Fikih - 22 Cenazenamazi - Fikhussunne
Cenaze Namazı Kılmak
Hükümleri
Fıkıh imamları arasında ittifak edilen hükme göre cenaze namazı kılmak farzı
kifâyedir. Rasûlüllah'ın emri bu yönde olup, müslümanlar da bu emre günümüze
kadar uymuşlardır. Buharı ve Müslim'in Ebû Hüreyre (r.a.)'dcn- rivayet
ettiklerine göre; Nebî aleyhisselâm borçlu olarak ölen bir
adam getirildiğinde, "borcu için fazla btrşey bıraktı mı?" diye sorardı. Eğer
borcuna karşılık mal bıraktığı söylenirse namazım kılar; borcuna karşılık mal
bırakmamışsa müslümanlara; "arkadaşınızın namazım kılınız," derdi,
3.203.2. Faziletleri
Buharı, Müslîm, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin Ebû Hureyrc (r.a.)'den
rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Her kim cenazeye
gider ve namazım kılarsa, onun için bir kırat sevap vardır. Onların küçüğü Uhud
dağı (veya her biri Uhud dağı) kadardır." Müslim'in Hauâb (r.a.)'dan rivayetine
göre Habbâb (r.a.) demiştir ki; "Ey Abdullah bin Ömer, Ebu Hürcyrc'nin
söylediğini işitmedin mi ki; O, Rasûlüllah'ıan şöyle işittiğini söylüyor: "Kim
cenaze ile beraber evinden çıkar, namazım kılar, sonra defnoluncaya kadar onu
beklerse; iki kırâl ecir vardır ki, her bir kırat Uhud dağı kadardır. Her kim
namazını kılar, sonra dönerse, onun için Uhud dağı kadar sevap vardır." İbn
Ömer, (r.a.) Habbâbî, E_bû Hureyre'nin bu sözünü sorup haber getirmek için
Âişe'ye gönderdi. Âişe (r.a.), "Ebû Hürcyre doğru söylemiştir," deyince İbn
Ömer; "Öyleyse biz çok kıratlar ihmal etmişiz," dedi.
3.203.3. Şartları
"Salat" (Namaz) kelimesi cenaze namazını da ihtiva eder. Onun için, şâir farz
namazlarda farz kılman hakiki temizlik, büyük ve küçük hades-ten temizlik,
kıbleye dönmek ve avret mahallini örtmek gibi şartlar cenaze namazında da
şarttır. Mâlik'in Nafi'dcn rivayet ettiğine göre; Abdullah bin Ömer (r.a.) şöyle
dedi: "Kişi cenaze namazını temiz olmaktan başka şekilde kılamaz. Diğer farz
namazlardan farkı, vaktin şart olmayıp hazırlandığı her vakitte eda
cdilcbilmesidir. Hanefî ve Şafi'îlcre göre; isterse mekruh vakitlerde olsun,
kılmabilir. Ahmcd, İbn Mübarek ve Ishak, güneş doğarken, zevalde iken ve
batarken cenaze namazı kılmayı, cesedin bozulacağından korkulması durumu dışında
mekruh saymışlardır.
3.203.4. Rükünleri
Cenaze namazını oluşturan bir takım rükünler vardır. Bu rükünlerden biri
terkedilirse, namaz batıl olur. Şer'an namaz sayılmaz. Bunları aşağıda
zikrediyoruz.
a- Niyet
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: "Onlar dini ancak Allah'a halis kıla-
rak ibadet yapmaktan başka bir şeyle emrolunmadılar." (6) Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem ise; "Ameller niyetlere göredir. Herkes için niyet ettiği şey
vardır," buyurmuştur. Daha önce niyetin hakikati geçmiştir. Niyetin yeri kalp
olup, dil ile söylenmesi meşru olmamıştır.
b- Gücü Yetenin Ayakta Durması
Alimlerin çoğuna göre, ayakta durmak bir rükündür. Özürsüz binek üzerinde
oturarak cenaze namazı kılmak sahih değildir. Muğnî kitabında, yazarı şöyle
demiştir: "Binek üzerinde cenaze namazı kıimak caiz olmaz; çünkü bu durumda
vacip olan kıyam terkedilmiş olur. Ebû Hanife, Şafi'î ve Ebû Sevr'in görüşü
budur. Bu konuda başka görüş bilmiyorum." Kıyam esnasında, namazda olduğu gibi
sağ elini sol eli üzerine koymak müstchabdır. Başka bir görüşle, 'müstehab
değil,' denmiştir. Evlâ olan birinci görüştür.
c- Dört Tekbir Almak
Buharı ve Müslim'in Câbir (r.a.)'den rivayet elliğine göre; Ncbî aleyhisselâm
Necâşînin namazını kılarak dört tekbir aldı. Tirmizî şöyle demiştir: "İlim
ehlinden, Rasûlüllah'm ashabından ve diğerlerinden çoğu, bu hadisle amel etmiş
ve cenaze namazının dört tekbirle olduğu görüşünü benimsemişlerdir." Süfyân,
Mâlik, îbn Mübarek, Şafi'î, Ahmcd ve İshâk da aynı görüştedirler. Tekbirde
Elleri Kaldırmak: Sünnet olan; cenaze namazında birinci tekbirde elleri kaldırıp
diğer tekbirlerde kaldırmamaktır. Çünkü birinci tekbirden başka diğer
tekbirlerde ellerini kaldırdığı Ncbî aleyhisselâm'dan bize ulaşmamıştır. Şevkânî;
her birinin delillerini münakaşa ederek, ihtilâfları zikrettikten sonra, "özeli
şudur;" demiştir: "Birinci tekbirin dışında, diğer tekbirlerde ellerin
kaldırılması konusunda Rasûlül-lah'tan, sahabenin fiil ve sözlerinden delil
gelirecek bir şey yoktur. Öyleyse ifıiıah tekbirinde elleri kaldırmak
diğerlerinde kaldırmamak gerekir. Çünkü diğerlerinde tekbir meşru olmayıp, ancak
şâir namazlarda bir rükünden diğer rükne geçerken tekbir vardır. Cenaze
namazında ise bu gibi intikal tekbirleri yoktur.
d- Gizlice Fatiha Okumak ve Rasûlüllah'a Salatu Selâm Getirmek
Şafiî'nin Müsned'inde Ebû Ümâme bin Sehl (r.a.)'den rivayet ettiği-
(6) Beyyine:5.
ne göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından bir kimse, Ebu
Ümâme'ye şöyle haber vermiştir: "Cenaze namazında Sünnet olan, imamın tekbir
alması, birinci tekbirden sonra kendi kendine Fatiha'yı gizlice okumasıdır.
Sonra Ncbî aleyhisselâm'a salavât getirir. Tekbirler arasında hiç bir şey
oktlmayip sadece ölüye dua okur, sonra gizlice kendi kendine selâm verir."
(Fetih kitabında, 'hadisin senedi sahihtir," demiştir.) Buhârî'nin Talha bin
Abdullah (r.a.)'dan rivayetine göre Talha (r.a.) demiştir ki: "îbn Abbas'la
cenaze namazı kıldığımızda Fatiha'yı okuyarak "Faiiha'yı okumak sünnettendir"
demiştir. Tirmizî de aynı şeyi rivayet ederek şöyle demiştir: "Bu şekilde amel
etmek sahabe ve diğerlerinden bazı ilim adamlarına göredir. Bunlar Fatiha'yı
birinci rek'attan sonra okumayı uygun görürler." Şafi'î, Ahmcd ve lshak la aynı
görüşledir. Bazıları da; "cenaze namazında Fatiha okunmaz, çünkü cenaze namazı
Allah'ı sena cime, Rasûlüllah'a salâtu selam okuma ve Ölüye duadır,"
demişlerdir. Bu görüş ise, Sevrî ve Küfe ehlinden diğerlerinin görüşüdür.
Kırâctin farz olduğunu düşünenlerin delillerinden birisi şudur: Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem cenaze namazını namaz olarak isimlendirerek;
"Arkadaşınızın cenaze namazını kılın," buyurmuş. Yine bir başka hadîsde;
"Fatiha'yı okumayanın namazı yoktur," buyurmuştur.
Rasûlüllah'a. Getirilecek Salavât Duası ve Yeri: ,
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e salavât, herhangi bir şekille
olabilir. Eğer "Allahümme sallı ala Muhammedin," dese bile yeterlidir.
Ancak Rasûlüllah'm okuduğu salavâti şerîfeleri okumak daha efdâldir.
Meselâ:
"A ilahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline, İbrahim ve ibrahim'in âline rahmet
ettiğin gibi rahmet et. Ve Muhammed ve Muhammed'in âlini, İbrahim ve İbrahim'in
âlini bereketli kıldığın gibi bereketli kıl."
Bu salavâtı şerîfeler, zahir olan görüşe göre, ikinci tekbirden sonra okunur.
Ancak bunların nerede okunacağı hakkında herhangi bir delil va-rid olmamıştır.
e- Dua Etmek
Fakihlerin ittifakıyla dua da bir rükündür. Çünkü Rasûlüllah sallalla-hu aleyhi
ve sellem şöyle buyurmuştur: "Cenaze namazı kıldığınız zaman, onun için halisane
dua yapınız." (Hadisi Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Ibn Hibbân rivayet etmiş, lbn Hibbân
sahihlcmiştir.) Az da olsa herhangi bir duâ ile bu emir gerçekleşir. Müstchab
olan, aşağıdaki eserde varid olan dualardan herhangi birisiyle dua etmektir.
Ebû Hüreyre, (r.a.) "Rasûlüllah cenaze namazında şöyle dua etti," demiştir:
"Allahım, sen onun Rabbisin; onu sen yarattın, ona sen rızık verdin, onu sen
İslâm'a hidayet etlin. Onun rulıunu sen aldın, gizli ve açık her şeyini sen daha
iyi bilirsin; bizi onun için şefaatçi kıl. Günahlarını bağışla." (Hadisi Ahmcd
ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Vâilc bin Eska (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in müslümanlardan bir adamın cenazesini kıldırarak
şöyle söylediğini işittim:
"Allahım, falanca oğlu falanca senin muhafazan altında ve senin ahdin
çevresindedir. Onu kabir fitnesinden, cehennem azabından koru. Sen vefa ve hak
ehlisin. Allahım, onu bağışla, ona merhamet et: Sen bağışlayan ve merhamet
sahibisin." (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Avf bin Mâlik (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in cenaze namazı kılarken şöyle dediğini işittim:
"Allahıtn, onu bağışla, ona merhamet et, onu affet, ona afiyet ver. Misafir
olacağı yerini keremli ve kabrini geniş kıl. Onu su, kar ve dolu ile yıka. Beyaz
elbise kirden temizlendiği gibi onu da hatalardan temizle, onun evini dünyadaki
evinden, ehlini dünyadaki ehlinden, eşini dünyadaki eşinden daha hayırlısıyla
değiştir. Onu kabir fitnesinden ve cehennem azabından koru." (Hadisi Müslim
rivayet etmiştir.)
Ebû Hürcyrc (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Rasü-lüllah
sallallahu aleyhi ve scîlem cenaze namazı kılarak şöyle dua etti:
"Allahım, dirimizi ve ölümüzü, küçüğümüzü ve büyüğümüzü, erkeğimizi ve
kadınlarımızı, burda olanları ve olmayanları bağışla. Allahım, bizden
yaşattığını İslâm üzere yaşat. Öldürdüğünü îmân üzere öldür. Allahım, bunun
mükâfatından bizi de mahrum etme ve bundan sonra bizi saptırma." (Hadisi Ahmed
ve Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Namazı kılınan kimse çocuk olursa namaz kılanın şöyle demesi müstchabdın
"Allahım, onu bizim için selef kıl. Bizler için sevap kıl ve saklanmış bir
mükâfat kıl." (Bu duayı Buharî ve Beyhakî, Hasan "in sözü olarak rivayet
etmişlerdir.)
Nevevî şöyle demiştir: "Eğer ölen, erkek veya kız çocuk olursa, hadiste geçen
duayı (Allahım dirimizi, ölümüzü bağışla) okuyarak şu duayı da ilâve eder:
"Allahım, onu anne babasına sevap kıl. Bir Öğüt ve şefaatçi kıl. Onun sebebiyle
mizanlarını ağır eyle. Kalplerine sabır doldur. Bundan sonra onları fitneye
düşürme ve onun mükâfatından onları da mahrum etme."
Bu Duaların Yapılacağı Yer:
Şcvkânî der ki: "Bildiğime göre, bu duaların belli bir yerde okunacağına dair
bir şey gelmemiştir. Namaz kılan, dilerse, beğendiği duaları, tekbîri
bitirdikten sonra, veya birinci, ikinci veya üçüncü tekbirden sonra, veya her
iki tekbir arasını ayırarak, veya her tekbir arasında bu dualardan bir tane
okuyabilir. Böylece Rasûlüllah'tan rivayet olunan duaların hepsini okumuş olur."
Yine demiştir ki; "Zahir olan, hadislerde gelen bu dua lâfızlarıyla erkek olsun,
kadm olsun ölüye dua okumaktır. Ölen, kadm olduğu zaman, müzekker zamirleri
müennese çevirmez; çünkü zamirler 'meyyit1 kelimesine bağlanır. Bu ise hem
erkek, hem kadın için kullanılır."
f- Tekbirden Sonra Dua Okumak
Cenaze namazı kılanın, üçüncü tekbirden sonra dua etmiş olsa bile, dördüncü
tekbirden sonra da dua etmesi müstchabdır. Çünkü, Ahmcd'in Abdullah bin Ebi
Evfâ'dan rivayetine göre; kendisinin bir kız çocuğu vefat etti. Üzerine dört
tekbir aldı dördüncü tekbirden sonra, iki tekbir arasında duracak kadar durup
duâ okudu. Sonra "Rasûlüllah, cenaze namazlarında böyle yapardı," dedi.
"Allahım onun mükâfatından bizi de mahrum etme. Bundan sonra da bizi fitneye
düşürme." Ibn Ebî Hüreyre de şöyle demiştir: "Bizden ön-
çekiler dört tekbirden sonra şöyle derlerdi: "Allahümme Rabbena âtinâ fi'd-dünyâ
hasenelen ve fi'l-âhireû haseneten ve gına azâb'en-nâr," (Ey Allahım bize
dünyada ve ahirettc iyilik ver, bizi cehennem azabından koru.)
g- Selâm
Ebû Hanife'den başka fakihlcr, selâmın farz olduğunda ittifak etmişlerdir. Ebû
Hanife ise sağa ve sola selâm vermenin, vacip olup rükün olmadığını söylemiştir.
Fakihler, selâmın farz olduğunu, cenaze namazının bir namaz olmasından istidlal
etmişler ve "her namazın ise helâl oluşu (bitişi) selâm iledir," demişlerdir.
İbni Mcs'ûd (r.a.) "cenaze namazında selâm vermek, şâir namazlarda selâm vermek
gibidir," der. Selâmın en azı, "cs-selâmü aleyküm" veya "selâmün aleykiim"
demektir. Ahmed "sağma vermiş olduğu bir selâmla yetinmenin sünnet olduğunu, ön
tarafa selâm verirse bunda bir beis olmadığını," söylemiş, bu görüşünü "Rasû-lüllah
ve ashabının bir selâm verdiğini, onların zamanında buna muhalif bir şey
bilinmediğini," söyleyerek del i İlendir m iştir. Şafi'î; ikinci selâmı müslehab
saymış; "birincide sağ tarafa dönerek başlar, sol tarafa dönerek bitirir."
demiştir. Ibn Hazm; ikinci selâmın bir zikir ve bir hayırlı iş olduğunu
söylemiştir."
3.20.3.5. Cenaze Namazının Kılınış Şekli
Namaz kılan, namazın şartların! tamamladıktan sonra, "hazır olan ölüye namaz
kılmaya" diye niyet ederek ellerini iftitah tckbiriyle beraber kaldırır. Sonra
sağ elini sol eli üzerine koyar. Fatihayı okumaya başlar, sonra tekbir alarak
Nebî aleyhisselâm'a salâvât okur. Sonra tekbir alarak ölüye dua eder, sonra
tekbir alıp yine duâ okur ve sonra selâm verir.
3.203.6. Erkek ve Kadın Cenaze tçin imamın Duruşu
İmamın, erkek cenazenin baş tarafı hizasında, kadın cenazenin ise orta hizasında
durması sünnettendir. Enes'in rivayet ettiği hadise göre; Enes (r.a.) erkek
cenaze namazı kılınca, başının yanında durdu. O kaldırılıp kadın cenaze
getirilince, onun da namazını kıldı ve orta hizasında durdu. Encs'c; "Rasûlüllah,
erkek ve kadın cenaze namazı kılarken senin durduğun yerde mi dururdu?" diye
sorulduğunda, Encs; "evet" demiştir. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ibn Mâce ve
Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisi hasen saymıştır.) Tahavî "bu bana en hoş
gelendir, çünkü Nebî aleyh is selâm'dan rivayet olunan hadisler, böyle olacağını
kuvvetlendirmektedir," demiştir.
3.203.7. Birden Çok Cenaze Namazı Kılmak
Erkek ve kadın birden çok cenaze toplanırsa, en efdâli şudur: îma-mın Önüne
gelmek şartıyla imamla kıble arasında, arka arkaya saf yapılır ve hepsine bir
namaz kılınır. Eğer cenazeler erkek ve kadm olursa; erkeklere ayrı, kadınlara
ayrı kılmak caiz olduğu gibi, hepsine beraberce namaz kılmak da caizdir.
Erkekler, imamın önüne saf yapılır. Sonra kadınlar, daha kıble tarafa konur.
Nâfi'in Ibn Ömer'den rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem, erkek ve kadın cenazelere beraberce namaz kılmıştır. Erkekleri önüne
koymuş, kadınları daha kıble tarafa koyarak hepsini bir sıra yapmıştır. Ömer'in
karısı Ümmü Külsûm binti Ali ve onun Zcyd ismindeki çocuğunun cenazeleri böyle
sıraya konulmuştu. O gün Sa'îd bin el-Âs imamdı. İnsanların arasında İbn Abbas,
EbûHürcyre, Ebû Sa'îd ve Ebû Kaıâdc (r.a.) de vardı. Çocuk, imamın Önüne kondu.
İçlerinden bir adam, "böyle yapmasını hoş görmedim," dedi. Ibn Abbas, Ebû
Hürcyre, Ebû Sa'îd ve Ebû Katâde'ye baktım, "bu nedir?" dedim. "Sünnet
böyledir," dediler. (Hadisi Nesâî, Beyhakî rivayet etmiş, Hafız 'senedi
sahihtir,' demiştir.) Hadise göre, erkek çocuğun, kadınla beraber cenaze namazı
kılındığında imamın önüne konur. Onun ardına da kadm konur. Eğer cenazeler
arasında, erkek, kadm ve çocuklar varsa, çocuklar erkeklerin ardına konur.
3.20.3.8. Üç Saf Yapmanın Müstehab Oluşu ve Safların Düzeltilmesi
Cenaze namazı kılanların üç saf yapması ve safların düzgün olması müstchabdır.
Mâlik bin Hüreyre (r.a.)'in rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu: "öldüğü zaman, müslümanlar-dan üç safa ulaşan bir
cemaat namazım kılıp ta bağışlanmayan hiç bir mümin yoktur," Mâlik bin Hüreyre
(r.a.), cenaze namazı kılanlar az olduğu zaman, onları üç saf yapmak için adam
araştırırdı. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ibn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiş,
Tirmizî hadisi hasen saymış, Hâkim ise sahİhlcmiştir.) Ahmed demiştir ki;
"cemaat azlık olsa bile üç saf yapmalarını isterim." "Eğer cemaat dört kişi
olursa, nasıl yaparlar?" diye sorulunca; "iki saf olurlar," dedi. "Her safta
ikişer kişi bulunur. Cemaat üç kişi olursa, bir safla tek kişinin kalması
mekruhtur."
3.203.9, Çok Cemaatin Müstehab Oluşu
Cenaze namazında cemaatin çok olması müstehabdır. Âişe (r.a.)'den rivayeten,
Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Müslümanlardan yüz
kişinin namazını kılıp, hepsinin şefaat ettiği halde şefaatlerinin kabul
olunmayacağı hiç bir ölü yoktur." (Hadisi Ahmed, Müslim ve Tirmizî rivayet
etmiştir.) lbn Abbas'ıan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Ra-sûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Cenaze namazında,
Allah'a şirk koşmamış kırk adam bulunup ta şefaatlerini Allah'ın kabul
etmeyeceği hiç bir müslüman kişi yoktur." (Hadisi Ahmed Müslim ve Ebû Dâvûd
rivayet etmiştir.)
3.20.3.10. Cenaze Namazına Yetişemeyen
Cenaze namazından bir tekbiri kaçıran kimsenin namazın ardından onu kaza etmesi
mü.stchabdır. Eğer kaza etmezse de bir beis yoktur. îbn Ömer, Hasan, Eyyûb cs-Sahıiyânî
ve Evzâ'î şöyle demişlerdir: "Cenaze namazından kaçırdığını kaza etmez, imam ile
beraber selâm verir." Ahmed ise "kaza etmezse önemli değildir," demiştir. Muğnî
sahibi, bu görüşü tercih cımiş ve demiştir ki; "delilimiz îbn Ömer'in sözüdür.
Sahabeden buna muhalif olan bilinmemektedir." Âişe'dcn (r.a.) rivayet olunduğuna
göre; o demiştir ki: "Yâ Rasûlallah ben cenaze namazı kılıyorum, fakat bazı
tekbirleri işitemiyorum." Rasülüllah, sallallahu aleyhi ve sellem; "duyduğun
tekbirleri al, geçenler İçin sana kaza gerekmez," buyurdu. Bu ifade açıktır.
Çünkü cenaze tekbirleri, birbirini takip eden tekbirlerdir. Bayram tekbirleri
gibi geçenleri kaza etmek gerekmez.
3.20.3.11. Kimlerin Cenaze Namazı Kılınır, Kimlerin Kılınmaz?
Fakîhler, erkek olsun, kadın olsun, küçük olsun, büyük olsun, müs-lümanm cenaze
namazının kılınmasında ittifak etmişlerdir. îbn Münzîr, "ilim ehli, çocuğun
canlı doğduğu bilindiği zaman ve ses çıkarırsa üzerine namaz kılınacağına dair
icmâ etmişlerdir," demiştir. Muğîre bin Şu'be (r.a.)'dcn rivayelen; Ncbî
aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Binekli, cenazenin arkasından gider. Cenazenin
arkasından giden ve önünden yürüyen, sağına ve soluna yakın olsun. Düşüğe namaz
kılınır. Annesi ve babası için mağfiret ve rahmet duası yapılır." (Hadisi Ahmed
ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Ebû Davud'un rivayetinde şu vardır: "Cenazenin
arkasından ve önünden yürüyen, cenazeye yakın olarak sağından ve solundan
yürüsün." Bir rivayette şöyle denmiştir: "Cenazeyi takip eden binekli, arkadan,
yürüyen ise dilediği taraftan yürür. Çocuğun ise namazı kılınır." (Hadisi Ahmed,
Nesâî, îbn Mâce rivayet etmiş, Tirmizî sahihlemiş-tir.)
3.203.12. Düşük Üzerine Namaz Kılmak
Düşük dört aylık değilse yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Bir bez parçasına
sarılarak defnedilir. Bu konuda âlimlerin çoğunun arasında ihtilaf yoktur. Eğer
dört aylık veya daha fazla olursa, düşme esnasında bağırmış-sa, o yıkanır,
ittifakla üzerine namaz kılınır. Eğer ses çıkarmamışsa, Ebû Hanifc, Mâlik, Evzaî
ve Hasan'a göre namazı kılınmaz. Çünkü Tirmizî, Ncsaî, lbn Mâce ve Bcyhakî'nin
Câbir (r.a.)'dcn rivayet ettikleri hadiste Nebî aieyhisselâm şöyle buyurmuştur:
"Düşük çocuk bağırdığı zaman namazı kılınır ve varis olur." Hadisle, üzerine
namaz kılınması için, ses çıkarması şart koşulmuştur. Ahmed, Sa'îd, Jbni Sîrin
ve İshak, geçen hadise dayanarak düşüğün yıkanıp namazının kılınacağı
görüşündedirler. Hadisle, "düşüğün namazı kılınır," denmiştir. Çünkü o da ruh
taşımaklaydı. Aynen ses çıkaran gibi namazı kılınır. Ncbî aleyhisselâm dön
aylığa ruhun üflendiğini haber vermiştir. Ancak diğer âlimler, onların bu
delillerine "hadisin müzdarip ve kendisinden daha kuvvetli olana ters olduğu"
görüşü ile cevap vererek; "hüccet olmaya yeterli değildir," demişlerdir.
Şelıid Üzerine Namaz
Şehid, kâfirler eliyle savaş meydanında öldürülen kimsedir. Hadislerin sahih ve
açık olarak belirttiğine göre; şehid üzerine namaz kılınmaz.
Buhari'nin Câbir (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Ncbî aleyhisselâm Uhud
şehitlerinin, kanlarıyla beraber defnolunmasını emretti, yıkanmadılar, namazları
da kılınmadı.
Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Uhud
şchidlerİ yıkanmadılar. Kanlarıyla gömüldüler ve üzerlerine namaz kılınmadı.
Şchidlerin namazının kılınacağına dair sahih ve açık başka hadisler de
gelmiştir:
Buharî'nin, Ukbc bin Âmir (r.a.)'den rivayetine göre; "Nebî aleyhisselâm sekiz
sene sonra bir gün çıkarak Uhud şehitlerine, ölüler ve dirilerin vedalaşmasına
benzer, cenaze namazı gibi namaz kılmıştır.
Ebû Mâlik'il-Gifâri (r.a.)'dcn rivayelen: "Uhud'da öldürülenlerden dokuz tane
getirildi. Onuncuları Hamza (r.a.) idi. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem
onların namazlarını kıldı. Onları taşıdılar. Sonra dokuz tane daha getirildi.
Onların da namazını kıldı. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bunları
kılıncaya kadar Hamza yerinde kaldı." (Hadisi Beyhakî rivayet etmiş, "bu konuda
en sahih hadis bu olup bu da mürseldir,' demiştir.)
Bu hadislerin muhtelif olması sebebiyle, fakîhlerin görüşleri de değişik
olmuştur. Bazısı hadislerin hepsini almışlar, bazısı ise bir kısım rivayetleri
diğerlerine tercih etmişlerdir. Hadislerin hepsini delil olarak alan tbn Hazm;
şehidin namazının kılınmasını veya terk edil meşini caiz görmüştür. "Eğer namazı
kılınırsa iyi olur, kilınmazsa da iyi olur," demiştir. Ahmcd'den yapılan
rivayetlerden birisi bu yöndedir. İbn Kayyım, bu görüşü doğru bularak demiştir
ki; "Bu mesele hakkında doğru olan, her ikisi hakkında da hadis geldiği için,
namaz kılınmasıyla kılmmamasınm muhayyer olduğudur. Bu da Ahmed'den gelen bir
başka rivayettir ve mezhebinin esasına daha uygundur." Devamla demiştir ki; "Uhud
şehitlerinin durumundan ortaya çıkan şudur ki; defin sırasında üzerlerine namaz
kılınmamıştır. Çünkü Uhud'da yetmiş kişi şehit düşmüşıü: Rasûlüllah'm, bunların
namazını gizli kılması mümkün değildir. Câbir bin Abdullah (r.a.)'m, şehitlerin
namazını terketmek konusundaki hadisi sahih ve açık olup babası da o gün Uhud
şehitleri arasındaydı. Diğerlerinde bulunmayan haber onda vardı." Ebû Hanîfe,
Scvrî, Hasan ve İbn Müseyyeb, fiilî rivayetleri tercih ederek şehit üzerine
namaz kılmayı vacip görmüşlerdir. Mâlik, Şafiî, Ishak ve (bir rivayete göre)
Ahmed, bunun aksini tercih etmiş ve namaz kılınmaz demişlerdir: Şafii, "cl-Ümm"
kitabında kendi görüşünü tercih ederek demiştir ki: "Haberler birçok yönden
açıktır, müte-valirdir. Nebî aleyhisselâm Uhud şehidlcrinin namazını
kılmamıştır. Rasûlüllah'm Uhud şehitlerinin namazını kıldığı ve Hamza'için
yetmiş tekbir aldığı rivayeti sahih değildir. Bu sahih hadîslere karşı duranın
kendinden utanması gerekir. Ukbe bin Âmir'in hadisine gelince; bizzat hadisde
geçtiğine göre, bu olay sekiz sene sonra olmuştur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem, ecelinin yaklaştığını anlayınca, bir nevi onlara veda ederek dua ve
istiğfarda bulunmuştur. Yoksa bu olay sabit olan bir hükmü ortadan kaldırmaya
delalet etmez."
3.20.3.14. Harp Meydanında Yaralanıp,
Biraz Daha Yaşayan Kimsenin Durumu
Savaş meydanında yara alıp normal yaşadıktan sonra ölürse, her ne kadar şehid
sayılsa bile yıkanır ve namazı kılınır. Ncbî aleyhisselâm kendisine isabet eden
ok sebebiyle el damarı kesilerek ölen Sa'd b. Muâz'ı yıkamış ve namazını
kıldırmışım Muâz, mescide götürülerek orada günlerce kalmış ve yarası iyice
açılarak şehit olmuştu. Eğer normal bir hayat yaşamamış, sadece konuşup su
içtikten sonra ölmüşse, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Muğnî kitabında, yazarı
demiştir ki: "Fütüh'uş-Şam" kitabında
geçtiğine göre, bir adam şöyle demiştir: "Belki amcamın oğlunu hayatta bulurum,
düşüncesiyle biraz su aldım. Haris bin Hişâm'ı buldum; suyu ona vermek istedim,
bir adam ona bakıyordu. Suyu o adama vermemi işaret elti. Suyu vermek için ona
götürdüm, o da kendisine bakan başka bir adama suyu vermemi işaret elti.
Neticede hiç birine suyu veremeden hepsi öldüler. Bunların hepsi de harp
bittikten sonra öldükleri halde hiçbiri yıkanmadı ve namazları kılınmadı."
3.20.3.15. Hadden Öldürülenlerin Namazı
Her kim had cezası sebebiyle öldürülürse, yıkanır ve namazı kılınır. Buharî'nin
Câbir (r.a.)'den rivayel elliği hadise göre; "Eslcm kabilesinden olan bir adam
Nebî aleyhisselâm'a gelerek, zina ettiğini itiraf etti. Kendi aleyhine dört defa
şchadei edinceye kadar Rasûlüİlah sallallahu aleyhi ve sellem ondan yüzünü
çevirdi. Sonra ona dönerek, 'sende delilik var mı?' diye sordu. 'Hayır,' dedi.
'Evli misin?' diye sordu. 'Evet,' dedi. Rasülüliah sallallahu aleyhi ve sellem
emretti ve bayram kılman yerde (Musalla) rec-molundu. Taşlar ona değince,
kaçmaya teşebbüs etti. Yakalanıp ölünceye kadar taşlandı. Nebî aleyhisselâm onun
için iyi sözler söyleyip üzerine cenaze namazı kıldı." İmam Ahmed; "Nebî
aleyhisselâm'm, ganimet malından çalan ve kendisini öldürenden başka, kimsenin,
cenazesini kılmadığını bilmiyoruz," demiştir.
3.203.16. Ganimet Malını Çalan, Kendini Öldüren ve Diğer Asilerin Cenaze
Namazını Kılmak
Alimlerin çoğunluğu; ganimet malı çalanların, kendini öldürenlerin ve diğer
asilerin namazının kılınacağını söylemişlerdir. Nevevî, Kâdî'nin şöyle dediğini
söylemiştir: "Alimlerin hepsinin görüşüne göre; müslüma-nın, had İle
öldürülenin, reem ile öldürülenin, kendini öldürenin ve vclcd-i zinâ'nm namazı
kılınır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, ganimet malı çalan ve
kendini öldürenin namazını kılmadığı hususu, bu işleri engellemek içindir.
Borçlu üzerine namaz kılmaktan ve ona rahmet okumaktan yüz çevirip, ashabına
kılmalarını emrettiği gibi."
İbni Hazm şöyle demiştir: "Takva sahibi olsun, fâcir olsun, had ce-zasiyle
öldürülmüş veya hırsızlık yaparken öldürülmüş veya eşkıyalık yaparken öldürülmüş
her müslümanın namazı kılınır, imam ve diğerleri bunların namazını kılar. Bid'at
çıkaranlar da bunun gibidir. Yaptıkları bid'at, küfre varmadığı müddetçe,
namazları kılınır. Kendini öldürenin ve başkasını öldürenin namazı kılınır.
Yeryüzünde herhangi bir kimseye kö-
lülük yapan kimse bile olsa, müslüman olarak öldüğü zaman namazı kılınır. Çünkü
Ncbî aleyhisselâm'm; "arkadaşınızın namazını kılınız," emri umûmîdir. Müslüman
ise, bizim arkadaşımızdır. Allahu Tcâlâ şöyle buyuruyor: "Müminler ancak
kardeştir. "(7) "Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.''(8)
Her kim, 'müslümanın namazı kılınmaz,' derse büyük bir söz söylemiş olur.
Şüphesiz fâsik kimse, mümin kardeşinin duasına, fazilclli, rahmete ermiş bir
kimseden daha fazla muhtaçtır."
Sahih rivayete göre; Haybcr'dc bir adam ölünce Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu: "Arkadaşınızın namazını kılınız. O ganimetten mal
çalmıştır." Ravi diyor ki; "onun çaldığı eşyaları araştırdık. İki dirhem değeri
olmayan boncuklar bulduk."
'Atadan gelen sahih bir rivayete göre, 'Ata'nm; vclcd-i zinanın ve annesi
lanetlenmiş kişilerin, kısas yapılan kimsenin, rccmolunanm, savaş meydanından
kaçıp öidürülen kimsenin cenaze namazını kıldığı sabit olmuştur. 'Atâ' demiştir
ki; "La ilahe İllallah" diyen kimsenin namazını terkedemem. Çünkü Aîlahu Teâlâ
şöyle buyuruyor: "Onların kesin cehennem eshabt oldukları açıklandıktan
sonra."(9)
ibrahim NchaTden gelen sahih rivayette; Neha'î demiştir ki; Selef, ehli
kıblc'dcn hiçbir kimsenin namazını kılmayı engellemezdi. Kendini öldüren
kimsenin de namazı kılınır. Sünnet olan, reem olan kimsenin namazının
kılınmasıdır. Yine Katâde'den gelen sahih rivayette, Katâde demiştir ki; "ÎHm
ehlinden hiçbirisinin, "Lâ İlahe İllallah" diyen kimsenin namazını kılmaktan
kaçındığını bilmiyorum." İbn Sîrîn'den sahih olarak geldiğine göre; "ehli
kıbleden herhangi birisinin namazının kılınmasını günah sayan kimseye
erişmedim," demiştir. Ebû Gâlib'dcn rivayeten; "Ebû Ümâmc cl-Bâhilî'ye dedim:
içki içen kimsenin namazı kılınır mı?' 'Evet,' dedi. 'Belki de bu adam yatağına
yaslanıp bir defa "Lâ ilahe İllallah" demiş olabilir ve bağışlanabilir.'"
Hasandan gelen sahih habere göre, Hasan şöyle demiştir: "Lâ İlahe İllallah"
diyen ve kıbleye yönelenin namazı kılınır; çünkü bu bir şefaatten başka bir şey
değildir."
3.20.3.7. Kâfir Üzerine Namaz Kılmak
Hiç bir müslümanın, kafirin namazını kılması caiz değildir. Allahu Teâlâ;
"Onlardan hiçbirinin namazını ebediyyen kılma ve kabirleri üze-
(7) Hucurât: 10.
(8) Tevbc:71.
(9) Tevbe: 114.
386
rinde durma; çünkü onlar Allah'ı ve Rasâlü'nü inkâr ettiler,"W) buyurmuştur.
Yİne Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Müşriklerin cehennemlik oldukları müminlere
belli olduktan sonra bunlar akraba olsalar bile, artık onlar için ne peygamberin
ne de mümin olanların mağfiret dilemeleri yoktur, ibrahim'in, babası için
mağfiret dilemesi, ancak ona önceden vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Fakat
babasının Allah'a bir düşman olduğu kendisine belli olunca ondan uzaklaştı,
istiğfar etmedi."(\ 1) Keza kâfir çocuklarının namazı da kılınmaz. Çünkü onlar
babalarına lâbîdir. Ancak anne-babasmdan birisinin müslüman olması veya müslüman
olarak ölmesi veya anne babasından veya birisinden ayrı olarak esir alınması
durumlarında kâfir çocuklarının da cenaze namazı kılınır.
3.20.3.18. Kabir Üzerine Cenaze Namazı Kılmak
Her ne kadar defn'den önce namazı kılınmış olsa bile, defnolduklan sonra
herhangi bir vakiıtc namazını kılmak caizdir. Daha önce geçtiği üzere;
Rasûlüllah saltallahu aleyhi ve sellem, sekiz sene sonra, Uhud şehitleri üzerine
nama/, kılmıştır. Zeyd bin Sabit (r.a.)'dcn yapılan rivayete göre; o demiştir
ki; "Rasûİüllah iie beraber çıktık, Bekî' mezarlığına varınca, yeni bir kabir
gördü, kim olduğunu sordu. 'Filan kadın,' dediler; onu tanıyordu. "Onun öldüğünü
bana bildiremez miydiniz?" buyurdu. Oradakiler, "Ya Rasûlallah, sen oruçlu idin
ve öğle vakti uykudaydın, seni uyandırmayı uygun görmedik," dediler. Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem: "Böyle yapmayın, Sizden biriniz öldüğü zaman, ben
aranızda olduğum müddetçe, bana haber verin. Benim namazım, ona bir rahmettir,"
buyurdu. Sonra kabre geldi, bizi arkasında saf yaparak dört tekbir aldı."
(Hadisi Ahmed, Ncsâî, Bcyhakî, Hâkim, İbn Hibban rivayet cuniş, Hâkim ve İbn
Hibbân sahihîcmişlerdir.)
Tirmizî şöyle demiştir: "Rasûlüllah'm ashabından ve diğerlerinden ilim ehlinin
çoğuna göre bununla âmel edilmektedir. Şafi'î Ahmcd ve İshâk'm görüşü de budur.
Hadisten anlaşıldığına göre, ashab, definden önce cenaze namazını kilmiş sonra
Rasûlüllah, kabir üzerine tekrar namazını kılmıştır. Çünkü ashab, namazını
kılmadan ölüyü defnctmczlerdi."
Ashabın, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber kabir üzerinde namaz
kılmaları, bu işin sadece Rasûlüllah'a mahsus olmadığını göstermektedir.
(10)Tevbe:84. (ll)Tevbe: 114-115.
Ibn Kayyım şöyle demiştir: Bu muhkem sünnetler, Rasûlüllah'ın, "kabirler
üzerinde oturmayınız ve kabirlere karşı namaz kılmayınız" mü-teşabih hadisiyle,
ilk bakışta reddolunmaktadır. Bu hadis sahihtir. Rasû-lüllah sallallahu aleyhi
ve sellem'in kabir üzerinde namaz kıldığını söyleyenlere gelince; işte
Rasûlüllah'ın sözü, işte tatbikatı. Bu söz ve tatbikatın biri diğerine zıt
değildir. Çünkü, kabirde kılınması nehyedilen namaz, kabir üzerine kılınan namaz
değildir. Bu kabir üzerine kılınan namaz, cenaze namazıdır ki, belli bir yere
mahsus değildir. Bilâkis cenaze namazının, mescidin dışında kılınması mescidde
kılınmasından daha efdaldir. Kabirde ölünün namazını kılmak ise naaşı üzerine
kılman namaz cinsindendir. Her iki yerde de maksat namazdır. Namazın, naaşı
üzerine kılınması ile yer üstünde kılınması veya yerin alımda iken kılınması
arasında fark yoktur. Diğer namazlar bunun tersinedir. Çünkü onların kabirlerde
kılınması rneşrû olmadığı gibi, kabirlere karşı kılınmaları da meşru olmamıştır.
Bu yasak, oraların mescid edinilmesini engellemek içindir. Rasûlüllah'ın, kabir
üstüne bir kaç defa cenaze namazı kıldığı halde, kabirlere karşı namaz kılanları
lanetlemesi ve bunu yapanı 'mahlûkâtm en kötüsü' olarak haber vermesi, bunu
göstermektedir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"İnsanların en kötüsü, hayatta iken üzerine kıyamet kopanlar ile kabirleri
mescid edinenlerdir."
Gâib Üzerine Cenaze Namazı Kılmak
Yakın olsun uzak olsun, başka bir yerde ölen gâib kimse üzerine namaz kılmak
caizdir. Gaibin olduğu belde, kıble tarafında olmasa bile namaz kılan kıbleye
döner. Gaibin üzerine namaz kılmaya niyet eder. Tekbir alır ve yanında iken
kılman namaz gibi kılar. "Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve Ibn
Mâce'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayetine göre; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem, Necaşî'nin ölüm haberini, öldüğü gün insanlara dvyurdu ve onlarla
namazgaha çıktı. Ashabını saf yaparak dört tekbir aldı." İbn Hazm şöyle
demiştir: "Ölen gâib üzerine imam ve cemaatle namaz kılınır. Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, Necâşî Habeşistan'da öldüğü halde, onun namazını
kılmıştır. Ashabı onunla beraber saf tutarak namaz kıldılar. Bu, ashabın
terkedilmesi caiz olmayan h'.r icmâıdır. Ebû Hanîfe ve Mâlik bu konuda muhalefet
etmişlerdir. Fakat onların hüccet sayılabilecek bir delilleri yoktur."
3.203.20. Mescidde Ölüye Namaz Kılmak
Mescidi kirletme korkusu yoksa, mescidde ölüye namaz kılmakta
bir beis yoktur. Müslim'in Âişe (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; o demiştir ki,
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Süheyl bin Beydâ (r.a.)'dan başkasının
namazım mescidde kılmamiştır. Ashab, Ebû Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)'in namazını
mescidde kılmışlar hiçbirisi bunu yad ırgamamı ştır. Çünkü cenaze namazı diğer
namazlar gibi bir namazdır. Mâliki ve Hanefîlerce mekruh sayılması,
Rasûlüllah'ın şu hadisini delil saymalarm-dandır: "Her kim mescidde cenaze
namazı kılarsa onun için bir sevap yoktur." Bu hadisin manası, Rasûlüllah'm
fiiline ve ashabının aynı yöndeki fiiline terstir. Bîr başka yönden de bu hadis
zayıftır. Âlimler bu hadisi sahih sayarak, "Ebû Dâvûd gibi meşhur sahih
nüshalarda 'onun aleyhinde birşey yoktur,1 ifadesi vardır," demişlerdir. Ibn
Kayyım şöyle demiştir: "Rasûîüllah'm devamlı olarak cenaze namazlarını mescidde
kıldığı varid değildir. Özür haricinde, cenaze namazlarını mescidin dışında
kılardı. Ba-zan, Ibn Beydâ'da olduğu gibi mescidin içinde de kılmıştır. Her
ikisi de caizdir. Efdâl olan, mescidin dışında kılmaktır."
3.203.21. Kabirlerin Arasında Cenaze Namazı Kılmak
Alimlerin çoğunluğu, mezarlıkta, kabirler arasında namaz kılmayı kerih
görmüşlerdir. Bu görüş; Alî, Abdullah bin Amr ve Ibn Abbas, (r.a.)'den rivayet
olunmuştur. 'Atâ, NehâT, Şâfı'î, Ishâk ve Ibn Münzir de bu görüşü
benimsemişlerdir. Çünkü Rasûlüllah saİlallahu aleyhi ve sellem'in: "Yeryüzünün
hepsi mesciddir. Ancak hamam ve kabirler müstesna/' hadisi vardır. Ahmed'den
yapılan bir rivayet şöyledir: "Bunda bir beis yoktur. Çünkü Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem mezarlıkta, kabir üzerine namaz kılmıştır. Ebu
Hüreyre, Ibn Ömer de ordayken, kabristanın ortasında Âişc (r.a.)'nm namazını
kılmıştır. Ömer bin Abdülaziz de böyle yapmıştır."
3.203.22. Kadınların Cenaze Namazı Kılmasının Caiz Oluşu
Kadınların, erkekler gibi cenaze namazı kılmaları, ister tek olarak kılsınlar,
ister cemaatle kılsınlar caizdir. Ömer (r.a.) Utbe (r.a.)'in cenaze namazını
kılarken Abdullah'ın annesini beklemiştir. Âişe (r.a.) Sa'd bin Ebî Vakkas
(r,a.)'m cenaze namazını kılmak için kendisinin götürülmesini emretmiştir.
Nevevî: "Kadınlar için, diğer namazlarda olduğu gibi cemaat yapmalarının sünnet
olması gerekir." demiştir. Hasan bin Salih, Süfyan, Sevrî, Ahmed ve Hanefîler bu
görüşü benimsemişler, Mâlik ise "tek tek kılarlar", demiştir.
3.203.23. Ölünün Namazını Kıldırmaya En Layık Olan
Alimler, cenaze namazını kıldırırken imamlığa kimin lâyık olduğu hakkında
İhtilâf etmişlerdir. Dendi ki; "En lâyık olan velisidir, sonra emir, sonra
babası, sonra babasının babasıdır; yukarı doğru çıkar. Sonra oğlu, oğlunun oğlu;
aşağıya doğru iner. Sonra akrabalık yönünden en yakın olandır." Maliki ve
Hanbeliler bu görüşü beni m sem i şiir. Başka bir görüş le şöyledir; "Önce
babası, sonra dedesi, sonra oğlu, oğlunun oğlu, sonra kardeşi, kardeşinin oğlu,
sonra amcası, amcasının oğlu, akrabalık sırasına göre en yakın olan lâyıktır."
Şafi'î ve Ebû Yusuf un görüşü budur. Ebû Hanîfc ve Muhammcd bin Hasan'a göre;
"evlâ olan, eğer hazırsa vali, sonra kadı, sonra o muhitin imamı, sonra ölen
kadının velisi, sonra akrabalık bakımından yakın olanlardır. Ancak baba
müstesna. Çünkü, baba ile oğul bir araya geldiğinde baba öne geçer."
3.20.3.24. Cenazeyi Taşımak ve Cenaze İle Yürümek
Cenazeyi taşımak ve onunla yürümek konusunda bir çok hususlar meşru olmuştur.
Bunları aşağıda zikrediyoruz:
1- Cenazeyi teşyî etmek ve onu taşımak meşrudur. Sünnet olan bütün taraflardan
taşımış olmak için, cenazeyi her tarafından taşımaktır. İbn Mâce, Beybakî ve Ebû
Dâvûd Tayâlisî'nin İbn Mes'ûd (r.a.)'dan rivayetlerine göre İbn Mes'ûd (r.a.)
demiştir ki: "Cenazenin arkasından giden kimse, cenazenin sarıldığı şeyin her
tarafından tutsun. Böyle yapmak sünnettendir. Sonra dilerse nafile olarak taşır,
dilerse bırakır." Ebû Sa'îd (r.a.)'dcn rivayeten Ncbî alcyhissclâm şöyle
buyurdu: "Hastayı ziyaret ediniz. Cenaze ile beraber yürüyünüz ki, o size
ahireîi hatırlatır." (Hadisi Ahmcd rivayet etmiş olup, hadisin bütün ravileri
sika'dır.)
2- Cenazeyi hızlı götürmek: Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn
Mâcc'nin Ebû Hurcyrc'dcn rivayetine göre Rasûlüilah sal-iallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: "Cenazeyi hızlı gölürünüz, eğer salih bir kimse ise, onun için
hayırlı olur. Eğer kötü bir kişi ise, bu şerri boynunuzdan atmış olursunuz."
Ahmcd, Ncsâî ve diğerlerinin Ebû Bekre (r.a.)'den rivayetlerine göre, Ebû Bckrc
demiştir ki: "Reme! yürüyüşü yapar gibi Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve scllcm
ile beraber cenazeyi hızlı bir şekilde taşıdığımızı görmüşümdür." Buhârî'nin
Tarih kitabındaki rivayeti ise şöyledir: "Nebî aleyhisselâm, Sa'd bin Muâz
(r.a.) öldüğü gün na-Iinlcrimiz kopuncaya kadar bizi hızlandırdı." Fetih
kitabında şöyle denmiştir: "Hasılı, müstehab olan, cenazeyi çabuk götürmektir.
Ancak çabukluğun, cenazenin bozulmasına sebep olacak, taşıyanlara veya cenaze
ile
beraber gelenlere meşakkat olacak kadar şiddete ulaşmaması gerekir. Çünkü bu
durum, cenazenin temiz kalmasına mani olup, müslümanlarm meşakkate girmesine
sebebiyet verir." Kurtubî şöyle demiştir: "Hadisten maksat ölünün defnedilmesini
geciktirmemektir. Çünkü geciktirmek çok kere büyüklenmek ve öğünmeye
sevkedebilir."
3- Cenazenin önünden veya arkasından, sağından veya solundan cenazeye yakın
olarak yürümek: Âlimler hangi taraftan yürüneceği konusunda İhtilaf etmiştir.
Cumhur ulema ve ilim ehlinin çoğu önünden yürümeyi tercih ederek, "cfdal olan
budur" demişlerdir. Çünkü Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve scllcm, Ebû Bekr ve
Ömer (r.a.) cenazenin önünden yürürlerdi. (Bunu Ahmcd, Ncsâî, Tirmizî, Ebû Dâvûd
ve ibn Mâcc rivayet etmiştir.) Hancfîlcrc göre; cfdal olan, cenazede
bulunanların arkadan yü-rümesidir. Çünkü Rasûlüllah'm, "Cenazeye tabi olunması"
emrinden bu anlaşılmakladır. Tabi olan, arkadan gelen demektir. Encs bin Mâlik
(r.a.) ise, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in geçen hadisinden dolayı
hepsinin aynı olduğunu söylemiştir. Binek üzerinde olan, cenazenin arkasından
gider; yürüyen ise arkasından, önünden, sağından, solundan cenazeye yakın olarak
yürür. Zahir olan, hepsini yapmak konusunda genişlik olduğudur. Bu ihtilaftan,
hepsinin de mubah olduğu ve kolaylığı gerektirdiği ortaya çıkmaktadır.
Abdurrahman bin Ebzî'dcn rivayeten; Ebû Bekir ve Ömer (r.a.), cenazenin önünde
Alî (r.a.) ise arkasında yürürdü. Ali'ye dendi ki; "Ebû Bekir ve Ömer, cenazenin
önünde yürürlerdi." Ali (r.a.) da; "Ebu Bekir ve Ömer, cenazenin arkasından
yürümenin, önünden yürümekten, cemaatle namaz kılmanın, tek başına kılmaktan
faziletli olduğu kadar faziletli olduğunu biliyorlardı. Fakat onlar insanlara
kolaylık olsun diye kolay olanını seçtiler," demiştir. (Bunu Bcyhakî ve İbn Ebi
Şcybe rivayet etmiş, Hafız, 'hadisin senedi hasendir,' demiştir.)
Cenazeyi takip edenlerin özrü olmadan binek üzerinde yürümesini cumhur ulema
kerih görmüştür. Dönerken binek üzerinde dönmesini kc-rahatsîz olarak caiz
gördüler. Scvbân (r.a.) hadisine göre; Nebi aleyhisselâm cenaze ile yürürken ona
bir binek getirildi, binmedi. Cenazeden dönerken binek getirildiğinde bindi.
Niçin böyle yaptığı sorulunca şöyle buyurdu: "Şüphesiz melekler yürüyordu; onlar
yürürken ben binemezdim. Onlar gidince ben bindim." (Hadisi Ebû Dâvûd, Beyhakî
ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim hadisin Buharı ve Müslim'in şartlarına göre sahih
olduğunu söylemiştir.) Rasûİüliah sallallahu aleyhi ve sellem, tbn Dehdâh
(r.a.)'m cenazesine yürüyerek gitmiş, at üzerinde dönmüştür. (Hadisi Tirmizî
rivayet etmiş, 'hasen sahihtir,' demiştir.) Rasûlüllah'm; "binek
üzerinde olan, cenazenin arkasından yürür," hadisi ile, ata binmenin mekruh
oluşu arasında çelişki yoktur. Çünkü, bu hadisin, arkadan yürümenin kerahatle
beraber caiz olduğunu beyan için olması mümkündür. Hanefiler; "her ne kadar,
özürsüz olana yürümek efdal ise de, binek üzerinde yürümekte bir beis yoktur,"
demişlerdir. Sünnet olan, geçen hadise göre binek üzerindekinin cenazenin
arkasında olmasıdır. Hattabî binekli hakkında şöyle demiştir: "Alimlerin, binek
üzerindeki kimsenin cenazenin arkasından gitmesi konusunda ihtilaf ettiklerini
bilmiyorum."
3.203.26. Cenazede Mekruh Olan Şeyler
Cenazede aşağıdaki fiillerden bir tanesini yapmak mekruhtur: 1- Zikir, Kıracı ve
Diğer Şeylerde Sesi Yükseltmek lbn Mün/.ir demiştir ki; Kays bin Abbâd'dan bize
rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah'ın ashabı üç yerde sesi
yükseltmeyi kerih görmüşlerdir: Cenazede, zikir yaparken, savaş zamanında."
Sa'îd bin Müscyyeb, Sa'îd bin Cübcyr, Hasan, Ncha'î, Ahmed ve Ishâk; cenazenin
arkasında, "ölü için istiğfar edin" diyen kimsenin sözünü kerih görmüşlerdir.
Evzâ'î ise; "bidattir," demiştir. Fudayl bin Amr şöyle demiştir: "îbni Ömer bir
cenazede iken; "Ölü için istiğfar edin, Allah onu bağışlasın" diyen kimsenin
sözünü işitince; o kimseye, "Allah seni bağışlamasın" dedi. Ncvcvî şöyle
demiştir: "Bil ki, doğru olan, selefin cenaze ile beraber yürürken sükût edip
kırâct, zikir ve diğerleri ile seslerini yüksel ün ediğidir. Çünkü kişinin zihni
cenaze ile ilgili şeyleri düşünmeye toplanmıştır. Bu durumda istenen bu olup,
doğru olan da budur. Muhaliflerin çokluğu seni aldatmamahdır. Cahillerin, cenaze
üzerine uzatarak Kur'ân okumaları ve sözü gerçek yerinden çıkararak bağırıp
çağırmaları icmâ ile haramdır." Şeyh Muhammed Abduh, zikirle sesi yükseltmek
konusunda verdiği fetvada şöyle demiştir: "Cenazenin önünde açıklan zikir
yapmaya gelince, Fetih kitabında, cenaze bahsinde; "cenazenin önünden yürüyen
kimsenin yüksek sesle zikir yapması mekruhtur," demiştir. Eğer Allah'ı zikretmek
isliyorsa, kendi içinden zikretsin. Açıktan zikir yapmak, Rasûlüllah'ın ashabı,
tabiîn ve tebei tabiîn devrinde olmayan bir bid'attır. Engellenmesi gerekir."
2-Ateş Yakmak
Cenazenin arkasından ateş yakmak, cahiliyet işlerindendir. îbn Münzir şöyle
demiştir: "İlim ehlinden herkesin söylediğine göre, ateş yakmak mekruhtur."
Beyhakî; "Âişe, Ubâde b. es-Sâmit, Ebû Hureyre, Ebû Sa'îd'il-Hudrî ve Esma binti
Ebû Beki (r.a.)'in vasiyetlerinde "bizim
arkamızdan ateş yakmayın" dediklerini" nakletmektedir, lbn Mâce'nin rivayet
ettiğine göre: "Ebû Mûsâ el-Eş'arî'ye ölüm yaklaştığında, "bana tütsü
kullanmayın," dedi. 'Bu konuda birşey işittin mi?' dediler; o da; 'evet,
Rasülüllah'tan işittim," demiştir." Eğer defn gece olursa, o zaman ışığa ihtiyaç
vardır. Bunda bir beis yoktur. Tirmizî'nin lbn Abbas (r.a.)'dan rivayetine göre;
"Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, gece bir kabre girdi; onun için bir
kandil yakıldı." (Tirmizî, lbn Abbas'ın hadisi hasendir,' de* mistir.)
3- Cenaze Yere Konmadan Takip Edenlerin Oturması
Buharı şöyle demiştir: "Cenazeyi takip edenler, cenaze omuzlardan yere
konmadıkça oturmasmlar. Oturan olursa, ayağa kalkması emredilir. Ebû Sa'îd'il-Hudri
(r.a.)'in Ncbî aleyhisselâm'dan rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselâm şöyle
buyurmuştur: "Cenazeyi gördüğünüz zaman kalkınız. Cenaze yere konuncaya kadar
onu lakip edenler oturmasmlar." Sa'îd el-Makbûri'den, onun da babasından rivayet
olunduğuna göre; demiştir ki; "Bir cenazede idik. Ebû Hüreyre, Mervâriııı elini
tutup cenaze yere konmadan oturdular. Ebû Sa'îd geldi, Mcrvan'm elini tutarak
şöyle dedi: "Kalk, Allah'a yemin olsun, Rasûlüllah bizi bundan nehyetli." Ebû
Hürcyrc de "doğru söylüyorsun," dedi. (Hadisi Hâkim rivayet etmiş olup
rivayetinde şu ilave de vardır: "Ebu Sa'îd Mcrvân'a 'kalk,' deyince kalktı.
Sonra, 'niçin beni kaldırdın?' diye sordu. Hadisi bu şekilde ona anlattı. Ebû
Hüreyre'ye, 'niçin bana haber vermedin?' deyince o da; 'sen imamdın, oturunca
ben de oturdum,' dedi.") Sahabe, tabiîn, Hanefiler, Hanbelîler, Evzâ'î ve
Ishâk'm görüşleri budur. Şafi'î ise şöyle demiştir: "Cenazeye katılanların
cenaze yere konmadan önce oturmaları mekruh değildir. Cenazeden önce gidenlerin,
varmadan oturmalarında bir beis olmadığı hakkında ittifak etmişlerdir." Tirmizî
şöyle demiştir: "Rasûlüllah'ın ashabından, bazı ilim ehlinden ve diğerlerinden
rivayet olunduğuna göre, onlar cenazeden önce giderler, cenaze varmadan
otururlardı. Şafiî'nin görüşü budur. Otururlarken cenaze geldiği zaman
kalkmazlardı. Aruned'den rivayete göre, o demiştir ki; "Eğer kalkarsa, onu
ayıplama; şayet oturursa, onda da bir beis yoktur."
4- Cenaze Geçtiği Zaman Ayağa Kalkmak
Ahmed'in, Vâkıd bin Amr bin Sa'd bin Mu'âz'dan rivayetine göre; o demiştir ki;
"Benî Selem'de bir cenazede bulundum. Ayağa kalktım. Nâfi' bin Cübeyr bana
'otur,' dedi. Ben de ona; 'bu konuda sana bir hüccet söyleyeceğim,' dedim: 'Mes'ûd
bin Hâkim ez-Zurkî'nin bana anlattığı hadise göre; o, Ali bin Ebî Tâlib'den
şöyle söylediğini işitmiş: "Rasûlüllah sallal-
lahu aleyhi ve sellem ayağa kalkmamızı emretti. Sonra oturdu. Ve biz de
oturmakla emrolunduk." Hadisi Müslim şu lâfızla rivayet etli: "Rasûlül-lah'ı
gördük, cenaze gelince kalktı. Biz de kalktık. Oturdu, biz de oturduk." Tirmizî;
"Ali'nin hadisi hasen sahih olup bu hadiste tabiînden birbirinden rivayet eden
dört kişi var ve ilim ehlinin bazısı bununla amel etmiştir," demiştir. Şafİ'î
ise; "Bu konuda en sahih şey budur," demiştir. Bu hadis "cenazeyi görünce
kalkınız," şeklindeki hadisi nesh etmekledir. Ah-med ise, "dilerse kalkar,
dilerse kalkmaz" dcmişıir. Ahmcd, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve scllem'in önce
kalkıp sonra oturduğu rivayetini delil olarak göstermiş, İshâk bin İbrahim de
böyle demiştir. Ahmcd, İshâk bin Habîb, Malikîlerden îbn Mâcişûn bu görüşe
katılmıştır. Nevcvî şöyle demiştir: "Muhtar olan, kalkmanın müslehab olduğudur.
Mütevelli ve mez-heb sahibinin sözü de budur." Îbn Hazm şöyle demiştir: "Kişinin
cenazeyi gördüğü zaman ayağa kalkması müsichabdır. Cenaze kâfir bile olsa,
geçinceye veya yere konuncaya kadar kalkılır. Şayet kalkmazsa, bunda da bir
günah yoklur. Kalkmanın müstehab olduğunu söyleyenler, Buharî, Müslim, Tirmizî,
Ncsâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâcc'nin îbn Ömer ve Âmir bin Rcbî'a yoluyla Ncbî
alcyhissclâm'dan rivayet ellikleri şu hadisi deli! getirmişlerdir: "Cenaze
gördüğünüz zaman sizi geçinceye veya yere konuncaya kadar kalkınız." Ahmcd'in
rivayetinde şu vardır: "Îbn Ömer (r.a.) cenaze gördüğü zaman, geçinceye kadar
kalkardı." Buharı ve Müslim'in Seni bin Hanîf ve Kays bin Sa'd'dcn rivayet
etliklerine göre; bu ikisi, Kadîsiyc'de otururlarken yanlarından, bir cenaze
geçti. Ayağa kalktılar. Kendilerine: "O cenaze bu yerin ahalisindendir, yani
zımmîdir," denilince onlar şöyle demişlerdir: Rasûlüllah'm yanından bir cenaze
geçtiği zaman ayağa kalkmış, kendisine 'o cenaze bir yahudidir,' denilince; "o
da bir can değil midir?" diye cevap vermişıir." Buharî'nin Ebû Leylâ'dan
rivayetine göre; o, "îbn Mcs'ûd ile Kays cenazeye kalkarlardı," demiştir.
Ayağa kalkmaktaki hikmet; Ahmed, Îbn Hibbân ve Hâkim'in merfu olarak Abdullah
bin Amr (r.a.) hadisinden yaptıkları rivayette gelen "Siz canları alan zâta
tazim için kalkıyorsunuz," hadisidir. îbn Hibban'ın lâfzında; "Ruhları alan
Allah'a tazim için" şeklindedir.
Sözün kısası: Alimler bu meselede ihtilaf etmişler; bazısı cenazeye kalkmanın
mekruh olduğu, bazısı müstehab olduğu görüşünü benimsemiştir. Kalkmayı ve
kalkmamayı mubah görenler de olup hepsinin hücceti ve delili vardır. Mükellefin,
bu görüşlerden kalbinin kanaat getirdiği herhangi birisini seçmesi gerekir.
Allah daha iyi bilir.
5- Kadınların Cenazenin Arkasından Gitmeleri Mekruhtur.
Ümmü Aıiyye (r.a.) demiştir ki: "Cenazenin arkasından gitmekten nchyolunduk ve
bu iş bize gerekli kılınmadı." (Hadisi Buharî, Müslim, Ahmcd ve İbn Mâcc rivayet
etmiştir.) Abdullah b. Amr (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki;
"Nebî aleyhisseiâm ile beraber yürürken, Ncbî aleyhisseiâm tanıdığını
sanmadığımız bir kadın gördü. Biz yola devam elliğimizde, Ncbî aleyhisseiâm
durdu. Kadın Ncbî alcyhissciâm'm yanına geldiğinde bir de baktık ki Falıma
(r.a.) imiş. Ncbî aleyhisselâm; "Evden niçin çıktın ya Falıma?" diye sorunca,
Faüma; "Bu eve geldim; cenazeleri olduğu için onlara acıdım ve taziyede
bulundum." dedi. Ncbî aleyhisseiâm: "Belki de.onlar la beraber kabre vardın,
öyle mi?" deyince, Falıma; "Onlarla beraber kabre varmaktan Allah'a sığınırım.
Bu konuda simdi söylediklerini daha önce de. söylediğini işitmişimdir/' dedi.
Ncbî aleyhisseiâm; "Eğer kabre varsaydın babanın dedesi cenneti görünceye kadar
cenneti göremezdin," demiştir. (Alimler bu hadis hakkında laan ederek,
"senedinde Rcbî'a bin Scyf olduğu için sahih değildir,' demişlerdir. Bu zai
hadis konusunda zayıf olup, rivayetlerinde pek çok münker vardır.)
îbn Mâce ve Hâkim'in Muhammcd bin Hancfiyye'den onun da Alî (r.a.)'dan rivayet
ettiklerine göre, Alî (r.a.) şöyle demiştir: "Nebî aleyhisseiâm yolda giderken
oturan kadınlar gördü. Ncbî aleyhisselâm "niçin oturuyorsunuz?" diye sorunca,
"cenazeyi bekliyoruz", dediler. "Onu yıkadınız mı?" dedi. "Hayır," dediler. "Onu
taşıdınız mı?" dedi. Yine, "hayır" dediler. Nebî aleyhisselâm; "Öyleyse, mükâfat
almadan günahkâr olarak dönün bakalım/' dedi. (Bu hadisin senedinde Dînâr bin
Ömer vardır. Ebû Hâlim; "hadis meşhur değildir" demiştir. Ezdî de "Hadis
mekruhtur" dcmişıir.) îbn Mcs'ûd, İbn Ömer, Hancfîlcr, Şafi'îlcr ve Hanbclîlcrin
görüşü budur. İmam Mâlik'e göre; "ihtiyar kadınların cenazeye çıkmaları mutlak
olarak mekruh değildir. Çıkmasıyla fime meydana gelmeyen; örtülü olmak şartıyla,
müsibeli kendisine çok büyük gelen genç kadınların da cenazeye çıkmaları mekruh
değildir."
İbn Hazm, cumhur ulemanın deli! getirdiklerini sahih bulmayıp kadınların
cenazeyi takip etmelerini caiz görerek şöyle demiştir: "Kadınların cenazenin
arkasından gitmesini yadırgamaz ve onları bu işten alıkoymayız. Bu konudaki nehy
hakkında gelen rivayetlerden hiçbirisi sahih olmayıp, ya mürseldir, ya meçhul
kişiden veya kendisiyle hüccet getirilmeyen kişilerden rivayet edilmişlerdir."
Sonra geçen Ümmü 'Atiyyc hadisini zikrederek bu hadis hakkında demişiir ki;
"Senedi sahih olsa bile, nehye dair
hüccet olamaz; bilakis yalnız mekruh olduğunu gösterir. Şu'be yolundan da
rivayet olunduğu gibi, bu hadisin tam tersi sahih olarak rivayet olunmuştur.
Vekî'in Hişâm bin Urve'den, onun Vehb bin Keysân'dan, onun Muhammed bin Amr bin
'Atâ'dan, onun da Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem; "Onu bırak ya Ömer, şüphesiz göz ağlar. Bu kişi
musibete uğramıştır, ölüm ise yakındır," buyurmuştur. Ibn Hazm; "Kadınların
cenazeye çıkmaları konusunu İbn Abbas'ın yadırgamadığı sahih olarak kendisinden
rivayet olunmuştur." demiştir.
3.203.27. Günah işlememek için Cenazeyi Terketmek
Muğnî sahibi şöyle demiştir: "Eğer cenazede gördüğü veya duyduğu bir günah
yapihyorsa; şayet o günahın haram olduğunu söylemeye veya engellemeye gücü
yetiyorsa onu engeller, şayet gidermeye gücü yetmiyorsa iki şekilde davranması
gerekir. Birincisi onun yanlış olduğunu anlatır ve cenazeyi takip eder. Yanlış
olduğunu söylemekle farz ondan düşer. Böylece batıl bir şey İçin hakkı
terketmemiş olur. İkincisi geri döner, çünkü orda kalması, bir günahı dinlemek
ve onu terke gücü yettiği halde o günahı görmek hatasına düşmek olur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi