Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 22 Cenazenamazi - Fikhussunne

Fikih - 22 Cenazenamazi

Cenaze Namazı Kılmak

Hükümleri

Fıkıh imamları arasında ittifak edilen hükme göre cenaze namazı kılmak farzı kifâyedir. Rasûlüllah'ın emri bu yönde olup, müslümanlar da bu emre günümüze kadar uymuşlardır. Buharı ve Müslim'in Ebû Hüreyre (r.a.)'dcn- rivayet ettiklerine göre; Nebî aleyhisselâm borçlu olarak ölen bir
adam getirildiğinde, "borcu için fazla btrşey bıraktı mı?" diye sorardı. Eğer borcuna karşılık mal bıraktığı söylenirse namazım kılar; borcuna karşılık mal bırakmamışsa müslümanlara; "arkadaşınızın namazım kılınız," derdi,

3.203.2. Faziletleri

Buharı, Müslîm, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin Ebû Hureyrc (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Her kim cenazeye gider ve namazım kılarsa, onun için bir kırat sevap vardır. Onların küçüğü Uhud dağı (veya her biri Uhud dağı) kadardır." Müslim'in Hauâb (r.a.)'dan rivayetine göre Habbâb (r.a.) demiştir ki; "Ey Abdullah bin Ömer, Ebu Hürcyrc'nin söylediğini işitmedin mi ki; O, Rasûlüllah'ıan şöyle işittiğini söylüyor: "Kim cenaze ile beraber evinden çıkar, namazım kılar, sonra defnoluncaya kadar onu beklerse; iki kırâl ecir vardır ki, her bir kırat Uhud dağı kadardır. Her kim namazını kılar, sonra dönerse, onun için Uhud dağı kadar sevap vardır." İbn Ömer, (r.a.) Habbâbî, E_bû Hureyre'nin bu sözünü sorup haber getirmek için Âişe'ye gönderdi. Âişe (r.a.), "Ebû Hürcyre doğru söylemiştir," deyince İbn Ömer; "Öyleyse biz çok kıratlar ihmal etmişiz," dedi.

3.203.3. Şartları

"Salat" (Namaz) kelimesi cenaze namazını da ihtiva eder. Onun için, şâir farz namazlarda farz kılman hakiki temizlik, büyük ve küçük hades-ten temizlik, kıbleye dönmek ve avret mahallini örtmek gibi şartlar cenaze namazında da şarttır. Mâlik'in Nafi'dcn rivayet ettiğine göre; Abdullah bin Ömer (r.a.) şöyle dedi: "Kişi cenaze namazını temiz olmaktan başka şekilde kılamaz. Diğer farz namazlardan farkı, vaktin şart olmayıp hazırlandığı her vakitte eda cdilcbilmesidir. Hanefî ve Şafi'îlcre göre; isterse mekruh vakitlerde olsun, kılmabilir. Ahmcd, İbn Mübarek ve Ishak, güneş doğarken, zevalde iken ve batarken cenaze namazı kılmayı, cesedin bozulacağından korkulması durumu dışında mekruh saymışlardır.

3.203.4. Rükünleri

Cenaze namazını oluşturan bir takım rükünler vardır. Bu rükünlerden biri terkedilirse, namaz batıl olur. Şer'an namaz sayılmaz. Bunları aşağıda zikrediyoruz.
a- Niyet
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: "Onlar dini ancak Allah'a halis kıla-
rak ibadet yapmaktan başka bir şeyle emrolunmadılar." (6) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ise; "Ameller niyetlere göredir. Herkes için niyet ettiği şey vardır," buyurmuştur. Daha önce niyetin hakikati geçmiştir. Niyetin yeri kalp olup, dil ile söylenmesi meşru olmamıştır.
b- Gücü Yetenin Ayakta Durması
Alimlerin çoğuna göre, ayakta durmak bir rükündür. Özürsüz binek üzerinde oturarak cenaze namazı kılmak sahih değildir. Muğnî kitabında, yazarı şöyle demiştir: "Binek üzerinde cenaze namazı kıimak caiz olmaz; çünkü bu durumda vacip olan kıyam terkedilmiş olur. Ebû Hanife, Şafi'î ve Ebû Sevr'in görüşü budur. Bu konuda başka görüş bilmiyorum." Kıyam esnasında, namazda olduğu gibi sağ elini sol eli üzerine koymak müstchabdır. Başka bir görüşle, 'müstehab değil,' denmiştir. Evlâ olan birinci görüştür.
c- Dört Tekbir Almak
Buharı ve Müslim'in Câbir (r.a.)'den rivayet elliğine göre; Ncbî aleyhisselâm Necâşînin namazını kılarak dört tekbir aldı. Tirmizî şöyle demiştir: "İlim ehlinden, Rasûlüllah'm ashabından ve diğerlerinden çoğu, bu hadisle amel etmiş ve cenaze namazının dört tekbirle olduğu görüşünü benimsemişlerdir." Süfyân, Mâlik, îbn Mübarek, Şafi'î, Ahmcd ve İshâk da aynı görüştedirler. Tekbirde Elleri Kaldırmak: Sünnet olan; cenaze namazında birinci tekbirde elleri kaldırıp diğer tekbirlerde kaldırmamaktır. Çünkü birinci tekbirden başka diğer tekbirlerde ellerini kaldırdığı Ncbî aleyhisselâm'dan bize ulaşmamıştır. Şevkânî; her birinin delillerini münakaşa ederek, ihtilâfları zikrettikten sonra, "özeli şudur;" demiştir: "Birinci tekbirin dışında, diğer tekbirlerde ellerin kaldırılması konusunda Rasûlül-lah'tan, sahabenin fiil ve sözlerinden delil gelirecek bir şey yoktur. Öyleyse ifıiıah tekbirinde elleri kaldırmak diğerlerinde kaldırmamak gerekir. Çünkü diğerlerinde tekbir meşru olmayıp, ancak şâir namazlarda bir rükünden diğer rükne geçerken tekbir vardır. Cenaze namazında ise bu gibi intikal tekbirleri yoktur.
d- Gizlice Fatiha Okumak ve Rasûlüllah'a Salatu Selâm Getirmek
Şafiî'nin Müsned'inde Ebû Ümâme bin Sehl (r.a.)'den rivayet ettiği-

(6) Beyyine:5.

ne göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından bir kimse, Ebu Ümâme'ye şöyle haber vermiştir: "Cenaze namazında Sünnet olan, imamın tekbir alması, birinci tekbirden sonra kendi kendine Fatiha'yı gizlice okumasıdır. Sonra Ncbî aleyhisselâm'a salavât getirir. Tekbirler arasında hiç bir şey oktlmayip sadece ölüye dua okur, sonra gizlice kendi kendine selâm verir." (Fetih kitabında, 'hadisin senedi sahihtir," demiştir.) Buhârî'nin Talha bin Abdullah (r.a.)'dan rivayetine göre Talha (r.a.) demiştir ki: "îbn Abbas'la cenaze namazı kıldığımızda Fatiha'yı okuyarak "Faiiha'yı okumak sünnettendir" demiştir. Tirmizî de aynı şeyi rivayet ederek şöyle demiştir: "Bu şekilde amel etmek sahabe ve diğerlerinden bazı ilim adamlarına göredir. Bunlar Fatiha'yı birinci rek'attan sonra okumayı uygun görürler." Şafi'î, Ahmcd ve lshak la aynı görüşledir. Bazıları da; "cenaze namazında Fatiha okunmaz, çünkü cenaze namazı Allah'ı sena cime, Rasûlüllah'a salâtu selam okuma ve Ölüye duadır," demişlerdir. Bu görüş ise, Sevrî ve Küfe ehlinden diğerlerinin görüşüdür. Kırâctin farz olduğunu düşünenlerin delillerinden birisi şudur: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem cenaze namazını namaz olarak isimlendirerek; "Arkadaşınızın cenaze namazını kılın," buyurmuş. Yine bir başka hadîsde; "Fatiha'yı okumayanın namazı yoktur," buyurmuştur.
Rasûlüllah'a. Getirilecek Salavât Duası ve Yeri: ,
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e salavât, herhangi bir şekille
olabilir. Eğer "Allahümme sallı ala Muhammedin," dese bile yeterlidir.
Ancak Rasûlüllah'm okuduğu salavâti şerîfeleri okumak daha efdâldir.
Meselâ:
"A ilahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline, İbrahim ve ibrahim'in âline rahmet ettiğin gibi rahmet et. Ve Muhammed ve Muhammed'in âlini, İbrahim ve İbrahim'in âlini bereketli kıldığın gibi bereketli kıl."
Bu salavâtı şerîfeler, zahir olan görüşe göre, ikinci tekbirden sonra okunur. Ancak bunların nerede okunacağı hakkında herhangi bir delil va-rid olmamıştır.
e- Dua Etmek
Fakihlerin ittifakıyla dua da bir rükündür. Çünkü Rasûlüllah sallalla-hu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Cenaze namazı kıldığınız zaman, onun için halisane dua yapınız." (Hadisi Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Ibn Hibbân rivayet etmiş, lbn Hibbân sahihlcmiştir.) Az da olsa herhangi bir duâ ile bu emir gerçekleşir. Müstchab olan, aşağıdaki eserde varid olan dualardan herhangi birisiyle dua etmektir.
Ebû Hüreyre, (r.a.) "Rasûlüllah cenaze namazında şöyle dua etti," demiştir:
"Allahım, sen onun Rabbisin; onu sen yarattın, ona sen rızık verdin, onu sen İslâm'a hidayet etlin. Onun rulıunu sen aldın, gizli ve açık her şeyini sen daha iyi bilirsin; bizi onun için şefaatçi kıl. Günahlarını bağışla." (Hadisi Ahmcd ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Vâilc bin Eska (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in müslümanlardan bir adamın cenazesini kıldırarak şöyle söylediğini işittim:
"Allahım, falanca oğlu falanca senin muhafazan altında ve senin ahdin çevresindedir. Onu kabir fitnesinden, cehennem azabından koru. Sen vefa ve hak ehlisin. Allahım, onu bağışla, ona merhamet et: Sen bağışlayan ve merhamet sahibisin." (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Avf bin Mâlik (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in cenaze namazı kılarken şöyle dediğini işittim:
"Allahıtn, onu bağışla, ona merhamet et, onu affet, ona afiyet ver. Misafir olacağı yerini keremli ve kabrini geniş kıl. Onu su, kar ve dolu ile yıka. Beyaz elbise kirden temizlendiği gibi onu da hatalardan temizle, onun evini dünyadaki evinden, ehlini dünyadaki ehlinden, eşini dünyadaki eşinden daha hayırlısıyla değiştir. Onu kabir fitnesinden ve cehennem azabından koru." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Ebû Hürcyrc (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Rasü-lüllah sallallahu aleyhi ve scîlem cenaze namazı kılarak şöyle dua etti:
"Allahım, dirimizi ve ölümüzü, küçüğümüzü ve büyüğümüzü, erkeğimizi ve kadınlarımızı, burda olanları ve olmayanları bağışla. Allahım, bizden yaşattığını İslâm üzere yaşat. Öldürdüğünü îmân üzere öldür. Allahım, bunun mükâfatından bizi de mahrum etme ve bundan sonra bizi saptırma." (Hadisi Ahmed ve Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Namazı kılınan kimse çocuk olursa namaz kılanın şöyle demesi müstchabdın
"Allahım, onu bizim için selef kıl. Bizler için sevap kıl ve saklanmış bir mükâfat kıl." (Bu duayı Buharî ve Beyhakî, Hasan "in sözü olarak rivayet etmişlerdir.)
Nevevî şöyle demiştir: "Eğer ölen, erkek veya kız çocuk olursa, hadiste geçen duayı (Allahım dirimizi, ölümüzü bağışla) okuyarak şu duayı da ilâve eder:
"Allahım, onu anne babasına sevap kıl. Bir Öğüt ve şefaatçi kıl. Onun sebebiyle mizanlarını ağır eyle. Kalplerine sabır doldur. Bundan sonra onları fitneye düşürme ve onun mükâfatından onları da mahrum etme."
Bu Duaların Yapılacağı Yer:
Şcvkânî der ki: "Bildiğime göre, bu duaların belli bir yerde okunacağına dair bir şey gelmemiştir. Namaz kılan, dilerse, beğendiği duaları, tekbîri bitirdikten sonra, veya birinci, ikinci veya üçüncü tekbirden sonra, veya her iki tekbir arasını ayırarak, veya her tekbir arasında bu dualardan bir tane okuyabilir. Böylece Rasûlüllah'tan rivayet olunan duaların hepsini okumuş olur." Yine demiştir ki; "Zahir olan, hadislerde gelen bu dua lâfızlarıyla erkek olsun, kadm olsun ölüye dua okumaktır. Ölen, kadm olduğu zaman, müzekker zamirleri müennese çevirmez; çünkü zamirler 'meyyit1 kelimesine bağlanır. Bu ise hem erkek, hem kadın için kullanılır."
f- Tekbirden Sonra Dua Okumak
Cenaze namazı kılanın, üçüncü tekbirden sonra dua etmiş olsa bile, dördüncü tekbirden sonra da dua etmesi müstchabdır. Çünkü, Ahmcd'in Abdullah bin Ebi Evfâ'dan rivayetine göre; kendisinin bir kız çocuğu vefat etti. Üzerine dört tekbir aldı dördüncü tekbirden sonra, iki tekbir arasında duracak kadar durup duâ okudu. Sonra "Rasûlüllah, cenaze namazlarında böyle yapardı," dedi.
"Allahım onun mükâfatından bizi de mahrum etme. Bundan sonra da bizi fitneye düşürme." Ibn Ebî Hüreyre de şöyle demiştir: "Bizden ön-
çekiler dört tekbirden sonra şöyle derlerdi: "Allahümme Rabbena âtinâ fi'd-dünyâ hasenelen ve fi'l-âhireû haseneten ve gına azâb'en-nâr," (Ey Allahım bize dünyada ve ahirettc iyilik ver, bizi cehennem azabından koru.)
g- Selâm
Ebû Hanife'den başka fakihlcr, selâmın farz olduğunda ittifak etmişlerdir. Ebû Hanife ise sağa ve sola selâm vermenin, vacip olup rükün olmadığını söylemiştir. Fakihler, selâmın farz olduğunu, cenaze namazının bir namaz olmasından istidlal etmişler ve "her namazın ise helâl oluşu (bitişi) selâm iledir," demişlerdir. İbni Mcs'ûd (r.a.) "cenaze namazında selâm vermek, şâir namazlarda selâm vermek gibidir," der. Selâmın en azı, "cs-selâmü aleyküm" veya "selâmün aleykiim" demektir. Ahmed "sağma vermiş olduğu bir selâmla yetinmenin sünnet olduğunu, ön tarafa selâm verirse bunda bir beis olmadığını," söylemiş, bu görüşünü "Rasû-lüllah ve ashabının bir selâm verdiğini, onların zamanında buna muhalif bir şey bilinmediğini," söyleyerek del i İlendir m iştir. Şafi'î; ikinci selâmı müslehab saymış; "birincide sağ tarafa dönerek başlar, sol tarafa dönerek bitirir." demiştir. Ibn Hazm; ikinci selâmın bir zikir ve bir hayırlı iş olduğunu söylemiştir."

3.20.3.5. Cenaze Namazının Kılınış Şekli

Namaz kılan, namazın şartların! tamamladıktan sonra, "hazır olan ölüye namaz kılmaya" diye niyet ederek ellerini iftitah tckbiriyle beraber kaldırır. Sonra sağ elini sol eli üzerine koyar. Fatihayı okumaya başlar, sonra tekbir alarak Nebî aleyhisselâm'a salâvât okur. Sonra tekbir alarak ölüye dua eder, sonra tekbir alıp yine duâ okur ve sonra selâm verir.

3.203.6. Erkek ve Kadın Cenaze tçin imamın Duruşu

İmamın, erkek cenazenin baş tarafı hizasında, kadın cenazenin ise orta hizasında durması sünnettendir. Enes'in rivayet ettiği hadise göre; Enes (r.a.) erkek cenaze namazı kılınca, başının yanında durdu. O kaldırılıp kadın cenaze getirilince, onun da namazını kıldı ve orta hizasında durdu. Encs'c; "Rasûlüllah, erkek ve kadın cenaze namazı kılarken senin durduğun yerde mi dururdu?" diye sorulduğunda, Encs; "evet" demiştir. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ibn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisi hasen saymıştır.) Tahavî "bu bana en hoş gelendir, çünkü Nebî aleyh is selâm'dan rivayet olunan hadisler, böyle olacağını kuvvetlendirmektedir," demiştir.

3.203.7. Birden Çok Cenaze Namazı Kılmak

Erkek ve kadın birden çok cenaze toplanırsa, en efdâli şudur: îma-mın Önüne gelmek şartıyla imamla kıble arasında, arka arkaya saf yapılır ve hepsine bir namaz kılınır. Eğer cenazeler erkek ve kadm olursa; erkeklere ayrı, kadınlara ayrı kılmak caiz olduğu gibi, hepsine beraberce namaz kılmak da caizdir. Erkekler, imamın önüne saf yapılır. Sonra kadınlar, daha kıble tarafa konur. Nâfi'in Ibn Ömer'den rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, erkek ve kadın cenazelere beraberce namaz kılmıştır. Erkekleri önüne koymuş, kadınları daha kıble tarafa koyarak hepsini bir sıra yapmıştır. Ömer'in karısı Ümmü Külsûm binti Ali ve onun Zcyd ismindeki çocuğunun cenazeleri böyle sıraya konulmuştu. O gün Sa'îd bin el-Âs imamdı. İnsanların arasında İbn Abbas, EbûHürcyre, Ebû Sa'îd ve Ebû Kaıâdc (r.a.) de vardı. Çocuk, imamın Önüne kondu. İçlerinden bir adam, "böyle yapmasını hoş görmedim," dedi. Ibn Abbas, Ebû Hürcyre, Ebû Sa'îd ve Ebû Katâde'ye baktım, "bu nedir?" dedim. "Sünnet böyledir," dediler. (Hadisi Nesâî, Beyhakî rivayet etmiş, Hafız 'senedi sahihtir,' demiştir.) Hadise göre, erkek çocuğun, kadınla beraber cenaze namazı kılındığında imamın önüne konur. Onun ardına da kadm konur. Eğer cenazeler arasında, erkek, kadm ve çocuklar varsa, çocuklar erkeklerin ardına konur.

3.20.3.8. Üç Saf Yapmanın Müstehab Oluşu ve Safların Düzeltilmesi

Cenaze namazı kılanların üç saf yapması ve safların düzgün olması müstchabdır. Mâlik bin Hüreyre (r.a.)'in rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "öldüğü zaman, müslümanlar-dan üç safa ulaşan bir cemaat namazım kılıp ta bağışlanmayan hiç bir mümin yoktur," Mâlik bin Hüreyre (r.a.), cenaze namazı kılanlar az olduğu zaman, onları üç saf yapmak için adam araştırırdı. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ibn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisi hasen saymış, Hâkim ise sahİhlcmiştir.) Ahmed demiştir ki; "cemaat azlık olsa bile üç saf yapmalarını isterim." "Eğer cemaat dört kişi olursa, nasıl yaparlar?" diye sorulunca; "iki saf olurlar," dedi. "Her safta ikişer kişi bulunur. Cemaat üç kişi olursa, bir safla tek kişinin kalması mekruhtur."

3.203.9, Çok Cemaatin Müstehab Oluşu

Cenaze namazında cemaatin çok olması müstehabdır. Âişe (r.a.)'den rivayeten, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Müslümanlardan yüz
kişinin namazını kılıp, hepsinin şefaat ettiği halde şefaatlerinin kabul olunmayacağı hiç bir ölü yoktur." (Hadisi Ahmed, Müslim ve Tirmizî rivayet etmiştir.) lbn Abbas'ıan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Ra-sûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Cenaze namazında, Allah'a şirk koşmamış kırk adam bulunup ta şefaatlerini Allah'ın kabul etmeyeceği hiç bir müslüman kişi yoktur." (Hadisi Ahmed Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)

3.20.3.10. Cenaze Namazına Yetişemeyen

Cenaze namazından bir tekbiri kaçıran kimsenin namazın ardından onu kaza etmesi mü.stchabdır. Eğer kaza etmezse de bir beis yoktur. îbn Ömer, Hasan, Eyyûb cs-Sahıiyânî ve Evzâ'î şöyle demişlerdir: "Cenaze namazından kaçırdığını kaza etmez, imam ile beraber selâm verir." Ahmed ise "kaza etmezse önemli değildir," demiştir. Muğnî sahibi, bu görüşü tercih cımiş ve demiştir ki; "delilimiz îbn Ömer'in sözüdür. Sahabeden buna muhalif olan bilinmemektedir." Âişe'dcn (r.a.) rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Yâ Rasûlallah ben cenaze namazı kılıyorum, fakat bazı tekbirleri işitemiyorum." Rasülüllah, sallallahu aleyhi ve sellem; "duyduğun tekbirleri al, geçenler İçin sana kaza gerekmez," buyurdu. Bu ifade açıktır. Çünkü cenaze tekbirleri, birbirini takip eden tekbirlerdir. Bayram tekbirleri gibi geçenleri kaza etmek gerekmez.

3.20.3.11. Kimlerin Cenaze Namazı Kılınır, Kimlerin Kılınmaz?

Fakîhler, erkek olsun, kadın olsun, küçük olsun, büyük olsun, müs-lümanm cenaze namazının kılınmasında ittifak etmişlerdir. îbn Münzîr, "ilim ehli, çocuğun canlı doğduğu bilindiği zaman ve ses çıkarırsa üzerine namaz kılınacağına dair icmâ etmişlerdir," demiştir. Muğîre bin Şu'be (r.a.)'dcn rivayelen; Ncbî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Binekli, cenazenin arkasından gider. Cenazenin arkasından giden ve önünden yürüyen, sağına ve soluna yakın olsun. Düşüğe namaz kılınır. Annesi ve babası için mağfiret ve rahmet duası yapılır." (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Ebû Davud'un rivayetinde şu vardır: "Cenazenin arkasından ve önünden yürüyen, cenazeye yakın olarak sağından ve solundan yürüsün." Bir rivayette şöyle denmiştir: "Cenazeyi takip eden binekli, arkadan, yürüyen ise dilediği taraftan yürür. Çocuğun ise namazı kılınır." (Hadisi Ahmed, Nesâî, îbn Mâce rivayet etmiş, Tirmizî sahihlemiş-tir.)

3.203.12. Düşük Üzerine Namaz Kılmak

Düşük dört aylık değilse yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Bir bez parçasına sarılarak defnedilir. Bu konuda âlimlerin çoğunun arasında ihtilaf yoktur. Eğer dört aylık veya daha fazla olursa, düşme esnasında bağırmış-sa, o yıkanır, ittifakla üzerine namaz kılınır. Eğer ses çıkarmamışsa, Ebû Hanifc, Mâlik, Evzaî ve Hasan'a göre namazı kılınmaz. Çünkü Tirmizî, Ncsaî, lbn Mâce ve Bcyhakî'nin Câbir (r.a.)'dcn rivayet ettikleri hadiste Nebî aieyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Düşük çocuk bağırdığı zaman namazı kılınır ve varis olur." Hadisle, üzerine namaz kılınması için, ses çıkarması şart koşulmuştur. Ahmed, Sa'îd, Jbni Sîrin ve İshak, geçen hadise dayanarak düşüğün yıkanıp namazının kılınacağı görüşündedirler. Hadisle, "düşüğün namazı kılınır," denmiştir. Çünkü o da ruh taşımaklaydı. Aynen ses çıkaran gibi namazı kılınır. Ncbî aleyhisselâm dön aylığa ruhun üflendiğini haber vermiştir. Ancak diğer âlimler, onların bu delillerine "hadisin müzdarip ve kendisinden daha kuvvetli olana ters olduğu" görüşü ile cevap vererek; "hüccet olmaya yeterli değildir," demişlerdir.
 Şelıid Üzerine Namaz

Şehid, kâfirler eliyle savaş meydanında öldürülen kimsedir. Hadislerin sahih ve açık olarak belirttiğine göre; şehid üzerine namaz kılınmaz.
Buhari'nin Câbir (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Ncbî aleyhisselâm Uhud şehitlerinin, kanlarıyla beraber defnolunmasını emretti, yıkanmadılar, namazları da kılınmadı.
Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Uhud şchidlerİ yıkanmadılar. Kanlarıyla gömüldüler ve üzerlerine namaz kılınmadı.
Şchidlerin namazının kılınacağına dair sahih ve açık başka hadisler de gelmiştir:
Buharî'nin, Ukbc bin Âmir (r.a.)'den rivayetine göre; "Nebî aleyhisselâm sekiz sene sonra bir gün çıkarak Uhud şehitlerine, ölüler ve dirilerin vedalaşmasına benzer, cenaze namazı gibi namaz kılmıştır.
Ebû Mâlik'il-Gifâri (r.a.)'dcn rivayelen: "Uhud'da öldürülenlerden dokuz tane getirildi. Onuncuları Hamza (r.a.) idi. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem onların namazlarını kıldı. Onları taşıdılar. Sonra dokuz tane daha getirildi. Onların da namazını kıldı. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bunları kılıncaya kadar Hamza yerinde kaldı." (Hadisi Beyhakî rivayet etmiş, "bu konuda en sahih hadis bu olup bu da mürseldir,' demiştir.)
Bu hadislerin muhtelif olması sebebiyle, fakîhlerin görüşleri de değişik olmuştur. Bazısı hadislerin hepsini almışlar, bazısı ise bir kısım rivayetleri diğerlerine tercih etmişlerdir. Hadislerin hepsini delil olarak alan tbn Hazm; şehidin namazının kılınmasını veya terk edil meşini caiz görmüştür. "Eğer namazı kılınırsa iyi olur, kilınmazsa da iyi olur," demiştir. Ahmcd'den yapılan rivayetlerden birisi bu yöndedir. İbn Kayyım, bu görüşü doğru bularak demiştir ki; "Bu mesele hakkında doğru olan, her ikisi hakkında da hadis geldiği için, namaz kılınmasıyla kılmmamasınm muhayyer olduğudur. Bu da Ahmed'den gelen bir başka rivayettir ve mezhebinin esasına daha uygundur." Devamla demiştir ki; "Uhud şehitlerinin durumundan ortaya çıkan şudur ki; defin sırasında üzerlerine namaz kılınmamıştır. Çünkü Uhud'da yetmiş kişi şehit düşmüşıü: Rasûlüllah'm, bunların namazını gizli kılması mümkün değildir. Câbir bin Abdullah (r.a.)'m, şehitlerin namazını terketmek konusundaki hadisi sahih ve açık olup babası da o gün Uhud şehitleri arasındaydı. Diğerlerinde bulunmayan haber onda vardı." Ebû Hanîfe, Scvrî, Hasan ve İbn Müseyyeb, fiilî rivayetleri tercih ederek şehit üzerine namaz kılmayı vacip görmüşlerdir. Mâlik, Şafiî, Ishak ve (bir rivayete göre) Ahmed, bunun aksini tercih etmiş ve namaz kılınmaz demişlerdir: Şafii, "cl-Ümm" kitabında kendi görüşünü tercih ederek demiştir ki: "Haberler birçok yönden açıktır, müte-valirdir. Nebî aleyhisselâm Uhud şehidlcrinin namazını kılmamıştır. Rasûlüllah'm Uhud şehitlerinin namazını kıldığı ve Hamza'için yetmiş tekbir aldığı rivayeti sahih değildir. Bu sahih hadîslere karşı duranın kendinden utanması gerekir. Ukbe bin Âmir'in hadisine gelince; bizzat hadisde geçtiğine göre, bu olay sekiz sene sonra olmuştur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ecelinin yaklaştığını anlayınca, bir nevi onlara veda ederek dua ve istiğfarda bulunmuştur. Yoksa bu olay sabit olan bir hükmü ortadan kaldırmaya delalet etmez."

3.20.3.14. Harp Meydanında Yaralanıp,

Biraz Daha Yaşayan Kimsenin Durumu
Savaş meydanında yara alıp normal yaşadıktan sonra ölürse, her ne kadar şehid sayılsa bile yıkanır ve namazı kılınır. Ncbî aleyhisselâm kendisine isabet eden ok sebebiyle el damarı kesilerek ölen Sa'd b. Muâz'ı yıkamış ve namazını kıldırmışım Muâz, mescide götürülerek orada günlerce kalmış ve yarası iyice açılarak şehit olmuştu. Eğer normal bir hayat yaşamamış, sadece konuşup su içtikten sonra ölmüşse, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Muğnî kitabında, yazarı demiştir ki: "Fütüh'uş-Şam" kitabında
geçtiğine göre, bir adam şöyle demiştir: "Belki amcamın oğlunu hayatta bulurum, düşüncesiyle biraz su aldım. Haris bin Hişâm'ı buldum; suyu ona vermek istedim, bir adam ona bakıyordu. Suyu o adama vermemi işaret elti. Suyu vermek için ona götürdüm, o da kendisine bakan başka bir adama suyu vermemi işaret elti. Neticede hiç birine suyu veremeden hepsi öldüler. Bunların hepsi de harp bittikten sonra öldükleri halde hiçbiri yıkanmadı ve namazları kılınmadı."

3.20.3.15. Hadden Öldürülenlerin Namazı

Her kim had cezası sebebiyle öldürülürse, yıkanır ve namazı kılınır. Buharî'nin Câbir (r.a.)'den rivayel elliği hadise göre; "Eslcm kabilesinden olan bir adam Nebî aleyhisselâm'a gelerek, zina ettiğini itiraf etti. Kendi aleyhine dört defa şchadei edinceye kadar Rasûlüİlah sallallahu aleyhi ve sellem ondan yüzünü çevirdi. Sonra ona dönerek, 'sende delilik var mı?' diye sordu. 'Hayır,' dedi. 'Evli misin?' diye sordu. 'Evet,' dedi. Rasülüliah sallallahu aleyhi ve sellem emretti ve bayram kılman yerde (Musalla) rec-molundu. Taşlar ona değince, kaçmaya teşebbüs etti. Yakalanıp ölünceye kadar taşlandı. Nebî aleyhisselâm onun için iyi sözler söyleyip üzerine cenaze namazı kıldı." İmam Ahmed; "Nebî aleyhisselâm'm, ganimet malından çalan ve kendisini öldürenden başka, kimsenin, cenazesini kılmadığını bilmiyoruz," demiştir.

3.203.16. Ganimet Malını Çalan, Kendini Öldüren ve Diğer Asilerin Cenaze Namazını Kılmak

Alimlerin çoğunluğu; ganimet malı çalanların, kendini öldürenlerin ve diğer asilerin namazının kılınacağını söylemişlerdir. Nevevî, Kâdî'nin şöyle dediğini söylemiştir: "Alimlerin hepsinin görüşüne göre; müslüma-nın, had İle öldürülenin, reem ile öldürülenin, kendini öldürenin ve vclcd-i zinâ'nm namazı kılınır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, ganimet malı çalan ve kendini öldürenin namazını kılmadığı hususu, bu işleri engellemek içindir. Borçlu üzerine namaz kılmaktan ve ona rahmet okumaktan yüz çevirip, ashabına kılmalarını emrettiği gibi."
İbni Hazm şöyle demiştir: "Takva sahibi olsun, fâcir olsun, had ce-zasiyle öldürülmüş veya hırsızlık yaparken öldürülmüş veya eşkıyalık yaparken öldürülmüş her müslümanın namazı kılınır, imam ve diğerleri bunların namazını kılar. Bid'at çıkaranlar da bunun gibidir. Yaptıkları bid'at, küfre varmadığı müddetçe, namazları kılınır. Kendini öldürenin ve başkasını öldürenin namazı kılınır. Yeryüzünde herhangi bir kimseye kö-
lülük yapan kimse bile olsa, müslüman olarak öldüğü zaman namazı kılınır. Çünkü Ncbî aleyhisselâm'm; "arkadaşınızın namazını kılınız," emri umûmîdir. Müslüman ise, bizim arkadaşımızdır. Allahu Tcâlâ şöyle buyuruyor: "Müminler ancak kardeştir. "(7) "Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.''(8) Her kim, 'müslümanın namazı kılınmaz,' derse büyük bir söz söylemiş olur. Şüphesiz fâsik kimse, mümin kardeşinin duasına, fazilclli, rahmete ermiş bir kimseden daha fazla muhtaçtır."
Sahih rivayete göre; Haybcr'dc bir adam ölünce Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Arkadaşınızın namazını kılınız. O ganimetten mal çalmıştır." Ravi diyor ki; "onun çaldığı eşyaları araştırdık. İki dirhem değeri olmayan boncuklar bulduk."
'Atadan gelen sahih bir rivayete göre, 'Ata'nm; vclcd-i zinanın ve annesi lanetlenmiş kişilerin, kısas yapılan kimsenin, rccmolunanm, savaş meydanından kaçıp öidürülen kimsenin cenaze namazını kıldığı sabit olmuştur. 'Atâ' demiştir ki; "La ilahe İllallah" diyen kimsenin namazını terkedemem. Çünkü Aîlahu Teâlâ şöyle buyuruyor: "Onların kesin cehennem eshabt oldukları açıklandıktan sonra."(9)
ibrahim NchaTden gelen sahih rivayette; Neha'î demiştir ki; Selef, ehli kıblc'dcn hiçbir kimsenin namazını kılmayı engellemezdi. Kendini öldüren kimsenin de namazı kılınır. Sünnet olan, reem olan kimsenin namazının kılınmasıdır. Yine Katâde'den gelen sahih rivayette, Katâde demiştir ki; "ÎHm ehlinden hiçbirisinin, "Lâ İlahe İllallah" diyen kimsenin namazını kılmaktan kaçındığını bilmiyorum." İbn Sîrîn'den sahih olarak geldiğine göre; "ehli kıbleden herhangi birisinin namazının kılınmasını günah sayan kimseye erişmedim," demiştir. Ebû Gâlib'dcn rivayeten; "Ebû Ümâmc cl-Bâhilî'ye dedim: içki içen kimsenin namazı kılınır mı?' 'Evet,' dedi. 'Belki de bu adam yatağına yaslanıp bir defa "Lâ ilahe İllallah" demiş olabilir ve bağışlanabilir.'" Hasandan gelen sahih habere göre, Hasan şöyle demiştir: "Lâ İlahe İllallah" diyen ve kıbleye yönelenin namazı kılınır; çünkü bu bir şefaatten başka bir şey değildir."

3.20.3.7. Kâfir Üzerine Namaz Kılmak

Hiç bir müslümanın, kafirin namazını kılması caiz değildir. Allahu Teâlâ; "Onlardan hiçbirinin namazını ebediyyen kılma ve kabirleri üze-

(7) Hucurât: 10.
(8) Tevbc:71.
(9) Tevbe: 114.
386

rinde durma; çünkü onlar Allah'ı ve Rasâlü'nü inkâr ettiler,"W) buyurmuştur. Yİne Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Müşriklerin cehennemlik oldukları müminlere belli olduktan sonra bunlar akraba olsalar bile, artık onlar için ne peygamberin ne de mümin olanların mağfiret dilemeleri yoktur, ibrahim'in, babası için mağfiret dilemesi, ancak ona önceden vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Fakat babasının Allah'a bir düşman olduğu kendisine belli olunca ondan uzaklaştı, istiğfar etmedi."(\ 1) Keza kâfir çocuklarının namazı da kılınmaz. Çünkü onlar babalarına lâbîdir. Ancak anne-babasmdan birisinin müslüman olması veya müslüman olarak ölmesi veya anne babasından veya birisinden ayrı olarak esir alınması durumlarında kâfir çocuklarının da cenaze namazı kılınır.

3.20.3.18. Kabir Üzerine Cenaze Namazı Kılmak

Her ne kadar defn'den önce namazı kılınmış olsa bile, defnolduklan sonra herhangi bir vakiıtc namazını kılmak caizdir. Daha önce geçtiği üzere; Rasûlüllah saltallahu aleyhi ve sellem, sekiz sene sonra, Uhud şehitleri üzerine nama/, kılmıştır. Zeyd bin Sabit (r.a.)'dcn yapılan rivayete göre; o demiştir ki; "Rasûİüllah iie beraber çıktık, Bekî' mezarlığına varınca, yeni bir kabir gördü, kim olduğunu sordu. 'Filan kadın,' dediler; onu tanıyordu. "Onun öldüğünü bana bildiremez miydiniz?" buyurdu. Oradakiler, "Ya Rasûlallah, sen oruçlu idin ve öğle vakti uykudaydın, seni uyandırmayı uygun görmedik," dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Böyle yapmayın, Sizden biriniz öldüğü zaman, ben aranızda olduğum müddetçe, bana haber verin. Benim namazım, ona bir rahmettir," buyurdu. Sonra kabre geldi, bizi arkasında saf yaparak dört tekbir aldı." (Hadisi Ahmed, Ncsâî, Bcyhakî, Hâkim, İbn Hibban rivayet cuniş, Hâkim ve İbn Hibbân sahihîcmişlerdir.)
Tirmizî şöyle demiştir: "Rasûlüllah'm ashabından ve diğerlerinden ilim ehlinin çoğuna göre bununla âmel edilmektedir. Şafi'î Ahmcd ve İshâk'm görüşü de budur. Hadisten anlaşıldığına göre, ashab, definden önce cenaze namazını kilmiş sonra Rasûlüllah, kabir üzerine tekrar namazını kılmıştır. Çünkü ashab, namazını kılmadan ölüyü defnctmczlerdi."
Ashabın, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber kabir üzerinde namaz kılmaları, bu işin sadece Rasûlüllah'a mahsus olmadığını göstermektedir.

(10)Tevbe:84. (ll)Tevbe: 114-115.

Ibn Kayyım şöyle demiştir: Bu muhkem sünnetler, Rasûlüllah'ın, "kabirler üzerinde oturmayınız ve kabirlere karşı namaz kılmayınız" mü-teşabih hadisiyle, ilk bakışta reddolunmaktadır. Bu hadis sahihtir. Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in kabir üzerinde namaz kıldığını söyleyenlere gelince; işte Rasûlüllah'ın sözü, işte tatbikatı. Bu söz ve tatbikatın biri diğerine zıt değildir. Çünkü, kabirde kılınması nehyedilen namaz, kabir üzerine kılınan namaz değildir. Bu kabir üzerine kılınan namaz, cenaze namazıdır ki, belli bir yere mahsus değildir. Bilâkis cenaze namazının, mescidin dışında kılınması mescidde kılınmasından daha efdaldir. Kabirde ölünün namazını kılmak ise naaşı üzerine kılman namaz cinsindendir. Her iki yerde de maksat namazdır. Namazın, naaşı üzerine kılınması ile yer üstünde kılınması veya yerin alımda iken kılınması arasında fark yoktur. Diğer namazlar bunun tersinedir. Çünkü onların kabirlerde kılınması rneşrû olmadığı gibi, kabirlere karşı kılınmaları da meşru olmamıştır. Bu yasak, oraların mescid edinilmesini engellemek içindir. Rasûlüllah'ın, kabir üstüne bir kaç defa cenaze namazı kıldığı halde, kabirlere karşı namaz kılanları lanetlemesi ve bunu yapanı 'mahlûkâtm en kötüsü' olarak haber vermesi, bunu göstermektedir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "İnsanların en kötüsü, hayatta iken üzerine kıyamet kopanlar ile kabirleri mescid edinenlerdir."
 Gâib Üzerine Cenaze Namazı Kılmak

Yakın olsun uzak olsun, başka bir yerde ölen gâib kimse üzerine namaz kılmak caizdir. Gaibin olduğu belde, kıble tarafında olmasa bile namaz kılan kıbleye döner. Gaibin üzerine namaz kılmaya niyet eder. Tekbir alır ve yanında iken kılman namaz gibi kılar. "Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve Ibn Mâce'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayetine göre; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Necaşî'nin ölüm haberini, öldüğü gün insanlara dvyurdu ve onlarla namazgaha çıktı. Ashabını saf yaparak dört tekbir aldı." İbn Hazm şöyle demiştir: "Ölen gâib üzerine imam ve cemaatle namaz kılınır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Necâşî Habeşistan'da öldüğü halde, onun namazını kılmıştır. Ashabı onunla beraber saf tutarak namaz kıldılar. Bu, ashabın terkedilmesi caiz olmayan h'.r icmâıdır. Ebû Hanîfe ve Mâlik bu konuda muhalefet etmişlerdir. Fakat onların hüccet sayılabilecek bir delilleri yoktur."

3.203.20. Mescidde Ölüye Namaz Kılmak

Mescidi kirletme korkusu yoksa, mescidde ölüye namaz kılmakta
bir beis yoktur. Müslim'in Âişe (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; o demiştir ki, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Süheyl bin Beydâ (r.a.)'dan başkasının namazım mescidde kılmamiştır. Ashab, Ebû Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)'in namazını mescidde kılmışlar hiçbirisi bunu yad ırgamamı ştır. Çünkü cenaze namazı diğer namazlar gibi bir namazdır. Mâliki ve Hanefîlerce mekruh sayılması, Rasûlüllah'ın şu hadisini delil saymalarm-dandır: "Her kim mescidde cenaze namazı kılarsa onun için bir sevap yoktur." Bu hadisin manası, Rasûlüllah'm fiiline ve ashabının aynı yöndeki fiiline terstir. Bîr başka yönden de bu hadis zayıftır. Âlimler bu hadisi sahih sayarak, "Ebû Dâvûd gibi meşhur sahih nüshalarda 'onun aleyhinde birşey yoktur,1 ifadesi vardır," demişlerdir. Ibn Kayyım şöyle demiştir: "Rasûîüllah'm devamlı olarak cenaze namazlarını mescidde kıldığı varid değildir. Özür haricinde, cenaze namazlarını mescidin dışında kılardı. Ba-zan, Ibn Beydâ'da olduğu gibi mescidin içinde de kılmıştır. Her ikisi de caizdir. Efdâl olan, mescidin dışında kılmaktır."

3.203.21. Kabirlerin Arasında Cenaze Namazı Kılmak

Alimlerin çoğunluğu, mezarlıkta, kabirler arasında namaz kılmayı kerih görmüşlerdir. Bu görüş; Alî, Abdullah bin Amr ve Ibn Abbas, (r.a.)'den rivayet olunmuştur. 'Atâ, NehâT, Şâfı'î, Ishâk ve Ibn Münzir de bu görüşü benimsemişlerdir. Çünkü Rasûlüllah saİlallahu aleyhi ve sellem'in: "Yeryüzünün hepsi mesciddir. Ancak hamam ve kabirler müstesna/' hadisi vardır. Ahmed'den yapılan bir rivayet şöyledir: "Bunda bir beis yoktur. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem mezarlıkta, kabir üzerine namaz kılmıştır. Ebu Hüreyre, Ibn Ömer de ordayken, kabristanın ortasında Âişc (r.a.)'nm namazını kılmıştır. Ömer bin Abdülaziz de böyle yapmıştır."

3.203.22. Kadınların Cenaze Namazı Kılmasının Caiz Oluşu

Kadınların, erkekler gibi cenaze namazı kılmaları, ister tek olarak kılsınlar, ister cemaatle kılsınlar caizdir. Ömer (r.a.) Utbe (r.a.)'in cenaze namazını kılarken Abdullah'ın annesini beklemiştir. Âişe (r.a.) Sa'd bin Ebî Vakkas (r,a.)'m cenaze namazını kılmak için kendisinin götürülmesini emretmiştir. Nevevî: "Kadınlar için, diğer namazlarda olduğu gibi cemaat yapmalarının sünnet olması gerekir." demiştir. Hasan bin Salih, Süfyan, Sevrî, Ahmed ve Hanefîler bu görüşü benimsemişler, Mâlik ise "tek tek kılarlar", demiştir.

3.203.23. Ölünün Namazını Kıldırmaya En Layık Olan

Alimler, cenaze namazını kıldırırken imamlığa kimin lâyık olduğu hakkında İhtilâf etmişlerdir. Dendi ki; "En lâyık olan velisidir, sonra emir, sonra babası, sonra babasının babasıdır; yukarı doğru çıkar. Sonra oğlu, oğlunun oğlu; aşağıya doğru iner. Sonra akrabalık yönünden en yakın olandır." Maliki ve Hanbeliler bu görüşü beni m sem i şiir. Başka bir görüş le şöyledir; "Önce babası, sonra dedesi, sonra oğlu, oğlunun oğlu, sonra kardeşi, kardeşinin oğlu, sonra amcası, amcasının oğlu, akrabalık sırasına göre en yakın olan lâyıktır." Şafi'î ve Ebû Yusuf un görüşü budur. Ebû Hanîfc ve Muhammcd bin Hasan'a göre; "evlâ olan, eğer hazırsa vali, sonra kadı, sonra o muhitin imamı, sonra ölen kadının velisi, sonra akrabalık bakımından yakın olanlardır. Ancak baba müstesna. Çünkü, baba ile oğul bir araya geldiğinde baba öne geçer."

3.20.3.24. Cenazeyi Taşımak ve Cenaze İle Yürümek

Cenazeyi taşımak ve onunla yürümek konusunda bir çok hususlar meşru olmuştur. Bunları aşağıda zikrediyoruz:
1- Cenazeyi teşyî etmek ve onu taşımak meşrudur. Sünnet olan bütün taraflardan taşımış olmak için, cenazeyi her tarafından taşımaktır. İbn Mâce, Beybakî ve Ebû Dâvûd Tayâlisî'nin İbn Mes'ûd (r.a.)'dan rivayetlerine göre İbn Mes'ûd (r.a.) demiştir ki: "Cenazenin arkasından giden kimse, cenazenin sarıldığı şeyin her tarafından tutsun. Böyle yapmak sünnettendir. Sonra dilerse nafile olarak taşır, dilerse bırakır." Ebû Sa'îd (r.a.)'dcn rivayeten Ncbî alcyhissclâm şöyle buyurdu: "Hastayı ziyaret ediniz. Cenaze ile beraber yürüyünüz ki, o size ahireîi hatırlatır." (Hadisi Ahmcd rivayet etmiş olup, hadisin bütün ravileri sika'dır.)
2- Cenazeyi hızlı götürmek: Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâcc'nin Ebû Hurcyrc'dcn rivayetine göre Rasûlüilah sal-iallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cenazeyi hızlı gölürünüz, eğer salih bir kimse ise, onun için hayırlı olur. Eğer kötü bir kişi ise, bu şerri boynunuzdan atmış olursunuz." Ahmcd, Ncsâî ve diğerlerinin Ebû Bekre (r.a.)'den rivayetlerine göre, Ebû Bckrc demiştir ki: "Reme! yürüyüşü yapar gibi Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve scllcm ile beraber cenazeyi hızlı bir şekilde taşıdığımızı görmüşümdür." Buhârî'nin Tarih kitabındaki rivayeti ise şöyledir: "Nebî aleyhisselâm, Sa'd bin Muâz (r.a.) öldüğü gün na-Iinlcrimiz kopuncaya kadar bizi hızlandırdı." Fetih kitabında şöyle denmiştir: "Hasılı, müstehab olan, cenazeyi çabuk götürmektir. Ancak çabukluğun, cenazenin bozulmasına sebep olacak, taşıyanlara veya cenaze ile
beraber gelenlere meşakkat olacak kadar şiddete ulaşmaması gerekir. Çünkü bu durum, cenazenin temiz kalmasına mani olup, müslümanlarm meşakkate girmesine sebebiyet verir." Kurtubî şöyle demiştir: "Hadisten maksat ölünün defnedilmesini geciktirmemektir. Çünkü geciktirmek çok kere büyüklenmek ve öğünmeye sevkedebilir."
3- Cenazenin önünden veya arkasından, sağından veya solundan cenazeye yakın olarak yürümek: Âlimler hangi taraftan yürüneceği konusunda İhtilaf etmiştir. Cumhur ulema ve ilim ehlinin çoğu önünden yürümeyi tercih ederek, "cfdal olan budur" demişlerdir. Çünkü Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve scllcm, Ebû Bekr ve Ömer (r.a.) cenazenin önünden yürürlerdi. (Bunu Ahmcd, Ncsâî, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve ibn Mâcc rivayet etmiştir.) Hancfîlcrc göre; cfdal olan, cenazede bulunanların arkadan yü-rümesidir. Çünkü Rasûlüllah'm, "Cenazeye tabi olunması" emrinden bu anlaşılmakladır. Tabi olan, arkadan gelen demektir. Encs bin Mâlik (r.a.) ise, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in geçen hadisinden dolayı hepsinin aynı olduğunu söylemiştir. Binek üzerinde olan, cenazenin arkasından gider; yürüyen ise arkasından, önünden, sağından, solundan cenazeye yakın olarak yürür. Zahir olan, hepsini yapmak konusunda genişlik olduğudur. Bu ihtilaftan, hepsinin de mubah olduğu ve kolaylığı gerektirdiği ortaya çıkmaktadır. Abdurrahman bin Ebzî'dcn rivayeten; Ebû Bekir ve Ömer (r.a.), cenazenin önünde Alî (r.a.) ise arkasında yürürdü. Ali'ye dendi ki; "Ebû Bekir ve Ömer, cenazenin önünde yürürlerdi." Ali (r.a.) da; "Ebu Bekir ve Ömer, cenazenin arkasından yürümenin, önünden yürümekten, cemaatle namaz kılmanın, tek başına kılmaktan faziletli olduğu kadar faziletli olduğunu biliyorlardı. Fakat onlar insanlara kolaylık olsun diye kolay olanını seçtiler," demiştir. (Bunu Bcyhakî ve İbn Ebi Şcybe rivayet etmiş, Hafız, 'hadisin senedi hasendir,' demiştir.)
Cenazeyi takip edenlerin özrü olmadan binek üzerinde yürümesini cumhur ulema kerih görmüştür. Dönerken binek üzerinde dönmesini kc-rahatsîz olarak caiz gördüler. Scvbân (r.a.) hadisine göre; Nebi aleyhisselâm cenaze ile yürürken ona bir binek getirildi, binmedi. Cenazeden dönerken binek getirildiğinde bindi. Niçin böyle yaptığı sorulunca şöyle buyurdu: "Şüphesiz melekler yürüyordu; onlar yürürken ben binemezdim. Onlar gidince ben bindim." (Hadisi Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim hadisin Buharı ve Müslim'in şartlarına göre sahih olduğunu söylemiştir.) Rasûİüliah sallallahu aleyhi ve sellem, tbn Dehdâh (r.a.)'m cenazesine yürüyerek gitmiş, at üzerinde dönmüştür. (Hadisi Tirmizî rivayet etmiş, 'hasen sahihtir,' demiştir.) Rasûlüllah'm; "binek
üzerinde olan, cenazenin arkasından yürür," hadisi ile, ata binmenin mekruh oluşu arasında çelişki yoktur. Çünkü, bu hadisin, arkadan yürümenin kerahatle beraber caiz olduğunu beyan için olması mümkündür. Hanefiler; "her ne kadar, özürsüz olana yürümek efdal ise de, binek üzerinde yürümekte bir beis yoktur," demişlerdir. Sünnet olan, geçen hadise göre binek üzerindekinin cenazenin arkasında olmasıdır. Hattabî binekli hakkında şöyle demiştir: "Alimlerin, binek üzerindeki kimsenin cenazenin arkasından gitmesi konusunda ihtilaf ettiklerini bilmiyorum."

3.203.26. Cenazede Mekruh Olan Şeyler

Cenazede aşağıdaki fiillerden bir tanesini yapmak mekruhtur: 1- Zikir, Kıracı ve Diğer Şeylerde Sesi Yükseltmek lbn Mün/.ir demiştir ki; Kays bin Abbâd'dan bize rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah'ın ashabı üç yerde sesi yükseltmeyi kerih görmüşlerdir: Cenazede, zikir yaparken, savaş zamanında." Sa'îd bin Müscyyeb, Sa'îd bin Cübcyr, Hasan, Ncha'î, Ahmed ve Ishâk; cenazenin arkasında, "ölü için istiğfar edin" diyen kimsenin sözünü kerih görmüşlerdir. Evzâ'î ise; "bidattir," demiştir. Fudayl bin Amr şöyle demiştir: "îbni Ömer bir cenazede iken; "Ölü için istiğfar edin, Allah onu bağışlasın" diyen kimsenin sözünü işitince; o kimseye, "Allah seni bağışlamasın" dedi. Ncvcvî şöyle demiştir: "Bil ki, doğru olan, selefin cenaze ile beraber yürürken sükût edip kırâct, zikir ve diğerleri ile seslerini yüksel ün ediğidir. Çünkü kişinin zihni cenaze ile ilgili şeyleri düşünmeye toplanmıştır. Bu durumda istenen bu olup, doğru olan da budur. Muhaliflerin çokluğu seni aldatmamahdır. Cahillerin, cenaze üzerine uzatarak Kur'ân okumaları ve sözü gerçek yerinden çıkararak bağırıp çağırmaları icmâ ile haramdır." Şeyh Muhammed Abduh, zikirle sesi yükseltmek konusunda verdiği fetvada şöyle demiştir: "Cenazenin önünde açıklan zikir yapmaya gelince, Fetih kitabında, cenaze bahsinde; "cenazenin önünden yürüyen kimsenin yüksek sesle zikir yapması mekruhtur," demiştir. Eğer Allah'ı zikretmek isliyorsa, kendi içinden zikretsin. Açıktan zikir yapmak, Rasûlüllah'ın ashabı, tabiîn ve tebei tabiîn devrinde olmayan bir bid'attır. Engellenmesi gerekir."
2-Ateş Yakmak
Cenazenin arkasından ateş yakmak, cahiliyet işlerindendir. îbn Münzir şöyle demiştir: "İlim ehlinden herkesin söylediğine göre, ateş yakmak mekruhtur." Beyhakî; "Âişe, Ubâde b. es-Sâmit, Ebû Hureyre, Ebû Sa'îd'il-Hudrî ve Esma binti Ebû Beki (r.a.)'in vasiyetlerinde "bizim
arkamızdan ateş yakmayın" dediklerini" nakletmektedir, lbn Mâce'nin rivayet ettiğine göre: "Ebû Mûsâ el-Eş'arî'ye ölüm yaklaştığında, "bana tütsü kullanmayın," dedi. 'Bu konuda birşey işittin mi?' dediler; o da; 'evet, Rasülüllah'tan işittim," demiştir." Eğer defn gece olursa, o zaman ışığa ihtiyaç vardır. Bunda bir beis yoktur. Tirmizî'nin lbn Abbas (r.a.)'dan rivayetine göre; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, gece bir kabre girdi; onun için bir kandil yakıldı." (Tirmizî, lbn Abbas'ın hadisi hasendir,' de* mistir.)
3- Cenaze Yere Konmadan Takip Edenlerin Oturması
Buharı şöyle demiştir: "Cenazeyi takip edenler, cenaze omuzlardan yere konmadıkça oturmasmlar. Oturan olursa, ayağa kalkması emredilir. Ebû Sa'îd'il-Hudri (r.a.)'in Ncbî aleyhisselâm'dan rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Cenazeyi gördüğünüz zaman kalkınız. Cenaze yere konuncaya kadar onu lakip edenler oturmasmlar." Sa'îd el-Makbûri'den, onun da babasından rivayet olunduğuna göre; demiştir ki; "Bir cenazede idik. Ebû Hüreyre, Mervâriııı elini tutup cenaze yere konmadan oturdular. Ebû Sa'îd geldi, Mcrvan'm elini tutarak şöyle dedi: "Kalk, Allah'a yemin olsun, Rasûlüllah bizi bundan nehyetli." Ebû Hürcyrc de "doğru söylüyorsun," dedi. (Hadisi Hâkim rivayet etmiş olup rivayetinde şu ilave de vardır: "Ebu Sa'îd Mcrvân'a 'kalk,' deyince kalktı. Sonra, 'niçin beni kaldırdın?' diye sordu. Hadisi bu şekilde ona anlattı. Ebû Hüreyre'ye, 'niçin bana haber vermedin?' deyince o da; 'sen imamdın, oturunca ben de oturdum,' dedi.") Sahabe, tabiîn, Hanefiler, Hanbelîler, Evzâ'î ve Ishâk'm görüşleri budur. Şafi'î ise şöyle demiştir: "Cenazeye katılanların cenaze yere konmadan önce oturmaları mekruh değildir. Cenazeden önce gidenlerin, varmadan oturmalarında bir beis olmadığı hakkında ittifak etmişlerdir." Tirmizî şöyle demiştir: "Rasûlüllah'ın ashabından, bazı ilim ehlinden ve diğerlerinden rivayet olunduğuna göre, onlar cenazeden önce giderler, cenaze varmadan otururlardı. Şafiî'nin görüşü budur. Otururlarken cenaze geldiği zaman kalkmazlardı. Aruned'den rivayete göre, o demiştir ki; "Eğer kalkarsa, onu ayıplama; şayet oturursa, onda da bir beis yoktur."
4- Cenaze Geçtiği Zaman Ayağa Kalkmak
Ahmed'in, Vâkıd bin Amr bin Sa'd bin Mu'âz'dan rivayetine göre; o demiştir ki; "Benî Selem'de bir cenazede bulundum. Ayağa kalktım. Nâfi' bin Cübeyr bana 'otur,' dedi. Ben de ona; 'bu konuda sana bir hüccet söyleyeceğim,' dedim: 'Mes'ûd bin Hâkim ez-Zurkî'nin bana anlattığı hadise göre; o, Ali bin Ebî Tâlib'den şöyle söylediğini işitmiş: "Rasûlüllah sallal-
lahu aleyhi ve sellem ayağa kalkmamızı emretti. Sonra oturdu. Ve biz de oturmakla emrolunduk." Hadisi Müslim şu lâfızla rivayet etli: "Rasûlül-lah'ı gördük, cenaze gelince kalktı. Biz de kalktık. Oturdu, biz de oturduk." Tirmizî; "Ali'nin hadisi hasen sahih olup bu hadiste tabiînden birbirinden rivayet eden dört kişi var ve ilim ehlinin bazısı bununla amel etmiştir," demiştir. Şafİ'î ise; "Bu konuda en sahih şey budur," demiştir. Bu hadis "cenazeyi görünce kalkınız," şeklindeki hadisi nesh etmekledir. Ah-med ise, "dilerse kalkar, dilerse kalkmaz" dcmişıir. Ahmcd, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scllem'in önce kalkıp sonra oturduğu rivayetini delil olarak göstermiş, İshâk bin İbrahim de böyle demiştir. Ahmcd, İshâk bin Habîb, Malikîlerden îbn Mâcişûn bu görüşe katılmıştır. Nevcvî şöyle demiştir: "Muhtar olan, kalkmanın müslehab olduğudur. Mütevelli ve mez-heb sahibinin sözü de budur." Îbn Hazm şöyle demiştir: "Kişinin cenazeyi gördüğü zaman ayağa kalkması müsichabdır. Cenaze kâfir bile olsa, geçinceye veya yere konuncaya kadar kalkılır. Şayet kalkmazsa, bunda da bir günah yoklur. Kalkmanın müstehab olduğunu söyleyenler, Buharî, Müslim, Tirmizî, Ncsâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâcc'nin îbn Ömer ve Âmir bin Rcbî'a yoluyla Ncbî alcyhissclâm'dan rivayet ellikleri şu hadisi deli! getirmişlerdir: "Cenaze gördüğünüz zaman sizi geçinceye veya yere konuncaya kadar kalkınız." Ahmcd'in rivayetinde şu vardır: "Îbn Ömer (r.a.) cenaze gördüğü zaman, geçinceye kadar kalkardı." Buharı ve Müslim'in Seni bin Hanîf ve Kays bin Sa'd'dcn rivayet etliklerine göre; bu ikisi, Kadîsiyc'de otururlarken yanlarından, bir cenaze geçti. Ayağa kalktılar. Kendilerine: "O cenaze bu yerin ahalisindendir, yani zımmîdir," denilince onlar şöyle demişlerdir: Rasûlüllah'm yanından bir cenaze geçtiği zaman ayağa kalkmış, kendisine 'o cenaze bir yahudidir,' denilince; "o da bir can değil midir?" diye cevap vermişıir." Buharî'nin Ebû Leylâ'dan rivayetine göre; o, "îbn Mcs'ûd ile Kays cenazeye kalkarlardı," demiştir.
Ayağa kalkmaktaki hikmet; Ahmed, Îbn Hibbân ve Hâkim'in merfu olarak Abdullah bin Amr (r.a.) hadisinden yaptıkları rivayette gelen "Siz canları alan zâta tazim için kalkıyorsunuz," hadisidir. îbn Hibban'ın lâfzında; "Ruhları alan Allah'a tazim için" şeklindedir.
Sözün kısası: Alimler bu meselede ihtilaf etmişler; bazısı cenazeye kalkmanın mekruh olduğu, bazısı müstehab olduğu görüşünü benimsemiştir. Kalkmayı ve kalkmamayı mubah görenler de olup hepsinin hücceti ve delili vardır. Mükellefin, bu görüşlerden kalbinin kanaat getirdiği herhangi birisini seçmesi gerekir. Allah daha iyi bilir.
5- Kadınların Cenazenin Arkasından Gitmeleri Mekruhtur.
Ümmü Aıiyye (r.a.) demiştir ki: "Cenazenin arkasından gitmekten nchyolunduk ve bu iş bize gerekli kılınmadı." (Hadisi Buharî, Müslim, Ahmcd ve İbn Mâcc rivayet etmiştir.) Abdullah b. Amr (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; "Nebî aleyhisseiâm ile beraber yürürken, Ncbî aleyhisseiâm tanıdığını sanmadığımız bir kadın gördü. Biz yola devam elliğimizde, Ncbî aleyhisseiâm durdu. Kadın Ncbî alcyhissciâm'm yanına geldiğinde bir de baktık ki Falıma (r.a.) imiş. Ncbî aleyhisselâm; "Evden niçin çıktın ya Falıma?" diye sorunca, Faüma; "Bu eve geldim; cenazeleri olduğu için onlara acıdım ve taziyede bulundum." dedi. Ncbî aleyhisseiâm: "Belki de.onlar la beraber kabre vardın, öyle mi?" deyince, Falıma; "Onlarla beraber kabre varmaktan Allah'a sığınırım. Bu konuda simdi söylediklerini daha önce de. söylediğini işitmişimdir/' dedi. Ncbî aleyhisseiâm; "Eğer kabre varsaydın babanın dedesi cenneti görünceye kadar cenneti göremezdin," demiştir. (Alimler bu hadis hakkında laan ederek, "senedinde Rcbî'a bin Scyf olduğu için sahih değildir,' demişlerdir. Bu zai hadis konusunda zayıf olup, rivayetlerinde pek çok münker vardır.)
îbn Mâce ve Hâkim'in Muhammcd bin Hancfiyye'den onun da Alî (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre, Alî (r.a.) şöyle demiştir: "Nebî aleyhisseiâm yolda giderken oturan kadınlar gördü. Ncbî aleyhisselâm "niçin oturuyorsunuz?" diye sorunca, "cenazeyi bekliyoruz", dediler. "Onu yıkadınız mı?" dedi. "Hayır," dediler. "Onu taşıdınız mı?" dedi. Yine, "hayır" dediler. Nebî aleyhisselâm; "Öyleyse, mükâfat almadan günahkâr olarak dönün bakalım/' dedi. (Bu hadisin senedinde Dînâr bin Ömer vardır. Ebû Hâlim; "hadis meşhur değildir" demiştir. Ezdî de "Hadis mekruhtur" dcmişıir.) îbn Mcs'ûd, İbn Ömer, Hancfîlcr, Şafi'îlcr ve Hanbclîlcrin görüşü budur. İmam Mâlik'e göre; "ihtiyar kadınların cenazeye çıkmaları mutlak olarak mekruh değildir. Çıkmasıyla fime meydana gelmeyen; örtülü olmak şartıyla, müsibeli kendisine çok büyük gelen genç kadınların da cenazeye çıkmaları mekruh değildir."
İbn Hazm, cumhur ulemanın deli! getirdiklerini sahih bulmayıp kadınların cenazeyi takip etmelerini caiz görerek şöyle demiştir: "Kadınların cenazenin arkasından gitmesini yadırgamaz ve onları bu işten alıkoymayız. Bu konudaki nehy hakkında gelen rivayetlerden hiçbirisi sahih olmayıp, ya mürseldir, ya meçhul kişiden veya kendisiyle hüccet getirilmeyen kişilerden rivayet edilmişlerdir." Sonra geçen Ümmü 'Atiyyc hadisini zikrederek bu hadis hakkında demişiir ki; "Senedi sahih olsa bile, nehye dair
hüccet olamaz; bilakis yalnız mekruh olduğunu gösterir. Şu'be yolundan da rivayet olunduğu gibi, bu hadisin tam tersi sahih olarak rivayet olunmuştur. Vekî'in Hişâm bin Urve'den, onun Vehb bin Keysân'dan, onun Muhammed bin Amr bin 'Atâ'dan, onun da Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "Onu bırak ya Ömer, şüphesiz göz ağlar. Bu kişi musibete uğramıştır, ölüm ise yakındır," buyurmuştur. Ibn Hazm; "Kadınların cenazeye çıkmaları konusunu İbn Abbas'ın yadırgamadığı sahih olarak kendisinden rivayet olunmuştur." demiştir.

3.203.27. Günah işlememek için Cenazeyi Terketmek

Muğnî sahibi şöyle demiştir: "Eğer cenazede gördüğü veya duyduğu bir günah yapihyorsa; şayet o günahın haram olduğunu söylemeye veya engellemeye gücü yetiyorsa onu engeller, şayet gidermeye gücü yetmiyorsa iki şekilde davranması gerekir. Birincisi onun yanlış olduğunu anlatır ve cenazeyi takip eder. Yanlış olduğunu söylemekle farz ondan düşer. Böylece batıl bir şey İçin hakkı terketmemiş olur. İkincisi geri döner, çünkü orda kalması, bir günahı dinlemek ve onu terke gücü yettiği halde o günahı görmek hatasına düşmek olur.