Fikih - 32 Oruc - Fikhussunne
ORUÇ
Oruç, «tutmak» anlamında kullanılır. Ayette şöyle geçmektedir: «Ben Rahman için
bir oruç adadım.» (Meryem: 26). Yâni konuşmamayı adadım demektir. Bahiskonusu
ettiğimiz oruç ise; güneşin doğuşundan batışına kadar niyetli olarak orucu
bozucu şeylerden
kendini alıkoymaktır.
5.1. ORUCUN FAZİLETİ
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Allah-u Teâla buyurmuştur ki: «Adem-oğlunun bütün amelleri
kendinindir. Ancak, oruç müstesna. Şüphesiz O benim içindir. Ve mükâfatını da
ancak ben veririm.» Oruç günahlara karşı bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu
olduğu zaman kötü söz söylemesin. Bağırıp çağırmasın. Adi hareketlerde
bulunmasın. Eğer bir kimse ona söverse veya kavga ederse iki kere 'ben
oruçluyum', desin. Muhammed'in nefsini elinde tutan zata yemin olsun ki
oruçlunun ağız kokusu Allah katında kıyamet günü misk kokusundan daha hoştur.
Oruçlu için iki sevinç vardır. Birincisi iftar ettiği zaman iftanyla sevinir.
Diğeri ise, Rabbine kavuştuğu zaman orucuyla sevinir.» (Hadisi Müslim, Ahmed ve
Nesâî rivayet etmişkrdir.J
Buharı ve Ebû Davud'un rivayeti ise şöyledir: «Oruç bir kalkandır. Sizden
biriniz orucju olduğu zaman kötü söz söylemesin. Cahilce hareketler yapmasın.
Şayet bir kimse onunla kavga eder veya kötü söz söylerse iki kere 'ben
oruçluyum', desin. Muhammed'in nefsini elinde tutan Allah'a yemin olsun ki,
oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha sevimlidir. (Cenab-ı
Hak buyurmuştur ki:) «Oruçlu yeme ve içmesini benim için terkediyor. Oruç benim
içindir. Onun mükafatını ben veririm.» Halbuki diğer iyilikler on misliyle
karşılık görür.»
Abdullah ibni Ömer (r-a.)'den. rivayeten, Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: «Oruç ve Kur'ân,
kıyamet günü kula şefaat ederler. Oruç şöyle der: 'Ey Rabbim, gündüz bu kulu
yemekten ve şehvetten men ettim. Ona şefaat etmeme izin ver.' Kur'ân da şöyle
der: "Bu kulunu gece uykudan men ettim. Ona şefaat etmeme bana izin ver.'
Böylece her ikisi de şefaat ederler.» (Hadisi Ahmed, sahih bir senetle rivayet
etmiştir.)
Ebû ümâme (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre O, şöyle demiştir: aRasûlüHah'a
gelerek şöyle dedim: 'Beni cennete sokacak bir âmel söyle." Bunun üzerine
Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem: «Oruç tut, çünkü orucun dengi yoktur.»
buyurdu. Sonra ikinci kez gelerek tekrar sordum. Yine «Oruç tut» buyurdu.»
(Hadisi Ahmed, Nesâi ve Hâkim rivayet etmiş. Hâkim ise sahihlemiştir.)
Ebû Said el-Hudri'den rivayeten Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Allah yolunda bir gün oruç tutan hiçbir kul yoktur ki, Allah onun
yüzünü o gün sebebiyle cehennemden yetmiş sene uzaklaştırmasın.» (Hadisi Buhari,
Müslim, Tirmizî, Ne-sâî, İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Sehl bin Sa'd (r.a.)'dan rivayeten Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Cennetde Reyyan isminde bir kapı vardır. Kıyamet günü, oruçlular
nerede diye sorulur. Oruçluların sonuncusu bu kapıdan girince kapı kapanır.»
(Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)
ORUCUN KISIMLARI
Oruç, Farz ve nafile dîye ikiye ayrılır. Farz oruçlar üç kısımdır. Ramazan
orucu, kefaret orucu, nezir orucu. Biz Önce ramazan orucu ile nafile oruçtan
bahsedeceğiz. Diğer kısımlar ise daha sonra gelecektir.
5.2.1. Ramazan Orucu :
5.2.1.1. Hikmeti
Ramazan orucu kitap, sünnet ve icma ile farz kılınmıştır. Kur'ân'dan delil şu
ayet-i kerimelerdir: «Ey İman edenler! Daha öncekilere olduğu gibi oruç size de
farz lalındı. Ola ki Allah'tan kor-
karsınız.» (Bakara 184) Başka bir ayette: «Kendisinde Kur'ân inen Ramazan ayı
insanlar için bir hidayet ve Allah'tan bir belgedir. Her kim Ramazan ayına
yetişirse oruç tutsun.» (Bakara 185)
Orucun sünnetten deliline gelince; bu konuda, Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: «İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Şahadet getirmek,
namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak ve hacca gitmek.» Talha bin Ubeydullah
(r.a.)'ın rivayet ettiği hadise göre; bir adam Rasûlüllah'a «Ya Rasûlüllah,
Allah'ın farz kıldığı orucu bana haber ver,» dedi. Rasûlüllah salîallahu aleyhi
ve sellem «Ramazan orucudur,» buyurdu. Adam «Bundan başka var mı?» diye sorunca,
Rasûlüllah sallalfahu aleyhi ve sellem «Hayır. Nafile tutarsan o hariç,»
buyurdu.
Ümmet-i Muhammed, ramazan orucunun farz oluşu üzerine icmâ etmişlerdir. Ramazan
orucu, dinin zarurî olarak ortaya koyduğu islâm'ın rükünlerinden birisidir.
înkâr eden kâfir olup İslâm'dan çıkmış sayılır. Farziyeti. Hicret'in ikinci
senesinde, Şaban ayının kalan son ikinci gecesi olan Pazartesi gecesinde vuku'
bulmuştur.
5.2.1.2. Ramazan Aytntn ve Ramazanda İbadet Etmenin Fazileti
Ebü Hureyre (r.a.)'den rivayeten; Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem.
Ramazan ayı gelince şöyle buyurdu: «Size mübarek olan ay geldi. Allah size bu
ayın orucunu farz kıldı. Bu ayda cennet kapıları açılır. Cehennem kapılan
kapanır ve şeytanlar bağlanır. Ramazan ayında bir gece vardır ki, o bin aydan
daha hayırlıdır. Rama-zan'm hayrından mahrum olan, büyük mahrumiyete uğramış
demektir.»
Urfece'den rivayeten; o şöyle demiştir: «Utbe bin Ferkad'ın yanındaydım.
Ramazan'dan bahsediyordu. Tam o esnada Rasûlüllah'-m ashabından birisi yanımıza
girdi. Utbe onu görünce, hürmeten sustu. Gelen adam ise Ramazan'dan söz etmeye
başladı ve şöyle dedi: 'Ramazan'da Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu işittim:
«Cennet kapılan açılır, cehennem kapılan kapanır. Şeytanlar bağlanır ve
Ramazan'da bir melek şöyle nida eder: 'Ey hayır işleyenler, hayrınızı çoğaltın.
Ey kötülUk yapanlar, kötülüğünüzü azaltın.' Ramazan bitinceye kadar bu hal devam
eder.» (Hadisi Ahmed ve Nesâi rivayet etmiştir. Hadisin senedi iyidir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Beş vakit namaz, diğer cum'aya kadar cuma namazı, ikinci ramazana
kadar ramazan, büyük günahlar-
dan sakmildığı takdirde, aradaki küçük günahlara kefarettir.» (Hadîsi Müslim
rivayet etmiştir.)
Ebû Sa'îd el-Hudrî (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: «Her kim ramazan orucunu tutar, onun sınırım bilir ve Ramazanda
korunması gereken şeylerden de korunursa, bu orucu, onun geçmiş günahlarına
kefaret olur.» (Hadisi Ahmed ve Beyhakî iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Her kim inanarak ve sevabım Allah'tan umarak ramazan orucunu tutarsa,
geçmiş günahları bağışlanır.» (Hadisi Tirmizi, Nesâî, ibn Mâce, Ebû Dâvûd ve
Ahmed rivayet etmiştir.)
5.2.1.3. Ramazanda Oruç Tutmamaktan Sakındıran Hadisler
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «İslâm'ın esası ve dinin direği üçtür. İslâm bunlar üzerine
kurulmuştur. Her kim bunlardan bîr tanesini terke-derse kâfir olup kanı
helâldir. Kelime-İ şahadet, farz namazlar ve Ramazan orucu.» (Hadisi Ebû Ya'Iâ
ve Deylemi rivayet etmiş, Ze-hebî ise sahihîemiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Her kim Ramazan'da, Allah'ın verdiği ruhsatlardan bir ruhsat olmadan
orucunu yerse, kalan bütün seneyi oruçlu geçirse bile bir günün yerine geçmez.»
(Hadisi Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiştir.) Buharı demiştir ki:
«Bu hadis Ebû Hureyre'den merfu' olarak şöyle zikrolunmuştur: «Her kim ramazanda
özür ve hastalık olmadan bir gün oruç yerse, bütün sene oruç tutsa bile, o bir
günün yerini ödeyemez.» İbn Mes'ûd da hadisi bu şekliyle nakletmiştir: Zehebî
ise şöyle demiştir: «Bütün Mü'-minlerce kabul edilen görüşe göre, 'hasta
olmaksızın ramazan orucunu terkeden kimse devamlı rakı içen ve zina edenden daha
kötüdür. Bilakis mü'minler o kişinin müslümanlığından şüphe eder ve onu zındık
ve helâli haram sayan kişi olarak kabul ederler.»
5.2.1.4. Ramazan Ayı Ne île Sabit OIut ?
Ramazan ayı, adaletli, en az bir kişinin hilâli görmesiyle veya Şaban'ı otuz
güne tamamlamakla sabit olur.
îbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: «İnsanlar hilâli
görmeye çalışıyorlardı. Bunun üzerine Rasûlüllah'a hilâli gördüğümü haber
verdim. Kendisi oruç tuttu ve insanlara da
oruç tutmalarını emretti.» (Hadisi Ebû Dâvûd, Hâkim ve îbn Hib-bân rivayet
etmiş. Hâkim ve îbn Hibbân hadisi sahihîemiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Ayı görünce oruç tutun. Yine ayı görünce iftar edin. Eğer hava bulutlu
olursa Şaban'ı otuz güne tamamlayın.» (Hadisi Buhari ve Müslim rivayet
etmiştir.) Tirmizî şöyle demiştir: «îlim ehlinin çoğu bununla amel ederek,
'oruca başlamak ve bitirmek konusunda bir kimsenin şahitliği kabul ölür'
demişlerdir.» îbn Mübarek, Şafii ve Ahmed bu görüştedir. Nevevî, bu görüşün en
doğru görüş olduğunu söylemiştir. Şevval ayı ise. Ramazan'm otuz güne
tamamlanması ile sabit olur. Fakihlerin çoğunluğuna göre şevval ayında bir
kişinin şahitliği kabul olmaz. Şevval ayı için fakihler iki adaletli şahidin
görmesini şart koşmuşlardır. Ancak Ebû Sevr, Şevval ile Ramazan ayı arasını
ayırmayıp, her ikisinde de bir kişinin şahitliğini kabul eder. îbn Rüşd, Ebû
Bekir bin Münzîr'in görücünün Ebû Sevr'in görüşü olduğunu söyleyerek, «zahir
ehli'nin mez hebinin de bu olduğu kanaatindeyim» demiştir. Ebû Bekir bin Mün-zîr
şöyle delil getirmiştir: «Bir kişinin sözüyle, oruca başlamanın ve orucu açmanın
caiz olduğu üzerine icma hasıl olunca, ayın girmesi ve çıkması hakkında da bir
kişinin sözü geçerli olur. Çünkü ayın girmesi ve çıkması, oruca başlamakla orucu
bitirmenin arasını ayıran iki alâmettir.» Şevkâni şöyle demiştir: «Oruç bozmak
için iki şahit gerekir,» görüşü hakkında sahih delillerden herhangi bir delil
varid olmamıştır. Açıktır ki oruçta bir kişinin sözünün kâfi gelmesine kıyasla,
ayın girmesi ve çıkmasında da bir kişinin sözü geçerlidir. Yine «haberi vahid»
(*) bir sözle ibadet etmek, haberi vahid'in her mevzuda geçerli olduğuna delalet
eder. Ancak malî ve benzeri konularda şnhitlik gibi haberi vahid'le ibadet
edilemeyeceğine dair bir delilin gelmesi hali müstesnadır.» Zahir olan görüş Ebû
Sevr'in görüşüdür.
5.2.1.4.1. Muhtelif Yerlerde Ayın Değişik Görülmesi Durumu :
Alimlerin çoğu, ayın değişik görülmesini nazan itibara almazlar. Bir beldenin
ahalisi ayı gördü mü, bütün ülkelere oruç tutmak vaciptir. Çünkü Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem; «Ayı görünce tutun, ayı görünce de bozun,»
buyurmuştur. Bu hitap bütün üm-
(•) tHaberi Vahld»: kelime anlamı bakımından «bir kişinin haberi> demektir.
Ancak hadisle İlgili usûl kitaplarında bu kelime, genellikle mü-tevatirin
dışında kalan <meşhûr. aziz ve garib gibi) haberler için kullanılmıştır. (Talat
Koçylgit; Hadis Tarihi, s. 183).
mete ait olup, her kim herhangi bir yerde ayı görürse herkes görmüş gibi
sayılır.
İkrime, Kasım bin Muhammed, Salim, tshak, Hanefİlerce sahih olan ve Şafiîlerce
muhtar olan görüşe göre; her beldenin kendim lerinin görmesine itibar edilir,
diğerlerine itibar edilmez. Çünkü Küreyb'in rivayet ettiğine göre o şöyle
demiştir: «Şam'a geldim, ben Şam'da iken ramazan hilâli göründü. Hilâli cuma
gecesi gör* düm. Ayın sonunda da Medine'ye geldim, tbn Abbas bana hilâlden söz
açarak, 'hilâli ne zaman gördünüz?' dedi. Ben de 'cuma gecesi gördüm', dedim.
Tekrar 'onu sen mi gördün?' diye sordu. Ben de 'evet', halk da gördü ve oruç
tuttular. Muaviye de oruç tuttu', dedim. Bunun üzerine tbn Abbas, 'Ama biz onu
cumartesi akşamı gördük, onun için de ya otuzu tamamlayıncaya yahut hilâli
görünceye kadar oruca devam ediyoruz.» dedi. Ben, 'Muaviye'nin görmesi ve oruç
tutmasıyla yetinmiyor musun?' dedim, tbn Abbas 'Hayır, bize Rasûlüllah böyle
emir buyurdu,' dedi.» (Hadisi Müslim, Ahmed ve Tirmİzî rivayet etmiştir. Tirmizî,
hadisin hasen sahih ve garip olduğunu söylemiş, ilim ehli bununla amel ederse;
«her beldenin hilâli görmesi gerekir,» demiştir.)
Bulûğu'1-Merâm Şerhi, Feth-i 'Âllâm kitabında; «doğruya en ya km olan, o belde
ehlinin ve o beldeye bitişik cihetlerdeki semtlerin ahalisinin ayı görmesidir,»
denmektedir.
5.2.1.4.2. Tek Başına Hilâli Gören Kimse
Fıkıh imamları, ramazan hilâlini tek olarak gören kimsenin oruç tutması
gerektiği üzerinde ittifak etmişlerdir. 'Atâ bu görüşe karşı çıkarak, «başkaları
görmeden sadece kendi görmesiyle oruç tutamaz,» demiştir. Şevval hilalini görmek
konusunda da ihtilaf etmişlerdir. Doğru olan Şafiî ve Ebû Sevr'in dediği gibi
iftar etmek-, tir. Rasûlüllah, sallallahu aleyhi ve sellem, iftan ve orucu, ayın
görülmesi durumuna bağlamıştır. Ayı görmek bu kimse için kesinlikle hasıl
olmuştur. Çünkü görmek, görme duyusuyla meydana geldiğine göre, başka birinin
görmesine gerek kalmamaktadır.
Orucun Rükünleri
Orucun hakikatini oluşturan iki rüknü vardır:
1 — Fecrin doğmasından güneşin batmasına kadar iftar edici şeylerden kendini
alıkoymak: AUah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: «Ar* tık onlara yaklaşabilirsiniz.
Allah'ın sizin İçin takdir ettiğini dileyin*
Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin için.
Sonra orucu geceye kadar tamamlayın.» (Bakara 187) Beyaz ve siyah iplikten
maksat; gündüzün beyazlığı, gecenin karanlığıdır. Buharı ve Müslim'in
rivayetlerine göre 'Adiy bin Hatem şöyle demiştir: «Beyaz iplik, siyah iplikten
ayrılıncaya kadar» âyeti nazil olunca, bir beyaz iple siyah ip aldım, yastığımın
altına koydum. Gece zaman zaman onlara bakıyordum. Fakat bir türlü birbirinden
ayırd edemiyordum. Kuşluk vakti Rasûlüllah'a giderek durumu ar-zettim.
Rasûlüllah cevaben: «Şüphesiz bu ifade gecenin karanlığı ve gündüzün
beyazlığıdır,» buyurdu.»
2 — Niyet: AUah-u Teâlâ şöyle buyurdu: «Onlar ancak dinlerini sadece Allah'a
halis kılmakla emrolundular.» (Beyyine: 5). Rasûlüllah da: «Ameller niyetlere
göredir. Herkes için niyet ettiği şey vardır.» demiştir. Niyetin, Ramazan ayının
gecelerinden her gece için fecirden önce olması gerekir. Çünkü Hafsa'nın rivayet
ettiği hadise göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
«Fecirden önce oruca ait niyetini sağlam yapmayanın orucu yoktur.» (Hadisi
Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiş, Îbn Huzeyme ve İbni
Hibban sahihlemiştir.)
Niyetin gecenin herhangi bir cüzünde olması sahihtir. Niyeti telâffuz etmek şart
değildir. Çünkü o kalbe ait bir iştir. lisânın bunda tesiri yoktur. Niyetin
hakikati, Allah'ın emrine uymak ve rızasını kazanmak için yapılan işi
kaydetmektedir. Bir kimse, oruç tutmakla Allah'a yaklaşmayı kastederek gece
sahura kalkarsa, ni-1 yet etmiş sayılır. Gündüz esnasında sadece Allah için
iftar edecek şeylerden kendini men etmeye karar verirse, sahura kalkmasa bile
yine niyet etmiş olur. Alimlerin çoğuna göre, nafile orucun niyeti, eğer bir şey
yememişse gündüzden kifayet eder. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: «Bir gün
Rasûlüllah yanıma geldi. 'Yanınızda yiyecek bir-şey var mı?' diye sordu. Ben de
"Hayır' dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah 'Ben oruçluyum' dedi.» (Hadisi Müslim ve
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Hanefîler niyyetin zevalden önce olmasını şart
koştular. Şafiî'nin meşhur iki görüşünden birisi de bu yöndedir. İbni Mes'ûd ve
Ahmed'in iki görüşünden birisinin zahirine göre; «zevalden Önce veya sonra
niyyet edilmesi arasında bir fark olmayıp ikisi de kifayet eder,» demişlerdir.
5.2.1.6. Oruç Kime VaeibdİT?
Alimler, orucun müsliiman, akıllı, bulûğ çağma ermiş, sağlam ve mukim kimselere
vacip olduğunda icma etmişlerdir. Kadının
hayz ve nifastan temiz olması gerekir. Kâfire, deliye, çocuğa, hastaya,
misafire, hayz ve nifashya. ihtiyar yaşlıya, hamile ve çocuk emzirene oruç
yoktur. Bunlardan kâfir ve deli gibi bazılarına mutlak clarak oruç yoktur.
Bazılarının velisinden, oruç tutmaları için emir vermeleri istenmekte,
bazılarına orucu bozup sonra kaza etmesi gerekmekte, bazılarına ise orucu bozmak
için ruhsat verilmiş olup fidye vacip olmaktadır. Hepsinin açıklaması
aşağıdadır.
5.2.1.6.1. Kâfir ve Deli'nin Orucu
Oruç, îslâm'a ait bir ibadet olup, müslüman olmayana vacip değildir. Deli ise
mükellef sayılmamıştır, çünkü teklifin muhatabı olan akıldan mahrumdur. Alî
(r.a.)'nin rivayet ettiği hadiste Rasû-Iüllah sallaüahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Üç kişiden teklif kadırılmiştır. Akıllanmcaya kadar deliden,
uyanıncaya kadar uyuyandan, akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan.» (Hadisi Ahmed,
Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.)
52.1.6.2. Çocuğun Orucu
Çocuğa her ne k idar oruç vacip değilse de, eğer gücü yetiyorsa, velisinin küçük
yaşta alıştırmak için ona orucu emretmesi gerekir. Rübeyyi' binti Muavviz
(r.a.)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir : «N'ebı aleyhisselâm Medine
civarındaki ensar köylerine Aşura günü kuşluk zamanı şöyle haber gönderdi: 'Her
kim iftar ederek sabahladı ise, günün geri kalan zamanında imsak etsin. Kim ki
oruçlu olarak sabaha ulaştı ise orucunu tamamlasın.' Rübeyyi': «Biz bundan sonra
Aşura orucunu tutardık. Küçük çocuklarımıza da tutturur onlarla mescide
giderdik. Oruçlu çocuklarımıza boyalı yün softan oyuncak düzerdik de içlerinden
yemek diye ağlayan olursa, iftar vakti erişinceye kadar ona bu oyuncağı verir,
eğlendirirdik.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
5.2.1.6.3. Kendisine Oruç Bozma Ruhsatı Verilerek Fidye Vacib Oian Kimse
Aşın ihtiyar erkek ve kadın ile, iyileşmesi ümit edilmeyen hastaya ve çalışmaya
devam etmeden geçinebilecek nzık bulamayan kimselerden ağır işlerde çalışanlara
ruhsat vardır, tşte bunların tümüne oruç tutmak ağır geleceğinden, bütün sene
boyunca oruç tutma imkânı bulamazlarsa iftar edebilirler. Bunların hergün için
bir fakir doyurması gerekir. Bir günlük yiyecek, bu konudaki ihtilaf üzerine bir
sa', yarım sa' veya bir mûd olarak takdir edilir. (*) Bir günlük yiyeceğin
takdiri konusunda sünnetten herhangi İr delil gelmemiştir.
îbn Abbas şöyle demiştir: «Çok yaşh ihtiyara iftar izni verilmiştir. Her gün
için bir fakiri doyurur. Daha sonra kaza etmesi de gerekmez.» (Hadisi Darekutnî
ve Hâkim rivayet ederek sahîhlen-miştir.)
Buhari'nin 'Atâ'dan rivayet ettiğine göre; Îbn Abbas'ın «Ramazan orucunu tutmaya
takat yetiremeyenlerin bir miskini doyuracak fidye vermesi gerekir.» (Bakara:
184). ayetini okuduğunu işitti. îbn Abbas bu ayetin mensuh olmadığını; ihtiyar
erkekle, oruç tutmaya gücü yetmeyen ihtiyar kadınlar için olduğunu ve her güne
bedel, bir miskin doyuracaklarını söylemiştir.
İyileşmesi ümit edilmeyen hastaya gelince: Eğer oruç onu zorluyorsa, ihtiyar
yaşh sayılır. Çok ağır işlerde çalışan işçiler de bur nun gibidir. Şeyh Muhammed
Abduh; 'âyetteki «takat yeüremeyen-ler» ifadesinden maksad, zayıf İhtiyarla,
iyileşmesi beklenmeyen hastalar ve benzerleri gibi taş ocaklannda, kömür
ocaklarında, ağır işlerde devamlı çalışarak geçiminisağlayan kimselerdir',
demiştir. Devamlı oiarak ağır işlerde çalıştırılmak üzere hüküm giyen mahkûmlara
oruç tutmak ağır gelir de fidye vermeye güçleri yetecek durumda iseler, onlar da
bu kısma girerler. Hamile ve emzikli kadınlar, kendi nefislerine ve evlâtlarına
zarar geleceğinden korkar-larsa, oruçlarını bozarlar. Bunlara fidye gerekir. Îbn
Ömer ve tbn Abbas'a göre; 'bunlara daha sonra kaza gerekmez.'
Ebû Davud'un îkrime'den rivayetine göre, îbn Abbas, şöyle demiştir: «Takat ye-tiivmeyenler»
ifadesi yaşlı erkek ve kadınlar için bir ruhsattır. Bunlar oruca takat
yetiremeyip iftar ederler ve her gün için de bir fakir doyururlar. Hamile ve
emzikli kadınlar çocuklarına zarar geleceğinden korkarlarsa iftar eder ve miskin
doyururlar.» (Bezzar sonuna şu ilaveyi yapmıştır: aîbni Abbas bir çocuk annesi
hamile kadına; 'Sen oruca takat yetiremiyenler kısmındansın. Sana fidye gerekir,
kaza gerekmez.' derdi.» Darekutnî, hadisin isnadını sahih saymıştır.) Nâfi'den
rivayeten; Îbn Ömer'e çocuğuna zarar geleceğinden korkulan hamile kadın hakkında
sorulduğunda, 'İftar ederek, her günün yerine buğdaydan bir mûd miskine verir,'
demiştir.» (Hadisi Mâlik ve Beyhakî rivayet etmiştir.)
O Sa': 2.917 fcg.lık bir ölçek. (Örfte ise: 3.333 kg.dir.) MOd: 832 gr.lık bir
ölçek.
Hadiste geçtiğine göre Allah-u Teâlâ misafirden orucu ve namazın yansını, hamile
ve emzikli kadınlardan da orucu kaldırmıştır. Hanefîler, Ebû Ubeyd ve Ebû Sevr'e
göre yalnız kaza ederler, ayrıca fakir doyurmaları gerekmez. Ahmed ve Şafiî'ye
göre; sade-c-3 çocuklarına zarar geleceğinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar,
kendilerine kaza ve fidye gerekir. Kendilerine veya kendileri ile be-rabc"
çocuklarına zarar vereceğinden korkarlarsa sadece kaza gerekir, fidye gerekmez.
5.2.1.6.4. Oruç Bozmalarına tz,in Verilip, üzerlerine ' Kaza Gerekenler
iyileşmesi umulan hasta ile misafirin orucu bozmaları mubah olup, üzerlerine
kaza gerekir. Ailah-u Teâla şöyle buyuruyor: «Sizden biriniz hasta olup veya
yolculukta bulunursa başka bir gün oruç tutar.» (Bakara: 184). Ahmed, Ebû Dâvûd
ve Beyhakî'nin iyi bir senetle Mu'âz (r.a.)'dari rivayet ettiklerine göre Mu'âz
(r.a.) şöyle demiştir: «Allah-u Teâla Nebî'sine orucu farz kılıp, şu ayeti
indirdi: «Ey İman edenler, daha öncekilere olduğu gibi size de oruç farz
kılındı.» (Bakara: 183). («Fakat güç yetiremeyenler bir fakir doyuracak fidye
versin.»-(Bakara: 184). ayetine kadar okudu.) Bu durumda isteyen oruç tutar,
isteyen fakir doyurur ve böyle yapması ona kifayet ederdi. Sonra Allah-u Teâla
başka bir ayet gönderdi: «Ramazan ayı öyle bir aydır ki, onda Kur'ân indirildi.
Her kim ona yetişirse oruç tutsun.* (Bakara: 185). «Böylece oruç mukim ve sağlam
kişilere sabit oldu. Hasta ve misafirlere de ruhsat verildi. Oruca gücü yetmeyen
yaşlılara ise, fakir doyurma izni verildi.» Orucu bozmayı mubah kılan hastalık,
oruç tutunca artan veya iyileşeceğinden korkulan şiddetli hastalıktır.
ıMuğnî kitabında yazan şöyle demiştir: «Bazı selef âlimlerinden naklolunduğuna
göre; onlar, her türlü hastalıktan dolayı oruç bozmayı mubah görmüşlerdir. Hatta
parmak ağnsı ve diş ağnsı da buna dahildir. Çünkü ayetin manası umumîdir. Yine,
'misafirin, orucu bozmaya ihtiyacı olmasa bile, orucu bozması mubah olunca,
hastanın da orucu bozması mübah'tır' demişlerdir.» Buharî 'Atâ ve zahir ehli'nin
mezhebi budur.
Oruç tutarsa hasta olacağından korkan sağlam kişi de hasta gibi sayılır. Yine
bunun gibi, açlık ve susuzluktan dolayı helak olmaktan korkan kişinin, sağlam ve
mukim olsa bile orucu bozması ve kaza etmesi lâzım gelir. Ailah-u Teâla şöyle
buyuruyor: «Nefislerinizi Öldürmeyiniz. Şüphesiz Allah size merhametlidir.»
(Nisa :
29). Bir başka ayet de şöyledir: «Allah size dinde bîr zorluk kılma-mistir.»
(Hac: 78). Eğer tutamayacak durumdaki hasta, oruç tutup zorluklara katlanırsa
orucu sahih olur. Ancak Allah'ın vermiş olduğu ruhsattan yüz çevirdiği için de
bu hareketi mekruh sayılır. Çünkü oruç sebebiyle ona herhangi bir zarar
dokunabilir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında ashabın bazısı
orucu tutar, bazısı Rasûlüllah'm bu konudaki fetvasına uyarak oruç tutmazdı.
Hamzet'ül-Eslemî (r.a.) sordu: «Ya Rasülallah, yolculukta kendimi oruç tutmaya
güçlü görüyorum. Bunda bir günah var mıdır?» Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem: «Bu Allah'ın verdiği bir ruhsattır. Kim ruhsatla amel ederse iyi yapmış
olur. Kim oruç tutmak isterse ona da bir günah yoktur.» buyurdu. (Hadisi Müslim
rivayet etmiştir.)
Ebû Said el-Hudri (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: 'Rasûlüllah
ile beraber oruçlu olduğumuz halde Mekke'ye doğru bir yolculuğa çıktık. Bir
yerde mola verince, Rasûlüllah: bize: «Siz artık düşmanınıza yaklaştınız. Oruç
tutmamak sîze daha da kuvvet kazandırır.» buyurdu. Bu bir ruhsat idi. Onun için
kimimiz oruç tuttu, kimimiz tutmadı. Sonra başka bir yere indik. Bu sefer
Rasûlüllah: «Sizler yann sabah düşmanınızla karşılaşacaksınız. Oruç tutmamak
size daha çok kuvvet kazandırır. Binaenaleyh oruç tutmayın.» buyurdular. Bu
kat'i bir emirdi, hemen orucu bıraktık.' Sonra Ebû Sa'îd şunu söyledi: «Vallahi
sonraları Rasûlüllah ile birlikte seferde oruç tuttuğumuzu da bilirim.» (Hadisi
Müslim, Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Yine Ebû Saîd (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Biz
Rasûlüllah ile birlikte Ramazan'da gaza ederdik. Kimimiz oruç tutar, kimimiz
tutmazdık. Ama ne tutan tutmayana güce-nirdi. Ne de tutmayan tutana. Kendinde
kuvvet hissedip de oruç tutanın yaptığını hoş görürler. Zayıflık hissedip
tutmayanın yaptığını da hoş görürlerdi.» (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet
etmiştir.)
Âlimler hangisinin faziletli olduğunda ihtilaf etmiş, Ebû Hani-fe, Şafiî ve
Mâlik «Gücü-küvveti yerinde ise oruç tutması, şayet oruç tutmaya gücü yetmezse
iftar etmesi efdaldir,» demişlerdir, tmam Ahmed ise, «Tutmaması daha efdaldir»
demiştir.
Ömer bin Abdülaziz şöyle demiştir: «Efdal olan, kişiye kolay gelenidir. Bir
kimseye bu durumlarda oruç tutmak kolay gelir de sonradan k?7^ etmek zor olursa,
tutması efdaldir.»
Şevkâni'nin araştırmasına göre, «Kendisine oruç tutmak zor gelip zarar veren
kimse, ruhsatı kabul etmekten yüz çevirirse, iftar etmesi daha efdâldir. Yine
yolculukta oruç tuttuğu zaman, kendini beğenme ve riyadan korkarsa, orucunu
bozması daha efdâldir. Eğer oruç tuttuğunda bu durumlardan uzak bulunabilirse o
zaman da tutması daha efdâldir. Misafir, gece niyet edip, oruca başlarsa, gündüz
esnasında orucu bozması caizdir.»
Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
fetih yılı Mekke'ye doğru yola çıktı. Kura'û'1-Gâ-mîm denilen yere varıncaya
kadar oruç tuttu, cemaat da oruç tuttu. Sonra bir bardak su istedi. Bardağı
herkesin göreceği şekilde kaldırdıktan sonra suyu içti. Bundan sonra kendisine
«Bazı kimseler oruç tutuyorlar.» dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem «Onlar âsilerdir, onlar âsilerdir.» buyurdular. (Hadisi,
Müslim, Nesâî ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizi hadisi sahih-lemiştir.)
Alimlerin çoğu, mukim olduğu halde oruca niyet edip sonra gündüz esnasında
yolculuğa çıkanın, orucunu bozamayacağını söylemiş, Ahmed ve îshak ise bozmasını
caiz görmüşlerdir. Tirmizi'nin Muhammed bin Ka'b'dan rivayet ederek hasen
saydığı hadiste Mu-hammed bin Ka'b şöyle, demiştir: «Ramazan'da, Enes bin
Mâlik'e geldim. Yolculuğa çıkmak istiyordu. Kendisi için binek hazırladı.
Yolculuk elbisesini giydi. Daha sonra yemeğe çağırılınca yediğini gördüm,
kendisine 'Böyle yapman sünnet midir?' diye sordum. 'Evet sünnettir' dîye cevap
verdi ve yofa çıktı. (1). 'Ubeyd bin Cü-beyr'den rivayet olunduğuna göre o şöyle
demiştir: «Ebû'I-Basra el-Gıfarî İle beraber Ramazan'da, eski Mısır'dan
ayrılarak gemiye bindik. Sonra gemi hareket etti. Sonra öğle yemeği yaklaşınca,
bana 'yaklaş', dedi. Ben de kendisine, 'Evlerin arasında değil misin?' dedim.
Bunun üzerine
Ebû'I-Basra, 'Rasûlüllah'ın sünnetinden mi yüz çeviriyorsun?' dedi.» (Hadisi
Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiş olup, râvileri kuvvetlidir.)
Şevkâni şöyle demiştir: «Bu iki hadis, misafirin sefere başladığı yerden
çıkmadan önce orucu bozabileceğine delâlet eder.»
İbnü'l-Arabî; «Enes hadisi sahih olup, bu hadis sefere devam ettiği müddetçe
oruç bozmanın caiz olmasını gerektirmektedir. «Doğru olan budur.» demiştir.
Oruç bozmayı mubah kılan yolculuk, namazı kısaltmayı gerektiren yolculuktur.
Yine orucu bozmadaki misafirliğin müddeti, na-
a> Hadisin isnadında zayii kabul edilen Übey bin Ca'Ier vardır.
mazı kısaltmadaki misafirliğin müddeti kadardır. (Bununla ilgili izahlar,
âlimlerin bu konudaki görüşleri ve Ibn Kayyım'ın incelemesi, «namazı kısaltma»
bahsinde geçti).
Ahmed. Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Tahavî'nin Mansur-u Kelbi'den rivayetlerine göre;
Dihye bin Halîfe bir kere Ramazan'da Dimeşk" in (Şam) bir kövünden bir fersah
kadar uzaklaştı. Orucunu bozdu ve cemaat da onunla beraber bozdular. Diğerleri
orucunu bozmasını hoş görmediler. Köyüne dönünce şöyle dedi: «Vallahi bugün
görmeyi hiç düşünmediğim birşey gördüm. Halk Rasûlüllah ve ashabının yolundan
yüz çevirdi.» Bunu oruç tutanlara söylemişti. Sonra bu esnada «AHahım, emanetini
al», dedi.
5.2.1.7. Oruç Tutmanın Yasaklandığı Günler
Aşağıda açıkladığımız günlerde oruç tutmanın yasaklandığı hakkında hadisler
gelmiştir:
5.2.1.7.1. İki Bayram Günlerinde Oruç Tutmak
Âlimler iki bayram günü, farz olsun, nafile olsun oruç tutmanın haram olduğunda
icma etmişlerdir.
Ömer (r.a.)'in sözüne göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu iki gün
oruç tutmaktan nehyetti. Rasûlüllah; «Ramazan bayramına gelince; Ramazan orucunu
tuttuğunuzdan dolayı o gün İftar edin. Kurban bayramında ise kestiğiniz
kurbanlardan yiyiniz.» buyurmuştur. (Hadisi Buhari, Müslim, Ahmed, Ebû Dâvûd ve
Tirmizî rivayet etmişlerdir.)
5.2.1.7.2. Teşrik Günleri Oruç Tutmaktan Nehiy
Kurban bayramını tâkib eden üç günde oruç tutmak caiz değildir.
Ebû Hüreyre (r.a.)'in rivayet ettiği hadise göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem, Abdullah bin Huzafe'yi şöyle demesi için Mina'yı dolaşmaya gönderdi:
«Bu günlerde oruç tutmayınız. Çünkü bu günler yeme, İçme ve Allah'ı zikretme
günleridir.» (Hadisi Ahmed iyi bir senetle rivayet etti.)
Taberani'nin Evsat kitabında tbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, tellâl göndererek «Bu günler yiyip içme ve
hanımlarla beraber olma günleridir. Bu günlerde oruç tutmayınız.» demesini
emretmiştir.
Şafiî, teşrik günlerinde oruç tutmayı nezir, kefaret ve kaza gibi bir sebep
varsa caiz görmüştür. Eğer böyle bir sebep yoksa, 'ihtilaf-
sız caiz olmaz', demiştir. Bu durumu, namaz kılmak nehyedilen vakitlerde, şayet
bir sebep varsa namaz kılmanın caiz olmasına benzetmişlerdir.
52.1.73. Yalnız Cuma Günü Oruç Tutmanın Nehyedüdiği
Cuma günü müslümanlann haftalık bayramıdır. Bunun için Allah celle celâlühü
cum'a günü oruç tutmayı, nehyetmiştir. Âlimlerin çoğu, buradaki nehyin mekruh
olup, haram olmadığını söylemişlerdir. Ancak bir gün önceden oruca başlar veya
cuma'dan sonra bir gün ilave ederse veya devam etmekte olan âdetine uygun
düşerse veya cum'a günü arafe ve aşure gününe denk gelirse, bu durumlarda oruç
tutmak mekruh olmaz.
Abdullah bin Ömer (r.a.)'den rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem,
Cûveyriye bint'ül-Haris'in yanına girdi. Bu kadın cuma günü oruç tutuyordu.
Rasûlüîlah sallallahu aleyhi ve sellem, ona «dün oruç tuttun mu?» diye sordu.
Kadın «hayır», dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah «öyleyse orucunu boz.» buyurdu.
(Hadisi Ahmed ve iyi bir senetle Nesâî rivayet etmiştir.)
Âmir'ul-Eş'ari'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir : «Rasûlüllah'in
şöyle buyurduğunu işittim: «Cum'a günü bayramı-nızdır. O gün oruç tutmayınız.
Ancak önce başlar veya sonra İlâve -ederseniz müstesna.» (Hadisi Bezzâr iyi bir
senetle rivayet etmiştir.)
Alî (r.a.) şöyle demiştir: «Sizden kim nafile oruç tutmak isterse perşembe günü
tutsun. Cuma günü tutmasın. Çünkü cum'a günü yiyip-içme ve zikir günüdür.»
(Hadisi îbn Ebî Şeybe iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
Buharı ve Müslim'de Câbİr hadisinden naklolunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Cuma günü oruç tutmayınız. Ancak önce ve
sonra bir gün tutulursa müstesna.» Müslim'in lafzına göre: «Geceler arasında
sadece cum'a gecesini nafile ibadete tahsis etmeyin. Yine günlerden sadece cum'a
günü nafile oruca tahsis etmeyin. Ancak tutmakta olduğu orucuna .tesadüf ederse
o başka.»
5.2.1.7.4. Sadece Cumartesi Günü Oruç Tutmaktan Nehİy
Büsr es-Sülemi'nin kızkardeşi Semmâ'dan rivayet olunduğuna ^öre Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Allah'ın farz kıldığı oruç dışında,
sadece cumartesi günü oruç tutmayın. Eğer üzüm kabuğu ve ağaç d?lındft" başka
birşey hn1nmgy«am7 bile o gün
onlan çiğneyerek oruç tutmadığınızı gösterin.» (Hadisi Ahmed, Tir-mizî, Nesâî,
Îbn Mâce, Ebû Dâvûd ve Hâkim rivayet etmiş. Hâkim; «Müslim'in şartına göre hadis
sahihtir,» demiştir. Tirmizi ise hadisi hasen sayarak, «buradaki kerahatin
manası, kişinin sadece cumartesi günü oruç tutmasına mahsustur.» demiştir. Çünkü
Yahudiler Cumartesi gününe saygı gösterirler.)
Ümmü Seleme (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah cumartesi ve pazar günleri, diğer
günlerde tuttuğu oruçtan daha çok oruç tutar ve şöyle derdi: «Cumartesi ve pazar
müşriklerin bayramıdır. Onlara muhalefet etmeyi severim.» (Hadisi Ahmed, Beyhakî,
Hâkim ve îbn Huzeyme rivayet etmiş, Hâkim ve Îbn Huzeyme hadisi sahih-lemişlerdir.)
Hanefî, Şafiî ve Hanbelîler bu delillerden dolayı cumartesi günü tek olarak oruç
tutmayı mehruk saymışlar, Mâlik ise bu konuda muhalefet ederek kerahatsiz olarak
cumartesi günü oruç tutmaya cevaz vermiştir. Halbuki bu hadis aleyhine bir
delildir.
5.2.1.7.5. Şek Günü Oruç Tumaktan Nehiy
Ammâr bin Yâsir (r.a.) şöyle demiştir: «Her kim Ramazan'ın girdiğinde şüphe olan
günü oruç tutarsa Ebû-1 Kasım'a âsi olmuş olur.» (Hadisi Tirmizî, Nesâi Ebu
Dâvûd ve ibn Mâce rivayet etmiş, Tirmizi; «Hadis hasen sahih olup, ilim ehlinin
çoğu bununla âmel etmektedir.» demiştir.)
Süfyân-i Sevrî, Mâlik bin Enes, Abdullah bin Mübarek, Şafiî. Ahmed ve İshak şek
gününde kişinin oruç turnasını mekruh saymışlardır. Alimlerin çoğu, Ramazan'dan
olduğu halde. Ramazan mı, değil mi diye şüphe ile oruç tutanın o günün yerine
bir gün kaza etmesi gerektiği görüşündedir. Eğer adetine uygun olarak sek günü
oruç tutarsa, o zaman kerahatsiz olarak caiz olur.
Ebû Hûreyre (r.a.)'den rivayeten: Resûlüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Ramazandan bir veya iki gün Önce oruç tutmayın. Ancak kişinin devam
eden orucu varsa o başka.» (Hadisi Buhar'î, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve
tbn Mâce rivayet etmiştir. Tirmizî hadisin hasen sahih olduğunu ve ilim ehlinin
bununla amel ettiğini söylemiştir.) İlim sahiplen, kişinin, Ramazan'ı karşılamak
niyetiyle Ramazan girmeden önce oruç tutmakta acele etmesini mekruh
saymışlardır. Fakat kişi bir gün oruç tutmak ister de tuttuğu oruç bu günlere
denk gelirse bunda bir beis yoktur.
5.2.1.7.6. Bütün Sene Oruç Tutmaktan Nehiy içinde, Allah'ın oruç tutulmasını
nehyettiği günlerin bulunması sebebiyle bütün seneyi oruçlu geçirmek haramdır.
Çünkü Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur: «Devamlı oruç tutanın
orucu yoktur.» (Hadisi Buharı, Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.) Eğer bayram
günleri ve teşrik günlerinde orucunu bozar da kalan günlerde oruç tutarsa,
tutmaya gücü yettiği takdirde ke-rahat kalkar.
Tİrmizî şöyle demiştir: «İlim ehlinden bîr kısmı, kişinin ramazan, kurban ve
teşrik günlerinde iftar etmeden bütün sene oruç tutmasını kerih gördüler. Eğer
bu günlerde iftar ederse kerahat sınırından çıkmış ve bütün seneyi oruç tutmamış
sayılır. Mâlik, Şafii, Ahmed ve tshak'dan da böyle rivayet olunmuştur.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selîem, oruçlu olduğunu antatan Hamzat'ül-Esle-mî'nin
bu durumunu kabul etmiş ve ona «Dilersen tut, dilersen boz», demiştir. Daha önce
bu hadis geçti. (*) Efdâl olan, bir gün tutup bir gün iftar etmektir. Şüphesiz
bu, Allah (cc.)'a karşı oruçların en se-vimlisidir. Bu konu yakında gelecektir.
5.2.1.7.7. Yanında Bulunan Kocasının tzni Olmadan, Kadının Oruç Tutmasının
Nehyedüdiği
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, zevci yanında olduğu halde izni olmadan
kadının oruç tutmasını nehyetmiştir. Ebû Hü-reyre (r.a.)'den rivayeten
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Kocası yanında iken,
Ramazan hariç, onun izni olmadan kadın oruç tutmasın.» (Hadisi Buharı, Müslim ve
Ahmed rivayet etmiştir.)
Âlimler, bu nehyin haram anlamında olduğunu söylemişler ve kocasının izni
olmadan kadın oruç tutarsa, kocasının hakkını çiğnediğinden, orucunu
bozdurmasını caiz görmüşlerdir. Ancak bu durum hadisde geçtiği gibi Ramazan'm
dışındaki oruçlar içindir. Çünkü Ramazan orucu için kimsenin izni gerekmez.
Kocası uzakta olduğu zaman izni olmadan, kadının oruç tutması da bunun gibidir.
Ancak kocası geldiği zaman karısının orucunu bozdurması caizdir. Yine âlimler,
kocasının hasta olup hanımıyla cima yapamaması durumunu, kocanın uzakta olması
gibi kabul ederek, nafile oruç tutmak için kadının izin alması gerekmediğini
söylediler.
(•) «Oruç bozmalarına İzin verilenler» bahsinde.
5.2.1.7.8. Hiç Ara Vermeden Oruç Tutmaktan Nehiy
Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «İftar etmeden arka arkaya oruç tutmak' tan sakının.» Bunu üç defa
söyledi. Ashab; «ya Rasûlallah, sen böyle yapıyorsun.» dediler. Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöy-le dedi: «Siz benim gibi değilsiniz. Beni Rabbim
doyurur, susuzluğumu giderir. Yani yiyenin ve içenin kuvveti gibi bana kuvvet
verir. Amellerden gücünüz yettiği şeyleri yüklenin.» (Hadisi Buharı ve Müslim
rivayet etmiştir.)
Fakihler burdaki nehyi mekruh olarak anlamışlardır. Ahmed, îshak bin Münzir,
oruçluya zor gelmediği müddetçe orucu sahur vaktine kadar uzatmayı caiz
gördüler.
Buhari'nin Ebû Sâ'îd el-Hudrî (r.a.)'den rivayetine göre; Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Bir günün orucu* nu öbürüne eklemeyiniz. Şayet
sizden biriniz bir günün orucunu öbürüne eklemek isterse, orucunu sahur vaktine
kadar devam ettir-
Nafile Oruçlar
Rasûlüllah sailaüahu aleyhi ve sellem aşağıdaki günlerde oruç tutmayı teşvik
etmiştir:
5.2.2.1. Şevval Ayında Altı Gün Tutmak
Müslim, Tirmizî, Ebû Dvûd ve îbn Mâce'nin Ebü Eyyûb el-En-sârî (r.a.)'den
rivayet ettiklerine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«Her kim ramazanrı tutar ve şevval ayından da altı gün Ramazan'a ilâve ederse
bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur.» Ahmed'e göre şevval orucu arka arkaya veya
karışık olarak tutulabilir. Bu şekillerden birinin diğeri üzerine bir fazileti
yoktur. Hanefî ve Şafiî'ye göre ise efdâl olan bayramdan sonra altı günü arka
arkaya tutmaktır.
5.2.2.2. Zühicce'nin On Günü İle Hacılar Hariç Arafe Günü Orucuna Devam. Etmek.
Ebû Katade (r.a.)'den riyayeten Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyie
buyurmuştur: «Arafe günü orucu, geçmiş ve gelecek iki senenin günahlarına
kefaret olur. Asura günü-orucu geçen bir senenin günâhlarına kefaret.olur.»
(Hadisi Müslim, Nesâî, Ebû Dâ-
vüd ve Ibn Mâce rivayet etmiştir.)
Hafsa (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Dört şey var ki
Rasûlüllah bunları terketmezdi. Aşura orucu, Zilhicce'nin on günlük orucu, her
aydan üç gün oruç ve sabah namazından önce iki rek'at namaz.» (Hadisi Ahmed ve
Nesâi rivayet etmiştir.)
Ukbe bin Amir (r.a.)'den rivayeten Rasûlülîah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Arafe, kurban ve teşrik günleri ehli İslâm'ın bayramıdır. Bu günler
yeme, içme günleridir.» (Hadisi Buharî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî
rivayet etmiş, Timıizî ise sahihîemiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten; Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem, arafe
günü Arafat'ta oruç tutmaktan nehyetmiştir. (Hadisi Ahmed. Ebû Dâvûd, Nesâî ve
îbn Mâce rivayet etmiş, Tinnizî şöyle demiştir: «İlim ehli, Arafat dışında arafe
günü oruç tutmayı müstehab görmüştür.»)
Ümmül-Fadl'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir : «Ashab, Rasûlüllah'ın
arafe günü oruç tutup tutmadığı hakkında şüpheye düşünce, ben Rasûlüllah a süt
gönderdim. Rasûlüllah Ara-fat'da cemaate hutbe okuduğu halde bu sütü içti.»
(Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)
5.2.2.3. Muharrem Ayı Orucuyla, Bir Gün Evvel ve Bit Gün
Sonra İlâve Ederek Aşura Günü Orucuna Devam Etmek
Ebû Hüreyre (s.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Farz
namazlarından sonra hangi namaz daha efdâldir?» diye Rasûlüllah'a soruldu, o da
«Gecenin ortasında kılınan namazdır.» buyurdu. «Ramazan'dan sonra hangi oruç
efdaldir?» diye soruldu. «Muharrem diye adlandırdığınız Allah'ın ayında tutulan
oruçtur,» buyurdular. (Hadisi Müslim, Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Muaviye bin Ebû Süfyan (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o demiştir ki:
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: «Bugün
Âşûre günüdür. Bugün oruç tutmak size farz kılınmadı. Ben oruçluyum. İsteyen
oruç tutsun, isteyen iftar etsin.» (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)
Aişe (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Aşure günü, Kureyş'in
cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündür. Rasûlüllah da o gün oruç tutardı.
Medine'ye gelince hem kendisi oruç tutar, hem de cemaate oruç tutmalarım
emrederdi. Daha sonra Ramazan orucu farz olunca, Rasûlüllah, «dileyen Âşûrâ günü
tut-
sun, dileyen terketsin.» buyurdu.» (Hadisi Buhar! ve Müslim rivayet etmiştir.)
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Rasûlüllah
Medine'ye gelince Yahudilerin Aşûra orucu tuttuklarını gördü. «Bu nedir?» diye
sorunca, yahudiler de «bu gün iyi bir gündür, Allah Musa'yı ve Benî İsrail'i
düşmanlarından bu günde kurtardı. Onun için Musa oruç tuttu,» dediler. Bunun
üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seİlem, «Ben Musa'ya sizden daha çok
bağlıyım,» dedi. Kendisi oruç tuttu ve tutulmasını emretti.» (Hadisi Buharı ve
Müslim rivayet etmiştir.)
Ebû Musa el-Eş'arî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
«Yahudiler Âşûra gününü büyük sayar, o günü bayram edinirlerdi. Bunun üzerine
Rasûlüllah da 'Sizler o gün oruç tutun/ buyurdu.» (Hadisi Buharî ve Müslim
rivayet etmiştir.)
tbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştirr «Rasûlüllah Aşûra
günü oruç tuttu ve tutulmasını emretti. Ashab; «ya Rasûlâtlah, Âşûra günü Yahudi
ve hıristiyanlann büyük saydığı bir gündür.» dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah
şöyle buyurdu: «Gelecek yıl olduğu zaman insaallah dokuzuncu günü de beraber
tutacağız.» İbni Abbas: «Gelecek yıla varmadan Rasûlüllah vefat etti.» dedi.
(Hadisi Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Bir başka lafızda Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Eğer gelecek sene sağ olursam Aşura
ile beraber dokuzuncu günü de oruç tutacağım.» (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet
etmiştir.)
Âlimler Aşura günü orucunun üç şekilde olabileceğini söylemişlerdir.
Birincisi: dokuz, on ve onbirinci günleri tutmak. İkincisi: dokuz ve onuncu
günleri tutmak. Üçüncüsü: Yalnız onuncu günü tutmak.
5.2.2.4. ÂşûTa Günü Bolca Yiyecek Hazırlamak
Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Her kim Âşûra günü kendini ve ailesini bol bol
yedirip içirirse, Allah o kimseye bütün sene bolluk ihsan eder.» (Hadisi Beyhakî
Şâb kitabmda ve Îbn Abdülber rivayet ermiştir. Hadisin başka rivayet yollan olup
hepsi de zayıftır. Ancak bu rivayet yollan birbirine katılınca Sehavînin dediği
gibi hadis kuvvet' derecesine ulaşmış olur.)
5.2.2.5. Şaban Ayının Çoğunu Oruçlu Geçirmek
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Şaban ayının çoğunda oruç tutardı.
Aişe fr.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah'm Ramazan'dan başka hiçbir avda tam
olarak oruç tuttuğunu görmedim. Yine Şaban'dan başka hiçbir ayın çoğunda oruç
tuttuğunu da görmedim.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
Usâme bin Zeyd (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: <(Ya Rasûlüllah,
Şaban ayında olduğu kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmedim.» Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Şaban ayı, Recep'le Ramazan arasında
insanların gafil oldukları bir aydır. Bu ayda ameller âlemlerin Rabbine
yükselir. Amellerimin oruçlu olduğum halde yükselmesini istiyorum.» (Hadisi Ebû
Dâvûd ve Nesâî rivayet etmiş, Ibn Huzeyme ise sahih-lemiştir.)
Diğerlerinden faziletli olduğunu zannederek Şaban'm yarısında bir gün oruç
tutmak hakkında sahih bir delil yoktur.
5.2.2.6. Haram Aylarda Oruç Tutmak
Haram aylar. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep olup, bu aylarda orucu
çoğaltmak müstehabdır. Bahile'den bir adam Rasû-lüllah'a gelerek; «Ya Rasûiallah,
ben önceki sene sana gelen kişiyim,» dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem, ona: «Sen sıhhatli bir kimse idin, ne oldu sana şeklin
değişti?» dedi. Adam; «Senden ayrıldıktan sonra sadece gece yemek yedim,» dedi.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Niçin nefsine azab ettin?» diyerek
şöyle devam etti: «Sabır ayında oruç tut ve her aydan bir gün ouç tut.» Adam;
«Benim kuvvetim var, biraz daha artır,» dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem, «öyleyse iki gün tut.» buyurdular. Adam; «Biraz daha artır,» deyince,
Rasûlüllah üç parmağını birleştirip sonra salarak üç defa; «Haram aylarda tut,
sonra bırak», buyurdular.» (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ibn Mâce ve Beyhakî iyi bir
senetle rivayet etmiştir.)
Recep ayı orucunun diğer aylar üzerine bir fazileti yoktur. Ancak Recep ayı
haram aylardandır. Sahih sünnetse, özellikle Recep ayında oruç tutmanın diğer
aylardan faziletli olduğu hakkında bir şey varid olmamıştır. Bu konuda gelen
rivayetler, delil getirmeye kalkışılamıyacak derecede zayıftır.
îbn Haccr şöyle demiştir: «Recep ayı orucunun fazileti hakkında veya Recep
ayının belli bir günü oruç tutmak ve belli bir gecesini ibadetle geçirmek
hakkında delil teşkil edecek sahih bir hadis yoktur.»
5.2.2.7. Pazartesi ve perşembe Günleri Oruç Tutmak
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem Pazartesi ve Perşembe günleri ekseriya oruç tutardı. «Niçin
tutuyorsunuz?» diye sorulduğunda da şöyle derdi : «Ameller pazartesi ve perşembe
günleri* Allah'a arzolunur. Allah Te-âlâ da bu günlerde her müslüman ve mü'mini
bağışlar. Ancak dargın duran İki kişi müstesna! Bunların mağfireti ertelenir.»
(Hadîsi Ahmed, Sahih bir senetle rivayet etmiştir.) Sahih-i Müslim'de geçtiğine
göre Rasûlüllah'a pazartesi orucu hakkında soruldu. Şöyle buyurdu: «Pazartesi
benim doğduğum gündür ve Pazartesi günü vahiy inzal buvurulmuştur.»
5.2.2 $. Her Aydan Vç Gün Oruç Tutmak
Ebû Zerr e!-Gifârî demiştir ki: «Rasûlüllah bize her aydan üç gün oruç tutmamızı
emretti. Onlar aydın günler olan onüç, ondört ve onbeşinci günlerdir. Bu
günlerde oruç tutmak seneyi oruçlu geçirmek gibidir.» (Hadisi Nesâî rivayet
etmiş, îbn Hibbân sahihle-miştir.)
Yine Rasûlüllah'tân gelen rivayete göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
bir ayda cumartesi, pazar ve pazartesi günlerinde oruç tutar, diğer ayda ise
sah, çarşamba ve perşembe oruç tutardı. Yine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem her ayın üç aydınlık gününde oruç tutardı. Ayın evvelindeki perşembe günü
tutar, onu ta-kibeden pazartesi ve daha sonraki pazartesi de oruç tutardı.
5.2.2.9. Bir Gün Oruç Tutmak Bir Gün Bozmak
Ebû Seleme bin Abdurrahmamn Abdullah bin Arar (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre
Abdullah (r.a.) demiştir ki: «Rasûlüllah bana şöyle dedi: «Haber aldığıma göre
gece namaz kılıyor, gündüz oruç tutuyorsun.» «Evet, ya Rasûiallah,» dedim. Bunun
üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Oruç tut ve iftar et, namaz kıl
ve uyu», buyurdu. «Vücudunun senin üzerinde hakkı var. Zevcenin senin üzerinde
hakkı var ve misafirlerinin senin üzerinde hakkı var. Her aydan Uç gün tutman
sana kâfi gelir.» Ben ısrar ettikçe, o da bana artırdı. «Ya Rasûlallah, kendimi
kuvvetli hissediyorum.» dedim. «O zaman her hafta üç gün oruç tut.» buyurdular.
Ben yine «kendimi kuvvetli hissediyorum,» deyince Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem; «Dâvûd aleyhisselâm gibi oruç tut, bundan fazla yapma.» buyurdular.
Ben «Ya Rasûlallah, Dâvûd aleyhisselam'm orucu nasıldır?» dedim. Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem: «Bir gün tutar, bir gün iftar ederlerdi.»
buyurdular.» (Hadisi Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Yine Abdullah bin Arar <r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: «Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Allah'a en sevimli gelen oruç, Dâvûd
aleyhisselam'ın orucu, en sevimli gelen namaz da Dâvûd aleyhisselam'ın
namazıdır. O gecenin yansını uyku ile, üçte birini de ibadetle geçirir, altıda
birini de yine uyurdu. Ve birgün ouç tutar, bir gün bozardı.»
5.2.2.10. Nafile Oruç Tutanın Orucunu Bozmasının Caiz Olduğu ümmü Hâni
(r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: «cRasûlüllah fetih günü yanıma
girdi. Kendisine su verilince suyu içti ve bardağı bana uzattı. Ben, oruçlu
olduğumu bildirince şöyle buyurdu: «Nafile tutan kendisinin emîridir. Dilersen
tutarsın, dilersen bozarsın.» (Hadisi Ahmed, Dârekutnî ve Beyhakî rivayet
etmiştir. Hadisi Hâkim de rivayet etmiş, 'isnadı sahihtir', demiştir. Hâkim'in
lafzı şöyledir: «Nafile tutan nefsinin emîridir. Dilerse tutar, dilerse bozar.»)
Ebû Cuhayfe (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Rasûlüllah,
Selmân ile Ebû Derdâ'yı kardeş ilân etmişti. Bîr de-fasuıda Selmân, Ebû Derdâ'yı
ziyaret etti. Bulamadı. Kansı Ummü Derdâ'yı eski bir elbise içinde perişan gördü
de 'Bu ne haldir?' diye sordu. Ümmü Derdâ; 'Kardeşin Ebû Derdâ'nm dünyayla
ilişiği yoktur. Gündüz oruç tutar, gece namaz kılar,' diye yakındı. Bu sırada
Ebû Derdâ geldi. Selmân'ı selâmladı ve onun için yemek hazırlayarak «Haydi sen
ye, ben oruçluyum,» dedi. Bunun üzerine Selmân; 'Vallahi bu orucu bozacaksın ve
sen yeyinceye kadar ben de yemî-yeceğim,' dedi. Gece olunca Ebû Derdâ namaza
kalkmak istedi. Selmân onu 'uyu' diyerek engelledi. Ebü Derdâ da uyudu. Sonra
bir daha kalkmak istedi. Yine Selmân 'uyu' diyerek mâni oldu. Gecenin son vakti
olunca Selmân, 'artık şimdi kalk',.dedi. Kalkıp namaz kıldılar. Daha sonra
Selmân, Ebû Derdâ'ya; 'Muhakkak ki senin üzerinde Rabbinin hakkı vardır.
Nefsinin hakkı vardır. Ailenin hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını
vermelisin.' dedi. Sonra Ebû
Derdâ, Nebi aleyhisselam'ın huzuruna gelerek durumu arzedince, Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem; 'Selmân doğru söylemiştir', buyurdu.» (Hadisi
Buharı ve Tirmizi rivayet etmiştir.)
Ebû Said el-Hudrî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Rasûlüllah
için yemek hazırlamıştım. Bunun üzerine Rasûlüllah ashabı ile beraber geldiler.
Yemek sofraya konunca, içlerinden birisi 'ben oruçluyum', dedi. Bunun üzerine
Rasûlüllah şöyle buyurdu: 'Kardeşiniz sizi davet etti ve hazırlık yaptı.1 Daha
sonra adama; 'Orucunu boz, daha sonra dilersen yerine birgün oruç tut,'
buyurdular.» (Hadisi Beyhakî, Hâfız'm dediği gibi iyi bir senetle rivayet
etmiştir.)
îlim ehlinin çoğu, bu açık ve sahih hadisleri delil getirerek, nafile oruç
tutanın orucunu bozmasının caiz olup
yerine bir gün oruç tutmasının müstehab olduğu görüşüne varmışlardır
ORUCUN ADABI
Oruçlu kimsenin, orucu esnasında aşağıdaki edeplere riayetet-mesi müstehabdir.
53.1. Sahur
Sahurun müstehab olduğu, terkedene ise günah olmadığı üzerinde ümmet icma
etmiştir. Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu: «Sahur yemeğine kalkınız. Çünkü sahurda bereket
vardır.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.) Mikdam bin Mâ'di Kerb
(r.a.)'den, onun da Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayetine göre
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Sahura kalkmanız
gerekir. Çünkü sahurda alınan gıda mübarektir.» (Hadisi Nesâî iyi bir senetle
rivayet etmiştir.) Bereketli olmasının sebebi oruçluyu kuvvetli ve dinç yapması
ve ona orucunu kolay kılmasından dolayıdır.
5.3.1.1. Sahur Ne île YapûiT?
Sahur, bir yudum su bile olsa, az veya çok yemekle gerçekleşmiş olur. Ebû Sa'îd
el-Hudri (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu: «Sahur berekettir. Sizden biriniz bir yudum su bile İçmiş
olsa sabimi terketmesin. Allah ve melekleri sahur yapanlara salât okurlar.»
(Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.)
5.3.1.2. Sahurun Vakti
Sahurun vakti, gece yansından başlar, fecir doğuncaya kadar devam eder. Sahuru
geç yapmak müstehabdır. Zeyd bin Sabit (r.a.V den rivayet olunduğuna göre o
şöyle demiştir: «RasûlüHah ile beraber sahur yemeğini yedik. Sonra namaza
kalktık.» Râvi diyor ki: «Ben, sahur ile namazın arasında ne kadar müddet vardı?
dîye sordum. Zeyd «Elli âyet okuyacak kadar bir müddet» cevabım verdi.
Amr bin Meymune'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: «Rasûlullahın ashabı,
iftan insanlann en acele edenleri, sahuru ise en geç edenleri idiler.» Hadisi
Beyhakî sahih bir senetle rivayet etmiştir.
Ebû Zer el-Gıfâri'nin merfu olarak rivayet ettiği hadisde Ra-sûlullah şöyle
buyurmuştur: «Ümmetim iftan acele, sahuru geç yaptığı müddetçe hayırda olmaya
devam ederler.» Bu hadisin isnadında, tanınmamış bir kişi olarak Süleyman bin
Ebû Osman vardır.
5.3.1.3. Fecrin Doğuşunda Şüpheye Düşmek
Kişi, fecrin doğuşu hakkında şüpheye düşerse, kesin olarak fecrin doğduğunu
bilinceye kadar yiyip içebilir. Şüphe ile amel olmaz. Çünkü Allah-u Teâlâ, yeme
ve içmenin son vaktini kişinin açık bir şekilde bilmesine bağlamış olup, şüpheye
bağlamamıştır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Sabahleyin beyaz iplik siyah
iplikten ayrılıncaya kadar yeyiniz, İçiniz.» (Bakara: 187).
Bir adam tbn Abbas (r.a.)'a gelerek «Ben sahur yemeğine kalkıyorum, sabah
olduğunda şüphelendiğim zaman oruca başlıyorum,» dedi. Bunun üzerine İbn Abbas
(r.a.) bu kişiye; «Şüphen tamamen gidinceye kadar, yani fecrin doğuşu sana belli
oluncaya kadar ye,» demiştir.
Ebû Dâvûd demiştir ki: «Ebû Abdullah; 'Kişi fecrin doğduğunda şüphe ederse,
fecrin doğduğunu kesin bilinceye kadar yer,' demiştir.» Bu görüş tbn Abbas,
'Atâ, Evzaî ve Ahmed'in görüşüdür. Nevevî şöyle demiştir: «Şafiî'nin
takipçileri, fecrin doğduğunda şüphe edenlerin yemeğe devam etmelerinin caiz
olduğu üzerine ittifak etmişlerdir.»
53.2. îftar
5.3.2.1. İftara Acele Etmek
Güneşin batması tahakkuk ettiği zaman oruçlunun iftara acele etmesi müstehabdır.
Sehl bin Sa'd (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre RasûlüHah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu: «İnsanlar iftara acele ettikleri müddetçe hayır yapmaya
devam etmiş olurlar.» (Hadisi Bu-harî ve Müslim rivayet etmiştir.)
5.3.2.2. tftan Hurma Veya Suyla Yapmak
iftarın tek olarak hurmayla, şayet hurma bulunmazsa suyla olması gerekir.
Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: «RasûlüHah akşam namazım
kılmadan önce yaş hurmayla iftar ederdi. Eğer bulamazsa kuru hurmayla iftar
ederdi. Onu da bulamazsa birkaç yudum suyla orucunu açardı.» (Hadisi Ebû Dâvûd
rivayet etmiş, Hâkim sahihlemiş, Tirmizi ise hasen saymıştır.)
Süleyman bin Âmir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre RasûlüHah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu: «Sizden biriniz oruçlu olduğu zaman kuru hurmayla iftar
etsin. Hurma bulamazsa suyla iftar etsin. Çünkü su temizdir.» (Hadisi Ahmed ve
Tirmizi rivayet etmiş, Tirmizî «hadis hasen sahihtir» demiştir.) Bu hadiste
iftan akşam namazından Önce bu şekilde yapmanın müstehab olduğuna dair delil
vardır. Eğer namaz kılarsa daha sonra ihtiyaç duyduğu kadar yemek yer. Ancak
yemek hazır ise önce yemekten başlar.
Enes (r.a.)'in rivayetine göre RasûlüHah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: «Akşam yemeği hazır olduğu zaman namazdan Önce yemeğe başlayın ve
yemekte acele etmeyin.» (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)
5.3.2.3. İftar Vakti ve Oruç Esnasında Dua Etmek
İbn Mâce'nin Abdullah bin Amr îbn As (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Oruçlunun iftar zamanı geriye
çevrilmeyecek duası vardır.» Abdullah (r.a.) iftar ettiği zaman şöyle dua
ederdi:
«Allahım, her şeyi kaplayan rahmetinle beni bağışlamanı istiyorum.»
Rasûlüllah sallaüahu aleyhi ve sellem'den sabit olduğuna göre o şöyle derdi:
«Susuzluk gitti, damarlar sulandı ve '"yallah mükâfatımız yazıldı.»
Yine mürsel olarak RasûlüJlah salîallahu aleyhi ve sellem'den rivayet olunduğuna
göre o şöyle demiştir:
«Allah'ım, senin için oruç tuttum, senin rızkınla İftar ettim.»
Tirmizi'nin iyi bir senetle rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sal-lallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu: «Üç kimsenin duası geri çevrilmez: İftar edinceye kadar
oruçlunun, adaletli devlet reisinin
Ve maTİnıtııın.»
533. Oruca Zıt Olan Şeylerden Sakınmak
Oruç, Allah (c.ç.)'a yaklaşmak için yapılan en faziletli ibadetlerden biridir.
Allah-u Teâlâ orucu, nefsi terbiye etmek ve hayra sevketm :k için meşru
kılmıştır. Oruçlu kimsenin, orucunu zedeleyecek idlerden sakınması gerekir. Tâ
ki oruçta bir fayda bulabilsin ve Allah'ın ayetinde zikrettiği takva hasıl olmuş
olsun: «Ey İman edenler, sizden öncekilere olduğu gibi size de oruç farz
kılındı. Ola ki korunursunuz.» (Bakara: 183) Oruç sadece yemek ve içmekten
kendini alıkoymak değildir. Gerçek oruç yemekten, içmekten ve sair Allah'ın
nehyettiği şeylerden sakınmaktır. Ebû Hürey-re (r.a.)'den rivayet edildiğine
göre Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Oruç, sadece
yemek ve İçmekten kendini alıkoymak değildir. Gerçek oruç, boş sözlerden ve
günahlardan korunmaktır. Bir kimse sana söver ve cahilce bir hareket yaparsa ben
oruçluyum de.» (Hadisi îbn Huzeyme, tbn Hibbân ve Hâkim, rivayet etmiş. Hâkim
hadisin Müslim'in şartına göre sahih olduğunu söylemiştir.)
Buharî, Tirmizî, Nesâî, Ebü Dâvûd ve tbn Mâce'nin Ebû Hu-reyre (r.a.)'den
rivayet ettiğine göre Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Bir
kimse yalan şahitliği ve onunla amel etmeyi terketmezse, Allah'ın, onun yemesini
ve içmesini terketme-sine ihtiyacı yoktur.»
Yine Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Nice oruçlular vardır İd, onlara tuttuğu oruçtan sadece
açlık kalacaktır. Nice gece namaz kı-
lanlar vardır ki, onlara da sadece uykusuzluğu kalacaktır.» (Hadisi Nesâî, Îbn
Mâce ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim hadisin Buhari'nin şartlarına göre sahih
olduğunu söylemiştir.)
53.4. Ramazan'da Misvak Kullanmak
Oruçlunun oruç esnasında misvak kullanması müstehabdır. Bu konuda gündüzün
evveli ve sonu arasında bir fark yoktur. Tirmizî şöyle demiştir: «îmam Şafiî,
misvakın gündüzün evveli ile sonunda kullanılmasında bir beis görmezdi.
Rasûlüllah, salîallahu aleyhi ve sellem, oruçlu olduğu halde misvak kullanırdı.»
(Bu konu misvak bahsinde geçti.)
533. Ramazan'da Cömertlik Yapmak ve Kur'ân Okumak
Cömert olmak ve Kur'ân okumak her vakitte müstehabdır. Ancak Ramazan'da bunlar
daha çok müstehabdır. Buhari'nin îbn Ab-bas (r.a.)'dan rivayetine göre o şöyle
demiştir: «Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem insanların en cömerti idi.
Ramazan'da Cebrail-île görüştüğü zaman daha cömert olurdu. Ramazanda Cebrail ile
her gece karşılaşır, ona Kur'ân'ı okurdu. Rasûlüîlah salîallahu aleyhi ve sellem
süratli esen rüzgardan daha fazla hayıra koşardı.»
53.6. Ramazan'm Son On Gününü İbadetle Geçirmeye Çalışmak
Buhari ve Müslim'in Âişe (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Rasûlüllah salîallahu
aleyhi ve sellem Ramazan'in son on günü geldiği zaman, gecelerini ibadetle
geçirir. Ailesini de kaldırırdı. Bu gecelerde, hanımlanyla birleşmez ve kendini
ibadete verirdi.» (Müslim'in bir rivayetinde «son on günde diğer günlerden daha
fazla ibadet yapmaya çalışırdı.» şeklindedir.)
Tirmİzî'nin Alî (r.a.)Jdan rivayet edip, sahih saydığı hadise göre: «Rasûlüllah,
salîallahu aleyhi ve sellem son on günde ailesini uyandırır, hanımlanyla
birleşmezdi.»
ORUÇLU İKEN MUBAH OLANLAR
Aşağıdakiler oruçluya mubahtır.
5.4.1. Vücuda Su Dökmek ve Suya Girmek
Ebû Bekir bin Abdurrahman'ın Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve
sellem'ın ashabının birisinden rivayetine göre, bu sahabî kendisine şöyle
anlatmıştır: «Rasûlüilah'ı, oruçlu iken susuzluk ve hararetten dolayı başına su
dökerken gördüm.» (Hadisi Ahmed, Mâlik ve iyi bir senetle Ebû Dâvûd rivayet
etmiştir.)
Buhari ve Müslim'de Âişe (r.a.)'dan rivayeten geçtiğine göre; Nebî aleyhisselâm
oruçlu olduğu faalde cünûp olarak sabahlar, sonra yıkanırdı. Eğer kasıt olmadan
oruçlunun boğazına su kaçarsa, orucu sahihtir.
5.4.2. Sürme Çekmek, Göze Giren Damla ve Benzerleri
Bunların boğazda tadı hissedilsin veya hissedilmesin orucu bozmaz. Çünkü göz,
karma giden bir giriş yolu değildir. Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre;
Enes oruçlu iken sürme çekerdi. Şafiî bu görüşte olup tbn Miinzîr de, Atâ,
Hasan, Nehâî, Evzaî, Ebû Hanîfe ve Ebû Sevr'den bu görüşü nakletmiştir. Yine
Sahabeden Ibn Ömer, Enes ve îbn Ebî Evfâ'dan da bu şekilde rivayet olunmuştur,
Dâ-vûd'un görüşü de böyledir. Ancak bu konuda Tirmi2î'nin dediği gibi Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem'den sahih bir rivayet yoktur.
5.43. Nefsini Zapdetmeye Gücü Yetenin Hanımını öpmesi
Aişe (na.)'dan sabit olduğuna göre o şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselâm oruçlu
olduğu halde hanımını öper, oruçlu iken dokunurdu. Lâkin içinizde nefsine en
ziyade hâkim olan da o idi.»
Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Bir gün cinsî
arzularım galeyana geldi. Oruçlu olduğum halde hanımımı öptüm. Bunun üezrine
Nebî aleyhisselâm'a gelerek; 'Bugün büyük bir iş yaptım, oruçlu olduğum halde
hanımımı öptüm,' dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah; 'Oruçlu iken ağzına su alıp
çalkalasan bir şey olur mu?" diye sordu. Ben de 'Bunda bir beis yoktur.' dedim.
Rasûlüllah 'öyleyse öpmekte de bir beis yoktur.' buyurdu.
İbnü'l-Münzîr şöyle demiştir: «Ömer, îbn Abbas, Ebû Hürey-re, Aişe, Atâ. Şâ'bî,
Hasan, Ahmed ve tshak öpmeye ruhsat vermişlerdir.»
Hanefî va Şâfiîlere göre; eğer öpmek nefsini harekete geçirirse mekruh olur,
şayet geçirmezse mekruh olmaz. Lâkin evlâ olan öpmeyi terketmektir. Bu konuda
gençle ihtiyar arasında bir fark yoktur. Muteber olan şehvetin harekete geçmesi
ve inzalden korkulma-sıdir. Şayet gencin veya güçlü ihtiyarın şehveti harekete
geçerse öpmek mekruh olur. Eğer ihtiyarın veya zayıf gencin şehveti harekete
geçmezse mekruh olmaz. Evlâ olan Öpmeyi terk etmektir, öpmenin-yanak, ağız veya
başka bir yerden olması müsavidir. Böylece el ile temas etmek ve kucaklaşmak da
öpmek hükmündedir.
5.4.4. Şırınga Yaptırmak
Şırınga, ister gıdalanmak, isterse başka şey için olsu" ve yine-ister damardan,
isterse de deri altından yapılmış olsun, fark etmez, ilaç her ne kadar mideye
ulaşsa bile, normal olmayan yoldan alındığı için orucu bozmaz.
5.4.5. Kan Aldırmak
Nebî aleyhisselâm, oruçlu olduğu halde başından kan aldırmıştır. Ancak kan
aldırmak oruçluyu zayıflatırsa o zaman mekruh olur. Sabit el-Bunânî, Enes
(r.a.)'a: «Rasûlüllah zamanında orucunun kan. aldırmasım mekruh sayar mıydınız?»
diye sordu. Enes: «Hayır, ancak zayıflık söz konusu ise o zaman mekruh
sayardık.» demiştir. (Hadisi Buhari ve diğerleri rivayet etmiştir.) Herhangi bir
uzuvdan* kan aldırmak, hüküm bakımından baştan kan aldırmak gibidir.
5.4.6. Mazmaza ve îstinşak
Mazmaza ve istinşak mubahtır, ancak mübalağa etmek mekruhtur. Lakid bin
Sabere'den rivayet olunduğuna göre
Nebî aleyhisselâm şöyle demiştir: «îstinşak yaptığın zaman mübalağa yap. ancak
oruçlu isen o başka.» (Hadisi Tirmizî, Nesâî. E^ü Dâvûd ve îbn Mâce rivayet
etmiştir. Tirmizi 'bu hadis hasen sahihtir,' demiştir.) îlim ehli oruçlunun
burnuna ilaç çekmesini mekruh sayarak,, bunun oruçluyu iftar ettireceği
görüşündedirler. Bu hadis onların görüşünü kuvvetlendirmektedir.
İbn .Kudâme şöyle demiştir: «Eğer yıkanırken malaza ve istinşak yapar, bir kasıt
olmadan veya suyu aşın kullanmadan su boğazına kaçarsa üzerine bir şey lâzım
gelmez. Evzaî, îshâk ve bir görüşüne göre Şafii böyle demiştir. Bu görüş îbn
Abbas dan da rivayet olunmuştur. İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe'ye göre; boğaza kaçan
su orucu bozar, çünkü oruçlu olduğunu hatırladığı halde su karnına gitmiştir.
Suyu içmeye kastettiği zaman orucu bozulduğu gibi bu durumda da orucu bozulur.»
îbn Kudâme bir>nci §örüfü tercih ederek şöyle demiştir: «Bizim için şöyle
söylem^ mümkündür: Bu kişi suyu israf etmeden ve bir kasıt bulunmadan su
boğazına kaçmıştır ki sineğin boğazına kaçması durumuna benzemektedir. Bununla
kasten yapan arasında fark vardır.
5.4.7. Tükürüğü ve Yoldan Kalkan Tozlan Yutmak
Kalbur unu, kepek ve benzeri şeyleri yutmak gibi, kendisinden kaçınmak mümkün
olmayan şeyler de mubahtır, tbn Abbas; «Sirkeli yemeğin tadına bakmakta ve satın
almak istediği bir şeyi tatmakta bir beis yoktur,» demiştir. Hasan oruçlu olduğu
halde torunu için ceviz çiğnerdi. İbrahim de buna ruhsat vermiştir.
Sakız çiğnemeye gelince; sakız, ağızda ufalanmadığı müddetçe onu çiğnemek
mekruhtur. Sakız çiğnemenin mekruh olduğunu söyleyenlerden bazıları Şa'bî, Nehaî,
Hanefîler, Şafiî ve Hanbelilerdir. Âişe ve 'Atâ sakız çiğnemeye ruhsat
vermişlerdir (*). «Çünkü sakız karna ulaşmaz, bu ağızda dolaştırılan çakıl taşı
gibidir.» demişlerdir. Bu ruhsat, sakızdan kırıntılar ayrılmadığı müddetçedir.
Eğer sakız ufalanır ve ondan parçalar katına giderce orucu bozar.
îbn Teymiye şöyle demiştir: «Oruçlunun güzel koku koklamasında bir beis yoktur.»
Devamla demiştir ki: «Sürme çekmek, şi-nnga yaptırmak, sidik deliğine ilaç
damlatmak, bastaki ve karındaki yaraya ilaç koymak, ilim ehlinin ihtilaf ettiği
konulardandır. Bazıları 'bunların hiçbirisiyle oruç bozulmaz,' bazıları 'sürme
hariç hepsiyle bozulur,' bazıları 'sidik deliğine ilaç damlatmak hariç hepsiyle
bozulur,' bazıları da 'sürme ve sidik deliğine ilaç damlatmak hariç bunların
dişmdakilerle oruç bozulur/ demişlerdir.»
«Şüphesiz oruç, herkesin bilmesi gereken tslâm dininin bir emridir. Eğer yukarda
sayılanlar Allah ve Rasûlünün oruç hakkında haram kıldığı hususlardan olup,
bunlarla oruç bozulsaydı, elbette Rasûlüllah'ın bunları açıklaması gerekirdi.
Şayet Rasülüllah sallal-lahu aleyhi ve sellem bunları açıklamış olsaydı, sahabe
elbette bunları bilir, sair ahkamı tebliğ ettikleri gibi bunlan da ümmete tebliğ
ederlerdi. îlim ehlinin hiç birisi bu konuda, Nebî aleyhisselâm'dan sahih,
zayıf, müsned, mürsel herhangi bir hadis nakletmemiştir. Bundan da
anlaşılmaktadır ki, bunlann hiçbirisini yapmak yadırganacak bir şey
sayılmamıştır.»
tbn Teymiye devamla şöyle demiştir: «Umumu ilgilendiren hükümler söz konusu
olunca Rasûlüllah'ın bunlan umuma açıklaması ve bütün ümmete bunu nakletmesi
gerekirdi. Bilinmektedir ki, sürme ve benzerleri; yağlanmak, yıkanmak, buhur ve
güzel koku kullanmak gibi umumun yaptığı işlerdendir. Eğer bunlar orucu
bozanlardan olsalardı, Nebî aleyhisselam, orucu bozan diğerlerini açıkIadiğı
gibi bunlan da açıklardı. Bunlar açıklanmayınca, güzel koku, buhur ve yağ
cinsinden oldukian anlaşılmış oldu. Tütsü, burna giderek, dimağa girer ve vücuda
işler. Yağ ise vücud tarafından emi-Iİr, vücudun İç kısmına girer. însan onunla
kuvvet kazanır. Oruçlunun bunlardan nehyedilmemesi, güzel kokunun, tütsünün,
yağlanmanın caiz olduğuna delâlet edince, sürme çekmenin durumu da aynıdır. «RasûluIIah
sallallahu aleyhi ve sellem zamanında müslü-manlar, cihadda ve başka yerlerde
başlarından ve kannlanndan yaralanırlardı. Şayet yaralara ilaç koyma orucu
bozsaydı elbette ki kendilerine durum açıklanırdı. Oruçlu bunlardan
nehyedilmeyince, bunların orucu bozmadıkian öğrenilmiş oldu.»
(•) Boradaki sakızdan maksat teinde gıda maddesi bulunmayan sakızlardır.
Bugünküler ise bunun dışındadır. (Mütercim.)
îbn Teymiye sonra şöyle demiştir: «Şüphesiz sürme ile asla gıdalanma olmaz.
Hiçbir kimse ne ağzından ne de burnundan karnına sürme iletemez. Yine bunun gibi
hukne (dübürden alınan şırınga) ile de gıdalanılmaz. Bilakis hukne,
vücuttakileri boşaltmaya yarar. Meselâ ishal yapan şeylerden koklaması veya ani
bir şekilde korku sonucu midesinin tamamen boşalması buna benzer. Hukne midesine
ulaşmaz.
»Karındaki ve baştaki yaraya konan ilacın mideye ulaşması, bu yerlere
ulaştırılan gıda maddelerine benzemez. Allah-u Teâlâ «Sizden Öncekilere farz
kalındığı gibi size de oruç farz kılındı.* (Bakara: 183.) buyurmuştur. Yine
Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Oruç bir kalkandır. Şeytan, ademoğlunun
damarlarında kan gibi dolaşır. Açlık ve susuzlukla şeytanın dolaşma yollannı
daraltın.» buyurmuştur. Böylece oruçlu, yemek ve içmekten nehyedilmis-tir. Çünkü
bu nehiy takva olmak için bir sebebdİr. içinde şeytanın dolaşabileceği, çok kan
üreten yeme-içmeyi terketmeye gelince; çok kanın meydana gelmesi, şırınga,
sürme, zekere damlatılan ilaç, karındaki ve baştaki yaraya konan ilaçla değil,
gıda almakla oluşur.» (tbn Teymiye'nin sözü burada bitti.)
5.4.8. Oruçlunun Fecir Doğuncaya Kadar Yemesi, İçmesi ve Cİmada Bulunması
Fecir doğunca, şayet ağzında yemek varsa onu çıkarıp atması ve. cima ediyorsa
hanımından ayrılması gerekir. Eğer ağzındakini atar veya cimadan aynlırsa orucu
sahihtir. Şayet ağzındaki yemeği kendi isteğiyle yutar veya cimaya devam ederse
orucu bozulmuş olur.
Buhari ve Müslim'in Âişe (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisselâm
şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Bilâl geceleyin (erken) ezan okur. Siz Ümmü Mektûm
ezan okuyuncaya kadar yiyip için.» buyurdular.
5.4.9. Oruçlunun Cünûp Olarak Sabahlaması
Bu konudaki Aişe (r.a.) hadisi daha önce geçti.
5.4.10. Hayız ve Nİfasli Kadınların, Kanlan Gece Kesildiği 7-aman, Guslü Sabaha
Tehir Ederek Oruçlu Olarak Sabahlamaları
. Böyle yapmaları sahihtir. Sonra sabah olunca namaz için gu-sûl ab desti
alırlar.
5.5. ORUCu BOZANLAR
Orucu bozanlar, iki kısma aynlır. 1 — Orucu bozup kazayı gerektirenler, 2 —
Orucu bozup kaza ve kefaret gerektirenler.
5.5.1. Orucu Bozup, Sadece Kazayı Gerektirenler
5.5.1.1. Kasden Yemek içmek
Eğer unutarak yer, içer veya hata ederse veya zorla orucu boz-durulursa, bu
kimseye kaza ve kefaret gerekmez.
Ebû Hüreyre'den rivayeten Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sel-lem şöyle buyurdu:
«Kim oruçlu olduğu halde unutarak yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Şüphesiz
Allah onu doyurmuş ve içirmiştir.» (Tirmizi şöyle demiştir: «îlim ehlinin çoğu
bununla amel eder.» Süfyan Sevri, Şafii, Ahmed ve tshak aynı görüştedir. Hadisi
Dârekutnî, Beyhakî ve Hâkim rivayet etmiş, «Müslim'in şartlarına göre sahihtir,»
demiştir.)
Yine Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlülİah salîallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: «Kim Ramazan'da unutarak orucunu bozarsa ona kaza ve kefaret
gerekmez.» (Hafız tbn Hacer, 'hadisin isnadı sahihtir/ demiştir.)
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayeten Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Allah-u Teâla, hata ve unutmayı ve zorla yaptırılan şeyleri ümmetimden
kaldırmış olup, bunlardan dolayı
ümmetimi hesaba çekmeyecektir.» (Hadisi İbn Mâce. Taberani ve Hâkim rivayet
etmiştir.)
5.5.İ.2. Kasden kusmak (İstifra etmek):
Kendiliğinden kusan kimseye kaza ve kefaret gerekmez.
Ebû Hüreyre'den rivayeten Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«Bir kimseye İstifra galip gelirse ona kaza gerekmez. Fakat kasden istifra
ederse kaza etsin.» (Hadisi Ahmed, Ebü Dâvûd, Tirmizî, tbn Mâce, Ibn Hibbân ve
Dârekutnî rivayet etmiş. Hakim ise sahihlemistir.)
Hattabî; «kendiliğinden kusan kimseye kaza gerekmediği, kasten kusan kimseye ise
kaza gerektiği hakkında ilim ehli arasında bir ihtilaf bilmiyorum,» demiştir.
5.5.1.3. Güneş batmadan önce, son anda olsa bile hayt2 ve nifas kant görmek:
Bu durumda oruç bozulur. Bu, âlimlerin üzerinde icma ettikleri bir konudur.
5.5.1.4. İstimna (Mastürbasyon):
Bu Orucu bozar, istimnanın, erkeğin hanımım öpmesi veya hanımını kendisine
yaklaştırması veya el ile yapılmış olması arasında fark yoktur. Hepsi de kazayı
gerektirir. Şayet yalnız bakmakla veya düşünmekle meni gelirse, bu, oruçlu iken
gündüz ihtilam olmaya benzer ki orucu bozmayıp, birşey de lâzım gelmez. Mezi de
bunun gibi olup, azı veya çoğu oruca tesir etmez.
5.5.15. Çok tuz atıştırmak' gibi, kendisiyle gıâaUmma-kcsdedü-mcyen şey
alınması:
İlim ehlinin tümünün görüşüne göre bu orucu bozar.
5.5.1.5. Oruçlu iken, orucu bozmaya niyet edenin, iftart gerekti, recek birşey
yemese büe, orucu batıl olur:
Çünkü niyet orucun rükûnlanndan bir rükündür, iftar etmeyi kast ederek niyeti
bozduğu zaman orucu da normal olarak bozulmuş olur.
5.5.1.7. Güneşin batttğt veya fecrin doğmadığı zannıyla yese içse veya çımada
bulunup da, sonra bunun aksi ortaya çıkarsa:
içlerinde dört imamın da bulunduğu cumhur ulemaya göre bu durumda üzerine kaza
lâzım gelir. îshak, Ebû Dâvûd, İbn Hazm, 'Atâ, Hasan Basri ve Mücâhid; orucunun
sahih olup, kaza gerekmediği görüşündedirler. Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle
buyurmuştur: «Bununla beraber hata ettiklerinizde size bir günâh yoktur. Fakat
kalplerinizin bile bile yaptığında günah vardır.» (Ahzâb: 5)
Konuyla ilgili Rasûlüllah'ın «Allah-u Teâla ümmetinden hata ve unutmayı
kaldırmıştır.» hadisi ise daha önce geçmiştir.
Abdurrezzak'tan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Ma' mer, A'meş'ten, o
da Zeyd bin Vehb'den rivayet ederek bize şöyle anlattı: «Ömer bin Hattab
zamanında insanlar iftar etmişlerdi de Hafsa'nın evinden büyük bir su kabı
çıkarıldığım görmüştüm. Daha sonra cemaat o sudan içti. Sonradan bulutun
arkasından güneş görününce, bu durum cemaatin ağırına gitti. Bunun üzerine 'bu
günü kaza edeceğiz,' dediler. Ömer ise; 'Niçin? Vallahi biz bu suyu günah
işlemek için içmedik,' dedi.»
Buhari'nin Esma binti Ebî Bekir'den (r.a.)'den rivayet ettiğine göre o şöyle
demiştir: «Rasûlüllah devrinde bulutlu bir günde Ramazan'da iftar ettik. Sonra
güneş gözüktü.» tbn Teymiye bu konuda, şöyle demiştir: «Bu hadis iki şeye
delâlet eder: Birincisi bulutlu günde güneşin battığı kesin bilininceye kadar
iftarı tehir etmenin müstehab olmadığına delâlet etmektedir. Çünkü ashab böyle
bir şey yapmadığı gibi Nebî aleyhisselam da onlara böyle bîr şeyi emretmedi.
Halbuki ashab, kendilerinden sonra gelenlerden Allah'a ve Rasûlüne en çok itaat
eden ve bu meseleleri en çok bilen kişilerdir. İkincisi, bu hadis kazanın
gerekmediğine delâlet etmektedir. Şüphesiz Nebî aleyhisselam ashaba oruçlarını
kaza etmelerini em-retseydi, ashabın iftar ettikleri etrafa duyulduğu gibi kaza
emri de duyulurdu. Ashabdan böyle bir rivayet gelmeyince, Rasûlüllah'ın onlara
kazayı emretmediği ortaya çıkmış oldu.»
5.5.2. Orucu Bozup Kazayı ve Kefareti Gerektiren Şey
Alimlerin çoğuna göre; bu sadece cimadır. Ebû Hüreyre (r.a.)' den rivayet
olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Bir adam Nebî aleyhisselam'a gelerek: 'Helak
oldum, ya Rasûlallah.' dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: 'Seni helak
eden nedir?' diye sorunca, adam; 'Ramazan'da aileme yanaştım/ diye cevap verdi.
Bunun üzerine Nebî aleyhisselam 'Azad edilecek kölen var mı?' diye
sordu. Adam; 'hayır' dedi. 'Aralıksız iki ay oruç tutabilir misin?" diye sordu.
Adam; 'hayır/ dedi. Sonra oturdu. Bu arada Nebî aley-hîsselam'a bir zembil kuru
hurma getirmişlerdi. 'Al şunları sadaka olarak dağıt/ buyurdular. Adam, 'Bizden
daha fakir olanlara mı? Ya Rasûlüllah, vallahi şu iki siyah taşlık arasında
bizden daha fazla muhtaç olan kimse yoktur/ deyince, Nebî aleyhisselam ön
dişleri görünecek derecede güldü. Sonra 'Şunu alıp, çoluk çocuğunu doyur/
buyurdular.» (Hadisi Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesaî, Ebû Dâvûd ve tbn Mâce
rivayet etmiştir.)
Alimlerin çoğunluğunun görüşüne göre; Ramazan günü oruca niyyct ettikleri halde,
kendi istekleriyle cimaya kastettikleri müddetçe kendilerine keffaret
gerekmesinde kadın ve erkek eşittirler. Şayet cima unutarak vâki olursa veya
kendi istekleriyle olmayıp zorlanırlarsa veya oruca niyyet etmemişlerse,
hiçbirisine keffaret gerekmez. Eğer kadın, erkek tarafından cimaya zorlanırsa
veya kadın bir özürden dolayı iftar etmişse, keffaret, kadına değil sadece
erkeğe gerekir.
Şafii'ye göre; kadma ne kendi isteğiyle, ne de zorlama durumunda kefaret
gerekmez. Kadına sadece kaza gerekir.
Nevevî şöyle demiştir: «özetle, sahih olan sadece erkeğe kendi adına bir
kefaretin gerektiğidir. Kadına birşey gerekmez. Ve kadın kefaretin vacip olması
durumuyla karşılaşmaz. Çünkü keffaret, me-hir gibi, cima yapmak için kadına
verilmiş malın hakkı olup, bu da erkeğe mahsus kılınmıştır.»
Ebû Dâvûd şöyle demiştir: «îmam Ahmed'e Ramazan günü ha-nımıyla cima yapanın
hanımına kefaret gerekip gerekmediği sorul muş, o da 'Kadma kefaret gerekir,
diye bir söz duymadım', demiş tir.
Muğnî kitabında şöyle geçmektedir: «Böyle olduğunu şundan anlamaktayız: «Nebî
aleyhisselam, Ramazan günü cima yapan erkeğe bir köle azad etmesini emretti.
Fakat hanımıyla cima yaptığını bildiği halde hanımı İçin böyle birşey
emretmedi.»
Kefaret, alimlerin çoğuna göre, hadiste zikri geçen tertib üzere ödenir. Önce
köle azad eder, eğer bundan acizse, iki ay arka arkaya oruç tutar, bundan da
.acizse, ailesini doyurduğu normal bir yiyecekle altmış fakiri doyurur. Aciz
kalmadıkça, bir halden diğerlerine geçmesi sahih değildir. Maliki mezhebi ve bir
rivayete göre Ah-med; «Bu üç durum arasında seçim hakkı vardır. Hangisiyle
kefareti öderse kendisine kefaret eder,» görüşündedirler.
Mâiîtc ve İbn Cürevc'in, Humeyd bin Abdurrahman'dan, onun da Ebû Hûreyre (ra.)'den
rivayet ettiğine göre; bir adam Ramazan'a orucunu bozdu. Bunun üzerine
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona bir köle azad etmesini veya arka
arkaya iki ay oruç tutmasını veya altmış fakir doyurmasını emretti. (Hadisi
Müslim rivayet etmiştir. Hadisde geçen «veya» ifadesi muhayyerliği gerektirir.)
Şevkanî şöyle demiştir: «Rivayetlerde, hem tertibe hem de se-■çim hakkına
delâlet eden ifadeler var. Tertibi uygun görenler çoğunlukta olup, çoğunluk da
onlarla beraberdir. Mühelleb ve Kurtu-bi olayın tekrar etmesi sebebiyle
rivayetlerin arasını cem etmişlerdir.»
Hafız şöyle demiştir: Bu uzak bir görüştür. Çünkü bu konudaki olay tek olup.
çıkış yeri de birdir. Aslolan olayın tekrar etmedi-.ğidir.»
Bazıları, tertibin evlâ, muhayyerliğin caiz olduğu görüşünde--dirler. Bazıları
ise bunun aksini iddia ederek, rivayetlerin arasını cem etmişlerdir.
Bir kimse Ramazan günü kasden cima eder ve keffaretini ödemeden başka bir gün
tekrar cima ederse Hanefîler ve Ahmed'den bir rivayete göre üzerine bir kefaret
gerekir. Çünkü bu yaptığı suç, sebebi tekerrür eden ve cezası ödenmeden önce
işlenen bir cezadır ki, bunlar birbirlerine katılırlar.
.Mâlik, Şafiî ve Ahmed'den başka bir rivayete göre ise üzerine iki kefaret
gerekir. Çünkü her günün orucu, müstakil bir ibadettir. Bir günün orucunu
bozmakla kefaret gerektiğine göre bu kefaretler birbirine katılamaz. İki
Ramazan'da yapılmış gibi kabul edilirler.
Ramazan gününde kasden cima edip kefaret ödeyen kimsenin, başka bir gün tekrar
cima ettiğinde üzerine kefaret gerekeceğine dair icma vardır. Yine bunun gibi
«Bir günde iki defa hanımıyla cima yapana, birincisinin kefaretini ödemedikçe
yalnız bir kefaret gerekir. Cumhur ulemaya göre, birinci cimadan dolayı kefaret
ver-mişse, ikincisi için kefaret ödemez.
Ahmed'e göre ise birinci için kefaret vermiş olsa bile, ikinci için yine kefaret
Ödemesi gerekir.
[b] RAMAZANIN KAZASI[/b]
Ramazan orucunun kazası, geçici bir vakitte olmayıp, herhangi bir vakitte edâ
edilmek üzere vaciptir. Âişe (r.a.)'dan sahih olarak gelen rivayete göre; Âişe
(r.a. Ramazan'dan kalan borçlarını Şaban .ayında kaza eder, Kazaya kudreti
olduğu zaman hemen kaza etmezdi.
Kaza, edâ gibidir. Yani kaç gün borcu varsa ziyade etmeden o kadar kaza eder.
Kaza ile edânm farkı şudur ki, kazada arka arkaya tutmak gerekmez. Allah-u Teâla
şöyle buyuruyor: «Sizden.kim hasta olur veya yolculukta bulunursa başka günler
tutar.» (Bakara: 185). Yani hasta ve misafir olan orucunu bozup, başka günlerde
bozduğu kadar birbiri arkasına veya ara vererek tutar. Allah-u Teâla ayette
mutlak olarak orucu zikretmiş, 'arka arkaya tutunuz', kaydını koymamıştır.
Dârekutni'nin, îbni Ömer (r.a.)'den rivayetine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem, Ramazan'ın kazası hakkında şöyle buyurdu: «İsterse ayrı ayn, isterse
arka arkaya tutar. Eğer diğer Ramazan girinceye kadar kazayı tehir ederse, önce
Ramazan'ı tutar, sonra kaza borcunu Öder. Kazayı sonraya bırakan kimseye ister
bit özürden dolayı olsun, isterse özürsüz olsun fidye gerekmez.»
Hanelilerin ve Hasan Basri'nin görüşü şudur: Mâlik, Şafiî, Ah-med. İshak ve
Hanefîlcr de, eğer tehir etmek özür sebebiyle ise fidye gerekmeyeceği konusunda
aynı görüştedirler. Âlimlerin bir kısmı ise; 'şayet bir özür olmadan orucu tehir
ederse, önce içinde bulunduğu ramazan'ı tutar, sonra kaza borcunu ödeyerek her
gün içinde bir mûd nisbetinde yiyecek vermesi gerekir.» demişlerdir. Bu görüşler
için delil getirebilecekleri herhangi bir rivayet yoktur. Doğru olan Hanefîlerin
kabul ettikleri görüştür. Çünkü sahih nass olmadan şer'i bir hüküm ortaya
konamaz.
ÜZERİNDE ORUÇ BORCU OLARAK ÖLEN KÎMSE
Bir kimse, üzerinde namaz borcu olduğu halde ölürse, velisinin ve başkasının
onun adına namaz kılamayacağına dair âlimler icma etmişlerdir. Yine bunun gibi
oruç tutmaktan aciz olan kimse adına, hayatta iken başka birisi oruç tutamaz,
ölmeden önce tutması mümkün olduğu halde, tutmayıp borçlu olarak ölen kimse
hakkında ise fakihler ihtilaf etmişler.
İçlerinde Ebû Hanife, Mâlik ve meşhur görüşüne göre Şafiî'nin de bulunduğu
âlimlerin çoğunluğuna göre, velisi onun adına oruç tutamaz. Ancak hergün için
bir mûd yiyecek dağıtır.
Şafiilerce .muhtar olan görüşe göre; velisinin, ölen adına oruç tutarak ölüyü
borcundan kurtarması müstehab olup, ölen için yiyecek vermesi gerekmez. Burdaki
velîden murad. Ölenin akrabası, varisleri veya diğerlerinden ölüye yakın olanlar
demektir. Eğer velîsi izin verirse, uzak birisinin de oruç tutması sahihtir.
Ancak izin vermezse caiz olmaz. Şafiîler bu görüşlerine Buhari, Müslim ve
Ahmed'in Aişe (na.Vden rivayet ettikleri hadisi delil getirmişlerdir:
Rasülüllah sallalİahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Her kim üzerinde oruç
borcu olduğu halde ölürse velisi onun için oruç tutar.» (Bezzâr, hadisi «Eğer
dilerse» ziyadesiyle rivayet etmiştir.) Ahmed, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve tbn
Mâce'nin tbn Abbas (r.a.)'dan rivayetlerine göre; bir adam Nebî aleyhisselâm'a
gelerek; 'Yâ Rasûlallah, Annem, üzerine bir ay oruç borcu olduğu halde öldü.
Onun oruçlarım kaza edeyim mi?' dedi. Rasülüllah; 'Annenin herhangi bir borcu
olsaydı, Öder miydin?' Adam; 'Evet', deyince Ra-sûlüllah; 'öyleyse Allah'ın
borcunu ödemek diğer borçlan ödemekten daha evlâdır', buyurdu.
Nevevî şöyle demiştir: «Bu görüş güveneceğimiz muhtar ve sahih bir görüş olup,
aynı zamanda bu açık ve sahih hadislerden dolayı, şafiîlerden fıkıh ve hadîs
ilmini araştıran âlimlerin de sahih saydığı bir görüştür».
5.8. GÜNDÜZÜ UZUN. GECESt KISA OLAN BELDELERDE GÜN TÂYİNÎ
Gündüzü uzun, gecesi kısa, gecesi uzun, gündüzü kısa beldelerde günün takdiri
konusunda hangi beldeye uyulacağı hakkında fa-kihler ihtilaf etmiştir. Bazıları;
«Mekke ve Medine gibi şer'î hükümlerin farz kılındığı, gece ve gündüzü birbirine
denk olan yerlere göre ölçülür.» Bazıları ise; «Gece ile gündüzü normal olan
yakın beldelere göre ayarlanır,» demişlerdir.
5.9. KADİR GECESt
5.9.1. Fazileti
Kadir gecesi senenin gecelerinin en faziletlisidir. Allah-u Teâla şöyle
buyurmuştur: «Biz o Kur'ân-ı Kadjr gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne
olduğunu bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.» (Kadir: 1-3).
Yani o gece kılınan namaz, okunan Kur'ân ve yapılan zikir, içinde Kadir gecesi
bulunmayan bin aylık amelden daha hayırlıdır.»
5.9.2. Kadir Gecesini Aramanın Müstehab Olduğu
Kadir gecesini Ramazan'in son on günündeki tek günlerde aramak müstehabdir.
Rasülüllah sallalİahu aleyhi ve sellem, Kadir ge-
cesini Ramazan'm son gününde arar, Ramazan'in son on günü girdiği zaman geceleri
ibadetie geçirir, Ailesini uyandırır, İzarını sağlamca bağlardı (Hanımlarından
uzaklaşarak kendisini ibadete verirdi.)
5.93. Hangi Gecenin Kadir Gecesi Olduğu
Kadir gecesinin tâyini hakkında âlimlerin çeşitli görüşleri vardır. Bazıları
21., bazıları 23., 25., 29. gecesi
olduğunu söylemiş, bazıları ise «son on gündeki tek gecelere dağılmıştır,»
demiştir. Alimlerin çoğuna göre 27. gecesidir. Ahmed'in sahih bir senetle Ibni
Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği hadise göre;' Rasülüllah sallalİahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu: «Her kim kadir gecesini ararsa onu yirmiyedinci gecesinde
arasın.»
Müslim. Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizı'nin Übey bin Kâ'b (r.a.)' dan rivayet
ederek, Tirmizî'nin sahihlediği hadiste Übey bin Kâ'b şöyle demiştir: «Kendinden
başka ilâh olmayan Allah'a yemin olsun ki, kadir gecesi Ramazan'm içindedir.
Yine Allah'a yemin olsun ki onun hangi gece olduğunu biliyorum. Kadir gecesi,
RasûlülIahV m bize ihya etmekle emrettiği, Ramazan'ın yirmiyedinci gecesidir.»
(Bu gece olduğuna İstisnasız olarak yemin etti.)
Kadir gecesinin alâmeti güneşin o günün sabahında ziyası olmadan, beyaz olarak
doğmasıdır.
5.9.4. Kadir Gecesinde Namaz Kılmak ve Dua Etmek
Buharı ve Müslim'in Ebü Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiği hadiste Rasülüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Her kim kadir gecesini,
inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek İbadetle geçirirse geçmiş günâhları
bağışlanır.»
Ahmed, İbn Mâce ve Tirmizî'nin Âişe'den rivayet ederek, Tirmizî'nin sahih
saydığı hadise göre Aişe (r.a.) şöyle demiştir: «Ya Rasûlallah, kadir gecesinin
hangi gece olduğunu bilirsem ne söyleyeyim?» diye sordum. Rasülüllah salîallahu
aleyhi ve sellem şöyle dememi emir buyurdu:
•Allah'ım sen affedicisin, affetmeyi seversin. Beni affet. ı
İslami Okul Okulların En Önemlisi