Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 29 Kabirsuali - Fikhussunne

Fikih - 29 Kabirsuali

 KABİR SUALİ

Ehli sünnet ve'l-ecmaat, Öldükten sonra her insanın sorguya çekileceği konusunda ittifak etmişlerdir. İster kabre konulsun veya konulmasın, isterse yırtıcı hayvanlar yesin veya kül oluncaya kadar ateşte yansın, isterse de havada toz olsun veya denizde boğulsun, mutlaka yaptığı işlerden sorulacak; yaptığı hayırla mükâfat, yaptığı kötülükle de ceza görecektir. Nimet veya azab ruh ve bedene beraberce uygulanacakur.
İbn Kayyım şöyle demiştir: "Ümmetin öncekileri ve önderleri, kişinin, Öldüğü zaman nimet veya azab içinde olduğu görüşündedirler. Bu nİ-met veya azab rûh ve bedene beraberce uygulanır. Ruh, bedenden ayrıldıktan sonra, nimet veya azab içinde devam eder. Ruh bazen bedenle birleşir, onunla nimet veya azab meydana gelir. Sonra büyük kıyamet olduğu zaman ruhlar bedenlere döndürülür. Alemlerin Rabbi için kabirlerden kalkarlar. Bedenlerin tekrar yaratılması müslüman, yahudi ve hıristiyanlar arasında ittifak konusudur.
Mirvczî şöyle demiştir: Ebû Abdullah; "kabir azabını ancak sapmış ve saptırılmış kişiden başkası inkâr etmez," demiştir. Ahmcd bin Hanbcl demiştir ki: "Ebû Abdullah'a kabir azabı hakkında sordum. Şöyle dedi: "Bunlar sahîh hadisler olup inanmak ve kabul etmek gerekir. Biz Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen hadisleri kabul etmeyip reddedersek Allah'ın emrini reddetmiş oluruz: "Rasûl size ne verirse, onu alı-mz. "(18) Ebû Abdullah'a dedim; "kabir azabı hak mıdır?" "Evet haktır. Kabirde azab görürler," dedi. Hanbel demiştir ki: Ebû Abdullah'tan işittiğime göre, şöyle demiştir: "Kabir azabına, Münker ve Nekir'e inanırız. Kul, kabirde sual olunur: "Allah inananları dünya hayalında ve ahirette (kabirde) şahadet kelimesi ile sabit kılar."(19) Ahmed bin Kasım dedi ki:

(17) Isrâ: 15.
(18) Haşr:7.
(19) ibrahim: 27.

"Ebû Abdullah'a Münker, Nekir ve kabir azabı hakkında rivayet olunanları kabul ediyor musun?" diye sordum. "Sübhânallah... kabul ediyor ve biz de aynı şeyi söylüyoruz," dedi. "Peki, Münker ve Nekir'in veya iki meleğin kabirde soru soracağını kabul ediyor musun," diye sordum. "Evet, Münker ve Nekir'dir" dedi. "Münker ve Nekir hakkında hadis yok, diyorlar," dedim. "Durum aynıdır, yani o iki melek Münker ve Nekir'dir" dedi.
Hafız, "Fetih" kitabında şöyle demiştir "Ahmed, İbn Hazm ve Ibn Hübcyrc; kabir sualinin, ruh, cesede dönmeden sadece ruha olacağını söylemişlerdir. Aiimlcrin çoğunluğu onlara muhalefet ederek şöyle demiştir: "Hadiste geçtiği gibi ruh cesede veya cesedin bir kısmına iade olunur. Eğer sadece ruha sual olsaydı, beden kelimesi özellikle getirilmezdi. Ölünün vücudunun dağınık olması ruhun iadesine mani değildir. Çünkü Alla-hu Teâlâ cesedin parçalarını bir araya getirmeye kadir olduğu gibi, cesedin parçalarından birisine hayat iade edip ona sual sormaya da kadirdir." Sualin sadece ruha vâki olduğunu söyleyenlerin sözleri şudur: "Ölü kabirde sorguya çekilirken; oturmak gibi, kabrin daralması ve genişlemesi gibi durumların dışında bir halde bulunur. İdam edilen kimse gibi, kabire konmayanlar da böyledir." Onlara cevaben deriz ki; "Bu, Allah'ın kudretinde olmayan bir şey değildir. Bilakis adette bile bunun benzerleri vardır. Meselâ uyuyan kimse. Uyuyan, yanındaki farkına varmadan lezzet ve acı duyabilir. Yanmdakinin bundan haberi bile olmaz. Bilâkis uyanık bile, duymak veya düşünmekle elem ve lezzet duyabilir. Esas yanlış, gâibde olan bir şeyi görünenlere, Ölümden sonra olacakları öncekilere kıyas etmekten doğmaktadır. Zahir olan; Allahu Teâlâ, ölülerini gömmemek gibi bir durum olmasın diye kulların gözlerini ve kulaklarını görmek ve işitmekten alıkoymuş, bu meseleleri onlara örtülü bırakmıştır. Dünyaya ait duyuların, Allah'ın dileği dışında melekût alemiyle ilgili işleri idrak etme kudreti yoktur. Bu konuda, alimlerin çoğunun benimsediği bir çok hadis sabit olmuştur. Meselâ, "Nalinlerinin sesini işitir." "Kabrin daralmasından kemikleri birbirine geçer." "Çekiçlerle ona vurulduğu zaman, sesini işitir." "Kulakları arasına vurulur. "Onu oturturlar." Görüldüğü gibi hadislerde geçen bütün bu sıfatlar cesetle ilgilidir. Bu konuda gelen sahih hadislerden bazılarını zikrediyoruz.
1- Müslim'in Zeyd b. Sabit (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber Benî Neccâr'a ait bir bostanda iken, üzerine bindiği katır, yana eğilerek Rasûlüllah'ı az kalsın yere düşürüyordu. Tam o esnada bir de baktık ki, dört-beş veya altı kişinin kabri gözüktü. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "Bu kabirler-
de yalanlan tanıyan var mı?" diye sordu. Adamın birisi; "ben" dedi. Ra-sûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "Onlar ne zaman öldü?" diye sorunca, adam; "Eşrât olayında," dedi. Rasûlülîah sallallahu aleyhi ve sellem "Bu ümmet, kabirlerinde imtihan olacak. Ölülerinizi gömmeyeceğinizden korkmasaydım; Allah'tan benim işittiğim kabir azabını size de işittirmesini isterdim." Sonra yüzünü bize çevirerek "Cehennem azabından Allah'a sığınırız." dedi. Oradakiler; "Cehennem azabından Allah'a sığınırız" dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "Kabir azabından Allah'a sığınırız," dedi. Onlar "Kabir azabından Allah'a sığınırız," dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "Fitnelerin gizli ve açığından Allah'a sığınırız," dedi. Onlar "Fitnelerin gizli ve açığından Allah'a sığınırız," dediler.
2- Buhârî ve Müslim'in Kaiadc'den, onun da Encs (r.a.)'dcn rivayet ettiğine göre; Ncbî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Kul, kabre konulduktan sonra, arkadaşları oradan ayrılınca kendisine iki melek gelip onu oturturlar ve kendisine; "Bu adam (Yani Muhammed) hakkında ne dersin?" diye sorarlar. O kimse mümin ise; "Onun Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadel ederim," der. Bunun üzerine kendisine; "Altındaki ateşe bak. Allah onu senin için cennetteki bir yer ile değiştirdi," derler. Mümin bu iki yeri birden görür. Kâfir ve münafığa gelince; kendisine; "Bu adam hakkında ne dersin?" diye sorulur. O da; "Bilmiyorum, insanların dedikleri gibi derim," diye cevap verince; "Bilmez ve duymaz olaydın," denilir ve kendisine çekiçlerle öyle bir darbe indirilir ki insan ile cinden başka her şey onun kopardığı feryadı duyar."
3- Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mace'nin, Berâ' bin Azib (r.a.)'len rivayet elliklerine göre; Rasûlüllah saîlaliahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müslüman kabirde sual olunup, "Lâ ilahe İllallah Muhammedun Rasûlüllah," dediği zaman; "Allah iman edenleri hem dünyada hem ahirette (kabirde) şehadet kelimesiyle sabit kılar."(20) ayetinin manası gerçekleşmiş olur." (Bit rivayette: "Bu ayet kabir azabı hakkında nazil olmuştur. Ölüye; "Rabbin kimdir!" diye sorulunca; "Rabbim Allah, liabibim Muhammed aleyhisselâm," der. Bu da; "Allah iman edenleri hem dünyada hem ahirette (kabirde) şehadet kelimesiyle sabit kılar" ayetinin manasıdır.")
4- imam Ahmed'in "Müsned"iyle, Ebû Hâtim'in "Sahîh"inde geçtiğine göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Ölü, kabrine konduğu

(20) ibrahim: 27.

zaman, yanından ayrılanların ayaklarının seslerini işitir. Eğer mümin ise, namazı baş ucunda durur. Orucu sağında, zekatı solunda, sadaka olarak yaptığı hayırlı işler, akrabaları ziyaret, iyilik ve ihsanları ise ayak ucunda dururlar. Başı ucundan ölüye gelindiğinde, namazı; "benim tarafımdan giriş yoktur," der. Sağ tarafından gelindiğinde, orucu; "benim tarafımdan giriş yoktur," der. Sonra ayak ucundan kendisine gelindiğinde, sadakadan yaptığı hayırlı isleri, akraba ziyareti, iyilik ve ihsanları; "bizim tarafımızdan giriş yoktur," derler. Kendisine; "otur," denir. O da oturur. Güneşin balına durumundaki hali, ona temsil olunur ve adama; "Aramızda bulunan bu adam (Muhammed) hakkında ne dersin? Onun hakkında nasıl şahitlik yaparsın?" diye sorulur. Adam; "Beni bırakın, namaz kılayım," der. Kendisine; "sen sonra kılacaksın," derler. "Sorduğumuz şeyden bize haber ver, aranızdaki bu adam hakkında ne dersin? Hakkında nasıl şahitlik yaparsın?" Adam; "Muhammed," der. "Onun Allah'ın Rasûlü olduğuna, Allah kalından hakla geldiğine şchadet ederim," deyince, kendisine; "Bu söz üzerine dirildin, bu sözle Öldün, inşâallah bu söz üzerine tekrar dirileceksin," denir. Sonra kendisine cennete giden bir kapı açılır: "Burası oturacağın ve Allah'ın cennette sana hazırlamış olduğu yerdir," denir. Adamın gıpta ve sevinci artar. Sonra kabri yetmiş zira genişleyerek orada aydınlanır. Cesedi, ilk başlangıçta olduğu gibi iade olunur ve ruhu, hoş bir rüzgarın salladığı cennet ağacında asılı bir kuş şeklindedir. Bu durum, "Allah iman edenleri hem dünyada hem ahi-relte (Kabirde) şehadet kelimesiyle sabit kılar." ayetinin ifade elliği manadır," Kâfir hakkında bunun aksi zikrolunarak şöyle denmiştir: "Sonra kabri, kemikleri birbirine geçinceye kadar daralır. O öyle zor bir yaşayıştır ki, Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Onun için zor bir yaşayış vardır. Kıyamet günü onu âmâ olarak haşr edeceğiz.''(21)
5- Sahİh-i Buhârî'de Scmüre bin Cündüb (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Nebî aleyhisselam namaz kıldığı zaman, yüzünü bize çevirerek; "sizden biriniz, bu gece rüya gördü mü? diye sordu. Sonra; "eğer rüya gören varsa, anlatsın," dedi. Sonra "mâşâallah" dedi. Bir gün biz sorduk. O, yine; "sizden biriniz bir rüya gördü mü?" dedi. "Hayır," dedik. Ncbî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Bu gece iki adamın bana geldiğini gördüm. 0 iki adam elimden tutarak beni mukaddes bir yere götürdüler. Bir de ne göreyim; bir adam oturmakta, bir adam ise elinde demirden bir maşa ile ayakta durmaktaydı. Maşayı, ensesinden çıkıncaya kaili) Tâhâ:124.
dar adamın avurduna sokuyor, sonra diğer avurduna da bunun gibi yapıyordu. Daha sonra avurdlan birleşerek eski haline geliyor, adam ise aynı şekilde yapmaya devam ediyordu. "Bu nedir?" diye sordum, bana; "gel," dediler. Gittik; sırt üstü yatan bir adamla, başının üzerindeki bir kaya parçasıyla, kendi başına vurup, başını ikiye ayıran bir adamın yanına geldik. Adam başına vurunca taş yuvarlanıyor, taşı almak için gidip dönünceye kadar, başı tekrar birleşerek eski haline dönüyor ve aynı şekilde başına vurmaya devam ediyordu. "Bu nedir?" diye sordum; bana; "gel," dediler. Fırın gibi bir deliğe girdik; üstü dar, altı geniş, allında ateş yanıyor. Bir de baktık ki, içinde çıplak kadın ve erkekler var; altlarından ateş yükseliyor. Ateş onlara yaklaşınca çıkacak gibi oluyorlar. Ateşin şiddeti azalınca tekrar geri dönüyorlar. "Bu nedir?" diye sordum; bana; "gel," dediler. Yürüdük, nihayet kandan bir nehre vardık, fcinde ayakla duran bir adama, önünde taş olan başka bir adam, nehrin ortasında durmaktaydı. Nehirdeki adam gelip dışarı çıkmak isteyince diğeri elindeki taşı ona atarak adamı geri çeviriyordu. Her ne zaman çıkmak istese diğer adam elindeki taşı ona alarak bulunduğu yere döndürüyordu. "Bu nedir?" diye sordum; bana "gel," dediler. Yürüdük, beni, ondan daha güzelini hiç görmediğim bir eve soktular, içinde ihtiyar ve gençler vardı. Sonra oradan beni çıkardılar, daha güzel, daha değerli bir eve soktular. Ben, "Bu gece beni gezdirdiniz, şimdi bana gördüklerimden haber verin," dedim. "Olur," dediler: "Gördüğüm avurdu\yanlan kişi, devamlı yalan konuşan çok yalancıdır. Söylediği yalanlar ondan kaldırılarak ufuklara kadar yayılır. Her tarafa yalancı olduğu haberi ulaşır ve kıyamete kadar o kişi böyle muamele görür. Başı yardana gelince; Allah bu kişiye Kur'ân'ı öğrenmeyi nasib etmiş, fakat o gece Kur'ân'dan gafil olarak uyumuş, gündüz de Kur'ân'la amel etmemiştir. Kıyamet gününe kadar o da böyle muamele görür. Fırının içindeki gördüklerin ise; zina edenlerdir. Nehirde gördüklerine gelince; onlar da faiz yiyenlerdir. Ağacın dibindeki ihtiyara gelince; o İbrahim'dir. Etrafındaki çocuklar ise insanların çocuklarıdır. Ateşi yakan, cehennemin bekçisi Mâlik'ıir. Birinci ev, bütün mü'minlerin evidir; şu ev ise şehitlerin evidir. Ben Cebrail'im, bu Mikâil'dir; başım kaldır." "Başımı kaldırdım, bir de baktım ki, bulut gibi bir köşk, bana "bu senin yerindir," diyordu. Ben de; "beni çağırın, yerime gideyim," dedim. "Henüz tamamlamadığın ömrün vardır. Onu bitirdiğin zaman yerine gelirsin," dediler." îbn Kayyım; "Kabir azabı konusunda bu bir delildir; şüphesiz nebilerin rüyası vahye uygundur," demiştir.
6- Tahavî'nin tbn Mes'ûd (r.a-)'dan rivayetine göre; Nebî aleyhisse-iam şöyle buyurmuştur; "Allah'ın kullarından bir kula, kabrinde yüz sopa vurulması için emr olunduğunda, adam devamlı olarak cezasının azaltılması için Allah'a dua etmeye başladı. Nihayet cezası bir sopaya indirildi. Sonra kabri ateşle dolduruldu. Ateş yükseldiğinde, ayılarak; "niçin beni dövdünüz?" diye sordu. Kendisine; "Sen abdestsiz namaz kıldın ve mazlumun yanına uğradın da, ona yardım etmedin," dediler."
7- Encs (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; Ncbî aleyhisselam, bir kabirden bir ses işiterek; "Bu ne zaman öldü?" diye sordu. "Cahiliyyel devrinde öldü," dediler. Ncbî aleyhisselam, böyle olduğuna sevinerek şöyle buyurdu: "Ölülerinizi gömmeyeceğinizden korkmasaydım kabir azabını size işittirmesini Allah'lan isterdim" (Hadisi Müslim ve Ncsâî rivayet etmiştir.)
8- İbn Ömer (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; Nebî sallallahu aieyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bu kişi için (Sa'd bin Mu'âz) arş harekete geçip semanın kapıları açıldı; yetmiş bin melek ona şahitlik yaptığı halde, yine de kabir onu sıktı da sonra genişledi." (Hadisi Buhârî, Müslim ve Ncsâî rivayet etmiştir.)
 RUHLARIN KALDIĞI YER

îbn Kayyım, kitabında, "ruhların kaldığı yer" hakkında bir bölüm ayırarak âlimlerin görüşlerini zikrettikten sonra, tercih edilen görüşü şöyle anlattı:
"Denildi ki: Ruhlar, Berzah aleminde kalma yönünden çok büyük değişiklik arzederler:
Ruhlardan bazıları, Mcle-i A'lâ'da yüksek bir yerdedir. Bunlar nebîlerin ruhlarıdır. Bu ruhlar, Nebî üleyhisselam'm Mîrâc gecesi gördüğü gibi değişik değişiktir.
Ruhlardan bazıları, yeşil kuş şeklinde olup cennette dilediği gibi dolaşırlar. Bunlar ise bazı şehidlerin ruhlarıdır. Hepsinin değil. Bilâkis, şe-hidlcrden, üzerinde borç ve diğer haklar bulunanların ruhu, cennete girmekten alıkonulurlar. Abdullah bin Muhammcd bin Cahş'ın Müsncd'indc belirttiği üzere; bir adam Nebî aleyhisselam'a gelerek şöyle dedi: "Ya Rasûlallah, Allah yolunda öldürülürsem bana ne var?" Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Cennet," buyurdu. Adam dönünce; Rasûlüllah: "Ancak borcu olan müstesna. Az önce Cebrail bu konuyu bir sır olarak bildirdi," demiştir.
Ruhlardan bazıları, başka bir hadisle geçtiği gibi cennetin kapısında hapsolmuşiur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Arkadaşınızı cennetin kapısında hapsoltnuşgördüm,"buyurmuştur.
İbn Abbâs (r.a.) hadisinde geçtiği üzere; ruhlardan cennette kalanlar da vardır: "Sehidler cennetin kapısında yeşil kubbe altındaki nehrin üze-rindedirler. Sabah-akşam cennetten onlara nzıklan çıkar." (Hadisi Ah-med rivayet etmiş olup Ca'fcr bin Ebî Tâlib (r.a.)'in durumu bu hadisin hi-lafınadir. Şöyle ki: Allah onun ellerini iki kanatla değiştirmiş, o kanatlarla dilediği şekilde cennetle uçmaktadır.)
Ruhlardan, yeryüzünde mahbus olup Mclc-i A'lâ'ya çıkmayanlar da vardır. Bu ruhlar alçak olup yere lâyık olmuşlardır. Şüphesiz yerdeki ruhlar, semadaki ruhlarla dünyada bileşmedikleri gibi orda da birleşmezler. Dünyada Allah'ı bilme, O'nu sevme ve anma, Onunla ünsiyet kurma ve O'na yaklaşmayı kazanamayanların ruhu yerde olup alçaktır. Bedeninden ayrıldıktan sonra yine yerde kalacaktır. Dünyada Allah'ın muhabbetine, zikrine ve O'na yaklaşmaya ve Onunla ünsiyet oluşturmaya bağlı olan yüksek ruhlar, cesetten ayrıldıktan sonra da yüksek ruhlarla münasebet halinde olup, onlarla beraberdir. Kişi Berzah âleminde ve kıyamette sevdiği ile beraberdir. Allahu Teâlâ, Berzah ve ahiret âleminde ruhların bazısını bazısıyla birleştirir. Mümin ruhu, kendi ruhu karakterindeki iyi ruhlarla beraber olur. Ruh, bedenden ayrıldıktan sonra, kendi bedenine, mü-mİn kardeşlerine ve yaptığı amellere uygunluk arzeder ve orada onlarla beraber kalır.
Ruhlardan bazıları, zinâkâr kadın ve erkeklerin bulundukları fırınlarda olur. Bazı ruhlar kandan bir nehirde olup, o nehirde yüzerler ve nehirdeki taşları çiğneyip yutarlar. Ruhların iyisi ve kötüsü için belli bir yerleşme yeri yoktur. Bilâkis bir ruh en yüksekle, bir ruh ise yerde, alçaktadır. Yerden yukarıya çıkamaz.
Bu konudaki hadisleri ve gelen haberleri düşünüp, dikkat gösterdiğin zaman, senin için birer delil olduklarını anlarsın. Bu konudaki sahih eserler arasında çelişki olduğunu zannetme. Bunların hepsi de doğru olup birbirlerini tasdik etmektedirler. Fakat bunları anlamak, ruhu ve ruha ait hükümleri bilmekteki duruma gelince; ruh için bedende olmayan başka durumlar vardır. Ruhlar cennelte olmakla beraber, aynı zamanda semâda bulunmakta, geçici olan kabirle ve içindeki bedenle birleşebilmektedir.
Ruh, hareket etme, bir yerden başka yere geçme, çıkıp-inme bakımından en süratli bir varlıktır. Bedenden ayrıldıktan sonra hasta ve sıhhatli olma gibi durumları vardır. Çok kere, bedenle birleştiği durumundan
daha çok acı, nimet ve lezzet duyar. Bir ruh için hapis, acı, azap, hastalık ve hasret vardır. Başka bir ruh için lezzet, rahmet, nimet ve serbest kalma vardır. Ruhun bu bedendeki durumu, bedenin anne karnındaki durumuna benzemektedir. Ruhun bedenden ayrılması hali ise; bedenin anne karnından bu dünyaya çıkması halidir. Bu ruhlar için dört devir vardır ki, her devir kendinden öncekinden daha büyüktür.
Birinci devir; anne kanundadır. Burası dar, kuşatılmış, keder ve üç karanlık yeridir.
İkinci devir; içinde doğup büyüdüğü, ülfet beslediği, hayır ve şer, saadet ve kötülük gibi haller kazandığı yerdir.
Üçüncü devir; kabir evidir. Burası ise dünyadan daha geniş ve daha büyüktür. Kabrin dünyaya nisbeü dünyanın anne karnına nîsbcti gibidir.
Dördüncü devir; karar yeridir ki, o da cennet ve cehennemdir.
Bunlardan sonra başka devir yoktur. Allah bu devirlerden tabaka tabaka ruhu nakleder. Nihayet, ondan başkasının uygun olmadığı ve onun dışındakilerin lâyık olmadığı bir devre vardır. Bu devir onun için yaratıldığı ve oraya ulaşmak için amel hazırladığı devirdir. Bu devirlerden her bir devir için ayrı bir hüküm ve diğer devirden ayrı olarak bir durum vardır. Ruha ait bu devreleri yaratan, meydana getiren, öldüren, dirilten, iyi ve kötü edenin şanı yücedir. O ki, ruhlar arasında, bilgi, amel, kuvvet ve ahlâk yönünden değişik mertebeler koyduğu gibi, iyi ve kötü mertebelerle de aralarında değişiklik yapmıştır. Ruha ait bu durumları kavrayanlar, Allah'tan başka ilâh olmadığına, tek olup ortağı bulunmadığına şahitlik ederler. Mülkün hepsi O'nundur. Hamdin hepsi O'nadır. Hayrın hepsi O'nun elindedir. İşlerin tümü O'na döner. Kuvvetin hepsi O'nundur. Bütün kudret, izzet ve hikmet O'na aittir. Her bakımdan mutlak kemal sahibidir. Allahu Teâlâ kendini bildirmekle Nebilerinin de doğru olduğunu bildirmiştir. Nebilerinin getirdikleri hükümler akılların şahitlik ettiği, fıtratın kabul ettiği hükümlerdir. Nebilerin getirdiklerine karşı olan şeyler ise batıldır. Muvaffakiyet Allah'tandır."

Dördüncü Bölüm ZİKİR VE DUA
4.1.ZIKİR

Zikir; Allah'ı teşbih, tenzîh ve hamdü sena etmek, kemâl, celâl ve cemâl sıfatlarıyla Allah'ı vasıflamak gibi şeyleri kalp ve lisandan geçirmektir.
Allahu Tcâîâ çok zikir yapmayı emrederek şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin ve onusabah-akşam lesbih edin."(l)
Yine Allahu Tcâlâ, o'nu zikredeni hatırlayacağını haber vererek şöyle buyurmuştur: "Beni anın ki ben de sizi hatırlayayım,"^) Buhârî ve Müslim'in rivayet ettikleri kutsî hadiste Allahu Tcâlâ şöyle buyurmuştur: "Ben kulumun bana olan zannı gibiyim. Beni hatırladığı an onunla beraberim. Eğer beni kendi nefsinde zikrederse, ben de onu nefsimde anarını. Eğer beni yüksek bir yerde zikrederse onu daha hayırlı yüksek bir yerde hatırlarım. Eğer bana bir zira yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Eğer bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim."
Allahu Teâlâ, zikir ehline özel bir hususiyet vermiş, onları "parmakla gösterilenler," olarak vasi fi am ıştır. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem de; "Müferridler öne geçmiştir," buyurmuştur. Ashab; "Ya Rasûlallah, 'muferridân kimlerdir?" diye sorunca: Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah'ı çokça zikreden erkek ve kadınlardır," demiştir. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Allah'ı zikredenler gerçekten diri olanlardır. Ebû Musa'dan rivayc-ten, Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Rabbini zikredenle zikretmeyen diri ve Ölü gibidir." (Hadisi Buhârî rivayet etmiştir.)

(l)Ahzâb: 42. (2)Bakara: 152.

Zikir, ameli sâlih'in başıdır. Zikir yapmaya muvaffak kılman kişiye Allah'ın doslu olma yolu açılmış olur. Bunun için Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, her an Allah'ı zikrederdi. Kendisine; "İslâm'ın esasları bana çok ağır geliyor, bana birşey haber ver ki, ona sarılayım," diyen adama tavsiyede bulunarak şöyle demiştir: "Ağzın Allah'ın zikrinden yaş olmaya devam etsin." Ashabına ise şöyle buyuruyordu: "Size amellerinizin en hayırlısı ve Melik'iniz'in yanında en temizi olan, derecelerinizi en çok yükselten, sizin için allın ve gümüş dağıtmaktan daha hayırlı olan, düşmanla karşılaşıp ta birbirinizin boynunu vurmanızdan daha hayırlı olan bir şeyi haber vereyim mi?" Ashab; "Haber ver," deyince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah'ı zikirdir," buyurdu. (Hadisi Tirmizî ve Ahmed rivayet cimiş, Hâkim ise; 'hadisin isnadı sahihtir," demiştir.)
Zikir kurtuluş yoludur. Mu az (r.a.)'dan rivaycı olunduğuna göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur; "Âdem oğlunun zikirden başka hiç bir ameli, onu asla Allah'ın azabından kurtaramaz," (Hadisi Ahmcd rivayet etmiştir.)
İmam Ahmcd'e göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Sübhânallah, Elhamdülillah, Allahu ekber, gibi zikirlerle Allah'ın celâl sıfatlarını ananların zikirleri, arşın etrafında dönerler. Arılar gibi vızıldayarak zikir yapanları anarlar. Sizden biriniz, zikir yaparak arşın etrafında anılmasını istemez mi?"

4.1.1. Çok Zikir Yapmanın Hududu

Allahu Tcâlâ kendisinin çok zikredilmesini emretmiş, Allah'ın ayetlerini okuyup ta istifade edenleri akıl sahipleri olarak vasıflamışiır: "Allah'ı ayakta, oturarak ve yanları üstü zikredenler. "(3) "Allah'ı çokça zikreden erkek ve kadınlar, (zâkirin-zâkirât) Allah onlar için mağfiret ve büyük bir ecir hazırlamıştır"{A) Mücahid: "Allah'ı ayakta, oturarak veya yaslanarak zikretmeyince, Allah'ı çokça zikreden erkek ve kadmlar-dan(zâkirîn ve zâkirât) olmak mümkün değildir," demiştir. Ibn Salâh'a; "Allah'ı çokça zikreden erkek ve kadınlardan olmanın ölçüsü nedir?" diye sorulduğunda, şöyle demiştir: "Bir kimse, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den sabit olup, bize kadar gelen zikirlere sabah ve akşam vakitlerinde, gece ve gündüz değişik durumlarda devam ederse, Allah'ı çokça zikreden erkek ve kadınlardan olur." Alî bin Ebî Talha, Ibn Abbas

(3) Â
(4) Ahzâb: 35.

(r.a.)'dan rivayet ederek; bu ayetler hakkında şöyle demiştir: "Allabu Tcâlâ, kullarından yapmasını istediği farzlarda bir hudut koymuş ve özürlü oldukları zaman özürlerini kabul etmiştir. Ancak zikir müstesna. Allahu Teâlâ, zikir için, sona ereceği bir sınır koymamış, zikri terketmek konusunda, yapamayanlar dışında hiç bir kimse için özür kabul etmemiştir: "Allah'ı ayakla, oturarak, yanlarınızın üstünde zikrediniz,"(5) buyurmuştur. Bu İfade, gece ve gündüz, karada ve denizde, yolculukta ve ikamet halinde, zenginlikie ve fakirlikte, hastalık ve sıhhat halinde, gizli ve açık ve herhalde zikrediniz, demektir.