Fikih - 29 Kabirsuali - Fikhussunne
KABİR SUALİ
Ehli sünnet ve'l-ecmaat, Öldükten sonra her insanın sorguya çekileceği konusunda
ittifak etmişlerdir. İster kabre konulsun veya konulmasın, isterse yırtıcı
hayvanlar yesin veya kül oluncaya kadar ateşte yansın, isterse de havada toz
olsun veya denizde boğulsun, mutlaka yaptığı işlerden sorulacak; yaptığı hayırla
mükâfat, yaptığı kötülükle de ceza görecektir. Nimet veya azab ruh ve bedene
beraberce uygulanacakur.
İbn Kayyım şöyle demiştir: "Ümmetin öncekileri ve önderleri, kişinin, Öldüğü
zaman nimet veya azab içinde olduğu görüşündedirler. Bu nİ-met veya azab rûh ve
bedene beraberce uygulanır. Ruh, bedenden ayrıldıktan sonra, nimet veya azab
içinde devam eder. Ruh bazen bedenle birleşir, onunla nimet veya azab meydana
gelir. Sonra büyük kıyamet olduğu zaman ruhlar bedenlere döndürülür. Alemlerin
Rabbi için kabirlerden kalkarlar. Bedenlerin tekrar yaratılması müslüman, yahudi
ve hıristiyanlar arasında ittifak konusudur.
Mirvczî şöyle demiştir: Ebû Abdullah; "kabir azabını ancak sapmış ve saptırılmış
kişiden başkası inkâr etmez," demiştir. Ahmcd bin Hanbcl demiştir ki: "Ebû
Abdullah'a kabir azabı hakkında sordum. Şöyle dedi: "Bunlar sahîh hadisler olup
inanmak ve kabul etmek gerekir. Biz Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den
gelen hadisleri kabul etmeyip reddedersek Allah'ın emrini reddetmiş oluruz: "Rasûl
size ne verirse, onu alı-mz. "(18) Ebû Abdullah'a dedim; "kabir azabı hak
mıdır?" "Evet haktır. Kabirde azab görürler," dedi. Hanbel demiştir ki: Ebû
Abdullah'tan işittiğime göre, şöyle demiştir: "Kabir azabına, Münker ve Nekir'e
inanırız. Kul, kabirde sual olunur: "Allah inananları dünya hayalında ve
ahirette (kabirde) şahadet kelimesi ile sabit kılar."(19) Ahmed bin Kasım dedi
ki:
(17) Isrâ: 15.
(18) Haşr:7.
(19) ibrahim: 27.
"Ebû Abdullah'a Münker, Nekir ve kabir azabı hakkında rivayet olunanları kabul
ediyor musun?" diye sordum. "Sübhânallah... kabul ediyor ve biz de aynı şeyi
söylüyoruz," dedi. "Peki, Münker ve Nekir'in veya iki meleğin kabirde soru
soracağını kabul ediyor musun," diye sordum. "Evet, Münker ve Nekir'dir" dedi. "Münker
ve Nekir hakkında hadis yok, diyorlar," dedim. "Durum aynıdır, yani o iki melek
Münker ve Nekir'dir" dedi.
Hafız, "Fetih" kitabında şöyle demiştir "Ahmed, İbn Hazm ve Ibn Hübcyrc; kabir
sualinin, ruh, cesede dönmeden sadece ruha olacağını söylemişlerdir. Aiimlcrin
çoğunluğu onlara muhalefet ederek şöyle demiştir: "Hadiste geçtiği gibi ruh
cesede veya cesedin bir kısmına iade olunur. Eğer sadece ruha sual olsaydı,
beden kelimesi özellikle getirilmezdi. Ölünün vücudunun dağınık olması ruhun
iadesine mani değildir. Çünkü Alla-hu Teâlâ cesedin parçalarını bir araya
getirmeye kadir olduğu gibi, cesedin parçalarından birisine hayat iade edip ona
sual sormaya da kadirdir." Sualin sadece ruha vâki olduğunu söyleyenlerin
sözleri şudur: "Ölü kabirde sorguya çekilirken; oturmak gibi, kabrin daralması
ve genişlemesi gibi durumların dışında bir halde bulunur. İdam edilen kimse
gibi, kabire konmayanlar da böyledir." Onlara cevaben deriz ki; "Bu, Allah'ın
kudretinde olmayan bir şey değildir. Bilakis adette bile bunun benzerleri
vardır. Meselâ uyuyan kimse. Uyuyan, yanındaki farkına varmadan lezzet ve acı
duyabilir. Yanmdakinin bundan haberi bile olmaz. Bilâkis uyanık bile, duymak
veya düşünmekle elem ve lezzet duyabilir. Esas yanlış, gâibde olan bir şeyi
görünenlere, Ölümden sonra olacakları öncekilere kıyas etmekten doğmaktadır.
Zahir olan; Allahu Teâlâ, ölülerini gömmemek gibi bir durum olmasın diye
kulların gözlerini ve kulaklarını görmek ve işitmekten alıkoymuş, bu meseleleri
onlara örtülü bırakmıştır. Dünyaya ait duyuların, Allah'ın dileği dışında
melekût alemiyle ilgili işleri idrak etme kudreti yoktur. Bu konuda, alimlerin
çoğunun benimsediği bir çok hadis sabit olmuştur. Meselâ, "Nalinlerinin sesini
işitir." "Kabrin daralmasından kemikleri birbirine geçer." "Çekiçlerle ona
vurulduğu zaman, sesini işitir." "Kulakları arasına vurulur. "Onu oturturlar."
Görüldüğü gibi hadislerde geçen bütün bu sıfatlar cesetle ilgilidir. Bu konuda
gelen sahih hadislerden bazılarını zikrediyoruz.
1- Müslim'in Zeyd b. Sabit (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; o demiştir ki: "Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber Benî Neccâr'a ait bir bostanda iken,
üzerine bindiği katır, yana eğilerek Rasûlüllah'ı az kalsın yere düşürüyordu.
Tam o esnada bir de baktık ki, dört-beş veya altı kişinin kabri gözüktü.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "Bu kabirler-
de yalanlan tanıyan var mı?" diye sordu. Adamın birisi; "ben" dedi. Ra-sûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem; "Onlar ne zaman öldü?" diye sorunca, adam; "Eşrât
olayında," dedi. Rasûlülîah sallallahu aleyhi ve sellem "Bu ümmet, kabirlerinde
imtihan olacak. Ölülerinizi gömmeyeceğinizden korkmasaydım; Allah'tan benim
işittiğim kabir azabını size de işittirmesini isterdim." Sonra yüzünü bize
çevirerek "Cehennem azabından Allah'a sığınırız." dedi. Oradakiler; "Cehennem
azabından Allah'a sığınırız" dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem;
"Kabir azabından Allah'a sığınırız," dedi. Onlar "Kabir azabından Allah'a
sığınırız," dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "Fitnelerin gizli ve
açığından Allah'a sığınırız," dedi. Onlar "Fitnelerin gizli ve açığından Allah'a
sığınırız," dediler.
2- Buhârî ve Müslim'in Kaiadc'den, onun da Encs (r.a.)'dcn rivayet ettiğine
göre; Ncbî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Kul, kabre konulduktan sonra,
arkadaşları oradan ayrılınca kendisine iki melek gelip onu oturturlar ve
kendisine; "Bu adam (Yani Muhammed) hakkında ne dersin?" diye sorarlar. O kimse
mümin ise; "Onun Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadel ederim," der. Bunun
üzerine kendisine; "Altındaki ateşe bak. Allah onu senin için cennetteki bir yer
ile değiştirdi," derler. Mümin bu iki yeri birden görür. Kâfir ve münafığa
gelince; kendisine; "Bu adam hakkında ne dersin?" diye sorulur. O da;
"Bilmiyorum, insanların dedikleri gibi derim," diye cevap verince; "Bilmez ve
duymaz olaydın," denilir ve kendisine çekiçlerle öyle bir darbe indirilir ki
insan ile cinden başka her şey onun kopardığı feryadı duyar."
3- Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mace'nin, Berâ' bin Azib
(r.a.)'len rivayet elliklerine göre; Rasûlüllah saîlaliahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: "Müslüman kabirde sual olunup, "Lâ ilahe İllallah Muhammedun
Rasûlüllah," dediği zaman; "Allah iman edenleri hem dünyada hem ahirette
(kabirde) şehadet kelimesiyle sabit kılar."(20) ayetinin manası gerçekleşmiş
olur." (Bit rivayette: "Bu ayet kabir azabı hakkında nazil olmuştur. Ölüye;
"Rabbin kimdir!" diye sorulunca; "Rabbim Allah, liabibim Muhammed aleyhisselâm,"
der. Bu da; "Allah iman edenleri hem dünyada hem ahirette (kabirde) şehadet
kelimesiyle sabit kılar" ayetinin manasıdır.")
4- imam Ahmed'in "Müsned"iyle, Ebû Hâtim'in "Sahîh"inde geçtiğine göre; Nebî
aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Ölü, kabrine konduğu
(20) ibrahim: 27.
zaman, yanından ayrılanların ayaklarının seslerini işitir. Eğer mümin ise,
namazı baş ucunda durur. Orucu sağında, zekatı solunda, sadaka olarak yaptığı
hayırlı işler, akrabaları ziyaret, iyilik ve ihsanları ise ayak ucunda dururlar.
Başı ucundan ölüye gelindiğinde, namazı; "benim tarafımdan giriş yoktur," der.
Sağ tarafından gelindiğinde, orucu; "benim tarafımdan giriş yoktur," der. Sonra
ayak ucundan kendisine gelindiğinde, sadakadan yaptığı hayırlı isleri, akraba
ziyareti, iyilik ve ihsanları; "bizim tarafımızdan giriş yoktur," derler.
Kendisine; "otur," denir. O da oturur. Güneşin balına durumundaki hali, ona
temsil olunur ve adama; "Aramızda bulunan bu adam (Muhammed) hakkında ne dersin?
Onun hakkında nasıl şahitlik yaparsın?" diye sorulur. Adam; "Beni bırakın, namaz
kılayım," der. Kendisine; "sen sonra kılacaksın," derler. "Sorduğumuz şeyden
bize haber ver, aranızdaki bu adam hakkında ne dersin? Hakkında nasıl şahitlik
yaparsın?" Adam; "Muhammed," der. "Onun Allah'ın Rasûlü olduğuna, Allah kalından
hakla geldiğine şchadet ederim," deyince, kendisine; "Bu söz üzerine dirildin,
bu sözle Öldün, inşâallah bu söz üzerine tekrar dirileceksin," denir. Sonra
kendisine cennete giden bir kapı açılır: "Burası oturacağın ve Allah'ın cennette
sana hazırlamış olduğu yerdir," denir. Adamın gıpta ve sevinci artar. Sonra
kabri yetmiş zira genişleyerek orada aydınlanır. Cesedi, ilk başlangıçta olduğu
gibi iade olunur ve ruhu, hoş bir rüzgarın salladığı cennet ağacında asılı bir
kuş şeklindedir. Bu durum, "Allah iman edenleri hem dünyada hem ahi-relte
(Kabirde) şehadet kelimesiyle sabit kılar." ayetinin ifade elliği manadır,"
Kâfir hakkında bunun aksi zikrolunarak şöyle denmiştir: "Sonra kabri, kemikleri
birbirine geçinceye kadar daralır. O öyle zor bir yaşayıştır ki, Allahu Teâlâ
şöyle buyurmuştur: "Onun için zor bir yaşayış vardır. Kıyamet günü onu âmâ
olarak haşr edeceğiz.''(21)
5- Sahİh-i Buhârî'de Scmüre bin Cündüb (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o
demiştir ki: "Nebî aleyhisselam namaz kıldığı zaman, yüzünü bize çevirerek;
"sizden biriniz, bu gece rüya gördü mü? diye sordu. Sonra; "eğer rüya gören
varsa, anlatsın," dedi. Sonra "mâşâallah" dedi. Bir gün biz sorduk. O, yine;
"sizden biriniz bir rüya gördü mü?" dedi. "Hayır," dedik. Ncbî aleyhisselam
şöyle buyurdu: "Bu gece iki adamın bana geldiğini gördüm. 0 iki adam elimden
tutarak beni mukaddes bir yere götürdüler. Bir de ne göreyim; bir adam
oturmakta, bir adam ise elinde demirden bir maşa ile ayakta durmaktaydı. Maşayı,
ensesinden çıkıncaya kaili) Tâhâ:124.
dar adamın avurduna sokuyor, sonra diğer avurduna da bunun gibi yapıyordu. Daha
sonra avurdlan birleşerek eski haline geliyor, adam ise aynı şekilde yapmaya
devam ediyordu. "Bu nedir?" diye sordum, bana; "gel," dediler. Gittik; sırt üstü
yatan bir adamla, başının üzerindeki bir kaya parçasıyla, kendi başına vurup,
başını ikiye ayıran bir adamın yanına geldik. Adam başına vurunca taş
yuvarlanıyor, taşı almak için gidip dönünceye kadar, başı tekrar birleşerek eski
haline dönüyor ve aynı şekilde başına vurmaya devam ediyordu. "Bu nedir?" diye
sordum; bana; "gel," dediler. Fırın gibi bir deliğe girdik; üstü dar, altı
geniş, allında ateş yanıyor. Bir de baktık ki, içinde çıplak kadın ve erkekler
var; altlarından ateş yükseliyor. Ateş onlara yaklaşınca çıkacak gibi oluyorlar.
Ateşin şiddeti azalınca tekrar geri dönüyorlar. "Bu nedir?" diye sordum; bana;
"gel," dediler. Yürüdük, nihayet kandan bir nehre vardık, fcinde ayakla duran
bir adama, önünde taş olan başka bir adam, nehrin ortasında durmaktaydı.
Nehirdeki adam gelip dışarı çıkmak isteyince diğeri elindeki taşı ona atarak
adamı geri çeviriyordu. Her ne zaman çıkmak istese diğer adam elindeki taşı ona
alarak bulunduğu yere döndürüyordu. "Bu nedir?" diye sordum; bana "gel,"
dediler. Yürüdük, beni, ondan daha güzelini hiç görmediğim bir eve soktular,
içinde ihtiyar ve gençler vardı. Sonra oradan beni çıkardılar, daha güzel, daha
değerli bir eve soktular. Ben, "Bu gece beni gezdirdiniz, şimdi bana
gördüklerimden haber verin," dedim. "Olur," dediler: "Gördüğüm avurdu\yanlan
kişi, devamlı yalan konuşan çok yalancıdır. Söylediği yalanlar ondan
kaldırılarak ufuklara kadar yayılır. Her tarafa yalancı olduğu haberi ulaşır ve
kıyamete kadar o kişi böyle muamele görür. Başı yardana gelince; Allah bu kişiye
Kur'ân'ı öğrenmeyi nasib etmiş, fakat o gece Kur'ân'dan gafil olarak uyumuş,
gündüz de Kur'ân'la amel etmemiştir. Kıyamet gününe kadar o da böyle muamele
görür. Fırının içindeki gördüklerin ise; zina edenlerdir. Nehirde gördüklerine
gelince; onlar da faiz yiyenlerdir. Ağacın dibindeki ihtiyara gelince; o
İbrahim'dir. Etrafındaki çocuklar ise insanların çocuklarıdır. Ateşi yakan,
cehennemin bekçisi Mâlik'ıir. Birinci ev, bütün mü'minlerin evidir; şu ev ise
şehitlerin evidir. Ben Cebrail'im, bu Mikâil'dir; başım kaldır." "Başımı
kaldırdım, bir de baktım ki, bulut gibi bir köşk, bana "bu senin yerindir,"
diyordu. Ben de; "beni çağırın, yerime gideyim," dedim. "Henüz tamamlamadığın
ömrün vardır. Onu bitirdiğin zaman yerine gelirsin," dediler." îbn Kayyım;
"Kabir azabı konusunda bu bir delildir; şüphesiz nebilerin rüyası vahye
uygundur," demiştir.
6- Tahavî'nin tbn Mes'ûd (r.a-)'dan rivayetine göre; Nebî aleyhisse-iam şöyle
buyurmuştur; "Allah'ın kullarından bir kula, kabrinde yüz sopa vurulması için
emr olunduğunda, adam devamlı olarak cezasının azaltılması için Allah'a dua
etmeye başladı. Nihayet cezası bir sopaya indirildi. Sonra kabri ateşle
dolduruldu. Ateş yükseldiğinde, ayılarak; "niçin beni dövdünüz?" diye sordu.
Kendisine; "Sen abdestsiz namaz kıldın ve mazlumun yanına uğradın da, ona yardım
etmedin," dediler."
7- Encs (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; Ncbî aleyhisselam, bir kabirden bir
ses işiterek; "Bu ne zaman öldü?" diye sordu. "Cahiliyyel devrinde öldü,"
dediler. Ncbî aleyhisselam, böyle olduğuna sevinerek şöyle buyurdu: "Ölülerinizi
gömmeyeceğinizden korkmasaydım kabir azabını size işittirmesini Allah'lan
isterdim" (Hadisi Müslim ve Ncsâî rivayet etmiştir.)
8- İbn Ömer (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; Nebî sallallahu aieyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: "Bu kişi için (Sa'd bin Mu'âz) arş harekete geçip semanın
kapıları açıldı; yetmiş bin melek ona şahitlik yaptığı halde, yine de kabir onu
sıktı da sonra genişledi." (Hadisi Buhârî, Müslim ve Ncsâî rivayet etmiştir.)
RUHLARIN KALDIĞI YER
îbn Kayyım, kitabında, "ruhların kaldığı yer" hakkında bir bölüm ayırarak
âlimlerin görüşlerini zikrettikten sonra, tercih edilen görüşü şöyle anlattı:
"Denildi ki: Ruhlar, Berzah aleminde kalma yönünden çok büyük değişiklik
arzederler:
Ruhlardan bazıları, Mcle-i A'lâ'da yüksek bir yerdedir. Bunlar nebîlerin
ruhlarıdır. Bu ruhlar, Nebî üleyhisselam'm Mîrâc gecesi gördüğü gibi değişik
değişiktir.
Ruhlardan bazıları, yeşil kuş şeklinde olup cennette dilediği gibi dolaşırlar.
Bunlar ise bazı şehidlerin ruhlarıdır. Hepsinin değil. Bilâkis, şe-hidlcrden,
üzerinde borç ve diğer haklar bulunanların ruhu, cennete girmekten
alıkonulurlar. Abdullah bin Muhammcd bin Cahş'ın Müsncd'indc belirttiği üzere;
bir adam Nebî aleyhisselam'a gelerek şöyle dedi: "Ya Rasûlallah, Allah yolunda
öldürülürsem bana ne var?" Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Cennet,"
buyurdu. Adam dönünce; Rasûlüllah: "Ancak borcu olan müstesna. Az önce Cebrail
bu konuyu bir sır olarak bildirdi," demiştir.
Ruhlardan bazıları, başka bir hadisle geçtiği gibi cennetin kapısında
hapsolmuşiur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Arkadaşınızı cennetin
kapısında hapsoltnuşgördüm,"buyurmuştur.
İbn Abbâs (r.a.) hadisinde geçtiği üzere; ruhlardan cennette kalanlar da vardır:
"Sehidler cennetin kapısında yeşil kubbe altındaki nehrin üze-rindedirler.
Sabah-akşam cennetten onlara nzıklan çıkar." (Hadisi Ah-med rivayet etmiş olup
Ca'fcr bin Ebî Tâlib (r.a.)'in durumu bu hadisin hi-lafınadir. Şöyle ki: Allah
onun ellerini iki kanatla değiştirmiş, o kanatlarla dilediği şekilde cennetle
uçmaktadır.)
Ruhlardan, yeryüzünde mahbus olup Mclc-i A'lâ'ya çıkmayanlar da vardır. Bu
ruhlar alçak olup yere lâyık olmuşlardır. Şüphesiz yerdeki ruhlar, semadaki
ruhlarla dünyada bileşmedikleri gibi orda da birleşmezler. Dünyada Allah'ı
bilme, O'nu sevme ve anma, Onunla ünsiyet kurma ve O'na yaklaşmayı
kazanamayanların ruhu yerde olup alçaktır. Bedeninden ayrıldıktan sonra yine
yerde kalacaktır. Dünyada Allah'ın muhabbetine, zikrine ve O'na yaklaşmaya ve
Onunla ünsiyet oluşturmaya bağlı olan yüksek ruhlar, cesetten ayrıldıktan sonra
da yüksek ruhlarla münasebet halinde olup, onlarla beraberdir. Kişi Berzah
âleminde ve kıyamette sevdiği ile beraberdir. Allahu Teâlâ, Berzah ve ahiret
âleminde ruhların bazısını bazısıyla birleştirir. Mümin ruhu, kendi ruhu
karakterindeki iyi ruhlarla beraber olur. Ruh, bedenden ayrıldıktan sonra, kendi
bedenine, mü-mİn kardeşlerine ve yaptığı amellere uygunluk arzeder ve orada
onlarla beraber kalır.
Ruhlardan bazıları, zinâkâr kadın ve erkeklerin bulundukları fırınlarda olur.
Bazı ruhlar kandan bir nehirde olup, o nehirde yüzerler ve nehirdeki taşları
çiğneyip yutarlar. Ruhların iyisi ve kötüsü için belli bir yerleşme yeri yoktur.
Bilâkis bir ruh en yüksekle, bir ruh ise yerde, alçaktadır. Yerden yukarıya
çıkamaz.
Bu konudaki hadisleri ve gelen haberleri düşünüp, dikkat gösterdiğin zaman,
senin için birer delil olduklarını anlarsın. Bu konudaki sahih eserler arasında
çelişki olduğunu zannetme. Bunların hepsi de doğru olup birbirlerini tasdik
etmektedirler. Fakat bunları anlamak, ruhu ve ruha ait hükümleri bilmekteki
duruma gelince; ruh için bedende olmayan başka durumlar vardır. Ruhlar cennelte
olmakla beraber, aynı zamanda semâda bulunmakta, geçici olan kabirle ve içindeki
bedenle birleşebilmektedir.
Ruh, hareket etme, bir yerden başka yere geçme, çıkıp-inme bakımından en süratli
bir varlıktır. Bedenden ayrıldıktan sonra hasta ve sıhhatli olma gibi durumları
vardır. Çok kere, bedenle birleştiği durumundan
daha çok acı, nimet ve lezzet duyar. Bir ruh için hapis, acı, azap, hastalık ve
hasret vardır. Başka bir ruh için lezzet, rahmet, nimet ve serbest kalma vardır.
Ruhun bu bedendeki durumu, bedenin anne karnındaki durumuna benzemektedir. Ruhun
bedenden ayrılması hali ise; bedenin anne karnından bu dünyaya çıkması halidir.
Bu ruhlar için dört devir vardır ki, her devir kendinden öncekinden daha
büyüktür.
Birinci devir; anne kanundadır. Burası dar, kuşatılmış, keder ve üç karanlık
yeridir.
İkinci devir; içinde doğup büyüdüğü, ülfet beslediği, hayır ve şer, saadet ve
kötülük gibi haller kazandığı yerdir.
Üçüncü devir; kabir evidir. Burası ise dünyadan daha geniş ve daha büyüktür.
Kabrin dünyaya nisbeü dünyanın anne karnına nîsbcti gibidir.
Dördüncü devir; karar yeridir ki, o da cennet ve cehennemdir.
Bunlardan sonra başka devir yoktur. Allah bu devirlerden tabaka tabaka ruhu
nakleder. Nihayet, ondan başkasının uygun olmadığı ve onun dışındakilerin lâyık
olmadığı bir devre vardır. Bu devir onun için yaratıldığı ve oraya ulaşmak için
amel hazırladığı devirdir. Bu devirlerden her bir devir için ayrı bir hüküm ve
diğer devirden ayrı olarak bir durum vardır. Ruha ait bu devreleri yaratan,
meydana getiren, öldüren, dirilten, iyi ve kötü edenin şanı yücedir. O ki,
ruhlar arasında, bilgi, amel, kuvvet ve ahlâk yönünden değişik mertebeler
koyduğu gibi, iyi ve kötü mertebelerle de aralarında değişiklik yapmıştır. Ruha
ait bu durumları kavrayanlar, Allah'tan başka ilâh olmadığına, tek olup ortağı
bulunmadığına şahitlik ederler. Mülkün hepsi O'nundur. Hamdin hepsi O'nadır.
Hayrın hepsi O'nun elindedir. İşlerin tümü O'na döner. Kuvvetin hepsi O'nundur.
Bütün kudret, izzet ve hikmet O'na aittir. Her bakımdan mutlak kemal sahibidir.
Allahu Teâlâ kendini bildirmekle Nebilerinin de doğru olduğunu bildirmiştir.
Nebilerinin getirdikleri hükümler akılların şahitlik ettiği, fıtratın kabul
ettiği hükümlerdir. Nebilerin getirdiklerine karşı olan şeyler ise batıldır.
Muvaffakiyet Allah'tandır."
Dördüncü Bölüm ZİKİR VE DUA
4.1.ZIKİR
Zikir; Allah'ı teşbih, tenzîh ve hamdü sena etmek, kemâl, celâl ve cemâl
sıfatlarıyla Allah'ı vasıflamak gibi şeyleri kalp ve lisandan geçirmektir.
Allahu Tcâîâ çok zikir yapmayı emrederek şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler,
Allah'ı çokça zikredin ve onusabah-akşam lesbih edin."(l)
Yine Allahu Tcâlâ, o'nu zikredeni hatırlayacağını haber vererek şöyle
buyurmuştur: "Beni anın ki ben de sizi hatırlayayım,"^) Buhârî ve Müslim'in
rivayet ettikleri kutsî hadiste Allahu Tcâlâ şöyle buyurmuştur: "Ben kulumun
bana olan zannı gibiyim. Beni hatırladığı an onunla beraberim. Eğer beni kendi
nefsinde zikrederse, ben de onu nefsimde anarını. Eğer beni yüksek bir yerde
zikrederse onu daha hayırlı yüksek bir yerde hatırlarım. Eğer bana bir zira
yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Eğer bana yürüyerek gelirse, ben ona
koşarak gelirim."
Allahu Teâlâ, zikir ehline özel bir hususiyet vermiş, onları "parmakla
gösterilenler," olarak vasi fi am ıştır. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem
de; "Müferridler öne geçmiştir," buyurmuştur. Ashab; "Ya Rasûlallah, 'muferridân
kimlerdir?" diye sorunca: Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah'ı çokça
zikreden erkek ve kadınlardır," demiştir. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Allah'ı zikredenler gerçekten diri olanlardır. Ebû Musa'dan rivayc-ten, Nebi
aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Rabbini zikredenle zikretmeyen diri ve Ölü
gibidir." (Hadisi Buhârî rivayet etmiştir.)
(l)Ahzâb: 42. (2)Bakara: 152.
Zikir, ameli sâlih'in başıdır. Zikir yapmaya muvaffak kılman kişiye Allah'ın
doslu olma yolu açılmış olur. Bunun için Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem,
her an Allah'ı zikrederdi. Kendisine; "İslâm'ın esasları bana çok ağır geliyor,
bana birşey haber ver ki, ona sarılayım," diyen adama tavsiyede bulunarak şöyle
demiştir: "Ağzın Allah'ın zikrinden yaş olmaya devam etsin." Ashabına ise şöyle
buyuruyordu: "Size amellerinizin en hayırlısı ve Melik'iniz'in yanında en temizi
olan, derecelerinizi en çok yükselten, sizin için allın ve gümüş dağıtmaktan
daha hayırlı olan, düşmanla karşılaşıp ta birbirinizin boynunu vurmanızdan daha
hayırlı olan bir şeyi haber vereyim mi?" Ashab; "Haber ver," deyince Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah'ı zikirdir," buyurdu. (Hadisi Tirmizî ve
Ahmed rivayet cimiş, Hâkim ise; 'hadisin isnadı sahihtir," demiştir.)
Zikir kurtuluş yoludur. Mu az (r.a.)'dan rivaycı olunduğuna göre; Nebî
aleyhisselâm şöyle buyurmuştur; "Âdem oğlunun zikirden başka hiç bir ameli, onu
asla Allah'ın azabından kurtaramaz," (Hadisi Ahmcd rivayet etmiştir.)
İmam Ahmcd'e göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Sübhânallah,
Elhamdülillah, Allahu ekber, gibi zikirlerle Allah'ın celâl sıfatlarını
ananların zikirleri, arşın etrafında dönerler. Arılar gibi vızıldayarak zikir
yapanları anarlar. Sizden biriniz, zikir yaparak arşın etrafında anılmasını
istemez mi?"
4.1.1. Çok Zikir Yapmanın Hududu
Allahu Tcâlâ kendisinin çok zikredilmesini emretmiş, Allah'ın ayetlerini okuyup
ta istifade edenleri akıl sahipleri olarak vasıflamışiır: "Allah'ı ayakta,
oturarak ve yanları üstü zikredenler. "(3) "Allah'ı çokça zikreden erkek ve
kadınlar, (zâkirin-zâkirât) Allah onlar için mağfiret ve büyük bir ecir
hazırlamıştır"{A) Mücahid: "Allah'ı ayakta, oturarak veya yaslanarak
zikretmeyince, Allah'ı çokça zikreden erkek ve kadmlar-dan(zâkirîn ve zâkirât)
olmak mümkün değildir," demiştir. Ibn Salâh'a; "Allah'ı çokça zikreden erkek ve
kadınlardan olmanın ölçüsü nedir?" diye sorulduğunda, şöyle demiştir: "Bir
kimse, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den sabit olup, bize kadar gelen
zikirlere sabah ve akşam vakitlerinde, gece ve gündüz değişik durumlarda devam
ederse, Allah'ı çokça zikreden erkek ve kadınlardan olur." Alî bin Ebî Talha,
Ibn Abbas
(3) Â
(4) Ahzâb: 35.
(r.a.)'dan rivayet ederek; bu ayetler hakkında şöyle demiştir: "Allabu Tcâlâ,
kullarından yapmasını istediği farzlarda bir hudut koymuş ve özürlü oldukları
zaman özürlerini kabul etmiştir. Ancak zikir müstesna. Allahu Teâlâ, zikir için,
sona ereceği bir sınır koymamış, zikri terketmek konusunda, yapamayanlar dışında
hiç bir kimse için özür kabul etmemiştir: "Allah'ı ayakla, oturarak,
yanlarınızın üstünde zikrediniz,"(5) buyurmuştur. Bu İfade, gece ve gündüz,
karada ve denizde, yolculukta ve ikamet halinde, zenginlikie ve fakirlikte,
hastalık ve sıhhat halinde, gizli ve açık ve herhalde zikrediniz, demektir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi