Fikih - 23 Defin - Fikhussunne
. Defin
Hükmü
Müslümanlar, ölüyü defnetmenin ve vücudunu örtmenin farzı kifaye olduğunda icmâ
etmişlerdir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Biz yeryüzünü dirilerin ve
ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?" (12)
Cumhur ulema, gece defin yapmakla gündüz defin yapmanın tıpatıp aynı olduğu
görüşündedirler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yüksek sesle dua ve
niyazda bulunan kişiyi, gece defnetmiştir. Ali (r.a.) Fâtima'yi gece
defnetmiştir. Yine Ebû Bekir, Osman, Âişe ve îbn Mes'ûd (r.a.) gece
defnedilmişlerdir.
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; "Nebî aleyhisselâm gece bir kabre
girdiğinde, kendisine bir lambayla ışık tutuldu. Nebî aleyhisselâm kabrin kıble
tarafından tutarak; "eğer çok dua okuyan ve çok Kur'ân okuyan idiysen Allah sana
rahmet etsin," diyerek onun üzerine dört tekbir aldı." (Hadisi Tirmizî rivayet
ederek "hadis hasen olup ilim ehlinin çoğu gece defne izin vermişlerdir,"
demiştir.)
(12) Mürselât: 25-26.
Gece defnetmek, ölünün hakkından ve ona yapılacak duadan bîr şey eksik olmadığı
zaman caiz olur. Eğer gece defnetmekle ölünün hakkından bir şey eksik kalıp ta
üzerine namaz kıhnmayacaksa, bu durumda Şârİ1, gece defni nehyetmiş ve mekruh
saymıştır. Müslim'in rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisselâm bir gün hutbe
okudu. Ashabından bir adamdan bahsettiğinde, vefat ettiğini ve uzun olmayan bir
kefenle kefenlenerek gece defnedildiğini öğrendi. Bunun üzerine Nebî
aleyhisselâm, "Kişinin zorda kalmadığı müddetçe gece defnedilmesini"
menetmiştir. İbn Mâce'nin Câbir (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Câbir (r.a.)
demiştir ki; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, "Ölülerinizi zorda kalmanız
müstesna gece defnetmeyiniz," buyurmuştur. -
3.20.4.2. Güneş Doğarken, Tepede iken ve Batarken Ölü Defnetmek
Alimler ölünün bozulmasından korkulduğu zaman bu üç vakitte ke-rahatsiz olarak
defnedilebileceğine ittifak etmişlerdir. Ancak bozulmasından korkulmazsa cumhura
göre ölünün bu üç vakitte defnedilmesini, bu vakitlerde defnedilmesi kast
edilmediği müddetçe caiz görmüşler, "Eğer bu vakitlerde defnetmeyi kastederse,
mekruh olur" demişlerdir. Çünkü Müslim, Ahmed, Nesâî, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve tbn
Mâce'nin Ukbc (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Ukbc (r.a.) şöyle demiştir:
"Üç zaman vardır ki Nebî aleyhisselâm o vakitlerde namaz kılmamızı ve
ölülerimizi gömmemizi nehyetmiştir: Güneş doğarken yükselinceye kadar, güneş te-
. pede iken batıya meyledinceye kadar, güneş batmaya meylederken batm-caya
kadar." Hanbeliler, geçen hadisten dolayı; "mutlak olarak bu vakitlerde defin
mekruhtur," demişlerdir.
3.20.43. Kabri Derin Yapmanın Miistehab Oluşu
Definden maksat; ölünün kokusunu engellemek, yırtıcı hayvanlardan ve kuşlardan
korumak için, ölüyü bir çukura gömmektir. Bu maksat hangi şekilde gerçekleşirse
farz eda edilmiş, vacip tamamlanmış olur. Ancak kabri bir boy kadar derin yapmak
gerekir. Çünkü Nesâî ve Tirmizî'nin Hişâm b. Âmir (r.a.)'den rivayet ederek
Tirmizî'nin sahihlediği hadiste, Hişam şöyle demiştir: "Uhud savaşında
Rasûlüllah'a şöyle yakındık; "Ya Rasûlallah, herkes için mezar kazmak bize zor
geliyor." Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; "Kabirler
kazarak onları derin yapın ve güzelleştirin. İki üç kişiyi bir kabre koyun."
Ashab; "Yâ Rasûlallah, öne hangisini koyalım?" diye sorunca, Rasûlüllah
sallallahu
aleyhi ve sellem: "En çok Kur'ân okuyanı öne geçiriniz," buyurdu." Hi-şam; "Übey,
aynı kabirdeki üç kişinin üçüncüsüydü," demiştir, lbn Ebî Şcybe ve lbn'ül-Münzir'in
Ömer (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Ömer (r.a.) "Kabri bir boy derin
ve*geniş yapınız," demiştir. Ebû Hanife ve Ah-med'e göre; kabir yarım boy derin
yapılır daha fazla yapılırsa iyi olur.
3.20.4.4. Lalıid Yapmanın, Kabri Yarmaktan (Şak) Faziletli Olduğu
Lahid: Kabrin kıble tarafım yarmaktır. Üzerine kerpiç dikilir, tavanlı ev gibi
olur.
Şak ise; kabrin ortasının kazılarak yanlarına kerpiç konmasıdır. Öİü o yere
konur ve üzerine birşcylc kapatılır.
Her ikisi de caiz olup ancak lahid daha evlâdır. Çünkü Ahmcd ve lbn Mâce'nin
Encs (r.a.)'dcn rivayet etlikleri hadiste Encs (r.a.) demiştir ki: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem vefal etliğinde, lahid yapan bir adamla kabrin
ortasını ka/.an bir adam vardı. Ashab, "Rabbimizdcn bizi hayra sevkelmesini
isteyip o adamlara haber gönderiyoruz, hangisi geçerse onu bırakırız," dediler.
O adamlara haber saîdilar. Lahid yapan diğerini geçti ve Rasûlüllah için lahid
yaptı." Bu olay lahdin caiz olduğuna delalet eder. Lahdin evlâ olduğuna delalet
eden habere gelince; Ahmed, Tîrmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve lbn Mâce'nin lbn Abbas
(r.a.)'dan rivayet ettiği, Tirmizî'nin hasen saydığı hadise göre; Ncbî
alcyhisscîam "Lahid bizim, Şak bizden olmayanlar içindir." buyurmuştur.
3.20.4.5. Ölüyü Kabre Koymanın Şekli
Mümkün mertebe ölüyü ayak tarafından kabre koymak sünnettir. Çünkü Ebû Dâvûd,
İbn Ebî Şeybe ve Bcyhakî'nin Abdullah bin Zeyd (r.a.) hadisinden rivayel
ettiklerine göre, bu zat bir ölüyü ayaklan tarafından kabre koymuş ve "böyle
yapmak sünnettendir," demiştir. Eğer ayak tarafından koymak mümkün olmazsa,
olabildiği şekilde ölüyü kabre koyar, tbn Hazm şöyle demiştir: "Ölü, mümkün
olduğu şekilde kabre konabilir. Ya kıble tarafından, ya kıblenin tersinden, ya
baş tarafından veya ayak tarafından. Çünkü bunların hiç birisi hakkında her
hangi bir delil yoktur."
3.20.4.6.Ölüyü Kabre Koyarken Kıbleye Çevirmenin, Ona Dua
Etmenin ve Kefeninin Bağlarını Çözmenin Müstehab Olduğu
ilmin kabul ettiği yol, Ölüyü kabre koyarken sağ taraf üzerine getirip
yüzünü kıbleye çevirmektir. Kabre koyan; "Bismillâhi ve 'alâ milieü Rasûlillah"
veya "Bismillâhi ve 'alâ sünneti Rasâlillah" der. Kefenin bağlarını çözer. İbni
Ömer (r.a.)'in Nebî aleyhisselâm'dan rivayet ettiğine göre: "Nebî aleyhisselâm
ölüyü kabre koyarken "Bismillâhi ve 'alâ milleti Rasûlillah" veya "Ve 'alâ
sünneti Rasûlillah" derdi." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Tİrmizî ve lbn Mâcc
rivayel etmiş, Ncsâî de hadisi müsned ve mevkuf olarak rivayet etmiştir.)
3.20.4.7. Kabre Elbise Koymanın Mekruh Olduğu
Fakihlcrin çoğu, ölü için kabre elbise, yastık ve benzeri şeyler koymayı mekruh
saymışlardır, lbn Hazm, "Kabirde ölünün allına elbise koymakta bir beis yoklur,"
demiştir. Çünkü Müslim'in lbn Abbas (r.a.)'dan rivayet elliğine göre: "Rasûlüilah
sallallahu aleyhi ve sellem'in kabrine kırmızı bir kadife döşenmiştir ki;
insanların arasında günahlardan korunmuş olan Rasûlüllah'ın defninde bu iş
yapıldı da kimse buna mani olmadı. O anda, yeryüzünün en hayırlıları bu işi
yapmış, içlerinden hiç birisi bunu yadırgamadığından yaptıkları bu iş icma
olmuştur."
Alimler; ölünün başının altına kerpiç, taş veya toprakla yastık yapılmasını,
kefenin yanak kısmı açılarak sağ yanağının kerpiç ve benzeri şeye
dayandırılmasını, vücudunun da toprağın üzerine konmasını müstehab saymışlardır.
Dahhâk; "kefeninin bağının çözülerek, yanağının kefenden gözükmesini" vasiyet
etmiştir. Sırtı üzerine gelmesin diye ölünün arkasına kerpiç, toprak gibi
dayanacağı bir şey koymak müstehab sayılmıştır.
Ebû Hanîfe, Mâlik ve Ahmcd, sadece kadın cenaze kabre sarkıtılır-ken bir bez
açılmasını müsıehab saymışlar; Şafiî ise bunu, erkek ve kadın için eşit olarak
müstehab görmüştür.
3.20.4.8. Kabre Üç Defa Toprak Serpmenin Müstehab Olduğu
Definde bulunan kimsenin, ölünün baş tarafından kabre elleriyle üç defa loprak
serpmesi müstchabdır. Çünkü lbn Mâce'nin rivayetine göre "Ncbî aleyhisselâm bir
cenazeye namaz kıldı, sonra ölünün kabrine gelerek, başı tarafından üç defa
toprak serpti." Mezhep imamlarından üçü, birinci serpişte "Minhâ halagnâküm",
ikincide "Ve fihâ nu'tdüküm"üçüncüde ise, "Ve minhâ muhricuküm" demeyi müstehab
saymışlardır. Çünkü rivayet olunduğuna göre, Nebî aleyhisselâm, kızı Ümmü
Külsüm'u kabre koyarken böyle demiştir, tmam Ahmed ise; "Hadis zayıf olduğu için
toprak serperken bir şey okumak gerekmez," demiştir.
3.20.4.9. Defin Butikten Sonra
Ölüye Dua Yapmanın Müstehab Olduğu
Defin bittikten sonra ölü İçin istiğfar etmek ve rahat cevap verebilmesi
dileğinde bulunmak müstehabdır. Çünkü o anda, kendisine soru sorulmaktadır.
Osman (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselâm ölüyü defnetmeyi
bitirdiği zaman yanında durur; "Kardeşiniz için dua ediniz ve onun için rahat
cevap vermesi dileğinde bulununuz. Çünkü su anda sorguya çekilmektedir,"
buyurmuştur. (Hadisi Ebû Dâvûd ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim sahihlemiştir.
Bezzâr da hadisi rivayet ederek, "bu hadis Nebî aleyhisselâm'dan bundan başka
bir şekilde rivayet olunmamıştır," demiştir.) Rezîn'in Ali (r.a.)'den rivayet
ettiğine göre, Ali (r.a.) ölüyü defnetmeyi bitirdiği zaman "Allahım bu senin
kulundur. Sana gelmiştir. Kendisine gelinenlerin en hayırlısı sensin. Onu
bağışla ve girdiği yeri geniş kıl," derdi. Ibn Ömer, definden sonra, kabre
Bakara sûresi'nin evvelini ve sonunu okumayı müstehab saymıştır. (Hadisi Beyhakî
iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
3.20.4.10. Definden Sonra Telkin Vermenin Hükmü
ilim ehlinin bazısı ve îmam Şâfi'î definden sonra ölüye telkin vermeyi müstehab
saymıştır. Çünkü Sa'id b. Mansur'un, tabiînden Raşid bin Sa'd, Damre bin Hudeyb
ve Hâkim bin Umeyr'den rivayet ettiği hadiste, Damre ile Hâkim; "Ölünün kabri
düzeltilip de insanlar oradan ayrıldıkları zaman ölünün kabrinin yanında; "yâfülân,
gul; la ilahe illallah, Eşhedü erriâ ilahe illallah" (üç kerre), "yâ filân, fil;
Rabbiyellah ve dîniye'l-İslâm ve Nebiyyi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem"
diyerek sonra dönmeyi müstehab görmüşlerdir. Hafız Telhis' kitabında, bu
rivayeti zikrederek başka bir açıklama yapmamıştır. Taberânî, Ebû Ümâme hadisine
göre Rasûlüllah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kardeşlerinizden birisi
öldüğünde kabri üzerine toprağı düzelttiğiniz zaman, sizden biriniz kabrin
başında durarak şöyle desin: "Ey filanoğlu filan!" Ölü sesini işitir, fakat
cevap vermez. Sonra, "ey filân oğlu filân!" deyince, ölü; "Allah sana rahmet
etsin, bana doğru yolu gösterdin," der. Fakat siz ölünün bu duasını
anlayamazsınız. Sonra telkin veren şöyle desin: "Dünyadan kendisiyle ayrıldığın
sözü hatırla: Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâm'ın Onun
kulu ve Rasûlü olduğuna şahitlik ederek; Rabbin Allah olduğuna, dinin islâm
olduğuna, Muhammed'in Nebin olduğuna, Kur'ân'ın önderin olduğuna razı geldin."
Münker ve Nekir'in her birisi arkadaşının elini tutarak 'haydi gidelim, şehadet
kelimesi kendisine telkin
olunmuş kişinin yanında ne duruyoruz?" derler." Bir adam, "eğer annesi
bilinmezse," diye sorunca; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Annesi
Havva'ya nisbet ederek 'yâfülân ibni Havva' der," demiştir. (Hafız "Telhis"
kitabında demiştir ki; "Hadisin senedi sahih olup hadisi, Ziya "ahkam"ında
kuvvetli saymıştır. Halbuki hadisin isnadında Asım bin Abdullah vardır ki bu
adam zayıftır. Hcyscmî hadisi anlattıktan sonra, "isnadında tanımadığım kişiler
var," demiştir. Ncvevî; "bu hadis her ne kadar zayıf olsa büc, bununla amel
etmekle mahzur yoktur," demiştir.)
Muhaddis âlimler ve diğerleri, fazilet hadislcriylc, teşvik ve korkutma
hadislerinin müsamaha ile karşılanacağına ittifak etmişlerdir. Bu görüş, "ölü
için doğru cevap verebilme dileğinde bulununuı" hadisi gibi şa-hidlcrlc ve Amr
İbni As'm vasiyyctiyİe de kuvvetlenmiştir ki, bu rivayetler sahihtir. Şam ehli,
kendisine uyulan kimse (Rasûlüllah) zamanında ve şimdiye kadar bu şekilde amel
etmeye devam etmişlerdir. Malikîlcrdcn meşhur olan bir rivayete göre ve bazı
Hanbclîlcrc göre "telkin mekruhtur."
Esrem şöyle demiştir: "Ahmed'c dedim ki; 'Ölü defnedildiği zaman, kişinin ölünün
başında durarak "Yâ fülân ibni fulan" şeklinde yaptıkları bu uygulama hakkında
ne dersin?' Ahmcd; "Ebû Muğîrc'nin ölümünde, Şam ehlinden başkasının böyîe
yaptığını görmedim," demiştir. Bu konuda Ebû Bekir bin Ebî Meryem'in
üstadlarından rivayet olunduğuna göre, onlar da böyle yapmışlardır. Ismaîi bin
Ayyaş yukardaki Ebû Ümâme hadisine işaret ederek aynı rivayeti yapmıştır."
İslami Okul Okulların En Önemlisi