Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 23 Defin - Fikhussunne

Fikih - 23 Defin

. Defin

Hükmü

Müslümanlar, ölüyü defnetmenin ve vücudunu örtmenin farzı kifaye olduğunda icmâ etmişlerdir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Biz yeryüzünü dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?" (12)
Cumhur ulema, gece defin yapmakla gündüz defin yapmanın tıpatıp aynı olduğu görüşündedirler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yüksek sesle dua ve niyazda bulunan kişiyi, gece defnetmiştir. Ali (r.a.) Fâtima'yi gece defnetmiştir. Yine Ebû Bekir, Osman, Âişe ve îbn Mes'ûd (r.a.) gece defnedilmişlerdir.
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; "Nebî aleyhisselâm gece bir kabre girdiğinde, kendisine bir lambayla ışık tutuldu. Nebî aleyhisselâm kabrin kıble tarafından tutarak; "eğer çok dua okuyan ve çok Kur'ân okuyan idiysen Allah sana rahmet etsin," diyerek onun üzerine dört tekbir aldı." (Hadisi Tirmizî rivayet ederek "hadis hasen olup ilim ehlinin çoğu gece defne izin vermişlerdir," demiştir.)

(12) Mürselât: 25-26.

Gece defnetmek, ölünün hakkından ve ona yapılacak duadan bîr şey eksik olmadığı zaman caiz olur. Eğer gece defnetmekle ölünün hakkından bir şey eksik kalıp ta üzerine namaz kıhnmayacaksa, bu durumda Şârİ1, gece defni nehyetmiş ve mekruh saymıştır. Müslim'in rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisselâm bir gün hutbe okudu. Ashabından bir adamdan bahsettiğinde, vefat ettiğini ve uzun olmayan bir kefenle kefenlenerek gece defnedildiğini öğrendi. Bunun üzerine Nebî aleyhisselâm, "Kişinin zorda kalmadığı müddetçe gece defnedilmesini" menetmiştir. İbn Mâce'nin Câbir (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Câbir (r.a.) demiştir ki; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, "Ölülerinizi zorda kalmanız müstesna gece defnetmeyiniz," buyurmuştur. -
3.20.4.2. Güneş Doğarken, Tepede iken ve Batarken Ölü Defnetmek

Alimler ölünün bozulmasından korkulduğu zaman bu üç vakitte ke-rahatsiz olarak defnedilebileceğine ittifak etmişlerdir. Ancak bozulmasından korkulmazsa cumhura göre ölünün bu üç vakitte defnedilmesini, bu vakitlerde defnedilmesi kast edilmediği müddetçe caiz görmüşler, "Eğer bu vakitlerde defnetmeyi kastederse, mekruh olur" demişlerdir. Çünkü Müslim, Ahmed, Nesâî, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve tbn Mâce'nin Ukbc (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Ukbc (r.a.) şöyle demiştir: "Üç zaman vardır ki Nebî aleyhisselâm o vakitlerde namaz kılmamızı ve ölülerimizi gömmemizi nehyetmiştir: Güneş doğarken yükselinceye kadar, güneş te- . pede iken batıya meyledinceye kadar, güneş batmaya meylederken batm-caya kadar." Hanbeliler, geçen hadisten dolayı; "mutlak olarak bu vakitlerde defin mekruhtur," demişlerdir.

3.20.43. Kabri Derin Yapmanın Miistehab Oluşu

Definden maksat; ölünün kokusunu engellemek, yırtıcı hayvanlardan ve kuşlardan korumak için, ölüyü bir çukura gömmektir. Bu maksat hangi şekilde gerçekleşirse farz eda edilmiş, vacip tamamlanmış olur. Ancak kabri bir boy kadar derin yapmak gerekir. Çünkü Nesâî ve Tirmizî'nin Hişâm b. Âmir (r.a.)'den rivayet ederek Tirmizî'nin sahihlediği hadiste, Hişam şöyle demiştir: "Uhud savaşında Rasûlüllah'a şöyle yakındık; "Ya Rasûlallah, herkes için mezar kazmak bize zor geliyor." Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; "Kabirler kazarak onları derin yapın ve güzelleştirin. İki üç kişiyi bir kabre koyun." Ashab; "Yâ Rasûlallah, öne hangisini koyalım?" diye sorunca, Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem: "En çok Kur'ân okuyanı öne geçiriniz," buyurdu." Hi-şam; "Übey, aynı kabirdeki üç kişinin üçüncüsüydü," demiştir, lbn Ebî Şcybe ve lbn'ül-Münzir'in Ömer (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Ömer (r.a.) "Kabri bir boy derin ve*geniş yapınız," demiştir. Ebû Hanife ve Ah-med'e göre; kabir yarım boy derin yapılır daha fazla yapılırsa iyi olur.

3.20.4.4. Lalıid Yapmanın, Kabri Yarmaktan (Şak) Faziletli Olduğu

Lahid: Kabrin kıble tarafım yarmaktır. Üzerine kerpiç dikilir, tavanlı ev gibi olur.
Şak ise; kabrin ortasının kazılarak yanlarına kerpiç konmasıdır. Öİü o yere konur ve üzerine birşcylc kapatılır.
Her ikisi de caiz olup ancak lahid daha evlâdır. Çünkü Ahmcd ve lbn Mâce'nin Encs (r.a.)'dcn rivayet etlikleri hadiste Encs (r.a.) demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem vefal etliğinde, lahid yapan bir adamla kabrin ortasını ka/.an bir adam vardı. Ashab, "Rabbimizdcn bizi hayra sevkelmesini isteyip o adamlara haber gönderiyoruz, hangisi geçerse onu bırakırız," dediler. O adamlara haber saîdilar. Lahid yapan diğerini geçti ve Rasûlüllah için lahid yaptı." Bu olay lahdin caiz olduğuna delalet eder. Lahdin evlâ olduğuna delalet eden habere gelince; Ahmed, Tîrmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve lbn Mâce'nin lbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiği, Tirmizî'nin hasen saydığı hadise göre; Ncbî alcyhisscîam "Lahid bizim, Şak bizden olmayanlar içindir." buyurmuştur.

3.20.4.5. Ölüyü Kabre Koymanın Şekli

Mümkün mertebe ölüyü ayak tarafından kabre koymak sünnettir. Çünkü Ebû Dâvûd, İbn Ebî Şeybe ve Bcyhakî'nin Abdullah bin Zeyd (r.a.) hadisinden rivayel ettiklerine göre, bu zat bir ölüyü ayaklan tarafından kabre koymuş ve "böyle yapmak sünnettendir," demiştir. Eğer ayak tarafından koymak mümkün olmazsa, olabildiği şekilde ölüyü kabre koyar, tbn Hazm şöyle demiştir: "Ölü, mümkün olduğu şekilde kabre konabilir. Ya kıble tarafından, ya kıblenin tersinden, ya baş tarafından veya ayak tarafından. Çünkü bunların hiç birisi hakkında her hangi bir delil yoktur."

3.20.4.6.Ölüyü Kabre Koyarken Kıbleye Çevirmenin, Ona Dua

Etmenin ve Kefeninin Bağlarını Çözmenin Müstehab Olduğu
ilmin kabul ettiği yol, Ölüyü kabre koyarken sağ taraf üzerine getirip
yüzünü kıbleye çevirmektir. Kabre koyan; "Bismillâhi ve 'alâ milieü Rasûlillah" veya "Bismillâhi ve 'alâ sünneti Rasâlillah" der. Kefenin bağlarını çözer. İbni Ömer (r.a.)'in Nebî aleyhisselâm'dan rivayet ettiğine göre: "Nebî aleyhisselâm ölüyü kabre koyarken "Bismillâhi ve 'alâ milleti Rasûlillah" veya "Ve 'alâ sünneti Rasûlillah" derdi." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Tİrmizî ve lbn Mâcc rivayel etmiş, Ncsâî de hadisi müsned ve mevkuf olarak rivayet etmiştir.)

3.20.4.7. Kabre Elbise Koymanın Mekruh Olduğu

Fakihlcrin çoğu, ölü için kabre elbise, yastık ve benzeri şeyler koymayı mekruh saymışlardır, lbn Hazm, "Kabirde ölünün allına elbise koymakta bir beis yoklur," demiştir. Çünkü Müslim'in lbn Abbas (r.a.)'dan rivayet elliğine göre: "Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem'in kabrine kırmızı bir kadife döşenmiştir ki; insanların arasında günahlardan korunmuş olan Rasûlüllah'ın defninde bu iş yapıldı da kimse buna mani olmadı. O anda, yeryüzünün en hayırlıları bu işi yapmış, içlerinden hiç birisi bunu yadırgamadığından yaptıkları bu iş icma olmuştur."
Alimler; ölünün başının altına kerpiç, taş veya toprakla yastık yapılmasını, kefenin yanak kısmı açılarak sağ yanağının kerpiç ve benzeri şeye dayandırılmasını, vücudunun da toprağın üzerine konmasını müstehab saymışlardır. Dahhâk; "kefeninin bağının çözülerek, yanağının kefenden gözükmesini" vasiyet etmiştir. Sırtı üzerine gelmesin diye ölünün arkasına kerpiç, toprak gibi dayanacağı bir şey koymak müstehab sayılmıştır.
Ebû Hanîfe, Mâlik ve Ahmcd, sadece kadın cenaze kabre sarkıtılır-ken bir bez açılmasını müsıehab saymışlar; Şafiî ise bunu, erkek ve kadın için eşit olarak müstehab görmüştür.

3.20.4.8. Kabre Üç Defa Toprak Serpmenin Müstehab Olduğu

Definde bulunan kimsenin, ölünün baş tarafından kabre elleriyle üç defa loprak serpmesi müstchabdır. Çünkü lbn Mâce'nin rivayetine göre "Ncbî aleyhisselâm bir cenazeye namaz kıldı, sonra ölünün kabrine gelerek, başı tarafından üç defa toprak serpti." Mezhep imamlarından üçü, birinci serpişte "Minhâ halagnâküm", ikincide "Ve fihâ nu'tdüküm"üçüncüde ise, "Ve minhâ muhricuküm" demeyi müstehab saymışlardır. Çünkü rivayet olunduğuna göre, Nebî aleyhisselâm, kızı Ümmü Külsüm'u kabre koyarken böyle demiştir, tmam Ahmed ise; "Hadis zayıf olduğu için toprak serperken bir şey okumak gerekmez," demiştir.
3.20.4.9. Defin Butikten Sonra
Ölüye Dua Yapmanın Müstehab Olduğu
Defin bittikten sonra ölü İçin istiğfar etmek ve rahat cevap verebilmesi dileğinde bulunmak müstehabdır. Çünkü o anda, kendisine soru sorulmaktadır. Osman (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselâm ölüyü defnetmeyi bitirdiği zaman yanında durur; "Kardeşiniz için dua ediniz ve onun için rahat cevap vermesi dileğinde bulununuz. Çünkü su anda sorguya çekilmektedir," buyurmuştur. (Hadisi Ebû Dâvûd ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim sahihlemiştir. Bezzâr da hadisi rivayet ederek, "bu hadis Nebî aleyhisselâm'dan bundan başka bir şekilde rivayet olunmamıştır," demiştir.) Rezîn'in Ali (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Ali (r.a.) ölüyü defnetmeyi bitirdiği zaman "Allahım bu senin kulundur. Sana gelmiştir. Kendisine gelinenlerin en hayırlısı sensin. Onu bağışla ve girdiği yeri geniş kıl," derdi. Ibn Ömer, definden sonra, kabre Bakara sûresi'nin evvelini ve sonunu okumayı müstehab saymıştır. (Hadisi Beyhakî iyi bir senetle rivayet etmiştir.)

3.20.4.10. Definden Sonra Telkin Vermenin Hükmü

ilim ehlinin bazısı ve îmam Şâfi'î definden sonra ölüye telkin vermeyi müstehab saymıştır. Çünkü Sa'id b. Mansur'un, tabiînden Raşid bin Sa'd, Damre bin Hudeyb ve Hâkim bin Umeyr'den rivayet ettiği hadiste, Damre ile Hâkim; "Ölünün kabri düzeltilip de insanlar oradan ayrıldıkları zaman ölünün kabrinin yanında; "yâfülân, gul; la ilahe illallah, Eşhedü erriâ ilahe illallah" (üç kerre), "yâ filân, fil; Rabbiyellah ve dîniye'l-İslâm ve Nebiyyi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem" diyerek sonra dönmeyi müstehab görmüşlerdir. Hafız Telhis' kitabında, bu rivayeti zikrederek başka bir açıklama yapmamıştır. Taberânî, Ebû Ümâme hadisine göre Rasûlüllah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kardeşlerinizden birisi öldüğünde kabri üzerine toprağı düzelttiğiniz zaman, sizden biriniz kabrin başında durarak şöyle desin: "Ey filanoğlu filan!" Ölü sesini işitir, fakat cevap vermez. Sonra, "ey filân oğlu filân!" deyince, ölü; "Allah sana rahmet etsin, bana doğru yolu gösterdin," der. Fakat siz ölünün bu duasını anlayamazsınız. Sonra telkin veren şöyle desin: "Dünyadan kendisiyle ayrıldığın sözü hatırla: Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâm'ın Onun kulu ve Rasûlü olduğuna şahitlik ederek; Rabbin Allah olduğuna, dinin islâm olduğuna, Muhammed'in Nebin olduğuna, Kur'ân'ın önderin olduğuna razı geldin." Münker ve Nekir'in her birisi arkadaşının elini tutarak 'haydi gidelim, şehadet kelimesi kendisine telkin
olunmuş kişinin yanında ne duruyoruz?" derler." Bir adam, "eğer annesi bilinmezse," diye sorunca; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Annesi Havva'ya nisbet ederek 'yâfülân ibni Havva' der," demiştir. (Hafız "Telhis" kitabında demiştir ki; "Hadisin senedi sahih olup hadisi, Ziya "ahkam"ında kuvvetli saymıştır. Halbuki hadisin isnadında Asım bin Abdullah vardır ki bu adam zayıftır. Hcyscmî hadisi anlattıktan sonra, "isnadında tanımadığım kişiler var," demiştir. Ncvevî; "bu hadis her ne kadar zayıf olsa büc, bununla amel etmekle mahzur yoktur," demiştir.)
Muhaddis âlimler ve diğerleri, fazilet hadislcriylc, teşvik ve korkutma hadislerinin müsamaha ile karşılanacağına ittifak etmişlerdir. Bu görüş, "ölü için doğru cevap verebilme dileğinde bulununuı" hadisi gibi şa-hidlcrlc ve Amr İbni As'm vasiyyctiyİe de kuvvetlenmiştir ki, bu rivayetler sahihtir. Şam ehli, kendisine uyulan kimse (Rasûlüllah) zamanında ve şimdiye kadar bu şekilde amel etmeye devam etmişlerdir. Malikîlcrdcn meşhur olan bir rivayete göre ve bazı Hanbclîlcrc göre "telkin mekruhtur."
Esrem şöyle demiştir: "Ahmed'c dedim ki; 'Ölü defnedildiği zaman, kişinin ölünün başında durarak "Yâ fülân ibni fulan" şeklinde yaptıkları bu uygulama hakkında ne dersin?' Ahmcd; "Ebû Muğîrc'nin ölümünde, Şam ehlinden başkasının böyîe yaptığını görmedim," demiştir. Bu konuda Ebû Bekir bin Ebî Meryem'in üstadlarından rivayet olunduğuna göre, onlar da böyle yapmışlardır. Ismaîi bin Ayyaş yukardaki Ebû Ümâme hadisine işaret ederek aynı rivayeti yapmıştır."