Teâlâ şöyle buyurmuştur: 'Kulumun iki sevgilisini (yani iki gözünü) alarak onu
imtihan ettiğimde sabrederse o ikisine karşılık olarak ona cenneti veririm."
Buharı ve Müslim'in 'Atâ bin Ebî Rebâh (r.a.)'dan, onun da İbn Ab-bas (r.a.)'dan
rivayet ettiklerine göre: "Rasûiüllah, bana: 'Cennet ehlinden bir kadını sana
göstereyim mi", deyince, ben de 'evet', dedim. Rasûlüllah-sallallahu aleyhi ve
sellcm: 'işte bu siyah kadın,' buyurdu. Kadın Nebi alcyhisselam'a gelerek; "Ben
saralıyım. Saram mumca vücûdum açılıyor. Benim için Allah'a dua el," dedi.
Rasûiüllah sallalİahu aleyhi ve sellem kadına; "istersen sabret, sana cennet
verilsin; istersen dua edeyim, Allah seni iyileştirsin," deyince kadın;
"sabrediyorum," dedi. Sonra; "benim vücudum açılıyor, Allah'a dua et de
açılmayayım." dedi. Nebî aleyhisselâm da onun için dua etti."
33. HASTANIN YAKINMASI
Hastanın, doktora veya arkadaşına, sabırsızlık göstermek ve kızmak şeklinde
değilse duyduğu acıyı ve hastalığı yakınması caizdir. Daha önce Rasûiüllah
sallatlahu aleyhi ve sellem'in hadisinde, "Ben sizden iki kişinin duyduğu acı
kadar acı duyuyorum" dediği geçmişti. Âişe (r.a.), hastalığından dolayı,
Rasûlüllah'a "vay başım," diyerek yakınmıştı. Rasûiüllah sallallahu aleyhi ve
sellem de ona "bilakis benimki, vay başım," buyurdu. Abdullah bin Zübeyr, (r.a.)
ağrısı olan Esma'ya "durumun nasıl?" diye sorunca "ağrım var" dedi. Hastanın,
hastalığını söylemeden önce Allah'a hamdetmesi gerekir, tbni Mes'ûd demiştir ki;
"Şükür, yakınmadan önce olursa kişi yakınmış olmaz." Bu durumdaki yakınma
meşrudur.
Kur'an-ı Kerîm'dc geçtiği üzere Yakub peygamber şöyle demiştir: "Şüphesiz hüzün
ve kederimi ancak Allah'a şikâyet ediyorum."{\) Rasûiüllah sallallahu aleyhi ve
sellem: "Allah'ım, kuvvetimin zayıflığını sana şikâyet ediyorum" demiştir.
3.4. HASTAYA SIHHATLİ İKEN YAPTIKLARININ SEVABI YAZILIR
Buharî'nin, Ebû Musa el-Eş'arî (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Ncbî
aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Kul hasta olduğunda veya sefere çıktığında, mukim
ve sıhhatli iken yaptığı âmelin aynısı kendisine yazılır."
HASTAYI ZİYARET ETMEK
Müslüman hastanın hakkını Ödemek ve kendisine nezakette bulunmak için ziyaret
edilip halinin sorulması islâm'ın adabmdandır.
îbni Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Hastayı ilk gün ziyaret etmek sünnet, daha
sonrakiler nafiledir," Buharî'nin Ebû Mûsâ el-Eşarî (r.a.)'den rivayet etliğine
göre Rasûiüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Açları doyurun,
hastaları ziyaret edin, esirleri serbest bırakın." Buharı ve Müslim'in
rivayetine göre Rasûiüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müslüınanın
müslüman üzerinde altı hakkı vardır." "Onlar nedir ya Rasûlallah?" diye
sorulunca, şöyle buyurdu: "Karşılaştığında ona selâm ver, davet etliği zaman
icabet et, nasihat istediği zaman ona Öğüt ver, aksırdığı zaman Allah'a hamd
ederse ona rahmet dile, hastalandığı zaman ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde
bulun."
3.5.1. Fazileti
İbn Mâce'nin Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Rasûiüllah sallailahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim bir hastayı ziyaret ederse, semâdan bir
münâdi şöyle nida eder: 'İyi ettin, yürümen ne güzel oldu, cennetle bir menzil
kazandın.'"
Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.)'dcn rivayet ettiğine göre; Rasûiüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ kıyamet günü şöyle buyuracak: "Ey
adem oğlu, hastalandım, beni ziyaret etmedin." Kul: "Ya Rabbi, nasıl seni
ziyaret ederdim, sen Alemlerin Rdbbi'sin." Al~
(1) Yusuf: 86.
lah Teâlâ şöyle buyuracak: "Falanca kulum hastalandı, onu ziyaret et-seydin,
beni onun yanında bulurdun." "Ey ademoğlu, senden yiyecek istedim, beni
doyurmadın." Kul: "Ya Rabbi, nasıl seni doyururdum, sen Alemlerin Rabbi'sin."
Allah Teâlâ şöyle buyuracak: "Bilmedin mi falanca kulum senden yiyecek isledi de
onu doyurmadın; onu doyursaydın, o yemeği benim yanımda bulurdun." "Ey adem
oğlu, senden su istedim de bana su vermedin." Kul: "Ya Rabbi sana nasıl su
verirdim, sen Âlemlerin Rabbi'sin." Allah Azze ve Celle şöyle buyuracak: "Kulum
senden su isledi, ona su vermedin. Bilmedin mi ki, ona su verseydin, o suyu
benim yanımda bulurdun? "
Sevban (r.a.)'dan rivayctcn Ncbî alcyhissclâm şöyle buyurdu: "Müslüman, müslüman
kardeşini ziyaret ettiği müddetçe dönünceye kadar cennet bahçelerinde olmaya
devam eder." "Cennet bahçesi nedir, ya Rasûlaliah?" diye sorulunca; "oradaki
meyvelerdir." diye cevap verdi.
Ali (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Rasûlüllah sal-laliahu
aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Sabahleyin, bir müslümanı
ziyaret eden müslümana, akşam oluncaya kadar yetmişbin melek rahmet okur. Yatsı
vakti ziyaret eden müslümana sabahlayıncaya kadar yetmişbin melek rahmet okur ve
o kimse için cennette bir yığın meyve olur." (Hadisi, Tirmizî rivayet ederek, "hasendir"
demiştir.)
3.5.2. Ziyaretin Adabı
Ziyaretçinin ziyaret esnasında hastaya şifâ ve afiyet dilemesi sabır ve tahammül
tavsiye etmesi, hastanın nefsine hoş gelecek, ruhunu takviye edecek sözler
söylemesi müstchabdır. Rasûlüİlah sallallahu aleyhi ve sel-lem'dcn rivayet
olunduğuna göre; şöyle buyurmuştur: "Hastanın yanına girdiğiniz zaman, onu, ömrü
hususunda ümitlendirin. Şüphesiz bu hiç bir şeyi geri çevirmez, fakat hastanın
nefsine hoş gelir." Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ziyaret ettiği
kimsenin yanma girdiği zaman, "birşe-yin yok, inşallah iyi olursun," derdi.
Ziyaretin, hastaya ağır gelmeyecek şekilde mümkün olduğu kadar kısa ve hafif
olması müstehabdır. Ancak hasta kalmasını isterse o başka.
3.53. Kadınların Erkekleri Ziyaret Etmesi
Buharî, "Kadınların Erkekleri Ziyaret Etmesi" başlığı altında şöyle demiştir:
Ümmü Derdâ, (r.a.) ensardan mescid ehli bir adamı ziyaret etmiştir. Aişc
(r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah
Medine'ye geldiği zaman, Ebû Bekir ve Bilâl rahatsızlandı. Yanlarına girdim; "ey
baba nasılsın?" ve Bilâl'e "ey Bilâl sen de nasılsın?" dedim. "Âişe (r.a.)
devamla demiştir ki: "Ebu Bekir hastalandığı zaman şöyle dedi: "Herkes ailesinin
arasında sabahlamaktadır. Ölüm ise kişiye ayakkabısının bağından daha yakındır."
Bilâl ise; hastalıktan ayılınca şöyle dedi: "Ah keşke olsaydı. Acaba günlük
ihtiyacım ve silâhım yanımda olduğu halde bir vadide bir gece geçirir miyim?
Yanımda küçük çocuklar ve bir keçi olduğu halde Mekke'deki Mİcinnch sularına bir
gün gelir miyim?" Âişc şöyle demiştir: "Rasûlüllah'a gelip durumu haber verdim.
Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem: "Allahım, Mekke'yi bize sevdirdiğin
gibi, (onun gibi, veya) ondan daha fazla Medine'yi de bize sevdir. Allah'ım
Medine'yi de iyileştir. Onun müd'düne sa'ına bereket ver. Ateşli hastalığını
gider. Bu hastalığı Cuhfe'ye naklet", diye dua etmiştir.
3.5.4. Müsiümanın Kâfiri Ziyaret Etmesi
Müslümanm kâfiri ziyaret etmesinde bir beis yoktur. Buharî, "Müşrikleri Ziyaret
Etmek" başlığı altında şöyle demiştir:
Enes (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre Yahudilerden bir çocuk Nebî
aleyhisselâm'a hizmet ederdi. Hastalanınca Nebî aleyhisselâm onu ziyarete geldi.
Ona; "müslüman ol" dedi. Müslüman oldu. Sa'îd bin Mü-seyyeb'in babasından
rivayet ettiğine göre; Ebû Talib Ölüm döşeğinde iken, Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem, onun yanına gelmiştir.
3.5.5. Gözü Ağrıyan Kimseyi Ziyaret Etmek
Ebû Davud'un Zeyd bin Erkam (r.a.)'dan rivayet, ettiğine göre, Zeyd şöyle
demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, gözlerimdeki bir ağrıdan
dolayı beni ziyaret etti."
3.5.6. Hastadan Duâ İstemek
İbn Mâcc'nin Ömer (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre: Ömer demiştir ki, Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hastanın yanına girdiğin zaman ona
senin için dua etmesini söyle. Çünkü hastanın duası meleklerin duası gibidir."
(Hadisin senedi sahih, ricaii sikâ'dandır. Ancak hadis, münkati'dir, denmiştir.)
TEDAVİ
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem pek çok hadisinde tedaviyi emretmiştir:
Ahmed, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin rivayet ettiği ve Tirmizî'nin
Üsâme bin Serik'ten sahih saydığı hadise göre Üsâme (r.a.) Şöyle demiştir: "Rasûlüllah'm
yanına geldim. Ashabının sanki başlarında kuş varmış gibi pür dikkat durduklarım
gördüm. Selâm verip oturdum. Oradan buradan Araplar geldi. 'Ya Rasûlallah,
tedavi olalım mı?' dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seîlcm şöyle
buyurdu: "Tedavi olunuz, şüphesiz Aliahu Teâlâ'nın, bir hastalıkları başka
devasını vermediği hiçbir hastalık yoktur; o da ihtiyarlıktır."
Ncsâî, İbn Mâce ve Hâkim'in İbn Mcs'ûd (r.a.)'dan rivayet ettiği ve Hâkim'in
sahih saydığı hadise göre Ncbî aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Aliahu Teâlâ
şifasını vermediği hiç bir hastalık vermemiştir. Öyleyse tedavi olunuz."
Müslim'in Câbir (r.a.)'den rivayet etliğine göre, Rasûlüllah saliallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu: "Her hastalık için bir tedavi vardır. Eğer ilaç
hastalığa isabet ederse Allah'ın izniyle iyi olur."
3.6.1. Haram İle Tedavi Olmak
Cumhur ulema içki ve diğer haramlarla tedavi olmanın haram olduğu görüşüne
vararak aşağıdaki hadisleri deliî getirmişlerdir:
Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî'nin Vâil bin Hucr el-Hadrami (r.a.)'den rivayet
ettiğine göre; Târik bin Süveyd, (r.a.) Nebî aleyhis-sclâm'a İlaç için yaptığı
içkinin hükmünü sordu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "o bir ilâç değil
bilakis hastalıktır," buyurdu. Hadis içki ile tedavi olmanın haram olduğunu
ifade etmekte ve hastalık olduğunu haber vermektedir.
Bcyhakî'nİn Ümmü Seleme (r.a.)'dan rivayet ettiği, İbn Hibbân'm sahihlediği
hadiste Ncbî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah şifanızı haram
kıldığı şeylerde yaratmamıştır." (Hadisi Buharı ve ibn Mcs'ûd'dan rivayeten
zikretmektedir.)
Ebû Davud'un Ebû Derda (r.a.)'dan rivayetine göre Nebî aleyhisselâm şöyle
buyurdu: "Şüphesiz Aliahu Teâlâ hastalığı ve ilacı yaratmıştır. Her hastalık
için bir deva kılmıştır. Öyleyse tedavi olunuz. Fakat haramla tedavi olmayınız."
Bu hadisin senedinde ismail bin Ayyaş vardır. Bu zat Şamlı âlimlere göre sikadan
olup, Hicaz âlimlerine göre ise zayıftır.)
Müslim, Ahmed, Tirmizî ve ibn Mâce'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiğine
göre Ebû Hüreyre (r.a.) demiştir ki; "Rasûlüllah pis ilaçlarla, yani zehirle
tedavi olmaktan nehyetmiştir." Görünmeyecek kadar az
olan birkaç damla ve sarhoş etmeyen müstakirâtın ilaçlara karıştırılıp bir
terkip yapılması haram olmayıp elbiseye az bir ipeğin karışması gibidir. Bu
görüş Mcnâr'da ifade edilmektedir.
3.6.2. Kâfir Doktora Muayene Olmak
ibn Müflih'c a\iAdâb-ı Şer'iyye kitabında geçtiğine göre Şeyh Ta-kiyyuddin şöyle
demiştir: "Yahudi ve hıristiyanlardan tıp konusunda bilgisi olan ve insanlarca
güvenilir kimselere mal emanet etmek ve muamele etmek caiz olduğu gibi tedavi
olmak da caizdir. Aliahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Kitap ehlinin arasında,
kanlarla emanet bıraksan onu sana Ödeyen ve bir lira emanet etsen tepesine
dikilmedikçe onu sana ödemeyen vardır. "(2)
Sahih'te geçtiğine göre, Ncbî aleyhisselâm, hicret ederken müşrik bir adamı yol
gösterici ve çö! rehberi olarak kiralamış, canını ve malını ona emanet etmiştir.
Huzâ'a kabilesinin müslümam olsun, kâfiri olsun, hepsi Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'in gözlemcileri idiler. Rivayet olunduğuna göre Nebî
aleyhisselâm kâfir olan Haris bin Keldc'nin doktorluk yapmasını emretti.
Müslüman bir doktora muayene olmak mümkün olduğu zaman, ona emanet bırakmak ve
muamele çimek mümkün olduğu durum gibidir ki, müslüman doktora dönmesi gerekmez.
Ehli kitaba güvenmeye mecbur olmak ve onların tedavisine girmekte bunun gibi
caizdir. Çünkü bu husus, haram kılınan yahudi ve hıristiy ani arın velayetine
girmek değildir. Onlara iyi bir şekilde davranmakta güzeldir. Aliahu Teâlâ şöyle
buyuruyor: "Kitap ehlinden zulmedenler bir yana, onlarla en güzel şekilde
mücadele edin."O)
Ebû Hattab, Hudeybiye sulhu hakkında, Rasûlüllah'm, Hûzâ'a kabilesinden onlara
gözlemci göndermesi ve haberini kabul etmesi hadisini açıklarken demiştir ki:
"Bu olayda kâfir tabibîn hastalık ve ilaç konusunda verdiği haberlerin, bu
hususlarda itham edilmemiş olması şartıyla kabul edilmesinin caiz olduğuna delil
vardır."
3.63, Kadın Doktora Muayene Olmanın Caiz Olduğu
Zaruret halinde erkeklerin kadınları, kadınların erkekleri tedavi etmeleri
caizdir. Buharı, "Erkek Kadını, Kadın Erkeği Tedavi Edebilir mi?" başlığı
altında şöyle demiştir: "Rubeyyi' binli Muavviz bin Afra
(2) Âl-itmiân:75.
(3) Ankebût: 46.
(r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Rasûlüllah ile beraber gaza
yaparken biz askerlere su taşır, onlara hizmet eder, ölü ve yaralıları Medine'ye
taşırdık." Hafız 'Fetih' kitabında demiştir ki; "Zaruret halinde mahremlerin
birbirini tedavisi caizdir. Bu tedavi, bakmak, elle dokunmak ve diğer durumlarda
ancak zaruret miktannea takdir olunur." İbn Müf-lih'in Âdâb-ı Şer'iyye kitabında
dediğine göre; bir kadın hastalandığı zaman, erkekten başka doktor bulunmazsa,
İhtiyacın gerektirdiği şekilde, hatta organına varıncaya kadar bakıp tedavi
cımcsi caizdir. Erkek doktorun, erkek hasta için de durumu aynıdır." İbn Hamdan
şöyle demiştir: "Eğer erkekleri kadından başka muayene edecek kimse yoksa,
ihtiyacın gerektirdiği şekilde ona bakması caizdir." Kâdî ise şöyle demiştir:
"İhtiyaç halinde erkek doktorun kadının avret yerine bakması caiz olduğu gibi,
kadın doktorun da erkeğin avret yerine bakması caizdir."
3.6.4. Rukye ve Dua ile Tedavi
Rukye(*) ve dualarla, Allah'ın zikrini içine aldığı takdirde tedavi olmak
meşrudur. Duaların Arapça lafızla, manası anlaşılır şekilde olması gerekir.
Çünkü manası anlaşılmayanların şirkten uzak olduğuna güvcnile-mçz. Avf bin
Malik'ıen rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Cahiliyet döneminde rukye
yapardık. Rasûlüllah'a 'bu konuda ne buyurursun?' diye sorduk. Rasûlüiiah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Rukye'nizi bana arzedin. Şirk
olmadıkça rukye yapmakta bir beis yoktur." (Hadisi MüsSim ve'Ebû Dâvûd rivayet
etmiştir.) Rebî' şöyle demiştir: "Şafiî'ye rukye hakkında sordum; "Allah'ın
kitabıyla ve Allah'ın zikrinden bilinenlerle rukye yaparlarsa oiur," dedi.
3.6.4.1. Rukye Konusunda Varid Olan Bir Kaç Dua
Buharı ve Müslim'in Âişe (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre; Ncbî aleyhisselâm,
hanımlarından birine dua için, sağ eliyle hasta olan yerini mesh ederek şöyle
derdi:
"Allah'ım, Sen insanların Rabbisin, hastalığı gider. Şifa veren sensin; senden
başka şifa verecek yoktur. Hiç bir hastalık bırakmayan bir şifa ver."
(*) Rukye: Hasta için yapılan duadır.
Müslim'in, Osman bin Ebi'l-Âs (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Osman (r.a.)
vücudundaki demir parçasından duyduğu ağrıyı Rasûlüllah'a şikâyet etti.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ona; 'elini vücudundaki ağrıyan yere koy,
"Bismillah" deve yedi kere:
"Duyduğum ve korktuğum ağrının şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine
sığınıyorum," de.' Osman diyor ki: "Bu duayı defalarca okudum. Allah benden
ağrımı giderdi. Aileme ve diğerlerine böyle yapmalarını tavsiye ediyorum."
Tirmizî'nin, Muhammed bin Sâlim'den rivayet ettiğine göre Muham-med bin Salim
demiştir ki: "Sabit el Benânî bana şöyle demiştir: "Ey Muhammed bin Salim,
şikâyet ettiğin zaman, şikâyet ettiğin yere elini koy, sonra:
"Bismillâhi, duyduğum bu ağrının şerrinden Allah'ın izzetine sığınırım," de.
Sonra elini kaldır, sonra tekrar koy ve tek olarak bu harekeli yap. Çünkü Enes
bin Malik (r.a.) bunu, Rasûlüllah'm kendisine öğrettiğini bize haber vermiştir."
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Kim eceli
gelmeyen bir hastayı ziyaret eder ve yanında yedi kere:
"Arşın sahibi olan büyük Allah'tan senin iyileşmeni istiyorum," derse o hastaya
Allah afiyet verir." (Hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisin
hasen olduğunu, Hâkim ise Buhari'nin şartına göre sahih olduğunu
söylemişlerdir.)
Buhari'nin İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisseîâm Hasan ve
Hüseyin için dua ederek şöyle derdi:
"Sizht için her türlü şeytan ve zehirli haşarattan ve her türlü kötü gözden
Allah'ın kelimelerine sığınıyorum." Sonra dedi ki: "Çünkü Ata-
mız İbrahim aleyhisselâm da ismail ve Ishak için bu kelimelerle Allah'a
sığınırdı."
Müslim'in Sa'd bin Ebî Vakkas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre, Rasû-lüllah
sallallahu aleyhi ve scllem onu hastayken ziyaret edip, "Allah'ım Sa'd'a şifa
ver" diye üç kere söylemiştir.
3.6.4.2. Nazarlık (Temime) ve Muskanın Yasaklanması
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem nazarlık takmaktan nehyet-miştir.
Ukbc bin Amir (r.a.)'den rivayeten; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scllem şöyle
buyurdu: "Kim nazarlık takarsa Allah onun işini tamamlamasın. Kim muska takarsa
Allah onu iyileştirmesin" (Hadisi Ahmed ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim; 'hadisin
İsnadı sahihtir,' demiştir.)
(Temime: Arapların çocukların boyunlarına taktıkları boncuktur, onunla,
inançlarına göre göz şerrinden korunurlardı, islâm bunu kaldırmış ve
yasaklamıştır. Rasûlüİİah sallallahu aleyhi ve scllem boncuk takanlara, belâyı
defetmeye niyet ettikleri için "Allah tamamlamasın." diye beddua etmiştir.)
lbn Mcs'ûd (r.a.)'dan rivayeten; İbn Mes'ûd (r.a.), boynunda asılı bir şey
bulunan karısının yanma girdi; onu çekti ve kopardı. Sonra şöyle dedi: "Allah'a
andolsun ki; lbn Mes'ûd'un ailesi Allah'ın indirmediği bir şeye Allah'ı şirk
koşmaktan kurluluverdi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle
buyurduğunu işiimişimdir: "Rukî, temime ve livele şirkti." "Yâ Ebâ Abdullah,
temime ile rukî'yi anladık, üvcle nedir?" diye sordular. Ebû Abdullah (îbn
Mcs'ûd) şöyle buyurdu: "Kadınların kocaları tarafından sevilmeleri için
yaptıkları büyüdür." (Hadisi Hâkim ve tbn Hibbân rivayet etmiş ve sahih
içmiştir.)
'lmrân bin Husayn (r.a.)'dan rivayeten; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scllem
bir adamın kolunda bakırdan bir halka gördü. "Yazık olsun sana; bu nedir?" dedi.
Adam: "zayıflıktan dolayı," deyince; Rasûlüllah sal-laliahu aleyhi ve sellem;
"bu, senin zayıflığını arttırmaktan başka bir şeye yaramaz, onu at. Eğer o
üzerinde olduğu halde ölürsen ebedî kurtulamazsın." buyurdu. (Hadisi Ahmcd
rivayet etmiştir.)
(Vahine; omuzlarda ve ellerde insanı yakalayan bir damar hastalığıdır. Sadece
pazularda olan bir hastalık olduğu da söylenir. Adam bakırdan halkayı koluna
takmış acısını geçireceğini sanmıştı. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
bunu nehyetmiş ve bunu temime'den saymıştır.)
Ebû Davud'un Isâ bin Hamza'dan rivayet ettiğine göre; o demiştir ki:
"Abdullah bin Hekim'in yanına girdim; Şarbon hastalığına yakalanmıştı. 'Temime
takmaz mısınız?' dedim. 'Bundan Allah'a sığınırız. Rasûlüllah; "Kim temime
takarsa şifası o taktığı şeye bırakılır, Allah ona artık şifa vermez," buyurdu,"
dedi."
3.6.4.3. Kiiab ve Sünnet'te Varid Olan Duaları Takmak Caiz midir?
Ömer bin Şuayb'm babasından, onun da dedesi Abdullah hin Amr bin As (r.a.)'dan
rivayet ettiğine göre: Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz
uykusunda korktuğu zaman; "Kızmasından, azabından, kulların şerrinden, şeytanın
ve hazır olanların hilesinden, Allah'ın tam olan kelimelerine sığınıyorum,'
desin. Korktuğu şey ona zarar vermez." Abdullah bin Amr çocuklarından aklı
erenlere bu duayı öğretir, küçüklerin ise bir kâğıda yazıp boynuna asardı.
(Hadisi, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisin hasen garip
olduğunu, Hâkim ise isnadının sahih oiduğunu söylemiştir.) Aişc (r.a.), Mâlik,
Şafiîlerin çoğu ve bir rivayclc göre Ahmcd bu görüşü benimsemiştir, lbn Abbas,
lbn Mcs'ûd, Huzeyfe, Hanefîler, Şafiîlerin bir kısmı ve bir rivayete göre Ahmcd;
"geçen hadislerde bu konuda genel bir yasak bulunduğundan böyle bir şey asmak
caiz olmaz," görüşündedirler.
3.6.5. Bulaşıcı Hastanın Sıhhatliler Arasında Oturmasının Yasak Edilmesi
Bir kimse bulaşıcı bir hastalığa müptela olursa sıhhatliler arasında oturmasının
ve onlarla haşır neşir olmasının yasak edilmesi caizdir. Nebi aleyhisselâm;
"Hastayı sıhhatlinin yanına getirmeyin" demiştir. "Bulaşma ve uğursuzluk
yoktur," sözüne rağmen hasta deve sahiplerinin sağlam deve sahiplerinin yanına
getirilmesini de nchyclmiştir. Yine Ncbî aleyhisselâm'dan rivayet olunduğuna
göre; cüzzam hastalığına yakalanmış bir adam, biat etmek için geldiğinde, onunla
biat etmeyip, onun Medine'ye girmesine dahi izin vermedi.
3.6.6. Tâûn Olan Yerden Çıkmanın veya O Yere Girmenin Yasaklanması
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, tâûn olan yerden çıkmayı veya oraya
girmeyi nehyetmiştir. Çünkü bu yasaklamada, belâya karşı koymak, hastalığı belli
bir bölgeye hasretmek ve vebanın yayılmasını önlemek vardır. Bugün buna "Sıhhî
Karantina" denmektedir. Bu hadisi
Tirmizî rivayet etmiş, 'hasen-sahihtir,' demiştir: Nebî aleyhisselâm tâûnu
anarak buyurdu ki; "O, Allah'ın Benî israil'den bir tayfaya gönderdiği bir
azabın kalınlısıdır. Bulunduğunuz yerde tâûn başlarsa o yerden çıkmayı-nız. Tâûn
başlayan yerde değilseniz oraya girmeyiniz."
Buharî'nin İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet etliğine göre; Ömer bin Hat-tab (r.a.)
Şam'a doğru yolculuğa çıktı. Bisriğ mevkiine gelince ordu komutanları Ebû Ubeyde
bin Cerrah ve arkadaşlarıyla karşılaştı. Şam'da vebâ olduğunu Ömer (r.a.)'e
haber verdiler. İbn Abbas; "Ömer şöyle dedi" diyor: "ilk muhacirleri bana
çağırın." Onları çağırdılar. Ömer (r.a.) onlarla istişare etti. Şam'da vebâ
olduğunu onlara haber verdi. İhtilâfa düştüler. Bazıları; "biz bir is için yola
çıktık, geri dönmeyi uygun görmeyiz." dediler. Bazıları ise; "Rasûlüllah'ın
ashabı ve kalan insanlar seninle beraberdir. Onları vebâ hastalığına atmanı
uygun görmeyiz," dediler. Ömer (r.a.); "yanımdan kalkınız, sonra bana ensar'ı
çağırınız," dedi. En-sar'ı çağırdılar. Hiçbirisi bu konuda ihtilaf etmedi ve
"Geri dönmeyi uygun görürüz. Bu insanları vebanın üzerine salman doğru
değildir," dediler. Ömer (r.a.) insanlara seslendi; "Şüphesiz ben geri
dönmekteyim"dedi. Onunla beraber geri döndüler. Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.)
"Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun ya Ömer?" dedi. Ömer (r,a.): "Yâ Ebû Ubeyde,
keşke başka birisi bunu söyleseydi. Evet, Allah'ın kaderinden yine Allah'ın
kaderine kaçıyoruz. Eğer senin develerin olsa, onları bir vadiye in-dirsen; o
vadide birisi otlak diğeri kumsal iki yer bulunsa ve otu bol olan yerde onları
oilatsan, bu Allah'ın kaderiyle değil midir? Yine kumsal yere onları sürsen, bu
da Allah'ın kaderiyle değil midir?" Abdurrahman bin Avf (r.a.) bazı ihtiyaçlarım
gidermeye gittiği için orada bulunmamaktaydı. Sonra Ömer'in yanma gelerek dedi
ki: "Bende bu konuda ilim var. Ra-sûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle
buyurduğunu işittim: 'Bir yerde vebâ olduğunu işittiğiniz zaman oraya
girmeyiniz. Vebâ olan bir yerde bulunduğunuz zaman kaçmak için o yerden
çıkmayınız?" Râvî tbn Abbas diyor ki; "bu söz üzerine Ömer (r.a.) Allah'a hamd
ederek oradan ayrıldı."
3.7. ÖLÜMÜ HATIRLAMANIN VE AMEL YAPARAK ÖLÜME HAZIRLANMANIN MÜSTEHAB OLDUĞU
Allahü Tcâlâ ölümü hatırlamayı ve iyi amellerle Ölüme hazırlanmayı teşvik etmiş,
bunu hayırlı işlerden saymıştır. İbn Ömer (r.a.)'den rivaye-ten; o demiştir ki:
"Nebî aleyhisselâm'a on kişinin onuncusu olarak gel-
dim. Ensar'dan bir adam kalkarak, 'Ya Nebiyyellah, insanların en akıllı ve
ihtiyatlı olanı kimdir?' dedi. Nebî aleyhisselâm: "Ölümü en çok hatırlayan ve
ölüme en çok hazırlıklı olanlar akıllılardır. Dünyanın şerefiyle âhirelin
kerametine vardılar." buyurdu. Yine îbn Ömer (r.a.)'den rivaye-ten; o demiştir
ki; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bütün lezzetleri
kesen ölümü çok hatırlayın" (Hadîsi Taberânî hasen bir isnatla rivayet
etmiştir.) İbn Mes'ûd (r.a.) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, "Allah,
kimin hidayetini dilerse, onun kalbini islâm'a açar."(4) ayetinin tefsiri
hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Nur insanın kalbine girdiği zaman
kalbi genişler ve açılır." Ashab; "Bu kimse için bilinen bir alâmet var mıdır?"
deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scİIcm "Ebedî olan âhiret yurdu 'na
önem vermesi, gururlanma yeri olan dünya hayalından uzaklaşması ve ölüme
kavuşmadan önce ölüme hazırlanmasıdır." (Hadisi İbn Cerîr rivayet etmiştir.
Hadisin birbirini kuvvetlendiren mürsel ve muttasıl bir çok yolu vardır.)
3.8. ÖLMEYİ İSTEMENİN MEKRUH OLDUĞU
Kişinin Ölmeyi istemesi, fakirlik, hastalık, zorluk ve benzeri sebeplerle
ölümüne dua etmesi mekruhtur: "Sizden biriniz kendisine gelen bir zarardan
dolayı Ölümü istemesin. Eğer Ölümü istemesi gerekiyorsa şöyle desin: "Allah'ım
eğer yaşamam benim için hayırlı ise beni yaşat, eğer ölümüm benim için hayırlı
ise beni öldür."
Öiümü temenni etmenin yasak olmasındaki hikmet, Ümmü'1-Fazl hadisinden
dolayıdır: Nebî aleyhisselâm, amcası Abbas'm yanma girdiğinde Abbas halinden
şikayet ediyor ve ölümü temenni ediyordu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem,
ona şöyle dedi: "Yâ Abbas, ey Rasûlül-lah'ın amcası, ölümü isteme. Eğer iyi bir
kimse isen, iyiliklerine yeni iyik-ler ilâve edersin. Bu senin için hayırlı
olur. Eğer kötü bir kimse isen, tev-be-istiğfar edinceye kadar ve azabının
kaldırılmasını Isteyinceye kadar kalırsın, bu da senin için hayırlı olur. Ölümü
isleme," (Hadisi, Ahmed ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim hadisin Müslim'in şartına
göre sahih olduğunu söylemiştir.)
Eğer dininde fitneye düşeceğinden korkarsa, o zaman kerahatsiz ölümü temenni
etmesi caizdir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in duasından ezberlenene
göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Al-
(4) Enam: 165.
lah'ım, Senden hayırlı işler yapmamı ve kötülükleri îerketmemi ve fakirleri
sevmemi, beni bağışlamanı ve bana acımanı istiyorum. Eğer kavmim içinde bir
fitne çıkacağını düemişsen, fitneye bulaşmadan beni öldür. Senden Sen'in sevgini
ve Sen'i sevenlerin sevgisini, Senin sevgine yaklaştıracak amellerin sevgisini
istiyorum." (Hadisi Tirmizî rivayet, etmiş, 'hasen ve sahihtir," demiştir.)
Muvalta'da Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Ömer (r.a.) dua yaparken
şöyle demiştir: "Allah'ım yaşım ilerledi, kuvvetim zayıfladı. Halkım etrafa
yayıldı. Aşırı gitmeden ve zayi olmadan benim ruhumu al."
3.9. İYİ AMELLERLE GEÇEN UZUN ÖMRÜN FAZİLETİ
Abdurrahman bin Ebî Bekr (r.a.)'dcn, onun da babasından rivayetine göre: Bir
adam "Ya Rasûlallah, insanların hangisi en hayırlıdır?" diye sordu. Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve scllcm; "ömrü uzun, ameli güzel olanıdır," dedi.
"insanların hangisi en kötüdür?" diye sorunca; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
scllcm: "Ömrü uzun, ameli kötü olandır." buyurdu. (Hadîsi Ahmed ve Tirmizî
rivayet etmiş, Tirmizî, 'hadis, hasen sahihtir,' demiştir.) Ebû Hurcyre
(r.a.)'den rivayclen Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Sizin en hayırlınızı size
haber vereyim mi?" "Evet yâ Rasûlallah," dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem: "Sizin en hayırlınız ömrü uzun ve ameli güzel olanınızdır." buyurdu.
(Bu hadisi Ahmed ve diğerleri sahih bir scncılc rivayet etmiştir.)
ölümden Önce Salih Amel, imanlı Gitmeye işarettir Ahmed, Tirmizî, Hâkim ve lbn
Hibban'ın Enes (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Ncbî aleyhisselam şöyle
buyurmuştur: "Allah bir kimseye hayır dilerse, ona amel yaptırır." "Nasıl ona
amel yaptırır?" diye sordular. Rasûlüllah, "ölmeden önce o kimseyi ameli salih
yapmaya muvaffak kılar, sonra o amellere devam ederken ruhunu alır."
buyurmuştur.
3.10. ALLAH'A HÜSNÜ ZANN BESLEMENİN MÜSTEHAB OLDUĞU
Hastanın, Allah'ın geniş rahmetini hatırlaması, Rabbi'ne karşı iyi zan beslemesi
gerekir. Müslim'in Cabir (r.a.)'den rivayetine göre, Cabir (r.a.) demiştir ki: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in ölmeden üç gece önce şöyle buyurduğunu işittim:
"Hiç biriniz Allah'a hüsnü zan besleme-
den ölmesin." Bu hadiste Allah'a en güzel hallerden birisi ile kavuşmak için
ümidin galip gelmesi ve affın umulmasının müstehab olduğuna delil vardır. Çünkü
Allah, Rahman, Rahîm, cömert ve kerîm'dir. Affı ve ummayı sever. Yine bir hadisi
şerifle;
"Herkes, hangi amel üzere ölmüşse, yine o amelle dirilir," buyurul-maktadır. lbn
Mâce ve Tirmizî'nin Enes (r.a.)'den iyi bir senetle rivayet ettiğine göre, Enes
(r.a.), ölüm halinde olan bir gencin yanma uğradı. "Kendini nasıl buluyorsun?"
diye sordu Genç; "Allah'dan ümit ediyor ve günahlarımdan doiayı korkuyorum."
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scllcm şöyle buyurdu: "Bu durumlarda bir kişinin
kalbinde hem ümit hem de korku toplanırsa, Allahü Teâlâ ümit ettiği şeyi verir
ve korktuğu şeyden de emin kılar. "■
3.11. ÖLMEKTE OLAN KİŞİNİN YANINDA BULUNANIN ' DUA VE ZİKİR ETMESİNİN MÜSTEHAB
OLDUĞU
Salih insanların, ölmekte olanın yanında hazır bulunması ve Allah'ı anmaları
müstehablır.
Ahmed, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve lbn Mâce'nin Üm-mü Seleme (r.a.)'dan
rivayet ettiklerine göre; o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: "Hastanın veya ölünün yanında bulunduğunuz zaman hayır
söyleyiniz. Şüphesiz melekler söylediğiniz şeye "amin" derler." Ümmü Seleme
(r.a.) demiştir ki: "Ebû Seleme öldüğü zaman Nebî aleyhisselam'a gelerek; 'Yâ
Rasûlallah, Ebû Seleme öldü,' dedim. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
bana: "Allahım beni ve onu bağışla, ondan sonra bana ve ona güzel bir sonuç
ver," diyerek dua et, dedi. Ben de aynı duayı yaptım. Allahu Tcâlâ bana ondan
sonra daha hayırlısı olan Rasûlüllah'ı verdi."
Sahih-i Müslim'de Ümmü Seleme (r.a.)'den rivayeten şöyle denmiştir: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Seleme'nin yanına girdi. Gözleri açıktı,
gözlerini yumarak şöyle buyurdu: "Ruh alındığı zaman gözler onu takip eder."
Ailesinden yakınları ağiaştılar. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Sizler
kendiniz için hayırdan başka bir şey dilemeyiniz. Şüphesiz melekler
söyleyeceğiniz şeye "âmin" derler." buyurdu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem devamla: "Allahım, Ebû Seleme'yi bağışla, derecesini hidayete ermişler
derecesine yükselt ve geri kalanları düzeltmede ona halef ol, beni ve onu
bağışla. Ey Âlemlerin Rabbi, onun kabrini genişlet ve kabrini ona nurlu kıl."
buyurdu.
ÖLÜM ESNASINDA UYULMASI GEREKEN SÜNNETLER
Ölüme hazır olan kimsenin yanında aşağıdakilere riayet edilmesi sünnettir:
3.12.1. Hastaya "Lâilâhe illallah" diye Telkinde Bulunmak
Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Ebû Sa'îd'il-Hudrî (r.a.)'den rivayetine göre;
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Ölülerinize "Lâ tiâhe
illallah" ile telkin veriniz." Ebû Davud'un Muâz bin Cebel (r.a.)'dcn rivayet
ettiği ve Hâkim'in sahih saydığı hadisle Rasû-lülîah sailaliahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: "Kimin son sözü "Lâ İlahe illallah" olursa, cennete girer."
Telkin, şahadet lafzını söyleyemediği zaman yapılır. Eğer şahadeti
söyleyebilİyorsa, telkin vermenin manası yoktur. Telkin, söz söylemeye kadir ve
aklı başında iken hastaya yapılır. Aklı dağınık olan bir kimseye telkin vermek
mümkün değildir. Konuşmaktan aciz olan ise kendi içinde şahadeti tekrar eder.
Alimler demiştir ki, bu konuda hastaya ısrar edilmemeli, "Lâ İlahe illallah' de"
dememelidir. Bu durumda hastanın bıkması ve uygun olmayan bir söz söylemesinden
korkulur. Fakat "Lâ İlahe illallah" kelimesi hastanın işiteceği bir şekilde,
söyleneni anlayıp o da söylesin diye hastaya sunulur. Eğer şahadeti bir defa
söylerse, başka kelam konuşmadığı müddetçe telkin İade edilmez. Eğer başka söz
konuşursa, son sözü şehadet olsun diye teîkin tekrarlanır. Alimlerin çoğu;
"hadisin zahiri manasına göre, ölüm durumundaki hastaya "Lâ İlahe illallah"
lâfzını söylemek kâfidir," demişlerdir. Alimlerden bir kısmı ise, iki şahadeti
beraberce telkin etmek gerektiği görüşündedir. (Yani Lâ İlahe illallah, Mu-hammedün
Rasûlüllah.) Çünkü hadisteki maksat tevhidi hatırlatmaktır. Tevhid ise ancak bu
iki kelime ile olur.
3.12.2. Hastayı Sağ Tarafı Üzerine Yatırarak Kıbleye Çevirmek
Beyhakî ve Hâkim'in Ebû Katade (r.a.)'den rivayet ettiği ve Hâkim'in sahihlediği
hadiste Ncbî aleyhisselam Medine'ye geldiğinde Berâ' bin Ma'rûr'u sordu. "Öldü
ve malının üçte birini sana vasiyet etti. Ölüm anında da kıbleye döndürülmesin!
istedi." dediler. Rasûlüllah; "Doğruya isabet etti. Ben malının üçte birini
çocuğuna geri verdim." buyurdu. Sonra giderek namazını kıldı. "Allah'ım, onu
bağışla, ona merhamet et, onu cennetine koy," buyurdu ve duası kabul olundu.
Hâkim; "hastayı kıbleye döndürmek hususunda bu hadisten başka bir şey
bilmiyorum," demiştir. Ahmed'in rivayetine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'in kızı Falıma (r.a.), ölüm anında kıbleye döndü-rülmesini ve sağ tarafa
yaslanmasını istedi. Rasûlüllah'ın uyuyanın uyumasını istediği şekil bu olduğu
gibi ölünün kabire konuluş durumu da budur. Bir rivayete göre Şafiî; "Hastanın
sırt üslü yatırılması, ayaklarının kıbleye gelmesi, yüzü kıbleye gelsin diye
başının yükseltilmesi gerekir," demiştir. Birinci görüş çoğunluğun kabul elliği
görüş olup daha eviâdır.
3.123. Yasin Sûresini Okumak
Ahmcd, Ebû Dâvûd, Nesâî, Hâkim ve lbn Hibbân'm Ma'kal bin Ycsâr'dan rivayet
etlikleri, Hâkim ve İbn Hibbân'ın sahihi edikleri hadiste Rcsûlüllah sallallahu
aleyhi ve selîcm şöyle buyurmuştur: "Yasin Kur'ân'ın kalbidir. Her kim Allah'ı
ve Ahirel Yurdu'nu isteyerek Yasin okursa Allah onu bağışlar. Ölülerinize Yasin
okuyunuz." lbn Hibbân, bu hadise göre; ölüme hazır kimseye okunması gerektiğini,
yoksa ölüye okunmayacağını söylemiştir. Ahmed'in Müsncd'inde Safvân'dan
naklettiği rivayeı bu mânayı kuvvetlendirmektedir. Safvân demiştir ki:
"Alimlerimiz; "Yâsîn sûresi, ölmekte olanın yanında okunursa ölüm ona
hafifletilir" demişlerdir." Bu görüşü, Müsncd-i Firdcvs'in sahibi; Ebû Derdâ ve
Ebû Zer (r.a.)'c isnad ederek Rasûlüllah'ın; "ölmekte olan bir kimsenin yanında
Yâsîn okunursa, Allah onun Ölümünü kolay kılar," buyurduğunu söylemiştir.
.■
3.12.4. Öldüğü Zaman Gözlerini Kapatmak
Müslim'in rivayetine göre Rasûlüllah saliallahu aleyhi ve seİlem Ebû Seleme
(r.a.)'m yanma girdiğinde gözleri açıktı. Gözlerini kapadı, sonra "ruh alındığı
zaman gözler onu takip eder," buyurdu.
3.12.5. Ölüyü Açılmaktan Korumak ve Değişen Şeklini Gözlerden Uzak Tutmak için
Örtmek
Aişc (r.a.)'dan rivayeten; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettiği
zaman, üzerinde desen olan bir elbise ile örtülmüştür. (Hadisi Buharı ve Müslim
rivayet etmiştir.) Ölüyü öpmek icmâen caizdir. Rasûlüllah sailaliahu aleyhi ve
sellem, Osman bin Maz'ûn (r.a.)'ı ölü iken öpmüştür. Ebû Bekir (r.a.),
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem vefat edince, eğildi iki gözü arasından
Rasûlüİlah'ı öptü. "Ah Nebi, âh temiz insan," dedi.
3.12.6. Ölüm Gerçekleşir Gerçekleşmez Cenazeyi Hazırlamaya Başlamak
Ölünün velisi, cenazenin bozulmasından korkulduğu için, yıkanmasına, defnine ve
namaz kılınmasına acele eder. Ebû Davud'un Husayn bin Vahvah'dan rivayet edip
hakkında bir şey söylemediği hadise göre: Talha bin Berâ' hastalandı. Rasûlüllah
sallaliahu aleyhi ve sellem onu ziyarete gelerek şöyle buyurdu: "Talha'nın
öleceğinden başka bir şey sanmıyorum. Durumunu bana bildirin ve acele edin;
çünkü müslümanın cesedim ailesi arasında hapsetmek uygun değildir." Ölünün
velisinden başka kimsenin gelmesi beklenmez. Bozulmasından korkulmadığı müddetçe
velisi beklenebilir. Ahmcd ve Tirmizî'nin Alî (r.a.)'dcn rivayet etlikleri
hadiste, Ncbî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Ya Alî, üç şey sonraya
bırakılmaz. Vakti gelince namaz, hazırlanan cenaze, dengi bulunan kocasız
kadın."
3.12.7. Ölünün Borcunun Ödenmesi
Ahmcd, İbn Mâce ve Tirmizî'nin Ebû Hüreyrc (r.a.)'den rivayet ettiği,
Tirmizî'nin hasen saydığı hadisle Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Müminin
canı, ödeninceye kadar borcuna bağlanmıştır." Yani, "müminin kurtuluşuna,
helakine veya cennetten uzaklaşmasına hükmedilmez. Ancak borcunu ödeyip
ödemediğine bakılır." Öldükten sonra mal bırakan kimsenin malından borcu ödenir.
Borcunu ödemeye niyetli olduğu halde ölürse ve malı da bulunmazsa Allahu Tcâlâ
indinde onun borcunu ödeyeceği sabit olmuştur. Yine bunun gibi bir kimse ölüp de
geride mal bırakırsa, ödemeyi istediği halde varisleri malından ödemezlerse;
Bubârî'nin Ebû Hüreyre (r.a.) hadisinden rivayet etliğine göre Nebî aleyhisselam
bu kimseler için şöyle buyurmuştur: "Her kim insanların malını ödemek isteyerek
alırsa, Allah onun borcunu öder. Her kim ödememek niyetiyle mal alırsa, Allah
onu telef eder." Ahmcd, Ebû Nuaym, Bezzâr ve Taberânî'nin rivayetlerine göre
Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Borç sahibi kıyamet günü Allah'ın
huzurunda duruncaya kadar çağırılır. Allah şöyle buyurur: "Ey Adem oğlu, bu
borcu neden aldın? Neden insanların hakkını zayi ettin?" Borçlu; "Yâ Rabbi, sen
bilirsin ki ben o borcu aldım; yemedim, içmedim ve zayi etmedim. Fakat yangın,
hırsızlık ve zarar sebebiyle yok oldu." der. Allahu Teâlâ; "Kulum doğru
söylüyor, ben onun borcunu ödemeye daha lâyıkım," buyurur. Allah bir şey
çağırır, o şeyi mizanının kefesine koyar, böylece iyilikleri kötülüklerinden
üstün gelir. Allah'ın fazlıyla cennete girer." Nebî aleyhisselam borçlu kim-
selerin cenaze namazını kılmaktan çekinirdi. Daha sonra, bir çok yerler
fethedilip mallar çoğalınca, borçlunun namazını kılar ve borcunu öderdi.
Buharî'nin zikrettiği hadiste dendiğine göre; "Ben müminlere kendi nefislerinden
daha evlayım, l/er kim üzerinde borç olduğu halde ölür, borcuna yetecek bir şey
bırakmazsa bize onun borcunu Ödemek gerekir. Eğer mal bırakırsa varisler
inindir." Bu hadiste, borçlu ölen bir kimsenin, borcunun müslümanlarca beytül-mâl'dcn
Ödenebileceğine delil vardır. Zekâtın sarf yerlerinden birisi olan borçlulara
ait hisseden alınır. Borcu ödenir. Borçlu kimse, ölmekle bu hakkını kaybetmez.
3.12.8. Ölüm Esnasında "Innâ Lİllahi ve înnâ İleyhi Râciûn" Demek
Mü'min bir kimsenin akrabalarından birisi öldüğünde aşağıdaki duaları okuması ve
('Biz Allah'ınız ve O'na döneceğiz,' diyerek) islirca etmesi müslehabtır.
Ahmcd ve Müslim'in Ümmü Seleme (r.a.)'dan rivayetlerine göre; o demişiir ki: "Rasûlüüah
sallaliahu aleyhi ve scîlem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Herhangi bir kula bir
musibet isabet eder de;
"Biz Allah'ınız ve O'na döneceğiz. Allahıın, musibetim hakkında beni de
mükâfatlandır. Bu musibetin arkasından, daha hayırlısını bana ver," derse Allahu
Tcâlâ yakalandığı musibclicn dolayı onu mükâfatlandırır ve ona musibetten sonra
hayır verir.." Ümmü Seleme (r.a.) demiştir ki; "Ebû Seleme Öldüğü zaman
Rasûlüllah'm emrettiği gibi dedim. Allah da bana ondan daha hayırlısı olan
Rasûlüllah'ı verdi."
Tirmizî'nin Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.)'dcn rivayet elliğine göre Rasû-lüliah
sallaliahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kulun çocuğu öldüğü zaman Allah
meleklerine şöyle buyurur: "Kulumun çocuğunu aldınız." "Evet," derler. "Kulumun
kalbinin meyvesini aldınız." "Evet," derler. "Kulum ne dedi?" "Sana hamdeiti ve
istirca (Biz Allah'ınız ve O'na döneceğiz,) yaptı," derler. Allahu Teâlâ şöyle
buyurur: "Kulum için cennette bir ev yapınız, ona hamd evi adını veriniz." (Tirmizî,
"hadis hasen-dir,' demiştir.)
Buhârî'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allahu Teâlâ "Mümin bir kulum, dünya ehlinden
sevdiği bir kimsenin ruhunu aldığım zaman sabredip sevabını Allah'tan beklerse
onun için cennetten başka bir şey yoktur. * buyurmuştur.
"Onlara bir musibet isabet ettiği zaman, "innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn"
(Biz Allanınız ve ona döneceğiz) derler. Onlara Rablerinden rahmet ve mağfiret
vardır ve onlar hidayete erenlerdir. "(5) ayeti hakkında lbn Abbas (r.a.)'tan
rivayet oîunduğuna göre Allah Azze ve Celle bu ayetle bildirmiştir ki; "Mümin,
Allah'ın emrine teslim olup, musibet zamanı istirca yaptığı zaman ona hayırdan
üç haslcl yazılır: Allah'tan mağfiret, rahmet ve ona hidayet yolunun
gerçekleşmesi."
3.12.9. Akraba ve Dostlarına Ölümünü Bildirmek
Âlimler, ölünün ailesine, akrabalarına, dostlarına, sâlih insanlara, kişinin
öldüğünü duyurmayı müsıchab görmüşlerdir. Onlar da cenazede hazır bulunmakla
mükâfat kazanmış oiurlar. Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve lbn
Mâcc'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettikleri hadise göre; Nebî aleyhisselam,
Zcyd'in, Ca'fer'in ve lbn Revâha'nm ölüm haberlerini onların haberi gelmeden
insanlara bildirdi. Tirmizî; "Bir kimsenin akraba ve kardeşlerine bir şahsın
Ölümünü bildirmesinde bir beis yoktur," demiştir. Beyhakî; "Bir kimsenin,
camilerin kapılarında bir adamın Öldüğünü bağırmasını hoş görmem; eğer
mesciddeki gruplara durup Öldüğünü bildirirse bunda bir beis yoktur." demiştir.
Ahmed ve Tirmizî'nin Huzeyfe'den rivayet ettiği ve Tirmizî'nİn hasen saydığı
hadiste Huzcyfe demiştir ki; "Öldüğüm zaman bana kimse eziyet etmesin. Ölüm
haberimin ilânından korkarım. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selîem'den ölüm
ilânını nehyettiğini işitmişimdir." Buradaki ölüm haberini vermek ifadesinden
cahiliyet döneminde yapılan anlaşılır. Onların âdetlerine göre, şerefli bir
kimse öldüğünde kabilelere atlılar gönderirler, "falanca öldü, onun Ölmesi ile
araplar helak oldu," derlerdi. Daha sonra gürültü ve ağlama başlardı.
ÖLÜYE AĞLAMAK
Alimler ölüye ağlamanın, bağırıp çağırmak olmadığı müddetçe caiz olduğunu
söylemişlerdir. Sahih hadiste geçtiğine göre Rasûlüllah sallalla-
(5) Bakara: 156.
hu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allahu Teâlâ gözyaşına ve kalbin
üzülmesine azab etmez. Fakat (dilini göstererek) buna azab eder veya merhamet
eder." Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, oğlu İbrahim'in ölümüne ağlamış
ve şöyle demiştir: "Göz ağlar, kalp üzülür. Biz Rabbimizin razı olduğundan başka
şey söylemeyiz. Ya ibrahim, senin ayrılığınla biz mahzunuz." Yine, Rasûlüllah,
kızı Zeyneb'in kızı oİan Ümeyme'nm ölümüne ağlamıştır. Sa'd bin Ubâde, "Yâ
Rasûlallah, sen de mi ağlıyorsun; Zeyneb'e 'ağlama!' dememiş miydin?" deyince,
Rasûlüllah saliallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ağlayış, Allah'ın
kullarının kalbine koyduğu bir rahmettir. Allah merhametli kullarına merhamet
eder." Tabcrânî, Abdullah bin Zcyd'dcn rivayet etmiş ve "bağırıp çağırmadan
ağlamaya müsaade edilmiştir," demiştir.
Eğer ağlamak sesle bağırmak ye çağırmakla olursa ölünün acı ve azap duymasına
sebep olur. lbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki; "Ömer
(r.a.) yara alıp bayılınca bağırıştılar. Ayılmca: "Bilmiyor musunuz, Rasûlüllah;
"ölü, dirilerin ağlamasıyla azap görür" demiştir." Ebû Mûsâ (r.a.)'dan rivayeten;
o demiştir ki: Ömer'e (r.a.), yara aldığında, Suhayb "vah kardeşim" demeye
başladı. Ömer ona; "ya Su-hayb, bilmiyor musun, Rasûlüllah "ölüler dirilerin
ağlamasıyla azap görür" buyurmuştur," dedi. Muğîrc bin Şu'be (r.a.)'den
rivayeten: "Rasûlül-lah'm şöyle buyurduğunu işittim," demiştir: "Kimin
arkasından bağırıp çağırılırsa, bundan dolayı azap görür." (Bu hadisleri Buhari
ve Müslim rivayet etmiştir.)
Hadisin manası: "Ölü acı duyar, ehlinin ölü için bağırıp çağırması onu üzer.
Çünkü o ağlamalarını işitir. Yaptıkları işicr ona arzolunur," demektir. Yoksa
"ailesinin ağlamasından dolayı azap ve ceza görür," anlamında değildir. Çünkü
hiç bir kimse diğerinin günahını yüklenmez, lbn Cerîr'in Ebû Hüreyre (r.a.)'den
rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir: "Yaptığınız işler yakınlarınızdan
ölenlere arz olunur. Eğer bir hayır görürlerse, buna sevinirler; kötülük
görürlerse hoşlanmazlar." Ahmed ve Tirmizî'nİn Encs (r.a.)'den rivayet ettiğine
göre; Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz
amelleriniz, akraba ve aşiretlerinizden ölenlere sunulur. Eğer amelleriniz hayır
ise buna sevinirler. Eğer kötü ise şöyle derler: "Allahım, bizleri hidayet
ettiğin gibi onları da hidayete erdirmeden Öldürme." Nu'man bin Beşîr (r.a.)'den
rivayeten; o demiştir ki: "Abdullah bin Revâha baygınlık geçirince, kizkardeşi
Amre ağlamaya başladı. "Vah kardeşim, vah şöyle, vah böyle," diye saymaya
başladı. Ayilmca; 'senin söylediğin her şey bana haber verildi. Bunları de-medin
mi?' dedi. (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.)
3.13.1. Bağırıp Çağırarak Ölüye Ağlamak
"Nİyâha"; nevh kökünden alınmış olup, "ağlarken sesi yükseltmek," demektir.
Hadisler bağırıp çağırmanın haram olduğunu açıklamışlardır. Ebû Mâlik el-Eş'ari
(r.a.)'den rivayeten, Ncbî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Ümmetimde, cahiliyet
işlerinden olup, icrketmedikleri dört şey vardır: Geçmişleriyle öğünmek,
kişilerin neseplerine ta'n etmek, yıldızlardan yağmur beklemek ve ölünün
ardından bağırıp çağırmak." Yine şöyle buyurdu: "Bağırıp çağıran ölmeden önce
tevbe etmezse kıyamet günü üzerinde katrandan bir gömlek ve yırtık bir deri
olduğu halde kalkar." (Bu hadisi Müslim ve Ahmcd rivayet clmişlir.) Ümmü 'Aliyyc
(r.a.)'dcn rivayeten, o demiştir ki; "Rasûlüllah, ölüye bağırıp
çağırmayacağımıza dair bizden söz aldı." (Bu hadisi Buharî ve Müslim rivayet
etmiştir.) Bczzâr'm, râvîlcri sika'dan olan bir senetle rivayet ettiğine göre;
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "/ki ses dünya ve ahiretle
lanetlenmiştir. Nimet zamanı çalgı çalmak, musibet zamanı inlemek." Buharî ve
Müslim'de, Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.)'den yapılan rivayete göre; o demiştir ki; "Rasûlüllah'm
uzak olduğu şeyden ben de uzağım. Rasûlüİlah bağırıp çağırmaktan musibet zamanı
başını yolmaktan ve yaka yırtmaktan nehyetmiştir." Ahmcd'in, Eries (r.a.)'den
rivayet ettiğine göre, Encs (r.a.) demiştir ki; "Nebî aleyhisselam kadınlarla
biat ettiği zaman, bağırıp çağırmamaları hakkında onlardan söz aldı." Kadınlar:
"Ya Rasûlallah, cahiliyet döneminde bazı kadınlar bizimle beraber ölülerimize
ağlaştılar. Şimdi biz de onların ölülerine ağlamayalım mı?" Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem: "islâm'da Ölünün arkasından ağlaşma ve bağırma
haramdır," buyurdu.
3.13.2. Ölü Arkasından Yas Tutmak
Kadının, ölen yakınları için, kocası izin verdiği müddetçe üç gün yas tutması
caizdir. Üç günden fazla yas tutması İse haramdır. Ancak ölen, kendi kocası ise
iddet boyunca yas tutması gerekir. İddct müddeti ise, dört ay on gündür. Buharî,
Müslim, Ncsâî, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce'nin Ümmü Atiyye (r.a.)'den rivayet ettiğine
göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Kadın üç günden fazla ölüye yas
tutamaz. Ancak ölen kendi kocası ise, dört ay on gün yas tutar. Yas elbisesi
hariç, boyalı (nakışlı) elbise giymez, sürme çekmez, koku sürünmez, kına yakmaz,
yı-
kanma dışında taranmaz. Hayızdan temizlenip yıkandığında ise güzel koku sürülü
bir bez parçasını kullanması caizdir." Yas tutmak; kadının, süsleneceği
süslerden sürme, ipek, koku ve kına gibi şeylerden vazgeçmesidir. Yas tutmak;
kadının, süsleneceği süslerden sürme, ipek, koku ve kına gibi şeylerden
vazgeçmesidir. Yas tutmak yalnız kocanın hakkına vefa etmek ve hakkını gözetmek
için iddet boyunca kadına gerekir.
3.133. Ölenin Ailesine Yemek Hazırlamanın Müstehab Olduğu
Abdullah bin Cafer (r.a.)'dcn rivayeicn; o demiştir ki; "Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Cafer'in ev halkına yemek hazırlayın, çünkü
onları meşgul eden bir iş olmuştur." (Hadîsi, Ebû Dâvûd, lbn Mâcc, Tirmİzî
rivayet etmiş, Tirmi/.î hadisi hasen sahih Saymıştır.) Şârî bu işi iyi
görmüştür; çünkü ölünün ailesine yemek götürmek iyilikten olup, komşuları
birbirine daha çok yaklaştırır. Şafiî şöyle demiştir: "Ölünün yakınlarının,
ölünün ailesine, bir gün bir gece onları doyuracak yemek hazırlamasını hoş
görürüm. Bu sünncüir ve hayır ehlinin yaptığı bir iştir." Âlimler büyük
acılarından zaafa düşmesinler diye ölünün yakınlarını yemeğe teşvik etmeyi
müstehab görmüşlerdir. "Ancak, kadınlar ağıt yakarlarsa onlara yemek götürmek
caiz değildir. Çünkü bu hareket günahta onları desteklemektir," demişlerdir.
Alimler, evde toplanan insanlara ölenin ailesinin yemek hazırlamasının mekruh
olduğunda ittifak etmişlerdir. Çünkü böyle yapmakla, onlara gelen belânın
artması, meşguliyetlerin çoğalması, cahiliyet dönemindeki yapılanlara benzeme
vardır. Cerîr hadisine göre; o demiştir ki; "ölenin ailesine toplanmayı, ölüyü
defnettikten sonra yemek hazırlamayı, ölü için ağlamaktan sayardık." Bazı
alimler bunun haram olduğu görüşündedirler, lbn Kudâme ise demiştir ki; "Eğer,
ihtiyaç gerektiriyorsa bu caizdir. Çünkü çok kere uzak köylerden ve beldelerden
kimseler gelir ve geceyi evde geçirirler. Onları misafir olarak kabul etmekten
başka imkân yoktur."
3.14. ÖLMEDEN ÖNCE KEFEN VE KABRÎ HAZIRLAMANIN CAİZ OLDUĞU
Buharî, Rasûlüllah'm Zamanında Kefenini Hazırlayıp da Yadırganmayanlar," başlığı
altında demiştir ki; "Schl'dcn rivayet olunduğuna göre; bir kadın Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e kenarları işlenmiş (dokunmuş) bir hırka getirdi.
Sehl, "bu hırka nedir biliyor musunuz?" dedi. Oradakiler; "örtüdür," dediler.
Sehl, "evet," dedi. Kadın "Ya Rasû-
lallah bu hırkayı elimie dokudum ve sana giydirmek için getirdim," dedi.
Rasûlöllah sallallahu aleyhi ve scllem'in hırkaya ihtiyacı vardı. Hırkayı aldı,
sonra hırkayı giyip yanımıza çıkıp geldi. Ashabdan birisi hırkayı beğendi; "ne
güzel hırka, onu bana giydir," dedi. Ordakiler, "iyi etmedin," dediler. "Rasûlüllah'ın
ona ihtiyacı vardı. Geri çevirmeyeceğini bildiğin halde ondan onu istedin."
Sahabi; "vallahi, ben onu giymek için istemedim. Ancak kefenim olsun diye
istedim." dedi. Sehl dedi ki; "adamın kefeni bu oldu."
Hafız bu başlığa şunları ekleyerek dedi ki: "Buharî'nin "yadırganmadı" sözünde,
sahabenin o adamın hırkayı istemesini hoş görmediklerine işaret vardır." Daha
sonra adam onlara özrünü haber verince, onlar da bu durumu yadırgamadılar. Bu
olaydan, kişinin ölüye gereken kefen ve diğer şeyleri hazırlamasının caiz olduğu
anlaşılır." Hafız; "Kabir kazmak da buna dahil midir?" diyerek sonra demiştir
ki; "lbni Battal, 'bu olaydan, ihtiyaç vakti gelmeden Önce bir şeyi hazırlamanın
caiz olduğu anlaşılıyor. Salih kimselerden bir topluluk ölmeden Önce kabirlerini
kazmıslardır,' demiştir." Zeyn İbn Münîr, bu meseleye, "sahabeden böyle bir
şeyin vaki olmadığını, eğer müstehab olsaydı, çoklarının bunları yapacağını"
eklemiştir. Ayni şöyle demiştir: "Sahabeden bir kimsenin böyle yapmaması, caiz
olmadığını göstermez. Çünkü müslümanlarm iyi gördüğü bir şey Allah katında da
iyidir. Bilhassa âlimlerden bunu yapanlar çıkarsa, yapılması iyidir, demektir."
Ahmcd şöyle demiştir: "Kişinin kabir yerini salın alarak oraya defnolmasmi
vasiyet etmesinde bir beis yoktur. Osman, Aişc, Ömer bin Abdülaziz (r.anhüm)'den
rivayet olunduğuna göre hepsi de böyle yapmışlardır."
3.15. MEKKE VE MEDİNE'DE ÖLMEYİ İSTEMENİN MÜSTEHAB OLDUĞU
Mekke ve Medine'den birisinde ölmeyi istemek müstehabdır. Buhari'nİn Hafza
(r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Ömer (r.a.) şöyle dua ederdi: "Allahım, beni
senin yolunda şehit olmakla nzıklandır ve Rasûlüllah'ın şehrinde ölmemi nasib
et." Kendisine; "bu nasıl olur?" diye sordum. "mşaaHah, Allah bunu bana
verecek," dedi. Taberanî'nin Câbir (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Nebî
aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Mekke ve Medine'den birisinde ölen kimse kıyamet
günü emin bir şekilde dirilecek." (Hadisin râvİlerindc Mûsâ bin Abdurrahman
vardır. Ibn Hibbân, bu zâtı sika'dan saymıştır. Yine bu hadîsin senedinde
Abdullah bin Müem-
mel vardır ki, Ahmed bunu zayıf saymakta, îbni Hibbân ise sika'dan saymaktadır.)
ANI ÖLÜM
Ebû Davud'un Ubeyd bin Hâlid Es'Sülemî (r.a.)'den rivayet ettiğine göre;
Resûlüllah'm ashabından bir kimse, bir kerre "Nebî aleyhisselâm'dan" bir kerre
de "Ubeyd'dcn" diyerek şöyle nakletmişiir: "Ani ölüm,kişiyi yakalayan ve
üzendir." (Bu hadis Abdullah b. Mes'ûd, Encs b. Mâlik, Ebû Hürcyre ve Âişe
(r.a.)'dcn de rivayet olunmuştur. Bu rivayetlerin hepsinde şaibe vardır.) Ezdî
şöyle demiştir: Bu hadisin bir çok yollan olup, içlerinde Nebî aleyhisselâm'dan
sahih olarak gelen bir rivayet yoktur. Ubcyd'in hadisi, Ebû Davud'un lahriç
etliği bu hadis olup, isnadmdaki ravîlcr sika'dandır. Ravî'nin, rivayet ederken
duraksaması rivayeti etkilemez. Şüphesiz bunun gibiler rey'le alınmaz. Nasıl
alınsın ki? Ravi "bir ondan" diyerek isnad yapmaktadır.
ÇOCUĞU ÖLEN KİMSENİN SEVABI
Buharî'nin Enes (r.a.)'den, onun da Nebî aleyhisselâm'dan rivayet ettiğine göre;
Nebî aleyhisselâm buyurdu ki: "Herhangi bir müslümanın bulûğa ermeyen üç çocuğu
ölmez ki, Allah onlara olan rahmet ve fazlı sebebiyle onu cennete koymasın."
Buharı ve Müslim'in Ebû Sa'îd el-Hudrî (r.a.)'den rivayet ettiğine göre;
kadınlar Rasûlüllah'a "bize bir gün ayır," dediler. Rasûlüllah sallal-lahu
aleyhi ve sellem onlara vaaz yaparak buyurdu ki; "herhangi bir kadının üç iane
çocuğu ölürse, cehennemden ona perde olurlar." İçlerinden bir kadın, "iki tane
olursa ne olur?" diye sordu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "iki tane
de aynı," buyurdu.
3.18. BU ÜMMETİN ÖMRÜ
Tirmizî'nin Ebû Hurcyre (r.a.)'den rivayet etliğine göre Nebî aleyhisselâm şöyle
buyurmuştur: "Ümmetimin ömrü altmış ile yetmiş arasındadır. Ümmetimin çok azı bu
hududa tecavüz eder."
3.19. ÖLÜM RAHATLIKTIR
Buhârî ve Müslim'in Ebû Katâde (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre; Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'İn yanından bir cenaze geçti. "Bu
ölü rahattır veya başkaları onun sebebiyle rahattır," buyurdu. Ashab; "ya
Rasûlallah, 'ölü rahattır veya başkaları onun sebebiyle rahattır," ne demektir?"
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mümin bir kul öldüğü
zaman, dünya meşakkatlerinden kurtulup rahatlar. Günahkâr bir kul öldüğü zaman
ise, diğer kullar, beldeler, ağaçlar ve hayvanlar onun şerrinden kurtulup rahat
olurlar."
3.20. ÖLÜYÜ TEÇHİZ ETMEK
Ölüyü teçhiz etmek vaciptir. Yıkanır, kefenlenir, üzerine de namaz kılınır ve
defnedilir. Bunların açıklaması aşağıdadır:
3.20.1. Ölüyü Yıkamak
Alimlerin çoğu, müslüman bir ölüyü yıkamayı farzı kifayc görmüşlerdir.
Müslümanlardan bir kısmı bu işi yaparsa diğerlerinden sakıt olur. Rasûlüllah
saiiallahu aîeyhi ve sellem bunu emrettiği gibi, bütün müslü-manlar da bunu
böyle tatbik etmişlerdir.
3.20.1.1. Yıkanması Vacib Olan ve Olmayan Kimse
Savaş alanında kâfir eliyle öldürülmeyen her müslüman ölüyü yıkamak vacibtir.
3.20.1.2. Ölünün Bir Kısmını Yıkamak
Fakihlcr, müslüman ölünün vücudunun bir parçası bulunması halinde, onu yıkamak
konusunda ihtilaf ederek; Şafiî, Ahmed ve îbn Hazm, "yıkanır, kefenlenir ve
üzerine namaz kılınır." demişlerdir. Şafiî şöyle demiştir: "Bir kuş, Cemel
vakasında Mekke'ye bir el getirip attı, yüzükten onu tanıdılar. Onu yıkayarak
namaz kıldılar. Bu durumun sahabenin huzurunda olduğu bize ulaşmıştır." Ahmcd
demiştir ki: "Ebû Eyyûb, vücudun bir ayağı varken, Ömer ise bir kemiği varken
üzerlerine namaz kılmışlardır." Îbn Hazm; "Müslüman ölüsünden bulunan her şey
üzerine namaz kılınır; Şehit değilse yıkanır, kefenlenir," demiştir. Bulunan
parça üzerine namaz kılmaya niyet edilir. Namaz ise hepsine yani ceset ve ruhu
Ü7.crine kılınır. Ebû Hanifc ve Mâlik ise, "eğer yarıdan çoğu bulunursa yıkanır
ve namazı kılınır, eğer bulunmazsa yıkanmaz ve namazı kılınmaz," demişlerdir.
Şehit Yıkanmaz
Harp meydanında kâfirler eliyle öldürülen şehitler cünup bile olsalar yıkanmaz,
sadece kefen olmaya uygun bir elbiseyle kefenlenir. Elbise ek-
sik gelirse tamamlanır. Sünnet kefeni üzere fazla gelen elbise ise çıkarılır.
Kanları ile gömülür. Kanlardan hiç bir şey yıkanmaz. Ahmed'in rivayetine göre,
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Şehitleri
yıkamayınız. Çünkü her yara ve her kan damlası kıyamet günü etrafa mis kokusu
yayar." Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Uhud şehitlerini kanlarıyla
defnetmeyi emretti. Onları yıkamadılar, ve namaz kılmadılar. Şafiî demiştir ki;
"yıkamanın ve üzerlerine namaz kılmanın ter-kcdilmcsi, belki de yaraları ile
beraber Allah'a kavuşmaları içindir." Onların kanlarının kokusu, mis kokusu
olunca Allah'ın onlara olan bu ikramı, onlara namaz kılmayı müstağni kılmıştır.
Bu durum yaralar içinde savaşan ve düşmanın geri dönmesinden korkan, bir an önce
ailelerine kavuşmayı, ailelerinin de onlara kavuşmasını arzulayan müslümanlara
bir kolaylık sağlamıştır. Denildi ki; gerideki şehitlere namaz kılmamaktaki
hikmet şudur: Namaz ölülere kılınır. Şehitler ise diridir. Veya namaz bir
şefaattir. Şehitler ise bundan müstağni olup diğerlerine şefaat ederler.
3.20.1.4. Yıkanıp Üzerine Namaz Kılınan Şehitler
Kâfirlerin eliyle harp meydanında öldürülmeyen ölüler hakkında Şârî' "şehit"
sözünü kullanmıştır. Ancak bunlar yıkanır ve namazları kılınır. Rasûiüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, hayatta iken, bunlardan ölenleri yıkamış;
müslümanlar da daha sonra şehit düşen Ömer, Osman ve Ali (r.anhüm)'ü
yıkamışlardır. Kimlerin şehit sayıldığını sırasıyla zikredeceğiz:
1 - Câbİr bin Atik (r.a.)'den rivayeten, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:
"Allah yolunda öldürülenlerden başka yedi kısım şehit vardır: Taundan ölenler
şehittir. Boğulanlar şehittir. Zatülcenp'len ölenler şehittir. Karın
hastalığından ölenler şehittir. Yanarak ölenler şehittir. Göçük altında kalarak
ölenler, doğum esnasında Ölen kadınlar şehittir." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve
Nesâî sahih bir senetle rivayet etmişlerdir.)
2- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Sizden
kimleri şehit sayarlar?" Ashab; "Allah yolunda öldürülenler şehittir, ya
Rasûiallah," dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "o takdirde
ümmetimin şehitleri az olur," buyurdu. Ashab, "ya Rasûlallah, öyleyse şehitler
kimlerdir?" diye sorunca, Rasûlüllah; "Allah yolunda öldürülen şehittir. Karın
hastalığından ölen şehittir. Boğulan şehittir. Taundan ölen şehittir." buyurdu.
(Hadîsi Müslim rivayet etmiştir.)
3- Sa'îd bin Zeyd (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle bu-
yurmuşlur: "Malı uğrunda öldürülen şehittir. Canı uğruna öldürülen şehittir.
Dinî uğruna öldürülen şehittir. Ailesi uğruna Öldürülen şehittir." (Hadisi Ahmed
ve Tirmizi rivayet etmiş, Tirmizî sahihlemiştir.)
3.20.1.5. Kâfir Yıkanmaz
Müslümana kâfiri yıkamak gerekmez. Bazıları bunu caiz görmüştür. Maliki ve
Hanbelîlerc göre, müslümana, yakını olan kâfiri yıkaması, kefenlemesi,
defnetmesi gerekmez. Ancak zayi olacağından korkarsa, onu gömmesi gerekir. Ahmed,
Ebû Dâvûd, Nesâî ve Beyhakî'nin rivayetine göre Ali (r.a.) Rasûlüllab'a şöyle
demiştir: "ihtiyar ve sapık amcan öldü." Rasûlüllah; "Git babam göm, bana
gelinceye kadar birşey anlatma." Ali; (r.a.) gittim, onu gömdüm ve Rasûlüllah'a
geldim. Bana emrcüi, yıkandım ve bana dua elti." İbn Münzîr; "ölüyü yıkamak
hususunda uyulacak bir sünnet yoktur." demiştir.
3.20.1.6. Yıkamanın Şekli
Ölüyü yıkamakla vacib olan, cünub ve hayz olsa bile suyu bir kerre vücudun her
tarafına yaymaktır. Ölü yıkamakta müstehab olan şudur: Yüksek bir yere konarak
elbisesi soyulur. Eğer sabi değilse avret mahallini örtecek bir örtü konur.
Ölünün yanında işi olanlardan başkası bulunmaz. Yıkayan kimsenin, ölüde gördüğü
hayırlı şeyleri anlatıp kötü şeyleri gizlemesi için emin, salİh ve güvenilir bir
kimse olması gerekir. Ibn Mâcc'ye göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seüem
"ölülerinizi emin kimseler yıkasın" buyurmuştur.
Yıkarken yıkayıcının niyet etmesi vacibdir. Çünkü ölü yıkamayla mükellef olan
odur. Sonra, yıkamaya başlayarak ölünün kamını hafifçe sıkar. Böylece kamının
temizlenmesi ve vücudundaki pisliğin çıkması sağlanır. Bunu yaparken eline bir
bez parçası alıp temizler. Çünkü avret mahalline dokunmak haramdır. Sonra namaz
abdesti gibi abdest aldırır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: "Sağdan ve abdest yerlerinden başlayınız. Bu durumda abdest
azalarındaki parlaklığın ve nişanın ortaya çıkması, mümin için abdest
işaretlerinin yenilenmesi sağlanmış olur." Sonra su ve sabunla veya sadece suyla
üç defa yıkar. Eğer üçten fazla yıkamayı (temizliğin hasıl olmaması veya başka
bir sebepten dolayı) uygun görürse beş veya yedi defa yıkar. Sahih rivayetlere
göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "Onu tek sayı olarak yıkayınız üç,
beş, yedi veya uygun görülürse daha fazla" buyurmuştur.
Ibn Münzîr demiştir ki; "Zikri geçen şartlar gösteriyor ki; kaç defa
yıkanacağı tercihi yıkayanlara bırakılmıştır. Eğer ölen kadın ise, saçlarının
örgüsünü bozmak mendubdur. Yıkanır, örgüsü tekrar yapılır ve arkaya doğru
salınır. Ümmü 'Atiyye, hadisinde; "kadınlar Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'in kızının saçlarını üç örgüye ayırmışlardı," dedi. Râvî diyor ki;
"onları bozduktan sonra mı üç Örgü yaptılar?" diye sordum. Ümmü Atiyye "evet"
dedi. Müslim'de; "saçlarını üç örgü olacak şekilde ördük. İki yanlarda, bir
alında," ifadesi vardır. Ibn Hibban'm Sahîh'indc Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'in örme ile ilgili emri; "Onun saçlarını üç bölüğe ayırın" sözünden
çıkmaktadır. Ölünün yıkanması bitince temiz bir elbiseyle, kefeni ıslamasın diye
vücudu kurulanır ve üzerine temiz kokular sürülür.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "Ölüyü tütsülediğinizde, tüt-sülemeyi
bir, üç, beş gibi tek olarak yapın" buyurmuştur. (Hadisi Beyhakî, Hâkim ve Ibn
Hibbân rivayet etmiş, Hâkim ve Ibn Hibbân sahihlemiştir.) Ebû Vâil şöyle
demiştir: "Ali'nin yanında misk vardı. Onun sürülmesini vasiyet ederek şöyle
dedi: "Bu, Rasûlüllah'm arta kalan kokusudur." Cumhur ulema ölünün tırnaklarını
kesmeyi, bıyıklarını kısaltmayı, koltuk altlarını temizlemeyi kerih
görmüşlerdir. Ibn Hazm ise buna cevaz vermiştir.
Alimler, ölü yıkandıktan sonra, kefenlemeden önce kamından bir şey çıkarsa,
sadece pisliğin isabet ettiği yerin yıkanacağına ittifak etmişler; taharetin
iade edilmesi konusunda ise ihtilaf ederek bazıları 'iade etmek gerekmez,'
demiş, bazıları da 'abdest aldırmak gerekir,' demiştir. 'Guslün iadesi gerekir,'
diyenler de vardır. Guslün şekli hakkında, âlimlerin, içtihatlarının çoğunu bina
ettikleri esas, Buharî, Müslim, Tirmizî, Ncsâî, Ebû Dâvûd ve Ibn Mâce'nin Ümmü
Atiyye (r.a.)'dcn rivayet ettikleri hadistir. Ümmü Atiyye (r.a.) şöyle demiştir.
"Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, kızı vefat ettiği zaman, yanımıza
gelerek şöyle buyurdu: "Onu üç, beş veya uygun görürseniz daha fazla su ve
sidrle yıkayın. Sonunda kâfur veya kâfurdan birşey koyun. Bitirince bana haber
verin." Kadınlar yıkamayı bitirince ona haber verdik. Bize izarınt (gömlek)
verdi. "Bunu üzerine atın" buyurdu."
Kâfur koymanın hikmeti; âlimlerin zikrettiği gibi, güzel kokulu olmasındandır.
Bu an meleklerin hazır olduğu zamandır. Yine kâfur kullanmaktan maksad ölüyü
soğutmak, ölünün bedenini dinç tutmak, böceklerden ve çabuk bozulmadan
korumaktır. Kâfur bulunmadığı zaman bu özelliklerin hepsini veya bir kısmını
taşıyan başka şeyler de aynı görevi yapar.
3.20.1.7. Su Bulunmadığında Ölüye Teyemmüm Vermek
Eğer su bulunmasa ölüye teyemmüm verdirilir. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: "Eğer
su bulamazsanız teyemmüm ediniz. "(6) Rasülüllah sal-lallahu aleyhi ve sellem de
"Yeryüzü bana mescid ve temizleyici kılındı" buyurmuştur. Eğer Ölü yıkandığı
zaman dağılma tehlikesi varsa yine teyemmüm verdirilir. Yabancı erkekler
arasında ölen kadın ile yabancı kadınlar arasında ölen erkeğe de teyemmüm
verdirilir. Ebû Davud'un mür-sellcri arasında yer alan ve Beyhakî'nin Mckhûl'dcn
rivayet ettiği hadise göre; Ncbî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Kadın, kendisi
ile beraber başka kadın olmadığı halde erkekler arasında ölürse, erkekte kendisi
ile beraber başka erkek olmadığı halde, kadınlar arasında ölürse her ikisine de
teyemmüm ettirilir ve gömülürler. Her iki durumda su bulunmamış sayılır."
Kadına, mahrem olan birisi, eliyle teyemmüm verdirir. Ebû Hanife ve Ahmed'in
mezhebi budur. Mâlik ve Şafiî'ye göre; erkekler arasında mahremi olan bir kimse
varsa onu yıkar. Çünkü bu durumda kadın, avret ve halvet mevzuunda erkek
gibidir, imam Mâlik'tcn rivayet edildiğine göre; ilim ehlinin şöyle söylediğini
işitmiştir: "Kadın öldüğü zaman, beraberinde onu yıkayacak kadınlar bulunmazsa,
içlerinde mahrem bir kişi veya kocası da yoksa, teyemmüm verdirilir. Yüzüne ve
ellerine temiz toprakla mesh verdirilir. Yine erkek öldüğü zaman, yanında
kadınlardan başka kimse yoksa, aynı şekilde teyemmüm verdirilir."
3.20.1.8. Kan Kocadan Birinin Diğerini Yıkaması
Kadının kocasını yıkamasının caiz olduğunda fakîhler ittifak etmişlerdir. Âişe
(r.a.) demiştir ki: "Tekrar başıma gelseydi, Nebî alcyhissclâm'ı hanımlarından
başkası yıkayamazdı." (Hadisi Ahmcd, Ebû Dâvûd ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim
sahih İçmiştir.) Erkeğin karısını yıkamasında ihtilaf edilmiş, alimlerin çoğu,
bunu caiz görmüştür. Alî (r.a.)'m Falıma (r.a.)'yı yıkadığını Dârekutnî ve
Beyhakî rivayet etmişûr. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem Âişc (r.a.)'ya
şöyle demiştir: "Ya Âişe, eğer benden önce ölürsen, seni yıkayıp kefenlerim."
(Bu hadisi lbn Mâcc rivayet etmiştir.) Hancfilcr, erkeğin karısını yıkamasını
caiz görmemiş, 'eğer kocasından başka kimse yoksa, teyemmüm verdirir,'
demişlerdir. Hadisler ise onların aleyhine hüccettir.
(6) Nisâ:43,Mâide:6.
3.20.1.9. Kadının Çocuğu Yıkaması
lbn Münzîr; ilim nakledilenlerin hepsi, kadınların küçük çocuklarını
yıkayabileceğinde icmâ etmişlerdir.
Kefen
Hükmü
Bir elbiseyle bile olsa, ölüyü örtecek bir şeyle kefenlemek farzı kifâyedir.
Buharî'nin Habbâb (r.a.)'dan rivayet eniğine göre; Habbab (r.a.) demiştir ki: "Rasûlüllah
saİlallahu aleyhi ve sellem ile beraber Allah rızasını elde etmek için hicret
etlik ve mükâfatımızı Allah'tan bekledik. İçimizden mükâfatını görmeden bazı
kimseler öldü. Onlardan birisi de Mus'ab bin Umcyr'dir. Uhud savaşında
öldürüldü. Bir hırkadan başka onu önecek birşey bulamadık. Onunla başını
önlüğümüz zaman ayakları açıkta kalıyor, ayaklarını örtünce başı açıkla
kalıyordu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem onunla başını örtmemizi,
ayaklarına ise güzel izhır(*) otlarından koymamızı emretti.
3.20.2.2. Kefen'de Müstehab Olanlar
Aşağıdakiler kefen için müstehabdir:
a- Kefenin güzel, lemiz ve bedeni örtecek şeküde olması: lbn Mâcc ve Tirmizî'nin
Ebû Katâdc (r.a.)'dcn rivayet ettiği, Tirmizî'nin hasen saydığı hadise göre Ncbî
aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz müslüman kardeşinin velisi
olduğu zaman kefenini güzel yapsın."
b- Kefenin beyaz olması: Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin lbn Abbâs (r.a.)'dan
rivayet etliği, Tirmizî'nin sahîhledİği hadise göre Ncbî aleyhisselâm şöyle
buyurmuştur: "Beyaz elbise giyiniz, çünkü beyaz en hayırlı elbisedir ve
ölülerinizi beyaz elbisenizle kefenleyiniz."
c~ Kefenlerin haslaştırılıp tütsülenmesi ve kokulanması: Ahmed ve Hâkim'in Câbir
(r.a.)'den rivayet ettiği, Hâkim'in sahih saydığı hadise göre Ncbî aleyhisselâm
şöyle buyurdu: "Ölüyü tütsülediğiniz zaman üç defa yapınız." Ebû Sa'îd, lbn Amr
ve İbn Abbas, kefenlerinin ud ağacıyla tütsülenmesini vasiyet etmişlerdir.
d- Erkek için üç parça, kadm için beş parça olması: Buharı, Müslim, Tirmizî,
Nesâî, Ebû Dâvûd ve lbn Mâce'nin Âişe (r.a.)'dcn rivayetlerine göre, o demiştir
ki; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, içinde gömlek
(*) İzhır: Kokusu güzel bir ot.
ve sarık olmayan pamuklu, beyaz üç yeni elbiseyle kefenienmiştir." Tirmizî şöyle
demiştir: "Rasûlüllah'ın ashabından ve diğerlerinden pek çok ilim adamı böyle
amel etmiştir." Süfyân Sevrî; "Kişi üç elbise ile kefenlenir. İsterse bir gömlek
iki örtü, dilerse üç örtüyle kefenlenir" demiştir. İki elbise bulamayan kimseye
bir elbise kifayet eder. Üç elbise bulamayana iki elbise yeler. Bulan kimse için
üç elbise en güzeldir. Bu, Şafi'î, Ahmed ve İshâk'm görüşüdür. Kadın beş elbise
ile kefenlenir. Ürnmü 'Âtiyye (r.a.)*dcn rivayeten: "Nebi aleyhisselâm kızma
izâr, gömlek, baş örtüsü ve iki elbise giydirdi." îbn Münzir: "İlim aldığımız
âlimlerden çoğu, kadının beş elbiseyle kcfenleneceği görüşündedirler" demiştir.
3.20.2.3. ihramdayken Ölenin Kefenlenmesi
İhramda iken ölen, ihramlı olmayan gibi yıkanır, ihram elbisesi ile kefenlenir,
başı örtülmez. îhram hükmü veya devam ettiği için koku sürülmez. Buharı, Müslim,
Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce'nin İbni Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine
göre, İbni Abbas (r.a.) demiştir ki: "Arafat'ta bir adam, Rasûlüllah ile beraber
vakfedeyken bineğinden düşerek boynu kırıldı ve öldü. Durumu Rasûlüllah'a
anlattılar. Rasûlüllah sallalla-hu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Onu su ve
sidrle yıkayın, iki elbiseyle onu kefenleyin, güzel kokular sürmeyin, basını
örtmeyin. Şüphesiz Al-lahu Teâlâ kıyamet günü telbiye getirir halde onu
diriltir." Hanefî ve Malikîler: "ihramlı kimse, öldüğü zaman ihramın hükmü
kalkarak ihramlı değilmiş gibi kefenlenir; kefeni tütsülenir ve güzel kokular
sürünür," demişlerdir. Yine dediler ki; "ihramlı iken ölen adamın olayı, muayyen
bir olaydır. Umuma şâmil olamaz. Sadece o adama mahsustur. "Kıyamet günü ancak
"Lcbbeyk" diyerek diriltilir," illeti, her ihramh için geçerlidir."
Esas olan; fertlerden birisi için sabit olan bir hükmün, o tek kişiye mahsus
olduğuna delil bulunmadığı müddetçe, diğerleri için de sabit olduğudur.
3.20.2.4, Kefende Aşın Gitmenin Mekruhluğu
Kefenin, değerinde aşırıya kaçmamak ve adetle bağdaşmayacak şekilde kefen
konusunda insanın zorluğa gitmemesi şartıyla güzel olması gerekir. Şafi'î şöyle
demiştir: Ali (r.a.) demiştir ki: "Benim kefenimde mübalağa yapılmasın. Şüphesiz
Rasûlüllah'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Kefende mübalağa yapmayınız. Çünkü
kefen çok çabuk soyulup gidecektir." (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.
Senedinde, hakkında dedikodu olan Ebû Mâlik vardır.) Huzeyfe (r.a.)'den
rivayeten; o şöyle demiştir:
"Kefende mübalağa yapmayınız. Benim için iki temiz elbise satın alın." Ebû Bekir
(r.a.) de: "Bu elbisemi yıkayın, iki elbise daha ilave ederek, beni bunlarla
kefenleyin," dedi. Âişe (r.a.), "bu elbise eskidir," deyince, Ebû Bekir (r.a.);
"Diriler, iyi elbise giymeye ölülerden daha lâyıktır. O sadece ölünün kan ve
irinleri içindir," demiştir.
3.20.2.5. ipekten Kefen
Erkekler için ipekten kefen yapmak helâl olmayıp kadınlara helâldir. Çünkü
Rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem ipek ve altın hakkında şöyle buyurdu:
"Onlar ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir." İlim ehlinden çoğu;
israf, malı zayi etmek ve nehyedilen yüksek fiat nedeniyle kadınların da ipek
kefen kullanmasını mekruh saymışlar. Kadınların, ipeği hayatta iken süs olarak
kullanmaları durumuyla, öldükten sonra kefen olarak kullanmalarının arasını
ayırmışlardır. Ahmcd, "kadınların ipek elbiseyle kefcnlcnmcsini hoş görmem,"
demiştir. Hasan, Îbn Mübarek ve Ishak da bunu mekruh saymışlardır. îbn Münzîr,
"diğer âlimlerden, bunun aksini duymadım," demiştir.
3.20.2.6. Ölenin Kendi Malından Kefenlenmesi
Kişi Öldüğü zaman mal bırakırsa, malından kefenlenir. Eğer malı olmazsa,
nafakası üzerine lâzım gelenler kefenlerler. Eğer onun için harcama yapacak
kimse yoksa, Beyt'iÜ-Mâl'dcn kefenlenir. Bcyt'ül-Mâl kefenlemezse, müslümanlann
hepsinin üzerine, bu işi yapmak gereklidir. Kefen konusunda kadınlar da erkekler
gibidir. Îbn Hazm şöyle demiştir: "Kadının bunları yapması gerekmez. Çünkü
müslümanlann malları Kur an ve Sünnet'in ifadeleriyle korunmuştur. Çünkü
Rasûlülîah sallalla-hu aleyhi ve sellem: "Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız size
haramdır," buyurmuştur. Allahü Tcâlâ da kocaya nafaka, elbise ve meskeni farz
kılmıştır. Ailahu Teâla nın bizi mükellef tuttuğu kefene elbise denemeyeceği
gibi kabre de mesken denemez."
İslami Okul Okulların En Önemlisi