Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 34 Hacc - Fikhussunne

Fikih - 34 Hacc

HACC

Allahü Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Doğrusu İnsanlar İçin ilk kurulan ev, Mekke'de âlemler için mübarek ve hidayet kaynağı olan Kabe'dir. Orada apaçık deliller vardır. İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse güvenlik içinde olur. Oraya yol bulabilen İnsana, Allah için Kabe'yi hacc etmesi gereklidir.» (Âl-i îmrân: 96-97).

7.1. HACCIN TARİFİ

Hacc, Mekke'ye gitmeyi kasdetmektir. Çünkü tavaf ibadeti, sa'y, Arafat'ta vakfe ve diğer hacc menasiki, Allah'ın emrine icabet etmek ve onun rızasını kazanmak içindir. Hacc İslâm'ın beş temel esasından birisi olup, dinin zarurî olarak bilinmesi gereken farzlarından bir farzdır. Haccm farz olduğunu inkâr eden kâfir olup İslâm'dan dönmüş sayılır. Alimlerin çoğunluğunun kabul ettiği görüşe göre haccm farz oluşu Hicret'ten sonra altıncı senede olmuştur. Çünkü «Allah İçin hacc ve umreyi tamamlayınız» (Bakara 196) ayeti altıncı senede nazil oldu. Bu ayette geçen «tamamlayınız» ifadesiyle hacc farzı'mn başladığı murad edilmiştir. 'Alkâme, Mes-rûk ve İbrahim Nehaî'nin «Haccı ikâme ediniz» şeklindeki kıraatleri bu görüşü kuvvetlendirmektedir. (Bu rivayeti Taberani sahih bir senedle nakletmiştir.) îbn Kayyım ise, haccm farziyetinin dokuz ve oı.uncu senede olduğu görüşünü tercih etmiştir.

7.2. HACCIN FAZİLETİ

Sâri' hacc farizasını eda etmeyi teşvik etmiştir. Bu konuda gelen rivayetlerden bazıları aşağıdadır:

7.2.1. Haccin Amellerin En Faziletlisi Olduğu Hakkındaki Rivayetler
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seîlem'e «Hangi amel daha faziletlidir?» diye sorulduğunda Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve ^el-lem; «Allah'a ve Rasûlüne inanmaktır,» buyurdu. «Sonra hangisi?» diye .sorulunca; «Allah yolunda cihad etmektir,» buyurdu. «Bundan sonra hangisidir?» diye sorulunca, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Kabul olunmuş (mebrûr) hac'dır,» buyurdu. («Hacc-ı Mebrûr,»; içine günah karışmayan hac'dır.) Hasan (r.a.): «Hacc-ı Mebrûr; dünyada zahid olup ahireti isteyerek dönülen hac'dır.» demiştir. Hasen bir senedle merfu' olarak rivayet olunduğuna göre hacc t mebrûr, yemek yedirmek ve yumuşak kelâm konuşmaktır.)

7.2.2. Haccin Cihad Sayıldığı Hakkındaki Rivayetler

Hasan bin Alî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; bir adam Nebî aleyhisselam'a gelerek: «Ben korkak ve zayıf biriyim» deyince, Rasûlüllah da ona: «İçinde şiddet bulunmayan bir cihada (hacca) gel» buyurdu. (Hadisi Abdürrezzak ve Taberânî rivayet etmiştir. Hadisin râvileri sika (güvenilirdir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sal-İallahu aleyhi ve sellem: «Yaşlıların, zayıfların ve kadınların cihadı hacdır,» buyurdu. (Hadisi Nesâî hasen bir senedle rivayet etmiştir.)
Âişe (r.a.)'den rivayet* olunduğuna göre; o şöyle demiştir: «Ya Rasûlüllah, cihadın en faziletli iş olduğunu görüyoruz, Biz kadınlar da cihada katılmayalım mı?» dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Fakat, cihadın en faziletlisi Hacc-ı Meb-rûr'dur,» buyurdular. (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
Buharı ve Müslim'in Âişe (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre Âişe (r.a.) şöyle demiştir: «Ya Rasûlallah, biz kadınlar sizinle beraber gazaya ve cihada katılmayalım mı?» dedim. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Fakat cihadın en güzeli ve en iyisi Hacc-ı Mebrûr' dur.» buyurdular. Âişe (r.a.) demiştir ki; «RasûlüIIah'dan bu sözü duyduktan sonra, hacca gitmeyi terketmezdim.»

7.2.3. Haccin Günâhları Yok Ettiği Hakkında Gelen Rivayetler

Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Kim Allah
Eçİn hacc eder ve o esnada zevcesine yaklaşmaz, günah da İşlemezse, anasından yeni doğmuş gibi günahsız olarak döner.» (Hadisi Buha-rî ve Müslim rivayet etmiştir.)
Amr Îbnûl-As (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Allahu Teâlâ islâm'ı kalbime koyduktan sonra Rasûliillah'a gelerek; «Ya Rasûlallah, elini uzat da seninle biatlaşayım» dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah elini uzatınca, ben elimi geri çektim. Rasûlüllah «Ya 'Amr, ne oluyor sana?» deyince, «Ben de şart koşuyorum,» dedim. Rasûlüllah «Neyi şart koşuyorsun?» diye sorunca, ben de «Bağışlanmamı», dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah «Bilmiyor musun; müslüman olmak, önce gecen hataları yok eder, hicret, geçen günâhları yok eder, Hacc da önce geçen günâhları yok eder» buyurdular. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Abdullah b. Mes'ûd (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Haccin ardından umreyi de yapın; ikisini birleştirin, çünkü, körük, demirin, altının ve gümüşün kirini nasıl giderirse hacc İle umre de fakirliği ve günâhları öylece giderir. Mebrûr haccin da sevabı ancak cennettir.» (Hadisi Nesâî ve Tİnnizi rivayet etmiş, Tirroizî sahihlemiştir.)

7.2.4. Hacıların, «Allah'ın Evinin Ziyaretçileri» Olduğu Hakkındaki Rivayetler

Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Hacılar ve umre yapanlar Allah'ın evinin ziyaretçileridir. Eğer Allah'a dua ederlerss. Allah onların duasını kabul eder. Eğer Allah'tan mağfiret dilerlerse, Allah onları bağışlar». (Hadisi Nesâî ve tbn Mâce rivayet etmiş, İbn Huzeyme ve İbn Hibban da sahihlerinde şu lâfızla rivayet etmişlerdir: «Allah'ın ziyaretçileri üçtür. Hacca giden, umre yapan ve gazi.»)

7.2.5. Haccin Sevabının Cennet Olduğu Hakkında Gelen Rivayetler

Buharî ve Müslim'in Ebû Hüreyre (r.a)'den rivayet ettiklerine göre Ebû Hureyre (r.a.) demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Bir umre ikinci umreye kadar aralarındaki bir senelik günâhlara kefarettir. Mebrûr haccin mükâfatı da ancak cennettir.»
îbn Cureyc'in hasen bir senetle Câbir'den rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Bu beyt (Kabe) islâm'ın direğidir. Her kim hacc veya umre yapmak için bu beyti ziyaret ederse, Allah'ın kefaretine girmiş olur. Eğer Allah ruhunu alırsa onu cennete koyar, eğer ruhunu almaz da yaşatırsa onu mükâfat ve ganimetle geri döndürür.»

12.6. Haccda Nafakanın Fazileti

Büreyde (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki Rasû-lüilah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Hacc için hazırlanan nafaka, Allah yolundaki nafaka gibidir. Her dirheme yedi yüz misli fazilet verilir.» (Hadisi îbn Ebî Şeybe, Ahmed, Taberânî Bey-hâkî rivayet etmiştir. Hadisin isnadı hasendir.)

7.3. HACC ÖMÜRDE BÎR DEFA FARZ ÖLÜR

Âlimler; haccın tekrarının gerekmediği ve ömürde an.cak bir defa farz olduğuna icma etmişlerdir. Ancak hacc etmeyi adarsa, adağını yerine getirmesi gerekir. Bir defadan fazla yapılan hacc ise nafiledir. Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bize hutbe okuyarak şöyle buyurdular: «Ey insanlar, Alîah. üzerinize haccı farz kılmıştır. Şu halde haccı ifa edin.» Dinleyenlerden biri, «Her sene mi ya Rasûlüllah?» diye sordu. Rasûlüllah sallallahu aîeyhi ve sellem, adam sualini üç defa tekrar edinceye kadar sustu, sonra; «Evet, dersem her sene hacc etmek mutlaka farz olurdu, siz de bunu yapamaz-diniz,» dedi ve ilâve etti: «Sîze söylediklerim kadan ile beni bırakın, zira sizden evvel helak olanlar ancak nebilerine çok soru sormaları yüzünden helak olmuşlardır. Size bir şey emrettim mi, ondan, gücünüz yettiği kadarını yapın, bir şey yasakladım mı, onu tamamen terkedin.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: Rasûlüllah saliallahu aleyhi ve sellem bize bir hutbe okuyarak şöyle buyurdu: «Ey insanlar hacc size farz kılındı» Ekrâ' bin Habis kalkarak: «Her sene mi ya Rasûlüllah?» diye sordu. Rasûlüllah sallaî-lahu aleyhi ve sellem cevaben; «Evet, dersem her sene hacc etmek mutlaka vacip olur; hacc vacip oldumu da siz bunu yapamaz ve güç yetiremezdiniz. Hac bir defadır. Kim fazla yaparsa, o yaptığı nafile olur.» buyurdu. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Hâkim riva: vet etmiş. Hâkim hadisi sahihlemiştir.)

7.4. HACCIN HEMEN YAPILMASI VEYA SONRAYA BIRAKILMASI

Şafiî, Sevrî, Evzâî, Muhammed bin Hasan; «Hacc, ömrün herhangi bir zamanında eda edilebilecek şekilde vacibdir,» görüşündedirler. «Ölümden önce haccı eda ettiği müddetçe, sonraya bırakmakla kişi günahkâr olmaz; çünkü Rasûlüllah, sallallahu aleyhi ve sellem, altıncı sene hacc farz olmasına rağmen, beraberinde hanımları ve ashabından çok kişiler olduğu halde onuncu seneye kadar haccı tehir etmiştir. Eğer hemen edâ etmek gerekseydi, Rasûlüllah haccı tehir etmezdi.» Şafiî şöyle demiştir: «Haccın ömürde bir defa farz olduğu hususunda bize delil gösterilmiştir. İlk vakti bulûğ çağı olup son vakti ise ölmeden önce onu eda etmektir.»
Ebû Hanîfe, Mâlik, Ahmed, Şâifiilerden bir kısmı ve Ebû Yusuf; «Haccın hemen eda edilmek üzere vacip olduğu» görüşündedirler. Çünkü îbn Abbas (r.a.)'ın rivayet ettiği hadiste Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Hac etmek isteyen kimse acele etsin; çünkü kişi hastalanır, deve yolunu şaşırır ve araya ihtiyaç girer.» (Hadisi Ahmed, Beyhâkî, Tahâvî ve İbn Mâce rivayet etmiştir.) Yine İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Farz olan hacca acele ediniz, çünkü sizden biriniz başına ne geleceğini bilemez.» (Hadisi Ahmed ve Beyhâkî rivayet etmiş olup Beyhakî'nin rivayeti «Başına gelecek hastalık veya ihtiyacı bilemez,» şeklindedir.) Haccın sonraya bırakılabilmesini caiz görenler, bu hadislerin hükmünü mendub sayarak mükellefin haccı eda etmeye gücü yettiği zaman acele etmesini müstehab kabul etmişlerdir.
 HACCIN VACİB OLMASININ ŞARTLARI

Fakîhler, haccın vacib olması için aşağıdaki şartların bulunması gerektiğinde ittifak etmişlerdir:

1. îslâm olmak,
2. Buluğ,
3. Akıl,
4. Hürriyet,
5. Gücürt yetmesi.

,Bu şartların bulunmadığı kimseye hac farz olmaz. Zaten, İslâm, bulûğ ve akıl her hangi bir ibadetle mükellef olmanın şartlarıdır. Hadiste geçtiğine göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Üç kişiden teklif kaldırılmıştır: Uyanmcaya kadar uyuyandan, bulûğa erinceye kadar çocuktan, akıllanmcaya kadar deliden.» Hür
olmak da haccın vücûbu için şarttır. Çünkü faacc, zaman gerektiren bir ibadettir. Gücün yetmesi de, şarttır. Köle, efendisinin işleriyle meşgul olduğundan «hacca gitmeye gücü yetmeyen* kısmına girer. Güç yetirmenin şart olduğunu delili şu ayeti kerimedir: «Oraya yol bulabilen İnsana, Allah İçin KaTıe'yi haccetmesi gereklidir.» (Al-i îmrân: 97),

73.1. Güç Yetirmek Ne tle Tahakkuk Eder?

Haccın vacip olmasının şartlarından biri olan gücün yetmesi aşağıdaki hususlarla meydana gelir:

7.5.1.1. Mükellefin sıhhatti olmast:

Eğer ihtiyarlık, müzmin hastalık veya iyileşmesi ümit edilmeyen hastalık sebebiyle hacc yapmaktan aciz kalırsa, şayet yeterli malı da varsa, başkasını vekâleten hacca göndermesi lâzım gelir. Bu konu «Başkası adına hac
yapmak» bahsinde gelecektir.

7.5. .2. Hacca gidenin, can ve mal emniyetini sağlayacak şekil, de, tülün güvenli olması:

Şayet yol kesicilerden, veba gibi hastalıktan kendisine zarar geleceğinden veya eşyalarının soyulacağından korkarsa, bu kimse hacca gitmeye yol bulamamış sayılır. Âlimler, yolda alman gümrük vergisi ve rüsumların hacc yapmayı düşüren bir özür sayılıp sayılamayacağı konusunda ihtilâf etmişlerdir. Şafiî ve diğerleri, alman şey az da olsa bunun haccı düşürecek bir özür olduğuna itibar etmişlerdir. Malikilere göre alınan şey sahibine zarar verecek şekilde olmayıp, tekrar da alınmazsa bu bir özür sayılmaz.

7.5.1.3. Mükellefin aztk ve yol vasıtasına sahip olması:

Azıkta muteber olan, vücudunun sıhhati için yeterli olacak malı bulunmakla beraber, hacc farizasını eda edip dönünceye kadar elbise, ev, binek, sanat aleti gibi aslî ihtiyaçlarından fazla olarak, baktığı kişilere yetecek kadar mala sahip olmaktır.
Yol vasıtasında muteber olan: tster kara, ister deniz isterse de hava yoluyla olsun, gidip dönmesini mümkün kılacak vasıtaya sahip olmasıdır. Bu durum Mekke'ye uzak olup yürüyerek gitmesi mümkün olmayanlar içindir; Yürüyerek gitmesi mümkün olan ya-1- n kimseye gelince; bunun hakkında yol vasıtası söz konusu değil-
dir. Çünkü kendisi yürüyerek gidebilecek yakın mesafede bulunuyor. Bazı rivayetlerde geçtiğine göre; Rasdlüllah, sallalîahu aleyhi ve sellem, ayetteki «sebil» kelimesini, azık ve yol vasıtası olarak tefsir etmiştir. Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlül-lah'a, «sebil nedir?:* dîye sorulduğunda; «Azık ve yol vasıtasıdır,» diye cevap vermiştir. (Hadisi Dârekutnı rivayet ederek sahihlemiş-tir. Hafız: «Tercih edilen görüşe göre hadis mürseldir,» demiş, Tir-mizî de hadisi Ibn Ömer hadisinden tahric etmiş olup, «hadisin senedinde zayıf kişiler var,» demiştir. Abdülhak ise; «Hadisin bütün rivayet yollan zayıftır,» demiştir, tbn Münzir de şöyle demiştir: *Bu hadis bu konuda müsnetl olarak sabit olmamıştır. Doğru olan hadisin mürsel ve hasen olduğudur.»)
Alî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kim kendisini KâT>e'ye ulaştıracak azık ve yol vasıtasına sahip olur da haccetmezse yahudl ve Hıristiyan olarak Ölmesi için başka bir sebebe ihtiyaç yoktur. Bunun delili Allah'm kitabındaki «İnsanlardan yol bakımından gücü yetenlere, Allah için beyti haccetmek farzdır» (Al-i îmrân: 97) mealindeki âyeti kerimedir.» (Hadisi Tirmizî rivayet etmiştir. Hadisin ravileri arasında Hilâl bin Abdullah vardır ki, bu adam bilinmeyen bir kişidir. Bir tle senette, Şâbî ve diğerlerinin yalancı saydığı Haris vardır.)
Bu hadislerin hepsi zayıf olsalar bile, âlimlerin çoğu, evi uzak olan kimseye haccın gerekmesi için azık ve yol vasıtasını şart koşmuşlardır. Her kim azık ve yol vasıtası bulamazsa ona hacc farz değildir.
Ibn Teymiye şöyle demiştir: «Hasen rivayetlerden müsned, mürsel ve mevkuf olarak gelen bu hadisler, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, insanlardan çoğunun yürüyerek gitmeye kadir oduklannı bilmiş olması dolayısıyla, azık ve yol vasıtasının haccın vücübunun sebebi olduğuna delâlet ermektedirler. Yine Allahu Te-âlâ, ya bütün ibadetlerde gerekli olan güç ve kuvveti kasdetmiştir. Ya da bunlardan fazla olarak bir gücün bulunmasını kasdetmiştir. Eğer birinci manaya itibar edilirse; o zaman bu kayda ihtiyaç yoktu. Çünkü oruç ve namaz için böyle bir şey zikredilmemiştir. Bundan anlaşılıyor ki, hacc için diğer ibadetlerdeki güç ve kuvvetten avn olarak bir fazlalık gerekiyor ki, o da maldan başkası değildir. Yine hacc belli bir mesafe yolculuk yapmayı gerektiren bir ibadettir. Bundan dolayı haccın farz olması için, cihad gibi azık ve yol vasıtasına İhtiyaç vardır. Cihad İçin azık ve yol vasıtası gerektiği-
nin delili, şu ayeti kerimedir: «Güçsüzlere hastalara ve sarfedecek bir şeyi bulunmayanlara, Allah ve Rasûlüne bağlı kaldıkları müddetçe sorumluluk yoktur. İhsan sahiplerine sorumluluk olmaz. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. Binek vermen için sana geldiklerinde, «Size binek bulamıyorum,» dediğin zaman, sarfedecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözyaşı dökerek geri dönenlere de sorumluluk yoktur.» (Tevbe: 91-92).
Mühezzeb isimli kitapta şöyle geçmektedir: «Eğer azık ve yol vasıtası satın almak için yeterli parası olup da, üzerinde hemen veya sonra Ödemesi gereken borç varsa, hacca gitmesi gerekmez. Çünkü şimdiki borcun hemen ödenmesi gerekir, hacc ise sonraya bırakılabilir, öyleyse borç, hacca tercih edilir. Sonraki borcun da ödenmesi gerekir. Yanındaki parayı hacca sarfetse, borcunu ödeyecek para bulamaz.» Kitabın yazan devamla demiştir ki: «Eğer yanındaki paraya, ev için ihtiyacı olursa veya hizmetine ihtiyaç duyduğu bir hizmetçiye ihtiyacı olursa hacca gitmesi lazım gelmez. Eğer zinadan korkup da nikâh yapmaya ihtiyacı olursa, nikâh tercih edilir. Çünkü nikâh, hemen yapılması gereken bir ihtiyaçtır. Eğer nafakasını kazanmak için ticaret yapmak üzere bir kısım ticaret eşyasına ihtiyacı varsa; Ebûl-Abbas bin Sarih; «bu kişiye hac lâzım gelmez, çünkü o paraya muhtaçtır, bu ihtiyaç ev ve hizmetçi ihtiyacı gibidir,» demiştir.
Muğnî kitabında geçtiğine göre; «Eğer alacağı durumu iyi olan kişide olup, bu kişi borcunu verdiği takdirde, parası hacca gitmeye yeterli gelirse, hac kendisine gerekir. Eğer alacağı fakir bir kimsede ise veya ondan istifade etmesi mümkün değilse kendisine hac lâzım gelmez.»
Şafiî'ye göre: «Bir kimse diğerine karşılıksız yol parası bağışlarsa onu kabul etmesi gerekmez. Çünkü bunu kabul etmekte minnet vardır. ıMinnet yüklenmek ise zor bir iştir. Ancak oğlu, hacc yapabilecek kadar bir parayı kendine bağışlarsa hacc kendisine lâzım gelir. Çünkü, minnet yüklenmeden hacc yapmaya muktedir olmuş sayılır.»
Hanbeliler şöyle demiştir: «Başkasının para vermesiyle kişiye hacc lâzım gelmez. Çünkü bu durumda hacca gücü yetmiş sayılmaz. Bu hususta para verenin, yakını veya yabancı olması arasında fark olmadığı gibi, kendisine binek, azık veya mal verilmesi arasında da fark yoktur.»

7.5.1.4. Hapis gibi veya insanlar* hacdan engelleyen zâlim sultandan korkmak gibi bir engelin bulunmaması.

132. Çocuğun ve Kölenin Haccı
Çocuğa ve köleye hacca gitmek gerekmez, şayet hacc yaparlarsa hacdan sahih olur. Ancak farz olan haccı ifa etmiş sayılmazlar.
İbn Abbas şöyle demiştir: Nebi aleyhisseiâm.buyurdu ki; «Hangi çocuk hacca gider de sonra bulûğ çağma erişirse onun üzerine bir hacc daha lâzım gelir. Hangi köle hacceder de, sonra azad olursa onun üzerine bir hacc daha lâzım gelir.» (Hadisi Taberânî sahih bir senetle rivayet etmiştir.)
Sâİb bin Yezid şöyle demiştir: «Babam ve ben, veda haccında Rasûlüilah'la beraber haccettik, ben henüz yedi yaşındaydım.» (Hadisi Buharı, Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiştir.)
Tirmizî şöyle demiştir: «îlim ehlinin icmâına göre, çocuk bü-Iûğ çağına ermeden hacc ederse, bulûğ çağına erdikten sonra tekrar haccetmesi gerekir. Köle de bunun gibidir. Köle iken hacca gitmişse, sonra azad olduğu zaman, hacca gidecek durumu varsa, tekrar hac yapması gerekir.»
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; bir kadın Rasıi-lüllah'a bir çocuk getirerek; «buna hac var mı?» diye sormuş, Ra-sûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem de; «Evet, sana da ecir var» (*) buyurmuştur.
Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Ra-sûlüllah ile beraber hacc ettiğimizde kadınlar ve çocuklar vardı. Onlar için telbiye getirdik ve şeytanı taşladık.» (Hadisi Ahmed ve îbn Mâce rivayet etmiştir.)
Eğer çocuk temyiz çağına gelmişse, kendi başına ihrama girer ve haccın diğer farz ve vaciplerini eda eder. Eğer temyiz çağına gelmemişse velisi onun adına ihrama girer ve onun adına telbiye getirir. Ka'be'yi tavaf eder ve safa ile merve arasında sa'y eder, Arafat'ta vakfe yaparak onun adına şeytanı taşlar. Şayet, Arafat'ta vakfeden önce veya Arafat'ta bulûğ çağma ererse, farz olan haccı yerine getirmiş olur. Azad olduğu zaman, kölenin de durumu aynıdır. Mâlik ve tbnü'l-Münzir bu konuda da şöyle demiştir: «Bu durumlarda farz olan haccı ifa etmiş sayılmazlar, çünkü ihrama nafile olarak girilmiş olup, nafile olarak başlayan hacc farz hacca dönüşemez.»

7.53. Kadının Haccı

Haccın farz olması için, yukarda zikri geçen şartlar bulunduğu takdirde erkeklere hacc farz olduğu gibi kadınlara da aynı şekilde hacc farzdır. Ancak, bu şartlara ilâve olarak kadınlar için, kocasının veya mahreminin bulunması şarttır.
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dediğini işittim: «Sal km bir adam yabancı bir kadınla basbasa kalmasın, yanında nikâhı haram olan akrabasından biri olursa o başka. Kadın yakın akrabasından başka birisiyle yolculuk edemez.. Bunun Üzerine bir adam ayağa kalkarak; «ya Rasûlallah, gerçekten benim' kanm hacca gitti, ben de filan gazaya yazıldım.» dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «öyle ise git, karın ile birlikte haccet», buyurdu. (Hadisi Buhâri ve Müslim rivayet etmiştir. Lâfız Müslim'indir.) (■) îlim ehlinin çoğuna göre: çocuk, yaptığı tâatdan dolayı sevab kazanır, fakat kötülükleri yazılmaz

Yahya bin 'Ubbâd (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Rey ahalisinden bir kadın İbrahim NehâTye şöyle yazdı: «Ben farz olan haccı yapmadım, durumum iyidir. Ancak yanımda yakın akrabam yok.» İbrahim Nehâ'î kadına cevaben: «Şüphesiz sen, Allah'ın hacca gitmeye yol vermediği kişilerdensin,» şeklinde yazdı.
Kadına, hacca gitmesi için yakın akrabasının bulur., asım şart koşup, bu şartı hacca gitmeye gücün yetmesi cümlesinden sayanların başında Ebû Hanîfe ve taraftarları, Nehâ'î, Hasan Basrî, Sevri. Ahmed ve İshak gelmektedir.

Hafız şöyle demiştir: «Şafİilerc. meşhur olan görüş, kadının yanında kocası, mahremi veya güvenilir kadınların bulunmasıdır. Bir başka görüşlerinde güvenilir bir tek kadın kâfi gelir. Kerâbisî'-nin nakledip Mühezzeb isimli kitapta 'sahihtir', dediği görüşe göre; «Yol emniyetli olduğu zaman kadın tek başına yola çıkabilir.» Bütün bu şartlar hac ve umre için geçerlidir.»
Sübülü's-Selâm kitabında şöyle geçmektedir: İmamlardan bir cemaat: «Yanında mahremi olmayan ihtiyar kadının sefere çıkması caizdir» demişlerdir.

Kadının yanında kocası veya mahremi olmadığı halde, güvenilir bir arkadaşı bulunur veya yol emniyetli olursa, )'alnız sefere çıkabileceğini caiz görenler, Buhari'nîn 'Adî bin Hâtem (r.a.)'den rivayet ettiği şu hadisi delil getirmişlerdir: 'Adî bin Hâtem (r.a.) şöyle demiştir: «Ben Rasûlüllah'ın yanında iken ona bir adam geldi de fakir olduğundan şikayet etti. Sonra tekrar gelerek yolun kesik olduğundan şikayet etti. Bunun üzerine Rasûlüllah şöyle buyurdu : «Ya 'Adî, Hiyere'yi (Küfe'de bir köy) gördün mü?» 'Adî; «Hayır görmedim, fakat o köyden haberim var,» dedi, Rasûlüllah sallaılahu aleyhi ve sellem «Eğer ömrün uzun olursa, Hiyere'den yolculuğa
çıkan ihtiyar kadınlar göreceksin. Kabe'yi tavaf edecekler. Allah'tan başka hiç kimseden korkmayacaklar.»
Yine, Ömer (r.a.)'in son yaptığı haceda. Nebi aleyhîsselam'ın hanımlarına izin verip beraberlerinde Osman b. Afvan ve Abdur-rahman bin Avf'ı göndermesinden sonra, Nebî (a.s.)'ın hanımlarının hac yapmalarını delil getirmişlerdir. Osman (r.a.); «Rasûlüllah'ın hanımları develerin üzerindeki tahtlarda (devenin üzerinde, insanların bindiği yer) oldukları halde, kimse onlara yaklaşmasın ve bakmasın,» dedi.
Kadın, emre muhalefet ederek, yanında kocası veya mahremi olmadan haccederse, haccı sahih olur.
Sübülüs-Selâm'da geçtiğine göre, îbn Teymiye şöyle demiştir: «Yanında mahremi olmayan kadının ve gücü yetmeyen kişinin haccı sahih olur,»
Hülasa, hasta, fakir ,halsiz, yolu kesilmiş, kişiler ile mahreminin bultmmaması ve diğer özürler sebebiyle gücü yetmediğinden kendisine hac gerekmeyen kişi, şayet hacedaki büyük topluluğa katılma rahmetine katlanırsa, yaptığı bu hacc ona kifayet eder. Böyle kişilerden, yürüyüp hacca giderek sevap kazananlar olduğu gibi, dilenenler ve mahremsiz olarak hacca giden kadınlar gibi günah kazananlar da vardır. Şüphesiz yaptıkları hacc kendilerine kifayet eder. Çünkü hacca gitmeye tam olarak ehildirler. Eğer günâh işlenmişse, bu günâh, haccın kendisinde değildir, hacc yolunda işlenmiştir.
Muğnı kitabında şöyle geçmektedir: «Gücü olmayan kişi, meşakkate göğüs gerip de azık ve yol vasıtası olmadan yürüyerek hacc yaparsa, haccı sahih olup, ona kifayet eder.»

7.5.4. Kadının Kocasından İzin İstemesi

Kadının, farz olan haccı yapmaya çıkarken kocasından izin istemesi müstehabdir. Eğer izin verirse çıkar, şayet izin vermezse izinsiz olarak çıkar. Çünkü erkeğin, kadının farz olan haccını engelleme hakkı yoktur. Hacc bir ibadet olup, bu kadına vacip olmuştur. Yaratıcıya karşı gelinerek, yaratılmışlara itaat edilemez. Yine kadının, namazı ilk vaktinde kılması hakkı olduğu gibi, hacc borcundan kurtulmaya acele etme hakkı da vardır. Erkeğin bunu engelleme yetkisi yoktur. Adak hacc da farz olan hacc gibidir. Çünkü farz hacc gibi onu da edâ etmesi gerekmektedir.
Nafile hacca gelince; koca, karısını nafile hacedan engelleyebilir. Çünkü Dârekutnî'nin İbn Ömer (r.a.)'den onun da Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet ettiğine göre, kocası ve malı oİduğu halde hacca gitmeye kocasının izin vermediği bir kadın hakkında Rasûlüllah şöyle buyurdu: «Kocasının izni olmadan o kadın yola çıkamaz.»

7.6. ÜZERİNDE HACC BORCU OLARAK ÖLEN KİMSE

Her kim üzerinde farz veya adak hacc borcu olduğu halde ölürse, velisine, ölenin borcunu ödemesi gerektiği gibi, ölenin malından bir kimseyi hacca göndermesi de gerekir.
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Cüheyne kabilesinden bir kadın Nebi aîeyhisselam a gelerek şöyle dedi: «Anam haccetmeyi adamıştı. Fakat haccedemeden öldü. Onun yerine haccedebilir miyim?» Nebî aîeyhisselam ona «Evet, onun yerine haccet. Ne dersin? Annenin borcu olsaydı, onu öder miydin? Allah'a olan borçları da ödeyin. Çünkü Allah, borcu Ödenmeye en lâyık olandır.» (Hadisi Buhârî rivayet etmiştir.)
Bu hadisde, vasiyet etsin veya etmesin ölü için hacc yapılması gerektiğine delil vardır. Çünkü borcun mutlaka ödenmesi gerekir. Kefaret, adak ve zekât gibi, diğer malî haklar da bunun gibidir.
îbn Abbas (r." ), Zeyd bin Sabit (r.a.), Ebû Hüreyre (r.a.) ve Şafiî bu görüşü benimsemişlerdir. Onlara göre ana paradan hacc ücretini çıkarmak gerekir. Zahir olan şudur ki; eğer ölünün geride bıraktığı malı haccına ve borcuna yetmiyorsa, hacc borcu kul borcuna tercih edilir. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in «Allah, borcu ödenmeye en lâyık olandır,» ifadesi vardır.
îmam Mâik, «Eğer vasiyet ederse, velîsi hacceder» demiştir. «Şayet ölen vasiyet etmemişse, velisi onun adına haccedemez. Çünkü haccın, bedenle yapılacak kısmı malî kismmdan'daha çoktur. Bu durumda vekillik kabul edilmez. Eğer ölen vasiyet etmişse, malının üçte birinden hacc yapar.
 BAŞKASI ADINA HACC ETMEK

Bir kimse hacca gitmeye yol bulur da, sonra hastalık ve yaşlılık sebebiyle hacca gitmekten aciz kalırsa, başkasını kendisi adına hacca göndermesi gerekir. Çünkü o kimse acizliği sebebiyle hacca gitmekten ümidini kesmiştir. Bu durumda, ölen kişi gibidir ki, başkası onun adına haccedebilir. Fadl bin Abbas (r.a.)'m rivayet ettiği hadise göre; Has'am kabilesinden bir kadın şöyle dedi: «Yâ Rasû-lallah, Allah'ın kulları üzerine farz olan hacc ihtiyar ve güçsüz du-
rumdaki babama farz oldu. Onun yerine ben haccedebilir miyim?» Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Evet.» buyurdu. Bu olay veda haccında olmuştu. (Hadisi Buhari, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve tbn Mâce rivayet etmiş, Tİrmizî hadisin hasen, sahih olduğunu söylemiştir.)
Tirmizî şöyle demiştir: «Bu konuda Nebî aleyhiselam'dan birden çok hadis sahih olarak gelmiştir. Nebî aleyhisselam'ın ashabı ve diğer ilim adamları bu şekilde amel etmişlerdir. Onlar, ölü için hacc yapılabileceği görüşünde olup, Sevrî, îbn Mübarek, Şafiî, Ah-med ve tshak da aynı şeyi söylemişlerdir.
îmam Malik: «Ölen. hacc yapılmasını vasiyet etmişse, onun adına hacc yapılır.» demiştir.
Âlimlerden bazıları, yaşlı veya hacca gitmeye kadir olamayacak durumdaki kimseler adına, sağ oldukları halde, hacca gidilebileceğine dair ruhsat vermişlerdir. Bu görüş îbn Mübarek ve Şafiî'nindir.
Bu hadiste, kadının, erkek ve kadın için, erkeğin de, erkek ve kadın için hacc yapabileceğine delil vardır. Bu görüşe muhalif bir delil geimemiştir.

7.7.1. Hacca Vekil Gönderen Hasta ve Güçsüz Kimsenin
İyileşmesi
Hasta, vekili kendisi adına haccettikten sonra iyileşirse hacc farzı üzerinden düşer. İki defa haccetmek gibi bir durum olmaması için, haccı iade etmez. Bu görüş Ahmed'İndir. Alimlerin çoğu: «Bu hacc ona kifayet etmez. Çünkü vekil gönderirken hacca gitmekten ümitsiz olmadığı anlaşılmıştır. Şübhesiz işin sonu nazan itibare alınır.» demişlerdir.
îbn Hazm, birinci görüşü tercih ederek şöyle demiştir: «Nebî aîeyhisselam, yürüyerek veya binerek hacca gitmeye gücü yetmeyen kendi adına hacca gitmeyi birine emrettiği zaman, Allah'a olan hacc borcunun o kişinin adına ödenmiş olacağım da haber vermiş, böylece bu kişi Allah'a olan borcunu Ödemiş ve haccı kendisine yeterli olmuştur. Şüphe yok ki, delil olmadan, zimmetten düşen ve eda edilen şeyin tekrar farz olarak iade edileceğini söylemek caiz olmaz 3urada İade edileceğine dair herhangi bir delil yoktur. Eğer iade etmek gerekseldi," Nebî aîeyhisselam elbette bunu açıklardı. Çünkü bazan ihtiyar bir insan, kendisini güçlü hissedip, daha sonra binek üzerinde hacca gitmeye gücü yetebilir, Nebî aîeyhisselam
böyle bîr açıklama yapmayınca, bacc kendisi adına sahih olarak eda edildikten sonra bu kişinin hacc farzıyla tekrar mükellef olması caiz değildir.

7.7-2. Başkası Adına Hacc Yapmanın Şartı

Başkası adına hacc yapanın önce kendisi için hacc yapması şarttır, tbn Abbas (r.a.)'m rivayet ettiği hadise göre Rasûlüllah sallalla-hu aleyhi ve sellem, bir adamın «Şubrume için lebbeyk» dediğini İşitti de ona; «Kendin için hacc ettin mi?» diye sordu. Adam «Hayır,» deyince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, «önce kendin için haccet, sonra Şubrume için,» buyurdu. (Hadisi Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayet etmiştir. Beyhakî; «Hadisin isnadı sahih olup, bu konuda bundsn daha sahih bir hadis yoktur,» demiştir. İbn Tey-miye şöyle demiştir: tmam Ahmed, (oğlu Salih'in kendisinden yaptığı rivayete göre), «Eğer hadis mevkuf olsaydı, tbn Abbas'm hadis hakkında muhalefeti olmazdı» gerçeğine binaen hadisin merfu' olduğuna hükmetmiştir.)
ilim ehlinin çoğunun görüşü budur, tster gücü yetsin, ister yetmesin, kendisi için haccetmeyenin başkası adına haccetmesi sahih olmaz. Çünkü Rasûlüllah'in. açıklama istemeyi terketmesi ve bu olaydaki durumu ayırmaman ifadenin genel olduğunu göstermektedir.

7.73. Üzerinde Hacc Borcu Olanın, Adak Haccı Yapması
tbn Abbas ve îkrime: «Bir kimse farz olan haccı yapmadığı halde adadığı haccmı ifa ederse, her ikisini de ifa etmiş sayılır.» şeklinde fetva vermişlerdir. îbn Ömer ve 'Atâ ise; «önce farz hacc-dan başlar, sonra adak haccım
ifa eder,» demişlerdir.
 İSLÂM'DA, KASDEN EVLENMEMEK ve HACCA GtTMEMEK YOKTUR

îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o demiştir ki : Rasûlüİlah sallallahu aleyhi ve sellem, «İslâm'da Sarûret yoktur», buyurmuştur. (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Hat-tabî; «Saruret iki şekilde tefsir olundu,» demiştir. «Birincisi: Sarûret hiris uyanların ruhbanlık anlayışına göre, 'kasden evlenmeyip kendini ibadete veren kişi' demektir. İkincisi; Saruret, 'Hacca gitmeyen kişi demektir.»
Bu manasıyla, dinin kurallarından birisi şudur ki; hacca gitmeye gücü yettiği halde hacca gitmeyen kişinin kalmamasıdır. Bu durumda İslâm'da Saruret yoktur. Hacca gitmeyenin, başkası namına hacc yapamayacağını söyleyenler, bununla delil getirmişlerdir. Onlara göre bu sözün manası şudur: Hacca gitmeyen, başkası narama haccettiği zaman, kendi haccmı yapmış sayılır ve adına hacca gittiği kişinin farzını eda etmekten vazgeçmiş, böylece Saruret olmaktan kurtulmuş olur.
Bu görüş, Evzâ'î, Şâfî'i, Ahmed ve tshâk'ındır. Mâlik ve Sevri; Haccî niyetine göredir,» demişlerdir. Rey taraftarları da bu görüşü benimsemişlerdir. Aynı zamanda bu görüş. Hasan Basrî, 'Atâ ve Nehâ'îden de rivayet olunmuştur.
HACC İÇİN BORÇLANMAK

Abdullah bin Ebî Evfâ (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e «Hacc yapmayan bir adam, hacc için borçlanabilir mi?» dedim. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seİlem, «Hayır,» diye cevap verdiler. (Hadisi Bey-hâkî rivayet etmiştir.)
 HARAM MALLA HACCA GİTMEK

Alimlerin çoğuna göre, haram malla hacca giden günahkâr olup haccı geçerli olur. tmam Ahmed ise; «Haram malla hacc geçerli olmaz,» demiş. «Şüphesiz, Allah temizdir, ancak temizi sever,» sahih hadisini delil getirerek «doğru olan da budur,» demiştir.
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Nebi aleyhis-selam şöyle buyurmuştur: «Hacca giden, helâl nafaka ile yola çıkar ve ayağını bineğinin üzengisine koyarken: «Lebbeyk ellahümme leb* beyk.» (Ancak sana icabet ederim, Allahım, ancak sana icabet ederim.) diye diye telbîye getirirse, gökten bir nidacı şöyle seslenir : «Allah, isteğine İcabet ederek haccmı kabul etsin. Azığın helâl, bineğin helâl, haccın, içine günah karışmamış olarak kabuldür.» Ha* ram mal ile yola çıkan, ayağını üzengiye koyduğu zaman «Lebbeyk» dediğinde, gökten bir münâdi şöyle nida eder: «Allah, sana İcabet etmesin. Çünkü azığın haram, nafakan haram, yaptığın haccin sana sevap kazandırmadığı gibi günâh kazandırmıştır.» (Münziri şöyle demiştir: Hadisi Taberânt Evsat kitabında rivayet etmiş, Isbehânî de, hadisi Ömer bin Hattab'ın kölesi Eslem'den mürsel ve muhtasar olarak rivayet etmiştir.)

7.11. HACCA YÜRÜYEREK VEYA BİNEKLİ GİTMEKDEN HANGİSİNİN FAZİLETLİ OLDUĞU

Hafız Fetih kitabında şöyle demiştir: «Îbn'ül-Münzir demiştir ki; 'Hacıların yürüyerek veya binekli gitmelerinden hangisinin faziletli olduğunda ihtilaf edilmiştir. Alimlerin çoğu binekli olarak gitmenin, Rasülüllah'm fiili olması, dua ve yalvarmaya daha müsait o'ması ve bazı faydalan açısından daha faziletli olduğu görüşündedirler.' îshak bin Rahûye: 'İçinde zorluk bulunduğu için yürümek daha faziletlidir' demiştir.»
«Değişik kişi ve değişik durumlara göre binmek veya yürümek caiz oiur.» demek mümkündür.
Buhâri'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettiğine aöre; Nebi aleyhisse-\?m iki oğluna dayanarak yürüyen bir adam gördü de «Bu adamın durumu nedir?» diye sordu. Yakındakiler; «yürümeyi adamış,» dediler. Bunun üzerine Rasülüllah saHallahu aleyhi ve sellem, «Allah celle ccİSIüh'ün bu adamın kendini azab etmesine ihtiyacı yoktur» buyurarak ona binmeyi emretti.

"12. I-IACCDA TİCARET YAPMAK VE KİRAYA VERMEK

Hacca gideniivhacc esnasında, hacc ve umreyle ilgili görevleri eda etmesi halinde, ticaret yapması, kira alması veya kiraya vermesinde bir sakınca yoktur. .
îbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: «İnsanlar İslâmiyet'in ilk yıllarında (yani haccm farz kılındığı ilk yıllarda) Mina'da, Arafat'ta, Zülmecaz (*) panayırında ve hacıların toplandıkları yerlerde ahş-ve-riş yapıyorlardı. Ancak ihrama girdikten sonra alış veriş yapmaktan korkmuşlardı da, bunun üzerine Allahü Teâlâ; «Rabbinizden (hacc mevsiminde) ihsan istemenizde bir mahzur yoktur.» (Bakara: 198). mealindeki âyeti celileyi indirdi» (Hadisi Buhârî, Müslim ve Nesâî rivayet etmiştir.)
Yine İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; «Rabbinİz-den ihsan İstemenizde bir mahzur yoktur* ayeti hakkında şöyle demiştir: «Hacılar minada ticaret yapmıyorlardı. Bu ayetle, Arafat'tan indikleri zaman ticaret yapmaları mubah kılındı.» (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Ebû Ümâme et-Teymî'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: «Hacılara, kiralık, binek hayvanları verirdim. Bunun için*
(•) Arafat yakınında bir yer.
bana, 'senin haccın sahih değildir' diyorlardı. İbn Ömer'e rastladığımda durumu sordum. Cevaben dedi ki; 'İhrama girip, telbiye yapmıyor, Arafat'tan inmiyor ve taşlan atmıyor musun?' Ben de; 'bilakis bütün bunları yapıyorum', dedim. 'Şu halde haccetmişsin, haccm sahihtir', cevabını verdi.»
Adamın biri de yine bu hususta Nebî aleyhisselam'a sordu. Ta «Rabblnizden ihsan İstemenizde bir mahzur yoktur,» mealindeki ayeti celile nazil oluncaya kadar, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem adama cevap vermedi. Ayet nazil olunca adamı çağırttı. Kendisine bu âyeti okudu ve «Haccın tamamdır, sahihtir,» buyurdu. (Hadisi Ebû Dâvûd ve Sa'îd bin Mansûr rivayet etmiştir. Hafız Mün-zirî: «Hadisin râvisi olan Ebû Umâme tanınmamış bir kişidir» demiştir.)
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; bir adam îbn Abbas'a «Bu adamlara, ücret karşılığında hizmet vermek üzere hacca gidiyorum. Bununla beraber hacc vazifelerimi de yapıyorum. Benim haccım kabul mü?» diye sordu. İbn Abbas (r.a.) cevaben; «Evet» dedi ve «Onlara çalıştıklarından bir hisse vardır. Allah hesabı çabuk olandır.» (Bakara 202). âyetini okudu. (Hadisi Beyhaki ve Dârekut-nî rivayet etmiştir.)

7.13. RASÛLÜLLAH SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM'ÎN HACCI

Müslim'in rivayet ettiğine göre: O dedi ki: Ebû Bekir bin Ebî Şeybe ve Îshak bin İbrahim'in beraberce, Hâtem'den naklederek bana anlattıklarına göre: Ebû Bekir şöyle demiştir: Hâtem bin İsmail el-Medeni'nin, Ca'fer bin Muhammed'den, onun da babasından bana rivayet ettiğine göre, babası şöyle demiştir: «Cabİr b. Abdullah'ın yanma geldik, gelenlerin hepsini sordu. Bana sorunca dedim ki: 'Ben, Hüseyin (r.a.)'in oğlu Ali'nin oğlu Muhammed'im'. Bunun üzerine elini başıma değdirerek, evvelâ üst düğmemi, sonra da alt düğmemi açtı. Avucunu göğsümün ortasına koydu. Ben o zaman genç bir çocuktum. (Bana): 'Merhaba, hoş geldin kardeşimin oğlu; dilediğini sor.' dedi. Kendisi kör idi. Namaz vakti gelmişti. Bîr ne-sâceye (elbise) sarınarak ayağa kalktı. Nesâceyi küçük olduğu için omuzlarına yerleştirdikçe iki ucu geriye dönüyordu. Ridâsı da sol tarafında «mişceb» dedikleri elbise askısında asılı idi. Bize imam olup, namaz kıldırdı. Sonra: Bana 'Rasülüllah'm haccım anlat', dedim. Eli ile dokuza kadar saydı ve dedi ki:
«Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem dokuz sene haccetmeden durdu. Onuncu senede hacc edeceğini insanlara ilân ettirdi. Bir çok
halk Medine'ye gelmişti. Hepsi Rasûlüllah'ı örnek edinip, onun yaptığı gibi yapmak istiyordu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte ç:ktık. Zülhuleyfe'ye gelince. Esma binti' Umeys, Ebû Bekir'in oğlu Muhammed'î doğurdu. Bunun üzerine ne yapacağını sormak üzere, birini Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gönderdi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem de kendisine : a Yıkan ve bir bezle kanın akmasını önle ve ihrama bürün.» dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seİlem Zülhuleyfe mescidinde İkindi namazını kıldı. Sonra «Kasvâ» adındaki devesine bindi. Devesi kendisini Beydâ denilen düzlüğe çıkarınca, gözüm gördüğü kadar baktım. Önünde, sağında, solunda ve arkasında gözün gördüğü kadar yaya ve binekli muazzam bir kalabalık vardı. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e Kur'ân nazil oluyor, tevilini (manasını) de o biliyordu. O ne yaparsa biz de Öyle yapıyorduk. Bir de:
«Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, Lebbeyk, lâ şerike leke lebbey-ke, înne'l-hamde ve'n-nimete leke ve -mülk, lâ şerike lek.» (İcabet 'itaat, emrine uymak' sana Allahim, icabet sana. Senin şerikin yok ve icabet yalnız sana. Hamd senin, nimet senin, mülk de senindir. Senin asla şekilcin yoktur.) diye tevhid ve telbiye'ye başladı. İnsanlar da telbiye ettikleri şekilde telbiye ettiler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem onların telbiye şekline itirazda bulunmadı. Kendi yaptığı şekildeki telbiyeye devam etti.»
Câbir (r.a.) şöyle devam etti: «Yalnız hacca niyet etmiştik. Hacc günlerinde Umre'nin yapılacağını bilmiyorduk. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Beyt-i Şerife gelince, o Beyt'î öperek el sürdü. Uç defa remel yapıp, (Acele yürümek) dört defa da tabii yürüyüşle yürüdü. Sonra. Makam-ı İbrahim'e gitti ve:
«İbrahim'in makamından bir namazgah edinin.» (Bakara: 125) mealindeki ayeti okudu. Makam-ı ile Beyt-i şerif arasında yer aldı. İki rek'at tavaf namazını kıldı. Namazda «Kul hüvellahü ehad» ile «Kul yâ eyyühel-kâfirûne» surelerini okuyordu. Sonra tekrar Beyt'e
döndü ve onu Öperek el sürdü. Sonra Safa'ya gitmek üzere Harem-i Şerifin kapısından çıktı. Safâ'ya yaklaşınca;
«Safa ile Merve, Allah'ın şiarlanndandır» (Bakara: 158). mealindeki âyeti okudu. «Allahın başladığından başlayın» diyerek, Sa-fâ'dan sa'ye başladı ve hemen Safâ'ya çıktı. Oradan Beyt'i görünce kıbleye döndü, Allahın birliğini ve büyüklüğünü ikrar ederek;
«Bir tek Allahtan başka ilâh yoktur. Şeriki de yoktur. Mülk O'-nundur, hamd de O'na aittir. O, her şeye daima kadirdi. Bir tek Allah'tan başka ilâh yoktur. O va'dlnİ yerine getirdi, kuluna yardım etti. Tek başına (Hendek harbinde) hizipleri bozguna uğrattı.» dedi.
«Sonra bu arada üç defa dua etti, ve yukardaki söylediklerini tekrarladı. Sonra Safâ'dan inip, Mcrve'ye gitti. Ayaklan vadinin ortasında karar kılınca, oradan çıkıncaya kadar sa'y etti. Merve'ye gelinceye kadar da yürüdü. Safâda yaptığı gibi Merve'de de yaptı. Ta ki yürüyüşü Merve'de sona erdi. Dedi ki: «Şu anda düşündüğüm gibi düşünmüş olsaydım önce umre yapacaktım. Şu halde kurbanını getirmemiş olanlar ihramdan çıksın ve haccını umre'ye çevirsin.» Bunun üzerine Süraka b. Malik kalktı ve: «Yalnız bu sene mi hac yerine umre yapılsın, yoksa daimî mi?» diye sordu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem parmaklarını kenetledi ve: «Umre iki defa hacca girdi; hayır, daimî, daimî.» diye cevap verdi.
«Alî (r.a.) Yemen'den Nebî aleyhisselam'ın develeri İle birlikte gelmişti. Fâtıma (r.a.)'yı ihramdan çıkmış olanlar arasında buldu. Üstünde, ihramda olanlara yasak olan boyalı bir elbise vardı. Gözlerine de sürme çekmişti. Ali (ta.), onun bu durumunu beğenmedi. Fâtıma (ra..) ise: «Babam böyle emretti,» diye cevap verdi.
Râvî diyor ki: «Alî (r.a.) Irak'ta şöyle diyordu: «Bunun üzerine, Fâtıma'yı yaptığı bu işinden dolayı azarlamasını arzetmek ve Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in kendisine söylediklerini Rasûlüllah'tan sormak üzere yanına gittim. Fâtıma'ura durumunu beğenmediğimi söyleyince, dedi ki: 'Fâtıma doğru söylemiş, doğru söylemiş. Sen hacca niyet.ettiğin zaman ne dedin?' (Ali:) Dedim ki, 'Ya Rabbi, Rasûlünün niyet ettiği gibi niyet ediyorum.' dedim. Ra-
sûlüllah sailallahu aleyhi ve sellem: 'Fakat benim kurbanlarım var. Şu halde ihramdan çıkma.' buyurdu.»
Râvî devam ediyor: «Alî (r.a.)'ın Yemen'den, getirdiği develerle Rasûlüllah sallalahu aleyhi ve sellem'in beraberinde getirdiği kurban develerinin toplamı yüz deve idi.»
Yine râvî devam etti: «însanlann hepsi ihramdan çıkıp saçlarım kestirdiler. Yalnız Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile kurbanlarını beraberinde getirmiş olanlar ihramdan çıkmadtlar. Tervi-ye günü (*) olunca Mina'ya yöneldiler ve hacc için telbiye ettiler. Rasûlüllah sallalahu aleyhi ve seîlem de hayvanına bindi. (Minâ'ya gelip orada gecelediler.) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Minâ'-da Öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını kıldı. Güneş doğuncaya kadar az bir müddet durdu ve Nemire denilen yerde kendisi için kıldan bir çadırın (gölgeliğin) kurulmasını emretti. Kureyş, cahiliyyet zamanında, Kureyş'İn yaptığı gibi Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in Meş'ar-i Haram'da vakfe yapacağından şüphe etmiyordu. Fakat Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, burada durmadan geçti. Arafat'a gelince Nemre de kendisi için emretmiş olduğu gölgeliği kurulmuş olarak buldu. Oraya indi, güneş batmaya meyledince Kasvâ adındaki devesinin getirilmesini emretti. Hayvanı hazırladı. Arefe vadisinin ortasına geldi. Orada halka hutbe okudu ve şöyle dedi:
«Şu beldeniz, şu ayınız, şu gününüz haram ve mukaddes olduğu gibi kanlarınız ve mallarınız da haram ve mukaddestir. Biliniz ki cahiliyyetin her şeyi ayaklarınım altındadır. Cahiliyyet devrinden kalan kan davaları artık hükümsüzdür. Hükümsüz kıldığım İlk kan davası bizim kanlarımızdan İbn Rabî'a bin el-Hâris'in kanıdır, (tbn Rabî'a emzirilmek üzere beni sa'd kabilesinin yanında bulunuyordu. Huzeyl onu öldürmüştü.) Cahiliyyetten kalma faizler de hükümsüzdür. Hükümsüz kıldığım ilk faiz, bizim faizlerimizden Abbas bin Abdülmuttahb in faizidir. Çünkü faizlerin hepsi hükümsüzdür. Kadınlarınız hakkında Allah'tan korkun. Onları Allah'ın emaneti ile aldınız. Yine Allah'ın sözleri ile onları kendinize helâl kıldınız. Arzu etmediğiniz kimseleri evinize almamaları, sizin onlar üzerine olan hakkınızdır. Bunu yaparlarsa hafifçe onları dö-ğebilirsiniz. Onların da sizin üzerinizde uygun ve makul bir şekilde nafakaları ve giyim hakkı vardır. Size, kendisine sımsıkı sarıldığınız takdirde bundan sonra dalalete sapmayacağınız bir şeyi, yani Allah'ın kitabını bırakıyorum. Ahiret'te benden sorulacaksınız. Şu halde bu soruya ne cevap vereceksiniz?»
(•) Zilhicce'nin sekizinci günü.
«Hepsi bir ağızdan: «Risaleti tebliğ ettiğinize, vazifenizi yaptığınıza ve bize nasihat ettiğinize şehadet edeceğiz.» dediler.
«Bunun üzerine Rasûlüllah salallahu aleyhi ve sellem işaret parmağını kaldırıp, insanlara karşı sallayarak, üç defa; rYa Rabbi şalıid ol! Ya Rabbi şahid ol! Ya Rabbi şahid ol!» buyurdu.
«Sonra ezan okunmasını ve ikâmet edilmesini emretti, önce öğleyi kıldı. Sonra yine kamet getirilmesini emretti. İkindiyi de kıldı. Bunların arasında başka bir namaz kılmadı. Sonra hayvanına bindi. (Arafat'taki) kendisine mahsus vakfe yerine gelince devesi Kasvâ'nın karnını kayalara doğru çevirdi, tnsan kalabalığı da vakfeye devam etti.Sonra Üsâme'yi devesinin sırtına alıp Arafat'tan Müzdelife'ye indi. Devenin yularını o kadar kasmıştı ki, devenin başı önüne isabet ediyordu. Sağ eliyle işaret ederek: «Ey nas! Yavaş olun, vakar ve sükûnetinizi muhafaza edin.» diyordu. Kum yığınlarından birine geldikçe geçinceye kadar yulan hafif salıveriyordu.
«Müzdelife'ye gelince orada, bir ezan ve iki kamet ile akşam ve yatsı namazlarını kıldı. Aralarında başka namaz kılmadı. Sonra sabaha kadar yatıp uyudu. Sabahın ağardığımn farkına varınca, bir ezan ve kamet üe sabah namazını kıldı. Sonra yine Kasvâ'ya bindi, Mescid-i Haram'a gelince kıbleye dönüp dua etti. Allahı tevhid edip, tekbir ve tehlil getirdi. Sabah tam aydmlanmcaya kadar orada durdu. Güneş doğmadan önce ayrıldı. Abbasın oğlu Fadl'ı devesinin sırtına aldı. Fadl, güzel saçlı, beyaz ve yakışıklı idi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem oradan hareket edince yolda develer üstünde bir takım kadınlar kendisine rastladı. Fadİ onlara bakmaya başlamıştı. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem (bakmaması için) elini Fadl'm yüzüne koydu. Bu sefer Fadl, bakmak üzere yüzünü diğer tarafa çevirdi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem de baktığı taraftan yüzünü çevirmek için yine elini Fadl'in yüzünü çevirdiği tarafa koydu.
«Batn-ı Muhasslr'e gelince yürüyüşünü hızlattı. Sonra Cemre-İ Kübrâ'ya çıkan orta yolu tuttu. Ağaç yanındaki cemre'ye gelince, her birini atarken tekbir getirerek yedi çakıl taşı attı. Bakla tanesi büyüklüğünde olan bu taşlan vadinin ortasından attı, sonra kurban kesme yerine geldi. Orada kendi eliyle tam altmış üç deve kesti. Ötekilerin kesme işini Ali'ye bıraktı. Kurbanlarına onu da iştirak e'ttirdi. Sonra her kurbandan birer parçacık alınmasını emretti, alıp bir kapta pişirdiler, her ikisi de kurbanların etinden yiyip çorbasından içtiler.
«Bundan sonra Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem hayvanına binip Kabe'ye gitti, ifada tavafım yaptı. Öğle namazını Mekke'de
kıldı. Zemzem kuyusu etrafında sakalık vazifesini gören Abdülmut-talib oğullan yanına geldi ve «Çekiniz suyu, çekiniz Ey Abduülmut-taiib oğullan! insanların sakalık (su verme) vazifenizi alıp, size galip gelmelerinden korkmasam sizinle birlikte ben de su çekerdim.» dedi. Bunun üzerine kendisine bir kova içinde su takdim ettiler, bu sudan içti.» (Hadisi Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Âlimler şöyle demiştir: «Bil ki bu hadis; pek çok faydalı cümleleri, en önemli ve en değerli kaideleri içine alan büyük bir hadistir.»
Kâdî lyâd diyor ki: «Alimler bu hadisin ihtiva ettiği fıkhı hükümler üzerinde söz etmiş ve ondan çok mesele çıkarmışlardır. Hatta Îbnü'l-Münzir bu hadis hakkında bir büyük diz kitap yazmış, bu kitapta hadisten yüz elli küsur çeşitli fıkhı mesele çıkarmış, 'daha incelensü fazla da bulunabilir', demiştir.»
Âlimler dediler ki: 'Bu hadisten delalet yoluyla şu hükümler çıkarılabilir:
— Hayızh ve nifash kadınlara ihrama girmek için yıkanmak sünnettir. Onlara sünnet olunca diğerlerine evlâ yoluyla sünnet olur. Hayızh ve nifash kadınlar kuşak kullanırlar ve kanın geldiği yeri uzun ve genişçe bir bezle kapatarak, bezin bir ucunu arkadan diğer ucunu önden olmak üzere beldeki kuşağa bağlarlar. Hayız ve nifas-Iı kadınlar ihrama girebilirler.
ihrama farz veya nafile bir namazın sonunda girilir, ihrama giren yüksek sesle telbiye getirir. Telbiyeyi Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı kadar yapmak müstehab ise de ziyâde edilmesinde de bir beis yoktur. Ömer (r.a.) telbiyeye şunları ilâve etmiştir:
«Tekrar tekrar icabet sana, ey nimet ve güzel fazilet sahibi, senden korkarak ve sana can atarak tekrar tekrar icabet sana.»
— Hacmin ilk tavafını (kudunı tavafı) yapması için Mekke'ye gitmesi gerekir. Tavaftan evvel Hacer-i Esved'i selâmlaması, sonra tavaf ederek İlk üç şavtmda (remel) acele yürümesi gerekir. Remel; yürümeye yakın süratli gidiştir ki, bu da koşmaktır. Bu koşmayı Rukn-i Yemâni'nin dışındaki yerîerde yapar. Sonra normal yürüyüşle dört şavt daha yürür.
— Tavafı bitirdikten sonra Makam-ı ibrahim'e gelerek kam-ı İbrahimden bir namazgah edinin.» (Bakara: 125) âyetini Sonra Makam-ı Ibrahİm'i-Beytullah ile kendi araşma alarak iki rek'-ât namaz kılar. Bu namazda Fatiha'dan sonra İlk rek'atta Kâfinin, ikinci de thlâs suresini okur.
— Bu hadis, Mescid-i Haram'a girerken olduğu gibi çıkarken de Öpüp el sürmenin (istilâm) sünnet olduğuna delâlet eder. istilâmın sünnet olduğunda âlimler müttefiktirler.
— Tavaftan sonra sa'y yapılır. Buna Safâ'dan başlanır ve dağın üzerine çıkarak kıbleye doğru dönülür. Orada hadiste geçen zikirle Allah zikredilir ve hadiste geçen dua üç defa tekrarlanır. Safa île Merve arasındaki vadide remef yapılır. Buna iki mil arası derler. Remel, sadece ilk üç şavtta değil, kudüm tavafında olduğu gibi yedi şavtın her birinde meşrudur. Safâya çıkıldığı gibi Merve'ye de çıkılır. Orada da Safâda olduğu gibi duâ yapılır.
— Bu kadarla umre tamam olur. Eğer bundan sonra hacı traş olur, yahut saçını kısaltırsa, ihramdan çıkmış olur. Ashabı kiram da böyle yapmışlardır. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem onlara haccı bozup umreye niyyetlenmelerini emretmiştir. Hac-cj kıran yapanlar ise traş olmaz, saç kısaltmazlar. Onlar ihramh olarak devam ederler. Sonra Zilhicce'nin sekizinci günü, yani ter-viye günü umrenin ihramından çıkan kimse, hacc yapmak isterse ihrama girer. Bu ve haccı kıran yapan Mİnâ'ya gider.
Minâ'da beş vakit namaz kılmak ve bu gece, yani Zilhicce'nin dokuzuncu gecesi Minâ'da geceyi geçirmek sünnettir. Arafe günü Minâ'dan güneş doğduktan sonra çıkmak sünnettir. Nebi aleyhis-selam Arafat'tan sayılmayan Nemire'ye (*) indi. Nebi aleyhisselam iki namazı kıldıktan sonra vakfe yerine geldi. Bu iki namaz arasında bir kaç rek'at namaz kılmak sünnettendir.
— İmam bu iki namazdan önce hutbe okur. Bu, haceda sünnet olan birinci hutbedir. Sünnet olan ikinci hutbe, Zilhicce'nin yedinci günü, öğle namazından sonra Kâ*be'de okunan hutbedir. Üçüncüsü, Kurban günü okunan hutbedir. Dördüncü sünnet olan hutbe ise, Minâ'dan ayrılış günü okunan hutbedir.
Hadiste geçen bir takım sünnet ve adablar vardır ki, onlardan bazıları şunlardır:
<•) Nemire; Arafat'ın yakınında bir yerin adıdır. Arafat'tan sayılmaz.
— iki namazı kıldığı zaman vakfe yerine gitmek.
— Arafat'ta binek üzerinde vakfe yapmak.
— Cebel'ür-Rahme denilen dağın eteğindeki Nebî aleyhisselâm' in durduğu yer olan kayalıkların yanında ve onların yakınında durmak.
— Vakfe zamanr kıbleye karşı dönmek.
— Güneş batmcaya kadar vakfe halinde kalmak.
— Vakfe .halinde ellerini göğsü hizasına kaldırarak dua etmek.
— Güneş battıktan sonra sükûnetle yola çıkmak, eğer sözüne itaat olunan bir zat ise yanındakilere vakarlı olmalarını tavsiye etmek.
— Müzdelife'ye geldiği zaman inerek akşamla yatsıyı, yatsı zamanında bir ezan ve iki kametle kılmalı, tki namaz arasında başka nafile namaz kılınmaz. (Burada iki namazın birden kılınacağında ihtilaf yoktur. Yalnız sebebinde ihtilaf etmişlerdir. Bazıları; «bu cem'in sebebi nüsük (hacc ibadetle ri)nden biri olmasıdır» demiş, bazıları ise; «namazları cem' etmek için meşru bir sebep olan se-ferilik durumundan dolayıdır,» demişlerdir.
— Müzdelife'de gecelemek sünnettendir. Bunun nüsük'ten olduğunda ittifak vardır, ihtilaf ancak gecelemenin vacip veya sünnet olduğu konusundadır.
— Müzdelife'de sabah namazını kılmak da sünnettendir. Sonra buradan çıkıp Meş'ar-i Harâm'a gelinir ve orada durup dua edilir.
— Bu esnada orada durmak menasiktendir.
— Sonra hava iyice aydınlandıktan sonra oradan çıkılarak Batn-ı Muhassır e gelinir ve orada yürüyüşe hız verilir. Çünkü orası Allah'ın Ashab-ı Fil'e gazap ettiği yerdir. Binaenaleyh orada durmak ve eğlenmek olmaz.
Cemret'üI-'Akabe'ye gelindiğinde vadinin içine inerek, cemre'-ye yedi taş atılır. Bunların her biri bakla tanesi büyüklüğünde olup herbirini atarken tekbir getirilir.
— Bundan sonra kurban kesilen yere gidilir. Eğer yanında kurban varsa kurban keser. Kurbandan sonra traş olur.
— Sonra Mekkeye dönerek, ziyaret tavafı denen «ifâda tavafı» m yapar.
— Bu tavaftan sonra hacılara ihram sebebiyle haram olan —hatta hanımına yaklaşması dahil— herşey helâl, fakat Cemret'ül-Akabe'de taşlan attıktan sonra bu tavafı yapmayana,, kadına yaklaşmak helâl değildir.
tşte Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in haccmda tâkib-ettiği yol budur. Bunları yapanlar ona uymuş ve onun «Menaslkl-nlzi benden alın» hadîsiyle amel etmiş ve haccı sahih olmuş olur.
Şimdi haccdaki görevlerden her biri hakkındaki âlimlerin görüşlerini ve herbirinin tatbikatını beyan ederek bu görevleri açıklıyoruz:

7.14. MİK/İ.TLAR

«Mevâ'îd», «miâd»ın çoğulu olduğu gibi, «mevâkît»te «mîkât* in çoğuludur. Mikatlar (mevâkit) zamana ve mekana ait olmak üzere iki kısma ayrılırlar:

7.14.1. Zamana Ait Mikatlar

Zamana ait mikatlar; hacc amellerinin ancak kendisinde sahih olduğu vakitlerdir. Allahu Teâlâ bu vakitleri şöyle açıklamıştır: «Ey Muhammed sana hilâl halindeki aylan sorarlar.» De ki; 'onlar insanlar ve hacc için vakit ölçüleri (mevâkît) dir.» (Bakara: 189). «Hacc bilinen aylardadır.» (Bakara: 197).
Âlimler, hacc aylarından maksadın Şevval ve Zilkâ'de olduğunda icma etmiş. Zilhicce ayının tamamının yoksa on gününün mü hacc ayı olduğunda ise ihtilaf etmişlerdir. ibn Ömer, İbn Abbas, İbn Mesûd, Hanefîler, Şafiî ve Ahmed ikinci görüşü benimsemiş. İmam Mâlik ise birinci görüşü benimsemiştir.
Ibni Hazm da birinci görüşü tercih ederek demiştir ki: «Allahu Teâlâ «Hacc bilinen aylardır.» buyurmuştur. Bu ifadeden hacc aylarının iki ayla üçüncü ayın bir kısmı olduğu anlaşılmaz.» Yine îbn Hazm demiştir ki: «Hacc amellerinden birisi olan şeytan taşlama. Zilhicce ayının on üçüncü gününde yapılır ve haccın farzlarından olan ziyaret tavafı, ihtilafsız olarak zilhicce ayının tümünde yapılabilir. Bu durumda hacc aylarının üç ay olduğu ortaya çıkmış olur.»
Bu ihtilafın neticesi, kurban kestikten sonra yapılan hacc âmellerinde de kendini gösterir: «Zilhiccenin tümü haccm vaktidir.» diyene geciktirme kurbanı gerekmez. «Zilhiccenin sadece on günü kurban günleridir.» diyene ise geciktirme kurbanı gerekir.

7.14.2. Hacc Aylarından Önce İhrama Girmek

ibn Abbas, ibn Ömer, Câbir ve Şafiî «ihram; hacc aylarının dışında sahih olmaz» görüşüne varmışlardır.
Buhâri şöyle demiştir: İbn Ömer (r.a.) «hacc aylan Şevval ve 2ilka'de aylan ile Zilhiccenin on günüdür,» demiştir. îbn Abbas da; «İhrama hacc aylannın dışında girmemek sünnettendir,» demiştir.
îbn Cerir'in İbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre; İbn Abbas (r.a.); «Hacc aylannm dışında, hiç bir kimsenin ihrama girmesi sahih olmaz», demiştir.
Hanefîler, İmam Mâlik ve Ahmed: «Hacc aylarından önce ihrama girmek kerahatle beraber sahihtir,» görüşündedirler.
Şevkânî birinci görüşü tercih ederek şöyle demiştir' «Allahu Teâlâ'nm, hacc âmelleri için belli aylar tayin etmesi, hac~ aylann-dan önce ihrama girmenin men edildiği görüşünü kuvvetlendirmektedir. İhram hacc amellerinden bir ameldir. Hacc aylarından önce ihrama girmenin sahih olduğunu iddia edenin, delil getirmesi gerekir.»

7.143. Yere Ait Mİkatlar

Yere ait mikatlar; hacc ve umre yapmak isteyenin ihrama girdiği yerlerdir. Hac veya 'umre yapanın ihrama girmeden bu yerleri geçmesi caiz olmaz.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu mikatleri şöyle açıklamıştır: «Medine ehlinin mikâtı Zülhuleyfe'dir. (Bu durumda Mekke'yle arasında 450 km. kalmış olur. Zülhuleyfe Mekke'nin kuzey tarafındadir.) Şam ehli için, Cuhfe'yi mîkât olarak tâyin etmiştir. (Cuhfe; Mekke'nin kuzey batısında bir yer olup, Mekkeyle arasında 187 km. kalır. Şimdi Cuhfe harap olduğu için, Cuhfe'nin yol işaretlerini geçtikten sonra, bu yerden geçenlerin mikâtı ile Mısır ve Şam ehlinin mika» Râbîğ olmuştur.) Necid ehlinin mikati, Karnü'1-Me-nâzil'dir. (Bu yer; Arafat'a doğru uzanan Mekke'nin doğusunda bir dağdır. Mekke'yle arasında 94 km. vardır.) Yemen ehlinin mîkâti Yelemlem'dir. (Yelemlem; Mekke'nin güneyinde bir dağdır. Mekke'yle arasında 54 km. vardır.) Irak ehlinin mikati Zât-u 'Irk'tir. (Bu yer Mekke'nin kuzeydoğusunda kalır. Mekke'ye uzaklığı 94 km. dir.)
Bazıları mikât yerlerini nazım halinde söylemişlerdir:
'Irk, Irak'ın; Yelemlem, Yemen'in;
Zülhuleyfe de Medinelilerin ihrama girme yeridir.
Eğer oradan geçerlerse, Şamhlann, Cuhfe;
Necid ehlinin, Kam ihram yeridir.

Bu mikatleri Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem tayin etmiştir, îster o taraftan olsun, ister başka taraftan olsun, buralardan geçen herkesin mikât yeri, bu yerlerdir. Bir hadiste Rasûlüllah sal-
lallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Bu mîkâtler, zikri geçen yerlerin halkı ile başka yerlerden hacc ve 'Umre yapmak isteyerek buralara uğrayanların mîkâtidir.» Yani bu yerler, bu yerlerin ahalisiyîe, bu yerlerden geçenlerin mîkât yeridir. Eğer bu muayyen yerlere yakın ahaliden değilse, hacc niyetiyle Mekke'ye geldiği zaman bu yerlerden ihrama girer. Mekke'de bulunup da hacc yapmak isteyenin mîkâti, Mekke'nin evleridir. Şayet Umre yapmak isterse onun mîkâti Hill'dir. Hill'e çıkarak oradan ihrama girer. Hill'den ihrama girmenin asgarî mevkii, Ten'im denen yerdir. Mîkâtla, Mekke arasında bulunan kimsenin mîkâti ise evidir, tbn Hazım şöyle demiştir: «Bir kimsenin yolu bu mîkâtlerin herhangi birisinden geçmezse, ister kara, ister deniz yolcusu olsun istediği yerden ihrama girer.

7.14.4. Mikkattan Önce İhrama Girmek

Îbnü'l-Münzir şöyle demiştir: 'İlim ehlinin icma'ına göre; mî-kât'tan önce ihrama giren, ihrama girmiş sayılır. Ancak 'mekruh olur mu?' sorusuna gelince; dendi ki; «Evet, çünkü sahabenin sözüne göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Zülhuleyfe'yi, Medine halkı için mîkât tayin etmiştir. Bu tayin, niyetle bu mîkâtler-den hacca girilebileceğini ve mîkâte gelmeden veya geçtikten sonra girilmemesi gerektiğini göstermektedir. Mîkâttan önce ihrama girmek her ne kadar haram değilse de, en azından efdâl olanı terk etmektir.»
 İHRAM

Tarifi

İhram; iki hacc ibadetinden birisine niyet etmektir. Hacca, umreye veya ikisine beraberce niyet edilir. Niyet bir rükündür. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Dİnİ yalnız Allah'a has kılarak ona kulluk etmekle emrolunmuşlardı.» (Beyyine: 5) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem de «Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır.» buyurmuştur.
Niyetin hakikati ve onun yerinin kalb olduğu hakkındaki açıklama abdest bahsinde geçmişti. Kemâl bin Hümâm şöyle demiştir: «Rasûlüllah'm haccını rivayet edenlerden hiç birisinin Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellemden 'Umreye niyyet ettim,' veya 'hacca niyet ettim', sözünü işittiğini bilmiyoruz.»

7.15.2. İhramın Adabı

îhrâmın gözetilmesi gereken bir takım edebleri vardır. Bunları aşağıda zikrediyoruz:

7.15.2.1. Temizlik:

Temizlik, tırnaklan kesmek, bıyıklan kısaltmak, koltuk altlarını almak, kaşıklan traş etmek, abdest veya daha faziletli olan gu-sül abdesti almak, sakallan ve başın saçlanm taramakla meydana gelir.
Ibn Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Kişinin ihrama ve Mekke'ye girmek istediği zaman yıkanması sünnettendir.» (Hadisi Bezzâr, Dâ-rekutnî ve Hâkim rivayet etmiş. Hâkim sahihlemiştir.)
îbn Aflbas (r.a.) dan rivayet olunduğuna göre; Nebi aleyhisse-lam şöyle buyurmuştur: «Hayizlı ve nifaslı kadınlar yıkanır ve ihrama girerler. Temizleninceye kadar Ka"beyi tavaf etmenin dışında bütün hacc görevlerini edâ ederler.» (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizi rivayet etmiş, Tirmizî hasen saymıştır.)

7.15.2.2. Dikişli elbiseleri çıkararak, ihram elbiselerini giymek:

îhram elbiseleri; baş hariç vücudun üst kısmını örten bir elbiseyle, vücudun alt kısmım örten diğer bir ejbisedir. İkisinin de beyaz olması gerekir. Çünkü beyaz elbise Allah'ın en çok sevdiği elbisedir.
tbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah ve ashabı, tarandıktan ve vücutlarını örten üst ve alt elbiselerini giydikten sonra Medine'den yürüdüler.» (Bu hadisi Buhâri rivayet etmiştir.)

7.15.2:3. Eseri ihramdan sonraya kalsa bile, vücud ve elbiseye güzel koku sürmek:

Âişe (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ihramda iken, saçının aynldığı yerdeki misk parıltısı, sanki hâlâ gözümün Önündedir.» (Hadisi Buhâri ve Müslim rivayet etmiştir.)
Yine Buharî ve Müslim'in Aişe (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre Âişe (r.a.) şöyle'demiştir: «Ben Rasûlülîah'ı, ihram için ihrama girmezden evvel, ihramdan çıkması için de Beyt'i tavaf etmezden önce kokulardım.» Yine Âişe demiştir kî- «Biz Rasûlüllah sallalla-
hu aleyhi ve sellem ile birlikte Mekke'ye yönelik yola çıkardık; ihrama girerken yüzlerimize kokulu misk sürerdik. Birimiz terledi mi, misk yüzüne akar, Rasûlüllah da onu görür, fakat bizi bundan nehyetmezdi.» {Hadisi Ahmed ve Ebü Dâvûd rivayet etmiştir.)

7.15.2.4. îki rek'at namaz kümak:

Bu namazda, «ihram sünnetine» diye niyet eder. Birinci rek'at-te Fatiha ve Kafirûn suresini, ikinci rek'atte îhlas sûresini okur.
îbn Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselam Zülhuleyfe'-de iki rek'at namaz kılardı.» (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Kılınacak farz namaz, tahiyyet'ül-mescid namazı yerine geçtiği gibi ihram namazı için de yeterli olur.

7.153. İhramın Çeşitleri

îhram üç çeşittir: 1 — Kıran; 2 — Temettü; 3 — Ifrâd.
Âlimler; bu üç kısımdan herhangi birisinin caiz olduğunda ic-ma' etmişlerdir.
Âİşe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: «Veda haccı senesinde Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte çıktım. Kimimiz yalnız umreye, kimimiz hacc ile umreye, kimimiz de yalnız hacca niyet etmişti. Rasûlüllah ise yalnız hacca niyyet etmişti. Umreye niyet eden, Kâ'be'ye gelince ihramdan çıktı. Fakat hacca niyet edenler veya hacc ile umreye beraberce niyet edenler, ta kurban gününe kadar ihramdan çıkmadilar.» (Hadisi Buharî. Müslim, Ahmed ve Mâlik rivayet etmişlerdir.)
 HACC-Î KİRAN:

Mikât yerinde, hacc ve 'umre için beraberce ihrama girerek tel-biyesinde «Hacc ve 'umre yapmak üzere lebbeyk», der. Bu niyyet, ihrama girenin hacc ve 'umre amelleri bitinceye kadar ihramh olarak kalmasını gerektirir. Veya önce 'umre için ihrama girer. Sonra tavaftan önce 'umrenin üzerine hacca girer.
 HACC-I TEMETTÜ'

Temettü; hacc aylannda 'umre yapıp sonra 'umre yapılan sene haccetmektir. Temettü' .denmesinin sebebi, hacc aylannda memİketine dönmeden bir senede hacc ve 'umreyi eda edip bunlardan sevap olarak faydalandığı içindir.
Temettü' haccı yapan, ihramdan çıktıktan sonra, elbise giyinmek, koku sürünmek ve diğerleri gibi, ihramdan çıkanın faydalandığı şeylerden faydalanır. Bir ihramla hacc ve 'umre beraberce yapıldığı için bu ismi almıştır.

Tensettu'un sekil: Mikât'tan sadece 'umre için ihrama girerek telbiye getirirken «Umre yapmak üzere Lebbeyk», der. Bu niyet, hacı Mekke'ye varıncaya kadar ihramlı olarak kalmayı gerektirin Sonra Kâ'be'yi tavaf eder. Safa ile Merve arasında koşar. Saçlarını traş eder veya kısaltır. Haremden dışarı çıkar. İhram elbisesini çıkararak normal elbisesini giyer. Terviye günü gelinceye kadar ihram sebebiyle kendisine haram olan şeyler helâl olur. Daha sonra Mekke'den hacc için ihrama girer.
Hafız, Fetih kitabında şöyle demiştir: «Cumhur ulemanın görüşü şudur: Temettü'; bir kişinin hac aylannda, aynı senede, bir yolculukta hacc ile umrenin arasını cem' edip 'umreyi önce yapması demek olup Mekkeli olmak gerekir. Bu şartlardan herhangi birisi bozulursa temettü' yapmış sayılmaz.»

7.15.3.3. HACC-I ÎFRÂD

Ifrad: Hacca gitmek isteyenin, mikâttan yalnız hacc için ihrama girerek telbiyesinde «Hacc yapmak üzere lebbeyk,» demesidir. Hacc amelleri bitinceey kadar ihramlı olarak kalır. Sonra dilerse 'umre yapar.

7.15.4. Hangi Haccın Daha Faziletli Olduğu

Fakihler haccın hangi çeşidinin faziletli olduğu hakkında ihtilaf etmişlerdir.
Şâfi'iler; hacc-ı ifrâd ve temettü' yapanlar, hacc ve 'umrenin fiillerini tam olarak yaptıkları için temettü' ve ifrâd'ın, hac-ı kıran' dan daha faziletli olduğu görüşündedirler. Halbuki, hacc-ı kıran yapan, sadece hacc emellerini yapar.
Yine Şâfi'îler dediler ki: Temettü' ve ifrâd hakkında iki görüş vardır: Birinci görüşe göre; temettü' daha faziletlidir, ikinci görüşe göre ise; ifrâd daha faziletlidir.
Hanefiler şöyle demiştir: Hacc-ı kıran, temettü' ve ifrâd'dan, Hacc-ı temettü' de hacc-ı ifrâd'dan daha faziletlidir.
Mâlikîler; hacc-ı ifrâd'ın, temettü' ve kıran'dan daha faziletli olduğu, görüşündedirler.
Hanbeliler ise; temettu'un, kıran ve ifrâd'dan daha faziletli olduğunu söylemişlerdir.
Kolaya en yakın olan görüş bu olup, insanlar için de en uygunu budur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in kendisi için tercih ettiği ve ashabına emrettiği şekil de budur.
Müslim'in 'Atâ'dan rivayet ettiğine göre; 'Atâ demiştir ki: Câ-bir bin Abdullah (r.a.)'m şöyle dediğini işittim: «Biz Muhammed'in ashabı yalnız hacca niyet ettik. Nebi aleyhisselam Zilhicce'nin dördüncü sabahı gelerek İhramdan çıkmamızı bize emir buyurdu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «İhramdan çıkın, kadınlarınızla cima edin» dedi. (Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına kadınlarla cima etmeyi kati olarak emir buyurmamış, lâkin kadınları onlara helâl kılmıştır.) Câbİr (r.a.) şöyle devam etti: «Biz 'Arafe ile aramızda ancak beş gece kalmışken, Rasûlüllah kadınlarımızla cima etmeyi, sonra zekerlerimizden meni damlayarak Arafat'a gelmemizi emir buyurdu Öyle mi?' dedik. Bunun üzerine Ra* sûlüllah sallallahu aleyhi ve selîem aramızda ayağa kalkarak şöyle buyurdu: «Bilirsiniz ki ben, sizin Allah'tan en ziyade korkanınız, en doğru söyleyeniniz ve en iyinizim. Yanımda kurbanım olmasaydı, mutlaka ben de sizin çıktığınız gibi ihramdan çıkardım. Geride bıraktığım bu iş bir başıma gelseydi, yanımda hediye getirmezdim, öyle ise ihramdan çıkın.» Bunun üzerine hemen ihramdan çıktık-Rasûlüllah'tn emrini dinledik ve itaat ettik.»

7.15.5. Mutlak Olarak İhrama Girmenin Caiz Olduğu

Bir kimse haccın çeşitlerini bilmediği için, hiç bir çeşidi tayin etmeden, Allah'ın farzını eda etmeyi kasdedertk mutlak olarak ihrama girerse niyeti caiz olup ihramı sahihtir.
Alimler şöyle dediler: Eğer temettü', kıran ve ifrâdı kalben kas-detmeden, lisanıyla da birşey söylemeden, —insanların yaptığı gibi— hacca niyet eder ve telbiye getirirse, haccı sahih olur. Bu üç şekilden herhangi birisini uygular.

7.15.6. Hacc-ı Kıran ve Temettü' Yapanın Tavafı İle Sa'yı ve Harem Ehlinin Hacc-ı İfrât'tan Başka Hac Yapamiyacağı
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; kendisine temettü' haccı hakkında sorulunca şöyle cevap vermişti: «Veda haccm-da muhacirler, ensar ve Nebi aleyhisselam'm zevceleri hacc için ni-
yet edip ihrama girmişlerdi. Biz de aynı şeyi yapmıştık. Mekke'ye vardığımız vakit Rasûlüllah sallaHahu aleyhi ve sellem; «Niyetinizi 'umreye çeviriniz, ancak kurbanını hazırlamış olanlar müstesna», buyurdu. Biz de Beyt'i tavaf ettik. Safa ile Merve arasındaki sa'yi-mizi yaptık ve kadınlarımızın yanma gelerek elbiselerimizi giydik. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Kurbanını hazırlamış olan kurban mahalline varıncaya kadar ihramdan çıkmasın.» buyurdu. Sonra terviye gecesi, yani Zilhicce'nin sekizinci gününde hacca niyet etmemizi emretti. Menâsiki ifa ettikten sonra gelip Beyt'i tavaf ettik ve Safa ile Merve arasında sa'y ettik. Bu suretle üzerimize kurban vacib olarak haccımızı tamamladık. Allahu Teâlâ buyuruyor ki: «Kim hacca kadar 'umreden faydalanırsa, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir. Bulamayana da hacca esnasında üç gün, şehrinize döndüğünüzde de yedi gün olmak üzere tam on gün oruç tutmak lâzımdır.» (Bakara: 196). Koyun bir kurban yerini tutar. Bunun üzerine aynı yılda iki ibadeti yani hac ile umreyi birleştirdiler. Çünkü Allah bunu kitabında böyle inzal etti. Nebisi de öyle sünnet kıldı ve Mekke'de oturmayanlara bunu mubah kıldı. Allahu Teâlâ buyuruyor ki: «Bu, ailesi Mescİd-i Haram'da İkamet etmeyenler içindir.» (Bakara: .,). Allah'ın zikrettiği hacc aylan, Şevval, Zilka' de ve Zilhicce'dir. Kim bu aylarda temettü' ederse ona kurban veya oruç gerekir.» (Hadisi Buhârî rivayet etmiştir.)
Bu hadiste, Harem ehlinin temettü' veya kıran yapamıyacağı-na dair delil vardır. Harem ehli, tek hacc-ı ifrâd yapabilir, ayrıca yine tek olarak da 'umre yapabilirler. İbn Abbas ve Ebû Hanîfe'nin görüşü budur. Çünkü Allahu Teâlâ; «Bu, ailesi Mescid-i Haram'da' ikame tetmeyenler içindir.» buyurmuştur. Mescid-i Haram'da ikamet edenlerin kimler olduğu hakkında ihtilaf edilmiştir, tmam Mâlik; «Bizzat Mekke'de oturanlardır,» demiştir. Bu A'rec'in sözü olup Tahâvi de bu görüşü benimseyerek tercih etmiştir. Hafız; «Zahir oian görüş budur,» demiştir. Şâfi'î «Namazı kısaltma mesafesinin en azında oturan kimse, Mescid-i Haram'm ehlidir,» demiş, îbn Cerîr de bu görüşü seçmiştir. Hnnefiler «Mikât ve Mîkât'Ia Mı kke arasında oturanlar, Mekke'nin ehli sayılır. Bu konuda ikamet ettiği yer dikkate alınıp yolculuğa çıktığı yere itibar edilmez,» denişlerdir.
Yine bu hadise göre; temettü' yapanın, önce 'umre için tavaf etmesi. Safa ile Merve arasında koşması gerekir. Böylece Kâ'be'yi selâmlama anlamına gelen kudüm tavafına gerek kalmaz. Arafat'ta vakfe yaptıktan sonra farz olan tavafı yapar. Bundan sonra, daha önce yaptığı gibi, Safa ile Merve arasında koşar.
Hacc-ı kıran yapana gelince; Alimlerin çoğunluğunun görüşüne göre; haccın görevlerini yapması ona kâfi gelir. Hacc-ı ifrâd yapan gibi hacc ve 'umre için bir defa tavaf eder ve bir defa sa'yeder.
«Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir : «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem hacc ve umreyi birleştirerek, hacc ve 'uınre için sadece bir tavaf yaptı.» (Hadisi Tirmizî rivayet ederek «hasendir,» demiştir.)
îbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Kim hacc ve umre için niyyet ederse, bir tavaf ve bir sa'y ona kâfi gelir.» (Hadîsi Tirmizî rivayet etmiş, «hasen, sahih, garîbdir,» demiştir. Hadisi Dârekutnî de tah-ric etmiş olup, onda şu ziyade vardır: «Hacc ve 'Umre görevlerini tamamlayıncaya kadar ihramdan çıkmaz.»)
Müslim'in rivayet ettiğine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Aişe (r.a.)'a şöyle demiştir: «Beyt'i tavaf edip. Safa ile Merve arasında sa'y etmen hacc ve 'umre için sana kâfi gelir.
Ebû Hanîfe; «iki tavaf ve iki sa'y gerektiği» görüşündedir. Delilleri kuvvetli olması bakımından birinci görüş daha evlâdır.
Hadiste geçtiğine göre; hacc-ı temettü' ve kıran yapana kurban gerekir. Kurbanın en azı bir koyundur. Kurban bulamayan kimse, üç gün hacda, yedi gün evine döndüğü zaman olmak üzere on gün oruç tutar. Evlâ olan Zilhicce'nin onuncu gününde arafe gününden önce üç gün oruç tutmaktır. Alimlerden Şevval ayının evvelinden üç gün oruç tutmayı caiz görenler vardır. Tâvûs ve Mücâhid bunlardandır. İbn Ömer; terviye gününden evvel, terviye günü ve arefe günü oruç tutabileceği görüşündedir. Eğer bu günlerde orucu tutmaz veya birazını bayramdan önce tutarsa teşrik günlerinde orucu tamamlaması gerekir. Çünkü Âişe (r.a.) ve İbn Ömer (r.a.) şöyle demişlerdir: «Kurban bulamayanın dışında, teşrik günlerinde oruç tutulmasına izin verilmemiştir.» (Hadisi Buhari rivayet etmiştir.) Haccda üç gün oruç tutmayı kaçıran kişinin sonradan kaza etmesi lâzım gelir. Yedi gün tutulan oruca gelince; bazıları, «memleketine dönünce tutar», bazıları ise, «binek ve eşyalarının yanma dönünce tutar.» demişlerdir. Son görüşe göre, yolda oruç tutması sahih olur. Mücâhid ve 'Atâ bu görüştedir. Bu on gün orucu arka arkaya tutmak gerekmez. Niyet edip ihrama girdiği zaman, telbiye getirmek meşru olur.

7.16. TELSİYE

7.16.1. Telbiyenin Hükmü

Âlimler; telbiyenin meşru olduğuna dair icma' etmişlerdir.
Ümmü Seleme (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, demiştir ki; Rasılüllah sallallahu aleyhi ve seilem'in şöyle dediğini işittim: «Ey Muhammed'in â!i, sizden kim hacc ederse haccmda yüksek sesle tel-biye getirsin.» (Hadisi Ahmed ve Ibn Hibbân rivayet etmiştir.
Âlimler telbiyenin hükmü, vakti ve onu geciktirenin hükmü hakkında ise ihtilaf etmişlerdir:
Şâfi'î ve Ahmed, telbiyenin sünnet olup ihrama girerken yapılmasının miistchab olduğu görüşündedirler. Eğer hacc İbadetine niyet edip telbiye getirmezse, kendisine bir şey lâzım gelmeden hacc ibadeti sahih olur. Çünkü Şâfi'î ve Ahmed'e göre; yalnız niyetle ihrama girmek gerçekleşir.
Hanefiler ise; telbiyenin veya teşbih çekmek ve kurban göndermek gibi telbiye manasına gelen ve telbiye yerine geçen söz ve davranışların İhramın şartlarından bir şart olduğu görüşündedirler. Şayet ihrama girer, telbiye veya "teşbih getirmez veya kurban gön-dermezse, ihrama girmiş sayılmaz. Hanefîlerin bu görüşü, ihramın onlarca niyet ve hacc âmellerinden bir âmelle oluştuğuna binaen-dir. İhrama niyet edip hacc ibadeti âmellerinden bir âmel yaptığı zaman teşbih getirir veya kurban gönderip telbiye getirmezse ihrama girmiş sayılır. Telbiyeyi terk edişinden dolayx kendisine kurban gerekir.
Maliki mezhebinin meşru' olan görüşüne göre telbiye vaciptir. Telbiyeyi terk etmek veya ihramla birlikte yapılmasını uzun bir zaman terk etmekle kurban lâzım gelir.

7.16İ. Telbiyenin Lâfzı

Mâlik'in, Nafi'den, onun da îbn Ömer (n.a.)'den rivayet ettiğine göre; RasûlüIIah sallallahu aleyhi ve seilem'in telbiyesi şöyleydi:
«Sana icabet ettim Allahım, sana icabet ettim. Sana İcabet ettim, Senin şerikin yok, Sana İcabet ettim. Hamd, nimet ve mülk sana mahsustur. Senin ortağın yoktur.»
Nafi şöyle demiştir: Abdullah bin Ömer (r.a.) telbiyeye şunu da üave ederdi:
«Allahım, sana icabet, sana İcabet, sana İcabet. Senin taatına koşarak, senin. Hayır senin elindedir. İcabet sana, rağbet ve amel de ancak sanadır.»
Âlimler, Rasûlüîlah sallallahu aleyhi ve seilem'in telbiyesiyle yetinmeyi müstehab görmüş, buna ilave etmek hususunda ise ihtilaf etmişlerdir.
-
Âlimlerin çoğu; 'telbiyeye ziyade etmekte bir beis olmadığı', görüşündedirler. Çünkü Nebi aleyhisselara îbn Ömer (r.a)'in ve sahabenin telbiyeye yaptıkları ziyadeyi duymuş fakat onlara bir şey söylememişti. (Hadisi Ebû Dâvûd ve Beyhâki rivayet etmiştir.) Mâlik ve Ebû Yûsuf, Rasûlüllah'm telbiyesine ziyade etmeyi mekruh saymışlardır.

7.I6J. Telbiyenin FazÜeÜ
îbn'Mâce'nin Câbir (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Câbir (r.a.) demiştir ki: Rasûlüîlah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Gün boyunca, güneş batmcaya kadar telbiye getiren bir ihramh yoktur ki, günahları silinmesin. Bu kişi haccdan annesinden yeni doğmuş gibi günahsız olarak döner.»
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: Rasûlüîlah sallallahu aleyhi ve sellem «Telbiye getiren kimse hiç bir zaman telbiye getirmez id, kendisine müjde verilmesin ve tekbir getiren kimse hiç bir zaman tekbir getirmez İd ona müjde verilmesin.» buyurdu. «Ey Allah'ın Nebîsi, o müjde cennet midir?» diye sorulunca Nebi aleyhisselâm «Evet,» dedi. (Hadîsi Taberân! ve Sa'd bin Mansûr rivayet etmiştir.)
Sehl bin Sa'd (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Telbiye eden hiç bir müslüman yoktur id, yerin her tarafı parça parça olup sağından ve solundan tas, ağaç ve kuru -toprak parçalan da onunla birlikte telbiye etmesin.» (Hadisi Ibn Mâce, Beyhakî, Tirmizî ve Hâkim rivayet etmiş. Hakim ise sahihlemiştir.)

7.16.4. Telbİyeyi Açıktan Okumanın Müstehab Olduğu

Zeyd bin Hâlid (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhis-selam şöyle buyunnuştur: -Bana Cebrail gelerek dedi ki: Ümmetine emret, telbiyeyi yüksek sesle okusunlar. Çünkü telbiye haccın alâmetlerindendir.» (Hadisi tbn Mâce, Ahmed, İbn Huzeyme ve Hakim rivayet etmiş. Hâkim 'hadisin isnadı sahihtir', demiştir.)
Ebû Bekir (r.a.)*den rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sal-lalîahu aleyhi ve sellem'e «Hangi hacc efdâîdir?» diye sorulduğunda, cevaben: «Yüksek sesle telbiye okumak ve 'hedy kurbanı'nt kesmek'» diye cevap verdi. (Hadisi Tirraizî ve İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Ebû Hâzim'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir : «Rasûlüllah'm ashabı ihrama girdikleri zaman, Revhâ'ya(*) varmadan telbiye sesleri yükselmeye başlardı.
Bu hadislerden dolayı alimlerin çoğu telbiyede sesi yükseltmeyi müstehab saymışlardır.
îmam Mâlik şöyle demiştir: «Telbiye getiren, Minâ ve Mescid-i Haram dışındaki cemaat mescidlerinde sesini yükseltmez. Ancak kendisi ve onu takip edenlerin, işiteceği kadar okur. Minâ ve Mescid-i Haram'da ise sesini yükseltir. Bu hüküm erkeklere göredir. Kadınlara gelince; onlar ancak kendileri ve onları takip edenler işitecek kadar seslerini yükseltirler. Bundan daha fazla seslerini yükseltmeleri kadınlara mekruhtur.»
'Atâ şöyle demiştir: «Erkekler seslerini yükseltirler. Fakat kadınlar kendileri işitecek kadar okurlar, seslerini yükseltmezler.»

7.16.5. Telbiye Getirmenin Müstehab Olduğu Yerler

Bir kaç yerde telbiye getirmek müstehabdır. Binerken, inerken, yüksek bir yere çıkarken veya inerken, bir toplulukla karşılaştığında, her namazın arkasında, seher vakitlerinde.
Şafiî, «Biz her zaman telbiye getirmeyi mubah görürüz,» demiştir.

7.16.6. Telbiyenin Vakti

îhrâma giren, ihram vaktinden itibaren telbiyeye başlar. Kurban bayramı günü Cemre-i Akabe'ye İlk taşı aüncaya kadar devam eder. Sonra telbiyeyi keser.
(•> Medine yakınlarında bir yer.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Cemre-i Akabe'ye kadar telbiye getirmeye devam etmiştir. (Hadisi Buharî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd, İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Hanefîler, Şâfi'î, Sevri ve âlimlerin çoğu bu görüştedir.
Ahmed ve İshâk «Bütün taşlan atıncaya kadar telbiye getirir, sonra keser» demiştir.
tmam Mâlik'e göre; Arafe gününde güneş zevale (baş ucuna) gelinceye kadar telbiye getirir, sonra keser. Bu durum hacca göredir. Umre yapan ise Hacer-i Esved'i selâmlaymcaya kadar telbiye getirir.
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduuğna göre: «Nebî aleyhisse-lam, 'umre yaparken, Hacer-i Esved'i selâmlayınca telbiyeyi keserdi.» (Hadisi Tirmizî rivayet etmiş, «hadis hasen sahih olup, ilim ehlinin çoğu bununla amel etmiştir,» demiştir.)

7.16.7. Telbiyeden Sonra Nebî Aleyhisselâm'a Salavat Getirmenin ve Dua Etmenin Müstehab Olduğu

Kasım bin Muhammed bin Ebî Bekir'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: «Erkeklerin telbiyeyi bitirdikten sonra Nebî aleyhisselâm'a salavat getirmeleri müstehabdır. Nebî aleyhîsselâm, telbiyesini bitirdikten sonra, Allah'tan kendisini bağışlamasını ve kendisinden razı olmasını isterdi.» (Hadisi Taberanî ve diğerleri ri
vayet etmiştir.)
 ÎHRAMLIYA MUBAH OLANLAR

Yıkanmak ve Çamaşır Değişmek

İbrahim Nehâî'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Bizim arkadaşlarımız, Meymun kuyusuna geldiklerinde yıkanırlar ve en güzel elbiselerini giyerlerdi.»
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; ibn Abbas, îh-ramlı olduğu halde Cuhfe'de bir hamama girdi. Kendisine «ihramlı olduğun halde hamama mı giriyorsun?» diye sorulduğunda, ibn Abbas; «Alîahu Teâlâ kirlerimizi temizlemek konusunda bize bir yasak koymamıştır,» demiştir.
Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o «İhramlı yıkanır ve elbisesini yıkar» demiştir.
Abdullah bin Huneyn'den rivayet olunduğuna göre; ibn Abbas'-la Misver bin Mahreme, Ebvâ denilen yerde ihtilaf etmişler, îbn Abbas, «îhramh bir kimse başını yıkayabilir», demiş, Misver ise; «ih-ramlı başını yıkayamaz.» mukabelesinde bulunmuştur. Ravî Abdullah dedi ki: «Bunun üzerine îbn Abbas bu meseleyi sormak üzere beni Ebû Eyyûb el-Ensârîye gönderdi. Kendisini kuyunun iki direği arasında yıkanırken buldum, bir elbiseyle örtünüyordu. Ona selâm verdim. 'Sen kimsin?' dedi. 'Ben Abdullah bin Huneyn'im. Beni sana, Rasûlüllah'ın ihram halindeyken başını nasıl yıkadığını sormak için Abdullah bin Abbas gönderdi.' dedim. Ebû Eyyûb elini elbisesinin üzerine koyarak elbisesini biraz çekip indirdi. Hatta başı göründü, sonra kendisine su döken kimseye, 'dök' dedi. O da başına su döktü, sonra başım elleriyle ovarak ellerini öne ve arkaya götürdü ve 'RasûIüEIah'ın işte böyle yaptığını gördüm', dedi.» (Hadisi Buharı, Müslim, Nesâî, Ebû Dâvûd, îbn Mâce rivayet etmiştir). Bir rivayetle Buhari'de şu ziyade vardır: «îbn Abbas'la Misver'in yanına dönerek onlara durumu haber verdiğimde, Misver îbn Ab-bas'a, 'seninle bir daha asla mücadele etmem' dedi.»
Şevkânî şöyle demiştir:

«Bu hadisde ihramlımn yıkanmasının caiz olduğuna ve yıkanırken eliyle başını örtebileceğine delalet vardır.»
îbni71-Münzir demiştir ki: «îhramlının cünûplükten dolayı yı-kanabileceğine âlimler icrna etmiş, bunun dışında yıkanmasında ise ihtilaf etmişlerdir.»
Malik'in Muvatta'mda Nafi'den rivayet ettiğine göre; tbn Ömer ihramh iken, cünûp olmanın dışında başını yıkamazdı. Malik'ten rivayet olunduğuna göre; o ihramlının suda başım örtmesini mekruh saymıştır.
Sabun ve çören otu, sidir ve hatmi bitkisi gibi kirleri giderecek herhangi bir şeyi kullanmak caizdir. Şafi'îler ve Hanbelilere göre; kokulu sabunla yıkanmak caizdir. Bunun gibi saç Örmelerini bozmak ve taranmak da caizdir.
Nebî aleyhisselam Âişe (r.a.)'ye şöyle buyurmuştur: «Başındaki Örgüleri çöz ve taran». (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Nevevî şöyle demiştir: «îhramda iken saç Örgülerini bozmak ve saç dökülmeyecek şekilde taramak bize göre caizdir. Ancak özürsüz taranmışsa mekruh olur. Başının üzerinde, eşyasını taşımasında bir beis. yoktur.

7.172. Tübban Giymek

Buharî ile Sa'îd bin Mansûr'un Aişe (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre; Âişe (r.a.) ihramhiun tübban (kısa don) giymesinde bir beis görmezdi.

7.173. Yüzü örtmek

Şâfİ'î ile Sa'îd bin Mansûr'un Kâsım'dan rivayet ettiklerine göre; Kâsıra şöyle demiştir: «Osman bin Affân, Zeyd bin Sabit, Mer-van bin Hakem ihramh iken yüzlerini örterlerdi.»
Tâvûs'tan rivayet olunduğuna göre; o «ihramh, toz veya kumdan dolayı yüzünü Örtebilir,» demiştir.
Mücahid'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: «As-hab rüzgâr fırtınası olduğu zaman yüzlerini örterlerdi.»

7.17.4. Kadının Mest Giymesi

Ebû Dâvûd ve Şâfi'î'nin Âişe (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre; «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, kadınların mest giymelerine müsaade etmiştir.»

7.17.5. Unutarak Başını Örtmek

Şâfi'î şöyle demiştir: «Unutarak basını örten veya unutarak gömleğini giyene bir şey yoktur.»
'Ata; «Bu kimseye bir şey gerekmez. Allah'a tövbe ve istiğfar eder,» demiş, Hanefiler ise; «fidye vermesi gerekir,» demişlerdir. Unutarak veya bilmeyerek koku sürülmesi konusunda âlimler ihtilaf etmişlerdir:
Şâfi'îlerin bu konudaki temel görüşü şudur: «Cehalet ve unutmak, av öldürmek gibi olmadığı müddetçe, men edilen bir şey için fidye gerekmesine mânı bir özürdür.» Traş olmak ve tırnaklan kısaltmak da Şâfi'îlerce sahih olan görüşe göre bunun gibidir. (Bu konu yerinde gelecektir.)

7.17.6 Kan Aldırmak, Çıban Deşmek, Öğütücü Dişlerden Çekmek ve Damar Kesmek

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ihramh iken başının ortasından kan aldırdığı sabit olmuştur.
İmam Mâlik «ihramhnın çıbanı deşip yarayı bağlamasında ve ihtiyaç olduğu zaman daman kesmesinde bir beis yoktur,» denrştir.
îbn Abbas: «îhramh öğütücü dişlerini çekebilir ve cerahatlenmiş sivilceyi deşebilir,» demiştir.
Nevevî şöyle demiştir: «thramlı kişi, ihtiyaç olmadan kan aldırmak istediği zaman, eğer bu kan aldırma işi, saçlarım kesme-
yi gerektiriyorsa haram olur. Eğer saçlarını kesmeyi gerektirmiyor-sa cumhur ulemaya göre bu şekilde kan aldırmak caizdir.»
îmam Mâlik bunu mekruh saymıştır.
Hasan'dan şöyle rivayet olunmuştur: «ihtiyaç olmadan kan aldırana saç kesmese bile fidye gerekir. Eğer zaruret varsa saçı kesmek caiz olup fidye vermek de caiz olur.
Zahir uleması, fidyeyi sadece saç kesmeye mahsus görmüşlerdir.

7.17.7. Başı ve Vücudu Kaşımak

Âişe (r.a.) 'dan rivayet olunduğuna göre; kendisine; «ihramlı vücudunu kaşıyabilir mi?» diye sorulduğunda, Âişe (r.a.) «Evet vücudunu kaşısın ve kaşımayı kuvvetlice yapsın,» dedi. (Hadisi Bu-hârî, Müslim ve Malik rivayet etmiş olup, Mâlik'in rivayetinde şu ziyade vardır: «Ellerim bağlı olup da ayaklarımdan başka kaşıyacak bir şeyim olmasa, yine vücudumu kasırdım.») Aynı rivayet İbn Abbas, Câbir, Sa'îd b. Cübeyr, 'Atâ, İbrahim Neha'î'den de gelmiştir.

7.17.8. Aynaya Bakmak ve Güzel Kokulu Bitki Koklamak

Buharî'nin îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre îbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: «îhramlı, reyhan koklar, aynaya bakar, zeytinyağı ve içyağı ile tedavi olabilir.»
Ömer bin Abdülaziz'den rivayet olunduğuna göre; o ihramlı iken aynaya bakar ve ihramlı iken misvak kullanırdı.
Ibnü'l-Münzir şöyle demiştir: «İhramhmn zeytinyağı, içyağı ve eritilmiş sade yağ yiyebileceği, bütün vücudunu güzel kokuyla ko-kulamasınm ise men edildiği üzerine âlimler icma' etmişlerdir.»
Hanefî ve Malikiler, ihramlınm ister koklamayı kastetsin ister etmesin, güzel kokuların bulunduğu yerde durmasını mekruh saymışlardır.
Hanbelî ve Şâfi'îlere göre; eğer kokulanmayı kastederse haram olur, kastetmezse haram olmaz. Şâfi'îler şöyle demiştir: «Kokusunu alacak şekilde, kokucu dükkanının yanında oturması caizdir. Çünkü bunu engellemekte zorluk vardır. Yanında oturmasiyla, kokulanmayı kastetmiş sayılmaz. Müstehap olan, Kabe gibi Allah'a yaklaşma yerlerinin dışında kokulu yerlerde oturmaktan korunmaktır. Kokulanmış olduğu halde Kabe'nin yanında oturmak mekruh değildir. Çünkü Kâ'be'de oturmak, Allah'a yaklaşmak niyetiyle yapılmaktadır. Mubah olan bir şey için Kabe'de oturmayı terketmek müs* hab olmaz.»
İhramhnın, kese veya şişe içinde güzel koku taşıması caizdir. Bundan dolayı kendisine fidye gerekmez.

7.17.9. - İhramlınm Kendisinin Veya Başkasının Paralarını

Korumak İçin Beline Para Kesesi Bağlaması ve Yüzük Takması
îbn Abbas (r.a.); «îhramlının para kesesi ve yüzük takmasında bir beis yoktur.» demiştir.

7.17.10. Sürme Kullanmak

îbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: «İhramlı, gözü ağrıdığı zaman güzel koku sürebilir, kullanmadığı takdirde gözü
ağrıyorsa sürme çekebilir.» Âlimler sürmenin süs için değil de tedavi için caiz olduğunda icma' etmişlerdir.

7.17.11. İhramlmın Şemsiye, Çadır, Tavan ve Benzeri Şeylerle Gölgelenmesi

Abdullah bin 'Amr şöyle demiştir: «Ömer (r.a.) ile beraber çıkmıştık. İhramlı olduğu halde ağacın dallan üzerine postu atarak altında gölgelendi.» (Hadisi îbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir.)
Ümmü'l-Husayn (r.a.) dan rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seüem ile beraber Veda hac-emda bulundum. Usâme bin Zeyd ile Bilâl'ı gördüm. Onlardan biri Nebi aleyhisselam'm devesinin yularım tutmuş, diğeri ise Nebî aleyhisselam'ı sıcaktan korumak için elbisesini kaldırıp ona gölgelik yapıyordu. Bu hal Cemre-i Akabe'ye kadar devam etti.» (Hadisi Müslim ve Ahmed tahric etmiştir.)
'Atâ: «Ihramîı, güneşten gölgelenip yağmur ve rüzgârdan korunabilir,» demiştir.

7.17.12. Kına Sürünmek

Hanbelîler, ihramlınm kadın olsun erkek olsun, başı hariç vücudunun herhangi bir yerini kına ile boyamasının haram olmadığı görüşündedirler.
Şâfi'îler şöyle demiştir: «Kişinin ihram halinde, elleri ve ayaklan dışında, vücudunun herhangi bir yerini kına ile boyaması caizdir. El ve ayaklarım ihtiyaç olmadan kınalaması haramdır. Yine
bunun gibi sert bir kınayla başı örtmek de haramdır.» Şâfi'îler, kocasının ölümünden dolayı iddet bekleyen dışında, kadının ihram halinde kına kullanmasını mekruh saymışlar. Eğer kadın iddet beklerken kına kullanırsa, iddetli iken, süs olsun diye boyanması haram olduğu gibi bu da haram olur.
Hanefî ve Mâlikîler şöyle demişlerdir: «îhramhmn kadın olsun, erkek olsun, vücudunun herhangi bir yerine kına sürmesi caiz değildir. Çünkü bu kokulanmaktır. Kokulanmak ise ihfamhya yasaktır.
Havle binti Hâkim'den, onun da annesinden rivayet olunduğuna göre Nebi aîeyhisselam Ümmü Seleme (r.a.)'ya şöyle demiştir: «îhramh olduğun halde kokulanma. Kınaya da dokunma. Şüphesiz kına güzel koku sayılır.» (Hadisi Taberânî Kebîr'inde, Beyhakî Ma'rifet'inde, îbn Abdülber de Temhid kitabında rivayet etmiştir.)

7.17.13. Terbiye Etmek İçin Hizmetçiyi Dövmek

Esma binti Ebî Bekir'den rivayet olunduğuna göre Esma (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber hacca gitmek' üzere yola çıktık. Mekke ile Medine arasındaki Arc denen mevkîye geldik. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem indi, biz de indik. Âişe (r.a.) Rasülüllah'm yanma oturdu. Ben de Ebû-bekir'İn yanında oturdum. Rasûlüllah ile Ebûbekir'in yolculuk malzemesini taşıyan deve bir tane olup Ebûbekir'in kölesinin berabe-rindeydi. Ebûbekir köleyi görmek için beklemeye koyuldu. Köle göründüğünde beraberinde yük devesi yoktu. Ebûbekir; 'deve nerede?' diye sordu. Köle; 'dün gece kaybettim,' dedi. Ebûbekir; «Bir tane deveyi mi kaybettin?» diyerek köleyi dövmeye başladı. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ise gülerek; 'Şu ihramlıya bakınız, ne yapıyor!' diyordu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu sözden fazla bir şey söylemiyor ve tebessüm ediyordu.» (Hadisi Ah-med, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce rivayet etmiştir.)

7.17.14. Sinek, Kene ve Karınca Öldürmek

'Atâ'dan rivayet olunduğuna göre; bir adam ihramh iken, üzerinde gezen karınca ve kene hakkında 'Atâ'ya sordu. 'Atâ; «Senden olmayan şeyleri üzerinden at» diye cevap verdi.
îbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: «îhramhmn büyük ve küçük kene öldürmesinde bir beis yoktur. İhramhmn deveden keneleri çekip alması caizdir.
'îkrime'den rivayet olunduğuna göre; îbn Abbas ona ihramh iken deveden keneleri çekip atmasını emretti. îkrime bunu hoş görmeyince, Îbn Abbas ona, «Kalk deveyi boğazla,* dedi. Bunun üzerine îkrime deveyi boğazladı. îbn Abbas da ona; «Annesi olmayası insan, devedeki nice büyük-küçük keneleri öldürdün.» dedi.

7.17.15 Beş Nevi Hayvanla Eziyet Veren Canlıların öldürülmesi

Âişe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o demiştir ki; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Beş nevi hayvan vardır ki, bunların hepsi fasıktır. (Diğerlerinden ayn ve zararlıdır) Haremde ÖldürülebiÜrler: Karga, çaylak, akrep, kuduz köpek, fare.» (Hadîsi Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir. Buha-ri'de «Yılan» ziyadesi de vardır.)
Âlimlerin ittifakıyla ekin kargası diğer kargalardan müstesnadır. Ekin kargası tohum yiyen küçük kargadır. Kuduz köpek demek, insanları dalayıcı olan, saldırgan ve onları korkutan köpek demektir. Aslan, panter, pars ve kurt gibi hayvanlar da saldırgan köpek gibidir. Çünkü Alîahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Ey Muhammedi Sana kendilerine neyin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: Size temiz olanlar helâl kılındı, Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirilerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin.» (Maide: 4). Diğer yırtıcı hayvanlar, ayette geçen «Kelb» kelimesinden çıkarılmıştır.
Hanefîler; «Ayette geçen kelb kelimesi sadece köpek demektir. Kurttan başka diğer yırtıcılar bu hükmün içine giremez,» demişlerdir.
îbn Teymiye ise şöyle demiştir: «îhramhnm, insanların adeti olduğu üzere yılan, akrep, fare, kargi ve saldırgan köpeği Öldürmesi caizdir. îhramlınuı, insanlardan ve hayvanlardan kendisine eziyet verenleri defetmesi .caizdir. Hatta bir adam üzerine saldırsa, savaşmaktan başka bir yol bulamazsa onunla savaşır. Çünkü Nebî aîeyhisselam şöyle buyurmuştur: «Malı uğrunda ölen şehittir. Cam uğrunda Ölen şehittir. Borcu uğrunda ölen şehittir. Namusu uğrunda ölen şehittir.» îbni Teymiye devamla demiştir ki: «îhramhyı pire ve ince karıncalar tırmaladığı zaman onlan üzerinden atması ve öldürmesi caizdir. Bu durumda ona bir şey lâzım gelmez. Üzerinden fUtnası, öldürmesinden daha iyidir. Hayvanlardan kendisine taarruz edenleri öldürmekten de nehyolunmuştur. Aslan ve pars gibi öldürülmesi helâl olan hayvanların, ihramlı kişiye saldırması halin-
de; eğer onİan öldürürse, âlimlerin iki görüşünden zahir olanına göre üzerine ceza gerekmez. Eziyet vermeden saçında bit aramaya gelince; kendini rahatlatmak sayılacağından bunu yapmaz. Şayet yaparsa üzerine bir şey lazım gelmez.
 
İHRAMIN MAHZURLARI

Sâri, bir takım şeyleri ihramlıya yasak ederek haram kılmıştır. Bunları aşağıda zikrediyoruz:
1 — Cinsî münasebet, öpmek, şehvetle dokunmak ve kişinin karısına cinsi münasebetle ilgili sözler konuşması gibi cimâya davet eden yollar.
2 — Kişiyi. Allah'a itaatin dışına çıkaracak derecede günâh işlemek ve kötülük yapmak.
3 —Kişinin, arkadaşları, hizmetçileri ve diğer insanlarla itişip kakışması.
Bu saydıklarımızın haram olduğuna delil şu ayeti kerimedir: «O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki; haccda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur.» (Bakara: 197).
Buharı ve Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kim Allah için hacc eder ve o esnada zevcesine yanaşmaz günah işlemezse anasından yeni doğmuş gibi günahsız olarak döner.»
4 — Gömlek, bornoz, kaftan, cübbe, don gibi dikişli elbise giymek veya sank, fes ve benzerleri gibi başın üzerine konan, başın her tarafım Örten elbise giymek. Yine bunlar gibi ayakkabı ve mest giymek haram olduğu gibi, kendisinde güzel koku bulunan boyanmış elbise giymek de haramdır.
îbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhisse-lâm şöyle buyurmuştur: «îhramlı; gömlek, bornoz, sank, pantalon, güzel kokulu bitki ve za'feranla boyanmış elbise ve mest giyemez. Ancak nalin bulamazsa, mestleri, topuktan aşağısı kalacak şekilde kesip giyer.» (Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)
Âlimler bu durumun erkeklere mahsus olduğunda İcma etmişlerdir. Kadınlar ise bu hükme dahil değildir. Onlar bütün elbise-Ierini giyebilirler, yüzünü örten Örtü, eldiven ve güzel kokuyla kokulanmış elbisenin dışındakiler bunlara haram değildir. Çünkü Îbn Ömer (r,a.) şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselam ihramda iken eldiven giymeyi nehy etmiştir. Bunların dışında usfur'la boyanmış elbise, ipek elbise, gömlek, mest ve kadınların süslendiği diğer elbiselerden istedikleri renklileri giyebilirler.» (Hadisi Ebû Dâvûd, Bey-hâkî ve Hâkim rivayet etmiştir. Hadisin ravileri, sahih ravilerdir.)
Buhari demiştir ki: Aişe (ı\a.) ihramlı iken usfurla boyanmış elbise giyerek şöyle demiştir: «Yaşmak ve yüz örtüsü takmayın. Ve zâferanlı elbise giymeyin.»
Câbir (r.a.); « Usfurla boyanmış elbiseyi güzel koku sürülmüş elbise saymam,» demiştir.
Âişe (r.a.) kadınların, ipek, siyah elbise ve mest giymelerinde bir beis görmezdi.
Buhari ve Ahmed'in Câbİr(r.a.),'den rivayet ettiklerine göre Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «İhramlı kadın, yüz örtüsü kullanmasın ve eldiven giymesin.»
Bu hadiste kadının ihramının yüz ve ellerini örtmemesi gerektiğine delil vardır. Âlimler, eğer yüzünü bir şeyle örterse bunda bir beis yoktur, demiştir. (Bu görüş zayıf olup, hadislere terstir.) Kadının şemsiye ve benzeri şeylerle erkeklerin görmesinden yüzünü örtmesi caiz olup, fitne olacağından korktuğu zaman ise, yüzünü örtmesi vacip olur.
Âişe (r-a.) şöyle demiştir: «ihramda iken Rasûlüllah ile birlikte olduğumuz halde kafilelere rastlar, onlarla karşılaşınca baş Örtümüzü yüzümüze indirir, geçtikleri zamanda yüzümüzü açardık.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve îbn Mâce rivayet etmiştir.)
Baş örtüsünü yüze indirmenin caiz olduğunu söyleyenlerden 'Atâ, Mâlik, Sevri, Şâfi'î, Ahmed ve Ishak da vardır.
Belden Aşağısını ve Yukarısını örten Elbise İle Pabuç Bulamayan Kişi:
Bir kimse belden aşağısını ve yukarısını örten elbise veya ayağa giymek için pabuç bulamazsa bulabildiği şeyleri giyer.
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselam Arafat'ta bir hutbe okuyarak şöyle buyurdu: «Müslüman alttan giyecek elbise bulamazsa don giysin, takunya bulamazsa mestlerini giysin.» (Hadisi Buharî, Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Ahmed'in diğer bir rivayeti şöyledir: Amr bin Dinar'dan rivayet olunduğuna göre îbn Abbas'in Nebî aleyhisselam'dan hutbe okurken şöyle buyurduğunu Ebû Şa'sâ kendisine anlatmıştır: «Alttan giyecek elbise bulamayıp' don bulabilen onu giysin, takunya bulamayıp mest bulabilen mestleri giysin.» Ben kendisine; «Nebî aleyhisselam 'mestleri kessin' demedi mi?» diye sordum. Îbn Abbas «Hayır» dedi. îmam Ahmed bu görüşü benimsemiş ve îbn Abbas'm hadisini delil getirerek takunya ve alt elbise bulamayan ihramlmın, mest ve donu, oldukları şekilde giymesini caiz görerek kendisine fidye gerekmediğim söylemiştir.
Cumhur ulema, takunya bulamayanın mestleri topukların altına kadar kesmesinin şart olduğunu, böylece mestleri kesmenin takunya gibi olduğunu söylemişlerdir. Çünkü îbn Ömer'in geçen hadisinde «EŞer takunya bulamazsa mestleri topuk altlarına kadar kessin» ifadesi vardır.
Haneliler; «alt elbise bulamayanın, şalvan yırtması veya fidye vermesi gerektiği» görüşündedirler.
îmam Mâlik ve Şâfi'î şöyle demişlerdir: «îhramlı, şalvan yırtmaz, onu olduğu gibi giyer ve kendisine fidye gerekmez. Çünkü Câ-bir bin Zeyd'in îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Nebî aley-hisselam şöyle buyurmuştur: «Alt elbise bulamayan şalvar giysin. Takunya bulamayan da mestlerini giysin ve mestleri topukların aşağısına kadar kessin.» (Hadisi Nesâî sahih bir senetle rivayet etmiştir.) Şayet şalvar giydikten sonra, alt elbise bulursa, şalvarı çıkarması gerekir. Eğer üstten giyilen elbise bulamazsa gömlek giyemez. Çünkü yukarıdan gömlek (rida) giyip, aşağıdan da şalvan izar olarak kullanması mümkün değildir.»
5 — İhramhmn nikâhlanması veya başkasının nikâhını kıymak üzere velî veya vekil olması.
Bu durumlarda nikâh akdi bâtıl olur. Böyle nikâhlara, şer'i hükümler lâzım gelmez. Çünkü Müslim ve diğerlerinin Osman bin Af-fân (na.)'dan rivayet ettiklerine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «İhramlı nikahlanamaz. Başkasına nikâh kıyamaz ve dünürlük yapamaz.» (Hadisi Tirmizî de rivayet etmiş olup, Tirmizî'nin rivayetinde «Dünürlük yapamaz» ifadesi yoktur.)
Tirmizî şöyle demiştir: «Hadis hasen sahih olup Nebî aleyhis-selam'm ashabından bazıları bununla amel etmiş. Mâlik, Şâfi'î, Ah-med ve Ishâk da bu görüşe katılmışlardır. Bunlar ihramlının evlenmesini caiz görmezler, eğer nikâhlamrsa nikah bâtıldır. «Nebî aley-hisselam'm ihramlı iken Meymûne ile evlendiği» rivayeti, Müslim'in «Nebî aleyhisselam ihramdan çıktıktan sonra Meymûne ile evlendi,» rivayetine ters düşmektedir.» Tirmizî bu rivayetler hakkında şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselam Meymûne ile Mekke yolunda evlendiği için bu evlenmesinde ihtilaf edilmiştir. Bazılan şöyle demiştir: Nebî aleyhisselam ihrama girmeden Meymûne île evlendi. İhramlı iken, Rasûlüllah'ın evlendiği ortaya çıktı. Daha sonra Mekke yolunda Serif'te ihramdan çıkmışken zifaf vaki oldu.»
Hanefîler; «ihramlmm nikâh kıydırmasının caiz olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Çünkü ihram hali, kadının kendisiyle yapı-
lacak sözleşme yetkisine mâni olmaz. Şüphesiz men edilen, cinsî münasebet olup, akdin sahih olması değildir.»
6 — Tırnaklan kısaltmak, baştaki ve vücuttaki kıllan traş etmek, kısaltmak veya herhangi bir yolla gidermek.
Allahü Teâlâ şöyle buyuruyor: «Kurban yerine ulaşıncaya ka~ dar, başlarınızı traş etmeyiniz.» (Bakara: 196.)
Alimler, ihramhmn özürsüz tırnaklannı kısaltmasının haram olduğuna dair icma' etmişlerdir. Şayet tırnağı kınlırsa, onu kopanp atmak fidyesiz olarak caizdir. Eğer kıllar kaldığı zaman zarar veriyorsa, onlan gidermek caiz olup fidye vermesi gerekir. Ancak göz kirpikleri ihramhyi rahatsız ederse, fidye vermeden onlan gidermek caizdir.
Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «İçinizde hasta olan veya başından rahatsız olan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir.» (Bakara: 196.) Bunun açıklaması yakında gelecektir.
7 — Erkek olsun kadın olsun vücuda veya elbiseye güzel koku sürmek.
tbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Ömer (r.a.) Mu-aviye'yi ihramlı iken güzel koku sürmüş olarak görünce, ona: «Git yıkan, şüphesiz ben Rasulullah'tan; 'hacı; saçı bası dağınık olan ve güezl koku kullanmadığından dolayı da kokusu değişmiş olandır/ dediğini işittim.» demiştir. (Hadisi Bezzâr sahih bir senetle rivayet etmiştir.)
Yine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şu hadisi vardır: «Sendeki güzel kokuya gelince; onu üç kerre yıka.»
thramh öldüğü zaman, suyuna ve kefenine güzel koku sürülmez. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ihramlı iken ölen kimse hakkında; «Bunun başını örtmeyin ve koku sürmeyin, çünkü o kıyamet günü telbiye getirerek dirilecektir.» buyurmuştur.
İhramdan önce, vücuduna veya elbisesine sürmüş olduğu güzel kokudan geri kalan eserde ise bir beis yoktur. Elma ve ayva gibi, koku için yetiştirilmeyen meyvalan koklamak mubahtır. Çünkü bunlar diğer bitkilere benzerler. Bunlardan kokulanmak kastedilmez ve bunlardan koku da yapılmaz.
İhramhya, Ka'be'nin kokusundan isabet etmesi halindeki hükme gelince; Sa'îd bin Mansûr'un, Salih bin Keysân'dan rivayet ettiğine göre Salih bin Keysân; «Enes bin Mâlik'i, ihramlı iken elbisesinin benin güzel kokusuna değdiğini ve elbisesini yıkamadığını gördüm,» demiştir. 'Atâ'dan rivayet olunduğuna göre, 'Atâ; «Elbi-sesini yıkamaz ve ona bir şey gerekmez» demiştir. Şâfi'îlere göre,* «Kâ'be'nin kokusuna sürülmeyi kasdeden kimse; elbisesini yıkaması mümkün olduğu halde yıkamaya acele etmezse, günahkâr olup kendisine fidye gerekir.»
8 — Kendisinde güzel koku bulunan boyayla elbiseyi boyamak.
Âlimler, kendisinde güzel koku bulunan boyalı elbiseyi giymenin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Ancak koku hissedilmeyecek şekilde yıkanırsa haram olmaz.
Nâfi'in, îbn Ömer (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhîs-selam şöyle buyurmuştur: «Versli veya za'ferânli elbise ■giymeyiniz, ancak yıkanmış olursa müstesna.» Yani ihramlı iken demektir. (Hadisi Ibn Abdilber ve Tahâvî rivayet etmiştir.)
Halkın, güzel kokulu elbise giyerek haram işlemelerine vesile olmasın diye, önder kişilerin, yıkanmış ta olsa bu tip elbiseleri giymeleri mekruhtur. Çünkü Mâlik'in Nâfi'den rivayet ettiğine göre; Nâfi\ Ömer bin Hattab (r.a.)'m kölesi Eşlem'in Abdullah bin Ömer'e şöyle anlattığını işitmiştir: Ömer bin Hattab, Talha bin Ubeydul-lah'm sırtında ihramlı iken boyalı bir elbise gördü de «Bu boyalı elbise nedir ya Talha?» dedi. Talha; «Ey müminlerin halifesi o elbise kırmızı çamurla boyanmıştır» deyince, Ömer (r.a.); «Ey cemaat, siz insanlann örnek aldığı önderlersiniz. Şayet cahil bir adam bu elbiseyi görse; 'Talha bin Ubeydullah, ihramlı. iken boyanmış elbise giydi,' diyecektir, öyleyse ey cemaat siz ihramlı iken hiç bir şekilde boyalı elbise giymeyiniz.* dedi.
Pişirilen yemeğe veya içeceklere güzel koku koymaya gelince; ihramlı bunları kullandığı zaman, şayet tadı, kokusu ve rengini fark-■etmezse kendisine fidye gerekmez. Şayet kokusu kalmışsa Şâfi'îlere göre böyle bir yemeği yemekle ihramhya fidye lazım gelir. Hane-fîler: «Fidye gerekmez, çünkü bu yemeği yemekle, güzel kokuyla kendini rahatlatmayı kasdetmemiştir,» demişlerdir.

9 — Ava saldırmak.
îhramlınin deniz avını avlaması, ona saldırması, başkasına işaret etmesi ve deniz avından yemesi caizdir. Ama ihramliya, görünen kara avını öldürmek, boğazlamak veya işaret etmek suretiyle, görünmeyen kara avına ise avlamaya yol göstermek veya ürkütmek suretiyle saldırmak haramdır. İhramhya kara hayvanım satmak, almak ve sütünü sağmak haram olduğu gibi, yumurtasını bozmak da haramdır. Buna delil Allahu Teâlânın şu ayetidir: «Deniz avı ve onu yemek size de-, yolculara da, geçimlik olarak helâl kılınmıştır, îh-ramlı bulunduğunuz surece kara avı size haram kılınmıştır.» (Mai-de: 96.)
İhramhya kendisi avlamayıp kendisi için avlanmayan veya avlamak için işaret ve yardım etmediği av etinden yemesi caizdir. Çünkü Muttalib'in Câbİr (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Nebî aley-hisselam şöyle buyurmuştur: «İhramda olduğunuz halde, siz avlamadığınız veya sizin İçin avlanmadığı müddetçe kara avı size helâldir.» (Hadisi Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiştir.)
Tirmizi şöyle demiştir: «Câbir'in hadisi, tefsir edici mahiyettedir. Muttalib'in, bu hadisi Câbir'den duyduğunu bilmiyoruz. Bazı ilim ehli bu hadisle amel ederek; ihramlımn, kendi avlamadığı veya kendisi için avlanmadığı müddetçe av etini yemesinde bir beis görmezler.»
Şâfi'î şöyle demiştir: «Bu konudaki rivayetlerin en güzeli ve en ölçülüsü budur.»
Ahmed ve îshâk'ın görüşü de bu olup, Mâlik ve alimlerin çoğu; hadisin gereğiyle amel edileceğini söylemişlerdir.
Eğer ihramlı, kendi izni olsun veya olmasın, kara avı avlarsa veya kendisi için avlanırsa, etinden yemesi haramdır. Ancak ihramlı olmayan kendisi için avlar da, ihramlımn yemesini kastetmeyip sonradan ihramhya etinden hibe eder veya satarsa bu etten yemesi haram olmaz.
Abdurrahman bin Osman et-Teymî'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: «İhramlı olarak Talha bin Ubeydullah'ın yanında bulunuyorduk. Kendisine bir kuş hediye ettiler. Talha uyuyordu. Bazımız bundan yedik, bazımız yemekten çekindik. Talha uyanınca yiyenlerin hareketini doğru buldu ve 'Biz onu Rasûlüllah i!e beraber yedik,' dedi >> (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiş-tir.)

10 — Av etinden vemek.
ihramhya, kendisi için, işaretiyle veya yardımıyla avlanmış kara avının etinden yemek haramdır. Çünkü Buharı ve Müslim'in Ebû Katade (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem hacc niyetiyle yola çıktı. Onun beraberindekiler de çıktılar. Derken, —içlerinde Ebû Katade'nin de bulunduğu—bazı ashabını ayırarak; «Bana kavuşuncaya kadar deniz sahilini takip edin,» buyurdu. Ayrılanlar deniz sahilini tuttular. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den ayrılınca hepsi ihrama girdiler. Yalnız Ebu Katade ihrama girmedi. Hep birlikte yürürlerken yaban eşekleri gördüklerinde, Ebû Katâde hemen üzerlerine hücum ederek onlardan bir dişi yaban eşeği vurdu. Arkadaşları hayvanlarından inerek onun etinden yediler. Sonra; «Eyvah, ihramlı iken et yedik.» dediler. Yabanî eşek etinin kalan kısmını yanlarına aldılar. Rasûlüllah'a gelince; «Ya Rasûlallah, bizler ihrama girmiştik. Ebû Katâde ihrama girmemişti. Derken bir takım yaban eşekleri gördük. Ebû Katâde derhal bunlara hücum ederek içlerinden dişi bir yaban eşeğini vurdu. Biz de hayvanlarımızdan inerek onun etinden yedik. Sonra da; 'Eyvah, ihramlı olduğumuz halde av eti yiyoruz,' dedik. Etinin kalan kısmını da getirdik.» dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Sizden hiç biriniz Ebû Katâde'ye emretti, yahut bir şeyle işarette bulundu mu?» diye sordu. Ashab; «Hayır,» dediler, «öyle ise kalan etini yeyin,» buyurdu.
Sa"b bin Cessâme, Rasûlüllah'a Ebvâ'da yahut Veddân'da iken bir yaban eşeği hediye etmiş, fakat Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem onu hemen geri çevirmiş ve; «Biz bunu sana iade edecek değildik. Şu var ki, biz ihramlıyız.» buyurmuştur. Bu hadis, diğer hadislerin arasını cem'etmesi bakımından ihramlı olmayanın, ihramlı için avlanması manasına hamledilmiş tir.
îbn Abdilber şöyle demiştir: «Bu görüşü benimseyenlerin delili, bu konudaki hadislerin sahih olmasıdır. Hadis, bu manaya hamledilince, hadisler arasındaki zıtlık, ihtilaf ve birbirini reddetme ortadan kalkmış olur. Hadislerin, bu mana üzerine hamledilmesi va-cibdir. Böylece hadisi bu manaya kullanmak mümkün olduğu zaman hadisler arasındaki taarruz kaldırılmış olur.»
îbn Kayyım da bu görüşü tercih ederek demiştirki: «Bu konudaki sahabe sözlerinin hepsi, bu açıklamaya delalet etmektedir.»
 İHRAM MAHZURLARINDAN BÎR MAHZUR İŞLEYENİN HÜKMÜ

Bir kimsenin özrü olur da, cinsi münasebet dışında, kıllan tras etmek, sıcak veya soğuktan korunmak için dikişli elbise giymek ve benzerleri gibi ihram mahzurlarından bir mahzur için dikişli elbise giymek ve benzerleri gibi ihram mahzurlarından bir mahzur işlemeye ihtiyacı olursa, bir koyun kesmesi .veya her fakire yanm sa' (2.917 gr.) olmak üzere altı fakiri doyurması veya üç gün oruç tutması gerekir. Kişi bu üç tanesi arasında muhayyerdir.
Cima dışında hacc mahzurlarından birini çiğnemekle hacc veya umre batıl olmaz.
Abdurrahman bin Ebî Leylâ'dan, onun da KaTs bin Ucra'dan rivayet ettiğine göre: Hudeybiye zamanında Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem onun yanma uğrayarak «Başının böcekleri sana eziyet verdi mi?» diye sormuş, Ka*b, «evet» cevabım verince, Rasûlüllah sailallahu aleyhi ve seilem ona; «Başını traş et. Sonra kur-
ban olarak bir koyun kes, yahut üç gün oruç tut veya üç sa' hurmayı altı fakire yedir,» buyurdu. (Hadisi Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Ebû Davud'un diğer bir rivayetinde KaT> şöyle demiştir: «Hudeybiye senesi Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber iken başıma böcekler üşüştü. Hatta gözlerimin hastalanacağından korktum. Bunun üzerine Allahu Teâlâ şu ayeti gönderdi: «Sizden kim hasta-olur yahut başından elemi bulunursa, ona oruçtan yahut sadakadan veya kurbandan bir fidye lazım gelir.» (Bakara: 196). Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem beni çağırarak bana; «Başını traş et ve üç gün oruç tut veya alö fakire bir frak (takriben 73 kg.) kuru üzüm yedir veya bir koyun kurban kes.» dedi. Bunun üzerine başımı traş ettim. Sonra kurban kestim.»
Şâfi'î, fidyenin gerekli olmasında özürlü olmayanı Özürlüye kıyas etmiştir.
Ebû Hanîfe ise; «özrü olmayana, eğer gücü varsa kurban gerekir. Kurban kesmeye gücü yoksa daha önce geçtiği gibi gerekmez», demiştir.

7.19.1. Kılların Bir Kısmını Kısaltmak Hakkında Gelen Rivayetler

'Atâ'dan rivayet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: «İhramlı üç kıl ve daha fazla yolarsa, kendisine kurban gerekir.» (Hadisi Sâ'-îd bin Mansûr rivayet etmiştir.)
ŞâfiTnin 'Atâ'dan rivayet ettiğine göre; 'Ata şöyle demiştir : «Bir kılda bir mûd (takriben 832 gr.) iki kılda iki mûd, üç veya daha fazla kılda ise bir kurban gerekir.»

7.19.2. Yağlanmanın Hükmü

Müsevvâ kitabında yazan şöyle demiştir: «Yağlanma, halis zeytin yağı veya halis sirke île olursa, hangi uzva sürülürse sürülsün, Ebû Hanife'ye göre kurban gerekir. Şâfi'îlere göre ise; «Baş ve sakalın kıllarını güzel kokulu olmayan bir yağla yağlamaya fidye gerekir. Vücudun diğer kısımlarına kokulu olmayan yağ sürülmesi halinde ise fidye gerekmez.»

7.193. Unutarak Veya Bilmeyerek Elbise Giyen Veya

Güzel Koku Sürülene Bir Zorluğun Bulunmadığı
thramlı, ihramlı olduğunu unutarak veya ihramhya haram olan şeyleri bilmediği halde elbise giyer veya güzel koku sürülürse kendisine fidye lâzım gelmez.

Ya'lâ bin Ümeyye (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlül-Iah'a Ci'râne denen yerde bir adam geldi. Üzerinde bir cübbe vardı. Sakalını ve başını sanya boyamıştı. «Ya Rasûlallah, 'umre için İhrama girdim. Durumum gördüğün gibidir,» dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah saUallahu aleyhi ve sellem, ona; «San boyayı yıka ve cübbeni çıkar, haccında yapmadığını 'umrende yap.» buyurdu. (Hadîsi Buhari, Müslim, Tirmizî, Nesâi ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
'Atâ şöyle demiştir: «Bilmeyerek ve unutarak ihramlı elbise giyer ye güzel koku sürünürse üzerine kefaret gerekmez.» (Hadisi Buhari rivayet etmiştir.)
Ancak unutarak veya hanımlığını bilmeyerek av Öldüren, bu hükmün dışındadır. Bu kimsenin ceza ödemesi vacibdir. Çünkü bu borç mal borcu gibidir. Bu mal borcu insanlara olan mal borcu gibidir ki, bilerek veya bilmeyerek kasten veya unutarak yapmak arasında bir fark yoktur.

7.19.4. Cima İle Haccm Batıl Olması

Alî, Ömer ve Ebû Hüreyre (r.a.), ihramlı iken hanımı ile cirnâ yapan adama tekrar hacc yapmaci için fetva vererek şöyle dediler: «Bu hüki'ım kadın ve erkek için aynıdır. Hatta hacclannı tamamlarlar, sonra gelecek sene bir hacc daha yaparlar ve kurban keserler.»
Ebû'I Abbas Taberî şöyle demiştir : «îhramlı ister Arafat'ta vakfeden Önce, ister sonra olsun, birinci ihramdan çıkmadan önce cima ederse haccı fasit olur. Bu durumda fasit olan haccma devam eder. Üzerine, bir deve kesmesi ve gelecek yıl haccmı kaza etmesi gerekir. Eğer kadın ihramlı olup, cimâya rıza göstermişse ona da hacca devam edip gelecek sene kaza etmesi gerekir. îlim ehlinin çoğuna göre kurban da bunun gibidir. Bazılarına göre İkisine bir kurban gerekir. Bu 'Atâ'nm görüşüdür.
Beğavî Şerhu's-Sünne adlı kitabında şöyle demiştir: «İkisinin bir kurban kesmesi, Şâfi'i'nin meşhur iki görüşünden birisidir. Ramazan gündüzlerinde, cima yapmanın keffaretinde olduğu gibi bunda da kurban erkeğe vacib olur. Haccı kaza için çıktıklarında, evvelki durum tekrar olmasın diye cima ettikleri yerde bîbirinden ayrılırlar. Deve kesmekten âciz kalırsa, inek keser. înek kesmekten âciz kalırsa, yedi koyun keser. Bundan da âciz kalırsa deveyi para olarak kıymetlendirir. Parayla yiyecek alarak her fakire bir mûd düşecek şekilde tasadduk eder. Buna da gücü yetmezse her mûd için bir gün oruç tutar.»
Rey ehli şöyle demiştir: «Eğer Arafat'ta vakfeden önce cima ederse haccı fasid olup, üzerine bir koyun veya devenin yedide biri gerekir. Şayet Arafat'ta vakfeden sonra cima ederse, haccı fâsid olmayıp üzerine bir deve kesmek gerekir. Hacc-i kıran yapanın haccı ifsad olduğu zaman, hacc-ı ifrâd yapana gerekenler buna da gerekir. Yine hacc-ı kıran olarak kaza eder. Kıran kurbanı üzerinden düşmez.» Rey ashabı devamla demiştir ki: «Birinci ihramdan çıkıştan sonra cima vaki olursa haccı fasid olmaz, ilim ehlinin çoğuna göre üzerine kaza da gerekmez.»
Bazıları ise kazanın vacip olduğu görüşüne varmışlardır ki; tbn Ömer, Hasan ve İbrahim'in görüşü budur. Bu kişiye fidye de gerekir. Ancak bu fidyenin deve mi, yoksa koyun mu, olduğunda ihtilaf edilmiştir. İbn Abbas ve 'Atâ devenin gerektiğini söylemişlerdir ki, bu görüş; 'İkrime'nin ve Şâfi'înin iki görüşünden birisidir-Diğer bir görüş ise üzerine koyun kesmek gerekir. Bu da Malik'in görüşüdür.
İhramlı ihtilam olur veya düşünmek ve bakmak suretiyle inzal vâki olursa; Şâti'ilere göre üzerine bir şey yoktur. Ancak Şâfi'îler; "Şehvetle dokunan veya öpen kimseye, inzal vâki olsun olmasın, koyun lâzım gelir.» demişlerdir. îbn Abbas (r.a.) «Üzerine kurban gerekir,» demiştir._
Mücâhid şöyle demiştir: «Bir adam İbn Abbâs'a gelerek şöyle dedi: «Ben ihramda iken, falanca kadın süslü-püslü bana geldi. Nefsime sahib olamayıp, şehvetim galip gelirse, bana ne gerekir?» diye sordu. îbn Abbas, sırtüstü yere uzanıncaya kadar güldü de şöyle dedi: «Sen şehveti güçlü bir adamsın, sana bir beis yoktur. Kurban kes, haccm tamamdır.» (Hadisi Sa'îd bin Mansûr rivayet etmiştir.)

7.19.5. Av Öldürmenin Cezası

Allahu Tealâ şöyle buyurmuştur : «Ey İnananlar, ihramlı iken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehlî hayvanlardan öldürdüğünün dengi olan bir hayvan cezası vardır ki, (bu, Öldürülene denk olduğuna) içinizde iki âdil kimsenin hükmedeceği, KaTıe'ye--ulaşacak bir kurbanı ödeme, yahut düşkünlere yemek yedirme şeklinde keffaret ya da yaptığının ağırlığını tatmak üzere bunlara denk oruç tutma vardır. Allah geçmiş telcileri atfetmiştir. Kim tekrar yaparsa Allah ondan Öc alır. Allah güçlüdür, öc alıcıdır.» (Mâide: 95)
îbn Kesir şöyle demiştir: «Âlimlerin çoğunluğunun görüşüne göre; cezanın gerekmesinde kasden av öldürenle unutarak öldüren arasında fark yoktur.
Zührî; «Kur'ân-ı Kerîm, kastet av Öldürene, sünnet de unutarak av öldürene cezanın gerektiğine defa/et etmiştir,» demektedir. Bunun manası sudun
Kur'ân-ı Kerim, «Yaptığının ağırlığını tatsın diye» âyetiyle
kasden av Öldürene ceza gerektiğine ve günahkâr olduğuna delalet etmiştir. Nebi aleyhisselam'ın ve ashabının verdikleri hükümlerden çıkan sonuca göre; Kur'ân, kasden öldürene ceza gereğine delalet ettiği, gibi, sünnet de hataen öldürene ceza gerektirmiştir. Şüphesiz av öldürme helak etme demektir. Helak edilen şeyi, ister kasden olsun ister unutarak olsun ödemek gerekir. Fakat kasden öldüren günahkâr olur, hataen öldüren ise ayıplanmaz.
Müsevvâ kitabında, yazan şöyle demiştir: «EhÜ hayvanlardan öldürdüğü kadar kendisine ceza vardır,» âyetinin manası Ebû Ha-nîfe'ye göre şöyledir: «Av öldürene, Öldürdüğü avın kıymetine denk bir ceza vardır. îki âdil kimse kıymeti hakkında hüküm verir. Bu ceza; Kâ'fce'ye ulaşacak ehlî hayvanlardan bir kurban, ya da miskinleri doyurma şeklinde keffaret olabilir.»
Şafii'ye göre, bu âyetin manası şöyledir: «Av öldürene ceza gerekir. Bu ceza, ya öldürdüğü avın şekil ve suretinde, ehlî hayvanlar cinsinden bir benzeri olabilir ki, bunun misli olduğuna iki adil kimse hükmeder ve kurban olarak cezasını çekmiş olur. Ya da bu ceza, miskinleri doyurmak şeklinde Jceffaret veya bunlara denk oruç tutma olur.»

7.19.5.1. Ömer île Ashabın Av Hakkında Beraberce Hüküm Vermeleri

Abdülmelik b. KariVden onun da Muhammed b. Sîrîn'den rivayet ettiğine göre: Bir adam Ömer (r.a.)'a gelerek; «Ben ve arkadaşım ihramlı olduğumuz halde atlarımızı yoldaki bir çukura sürdük. Orada bulunan bîr ceylana çarparak ceylanı ezdik. Bizim hakkımızda görüşün nedir?» diye sordu. Ömer (r.a.) yan tarafındaki adama; «Gel, sen ve ben bu iş hakkında hüküm verelim,» dedi. Sonra onların ceza olarak bir keçi kesmeleri gerektiği şeklinde hüküm verdiler. Bunun üzerine adam; «Müminlerin halifesi bir ceylan hakkında hüküm veremeyip yanına hüküm vermek için bir adam çağırdı,» diyerek geri döndü. Ömer (r.a.) adamın sözünü işitti ve onu çağırarak; «Mâide suresini okudun mu?,» diye sordu. Adam; «Hayır,» dedi, «Peki, benimle beraber hüküm veren bu adamı tanıyor musun?» deyince, adam yine; «Hayır,» dedi. Ömer (r.a.), şöyle cevap, verdi: «Eğer Mâide sûresini okuduğunu bana haber verseydin, seni döverek canını yakardım. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'inde
<İkİ adil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurban gerekir.» buyurmuştur. Bu yanımdaki adam da Abdurrahman bin AvF-dir.»
Selef uleması deve, sığır ve koyun öldürenlere bir deve; yaban eşeği, yaban sığın, erkek ve dişi yaban keçisinin herbirileri için bir sığır; ada taşvanı, güvercin, kumru, yaban tavuğa ve kuştan herbirileri için bir koyun kesmek gerektiği üzere hüküm vermişlerdir. Sırtlan öldürene bir koç, geyik öldürene bir keçi, tavşan için dört ayı geçmiş bir keçi, tilki için bir oğlak, yaban faresi (arap tavşanı) için de dört aylık bir keçi kesmek gerekir.

7.19.5.2. Ceza Olarak Kesilecek Hayvan Bulunmadığı Zaman Yapılacak îş

Sa'id b. Mansûr'un İbn Abbas'dan, «Ehli hayvanlardan öldürdüğü avın misli kadar bir ceza vardır,» âyeti hakkında rivayet ettiğine göre İbn Abbas şöyle demiştir: «İhramlı, bir av öldürdüğü zaman, üzerine ceza hükmü verilir. Eğer ceza olarak keseceği hayvan yanında ise, onu boğazlar ve etini tasadduk eder. Eğer yanında hayvan bulunmazsa hayvanın değeri paraya çevrilir. Para da yiyecek olarak hesab edilir ve hsr yanm sa' yiyecek için bir-gün oruç tutar, îhramlı, herhangi bir av öldürdüğü zaman, üzerine öldürme cezası hükmü verilir. Eğer ceylan ve benzeri bir hayvan öldürmüşse Mekke'de boğazlanmak üzere bir koyun kesmesi gerekir. Eğer koyun bulamaza üç gün oruç tutar. İhramlı, yaban keçisi ve benzeri hay-vanlan öldürmüşse üzerine bir sığır kesmesi gerekir. Eğer sığır bulamazsa yirmi miskin doyurur. Eğer yiyecek bulamazsa yirmi gün oruç tutar. İhramlı; deve, sığır, koyun, yabanî eşek v.b. hayvan öldürmüşse, üzerine bir deve kesmesi gerekir. Eğer deve bulamazsa otuz miskin doyurur. Doyuracak bir şey bulamazsa, otuz gün oruç tutar.» (Hadisi ibn Ebi Hâtem ve îbn Cerir rivayet etmiştir. İbn Ce-rîr'de şu ziyade vardır: «Yiyecek, miskinlere kannlannı doyuracak şekilde birer mûd olarak verilir.»)

7.19.5.3. Yemek Yedirmek Ve Oruç Tutmanın Keyfiyet*

Mâlik şöyle demiştir: «Av öldürüp de üzerine ceza hükmü verilen ihramlı hakkında işittiklerimin en güzeli şudur: İhramlı, öldürdüğü avı kıymetlendirerek yiyecek olarak kaç para tuttuğuna bakar. Sonra her miskine bir mûd verir veya her mûd yerine bir gün oruç tutar. Miskinlerin kaç tane olduğunu araştınr. Eğer on tane iseler on gün oruç tutar. Eğer miskinler yirmi tane ise, yirmi gün oruç
tutar. Eğer miskinler yirmi tane ise, yirmi gün oruç tutar. Böylece miskinlerin sayısı altmıştan çok olsa bile onların sayısınca oruç tutar»

7.19.5.4. Ortak Av Öldürenlerin Hükmü

Bir topluluk, kasden bir avı beraberce Öldürürlerse bunların hepsine bir ceza gerekir. Çünkü Allahu Teâlâ; «Ehli hayvanlardan öldürdüğünün misli kadar bir ceza vardır,» buyurmuştur.
îhramh iken sırtlan öldüren bir topuluk, tbn Ömer'e ne yapacaklarını sordular. İbn Ömer; «Bir koç kesiniz,» dedi. Onlar; «Hepimiz için bir koç mu keseceğiz?» dîye sorunca, İbn Ömer; «Evet hepinize bir koç yeter,» dedi.

7.19.5.5. Earem-i Şerifte Avlanmak ve Ağaç Kesmek

İhramlıya ve ihramh olmayana Harem'de avlanmak, avı ürkütmek ve insanların dikmediği ağaçlan kesmek, izhır (kokulu boya otu) ve sinameki bitkileri dışında —diken bile olsa— kuru otlan kesmek haramdır. îzhır ve sinameki otlarım kesmek, sökmek ve telef etmek mubahtır. Çünkü Buhârî'nin İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre îbn Abbas demiştir ki: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'nin fethi gününde şöyle buyurdu : «Şüphesiz bu yer mukaddestir. Bu yerin dikeni kesilmez, kuru otlan kesilmez, avı ürkütülmez, kayıp eşyası sahibini tanıyandan başkası tarafından alınamaz.» Abbas; «tzhır müstesna. Çünkü biz onu evlerimize ve kabirlerimize koyuyoruz,» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «İzhır müstesnadır,» buyurdular.
Şevkâni şöyle demiştir: «Kurtubî demiştir ki: 'Fakihler kesilmesi nehyedilen ağacm, insanın emeği olmadan Allah tarafından biten ağaç olduğunu söylemişlerdir. İnsanoğlunun emeği ile biten ağaçta ise ihtilaf edilmiştir.' Cumhur ulema; bunları kesmenin caiz olduğunu söylemiş, Şâfi'î ise; «Bütün ağaçlan kesme konusunda ceza gerekir.» demiştir. Âlimler; kınlan dallar, insanların dikmediği ağaçlardan kesilenler ve düşen yapraklarla faydalanmayı istisna etmişlerdir.»
îbn Kudâme şöyle demiştir: «Harem-i Şerifte insanların diktiği bakla, ekin gibi nebatlan almanın mubah olduğuna ve bunlan otlatmakta ve biçmekte bir beis olmadığına dair âlimler icma' etmişlerdir.»
Ravdatu'n-Neddiyye kitabında şöyle geçmektedir: «îhramh olmayana, Mekke'nin hareminde avlamak ve ağaçlarını kesmek hususunda günâh kazanmaktan başka bir ceza vacib olmaz, thramh, olana gelince; bu kişi av öldürdüğü zaman Allah'ın Kur'ân'da zikrettiği cezaya müstehak olur. Kendisiyle hüccet getirilecek bir delil bulunmadığı için Mekke'nin ağaçkinm kesen hakkında bir ceza yoktur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den; «Büyük ağacı kökünden kesene bir sığır gerekir,» şeklinde yapılan rivayet sahih değildir. Selefin bazısından yapılan rivayetler de hüccet olabilecek kuvvette değildir.»
Kitabın yazan devamla şöyle demiştir: «Hasılı; av öldürmek ve ağaç kesmek konusunda yapılan yasaklama (nehy) ile ceza veya kıymetini ödemek lâzım geldiği arasında bir bağıntı kurulmaz. Bilakis yasaklama, hakikatte haramlığı ifade eder. Ceza ve kıymet ise delilsiz gerekli olmazlar. Bu konuda Allahu Teâlâ'nın «îhramlı olduğunuz halde avı öldürmeyin...» âyetinden başka delil de yoktur. Bu ayette ise sadece belli bir ceza zikredilmiştir. Bunun dışında bir şey ödemek vacip olmaz.»

7.19.5.5.1. Mekke Hareminin Hududu

Mekke'nin haremi için, Mekke'yi kuşatan bir hudut vardır. Eeş ayn yönden bu yerlere işaretler dikilmiştir. Bu işaretler, her yolun yan tarafına dikilmiş bir metre yüksekliğindeki taşlardır.
Harem'in kuzey taraftan sının; Mekke İle arasında altı kilometre bulunan Ten'îm'dir.
Güney taraftan sının; Mekke ile arasında oniki kilometre bulunan Edâh'dır.
Doğu tarafından sının; Mekke ile arasında onalti kilometre bulunan Ci'râne'dir.
Kuzeydoğu tarafından sının; Mekke ile arasında ondört kilometre bulunan Vâdî-i Nahle'dir.
Batı tarafından sının: Mekke'ye uzaklığı onbeş kilometre bulunan Şemîsi'dir.
Muhibbuddin Taberî demiştir ki: «Zühri'nin, 'Ubeydullah bin Abdullah bin 'Utbe'den rivayet ettiğine göre İbn 'Utbe şöyle demiştir: «İbrahim aleyhisselam Harem'in işaretlerini Cebrail'in gösterdiği yerlere dikmiştir. Sonra Kusayy'a kadar kimse onlara dokunmadı. Kusayy gelince onîan yeniledi. Sonra Nebî aleyhiss^lâm gelinceye kadar kimse onlara dokunmadı. Nebî aleyhisselam Fetih senesi Temim bin Üseyd el-Huzâ'î'yi göndererek onlan yeniledi. Sonra Ömer'e kadar kimse onlara dokunmadı. Ömer (r.a.), Kureyş'ten dört kişiyi (Mahreme bin Nevfel, Sa'îd bin Yurbû', Huveytıb bin Abdüluzzâ ve Ezher bin Abdü'avf) göndererek o İşaretleri yeniledi. Sonra Muâviye Harem işaretlerini yeniledi. Daha sonra da Abdül-melik'e yenilemesini emretti.»

7.19.5.5.2. Medine'nin Haremi

Mekke'nin hareminde avlanmak ve ağaçlannı kesmek haram olduğu gibi Medine'nin hareminde avlanmak ve ağaçlarım kesmek de haramdır.
Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlül-lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «İbrahim aley-hisselam Mekke'yi harem kıldı. Ben de Medine'de iki kara taşlık arasını harem kıldım ki, dikenli bitki ve ağaçlan kesilmez ve avı avlanmaz». (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Ahmed ve Ebû Davud'un Alî (r.a.)'den onun da Nebî aleyhisse-lâm'dan rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisselam Medine hakkında şöyle demiştir: «Otlan biçilmez, avına dokunulmaz, bulunan eşyası alınmaz. Ancak bulduğunu ilân eden alabilir. Kişinin orada av öldürmek için silah taşıması caiz olmaz. Hayvanına yem için koparması dışında oradaki ağaçlan kesemez.»
Buhâri ve Müslim'in ittifak ettikleri hadiste; «Medine, 'Ayr dağı İle Sevr dağı arasında haremdir.» ifadesi vardır. Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunan bu hadiste, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Medine'deki iki kara taşlık arasını harem saymış, Medine-nin etrafında on iki mil mesafeyi de koru kılmıştır. Hadisde geçen «Lâbetân» kelimesi, «Lâbeh» kelimesinin tesniyesidir. Lâbeh ise; «içinde siyah taşlann bulunduğu yer» demektir. Medine; doğu ve batı taraftan bu iki kara taşlık arasında kalır. Medine'nin haremi; 'Ayr dağından Sevr dağına kadar uzanan on iki mil mesafelik yer olarak takdir edilmiştir. 'Ayr, Mîkât'ın yanmda bir dağ, Sevr ise kuzey taraftan Uhud'un yanında bir dağdır.
Rasûlüllah, sallallahu ve aleyhi ve sellem, Medine ehli için ziraat, binmek ve insanların ihtiyaç duyacağı benzer aletler yapmak için harem bölgesindeki ağaçlan kesmeye ve hayvanlara yem olsun diye otlan koparmaya müsaade etmiştir. Ahmed'in Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisseiam şöyle buyurmuştur: «İki siyah taşlık arası haremdir. Bu yerin tümü Medine'nin komşudur. Hayvanlara yem olmaktan başka bir şey İçin ağacı kesilmez.»
Burası Mekke'nin hareminden farklıdır. Çünkü Mekke'de oturanlar kendilerine yetecek şeyleri bulabilirler. Medine'nin hareminde oturanlann ise hayvanlarına yemlik olması için bu otlara ihtiyaçları vardır.
Medine hareminin avını öldürmek ve ağaçlarını kesmek hususunda ceza bulunmayıp günahkâr olmak vardır. Buharî'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselam' şöyle buyurmuştur: «Medine'nin şuradan şuraya kadar olan yeri haremdir. Bu yerin ağaçlan kesilmez. Bu yerde bid'at çıkarılmaz. Kim bu yerde bir bid'at çıkarırsa, Allah'ın, meleklerin ve bütün İnsanların laneti onun üzerine olsun.»
Her kim bu yerin ağaçlarından, kesilmiş olarak bulursa, onu alması helâldir. Sa'd bin Ebi Vakkâs (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Sa'd, Akik'deki köşküne çıktı. Orada bir kölenin bir ağacı kesmekle yahut sallayıp yapraklarını dökmekle uğraşır olduğunu görünce onun elbiselerini soydu. Kölenin sahipleri gelerek, soyup üzerinden aldığı elbiseleri Sa'd'dan iade etmesini istediler. Bunun üzerine Sa'd; «Rasûlüllah'm bana almamı caiz kıldığı şeyleri iade etmekten Allah'a sığınırım.» dedi. Ve eşyalannı onlara iade etmedi. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Ebû Davûd ve Hâkim'in rivayet ederek Hâkim'in sahihlediği hadise göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : «Medine'nin hareminde avlanan kimseyi kim görürse, avlananın elbiselerini soyup alması hakkı vardır.»

7.19.5.5.3. Başka Harem Var mıdır?

İbn Teymiye şöyle demiştir: «Mekke ve Medine'den başka, Beyt-i Makdİs ve diğer yerler de dahil, dünyada başka harem yoktur. Cahillerin «Kudüs haremi» ve «Halil haremi» dedikleri gibi, Mekke ve Medine'nin dışındaki yerler «harem» diye isimlendirile-mez. «Kudüs ve Halil haremi» dedikleri yerler, Müslümanlann ittifakıyla harem değildir, üzerine icma' edilen harem, Mekke'dir. Medine'ye gelince; âlimlerin çoğunluğuna göre, bununla ilgili hadislerin Nebî aleyhisselam'dan bize kadar ulaştığı gibi Medine de haremdir. Müslümanlar, Taif'teki Vucâ ismindeki bir vadinin dışında üçüncü bir harem konusunda tartışmadılar. Bazılarına göre Vucâ da haremdir. Ancak alimlerin çoğunluğuna göre harem değildir.

7.19.54.4. Mekke'nin Medine Ürerine Fazileti

Cumhur ulema, Mekke'nin Medine'den daha faziletli olduğu görüşündedir. Çünkü Ahmed, İbn Mâce ve Tirmizî'nin Abdullah bin Adî bin Et-Hamra (raO'dan rivayet edip Tirmizî'nin sahihlediği hadişte, Abdullah (r.a.) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selîem'm şöyle buyurduğunu işitmiştir: «Vallahi sen ey Mekke, Alah'm en hayırlı yerisin, Allah'ın en sevgili yerisin. Senden çıkarılmış olmasaydım asla çıkmazdım.»
Tirmizî'nin îbn Abbastan rivayet edip sahih saydığı hadiste; îbn Abbas (r.a.) demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve setlem Mekke için şöyle buyurdu: «Senden güzel ve benim için daha sevgili bir şehir yoktur. Kavmim beni senden çıkarmasaydı, başka bir yerde iskân etmezdim.»

7.20. İHRAMSIZ MEKKE'YE GÎRMEK

Hacc ve 'umre yapmak istemeyen kimsenin ister odun, ot, su, avcılık ve diğer işleri yapmak için tekrar gidip gelinen bir ihtiyaç için olsun, ister ticaret, ziyaret ve diğerleri gibi devamlı gidip gelinmeyen işler için olsun, ihramsız Mekke'ye girmesi caizdir. Bu hu-susda yolun emniyette olması veya olmaması arasında bir fark yoktur. Şâfi'î'nin iki görüşünden en sahihi budur. Şâfi'îler bununla fetva vermişlerdir.
Müslim'in rivayet ettiği hadiste Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, başında siyah sarık olduğu halde ihramsız Mekke'ye girmiştir, tbn Ömer (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Îbn Ömer (r.a.) yolun bir kısmından geri döndü ve ihramsız Mekke'ye girdi.
îbn Şihâb'dan rivayet olunduğuna göre; o «îhramsız Mekke'ye girmekte bir beis yoktur.» demiştir.
îbn Hazm; «îhramsız Mekke'ye girmek caizdir,» demiştir. «Çünkü Nebî aleyhisselam mîkât yerlerini, hacc veya 'umre niyetiyle geçenler için tayin etmiştir. Bu yerler, hacc ve 'umreye niyet etmeyenler için değildir. Allah ve Rasûlü hiç bir zaman «Mekke'ye İhramsız girilmez,» diye emretmemiştir. «îhramsız girilmez» demek Şer'î şerif'in gerekli kılmadığım gerekli kılmak demektir.

7.21. MEKKE'YE ve BEYT-İ HAREM*E GÎRMEK ÎÇİN MÜSTEHAB OLAN ŞEYLER
Mekke'ye girmek için aşağıdaki şeyleri yapmak müstehabdır:
1 — Yıkanmak: îbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; kendisi Mekke'ye girmek için yıkanırdı.
2 — Zahir tarafındaki Zîtuvâ'da gecelemek: Rasûlüllah bu yerde gecelemiştir. Nâfi' demiştir ki: «îbn Ömer de Zîtuvâ'da gecelerdi.» (Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)
3 — Mekke'ye yüksek tepeden (Küdâ' tepesi) girmek: Nebî aleyhisselam Muâllat tarafından Mekke'ye girmiştir. Buradan girmek kendisine kolay gelen buradan girer. Eğer kendisine zor gelirse durumuna göre uygun bir yerden girer. Bunun için kendisine bir şey lâzım gelmez.
4 — Eşyalarını güvenli bir yere bıraktıktan sonra, Kabe'ye doğru süratli bir şekilde gitmek: Benî Şeybe (Babü's-Selâm) kapısından içeri girip ,boyun eğerek ve huşu' içinde şöyle demek:
«Kovulmuş şeytandan, büyük olan Allah'a Kerim olan zâtına, kadîm saltanatına sığınırım. Allah'ın ismiyle başlarım. Allahım, Mu-hammed'e onun âline rahmet et ve onları selâmete erdir. Allahım, günâhlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç.»
5 — Gözünü Kabe'ye kaldırıp baktığı zaman ellerini kaldırarak şöyle duâ eder:
«Allahım, bu Beyt'in şerefini, büyüklüğünü, kerametini ve heybetini arttır ve ona hacc veya 'umre için gelerek böyle duâ edenlerin de şerefini, kerametini, büyüklüğünü ve İyiliğini arttır. Allahım, Sen Selâm'sın. Selâmet sendendir. Bizi selâmınla selâmla.»
6 — Sonra Hacer-i Esved'i ziyaret eder ve sessiz olarak onu öper. Eğer öpmeye imkân bulamazsa eliyle ve önünü dönerek onu selamlar. Eğer bundan da aciz kalırsa eliyle Hacerû'l-Esved'e işaret eder.
7 — Sonra Hacerü'l-Esved'in hizasında durarak, tavafa başlar. 3 — Tahiyyetü'l-Mescid namazı kılmaz. Şüphesiz Kabe'nin ta-
hiyyesi onu tavaf etmektir. Ancak farz namaz başlamışsa imamla beraber namazı kılar, çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Namaz başladığı zaman farz namazdan başka namaz kılınmaz.» buyurmuştur. Yine bunun gibi vaktin geçeceğinden korkarsa önce namaza başlayıp namazını kılar.
 TAVAF

Tavafın Şekli

1 — Tavaf eden, ihramını sağ koltuğunun altından çıkanp sol omuzuna atar, Kabe'yi sol tarafına alır, mümkün olduğu şekilde, Hacerü'l-Esved'i öperek veya selamlayarak veya işaret ederek hizasında durup tavafına başlar. Başlarken şöyle der:
«Allahın ismi ile başlarım. Allah en büyüktür. Aîlahım, sana İnandım. Kitabını tasdik ettim, ahdine vefa gösterdim ve Nebi aley-hisselam'ın sünnetine tâbi oldum.»
2 — Tavafa başladığı zaman ilk üç turda (şavt) remel (omuzlan oynatarak hızlı yürümek) yapması müstehabdır. Kabe'ye yakın olarak ve yürümeye hız vererek gidişini süratlendirir. Kalan dört şavtta ise normal bir yürüyüşle yürür. Eğer remel yapamaz veya tavaf edenlerin çokluğu ve insanlara zahmet vermesin diye Kâ'be'ye yakın tavaf etmeye gücü yetmezse, kolayına geldiği şekilde tavaf ecfcr. Rükn-ü Yemanî'yi selamlaması müstehabdır. Yedi şavtın her birinde Hacerü'l-Esved'i öper veya selamlar.
3 — Zikir ve duayı çoğaltması müstehabdır. Belli bir duayla sınırlı kalmadan içinden geçen duaları okumakta veya tavaf edenlerin söylediklerim tekrar etmekte serbesttir.
Burada yapılacak duâ ve zikir konusunda Allah ve Rasûlünün mecbur kıldığı belli bir zikir çeşidi yoktur, insanların, birinci şavtta şu dua, ikinci şavtta şu dua okunacak diye mecbur kıldıkları duaların aslı yoktur. Bugün insanların yaptığı bu dualar, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den sabit olmamıştır. Tavaf eden kendisi için ve kardeşleri için, dünya ve ahiretin hayrından dilediği duayı yapabilir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen du-âlann açıklaması ise aşağıdadır. Uygun olan bunları okumaktır:
i — Hacerü'l-Esved'e döndüğü zaman:
«Aliahım, sana İnandım, kitabını tasdik ettim. Ahdine vefa gösterdim, Nebi'nin sünnetine tabi oldum. Allah'ın ismiyle başlarım. Allah en büyüktür.» der.
2 — Tavafa başladığı zaman:
«Allah'ı teşbih ederim, hamd onadır. Ondan başka İlâh yoktur. Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet sahibi ancak odur.» der. (Hadisi tbn Mâce rivayet etmiştir.)
3 — Rukn-ü Yemani'ye vardığında duâ ederek şöyle der:
«Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve Şâfi'î rivayet etmişlerdir.)
4 — Şâfi'î şöyle demiştir: Tavaf edenin, Hacerü'l-Esved'in hizasına her geldiğinde tekbir getirerek remel yaparken:
«Aîlahım, haccımı mebrur, günahımı mağfur, çalışmamı meşkûr eyle.» diye duâ etmesini severim/
Tavaf ederken her şavtta şöyle dua edebilir:

«Rabbim, beni bağışla, bana merhamet et, bildiğin kusurlarımı affet. Sen en aziz ve en kerim olan zâtsın. Allahım, bize dünyada İyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.»
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; kendisi iki riikun arasında şöyle duâ ederdi:

«Allahım, verdiğin nziklarla beni kanaatkar kıl ve verdiğin rızkı benim için mübarek eyle. Daha önce, kaybettiklerime, şu anda hayırlı karşılık ver.» (Hadisi Sa'îd bin Mansûr ve Hâkim rivayet etmiştir.)

7.22.2. Tavaf Edenin Kur'an Okuması

Tavaf edenin, tavaf esnasında Kur'ân okumasında bir beis yoktur; Çünkü tavaf, Allah'ı zikir için meşru' kılınmıştır. Kur'ân ise zikirdir.
Âişe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Şüphesiz Kâ*beyi tavaf ve safa ile merve arasında sa'y etmek ve şeytan taşlamak Allah'ı zikir için meşru1 kılınmıştır.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiş, Tir-mizi; 'hadis hasen, sahihtir' demiştir.)

7.22.3. Tavafın Fazileti

Beyhâkî'nin hasen bir senetle îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Allahu Teâlâ, Beyt'ini tavaf edenlere her gün yüzyirmi rahmet gönderir. Altmışı tavaf edenlere, kırkı namaz kılanlara, yirmisi de Kâ'be'ye bakanlaradır.»
5 — Yedi şavtı bitirdiği zaman, şu âyeti okuyarak Makam-ı İbrahim'de iki rekât namaz kılar:
İbrahim'in makamını namaz yeri edinin.» (Bakara 125).
Bununla tavaf biter. Eğer tavaf eden, «Hacc-ı îfrâd» yapıyor-da; bu tavafa, «Kudüm Tavafı», «Tahiyye Tavafı» ve «Duhûl Tavafı» denir. Bu tavaf, haccm rüknü olmayıp vacib de değildir. Eğer Hacc-ı Kıran veya Temettü' yapıyorsa; bu tavaf onun için «Umre Tavafı» olur, aynı zamanda Tahiyye ve Kudüm Tavafı yerine de geçer. Bunun üzerine umresini tamamlaması gerekir. Safa ile Merve arasında koşar.

7.22.4 Tavafın Çeşitleri

1 — Kudüm Tavafı.
2 — İfada Tavafı,
3 — Veda Tavafı.
(Bunlar hakkında malûmat yerlerinde gelecek.)

4 — Nafile Tavaf: Hacmin, Mekke'de bulunma fırsatım ganimet bilerek, çok çok tavaf etmesi ve Mescid-i Haram'da namaz kılması gerekir.
Kâ'be'de kılınan namaz, diğer mescidlerde kılınan namazlardan yüzbin kat daha hayırlıdır. Nafile Tavafta, remel ve ihramı sağ koltuk altından çıkarıp sol omuza atmak yoktur. Sünnet olan, her ne zaman girilirse Kâ'be'nin etrafını tavaf ederek onu (tahiyye) se-lâmlamakdır. Diğer mescidler Kâ'be'nin hilafınadır. Onların tahiy-yesi ise namazdır.

7.22.5. Tavafın Şartlan

7.22.5.1. Büyük ve küçük hades îte pisliklerden temizlenmek:

îbn Abbas (r.a.)'m rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «KâT>eyİ tavaf, namaz gibidir.
Ancak Allahu Teâlâ tavaf yaparken konuşmayı helâl kılmıştır, öyleyse tavaf yaparken kim konuşursa hayırdan başka bir şey konuşmasın.» (Hadisi Tirmizî ve Dârekutnî rivayet etmiş. Hâkim, Îbn Huzeyme ve îbn Seken sahihlemişlerdir.)
Âişe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, Âişe (r.a.) ağlarken Ra-sûlülîah sallallahu aleyhi ve sellem yanına girdi de «hayız mı oldun?» diye sordu. Âişe «Evet» deyince Rasûllülah sallallahu aleyhi ve sellem: «Bu Allah'ın kadınlara mukadder kıldığı bir şeydir. Hacc eden kimsenin yaptığı bütün, ibadetleri yap, temizleninceye kadar Beyt'i tavaf etme.» buyurdu. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Yine Âişe (ra.)'dan rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: «Nebî aleyhisselam Mekke'ye geldiği zaman abdest alır, sonra Beyt'i tavaf ederdi.» (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)
Bir kimsede, devamlı akan burun kanı ve kesilmeyen istiha-ze kanı gibi giderilmesi mümkün olmayan bir özür bulunursa, o şekilde tavaf eder. Kendisine ittifakla bîr şey lâzım gelmez.
Mâlikin rivayet ettiğine göre; Abdullah bin Ömer'e bir kadın fetva sormak için geldi ve şöyle dedi: «Ben Beyt'i tavaf etmek için gelmiştim. Ancak mescidin kapısına gelince benden kan akü. Geriye döndüm. Kan kesildi. Tekrar geldim. Mescidin kapısına vannca benden yine kan aktı. Geri döndüm-Kan kesildi. Tekrar geldim, mescidin kapısına varınca tekrar kan aktı. Ben şimdi ne yapayım?» Abdullah bin Ömer kadına «Şüphesiz o kan şeytanın bir tep-mesid-.r. Yıkan ve avretine bir bez koyup ucunu beline bağla, sonra tavaf et» dedi.

7.22.5.2. Avret yerini örtmek:

Ebû Hüreyre (r.a.)'in rivayet ettiği hadise göre, o demiştir ki: «Ebûbekir (r.a.) beni, Rasûlüllah'ın kendisini hac emiri tâyin ettiği veda haccmdan evvelki haccm kurban kesme gününde, bu yıldan sonra hiçbir müşrikin haccedemiyeceğini ve kimsenin çıplak olarak BeytuHah'ı tavaf edemiyeceğini insanlara ilân etmek üzere bir cemaatle birlikte gönderdi.» (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)

7.22.5.3. Yedi şavttn tam yapılması:

Şayet herhangi bir şavttan bir adım eksik yaparak terkederse tavafı sayılmaz. Eğer şüphe ederse, yedi şavt olduğuna kanaat getirinceye kadar en azın üzerine ilâve eder. Şayet tavaftan sonra şüphe ederse kendisine bir şey lâzım gelmez.

7.22.5.4. Tavafa Hâcerü'l-Esved'den başlayıp, orada bitirmek:

7.22.5.5. - Tavaf edenin. Beyti soluna alması:

Eğer Beyt'i sağına alarak tavaf ederse tavafı sahih olmaz. Çünkü Câbir (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem Mekke'ye geldiği zaman Hacerü'l-Esved'in yanına gitti ve onu öperek selamladı. Sonra sağından yürüdü, üç şavtta remel (omuzlarını oynatarak hızlı yürüme) yaptı, dört şavtta ise normal yürüdü.» (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)

7.22.5.5. Tapaft Beyt'İn dtsmdcn yapmak:

Şayet Hicr-i İsmail'in içinden tavaf ederse, tavafı sahih olmaz. Çünkü Hîcr ve Şazirvân KâTıe'den sayılırlar (*). Allahu Teâlâ «Beyt-i
(•) Hicr; Hatim denilen yerin İçidir. Altın oluk tarafından yanm duvarla çevrilmiş yerdir. Şazlrvan; Ka'be'ye bitişik bir yer. Üzerine Kâ'be'nin örtüsünün halkaları konur.
'Atîk'l tavaf ediniz.» (Hacc: 29) diyerek Beyt'i tavaf etmeyi emretti, Beyt'in içini değil. Eğer mümkünse Beyt'e yakın tavaf etmek müs-tehabdır.

7.22.5.7. Sa'yt arka arkaya yapmak:

Mâlik ve Ahmede göre sa'yı arka arkaya yapmak şarttır, özürsüzün az ara vermesi, özürlünün ise çok ara vermesi zarar etmez. Hanefî ve Şâfi'İler arka arkaya yapmanın sünnet olduğu görüşündedirler. Şayet tavafın arasını Özürsüz olarak çok ayırırsa tavafı batıl olmaz, geçen tavaflarının üzerine bina eder.
Sa'îd bin Mansûr'un Humeyd bin Zeyd'den rivayet ettiğine göre, Humeyd demiştir ki: «Abdullah bin Ömer'i Beyt'i üç veya dört defa tavaf ederken gördüm. Sonra oturup istirahat etti. Kölesi de onu dinlendirmeye çalışıyordu. Sonra kalktı, kalan tavafını tamamladı.
Şâfi'î ve Hanefîlere göre; tavafta abdesti bozulsa, abdest alarak üzerine bina eder. Verdiği ara uzasa da tavafa yeniden başlaması gerekmez.
tbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre; kendisi bir gün Beyt'i tavaf ederken, o anda namaz başladı. Hemen cemaatle beraber namazını kıldı. Sonra kalkıp kalan tavafı üzerine ilave etti.
'Atâ'dan rivayet olunduğuna göre; 'Atâ, «tavafının bir kısmını yapıp sonra cenaze namazına duran kişi» hakkında, «Tavaftan çıkar, cenaze namazım kılar, sonra dönüp kalan tavafını tamamlar.» demiştir.

7.22.6. Tavafın Sünnetleri

Tavafın bir takım sünnetleri vardır kî onları aşağıda zikrediyoruz:

7.22.6.2. Tavafa bağladığı zaman tekbir ve iehUUe birlikte Eace. rû'l-Esved'e dönmek, namazdaki gibi elleri kalâtrtp Ha-cerû'UEsved'in üzerine koyarak onu istilam etmek, sessiz olarak onu öpmek ve mümkünse yanağım üzerine koymak:Eğer mümkün değilse eliyle mesh edip öper veya yanındaki bir şeyle mesheder ve öper. Veya asa ve benzeri şeyle ona işaret eder. Bu konuda hadisler gelmiştir. Bazısı aşağıdadır:
İbn Ömer (r.a.) şöyle demiştin «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Hacerü'l-Esved'e döndü. Onu selamladıktan sonra dudaklarını taşra üzerine koyarak içten ağlamaya başladı. Ömer de içten ağlamaya başlayınca Rasûİüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Ya Ömer, burada yaşlar dökülür.» buyurdu. (Hadisi Hâkim rivayet etmiş ve 'isnadı sahihtir/ demiştir.)
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre: Ömer (r-a.) Ha-cerü'l-Esved'in üzerine eğildi de şöyle dedi: «Şüphesiz biliyorum ki sen bir taşsın. Dostum Rasûİüllah'in seni Öptüğünü ve selamladığını görmeseydim, seni asla selamlamaz ve Öpmezdİm. (Rasûİüllah' da sizler için güzel bir örnek vardır.)* (Hadisi Ahmed ve diğerleri, değişik fakat birbirine yakın lafızlarla rivayet etmişlerdir.)
Nâfi' şöyle demiştir: «İbn Ömer'i, eliyle Hacer-i-Esved'i istilâm ederken gördüm. Sonra elini öptü ve «Ben bu hareketimi, Rasûlül-Iah'ın yaptığını gördüm göreli terketmedim.» dedi.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)

Süveyd bin Ğafele şöyle demiştir: «Ömer'i, Hacer'i-Esved'i öpüp kucaklarken gördüm. O, «Rasûİüllah'ı sana önem verirken gördüm» diyordu. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
îbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre; Nebi aleyhisselam Kâ'-be'ye gelir, Hacerii'l-Esved'İ istilam ettikten sonra «Bismillah! val-lâhü ekber» derdi. (Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.)
Müslİmin Ebu't-Tufeyl'den rivayet ettiğine göre; Ebu't-Tufeyl (r.a.) şöyle demiştir: «Ben Rasûlüllah'ı Beyt'i tavaf ederken gördüm, rukn'ü, elindeki baston ile İstilam ediyor ve bastonu öpüyordu.»
Buhari, Müslim ve Ebû Davud'un Ömer (ra.)'den rivayet ettiklerine göre; Ömer (ra.) Hacerü'l-Esved'e gelir ve onu öperek şöyle derdi: «Vallahi senin bir taş olduğunu, zarar ve fayda vermediğini pekâlâ biliyorum. Eğer RasûlUllah'm seni öptüğünü görmüş olmasaydım, ben de seni Öpmezdim.»
Hattabî şöyle demiştir: Bu hadisten, belli bir illet ve akli bir sebep olmasa bile Rasûlüllah'ın sünnetine uymak gerektiği öğrenilmektedir. Bu hadisin hükmü, mânasını anlamasa bile ulaştığı kişiler için bir hüccettir.
özet olarak; anlaşıldığına göre; 'Hacerü'l-Esved'i öpmenin manası, ona ikram etmek, hakkını büyüklemek ve onu mübarek saymak içindir. Alîahu Teâlâ bazı mevki ve şehirleri, bazı gece ve aylan faziletli kıldığı gibi bazı taşlan da diğerlerinden faziletli kılmıştır. Bu gibi durumların tümünde çıkış yolu teslimiyet göstermektir.

Bu gibi hususlar, inkar edilmesi veya imkansız sayılması mümkün olmayan, aklın caiz göreceği konulardır.
Bu hususta bazı hadisler rivayet olunmuştur: «Hacerü'l-Esved, Allah'm yeryüzündeki sağ elidir (Yemimdlah).»
Manası; «Hacerü'l-Esved'le dünyada iken tokalaşanın Allahu Teâlâ'nın katında bir ahdi olur. Bu ahd, bağlılık bildirmek için meliklerin elini tutup sallamak ve meliklerin dostluk kurup anlaşmak istediği kişilerle tokalaşarak onlara güven vermesi gibidir. Hizmetçilerin, efendilerinin ve büyüklerin elini öpmesi de bunun gibidir. Hacerü'l-Esved'i öpmek aynen buna benzetilmiş ve bunun Örneği olarak gösterilmiştir.»
Mühelleb ise şöyle demiştir: «Ömer'in rivayet ettiği hadis, 'Hacerü'l-Esved, Allah'ın yeryüzündeki sağ elidir. Onun vasıtasıyla kul-lanyla tokalaşır,' diyenin sözünü reddeder. Allah'a organ isnad etmekten, Allah'a sığınırız. Hacerü'l-Esved'i öpmek, itaat edenin İtaati pratik olarak bilinsin diye bir imtihan için meşru kılınmıştır. Bu, şeytanın, Adem aleyhisselam'a secde etmekle emredilmesi kıssasına benzemektedir. Yine İbrahim aleyhisselam'in Kabe'yi yaparken kullandığı taşlardan sadece Hacerü'I-Esved'in kalmış olduğu ancak böylece kesin bir şekilde bilinmiş olur.»
Hacerü'I-Esved'de Kalabalık Oluşturmak
Kimseye eziyet vermemek şartıyla Hacerü'I-Esved'de kalabalık oluşturmakta bir beis yoktur. îbn Ömer, Hacerü'l-Esved'de sıkışır, hatta burnu kanardı. Rasûİüllah sallallahu aleyhi ve sellem Ömer'e şöyle demiştir: «Ey Hafs'ın babası, sen güçlü bir adamsın. Hacerü'l-Esved'de insanlan sıkıştırma. Yoksa zayıflara eziyet verirsin. Eğer bir boşluk bulursan istilâm et. Şayet bulamazsan tekbir al geç.» (Hadisi,, Şâfi'î Sünen'İnde rivayet etmiştir.)

7.22.6.2. İkramın Ucunu Sağ Koltuğun Altından Çücartp Sol Omuza Atmak (İdtıbû1):

İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre «Nebi aleyhisselam, ashabıyla birlikte Ci'râne'de 'umre yaparlarken, ihramlanm koltuk altlarından çıkanp sol omuzlannın üzerine attılar.» (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Alimlerin çoğunun görüşü budur. Bunun hikmeti hakkında «Tavafta remel yaparken kolaylık olsun diyedir,» demişlerdir. İmam Mâlik ise «Böyle yapmak müstehab olmaz. Çünkü tdtibâ' bilinmeyen bir şeydir. Rasûlüllah'm böyle yaptığını da kimse görmemiştir. Tavaf namazında ise îdtibâ' yapmak ittifakla müstehab olmaz.» demiştir.

7.22.6.3. Omuzlan Oynatarak Hızh Yürümek (Remel):

îbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; «Rasûlüllah sal-lallahu aleyhi ve sellem, Hacerü'l-Esved'den başlayarak, yine Hace-rü'1-Esved'e kadar üç defa remel yaptı ve dört defa da normal yürüdü.» (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Şayet ilk üç tavafda remeli terk ederse kalan dört tavafta kaza etmez. îdtibâ" ve remel, 'umre tavafında ve sonunda Safa ile Merve arasında sa'y edilen hac'daki her tavafta erkeklere mahsustur.
Şâfi'îlere göre, kudüm tavafında, idtibâ' ve remel yapar sonra sa'y ederse, farz tavafında idtibâ' ve remeli iade etmez. Eğer kudüm tavafından sonraya bırakmışsa, ziyaret tavafında sa'y yapar. Kadınlar ise örtünmeleri gerekli olduğu için idtibâ' ve remel yapmazlar. Çünkü tbn Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Kadınlara tavaf ederken ve Safa ile Merve arasında sa'y ederken remel yapmak yoktur.» (Hadisi Beyhakî rivayet etmiştir.)
Rjmel Yapmanın Hikmeti
Remel'deki hikmeti İbn Abbas (r.a.)'m rivayet ettiği şu hadis açıklamaktadır: İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallal-lahu aleyhi ve sellem, ashabıyla birlikte Mekke'ye geldiklerinde, Medine humması onları zayıf düşürmüştü de müşrikler şöyle demişlerdi: 'Hummanın zayıf düşürdüğü bir kavm size geliyor. Sıtmadan çok elem çekmişler.' Onların bu sözlerini Allahu Teâtâ Nebisine bildirdi de, Nebi aleyhisselâm ashabına üç şavtta remel yapmalarım ve iki köşe arasında da normal yürüyüşle yürümelerini emretti. Müşrikler müslümanlarm remel yaptıklarını görünce; 'Sıtmanın kendilerini bitirdiğini söylediğiniz adamlar bunlar mı?' Bunlar bizden daha sağlam', dediler.» îbn Abbas (r.a.) devamla demiştir ki: «Ra-sûlüllah'ı bütün turlarda remel yapmalarını emir buyurmaktan men eden şey ancak onlara acıması olmuştur.» (Hadisi Buharı, Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir. Lafız EbûJDâv_ûdjandur.)
Allahu Teâlâ yeryüzündeki müslümanlan güçîfr-kıldığı için remeldeki hikmetin bittiği Ömer'e zalıir olmuş ve remeli kaldırmayı düşünmüştü. Ancak Rasûlüllah zafnanında yapılan bir işi devam ettirmek ve gelecek nesillere bu işte örnek olmak için remel'e devam etti.
Muhibbuddin Taberî şöyle demiştir: «Bazen bir sebepten dolayı ortaya çıkan dini bir emrin, daha sonra hikmeti zail olmakla hükmü zail olmaz.»
Zeyd bin Eşlem'den, onun da babasından rivayet ettiğine göre, babası şöyle demiştir: Ömer bin Hattab (r.a.)'ın şöyle dediğini işittim: «Bugün remel yapmak ve omuzlan açmanın anlamı nedir? Halbuki Allah, İslâm'ı aziz, küfrü ve ehlini ise zelil kılmıştır. Fakat bununla beraber, Rasûlüllah'm zamanında yapmakta olduğumuz bir şeyi terkedemeyiz.»

7.22.6.4. Rukn-ü Yemâni'yi îstüâm Etmek (öperek Veya Meshederek Selâmlamak):

Ömer (r.a.) «Nebî aleyhisselâm'in Rukn-ü Yemânî'den başka rükünleri meshettiğini görmedim.» demiştir. Yine Ömer (r.a.); «Rasû-lüllah'ı zorluk ve kolaylık anında istilâm ettiğini gördüğümden beri Hacerü'l-Esved ve Rukn-ü Yemanî'yi istilâm etmeyi terketmedim.» demiştir. (Bu iki hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)
Tavaf eden, başkalarında olmayan fazilet bunlarda olduğu için bu iki rüknü istilâm eder Rukn-ü Esved'de iki meziyet vardır. Birincisi İbrahim {a.s.)'ın temeli üzerine konmuştur. İkincisi ise, tavafın başlangıç ve bitiş yeri olarak kabul edilen Hacerü'l-Esved bu rükündedir. Onun karşısındaki Rukn-ü Yemânî de İbrahim (a.s.)'in temeli üzerine konmuştur.
Ebû Davud'un îbn Ömer'den rivayet ettiğine göre; İbn Ömer, Âişe'nin «Hicrin bir kısmı Beyt'tendir.» sözünü haber vererek demiştir ki: «Vallahi zannediyorum ki, Aişe bu sözü Rasûlüllah'tan işit-mişse, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu iki rüknü istilâm etmeyi terk etmemiştir. Ancak bu iki rükün, Beyt'in kaidesi üzerinde değildir. İnsanlar işte bunun için Hicr'in gerisinden tavaf etmiyorlar.»
Ümmet bu iki rüknün istilâm edilmesinin müstehab olduğunda ve tavaf edenin başka rükünleri istilâm etmemesi gerektiğinde ittifak halindedir.
İbn Hibbân'ın Sahih'inde rivayet ettiğine göre, Nebî aleyhisselâm; «Hicr ile Rukn-ü Yemâni günâhları silip süpürür» buyurmuştur.

722.7. Tavafdan Sonra İki Rekat Namaz Kılmak

Tavaf edenin, tavaftan sonra Makam-ı İbrahim'de mescidin herhangi bir yerinde iki rekat namaz kılması sünnettir.
Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Nebi aleyhisselam Mekke'ye geldiğinde Beyt'i yedi defa tavaf ederek Makam-i İbrahim'e geldi; «İbrahim'in makamını namaz yeri edinin.» (Bakara: 125) âyetini okudu. Makamın arkasında namaz kılarak Hacerü'l-Esved'e geldi de onu istilâm etti.» (Hadisi Tirmizî rivayet ederek, 'hasen-sahih-tir\ demiştir.)
tki rek'at nantazda sünnet olan; birinci rek'atte Fatiha'dan sonra Kâfirûn suresini okumak, ikinci rek'atte ise Ihlâs suresini okumaktır. Müslim ve diğerlerinin rivayet ettiği gibi bu şekil Rasûlül-lah sallallahu aleyhi ve sellem'den sabit olmuştur. Bu iki rek'at, ke-.rahat vakitleri de dâhil bütün vakitlerde kılmabilir.
Câbir bin Mut'im (r.a-)'dan rivayet olunduğuna göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Ey Abdümenâf oğullan, bu Beyt'i tavaf edeni ve gece-gündüz dilediği herhangi bir saatte namaz kılanı engellemeyin. »{Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî sahihlemiştir.) Şâfi'î ve Ahmed'in görüşü de budur.
Tavaftan sonra mescidin içinde namaz kılmak sünnet olduğu gibi, mescidin dışında da kılmak caizdir.
Buhari'nin Ümmü Seleme (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre, Ümmü Seleme (r.a.) binek üstünde tavaf etti de mescidden çıkıncaya kadar namaz kılmadı.
MaÜk'in Ömer'den rivayet ettiğine göre, Ömer (r.a.) iki rek'at namazı Zûtuvâ'da kılmıştır.
Buhari; «Ömer (r.a.) harem dışında namaz kıldı.» demiştir.
Şayet farz namazı tavaftan sonra kılarsa, iki rek'at yerine geçer. Şâfi'îlerce ve Ahmed'den meşhur olan bir görüşe göre, sahih olan budur. îmam Mâlik ve Hanefîler; «iki rek'atın dışındaki başka namazlar, iki rek'at namazın yerine geçmez,» demişlerdir.

7.22.7.1. Mekke'nin Hareminde Namaz Ktîamn Önünden Geçmek:

Mescid-i Haram'da namaz kılarken, erkek olsun kadın olsun önünden insanların geçmesi kerahatsız caizdir. Bu Mescid-i Haram' m hususiyetlerindendir.
Kesîr bin Kesîr bin Muttalib bin Vedâa'dan, onun ehlinden birinden, onun da dedesinden rivayet ettiğine göre; dedesi Nebî aleyhisselam 'ı Benî Sahm'i takip eden yerde namaz kılarken gördü; önünde sütre olmadığı halde insanlar önünden geçiyordu.
Süfyân bin Uyeyne; «Nebî aleyhisselam ile Ka'be arasında sütre yoktu.» demiştir. (Hadisi Ebû Dâvûd, Nesâî ve tbn Mâce rivayet etmist'r.)

7.22.8. Erkeklerin Kadınlarla Beraber Tavaf Etmesi

Buharî'nin îbn Cüreyc'den rivayet ettiğine göre, tbn Cüreyc şöyle demiştir: «Atâ'nın bana haber verdiğine göre; îbn Hişâm, ka-dınlann erkeklerle beraber tavaf etmesini men etmişti de 'Ata' ona; 'nasıl onlan men ediyorsun? Halbuki Nebî aleyhisselam'ın hanımları erkeklerle beraber tavaf etmiştir.' dedi. îbn Hişâm; 'Rasûlül-lah'm hanımlarının bu tavafı, örtünme ayetinden önce miydi sonra mıydı?' dedim. Ata; 'ömrüme yemin olsun ki, hicab ayetinden sonra ona yetiştim.' dedi. 'Nasıl erkeklere karışıyorlardı?' diye sordum. 'Atâ; «Erkeklerle karışmıyorlardı. Âişe (r.a.) erkeklerin arkasından bir kenardan tavaf ediyor, onlara karışmıyordu. Bir kadın; «Ey müminlerin annesi, haydi Hacerü'l-Esvedi' istilâm edelim» dedi. Âişe ise o kadına; «Sen git,» diyerek kendisi gitmekten kaçındı-Kadınlar şekil ve kıyafetlerini değiştirerek geceleyin çıkar, erkeklerle beraber tavaf ederlerdi. Fakat kadınlar Ka'be'ye girince, erkekleri çıkıncaya kadar ayakta beklerlerdi.»
Kadının, boş zamanda ve erketelerden uzak olduğunda Hace-rü'1-Esved'i istilâm etme hakkı vardır. Aişe'den rivayet olunduğuna göre o, bir kadına şöyle demiştir: «Hacerü'I-Esved'de sıkışma. Eğer bir boşluk bulursan istilâm et. Şayet kalabalık görürsen, hizasına geldiğin zaman tekbîr ve tehlil getir. Hiçbir kimseye eziyet etme.»

7.22.9. Binek Üstünde Tavaf

Tavaf edenin, binek üstünde tavaf etmeyi gerektiren bir sebep bulunduğu zaman yürümeye kadir olsa bile binek üstünde tavaf etmesi caizdir.
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselam Veda hacemda devesi üzerinde tavaf ederek Hacerü'l-Esved'i bastonuyla istilâm etti.» (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)
Câbir (r-a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselam Veda haccında, yüksekte bulunarak insanlar onu görsün ve soru sorsunlar diye bineği üzerinde Kâ'be'yi tavaf ederek Safa ile Merye arasında sa'y etti. Çünkü insanlar etrafına üşüşmüs-lerdi.»

7.22.10. Cüzzamhnın Tavaf Edenlerle Beraber Tavaf Etmesinin Mekruh Olduğu

Mâlikin, îfan Ebî Melîke'den rivayet ettiğine göre: Ömer bin Hattab (r.a.) Kâ*be'yi tavaf eden cüzzamlı bir kadın gördü de ona: «Ey Allanın cariyesi, insanlara eziyet vermeyip evinde otursaydın ya!» dedi. Bunun üzerine kadın evinde oturdu. Daha sonra bir adam bu kadına uğrayarak, «Seni tavaf etmekten nehyeden ölmüştür. Artık evinden çık.» deyince, kadın; «Hayatta iken itaat ettiğim kişiye öldükten sonra âsi olmam» dedi.

7.22.11. Zemzem Suyundan İçmenin Müstehab Olduğu

Tavaf edenin, tavafını bitirip, makam-i İbrahim'de iki rek'at namaz kıldıktan sonra Zemzem suyundan içmesi müstehabdır. Bu-hârî ve Müslim'de geçtiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seı-lem Zemzem suyundan içti de «Şüphesiz o mübarektir, içenleri, doyurur, hastalara şifa verir.» buyurdu.
Cebrail a ley hisselsin, Mi'râc gecesi Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in kalbini Zemzem suyuyla yıkadı.
Taberânî Kebir/inde ve îbn Hibbân'ın tbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre; Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu: «Yeryüzündeki su-lann en hayırlısı Zemzem suyudur. İçenleri doyurur, hastalara şifa olur.» (Hadisin devamı var. Münzirî «hadisin râvileri sikadır,» demiştir.)

7.22.11.1. Zemzem Suyunu içmenin Adabı:

Zemzem suyunu içenin şifaya niyet etmesi veya dine ve dünyaya ait benzeri hayırlı şeylere niyet etmesi sünnettir. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Zemzem suyu, hangi niyetle içilirse o şey içindir» buyurmuştur.
Süveyd bin Said'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: «Abdullah bin Mübarek'i Mekke'de gördüm. Zemzem suyunun yanma gelerek ondan içmek için su istedi. Sonra Ka*be'ye dönerek şöyle dedi: 'Ey Allahım, İbn Ebi-1 Mevâlî, Muhammed bin Munke-dir'den onun da Câbîr'den rivayet ederek bize anlattığına göre Rasûlüllah; «Zemzem suyu, hangi niyetle içilirse o şey içindir» buyurmuştur. İşte ben bunu kıyamet gününde susuz kalmamak niyetiyle içiyorum.' dedi. Sonra suyu içti.» (Hadisi sahih bir senetle Ahmed, ve Beyhakî rivayet etmiştir.)
ibn Abbas'dan rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Zemzem suyu, hangi niyetle içilirse o şey İçindir. Eğer şifa niyetiyle içersen, Allah sana şifa verir. Eğer doymak İçin içersen, Allah seni doyurur. Eğer su* suzluğunu kesmek için içersen, Allah susuzluğunu keser. Zemzem, Cebrail'in eştiği kuyudur. Allahu Teâlâ İsmail aleyhisselam'ı sulamak içta Zemzem suyunu çıkardı.» (Hadisi Dârekutnî ve Hâkim rivayet etmiş olup, Hâkim'İn rivayetinde şu ziyade vardır: «Eğer korunmak niyetiyle onu içersen Allah seni korur.»)
Zerazem'i üç nefesde içmek, içerken Kıble'ye dönmek, kanmea-ya kadar içmek, Allah'a hamd etmek ve îbn Abbas'ın yaptığı duâ ile duâ etmek müstehabdır.
Ebû Melîke'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki; 'Bir adam tbn Abbas'a geldi. İbn Abbas bu zâta: «Nereden geldin?» diye sorunca, adam; «Zemzem suyundan içtim.» dedi. îbn Abbas; «Gerektiği gibi İçtin mi?» diye sorunca, adam; «Zemzem suyu nasıl içilir ey îbn Abbas?» dedi. Bunun üzerine îbn Abbas; «Zemzem suyu içtiğin zaman Kible'ye dön, Allah'ın adım an. üç nefesde iç ve kana kana iç, bitirince de Allah'a hamdet.»
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Bizimle münafıklar arasındaki fark, onların Zemzem suyundan ka-nıncaya kadar içmemeleridir.» (Hadisi îbn Mâce, Dârekutnî ve Hâkim rivayet etmiştir.)
İbn Abbas Zemzem suyundan içtiği zaman şöyle derdi:
«Allahım, senden faydalı ilim, geniş rızık ve her hastalıktan şifâ istiyorum.»

732.11.2. Zemzem Kuyusunun Aslı;

Buhâri'nin îbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre; Hâcer validemiz Merve'ye çıktığı zaman kendisine ve oğlu İsmail'e susuzluk isabet edince bir ses işitti de kendi nefsinden geldiğini hissederek «sus» dedi. Sonra dinleyince bir ses daha işitti. Hâcer: «Muhakkak işittirdin. Eğer bir yardımın varsa yap.» dedi. Bunun üzerine bir de baktı ki, bir melek Zemzem kuyusunun yerini topuğuyla (veya kanatlarıyla) su çıkıncaya kadar kazdı. Hâcer de çıkan suyu toplamaya çalışıyordu. Çıkan sudan kovasına avuçla dolduruyor, arkasından ise su yine fışkınyordu. İbn Abbas demiştir ki; 'Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Allah İsmail'in annesine
rahmet etsin. Zemzem suyunu kendi haline biraksaydi, (veya 'zemzem suyunu avuçlamamış olsaydı' demiştir.) Zemzem suyu şimdi akar su olurdu.» İbn Abbas devamla demiştir ki: «Hâcer sonra bu sudan içti ve çocuğunu emzirdi. Bunun üzerine melek ona, 'Zayi olmaktan korkmayımz, şüphesiz burası Allah'ın Beyt'i olacak, bu çocuk ve babası burayı inşa edecektir. Allah Teâlâ buranın ehlini zayi etmez. Bu Beyt bir tepe gibidir, sağından ve solundan insanlar buraya akın edeceklerdir.»

7.22.11.3. Mültezem'in Yanında Duâ Etmenin Müstehab Olduğu:

Zemzem suyunu içtikten sonra Mültezem'in yanında duâ etmek müstehabdır.
Beyhaki'nin ibn Abbas'dan rivayet ettiğine göre; îbn Abbas. Rukün'Ie kapı arasında durur, şöyle derdi: «Rükün'Ie kapı arasında Mültezem'de duâ yapılır. Rukün'Ie kapı arasında duâ eden hiç bir kimse yoktur ki Allahu Teâlâ istediğini ona vermesin.»
Amr bin Şuayb'dan, onun babasından onun da dedesinden rivayet ettiğine göre, dedesi demiştir ki; «Rasülüllah'ı, yüzünü ve göğsünü Mültezem'e sürerken gördüm.»
Dendi ki: «Hatîm Mültezem'dir.»
Buharî; Hatîm'in Hicr'İn kendisi olduğu görüşündedir. Bu görüşüne Mi'rac hadisini hüccet getirerek demiştir ki; «Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem Mirâc'ı anlatırken; 'ben. Hatîm'de uyurken', bazen de 'Hicr'de uyurken', şeklinde söylemiştir.» Buharı devamla; «Katil» kelimesi «maktul» manasına kullanıldığı gibi, «Hatîm» kelimesi de «mahtûm» manasına gelir, demiştir.

7.22.12. Kabe'ye ve Hicr-i İsmail'e Girmenin Müstehab Olduğu

Buhari ve Müslim'in îbn Ömer'den rivayet ettiklerine göre îbn Ömer (r.a.) demiştir ki : «Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Usâme bin Zeyd, Osman bin Talha ile beraber Kâ'be'ye girdi. Kapıyı üzerlerine kapadılar. Kapıyı açtıkları zaman Bilâl, Rasûlülİah'-m Kâ*be'nin ortasında iki Yemanî direk arasında namaz kıldığını bana haber verdi.»
Âlimler bu hadisle, Kâ'be'ye girip orada namaz kılmanın sünnet olduğuna delil getirerek şöyle demişlerdir: 'Bu, her ne kadar sünnet olsa bile hacc menasikinden değildir. Çünkü İbn Abbas şöyle demiştir: «Ey insanlar, Kâ'be'ye girmeniz baççınızdan gerekli oian bir şey değildir.» (Hadisi Hâkim sahih bir senetle rivayet etmiştir.)
Kâ'be'ye girmesi mümkün olmayan kimsenin Hicr-i ismail'e girip namaz kılması müstehabdır. Şüphesiz Hicr'in bir parçası Kabe'dendir. Ahmed'in iyi bir senetle Sa'îd bin Cübeyr'den, onun da Âişe'dea rivayet ettiğine göre Âişe (r.a.) şöyle demiştir: «Ya Rasü-lallah, benden başka bütün ehlin Ka'be'ye girdi» dedim. Bunun üzerine Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Şeybe'ye adam gönder Kabe'nin kapısını sana açsın,» dedi. Şeybe'ye haber gönderdi. Şeyhe: «Biz ne cahiliyet döneminde ne de İslâmiyet'ten sonra gece Kabe'nin kapısını açamayız,» dedi. Bunun üzerine Nebî aleyhisselam; «Hİcr'de namaz kıl, şüphesiz kavmin Kâ'be'yi yaparlarken bir parçasını dışarda bıraktılar.» dedi.
 SAFA ÎLE MERVE ABASINDA SAY ETMEK

Sa'yın Meşru Oluşu

Buhari'nin îbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre, îbn Abbas (r. a.) şöyle demiştir: «İbrahim aleyhisselam Hâcer ile henüz meme emmekte olan oğlu ismail'i Mekkenin bulunduğu yere Zemzem'in üs-fündeki büyük bir ağacın yanına getirip bıraktı. O gün Mekke'de hiç kimse olmadığı gibi su da yoktu. îbrahim aleyhisselam, ana ile oğlun yanına bir dağarcık hurma ile bir kap su bırakmıştı. Sonra îbrahim ayrılırken İsmail'in annesi, arkasından; «Ey îbrahim, bizi ne insan, ne de hiç bir şey bulunmayan bu vadide bırakıp nereye gidiyorsun?» dedi. Hâcer bu soruyu tekrar ettikçe,.îbrahim ona dönüp bakmıyordu. Bunun üzerine Hâcer; «Bunu sana Allah mı emretti?» diye sorunca, îbrahim; «Evet» dedi. Hacer, «öyle ise Allah bizi zayi etmez,» dedi. (Başka bir rivayette Hâcer; «Bizi kime bırakıyorsun?» deyince, îbrahim; «Allah'a,» dedi. Hacer; «Razı oldum», diyerek döndü.) Bunun üzerine İbrahim Hâcer'le İsmail'den ayrıldıktan ve bunlar tarafından görülmeyecek şekilde uzaklaştıktan sonra Seniyye mevkiine geldi. Burada Beyt-i Şerifin yerine uzaklaştıktan sonra Seniyye mevkiine geldi. Burada Beyt-i Şerifin yerine dönerek ellerini kaldırdı ve şu duayı okudu: «Rabbimiz, zür-riyetimden bir kısmım ben Senin Beyt-i Muharrem'inin yanında, ekin bitmez bir vadi İçinde yerleştirdim. Rabbimiz, Beyt'Inde namaz klinik için insanlardan bîr takım kimselerin gönüllerini bunlara doğru meylettir de bu ziyaretçilerin armağanlarından zürriye-timi nziklandır. Umulur ki nimetine bunlar şükrederler.». (İbrahim: 37)

İsmail'in annesi ağacın altında oturdu. Oğlunu yan tarafına koyarak su kırbasını beline bağlayıp ondan içiyor ve oğlunu emziri-yordu. Nihayet kırbadaki su bitmiş, erzak tükenmişti. Çocuğunun susuzluktan kıvrandığını görüyordu. Gördüğü kötü manzara karşısında çocuktan ayrıldı, biraz ilerdeki Safa tepesine çıktı. Etrafa bakındı, kimseyi görmek mümkün değildi. Oradan indi, eteğini toplayıp çevik bir insan tavrıyla sa'yederek vadiyi geçti. Merve'ye geldi. Burada da durup bir tek insan görebilmek ümidi ile etrafa bakındı. Burada da kimseyi göremedi. Bu hali yedi defa tekrar etti.»
îbn Abbas'm rivayetine göre Nebî aleyhisselam; «İşte hacıların Safa ile Merve arasınad sa'yetmelerine sebep Hâcer validemizin bu
sa'yidir», buyurmuştur.

7222. Sa'yut Hükmü

Alimler Safa ile Merve arasında sa'y etmenin hükmü hakkında üç görüşe ayrılmışlardır.
Birinci görü,:
Sahabeden îbn Ömer, Câbir ve Âişe ile Mâlik, Şafi'î ve Ahmed'-in bir görüşüne göre; sa'y, haccın rükünlerinden bir rükündür. Şayet hacı. Safa ile Merve arasında sa'yı terkederse, haccı batıl olup kurban veya başka bir şeye zorlanmaz. Bu görüşlerine şu rivayetleri delil getirmişlerdir:

1 — Buhârî'nin Zühri'den rivayet ettiğine göre; 'Urve şöyle demiştir: 'Âişe'ye sordum; «Şüphesiz Safa İle Merve Allah'ın işaretle-rindendir. Her kim Beyt-'İ hacceder, yahut 'umre yaparsa, bunların arasında sa'y yapmasında bir beis yoktur.» (Bakara: 158) âyeti hakkında görüşün nedir? Allah'a yemin olsun ki. Safa ile Merve arasında sa'y etmeyen kişiye bir günâh yoktur.» Aise (r.a.); «Ey kardeşimin oğlu, ne kötü söz ettin. Eğer bu ayet senin tevil ettiğin gibi olsaydı; «O kimseye sa'y yapmamakta bir beis yoktur.» şeklinde olurdu. Halbuki bu âyet ensar hakkında nazil olmuştur. Ensar, müslüman olmadan Önce Müsellel'deki azgın Menât putuna ibadet yaparak telbiye getiriyorlardı ve bundan sonra telbiye getiren Safa ile Merve arasında sa'y etmeyi hoş görmüyordu. Ensar müslüman olunca, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e bu konuda sorarak; «Ya Rasulallah, biz Safa ile Merve arasında sa'y etmekten çekmiyorduk.» dediler. Bunun üzerine Allahu Teâlâ «Safa ile Merve Allah' in seairindendlr.» âyetini indirdi.» Âise şöyle devam etmiştir: «Rasûlüllah Safa ile Merve arasında sa'yı sünnet (meşru) kılmış olup bu sa'yı terketmek kimsenin hakkı değildir.»
2 — Müslim'in, Âişe'den rivayet ettiğine göre Âise (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Safa ile Merve arasında sa'y etmiştir. Müslümanlar da aynı şekilde sa'y ettiler. Böylece sa'y sünnet olmuş oldu. ömrüme yemin olsun ki, Safa ile Merve arasında sa'y etmeyenin haccını Allah tamamlamaz.»
3 — Habîbe binti Ebî Tecrâh (Abdüddâr oğullarından bir ka-dmdır)'dan rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: «Kureyş'ten kadınlarla birlikte Ebû Hüseyin'in âlinin evine girdim. Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem Safa ile Merve arasında sa'y ediyordu ve biz de ona bakıyorduk. Sa'yımn şiddetinden elbisesi beline dolanmıştı ve hatta ben dizlerini görürüm, diyordum. Rasûlüllah'm sa'y yaparken şöyle dediğini işittim: «Sa'y ediniz, şüphesiz Allahu Teâlâ say'ı size gerekli kılmıştır.» (Hadisi îbn Mâce, Ahmed ve Şâfi'î rivayet etmiştir.
4 — Sa'y, hacc ve 'umrede bir ibadettir. Beyti tavaf etmek gibi,, sa'y yapmak da hacc ve 'umrede bir rükün olmuştur.
İkinci Görüş :
îbn Abbas, Enes, îbn Zübeyr, îbn Sîrin ve Ahmed'den bir rivayete göre, sa'y sünnet olup terkinden dolayı bir şey gerekmez. Delilleri şunlardır:
1 — Bunlar «(Safa ile Merve arasında) sa'y yapmasında bir beis yoktur». (Bakara: 158). âyetiyle delil getirmişlerdir. Sa'y yapana bir beis olmaması, sayın vacib olmadığına delil olup, mubah olduğunu gösterir. Sa'yın sünnet olması ise «Allah'ın seârindendir.» âyeti İle sabit olmuştur, übeyre îbn Mes'ûd'un mushaf'ında; «Onların arasında tavaf etmemekte bir beis yoktur,» şeklinde rivayet olun-muştur. Bu rivayet her ne kadar Kur'ân değilse de haber olma rütbesinden aşağı düşmez, böylece bu ifade diğer rivayetleri tefsir etmiş olur.
2 — Sa'y adedi belli bir ibadettir. Beyt'le İlgili olmayıp bir ru-kûn değildir. Şeytan taşlamak gibidir. .

Üçüncü Görüş :

Ebû Hanife, Sevrî ve Hasan, Sa'yın vacip olup rükün olmadığı görüşündedirler. Sa'yı terketmekle hacc ve 'umre batıl olmaz. Terk eden kimseye kurban kesmek vacip olur.
Muğnî kitabının sahibi bu görüşü tercih ederek demiştir ki: î — Bu görüş evlâdır. Çünkü sayı gerekli kılan delil, mutlak -gerekliliğe delâlet etmektedir. Yoksa 'bu olmadan farz tamamlanmaz' anlamında değildir.
2 — Âişe (r.a.)'nın bu konudaki sözü, sahabeden ona muhalefet edenlerin sözüne terstir.
3 — Bintİ Ebî Tecrâh'ın hadisine gelince; Ibnü'l-Münzir «Bu hadisi Abdullah bin Müemmel rivayet etmiş olup, hadis hakkında konuşulmuştur. Bu da hadisin bir hüküm ortaya koyduğuna delalet eder ki, bu delalet de sayın vacîb olmasıdır.
4 — Sa'y hakkındaki ayete gelince; bu ayet, insanlar cahiliyyet döneminde Safa ile Merve'deki iki put için sa'y ettiklerinden, İslama girdikten sonra bu yerde sa'y etmeyi kendilerine yasak sananlar hakkında nazil olmuştur,

7.233. Sa'yın Şartlan

Sa'yın sıhhati için bir takım şartlar vardır.
1 — Tavaftan sonra olması,
2 — Yedi şavt (tur) olması,
3 — Safâ'dan başlayıp Merve'de bitirmesi,
4 — Sa'yın, Safa ile Merve arasında uzanan yol boyunca yapılması.
Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem böyle yapmış; «Hac menâsikinizi benden alın-» demiştir. Şayet tavaftan Önce sa'y-eder veya Merve'den başlayıp Safâ'da bitirirse veya Safa ile Merve arasındaki yol boyunca sa'y etmezse, sayı batıl olur.

7.23.4. Safa Tepesine Çıkmak

Safa ile Merve tepelerine çıkmak, sa'yın sıhhati için şart değildir. Ancak bu iki tepe arasındaki mesafeyi tam olarak yürümesi, gidip gelirken her iki tepeyi adımlarıyla birleştirmesi gerekir. Eğer iki tepe arasındaki mesafeyi tam yürümezse, yürüyünceye kadar sa'yı yeterli olmaz.

7.23.5. Sa'yı Arka Arkaya Yapmak

Sa'yın arka arkaya yapılması şart değildir. Sa'yın şartlarını birleştirmeye mâni olacak bir engel ortaya çıkar veya namaz başlarsa bundan dolayı sayım kesmesi caizdir. îşi bitince, yaptığı sa'yın üzerine bina ederek sayını tamamlar.
İbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre; îbni Ömer (r.a.) Safa ile Merve arasında sa'y ederken bevli geldi de, bir kenara çekildi. Daha sonra su istedi. Abdest aldıktan sonra kalkıp sa'yım tamamladı. (Hadisi Sa'îd bin Mansûr rivayet etmiştir.)
Tavaf ile sa'yın ardarda yapılması şart olmadığı gibi sa'ym şartlarının da ard arda olması şart değildir.
Muğnî kitabında yazan demiştir ki; Ahmed, «sa'yı istirahat edinceye kadar veya akşama kadar tehir etmekte bir beis yoktur,» demiştir. 'Atâ ile Hasan, gündüzün evvelinde Kabe'yi tavaf edip Safa ile Merve arasında sa'yı akşama tehir etmekte bir beis görmezlerdi. Kasım ve Sa'îd bin Cübeyr de böyle yapmışlardır. Çünkü, sa'ym kendisinde ardarda yapmak gerekli olmayınca, sa'y ile taraf arasında muvâlât (birleştirmek) da evlâ yoluyla vacîb olmaz.
Sa'îd bin Mansûr'un rivayetine göre: 'Urve bin Zübeyr'in hanımı Şevde, Safa ile Merve arasındaki sa'yı kilosu çok fazla olduğu için, üç günde tamamlamıştır.

7.23.6. Sa'y Yaparken Teiniz Olmak

İlim ehlinin çoğu, Safa ile Merve arasında sa'yederken temiz olmanın şart olmadığı görüşüne varmışlardır.
Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; Aişe'ye, hayız olduğu zaman; şöyle demiştir: «Hacıların yaptığı gibi yap. Ancak yi-kanıncaya kadar KaTie'yi tavaf etme.» (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.) v
Âişe ve Ümmü Seleme (r.a.) şöyle demiştir: «Kadın tavaf edip iki rek'at namaz kıldıktan sonra hayız olursa. Safa ile Merve arasında sa'y etsin.» (Hadisi Sa'îd bin Mansûr rivayet etmiştir.)
Ancak kişinin bütün hacc ibadetlerinde temizlik üzere olması müstehabdır. Çünkü temizlik şer'an teşvik edilmiş bir istir.

723.7. Yürüyerek ve Binek Üstünde Sa'y Etmek

Binek üstünde ve yürüyerek sa'y yapmak caiz olup, ancak yürümek daha efdâldir.
Ibn Abbas'ın rivayet ettiği hadiste Nebî aleyhisselam'ın yürüdüğü ifadesi vardır. Daha sonra, insanlar etrafına üşüşüp kalabalık olunca, onu görsünler ve soru sorabilsinler diye binek üstünde tavaf etmiştir. Ebu Tufeyl, Ibn Abbas'a; «Safa ile Merve arasında binek üzerinde sa'y etmek, sünnet midir? Senin kavmin sünnet olduğunu sanıyorlar,» deyince, îbn Abbas; «Hem doğru, hem yanlış söylüyorlar.» dedi. Ebû Tufeyl «Hem doğru hem yanlış, ne demektir?» deyince İbn Abbas; «İnsanlar Rasûlüllah'ın etrafını sarınca, hatta evlerden akıl baliğ olmuş kız çocukları bile çıkıp 'işte Muhammed, işte Muhammed' demeye başladılar. Rasûlüllah'ın huzurunda, ona yol açmak için insanlardan hiçbir kimse dövülmez ve öteye beriye itilmezdi. Böylece, Rasûlüllah'ın etrafında insanlar çoğalınca binek üstünde sa'y yapmıştır. Yürümek ve iki mil arasındaki vadide koşmak efdaldir.» (Hadisi Müslim ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Binek üzerinde sa'y, her ne kadar caiz ise de, mekruhtur. Tir-mizi şöyle demiştir: «Âlimlerden bir topluluk özürsüz olarak binek üstünde Beyt'i tavaf etmeyi ve Safa ile Merve arasında sa'y etmeyi mekruh saymışlardır. Bu görüş Şâfi'î'nindir. Malikîlere göre; özürsüz binek üstünde sa'y eden, eğer vakit geçmemişse, sa'yı İade eder. Eğer vakit geçmişse kurban kesmesi gerekir. Çünkü gücü yettiği müddetçe sa'y yaparken yürümesi vacibtir. Ebû Hanife de böyle söylemiştir. Rasûlüllah'ın binek üzerinde sa'y etmesini, insanların çok olup kalabalığın bulunması sebebine bağlamışlardır. Bu bir özür sayılıp, binek üstünde bulunmayı gerektirmekteydi.»

7.23.8. îki Mil Arasında Koşmanın Müstehab Olduğu

îki mil arası dışında, Safa ile Merve arasında yürümek mendub-dur. İki mil arasında ise, remel yapmak mendubdu'r.
Daha önce geçen, Binti Ebî Tecrâh hadisinde «Nebi aleyhisse-lamin koştuğu ve koşmasının şiddetinden elbisesinin üzerine dolandığı» geçmekteydi.
İbn Abbas'ın geçen hadisinde de «Yürümek ve koşmak efdaldir.» şeklinde geçmektedir. Yani iki mil arasmdaki vadinin ortasında koşmak, kalan yerlerde ise yürümek efdaldir. Ancak koşmadan yürümek de caizdir. Sa'id bin Cübeyr'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: «İbn Ömer'i, Safa ile Merve arasında yürürken gördüm. Eğer koşarsan o da caizdir. Çünkü Rasûlüllah'ı koşarken de gördüm. Bana gelince; Ben ihtiyar bir adamım.» (Hadisi Ebû Dâ-vûd ve Tirmizî rivayet etmiştir.)
Bu mendubluk erkek hakkındadır. Kadına gelince; onun için koşmak mendub değildir. Bilakis kadın normal adımlarla yürür. Şafi'î'nin Âişe'den rivayet ettiğine göre, Âişe (r.a.) sa'y yaparken koşan kadınları gördü de, onlara: «Ancak biz örnek kişileriz... ey kadınlar size koşmak yoktur,» dedi.

7.23.9. Safa tle Merve Tepesine Çıkmanın ve Ka*be'ye

Dönerek O Yerlerde Duâ Etmenin Müstehab Olduğu
Kıbleye dönerek Safa ile Merve tepesine çıkmak ve orada din ve dünya ile ilgili dilediği duayı yapmak müstehabdır. Nebî aley-hisselam'ın fiilinden bilinmektedir ki Nebî aleyhisselam Safa kapısından çıktığında ve Safâ'ya yaklaşınca;
«Safa Üe Merve Allah'ın şeairindendir.» (Bakara: 158) âyetini okudu ve
Allah'ın başladığı Üe başlıyorum,» diyerek Safâ'dan başladı Ka*be'yi görecek şekilde Safa tepesine çıktı.
Sonra Kıble'ye dönerek «Allah birdir» dedi ve üç defa tekbir aldı ve Allah'a hamd ederek şöyle söyledi:
«Allah'tan başka İlah yoktur, yalnız o vardır, ortağı yoktur, mülk onundur, hamd onadır, diriltir ve öldürür, o herşeye kadirdir. Allah'tan başka ilâh yoktur, yalnız o vardır. Vadini yerine getirdi, kuluna yardım etti, yalnız başına orduları dağıttı.»
Sonra Safa ile Merve arasında yine duâ etti. Yukardakİ duayı üç defa tekrarladı. Sonra yürüyerek Merve'ye indi, Merve'ye gelince Kâ'be'yi görecek şekilde Merve tepesine çıktı. Safâ'da yaptığı gibi Merve'de de yaptı. Nâfi'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: «Abdullah bin Ömer (r.a.)'in Safâ'da şöyle duâ yaptığını işittim:
«Allahnn, şüphesiz Sen 'bana dua edin, duanızı kabul edeyim', buyurdun. Sen va'dinden dönmezsin. Beni İslâm'a hidayet ettiğin gibi, raüslüman olarak canımı almanı senden istiyorum.»

7.23.10. Safa İle Merve Arasında Duâ Etmek

Safa ile Merve arasında duâ etmek, Allah'ı zikretmek ve Kur'-an okumak müstehabdır.
Rivayet olunmuştur ki, Nebî aleyhisselam sa'y ederken;.
«Ey Rabblm, beni bağışla, bana merhamet et ve beni en sağlam yola İlet.» derdi.
Yine rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselam;
«Ey Rabbim, beni bağışla, bana merhamet et, şüphesiz sen Aziz
ve Kerîra'sin» diye dua etmiştir.
Tavaf ve sa'y ile 'umre görevleri biter. Hacc-ı Temettü' yapan, traş olmakla veya saçlarını kısaltmakla ihramdan çıkmış olur. Eğer Hacc-ı ¥ rân'a girmişse ihramı devam eder. Ancak kurban bayramı günü ir -amdan çıkar. Hacc-ı Kıran yapana, farz tavafından sonra yapar .iği sa'y yerine bu sa'y kâfi gelir. Eğer Hacc-ı Temettu'e girmişse, farz tavaftan sonra bir kerre daha sa'y yapar ve Terviye günü (Zühicce'nin sekizinci günü)ne kadar Mekke'de kalır.

7.24 MtNÂTA YÖNELMEK

Terviye günü Minâ'ya dönmek sünnettendir. Eğer Hacc-ı Kıran veya Hacc-ı îfrâd yapmışsa, ihramlı olarak Mina'ya döner. Eğer Hacc-ı Tsmettu' yapmışsa, hacc için ihrama girer ve mîkad'da yaptığı gibi yapar. Sünnet olan Minâ'da indiği yerde ihrama girmektir. Eğer Mekke'de ise oradan ihrama girer.. Eğer Mekke'nin dışınday-sa bulunduğu yerde ihrama girer. Hadiste geçtiğine göre «Evi Mekke'nin dışında olan bulunduğu evinden ihrama girer, Mekke ehli İse Mekke'den ihrama girer.»
Minâ'ya döndüğü zaman çokça duâ ve telbiyede bulunması, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılarak' Minâ'da gecelemesi, Nebî aleyhisselam'ın sünnetine uymak için dokuzuncu günü güneş doğmadan hacıların Minâ'dan çıkmaması müstehabdır. Bu sayılan şeylerden birisini terkeden sünneti terk etmiş sayılır. Ancak üzeri ne bir şey lâzım gelmez. Âişe (rfa.) Terviye günü gecenin üçte biri geçinceye kadar Mekke'den çıkmamıştır. Bu rivayet Ibnü'l-Münzir'e aittir.

7.24.1. Terviye Gününden önce Çıkmanın Caiz Olduğu

Sa'îd bin Mansûr'un Hasan'dan rivayet ettiğine göre; Hasan, Terviye'den bir veya iki gün önce Mekke'den Minâ'ya çıkardı..tmam Mâlik, erken çıkmayı mekruh görerek, Terviye günü akşama kadar Mekke'de kalmayı da mekruh saymıştır. Ancak Mekke'de cum'a vaktine yetişirse .çıkmadan önce cum'ayi kılması gerekir.
 ARAFATA YÖNELMEK

Dokuzuncu günü güneş doğduktan sonra, tekbir, tehlil ve tel-biye getirerek Dab yolundan Arafat'a yönelmesi sünnettir.
Muhammed bin Ebî Bekir es-Sekafî demiştir ki: «Sabahleyin Minâ'dan Arafat'a giderken Enes bin Mâlik'e telbiye hakkında sorarak; «Rasûlüllah ile birlikte olduğunuzda nasıl yapardınız?» dedim. Enes «İsteyen telbiye getirir, ona bir şey denmezdi. İsteyen tehlil getirir, ona da bir şey denmezdi.» demiştir.» (Hadisi Buhari ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Nemîre'ye inmek ve orada Arafat'ta vakfe için yıkanmak müs-tehab olup, Arafat'a zevalden sonra ancak vakfe vaktinde girmek de müstehabdır.

7.26. ARAPATTA VAKFE 7.26.1. Arafe Gününün Fazileti

Câbir'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem şöyle buyurmuştur: «Allah katında Zilhicce'nin on gününden daha faziletli gün yoktur.» Bir adam; «O günler mi faziletli, yoksa o günleri cihadla geçiren mi faziletli?» diye'sorunca Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem şöyle buyurdu: «O günler, onları cihadla geçirenden daha efdâldir. Allah katında Arafe gününden daha faziletli bir gün yoktur. Allahu Teâlâ dünya semâsına rahmetini indirir de yer ehliyle semâ ehline karşı övünerek şöyle der : «Kullanma bakınız, perişan bir vaziyette, toz ve ter içinde uzak yoldan bana geldiler. Rahmetimi umuyorlar; halbuki azabımı görmeydiler.» Arafe gününden daha çok, günahkârların cehennemden azad olduğu bir gün görülmez.» (Münziri; «Hadisi Ebû Ya'lâ, Bezzâr, İbn
Huzeyme ve İbn Hibbân rivayet etmiştir, bu lafız ise îbn Hibbân'-mdir.» demiştir.
îbn Mübarek, Süfyan Sevri'den, onun Züheyr bin Alî'den onun da Enes bin Mâlik'ten rivayet ettiğine göre; Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselam güneş nerdeyse batıya dönmek üzereyken Arafat'ta durdu da Bilâl'e; «insanlara beni dinlemelerini söyle» buyurdu. Bunun üzerine Bilâl kalkarak, «Rasûlüllah'ı dinleyiniz» dedi. Bunun üzerine insanlar sustular. Rasûlüllah sallal-lahu aleyhi ve sellem; «Ey insanlar topluluğu, Cebrail az önce bana geldi ve Rabbimden bana selâm getirerek dedi ki: «Şüphesiz Alla-hu Teâlâ Arafat ve Meş'ari'l-Haram (Müzdelife'nin nihayetinde bir yer) ehlini bağışladı ve onlann boyunlanndakl borçlarına kefil oldu.» Bunun üzerine Ömer bin Hattab kalkarak; «Ya RasûlaÜah, bu sadece bize mi mahsustur?» diye sorunca, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Bu hem sizin için, hem de kıyamete kadar sizden sonra gelecekler içindir» buyurdu. Bunun Üzerine Ömer (r.a.) «Allah'ın hayn ne kadar çoktur, hem ne de güzeldir;» dedi.
Müslim ve diğerlerinin Âişe'den rivayet ettiklerine göre Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Allah hiç bir günde, arafe gününde kullarını cehennemden azad ettiği kadar azad etmez. O gün Allah kullarına tecelli edip, onlarla meleklere karşı iftihar eder ve 'onlar ne istiyorlar?' der.»
Ebû Derdâ (r.a-)'dan rivayet olunduğuna göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Şeytan arafe günündekinden daha küçülmüş, daha kovulmuş ve daha öfkeli hiç bir zaman görülmemiştir. Bunun böyle olması, şeytanın, rahmetin indiğini ve Allah'ın büyük günahları bağışladığını görmesinden başka bir şey için değildir. Ancak Bedir günü gördüğü şey müstesnada-.» Denildi ki: «Ya Rasûlal-lah. Bedir (savaşı) günü şeytan ne gördü?» Rasûfüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Cebrail'in meleklere komutanlık ettiğini gördü.» buyurdu. (Hadisi Mâlik mürsel olarak, Hâkim ise mevsul olarak rivayet etmişlerdir.)

7262. Arafat'ta Vakfenin Hükmü

Âlimlerin icmama göre: Arafat'ta vakfe, haccın en büyük rükünlerinden biridir. Ahmed ve Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin Abdurrahman bin Ya'mur (na.)'den rivayet ettiklerine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bir münâdiye şöyle nida etmesini emretti: «Sahih hacc, Arafat'ta vakfeye yetişenin hacadır. Kim kurban bayramı gecesi tanyeri ağarmadan önce Arafata gelirse vakfeye yetişmiş, olur.»

7J63. Vakfenin Vakti

Cumhur ulema, vakfenin vaktinin, dokuzuncu günü zev?'Jen sonra başlayıp onuncu günü güneş doğuncaya kadar devam euiği görüşündedirler. Gece ve gündüz bu vaktin her hangi bir cüzünde vakfe yapmak kâfi gelir. Ancak gündüz vakfe yaparsa, vakfesini güneş battıktan sonraya kadar uzatması vaciptir. Şayet gece vakfe yaparsa üzerine bir şey lâzım gelmez. Şâfi'î'ye göre, vakfeyi geceye kadar uzatmak sünnettir.

7.26.4. Vakfeden Maksat Nedir?

Vakfeden maksat, uyku veya uyanıklık halinde, binek üstünde veya oturarak, yaslanarak veya yürüyerek olsun, ister temiz halde bulunsun, isterse hayız, nifas ve cünup olup temiz halde bulunmasın, Arafat'ın herhangi bir yerinde hazır bulunmaktır.
Âlimler, baygınlık geçirip de Arafat'tan çıkıncaya kadar ayıl-mayan kişi hakkında ihtilaf ettiler. Ebû Hanîfe ve Mâlik «Vakfesi sahih olur» demişler, Şâfi'î, Ahmed, Hasan, Ebû Sevr, îshak ve 1b-nü'1-Münzir ise; «Sahih olmaz. Çünkü vakfe haccm rükünlerinden bir rükündür. Baygınlık geçirenin diğer rükünleri sahih olmadığı gibi vakfeâi de sahih olmaz.» demişlerdir.
Tirmizî, geçen îbn Ya'mûr hadisini tahric ettikten sonra şöyle dedi; «Süfyan-ı Sevrî demiştir ki: Nebî aleyhisselam'in ashabından ilim ehli ve diğerleri Abdurrahman bin Ya'mûr'un şu hadisiyle amel etmişlerdir; «Fecirden önce Arafat'ta vakfe yapmayan, haccı kaçırmıştır. Fecirden sonra Arafat'a gelirse vakfe yapmış sayılmaz. Ancak 'umre yapmış sayılır ki, üzerine gelecek sene hac yapması gerekir.» Şafi'î, Ahmed ve diğerlerinin görüşü budur.»

7263. Kayaların Yanında Vakfe Yapmanın Müstehab Olduğu

Arafat'ın herhangi bir yerinde vakfe yapmak yeterlidir. Çünkü, Arafat'ın, batı tarafındaki vadi hariç her yerinde vakfe yapılır. Bu yerde ise vakfe icmaen caiz değildir. Vakfenin imkan nisbetinde kayaların bulunduğu veya kayalıklara yakın bir yerde yapılması müstehabdır. Çünkü Rasûlüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem bu yerde vakfe yaparak; «Ben burada vakfe yaptım, Arafatm tümü vakfe yeridir,» buyurmuştur. (Hadisi Müslim, Ahmed ve Ebû Dâvûd, Câ-bir hadisinden rivayet etmişlerdir.) Rahmet dağına çıkmak gerekmediği gibi orada vakfenin faziletli olduğuna inanmak yanlış olup sünnet değildir.

7.26.6. Yıkanmanın Müstehab Olduğu

Arafat'ta vakfe için yıkanmak mendubdur. Ibn Ömer (r.a.) vakfe İçin arafe gecesi yıkanmıştır. (Hadisi Malik rivayet etmiştir.)
Ömer (r.a.) ihramlı iken Arafat'ta yıkanmıştır.

7.26.7. Vakfenin Adabı ve Duâ

Vakfe yapanın tam temizliğe riayet etmesi, kıbleye dönerek kendisi ve başkaları için ellerini kaldırıp huzurlu bir kalp ile, Allah'tan korkarak din ve dünya işleriyle ilgili dilediği duayı yapması, zikir ve istiğfarı çoğaltması gerekir.
üsame bin Zeyd (r.a.) şöyle demiştir: «Arafat'ta Nebî aleyhis-selam'm gerisindeydik. Ellerini kaldırarak duâ ediyordu. (Hadisi Nesâî rivayet etmiştir.)
Amr bin Şu'ayb'dan, onun babasından onun da dedesinden rivayet ettiğine göre dedesi şöyle demiştir: Arafat günü Nebî aley-hisselam'm en çok yaptığı dua şudur:
«Allah'tan başka ilâh yoktur, yalnız o vardır. Ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd onadır, hayır onun kudretindedir. O her şeye kadirdir.» (Hadisi Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiştir.) Tirmizî'-nin lafzı şöyledir: Nebî aieyfaisselam şöyle buyurmuştur: «Duanın en hayırlısı Arafat günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki nebilerin yaptıkları duaların en hayırlısı şudur:
«Allah'tan başka ilâh yoktur, yalnız o vardır. Ortağı yoktur, mülk onundur, hamd onadır, o her şeye kadirdir.»
Hüseyin bin Hasan el-Mervezî'den rivayet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: Süfyân bin Uyeyne'ye Arafat günü yapılacak en faziletli duayı sordum. SUfyan; «La İlahe illâllahu vahdehû lâ şerike leh.» (AUahtan başka İlah yoktur, yalnız o vardır, ortağı yoktur) du-âsıdır,» dedi. Ben, «Bu senadır, duâ değildir,» deyince, Süfyan; «Mâlik bin Hâris'in rivayet ettiği hadisi bilmiyor musun? O hadis bunun tefsiridir.» Ben de; «öyleyse onu bana anlat,» dedim. Süfyan şöyle anlattı: «Mansûr'un Mâlik bin Hâris'ten rivayet ederek-bana anlattığına göre. Mâlik demiştir ki; Allahu Teâlâ şöyle buyurur: «Kulum istediği şeyi bırakıp da beni övmekle meşgul olduğu zaman, o kuluma benden isteyenlere verilen şeyin en faziletlisini veririm.» Süfyan, «tşte bu kutsi hadîs Nebî aleyhisselam'ın sözünün tefsiridir.» dedi.
Beyhakı'nin Alî (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Ali (r.a.) demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Benden önceki nebilerin en çok yaptıkları duâ ile arafat günü benim-en çok yaptığım duâ şudur:
«Allah'tan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır. Ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd onadır. O her şeye kadirdir. Allahım gözüme nur, kulağıma nur, kalbime nur koy. Allahım, göğsüme genişlik ver. İşlerimi kolay kıl. Allahım, nefsimden gelen vesveseden, işlerimin dağınık olmasından, kabir fitnesinin şerrinden; geceye ve gündüze giren şeylerin şerrinden, esen rüzgârın şerrinden ve zamanın getirdiği felaketlerin şerrinden Sana sığınırım.»
Yine Tirmizî'nin Alî (r.a.) dan rivayet ettiğine göre Alî şöyle demiştir: Arafe günü vakfedeyken Nebî aleyhisselam'ın en çok. yaptığı dua şudur:
«Allahım söylediğimiz şekilde hamd Sanadır. Söylediklerimizin hayrını bize ver. Allahım, namarım, kurbanım, hayatım ve ölümüm Senin İçindir. Dönüşüm Sanadır. Ey Rabblm, mirasım Senindir. Allahun, kabir azabından, İçimdeki vesveseden, işlerimin dağınık olmasından Sana sığınının. Allahım, esen rüzgârın şerrinden Sana sığınırım.»

7,26.8 Vakfe İbrahim Aleyhisselam'ın Sünnetidir

Mirbei'l-Ensârî den rivayet olunduğuna göre. Rasûlüllah sal-lallahu aleyhi ve sellem şöyle derdi: «Bulunduğunuz yerde durunuz. Çünkü siz İbrahim aleyhisselam'dan kalma bir yerde duruyorsunuz.» (Hadisi Tirmizî rivayet etmiş olup, 'Ibni Mirbe'în hadisi, hasendir,' demiştir.)

7.26.9. Arafat Gününün Orucu

Rasûlüllah sallailahu aleyhi ve sellem'in Arafat günü oruç tutmadığı ve «Şüphesiz Arafat günü, kurban günü ve teşrik günleri biz müsl umanların bayramıdır. O günler yemek ve içmek günleridir.» buyurduğu sabit olmuştur. Yine Rasûlüllah'ın Arafat günü Arafat'ta oruç tutmaktan nehyettiği de sabit olmuştur, tüm ehlinin çoğu bu hadislerle delil getirerek, hacı adayının sağlam bir vücutla duâ ve zikir yapabilmesi için Arafat günü oruç tutmamasını müstehab saymışlardır. Arafat günü oruç tutmaya teşvik eden rivayetler ise, Arafat günü Arafat'ta bulunan, hacı olmayan kişilere hamledilmiştir.

7.26.10. Öğle tle İkindiyi Beraber Kılmak

Sahih hadiste geçtiğine göre Nebî aleyhisselam Arafat'ta öğle ile ikindiyi beraber kıldı. Ezan okuyup kamet getirdi, öğleyi kıldıktan sonra tekrar kamet getirdi ve ikindiyi kıldı.
Esved ve Alkame'den rivayet olunduğuna göre, bunlar şöyle demişlerdir: «Arafat'ta imamla beraber öğle ile ikindiyi kılmak haccı tamamlayıcı hususlardandır.»
Îbnü'l-Münzir şöyle demiştir: «İlim ehli, imamın ve onunla beraber kılan cemaatın Arafat'ta Öğle ile ikindiyi beraberce kılmaları gerektiğine icma etmişlerdir.»
Şayet imamla beraber cem yapmamişsa, tek başına kıldığı halde cem yaparak kılar.
îbn Ömer (r-a.)'den rivayet olunduğuna göre; kendisi Mekke'de ikamet ediyordu. Minâ'ya çıktığı zaman namazı kısalttı.
Amr bin Dinar'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki. Câ-bir bin Zeyd bana «Arafat'ta namazı kısaltıyorum» dedi. (Bu rivayet Sa'îd bin Mansûr'dan naklolunmuştur.)

7.27. ARAFATTAN İNMEK

Güneş battıktan sonra Arafat'tan sükûnetle inmek sünnettir. Nebi aleyhisselam Arafat'tan sükûnetle inmiş, devesinin başı, sırtındaki tahtın kenarına değinceye kadar yularım çekerek söyle buyurmuştu: «Ey insanlar sükûnetle gidiniz. Develeri hızlı sürüp gitmek iyilik değildir.» (Hadisi Buharî ve Müslim' rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem,.orta yürüyüşle yürür, geniş yola rastlayınca da yürüyüşünü hızlandırırdı. (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.) Yani insanları rahatsız etmemek için sakin bir yürüyüşle yürür. Bir boşluk, izdiham olmayan geniş bir yol buldumu da süratli bir şekilde yürürdü. Yürürken telbiye getirmek ve zikir yapmak müstehabdır. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Cemre-i Akabe'yi atmcaya kadar telbiye getirmeye devam ederdi. '
E$'as bin Süleym'den onun da babasından rivayet ettiğine göre, babası şöyle demiştir: «îbn Ömer'le birlikte Arafat'tan Müzde-life'ye döndüğümüzde, Müzdelife'ye gelinceye kadar bıkmadan yorulmadan tekbir ve tehlil getirmeye devam etti.» (Hadisi Ebû Dâ-vûd rivayet etmiştir.

7.27.1 Müzdelife'de Aksam İle Yatsı Namazını Beraber Kılmak

Müzdelife'ye geldiği zaman, akşam ile yatsıyı, aralarında nafile kılmadan bir ezan ve iki kametle kılar.
Müslim'in rivayet ettiği hadise göre Nebî aleyhisselam Müzdelife'ye geldiğinde, akşam ile yatsı namazını bir ezan ve iki kametle, aralarında başka bir namaz kumadan eda etmiştir.
Burada namazları cem' etmek, âlimlerin icmâ'ıyla sünnettir. Her namazı vaktinde kılma hususunda ise âlimler ihtilaf etmiş olup çoğu bunu caiz görerek, Rasülüllah'm cem' etmesini, daha evlâ olduğu anlamına almışlardır. İmam Sevri ve rey sahipleri; «Eğer akşamı Müzdelife'nin duşnda kılarsa iade etmesi gerekir.» demişlerdir. Yine bunlar öğle ile ikindiyi vakitlerinde kılmayı, kerahatle beraber caiz görmüşlerdir.

7.27.2. Müzdelife'de Gecelemek ve Orada Vakfe Yapmak
Câbir (r.a.)'in rivayet ettiği hadise göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Müzdeiife'ye geldiği zaman akşam ile yatsıyı kil-dı.Sonra sabah oluncaya kadar yaslandı. Sabahı erkenden kılarak Kusvâ isimli devesine bindi. Nihayet Meş'âr-i Haram'a geldi. Tan yeri iyice ağanncaya kadar orada kaldı. Sonra güneş doğmadan Önce hareket etti.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu geceyi ihya ettiğine dair bir rivayet sabit olmamıştır. îşte bu hadis, Müzdelife'de gecelemek ve orada vakfe yapmak hakkında sabit olmuş bir sünnettir, îmam Ahmed, çobanların ve su dağıtanların dışındakilere Müzdelife'de gecelemeyi vacib görür. Çobanlara ve su dağıtanlara Müzdelife'de gecelemek vacib değildir. Diğer mezhep imamları ise Müzdelife'de vakfe yapmayı vacib görüp, gecelemeyi vacib görmezler.
Vakfeden maksat, ister durarak, ister oturarak, ister yürüyerek, isterse de uyku halinde olsun, herhangi bir şekilde orada bulunmaktır.
Hanefîler şöyle demiştir: Vacib olan, Kurban günü sabahından önce, Müzdelife'de hazır bulunmaktır. Şayet Özürsüz orada hazır bulunmazsa üzerine kurban vacib olur. Eğer özrü varsa Müzdelife'de hazır bulunması vacib olmayıp bu takdirde üzerine bir şey lâzım gelmez.
Mâlikîler şöyle dediler: Vacib olan; Özrü yoksa, Arafat'tan Mi-nâ'ya giderken eşyasını indirecek kadar bir müddet fecirden ön-' ce gece Mifedelife'ye inmektir. Şayet özrü varsa Müzdeiife'ye inmesi gerekmez.
Şâfi'îler ise şöyle demişlerdir: Vacib olan Arafat'ta vakfeden sonra kurban bayramı gecesinin ikinci kısmında Müzdelife'de bulunmaktır. Müzdelife'de kalmak şart olmadığı gibi oranın müzde-life olduğunu bilmek te şart değildir. Bilakis oranın Müzdelife olduğunu bilsin veya bilmesin Müzdelife'den geçmesi kifayet eder.
Vaktin evvelinde sabahı kılmak, sonra Meş'ar-i Haram'da tanyeri ağanncaya kadar vakfe yapmak, güneş doğmadan önce hava iyice aydmlanıncaya kadar orada kalarak zikir ve duayı çoğaltmak sünnettir. Allahü Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Arafat'tan İndiğinizde, Allah'ı Meş'ar-İ Haram'da anın. Onu, size gösterdiği şekilde zikredin. Nitekim siz önceleri hiç şüphesiz sapıklardandınız. Sonra insanların toplu olarak akm ettiği yerden siz de akın edin. Allah'tan mağfiret dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder.» (Bakara: 198-199)
Güneş doğmadan önce olunca Müzdelife'den Minâ'ya iner. Mubassır (Müzdelife ile Minâ arası bir yer)'a geldiği zaman bir taş atacak kadar bîr mesafe koşar.


7.27.3. Vakfe Yeri

Müzdelife'nin, Muhassır vadisi hariç her yerinde vakfe yapılabilir.
Cübeyr bin Mut'im (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebî aley-hisselam şöyle buyurmuştur: «Müzdelife'nin tümü vakfe yeridir. Muhassir'dan uzaklasın.» (Hadisi Ahmed rivayet etmiş olup hadisin râvîleri sikadandır.)
Kuzah'da durmaksa daha faziletlidir. Alî (na.)'uı rivayet ettiği hadise göre; Nebî aleyhisselam Müzdeiife'ye geldikten sonra Ku-zah (Müzdelife'de bir yer) mevkiine gelince orada vakfe yaparak şöyle dedi: «Bu Kuzah vakfe yapılacak en efdat yerdir. Müzdelife'nin hepsi de vakfe yeridir.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî 'hadis hasen sahihtir,' demiştir.)

7.28. KURBAN GÜNÜ YAPILACAK GÖREVLER

Kurban günü yapılacak görevler şu şekilde eda edilir: Şeytan taşlamakla başlanır. Sonra kurban kesilir. Sonra traş olunarak Ka'be tavaf edilir.
Bu tertib sünnet olup, bunlardan birini diğerine takdim edene ilim ehlinin çoğuna göre birşey lazım gelmez. ŞâfiTnin görüşü budur. Çünkü Abdullah bin Amr'm rivayet ettiği hadis şöyledir: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem veda haccında Minâ'da insanların yanında duruyordu. İnsanlar ise ona soru soruyorlardı. Bu sırada bir adam gelerek; «Ya Rasûlallah, bilmeyerek kurban kesmeden önce traş oldum» dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Kurban kes, sana bir günah yoktur.» buyurdu. Sonra başka bir adam gelerek; «Ben bilmeyerek taş atmadan önce kurban kestim,» dedi. Rasûlüllah «Taş at, sana bir günah yoktur.» buyurdu. Ravî diyor ki: Rasûlüüah'a o gün bu mesele hakkında «şu işi önce yaptım, veya sonraya bıraktım» şeklinde ne kadar soru sorulduysa, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem de un-lara, «yap, bir günah yoktur,» diye cevap verdi.
Ebû Hanîfe; tertibe riayet etmeyip hacc ibadetlerinden birisini diğerine takdim ederse üzerine kurban gerektiği görüşündedir. Delili ise hadisteki «Bir günah yoktur» ifadesidir. Hadisteki bu ifadeyi, 'günah olmayıp o kişiye fidye (kurban) gerektiği' şeklinde yorumlamıştır.

7.29. BİRİNCİ VE İKİNCİ İHRAMDAN ÇIKMAK

İhramlıya, kurban günü şeytanı taşlayıp traş olduktan veya saçları kısalttıktan sonra ihramda iken haram olan her şey helâl olur. Bu durumda ihramlımn kadınlara yaklaşmaktan başka güzel koku sürünmesi, elbise giymesi ve diğer şeyleri yapması caizdir. Bu birinci ihramdan çıkmasıdır. Haccın bir rüknü olan farz tavafını yaptığı zaman ise kadın da dahil her şey ona helâl olur. İşte bu ikinci ve son ihramdan çıkıştır.
 ŞEYTAN TAŞLAMAK

Meşru Olusu

Beyhakî'nin Salim bin Ebî Ca'd'dan onun da tbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisselam şöyle demiştir:'«İbrahim aleyhisselam hacc menâsikini yapmak için geldiğinde, Cemre-i Akabe yerinde şeytan ona geldi, İbrahim aleyhisselam şeytana yedi taş atarak onu yerin dibine geçirdi. Sonra ikinci cemre yerinde ona musallat oldu. İbrahim aleyhisselam ona yedi tas daha atarak yine yerin dibine geçirdi. Üçüncü cemre yerinde şeytan yine geldi. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam şeytana yedi taş daha attı; nihayet şeytan yerin dibine geçti.» tbn Abbas şöyle demiştir: «Şeytanı taşlıyorsunuz ve böylece atanız İbrahim aleyhisseJam'ın sünnetine tabi oluyorsunuz.» (Münziri demiştir ki: «Bu hadisi İbn Huzeyme Sahih'inde rivayet etmiş, Hakîm de hadîsi rivayet ederek Buharı ve Müslim'in şartlarına göre sahih olduğunu söylemiştir.»)

7302. Şeytan Taşlamanın Hikmeti

Ebû Hâmid el-Gazâlî, îhyâ'smda şöyle demiştir: «Şeytan taşlamaya gelince; taş atan, nefse ve akla bu konuda bir pay ayırmadan emre uymayı, kulluğu ve boyun eğmeyi izhar ederek sırf itaat için davranmayı kastetsin. O yerde, Allah'ın lanet ettiği şeytan 1brahim aleyhisselam'a gelmiş, onun haccma bir şüphe sokmak veya onu bir günaha bulaştırmak istemişti de, Allahu Teâlâ, onu kovmak ve bu isteklerine set çekmek için şeytanı taşlamasını İbrahim aleyhisselam'a emretmişti. Aklına şöyle bir fikir gelebilir: «Şeytan İbrahim'e musallat oldu. İbrahim de şeytanı gördüğü için, onu taşladı. Ama bana ise şeytan musallat olmamıştır.» Bilki hatırına gelen bu fikir, şeytandandır. Senin taşlamaktaki azmini kırmak, sana faydalı olmayacak şeyleri hayal ettirmek ve «bu hareketin oyuna benziyor, bununla niye uğraşıyorsun?» demek için senin kalbine bu fikri koymuştur. Ciddi bir gayretle ve şeytanı taşlayarak bu fikri içinden kov. Bununla şeytanın burnunu yerde süründürürsün. Bilki sen, görünüşte Akabe'de çakıl taşlan atıyorsun. Gerçekte ise, o taşlan şeytanın kendisine atarak belini kırıyorsun. Çünkü şeytanın burnunu yerde süründürmek, ancak Allah'ın emrine uyarak, nefse bir pay ayırmadan sırf onun emrine hürmet göstererek mümkün olur.»
7.30.3. Şeytan Taşlamanın Hükmü

Âlimlerin çoğu, şeytan taşlamanın vacib olup rükün olmadığı ve terkedenin kurban kesmeye mecbur olduğu görüşündedirler. Çünkü Müslim. Ahmed ve Nesâî'nin Câbir (r.a.)'den rivayet ettikleri hadiste, Câbir (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'i kurban günü devesinin üzerinde taş atarken gördüm. Şöyle diyordu: «Menasikinizi görüp öğreneshıiz dîye böyle yapıyorum. Çünkü bu haccımdan sonra hacc yapacağımı bilmiyorum.»
Abdurrahman et-Teymî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem veda haccm-da nohut tanesi kadar küçük çakıl taşlanyla şeytan taşlamamızı bize emretti.» (Hadisi Taberanî Kebîr'inde, ravileri sahihin ravile-ri olan bir senetle rivayet etmiştir.)

7.30.4. Atılacak Tasni ölçüsü ve Cinsi

önceki hadiste atılacak çakıl taşlannın nohut tanesi büyüklüğünde olacağı geçmişti. Bu hadisten dolayı ilim ehli küçük taşın müstehab olduğu görüşüne vardılar. Şayet bu Ölçüyü aşarak büyük taş atarsa, cumhur ulema; «yeterli sayılır, fakat mekruh olur» demişlerdir. İmam Ahmed ise; «Rasûlüllah'm tatbikatı bulunduğu ve büyük taş atmaktan nehyettiği için, büyük taş atmak yeterli olmaz,» demiştir.
Süleyman bin Amr bin el-Ahvas el-Ezdî'den, onun da annesinden rivayet olunduğuna göre annesi şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselam'm Batn-ı Vâdî'de iken şöyle dediğini İşittim: «Ey İnsanlar birbirinizi öldürmeyiniz, şeytanı taşladığınız zaman nohut tanesi büyüklüğünde taş atınız.» (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Ibn Abbas'dan rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: Rasû-Iüllah bana; «Gel, benim için taş topla,» dedi. Ben de nohut tanesi büyüklüğünde çakıl taşları topladım. Taşlan eline kovunca Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «İşte bunlar gibi toplayın. Dinde aşın gitmekten sakının. Şüphesiz sizden öncekileri dinlerinde -aşırı gitmek helak etmiştir.» (Hadisi Ahmed ve Nesâî rivayet etmiştir. Hadisin senedi hasendir.)
Alimlerin çoğu bu hadisleri «daha evlâ ve mendub» şeklinde anlamışlar ve «ancak taş atmanın caiz olduğu, demir, kurşun ve benzeri şeyleri atmanın ise câii olmadığı» üzerinde ittifak etmişlerdir. Hanefîler bu görüşe muhalefet ederek yer cinsinden olan taş, çamur, kiremit, toprak ve tuğla gibi şeylerle şeytan taşlamayı caiz görmüşler, bu konudaki hadisleri mutlak taşlama şeklinde alarak Rasülüllah'ın ve sahabenin fiillerini, sadece «taş» atılacak şeklinde değil de, taş atmanın daha efdâl olduğu şeklinde yorumlamışlardır.
Birinci görüş tercihe şayandır. Çünkü Nebî aleyhisselam çakı! taşlan atmış ve nohut büyüklüğünde çakıl taşı atmayı emretmiştir. Bu ifade, taşın her çeşidini içine alır. Fakat taştan başkasına ise şâmil olmaz.


7305. Taşlar Nereden Toplanır?

Ibn Ömer (r.a.) taşlan Müzdelife'den toplardı. Sa'îd bin Cübeyr de böyie yaparak; «Ashab taşlan buradan toplarlardı,» demiştir.
Şâfi'î, Müzdelife'den taş toplamayı müstehab saymıştır.
'Atâ ve Îbnü'l-Münzir'in görüşü de budur. Çünkü îbn Abbas'ın .geçen hadisinde «Bana taş topla» ifadesi vardır. Rasûlüllah saüal-lahu aleyhi ve sellem taş toplamak için belli bir yer tayin etmemiştir.
Taşlann atıldığı yerden toplanan taşlarla şeytan taşlamak Hanefî, Şâfi'î ve Ahmed'e göre kerahatle beraber caizdir.
îbn Hazm ise bunun kerahatsiz caiz olduğu görüşüne vararak şöyle demiştir: «Daha önce atılmış taşlarla şeytan taşlamak caizdir. Binek üstünde şeytan taşlamak da bunun gibidir. Atılmış taşlar*la şeytan taşlamaya gelince, Kuran ve sünnet bunu nehyetmemiş-tir.» Ibn Hazm devamla demiştir ki: «Eğer denilirse; 'îbn Abbas'dan rivayet olunmuştur ki, cemre taşlarından kabul olunanlar Allah tarafından kaldırılır. Kabul olunmay. ular ise bırakılır. Eğer böyle yapılmazsa, yığılan taşlar yolu kesecek şekilde bir tepe oluşturur.' Bİz deriz ki: «Evet; taşlan kaldırsak ne olur? Eğer bu taşlann atılması Amr'dan kabul olunmazsa Zeyd'den kabul olunur. Nitekim bir kimse bir sadaka verir de, Allah onu kabul etmeyebilir. Sonra verdiği kişi bu mala sahip olup, o da bir başkasına sadaka olarak verir; fakat onunki kabul olunabilir.»
Binek üstünde şeytan taşlamaya gelince: Kudâtne bin Abdullah'ın rivayet ettiği hadise göre, Kudâme (ra.) demiştir ki: «Rasûlüllah'ı, insanları tartaklamak, dağıtmak ve yolu açmak için şu-raya-buraya itmek gibi işler olmadan devesi üzerinde cemreyi atarken gördüm.»

730.fi. Taşlann Sayısı

Atılacak taşlann sayısı yetmiş ve kırk dokuzdur. Yedi tanesi bayram günü Cemre-i Akabe'de atılır. Yirmi bir tanesi, onbirinci gün her cemreye yedi taş_ olmak üzere atılır. Yirmi bir tanesi bunun gibi, onikinci gün atılır. Kalan yirmi bir tane de yine bunun gibi, onüçüncü gün atılır. Böylece atılan taşlann sayısı yetmiş eder. Şayet üç gün taş atıp, onüçüncü gün taş atmazsa bu da caizdir. Bu durumda kırk dokuz taş atılmış olur.
imam Ahmed: «Hacının beşer taş atması kendisine yeter,» demiştir. 'Atâ da; «Beş taş atmak yeter,» demiştir. MÜcâhid; «Şayet altı taş atarsa, kendisine bir şey lazım gelmez,» demiştir.
Sa'îd bin Mâlik'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki;
«Haccda Nebî aleyhisselam ile birlikte döndüğümüzde, bazımız 'altı taş attım', bazımız ise, 'yedi taş attım', diyordu da birbirimizi ayıplamıyorduk.»

73Ö.7. Şeytan Taşlama Günleri:

Taş atma günleri, üç veya dört gün olup, bunlar da; kurban günü ile teşrik günlerinden iki veya üç gündür. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştun «Allah'ı sayılı günlerde anın.* Günahtan sakmnn kimseye, acele edip Mina'daki ibadeti İki günde bitirirse günah yoktur. Geri kalsa da günâh yoktur.» (Bakara 203)

7.30.7.1. Kurban Günü Ta§ Atmak

Kurban günü şeytan taşlamanın uygun vakti, güneş doğduktan sonra kuşluk vaktidir. Çünkü RasûlüUah
sallallahu aleyhi ve sel-lem kurban günü kuşluk vaktinde taş atmıştır, tbn Abbas (r.a.)' dan rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki; Nebi aleyhisselam ehlinden zayıf olanlarına gelerek şöyle buyurdu: «Güneş doğuncaya kadar Cemre-i Akabe'ye taş atmayın.» (Hadisi Tİrmizî rivayet etmiş ve sah inlemiş tir.)
Eğer taşlamayı gündüzün sonuna tehir ederse caizdir, tbn Ab-dilber şöyle demiştir: «îlim ehlinin icma'ına göre; kurban günü güneş batmadan önce taşlan atarsa, bu onun için iyi" olmasa da taşlan vaktinde atmış sayılır.»
İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Nebi aleyhisselam'a kurban günü Minâ'da soru sorulurdu. Bir adam «Yâ Rasûlallah, akşam olduktan sonra taşlan attım.» deyince RasûlüIIah sallallahu aleyhi ve sellem «Bunda bir günâh yoktur» buyurdu. (Hadisi Buhâri rivayet etmiştir.)

7.30.7.2. Taş Atmayı Geceye Tehir Etmek Caiz midir?

Eğer gündüz taş atmayı men eden bir özür varsa, taş atmayı geceye tehir etmek caizdir. Çünkü Mâlik'in Nâfi'den rivayet ettiğine göre; tbn Ömer'in hanımı olan Safiyye'nin kızı Müzedlife'de doğum yaptı. O ve Safiyye geri kaldılar. Nihayet kurban günü güneş battıktan sonra Minâ'ya gelebildiler. Minâ'ya geldiklerinde tbn Ömer, cemreyi atmalarını onlara emretti de üzerlerine bir şey lâzım geldiğim söylemedi.
Fakat özrü yoksa, şeytan taşlamayı tehir etmek mekruh olup gece taşlan atar. Hanefi, Şâfi'î ve Malik'ten bir rivayete göre îbn Abbas'm geçen hadisinden dolayı üzerine kurban gerekmez. Ah-ired'e göre; eğer kurban gününün sonuna kadar, taş atmayı tehir ederse, o gece taş atmaz. Ertesi günü, güneşin zevalinden sonra taş atar.

7.30.7.3. Zayıf ve Özürlülere, Kurban Gecesinin İkinci Yansından Sonra Taş Atmaları için Ruhsat Verümesi

Son gece yansından önce taş atmak, icma ile hiçbir kimseye caiz değildir. Ancak kadınlar, çocuklar, zayıflar, özür sahipleri ve deve çobanlanna Akabe cemresini, kurban gecesinin ikinci yansında atmalanna ruhsat verilmiştir.
Âişe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselam Ünr mü Seleme'yi kurban gecesi gönderdi. O da fecirden önce taşlan atarak sonra Müzdelife'den indi. (Hadisi Ebû Dâvûd ve Beyhakî rivayet etmiş, Beyhakî, «hadisin isnadı sahih olup kusurlu bir yönü yoktur» demiştir.)
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhisselam, deve çobanlanna gece taş atmaları için izin vermiştir. (Hadisi Bezzar rivayet etmiştir. Hadisin senedinde Müslim bin Halid ez-Zencî vardır ki, bu zat zayıf bir kişidir.)
'Urve'den rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselam kurban günü Ümmü Seleme'yi dolaştı. Ona Müzdelife'den acele inerek Mekke'ye gelmesini emretti. Sonra ona sabah namazını kıldırdı. O gün Ümmü Seleme'nin sırasıydi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Ümmü Seleme'nin kendisivle beraber olmasını istemişti. (Hadisi Şâfi'î ve Beyhakî rivayet etmişlerdir.)
'Atâ'dan rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: Birisi bana Esmâ'dan haber vererek şöyle dedi: «Esma cemreleri atınca, ben ona, 'Biz ise cemreleri gece attık', dedim. Bunun üzerine Esma; 'Biz Rasûlüllah'ın zamanında böyle yapardık,' demiştir.» (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etti.)
Taberî şöyle demiştir: «Şâfi'î, Ümmü Seleme ve Esma hadislerini delil getirerek, gece yansından sonra oradan aynlmanm caiz olduğu görüşüne varmıştır.»
îbn Hazm; gece taş atma izninin, kadınlara mahsus olup, zayıf olsun kuvvetli olsun, erkeklere böyle bir iznin olmadığını zikretmiştir.»
Hadisin delalet ettiği özür sahibinin, gece gelip taş atmasına gelince; bu konuda tbnü'l-Münzir demiştir ki: «Sünnet olan, Nebî aleyhisselam'm yaptığı gibi ancak güneş doğduktan sonra taş atmaktır. Güneş doğmadan önce taş atmak caiz değildir. Çünkü böyle yapan sünnete muhalefet etmiş olur. Güneş doğmadan önce şeytan taşlayan, attığı taşlan iade etmez. Çünkü hiçbir kimsenin; «Bu yeterli olmaz,» dediğini bilmiyorum.»
7.30.8. Üst Taraftan Cemrelere Taş Atmak

Esved^den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki; «Ömer (r.a.)'ı Cemre-i Akabe'ye Qst taraftan taş atarken gördüm.»
'Atâ'ya, üstten taş atmak hakkında sorulunca, 'Atâ; «Bunda bir beis yoktur» demiştir.
Bu iki rivayet Sa'îd bin Mansûr'a aittir.

730.9. Taşlan Üç Günde Atmak

Üç günde taş atmak için uygun vakit, zevalden başlayıp güneş batınca bitirmektir.
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; «Nebi aleyhis-selam cemreleri güneş zevalde iken veya güneşin zevalinden sonra .atardı.» (Hadisi Ahmed, tbn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmi-zî hasen saymıştır.)
Beyhakî'nin Nafi'den rivayet ettiğine göre; Abdullah bin Ami söyle derdi: «Üç günde, güneş zevale gelmeden taş atmazdık.»
Eğer taş atmayı geceye tehir ederse bu onun için mekruh olur Gece, ertesi gün güneş doğuncaya kadar taş atar. Bu görüş Ebû Ha-nîfe dışında bütün mezhep imamları arasında ittifak konusudur. Ebû Hanîfe ise üçüncü gün zevalden Önce taş atmayı caiz görmüştür. Çünkü tbn Abbas'tan rivayet edilen zayıf bir hadise göre Îbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: «Son ayrılış günü güneş yükseldiği zaman taş atmak ve Minâ'dan dönmek helâl olur.»

730.10. Teşrik Günlerinde Taş Attıktan Sonra Duâ Etmek ve Durmak

Taş attıktan sonra, kıbleye dönük vaziyette Allah'a hamd ve duada bulunmak, kendisi ve bütün mümin kardeşleri için istiğfar etmek müstehabdir. Çünkü Buhârî ve Ahmed'in Sâüm bin Abdullah bin Amr'dan, onun da babasından rivayet ettiğine göre; Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem Minâ mescidinden sonra cemre attığı zaman yedi çakıl taşı atar ve her çakılı attıkça tekbir getirirdi. Sonra vadinin ortasına doğru sol tarafa döner, orada vakfe yaparak kıbleye döner, ellerini kaldırarak dua eder ve vakfeyi uzatırdı. Sonra ikinci cemreyi yedi taş olarak atar ve her taş atışta tekbir getirir, sonra sol tarafa, vadinin ortasına ayrılıp gider, orada yedi taş atar, her taş atarken tekbir getirirdi. Sonra ayrılıp gider, orada durmazdı.
Hadiste geçtiğine göre Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem, Akabe cemresinden sonra durmaz, ancak son iki cemreden sonra dururdu. Bunun için âlimler bir esas koyarak demişlerdir ki; Kendisinden sonra o gün taş atılmayan cemrede durmaz. Eğer o gün kendisinden sonra taş atılacaksa o cemrede durur.
îbn Mâce'nin tbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre; «Nebî aley-bisselam Cemre-i Akabe'yi attıktan sonra geçip gider, orada durmazdı.»

730.11. Şeytan Taşlamakta Tertlb

Rasûlüilah sallalîahu aleyhi ve sellem'den sabit olduğuna göre; o önce Minâ'yı tâkib eder, ilk cemreyi atar, onun arkasından orta cemreyi atar, sonra Cemre-i Akabe'yi atardı. Yine Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem'den; «Menasikİnizİ benden alınız» hadisi sabit olmuştur. Bu hadisle, üç imam, cemreler arasında tertibin şart olduğuna, Rasûlüllah'm yaptığı gibi bu sırayla taşlann atılması gerektiğine delil getirmişlerdir. Hanefîlerce kabul edilen görüşe göre ise, tertib sünnettir.

730.12, Her Taş Atarken Tekbir ve Duâ tle Taşlan Parmak Aralarına Koymanın Müstehab Olduğu

Îbn Mes'ûd ve tbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre; bu ikisi cemreyi atarken:
«Allahun haccimra kabul et ve günâhlarımızı bağışla» derlerdi, ibrahim'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: «Alimler, Akabe cemresini atarken erkeklerin «Allahım haccimt kabul et ve günahlarımı bağışla» demelerini müstehab görürlerdi.» Kendisine; «her taş atarken mi bu duayı okuyorsun?» denildiğinde, «evet» cevabını vermiştir.
'Atâ'dan rivayet olunduğuna göre; o «Taş attığın zaman tekbir getir ve tekbirini hemen taş attıktan sonra söyle.» demiştir. (Bu hadisi Sa'îd bin Mansûr rivayet etmiştir.
Müslim'e göre Câbir hadisinde geçtiğine göre Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem her taş atışta tekbir getirirdi.
Fetih kitabında şöyle geçmektedir: «Alimler tekbir getirmeyene bir şey gerekmediği üzerinde icma etmişlerdir.»
Süleyman bin Ahvas'dan onun da annesinden rivayet olunduğuna göre; annesi şöyle demiştir: «Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem, taşlan attı, insanlar da onunla beraber taş attılar.» (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)

730.13. Şeytan Taşlamada Vekalet
Bir kimsenin hastalık ve benzeri sebeblerden dolayı taşlara dokunmaya mâni bir özrü varsa, taş atmak için vekil tayin edebilir.
Câbir (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seî-lem ile beraber hacc ettiğimizde beraberinde kadınlar ve çocuklar vardı. Çocuklar adına telbiye getirdik ve onlar adına taş attık.» (Hadisi îbn Mâce rivayet etmiştir.)

7.31. MİNÂ'DA GECELEMEK

Üç gece veya onbir ile onikinci gece Minâ'da gecelemek üç imama göre vacibdir.
Hanefîler ise, gecelemeyi sünnet saymışlardır. îbn Abbas şöyle demiştir: «Taş attığın zaman dilediğin yerde geceyi geçir». (Hadisi îbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir.)
Mücahid'den rivayet olunduğuna göre; «Gecenin evvelinde Mekke'de, sonunda ise Minâ'da olmak veya evvelinde Minâ'da sonunda Mekke'de olmakta bir beis yoktur» demiştir.
îbn Hazm ise şöyle demiştir: «Minâ gecelerim Minâ'da kalmayan gürâhkar olur. Fakat üzerine bir şey lâzım gelmez.»
Âl:.nler, su dağıtanlar ve deve çobanlan gibi özür sahiblerinin Minâ'da gecelemeleri gerekmediği ve bunu terketmelerinden dolayı kendilerine birşey lazım gelmediği üzerinde ittifak etmişlerdir, îbn Abbas, su dağıttığı için gecelerini Mekke'de geçirmek hususunda Nebi aleyhisselam'dan izin istedi. Nebi aleyhisselam ona izin verdi. (Hadisi Buhârî ve diğerleri rivayet etmişlerdir.)
Âsim bin 'Adî'den rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselam çobanların Minâ'da gecelemeyi terketmelerine izin verdi. (Hadisi Tinnizî, Ebû Dâvûd, Îbn Mâce rivayet etmiş, Tirmizî sahihlemiştir.)

7.32, MÎNÂ'DAN NE ZAMAN DÖNÜLÜR?

Üç imama göre onikinci günü taşlan attıktan sonra güneş batmadan önce Mekke'ye dönülür. Hanefîlere göre ise. Zilhicce'nin onüçüncü günü fecr doğmadan Mekke'ye dönülür. Güneş battıktan sonra ayrılmak sünnete muhalif olduğu için mekruh olup üzerine bir şey gerekmez.

7.33. HED5T

733.1. Hedy Nedir?

Hedy; Allah'a yaklaşmak niyetiyle ehlî hayvanlardan Harem'e sevkedilen hayvan demektir. Allahu Teâiâ şöyle
buyurmuştur: «tş*te kurbanlık deve ve sığırları, Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yan üstü düşüp ölünce onlardan yiyin. İsteyene de istemeyene de verin. Şükredersiniz diye onları böylece sizin buyruğunuza verdik. Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin onun İçin yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir.» (Hac: 36*37).
Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Hacda kurban kesiniz. Şüphesiz Allah'u Teâlâ kurbanı sever.»
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yüz deve kurban kesmiştir. Onun bu kurbanları nafile idi.

733.2. Hedyin En Faziletlisi

Âlimler, hedyin ehlî hayvanlardan başka bir hayvandan olmayacağına dair icma etmişler, ehli hayvanların en faziletlisinin de sırayla deve, sığır ve koyun olduğunda ittifak etmişlerdir. Çünkü deve büyük olduğundan fakirler için en faydalıdır. Bunun gibi sığır da koyundan daha faydalıdır.
«Devenin veya sığırın yedide biri mi, yoksa bir koyun mu hedy olarak daha efdal olur?» konusunda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Açıktır ki, fakirlere en faydalı olanı yapmak daha iyidir.

7333. Hedy Olarak En Az Caiz Olan Hayvan

Kişinin Harem "de dilediği ehli hayvanlardan hedy olarak kesmesi caizdir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem yüz deve hedy olarak kesmiştir. Onun hedyi nafile hedy idi. Bir kişi için en az bir koyun veya devenin ve sığırın yedide biri kifayet eder. Çünkü deve
ve sığır, yedi kişi için kifayet eder.
.
Câbir (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte haccettiğimizde yedi kişi olarak deveyi, yedi kişi olarak da sığın boğazladık.» (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Ortakların hepsinin Allah'a yakınlık kastetmeleri şart değildir. Bazdan Allah'a yakınlık için bazıları da et için kesse caizdir. Hanefîler bu görüşe muhalefet ederek, ortaklann hepsinin Allah'a yaklaşmak niyetiyle kesmeleri gerektiğini şart koşmuşlardır.

733.4. Deve Kesmek Ne Zaman Vacib Olur?

Deve kesmek, ancak, ziyaret tavafını cünûb, hayızlı veya nifas-U olarak yapana veya Arafat'ta vakfeden sonra ve traştan önce cima edene veya deve kesmeyi adayan kimseye gerekir. Deve bulamayan kişinin ise yedi köyün satın alması gerekir.
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebi aleyhisse-lam'a bir adam gelerek, «Bir deve kesmem gerekiyor. Fakir olduğumdan deve bulup da satın alacak durumda değilim.» dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah sallailahu aleyhi ve sellem adama; Yedi koyun satm alıp kesmesini emretti. (Hadisi Ahmed ve îbn Mâce sahih bir senetle rivayet etmiştir.)

733 J. Hedyin Kısımları

Hedy, müstehab ve vâcib olmak üzere ikiye ayrılır. Müstehab olan hedy yalnız hacc ve yalnız 'umre yapanlar içindir. Vacib olan hedy ise aşağıdaki kısımlara aynhr: 1, 2 — Hacc-ı Kıran ve Hacc-ı Temettü' yapana hedy vacibdir.
3 — Haccm vaciblerinden bir vacibi terkedene hedy vacibtir. Meselâ; taş atmayı, mîkat'tan ihrama girmeyi, Arafat'ta vakfe yaparken gece ve gündüzü birleştirmeyi, Müzdelife'de veya Minâ'da gecelemeyi terketraek veya veda tavafını terketmek gibi.
4 — Cinsî münasebet dışında, güzel koku sürünmek ve traş olmak gibi ihram mahzurlarından bir mahzuru terkedene, kurban vacibdir.
'5 — Harem'in avına taarruz etmek ve Harem'in ağaçlarını kesmek gibi Harem'de cinayet işleyene kurban vacibdir. (Bütün bunlar geçtiği üzere yerinde açıklanmıştır.)

7334. Hedyin Şartlan

. Hedyde aşağıdaki şartların bulunması gerekir:
1 — Koyunun dışındaki ehlî hayvanların belli yaşları doldurmuş olması, koyunun ise semiz olursa altı aylığı ve daha yukarısı caizdir. Devenin beş yaşım dolduranı, sığırın iki yaşını dolduranı, keçinin tam bir yaşını dolduranı hedy olarak kesilir." Bu hayvanlardan bu yaşta olanlar ve daha yukardakiler kifayet eder.
2 — Sağlam olması, şaşı, topal, uyuz ve zayıf olmaması. Hasan'-dan rivayet olunduğuna göre; âlimler şöyle demişlerdir: «Kişi, deve veya kurbanlığını noksansız olarak aldıktan sonra kurban gününden
önce, şaşı ve topal olur veya zayıflarsa onu kessin. Kurban olarak, bu ona yeter.» (Hadisi Sa'îd bin Mansûr rivayet etmiştir.)

733.7. Hedy Kurbanını Seçerek Almanın Müstehab Olduğu

Mâlik'in Hişâm bin 'Urve'den onun da babasından rivayet ettiğine göre, babası oğluna şöyle derdi: «Sizden biriniz, dostuna ikram etmekten çekindiği bir kurbanı Allah için kesmesin. Şüphesiz Allah ikrama ve kendisi için seçilmeye en lâyık olandır.»
Sa'îd bin Mansür'un rivayet ettiğine göre; îbn Ömer (r..a), dişi devesinin üzerinde Mekke'nin sokaklarında dolaşırken, bir ara devesini Överek ona «beh-beh» dedi. Daha sonra, hoşuna giden bu devesinden İnerek onu işaretledi ve hedy olarak KâTse'ye gönderdi.

733.8. Hedy Kurbanına Nişan Takmak ve
Sırtına Alâmet Çizmek
tş'âr; Sığırın veya hörgücü olan devenin kan çıkıncaya kadar sırtını çizmektir. Bu işaret, hedy olduğu belli olup ona dokunulma-ması için yapılır.
Taklid ise, kurbanlık hayvanın boynuna, hedy olduğu bilinsin diye bir nişan takmaktır.
Rasûlüllah sallailahu aleyhi ve sellem, koyunları hedy olarak ayırdığında onların boğazına bir nişan takarak, Ebû Bekir'le beraber dokuzuncu sene hacca kurban olarak göndermiştir. Yine Rasûlüllah'm hedy kurbanının boğazına nişan taktığı ve onun sırtında işaret çizerek, Hudeybiye vaktinde 'umre için ihrama girdiği sabit olmuştur. Ebû Hanife'nin dıişndaki âlimler, hedy kurbanının sırtına işaret çizmeyi müstehab saymışlardır.
Hedy Kurbanının Sırtına Alâmet Çizmek ve İşaretlemenin Hikmeti
Bunları yapmaktaki hikmet; Allah'm nişanelerine hürmet etmek ve onu açığa çıkarıp bu hayvanların Kâ'be'ye sevk edilen kurbanlar olduğunu belli etmek, Allah için kesileceğini ve Allah'a yaklaşmak niyetiyle ayrıldıklarım insanlara bildirmek içindir.

733.9. Hedy Kurbanına Binmek

Hedy olacak deveye binmek ve ondan faydalanmak caizdir. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Bu nişanelerde sizin için
16»
belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra bunlar Beyt-İ Atik'te (Kabe'de) son bulurlar.» (Hac: 33).
Dahhâk ve 'Atâ şöyle demişlerdir: «Hedy kurbanından faydalanmak demek, ihtiyaç zamanı üzerine binmek, sütünden ve yününden faydalanmak demektir.»
«Belli bir süreye kadar» ifadesinden, boğazına gerdanlık takılıp hedy olarak belli olması anlaşılmaktadır.
«Kâ'be'de son bulur» ifadesi hakkında Dahhak ve 'Atâ, «Kurban günü Minâ'da kesilir,» demiştir.
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; Ka'be'ye dişi bir deve sürerek kendisi yaya yürüyen adama; «Deveye bin» dedi. Adam; «Bu hedy kurbanı içindir» deyince, Rasûlüllah ikinci ve üçüncü defa; «Bin şu devene be adam,» dedi. (Hadisi Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî rivayet etmişlerdir.)
Ahmed, tshak ve İmam Mâlik'in meşhur görüşü budur. Şâfi'î; «Zor durumda kalırsa hedy kurbanına binebilir,» demiştir.

7.33.10. Hedy Kurbanını Boğazlamanın Vakti

Âlimler hedy kurbanını boğazlamanın vaktinde ihtilaf etmişlerdir.
Şâfi'î'ye göre boğazlamanın vakti, kurban günü ile teşrik günleridir. Çünkü Rasûlüllah salîallahu aleyhi ve sellem; «Teşrik günlerinin hepsi boğazlama günüdür» buyurmuştur. (Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.)
Şayet boğazlama vakti geçmişse vacib olan hedy kurbanı, kaza olarak boğazlanır.
Mâlik ve Ahmed'e göre hedy kurbanım boğazlama vakti; hedy, ister vacib, ister nafile olsun, kurban günleridir.
Bu görüş, temettü' ve kıran kurbanlarına nisbeüe Hanefîlerin de görüşüdür.
Adak, keffaret ve nafile kurbanlarına gelince; bunlar herhangi bir vakitte kesilebilirler.
Ebü Seleme bin Abdurrahman ve Nehâ'î'den hikâye olunduğuna göre hedy kurbanının kesilme vakti, kurban gününden Zilhicce ayının sonuna kadardır.

733.11. Hedy Kurbanının Kesilme Yeri

Hedy kurbanı, ister vacib, ister nafile olsun, ancak Harcm-i Şerifte kesilebilir. Hacı. Harem-i Şerifin dilediği yerinde hedy kur-
banını kesebilir. Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Minâ'nın hepsi kurban kesme yeridir. Müzdelife'nin hepsi vakfe yeridir. Mekke'nin bütün geniş yollan kurban kesme yeridir.» (Hadisi Ebü Dâvûd ve Ibn Mâce rivayet etmiştir.)
Hacc yapanın, kurbanını Minâ'da kesmesi, 'umre yapanın ise Merve'de kesmesi daha evlâdır. Çünkü bu yerler her ikisi için ihramdan çıkma yeridir. Mâlik'ten rivayet olunduğuna göre; kendisine Rasûlüllah'ın Minâ hakkında şöyle buyurduğu haberi ulaşmıştır: «Burası kurbanı kesme yeridir. Minâ'nın tümü kurban kesme yeridir. 'Umre yapan için Merve kurban kesme yeridir. Mekke'nin bütün cadde ve yollan kurban kesme yeridir.»

7-53.12. Deveyi Boynundan Kesmenin ve Diğer Hayvanları Boğazlamanın Müstehab Olduğu

Deveyi, ayakta olduğu halde sol ön ayağını bağlayarak boynundan kesmek müstehabdır. Bu hususta aşağıdaki hadisler gelmiştir:
Müslim'in Zeyyâd bin Cübeyr'den rivayet ettiğine göre; İbn Ömer devesini çökertmiş olduğu halde kesen bir adamın yanına geldi de ona; «Deveni sol ön ayağı bağlı olarak ve ayakta kes, böylece Nebî aleyhisselam'ın sünnetine uy.» dedi.
Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhisselam ve ashabı deveyi sol ön ayağı bağlı olup, kalan ayaklarının üzerinde ve ayakta olarak keserlerdi. (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Ibn Abbas'dan rivayet olunduğuna göre; «Deveyi bağlı halde keserken üzerine Allah'ın ismini anın» âyeti hakkında «Uç ayak üzerinde ayakta olarak kesilir,» demiştir. (Hadisi Hâkim rivayet etmiştir.)
Sığır ve koyuna gelince; Bunları yatırarak kesmek müstehabdır. «Boynundan kesilmesi gereken hayvan boğazlanırsa, boğazlanması gereken hayvan ise boynundan kesilirse mekruh olur.» denmiş, diğer bir rivayette ise, «mekruh olmaz» denmiştir.
Hedy kurbanını hacının kendisinin kesmesi müstehabdır. Eğer kendisi iyi kesemiyorsa başkasına kestirip, kendisinin de yanında hazır bulunması mendubdur.

733.13 Hedy Kurbanından Kasaba Ücret Verilmez
Hedy kurbanından kasaba ücret vermek caiz değildir. Ancak tasadduk olarak verilmesinde bir beis yoktur. Çünkü Alî (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem kurbanlık develerine nezaret edip etlerini, derilerini ve çullarını sadaka olarak dağıtmamı ve onlardan kasaba bir şey vermememi emretti ve «Kasaba ayrıca kendimiz veririz» buyurdu.» (Hadisi Buharî, Tirmizî, Ne-saî, Ebû Dâvûd ve tbn Mâce rivayet etmiştir.)
Bu hadisten, hedy kurbanını kesmek için vekil tayin etmek ile etini, derisini ve çulunu sadaka olarak dağıtmanın caiz olduğu ve kasaba ücret olarak kurbandan bir şey vermenin ise caiz olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak «Kasaba ayrıca kendimiz veririz» sözü, kasaba, yaptığı işin ücretinin verileceğine delildir. Hasan'dan rivayet olunduğuna göre; o «Kasaba derinin verilmesinde bir beis yoktur» demiştir.

733.14. Hedy Kurbanının Etinden Yemek

AHahu Teâlâ hedy kurbanının etinden yemeyi emrederek şöyle buyurdu: «Onun etinden yeyinlz. Ve fakirlere yediliniz.» (Hacc: 28).
Bu emir, zahiri olarak vacib ve nafile kurbanını içine alır.
Fakihler bu konuda ihtüaf etmiş, Ebû Hanîfe ve Ahmed; temettü', kıran ve nafile kurbanların etinden yenebileceğine bunların dışındakilerin etlerinden yenilmeyeceği görüşüne varmışlardır.
îmam Mâlik şöyle demiştir: «Haccı fasid olduğu ve haccı ka-çırdıığ için gönderdiği kurbanın etinden, temettü' kurbanı ve bütün hedy kurbanlarından yiyebilir. Ancak eziyet verme fidyesi ve avlanma cezası olarak kesilen kurbanlarla, fakirlere adanan kurbanlar ve yerine varmadan önce hastalandığı için kesilen kurbanların etinden yiyemez.
Şafi'îye göre; avlanma, cezası, haccın fasid olması cezası, temettü' ve kıran için vacib olan kurban gibi vacib olan hedy kurbanından yemek caiz değildir. Kendisine adak yaparak vacib kıldığı kurban da bunun gibidir. Etinden yiyemez. Ancak nafile kurbanın etinden yemesi hediye olarak vermesi ve tasadduk etmesi caizdir.

733.15. Hedy Kurbanından Yemenin Miktarı

Hedy kurbanı kesenin, bir ölçü koymadan dilediği miktarını yemesi caizdir. Yine bunun gibi hediye olarak dağıtması ve uygun gördüğü yerlere tasadduk etmesi de caizdir. Denildi ki; «Yansım yer, yansım tasadduk eder.» Yine denildi ki; «Kurbanın etini üçetaksim eder. Üçte birini kendisi yer, üçte birini hediye olarak dağıtır, kalan üçte birini ise tasadduk eder.»

7.34. SAÇLARI TRAS ETTİRMEK YAHUT KISALTMAK

Saçları traş etmek ve kısaltmak; kitab, sünnet ve icmâ' ile sabit olmuştur.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Andolsun ki, Allah, peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey İnananlar! Siz, Allah dilerse, güven içinde başlarınızı traş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescİd-i Haram'a gireceksiniz.» (Fetih: 27.)
Buharî ve Müslim'in rivayet ettiği hadise göre; Nebî aleyhis-selam: «Yâ Rab, başlarını traş edenlere rahmet eyle» demiş, as-hab-ı kiram da tekrar «Ya Rasulallah, Allah saçlarım kestirenlere de rahmet etsin.» demişlerdir. Rasûİüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu defa; «Ya Rab, saçlarını kestirenlere de rahmet eyle.» diye duâ etmiştir.
Traştan maksad; baştaki kıüan ustura ve benzeri şeylerlegi-dermek veya yolmaktır. Şayet başından üç saç bile traş etse yine caiz olur.
Saçlan kısaltmaktan murad; başın kıllarından parmak ucu kadar almaktır, Saçlan kısaltmanın hükmünde fakihler ihtilaf etmişlerdir. Fakihlerin çoğu, «saç kısaltmak vacib olup terkeden kurban kesmek zorundadır.» görüşündedirler. Şâfi'îler İse saç kesmenin hacem rükünlerinden bir rükün olduğu görüşüne varmışlardır.

734.1. Saç Kesmenin Vakti

Hacc yapan için saç kesmenin vakti; kurban günü Cemre-i Akabe'yi attıktan sonradır. Eğer beraberinde hedy kurbanı varsa, kurbanı kestikten sonra traş olur. Ma'mer bin Abdullah'ın rivayet ettiği hadiste Ma'mer (r.a.): «Rasûİüllah sallallahu aleyhi ve sellem hedy kurbanını Minâ'da boğazlayınca, bana kendisini traş etmemi emretti» demiştir. (Hadisi Ahmed ve Taberânî rivayet etmiştir.)
Umre yapan için traş olmanın vakti; Safa ile Merve arasında sa'yı bitirdikten sonra ve beraberinde hedy kurbanı olan için ise, kurbanım kestikten sonradır.
Traşın Hanefî, Mâlik ve Ahmed'den bir rivayete göre; geçen bir hadisten dolayı kurban günlerinde, Harem'de olması vacibdir.
Şafiî, Muhammed bin Hasan ve Ahmed'den meşhur bir başka görüşe göre, saç kesmenin veya kısaltmanın kurban günleri dışında Harem'de yapılması vacibdir. Şayet traş olmayı kurban günlerinden sonraya tehir ederse caiz olup kendisine birşey lâzım gel-
mez.

7.34.2. Traş Olurken Müstehab Olan Şeyler

Traş olurken sağ taraftan başlamak, sonra sol tarafı traş etmek, kıbleye dönmek, tekbir getirmek, traşı bitirdikten sonra namaz kılmak müstehabdır.
Vekî' şöyle demiştir: «Ebû Hanîfe bana dedi ki: «Hacc vazifelerinin beşinde hata ettim de onları bana Haccâm öğretti. Kendisine; «Başımı kaça traş edersin?» diye sordum. Bana; «Iraklı mısın?» dedi. «Evet» dedim. «Hacc ibadetinde pazarlık yapılmaz, otur,» dedi. Kıbleden dönük bir vaziyette oturdum. Bana «yönünü kıbleye çevir,» dedi. Başımın sol tarafından traşa başlamasını istedim. Bana; «Başının sağ tarafını çevir,» dedi. Ben de çevirdim. Traş etmeye başlayınca, ben sükût ediyordum. Bana «Tekbir getir,» dedi. Bunun üzerine kalkıp gidinceye kadar tekbir getirmeye başladım. Bana «Nereye gitmek istiyorsun?» diye sordu. «Ben yola gidiyorum,» dedim. Bana «îki rek'at namaz kıl, öyle git,» dedi. Ben; «Şu Haccâm'da olan akıldan kimsede olması mümkün değil,» dedim ve kendisine, «Bana emrettiklerini nereden aldın?» diye sordum. Haccâm; «'Atâ bin Ebî Rebâh'ı böyle yaparken gördüm,» de* di- (Bu rivayeti, Muhib et-Taberî zikretmiştir.)

734.3. Saçları Dökülen Kimsenin Usturayı Başında Gezdirmesinin Müstehab Olduğu

Cumhur ulema başında saç olmayan kimsenin usturayı başının üzerinde gezdirmesini müstehab saymıştır.
İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: «İlim ehlinden ilim Öğrendiğimiz kişilerin hepsi, saçı dökülenin usturayı başının üzerine sürtmesi gerektiğinde İcmâ' etmişlerdir.»
Ebû Hanîfe, «Usturayı başa sürtmek, vaciptir,» demiştir.

734.4. Tırnaklan Kısaltmanın ve Bıyıklardan Almanın Müstehab Olduğu

Saçlarım kesen veya kısaltamn bıyıklarından alması ve tırnaklarım kısaltması müstehabdır. tbn Ömer hacc veya 'umrede traş olduğu zaman sakalndan ve bıyıklarından alırdı.
İbnü'l-Münzir; «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in başını traş ettiği zaman tırnaklarını kısalttığı sabit oldu.» demiştir.

7345 Kadınların, Saçlarını Kısaltmaları ve Traştan NehyedÜmeleri

Ebû Dâvûd ve diğerlerinin îbn Abbas'dan rivayet ettiklerine göre tbn Abbas (r.a.) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: «Kadınlara traş olmak yoktur. Kadınlar ancak saçlarım kısaltırlar:» (Bu hadisi Hafız hasen saymıştır.)
İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: «İlim ehli bu görüş üzerinde icmâ' etmiştir. Bunun sebebi; çünkü, kadınların traş olması onlar için bir İşkencedir.»

734.6. Kadının Saçlarından Ne Kadar Kısaltacağı

Îbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir kir «Kadın saçlarını kısaltmak istediği zaman saçlarım başının ön kısmına toplar, sonra onlardan parmak ucu kadar kısaltır.»
'Atâ; «Kadın, saçlarını kısaltacağı zaman, uzun olsun, kısa olsun, saçlarının uçlarından alır,» demiştir. (Bu iki rivayet Sa'id bin Mansûr'a aittir.)
«Kadının saçlarını ne kadar kısaltacağında bir sınır yoktur.» denilmiştir. Şâfi'îler ise; «Kısaltmakta en az yeterli
olan üç kıl almaktır,» demişlerdir.
 
ZİYARET (FARZ) TAVAFI

Müslümanlar ziyaret tavafının haccın rükünlerinden bir rükün-olduğuna ve ziyaret tavafını yapmayan hacmin, haccınm batü olacağına icmâ' etmişlerdir. Çünkü Allahu Teâlâ «Beyt-İ Atik (Ka'be)'İ tavaf etsinler» (Hacc: 29.) buyurmuştur.
Ahmed'e göre; ziyaret tavafına, özel olarak niyet etmesi gerekir. Diğer üç imam ise; Hacc niyeti tavaf için de geçerli olup kendi nefsi için tavafa niyet etmese bile, böyle bir niyetin sahih ve yeterli olacağını söylemişlerdir.
Cumhur ulema, tavafın yedi şavt (tur) olduğu görüşündedir.. Ebû Hanîfe'nin görüşü ise şudur: Yedi şavtın dördü haccın rüknü olup, hacı bunları terkederse hacci bâtıl olur. Kalan üç şavt ise vacib olup rükün değildir. Hacı bu üç şavtı veya bunlardan birini terk ederse, vacibi terketmiş olup haccı batıl olmaz. Ancak üzerine kurban gerekir.

735.1. Tavafın Vakti

Şâfi'î ve Ahmed'e göre; ziyaret tavafının vakti kurban bayramı gecesinin yansından başlar. Sonu için bir hudut yoktur. Yalnız, tavaf yapıncaya kadar kendisine kadın helâl olmaz. Tavafı teşrik günlerinden sonraya bırakmak her ne kadar mekruh olsa bile kurban kesmeyi gerektirmez. Tavafın yapılabileceği en faziletli vakit kurban günü kuşluk vaktidir.
Ebû Hanife ve Mâlik'e göre; tavafın vakti, kurban günü fecrin ■doğmasıyla girer. Son vaktinde ise ihtilaf edilmişdir. Ebû Hanîfe, «Kurban günlerinden her hangi bir günde tavafı yapması gerekir. Eğer sonraya bırakırsa kurban kesmesi icab eder,» demiştir. îmam Mâlik, «Teşrik günlerinden sonraya bırakmakta bir beis yoktur. Acele etmek ise efdâldİr.» demiştir. Tavafın vakti, Zilhicce ayının sonuna kadar uzanır. Eğer Zilhicce'den sonraya bırakırsa haccı sahih olup kurban kesmesi gerekir. Çünkü Mâlik'e göre Zilhİcce'nin tamamı hacc aylanndandır.

7.35.2. Kadınların Ziyaret Tavafını Acele Yapmaları

Kadınların, hayzın gelmesinden korktukları zaman kurban günü ziyaret tavafında acele etmeleri müstehabdır.
Âişe (r.a.), hayız korkusundan kurban günü ziyaret tavafını yapmaları için kadınlara emrederdi.
'Ata şöyle demiştir: «Kadın hayi2 olacağından korkarsa, cemreyi atmadan ve kurban kesmeden önce Kâ'be'yi tavaf etsin. Tavaf yapması mümkün olsun diye hayzın gelmemesi için ilaç kullanmasında bir beis yoktur.»
Sa'id bin Mansûr'un İbn Ömer'den rivayet ettiğine göre; İbn Ömer'e; «Tavaf yapmak için Minâ'dan yola çıkarken hayzı gelmesin diye ilaç içen kadın» hakkında soruldu da, Ibni Ömer (ta.) «Bunda bir beis görmeyip, misvak ağacının suyunu içmelerini» kadınlara tavsiye etmiştir. Muhibbuddin Taberi şöyle demiştir: «Bu, şekilde hayzınm gelmesine mâni olabiliyorsa, iddetin bitmesi için diğer yerlerde de hayzını kesebilir. Buna kıyasen hayzını akıtmak için ilâç içmesi de caizdir.»

7.36. EL-MÜHASSAB'A C) İNMEK

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in Minâ'dan ayrılıp Mekke'ye giderken el-Muhassab'a indiği, Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını orada kılarak bir müddet uyuduğu sabit olmuştur. İbn Ömer de böyle yapardı.
Âlimler bunun müstehab olduğunda ihtilaf etmişlerdir.
Âişe şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in Muhassab'a inmesi, oradan kolayca yola Çıkmak içindir. Yoksa sünnet değildir. Dileyen oraya iner, dileyen inmez.»
Hattabî; «Bu daha önce yapılan bir şeydi, ancak sonra terke-dildi,» demiştir.
Tirmizî şöyle demiştir: «İlim ehlinden bazdan, Ebtah'a inmeyi, oraya inmeyi isteyenler dıışnda vacib görmeyerek müstehab say-mılşardir.»
Bu yere inmekteki hikmet; Kureyş'in Benî Hâşim ve Benî Mut-talib oğullanyla, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'i kendilerine teslim edinceye kadar, nikah yapmamaları ve alışveriş yapmamalarına dair yemin ettikleri o yerde, düşmanlarına üstün gelme nimetini Nebi'sine bahşettiği için Allah'a şükretmektir.
İbn Kayyım şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselam'ın massadı; Allah'a ve Rasûlüne düşmanlık ve küfür alâmetlerinin zahir olduğu bir yerde. İslâm alametlerini izhar etmektir. Şirk ve küfür alametlerinin yerine tevhid alâmetlerini dikmek Nebî aleyhisselam'ın adetiydi. Nitekim, Nebî aleyhisselam Tâif mescidini, Lât ve Uzza putlarının olduğu yere yapmıştı.

7.37. "UMRB

"Umre, ziyaret manasına gelen «i'tfmâr» kelimesinden alınmıştır. Burada ziyaretten maksat; Kâ'be'yi ziyaret etmek, etrafında tavaf etmek, Safa ile Merve arasında sa'y etmek, traş olmak veya saçları kısaltmaktır. ,
Âlimler 'umre'nin meşru' olduğuna icmâ' etmişlerdir.
İbn Abbas'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselam «Ra-mazan'da 'umre yapmanın sevabı, nafile hacc sevabına denktir.» buyurmuştur. (Hadisi Ahmed ve îbn Mâce rivayet etmiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Yapılan bir 'umre diğer 'umreye kadar
(*) Hacûn Ue Nûr dah arsamda bir vadi. Bu yere Bbtah da denir.

aradaki günahlara keffarettir. Hacc-ı mebrûr'un mükafatı cennetten başkası değildir.» (Hadisi Buharî, Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
«Hac'dan sonra arkasından 'umreyi yapın,» hadisi ise daha önce geçmişti.

737.1. Umrenin Tekrarı

Nâfi' demiştir ki; «Abdullah bin Ömer, tbn Zübeyr zamanında, her sene iki defa olmak üzere senelerce 'umre yapmıştır.»
Kasım şöyle demiştir: «Âişe (r.a.) senede üç kerre 'umre yapmıştır.» Kasım'a «Böyle yaptığı için Âişe (r.a.)'yı hiç ayıplayan oldu mu?» diye sorulunca; «Sübhânallah, o müminlerin anpesidir, kim onu ayıplayabilir?» diye cevap verdi.
ilim ehlinin çoğu bu görüşe varmışlardır.
imam Mâlik ise, senede birden fazla 'umre yapmayı mekruh saymıştır.

737-2 "Umrenin Haccdan önce ve Hacc Aylarında Yapılmasının Caiz Olduğu

Umre yapanın, hacc aylarında hacc yapmadan 'umre yapması caizdir.
Ömer, (r.a.) Şevval ayında 'umre yapmış ve hacc yapmadan Medine'ye dönmüştür.
Tâvüs şöyle demiştir: «Cahiliyyet araplan, hacc aylarında 'umre yapmayı en büyük günah sayarlar ve şöyle derlerdi: 'Safer (onların safer diye adlandırdıktan Muharrem ayı) geçince, develerin çölde yürümekten meydana gelen yaraları iyileşince, yürüyüş izleri kaybolunca, 'umre yapmak isteyene 'umre helâl olur.' İslam dini, insanlara hacc aylarında 'umre yapmayı emredince, 'umrenin-hacc aylarında yapılabileceği kıyamete kadar gerçekleşmiş oldu.»

73Î3. Rasûlüllah SalIaUahu Aleyhi ve Sellem'in Yaptığı Umrelerin Sayısı

îbn Abbas'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselam dört defa 'umre yapmıştır: Birincisi Hudeybiye 'umresi, ikincisi kaza 'umresi, üçüncüsü Ci'râne'den dördüncüsü de veda haccıyla birlikte yaptığı 'umrelerdir.

737.4. Umrenin Hükmü

Hanefîler ve îmam Mâlik, 'umrenin sünnet olduğu görüşündedirler. Çünkü Câbir'in rivayet ettiği hadiste, Nebî aleyhisselam'a: «Umre vacib midir?» diye sorulunca Nebî aleyhisselam; «Hayır, va-cib değildir. Fakat 'umre yapmanız efdâidir.» buyurdu. (Hadîsi Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî «hadis hasendir,» demiştir.
Şâfi'îler ile îmam Ahmed'e göre; 'umre farzdır. Çünkü Allahu. Teâlâ «Allah için hacc ve 'umreyi tamamlayın.» (Bakara: 196.) buyurmuştur. «Bu ayette 'umre hacc üzerine atf edilmiştir. Hacc £arz olunca umre de hacc gibi farzdır,» demişlerdir.
Ancak bınncı goruş tercihe şayandır.
Fethu'l Aliâm kitabında, yazan; «Bu konuda gelen hadisler hüccet olabilecek nitelikte değildir.» demiştir.
Tİrmizî'nin Şâfi'îden naklettiğine göre ise; Şâfi'î; «Tjmrenin nafile olduğuna dair sabit olmuş bir rivayet yoktur,» demiştir.

737.5. Umrenin Vakti

Âlimlerin çoğu, 'umrenin vaktinin bütün senenin günleri olduğu ve senenin herhangi bir gününde eda edilebileceği görüşüne varmışlardır.
Ebû Hanîfe ise; yılın beş gününde 'umre yapmanın mekruh olduğunu söylemiş ve bu günlerin, arafe, kurban bayramı ve üç teşrik günleri olduğunu belirtmiştir.
Ebû Yûsuf'un görüşü ise; arafe günü ve arafeyi takip eden üç günde 'umrenin mekruh olduğudur. Âlimler hacc aylarında 'umrenin caiz olduğunda İttifak etmişlerdir.
Buharı, 'îkrime b. Hâlid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Abdullah bin Ömer (r.a.)'a haccdan evvel 'umre yapmayı sordum, cevaben dedi ki; «Haccdan evvel u'mre yapmakda bir beis yoktur. Zira Nebî aleyhisselam haccdan evvel umre yapmıştır.»
Câbİr (r.a.)'den rivayet olduuğna göre; Aişe (r.a.) hayız olduktan sonra, Kâ'be"yi tavaf etmek dışında bütün hacc vazifelerini yaptı. Hayızdan temizlenince de KâTje'yi tavar etti ve şöyle dedi: «Ya Rasülallah, siz hacc ve 'umre yapmaya gidiyorsunuz. Ben İse hacc yapiyoıum.» Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Abdurrahman bin Ebibekir'e Âişe'yi, Ten'îm'e çıkarmasını emretti. Böylece Âişe (r.a.) Zilhicce ayında haccdan sonra 'umreye niyetlendi.
Daha önce geçtiği gibi, 'umrenin en faziletli vakti Ramazan'dtr. 7.37.6. Umrenin Mikatı
TJmre yapmak isteyen, daha önce geçen hacc inikatlarının ya dışında bulunur veya içinde bulunur. Eğer dışında ise, ihramsız olarak hacc miktarlarını geçmesi helal olmaz. Çünkü Buharî'nin rivayet ettiğine göre Zeyd bin Cübeyr, Abdullah bin Ömer'e gelerek, «'Umre yapmam için nereden ihrama girmem gerekir?» diye sormuş, Abdullah bin Ömer de; «Rasûlüllah. Necd ehli için Karn'ı Medine ahalisi için Zülhuleyfe'yi, Şam ahalisi için ise Cuhfe'yi mîkât olarak tayin etti,» demiştir.
Şayet mîkâtlardan beri tarafta bulunuyorsa Harem'de bile olsa, 'umreye girmek için mîkât yeri Hil'dir. Çünkü bu konuda daha önce Buhari'nin rivayet ettiği bir hadis geçmiştir. Bu hadiste; «Âişe (r.a.) Ten'im'e çıktı ve orada ihrama girdi,» denmekte olup aynı zamanda bu Rasûlüüah'tan bir emirdir.

7.38. VEDA TAVAFI

Veda tavafı'mn bu isimle isimlendirilmesinin sebebi, bu tavafın Kâ"be'ye veda etme anlamını taşımasmdandır. Bu tavafa, insanlar Mekke'den döndükleri için Sader (Dönüş) tavafı da denir. Veda tavafında remel yapmak yoktur. Veda tavafı, Mekkeli olmayanların Mekke'den ayrılmak istediklerinde yaptıkları son vazifedir.
Mâlik, Muvatta'ında Ömer (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Ömer (r.a.); «Hacc vazifelerinin sonuncusu, Kâ'be'yi tavaf etmektir,» demiştir.
Mekkeli ve hayızlı olan kimselere veda tavafı meşru' olmamıştır. Bu kişilere, veda tavafım terketmeleriyle bir şey lâzım gelmez, tbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki; «Ha-yiz-oldukları zaman veda tavafını yapmadan gitmeleri için kadınlara ruhsat verilmiştir.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.) Yine Buhari ve Müslim'in Nebî aleyhisselam'm hanımı Safiyye (r. a.)'dan rivayet ettiklerine göre; Safiyye hayız olunca durumu Nebî aleyhisselam'a bildirdiler. Bunun üzerine Nebî aleyhisselarn; «Demek o bizi burada alıkoyacak,» dedi. Daha sonra; «Fakat, o farz tavafını yaptı,» dediklerinde ise Nebî aleyhisselam; «öyleyse mesele yok,» buyurdular.

738.1. Veda Tavafının Hükmü

Âlimler veda tavafının meşru' olduğuna ittifak etmişlerdir. Müslim ve Ebû Davud'un îbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre; îbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: «İnsanlar her tarafa dağılıyorlardı da Nebî aleyhisselam; «Sizden biriniz, son veda tavafını yapmadan Mekke'den ayrılmasın» buyurdu.»
Âlimler veda tavafının hükmü hakkında ihtilaf ettiler. Mâlik. Dâvûd ve tbnü'l-Münzir; «Veda tavafı sünnet olup, terkiyle bir şey gerekmez,» demişlerdir. Şâfi'î'nin de görüşü budur. Hanefîler, Han-beliler ve Şâfi'i'den bir rivayete göre ise; veda tavafı vacib olup, terkedene kurban lâzım gelir.

738.2. Veda Tavafının VakÜ

Veda tavafının vakti, hadiste geçtiği gibi, son işi Kâ'be'yi tavaf etmek olsun tiiye bütün hacc vazifelerini bitirip yola çıkmak istediği zamandır. Hacı, veda tavafını yaptığı zaman alış verişle meşgul olmadan, az bir zaman da olsa orada kalmadan hemen yola çıkar. Eğer bu saydığımız şeylerden birisini yaparsa veda tavafını iade eder. Ancak yolda herhangi bir ihtiyacım gidermek veya yemek gibi kendisi için gerekli bir şeyi satın alırsa, o zaman tavafı iade etmez. Çünkü bu gibi ihtiyaçlarını gidermesi, hacıyı son olarak Kâ'be'yi tavaf etmiş olmak durumundan çıkarmaz.
Veda tavafı yapanın îbni Abbas'tan rivayet edilen duayı okuması müstehabdır. O duâ şöyledir:
Allahım, ben senin kulunum; erkek kulunun oğluyum, kadın kulunun oğluyum. Beni beldende setr ederek, nimetinle beni Beyt' ine ulaştırdın. Haç ibadetimi yapmamda bana yardımcı oldun. Eğer
boıden rân isen bana olan hoşnutluğunu artır. Eğer böyle değilse, şu anda kalacağım yer senin beyt'inden uzak olmadan benden razı ol. tşte bu an, seni ve senin Beyt'ini başka şeye değişmemek, senden ve senin Beyt'inden yüz çevirmemek üzere izin verirsen ayrılmak za-—------ıdır. Allahım, vücûduma afiyet, cismime sıhhat, dinimde bamanımı
na günâhlardan korunma gücü ver. Dönüşümü İyi eyle: Yaşattığın müddetçe, tâatinla beni nnklandır. Dünya ve Ahİretin hayrını bana ver. Şüphesiz sen her şeye kadirsin.»
Şâfi'î; «Hacının veda tavafını yaptığı zaman Rukün'îe kapı ara-smdaki Mültezem'de durmasını iyi görürüm,»
demiş ve sonra bu hadîsi nakle tmiştir.

7.39. HACCDJ NASIL EDA EDİLECEĞİ

Hacı, mikâta yaklaştığı zaman, bıyıklarından alması, saçlarını ve tırnaklarım kısaltması, yıkanması veya abdest alması, güzel ko-'oi sürünmesi ve ihram elbisesi giymesi müstehabdır. Mîkâta vardığı zaman, iki rek'at namaz kılarak, Hacc-ı İfrâd yapacaksa hacca, Hacc-ı Temettü' yapacaksa 'umreye, Hacc-ı Kıran yapacaksa hacc ve umreye niyet eder. Bu ihram bir rükün olup ihramsız hacc ibadeti sahih olmaz. Ancak Ifrâd, Temettü', Kıran gibi haccın çeşitlerine niyet-i tâyin etmek farz değildir. Şayet mutlak olarak niyet yaparak haccın hususi bir çeşidini tâyin etmeyecek olursa, ihramı sahih olur. Bu kimsenin bu üç şekilden birisini yapması gerekir. Sadece ihrama girmekle yüksek sesle hacının telbiye getirmesi meşru' olur. Her ne zaman yüksek bir yere çıkar, bir vadiye iner, bir kervanla veya bir kişiyle karşılaşırsa sabah vakitlerinde ve her namazdan sonra telbiye getirir.
İhramhmn cimâdan ve cîmâyı davet eden şeylerden, arkadaşları ve başkalarıyla atışmaktan, faydası olmayacak şeyler hakkında tartışmaktan kaçınması, kendisinin nikah yapmaması ve başkalarını nikahlamaması gerekir. Yine dikişli elbise ve vücudun her tarafını kaplayacak elbise ve topukların üstüne kadar ayaklarını örtecek ayakkabı giymekten sakınır. Başını örtmez, giizel koku sürünmez, saçlarını traş etmez, tırnaklarını kesmez. Mutlak surette kara avına saldırmaz. Harem-i Şerifin ağaçlarını kesmez.
Mekke-i Mükerreme'ye gireceği zaman, eğer mümkünse, zahirdeki Zütuvâ kuyusundan yıkandıktan sonra en yüksek yerden Mekke'ye girmesi müstehabdır. Sonra Kâ'be'ye yönelerek mescide giriş dualarını söyleyip giriş âdabına riayet ederek huşu' ve tevazu göstererek ve telbiye getirerek Babü's-Selâm'dan Kâ'be'ye girer. Kabe'yi gördüğü zaman ellerini kaldırır. Allah'ın fazlından İsteyerek bu konudaki müstehab olan duayı okur. Başını Hacerii'l-Esved'e koyarak sessizce Hacerü'l-Esved'i öper veya el sürerek selamlar. Eğer el sürmeye veya öpmeye gücü yetmezse işaret eder. Sonra sünnet olan zikirleri ve Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen duâlan okuyarak Hacerii'l-Esved hizasında durur.
Eğer ihramlı. Hacc-ı Temettü' yapıyorsa, başını traş eder veya saçlarını kısaltır. Bununla 'umresi tamam olup ihramh iken haram olanlardan kadın da dahil, bütün hacc mahzurları helâl olmuş olur. Hacc-ı Kıran ve Hacc-ı Ifrâd yapan ise; ihramda kahr. Zilhicce'nin sekizinci günü Hacc-ı Temettü' yapan, bulunduğu yerden ihrama girer. Temettü' yapanla diğer ihramlı halleri devam eden Hacc-ı Kıran ve îfrâd yapan hacılar, Minâ'ya çıkarak orada geceyi geçirirler.
Güneş doğduğu zaman Arafat'a gider. Memire mescidinin yanına iner, yıkanır, Öğle ile ikindiyi imamla beraber cem'i takdim yaparak (öğle vaktinde) kılar. Her iki namazı da kısaltır. (İkişer rek'at kılar.) Bu hüküm imamla beraber kılması kolay olan kişi içindir. Eğer imamla beraber kılması kolay değilse, gücü yettiğince cem'i takdîm ile namazlan kısaltarak kılar. Arafat'ta vakfeye ancak zevalden sonra başlar, Arafat'ta kayalıkların bulunduğu yerde veya onlara yakın bir yerde vakfe yapar. Şüphesiz bu yer Nebî aleyhisse-lam'm vakfe yaptığı yerdir. Arafat'ta vakfe, haccın en büyük bir rüknüdür.
Sonra tavafa başar. Tavaf edenin ilk üç şavtta (turda) ihramını sağ koltuk altından çıkanp sol omuzuna atması ve remel (hızlı yürüyüş) yapması müstehabdır. Kalan dört şavtta ise normal olarak yürür. Her şavtta Rukn-ü Yemâni'yi «Makamı İbrahim'i namazgah edinin» (Bakara: 125.) âyetini okuyarak Makam-i İbrahim'e yönelir. îki rek'at namaz kılar. Sonra Zemzem kuyusuna gelerek Zemzem suyundan kanıncaya kadar içer. Bundan sonra Mültezem'e gelerek dünya ve ahiretle ilgili dilediği duâ ile Allâhâ duâ eder.
Sonra Hacerü'l-Esved'İ istilâm ederek öper ve Safa kapısından «Safa İle Merve Allah'ın nişanelerindendir.» (Bakara: 158) ayetini okuyarak Safâ'ya çıkar ve oradan Safa tepesine vanr. Kâ'be'ye dönerek Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen dualarla dua eder. Sonra Safa'dan iner, dilediği zikir ve duayı yaparak sa'ye başlar, iki mil arasına geldiğinde ise süratini artırır. Sonra Merve'ye gelinceye kadar yürüyüşünü yavaşlatır. Merve tepesine çıkarak duâ ve zikirde bulunur. Kâ'be'ye döner, işte bu birinci şavttır. Hacının, yedi şavtı tamamlayıncaya kadar bu şekilde yapması gerekir. Busa'y tercih edilen görüşe göre vacîb olup hepsini veya bir kısmım terkedene kurban vacib olur.
Rahmet dağına çıkmak gerekmediği gibi, sünnet de değildir. Gece oluncaya kadar kıbleye dönerek duâ, zikir ve yalvarmaya devam eder. Gece olunca Müzdelife'ye inerek akşam ve yatsı namazlarını cem'i telıir ile (yatsı vaktinde) kılar ve burada geceyi geçirir. Sabah olunca Mes'ar-i Haram'da durur, sabah aydınlanmca-ya kadar Allah'ı çokça zikreder. Cemreleri attıktan sonra dönerek Minâ'ya gider. Meş'ar-i Haram'da durmak vacib olup terkinden kurban lazım gelir. Güneş doğduktan sonra yedi tasla Cemre-i Akabe'yi atar. Sonra eğer imkânı varsa kurbanını keser. Saçlarını traş eder veya kısaltır. Traş olmakla, kadın dışında kendisine daha Önce haram olan şeyler helâl olur.
Sonra Mekke'ye dönerek ifada (farz olan) tavafını yapar. İfada tavafı haccın bir rüknü olup kudüm tavafım yaptığı gibi bu tavafı yapar. Bu tavafa aynı zamanda ziyaret tavafı da denmiştir. Eğer Hacc-: Temettü' yapıyorsa, tavaftan sonra sa'y yapar. Eğer Hacc-ı İfrâd veya Hacc-ı Kıran yapıyorsa, zaten kudüm tavafından sonra sa'y yapmıştı. Tekrar sa'y yapması gerekmez.
Bu tavaftan sonra kadın da dahil herşey kendisine helâl olur. Sonra Minâ'ya dönerek orada geceyi geçirir. Mînâ'da gecelemek vaçib olup terkinden kurban gerekir. Zilhİcce'nİn onbirinci günü güneş zevale geldiği zaman üç cemreyi atar, Önce Minâ'yı takip eden cemreden başlar, sonra orta cemreyi atar. Taş attıktan sonra duâ ve zikir yaparak vakfe yapar. Sonra Cemre-i Akabe'yi taşlayarak orada vakfe yapmaz. Her cemreye güneş batmadan önce yedi taş atması gerekir. Onikinci günü de aynen bunun gibi yapar. Sonra on-ikinci günü güneş batmadan Önce Mekke'ye inmekle, orada kalıp onüçüncü günü şeytanı taşlaması isteğine bağlıdır. Şeytan taşlamak vacib olup terkeden kurban kesmeye zorlanır.
Mekke'ye dönüp memleketine dönmek İstediğinde, veda tavafını yapar. Bu tavaf vacibdir. Veda tavafını terkedenin, eğer dönmesi mümkünse ve mîkât mahallini de geçmemişse, veda tavafını yapmak için Mekke'ye dönmesi gerekir. Eğer dönmezse, bir koyun kurban keser.
özetle: Buraya kadar geçen bilgilerden öğrenildiğine göre, hac ve 'umre ile İlgili vazifeler şunlardır: Mîkât'tan ihram a girmeler tavaf, sa'y ve traş olmakla, 'umreyle ilgili vazifeler biter. Bu vazifelere Arafat'ta vakfe, şeytan taşlama, ziyaret tavafı, Mİnâ'da gecelemek, kurban kesmek, traş olmak veya saçları kısaltmak ilâve edilinçe hacc vazifeleri de bitmiş olur. İste hacc ve 'umre vazifelerinin özeti bunlardır.
 ACELE DÖNMENİN MÜSTEHAP OLDUĞU

Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlüİlah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Yolculuk azabdan bir parçadır. O sizin yemenizin, içmenizin tadını kaçırır. Misafir yolculuğa ait işini bitirince ailesine acele dönsün.» (Hadisi Buharî ve* Müslim rivayet etmiştir.)
Âişe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; RasûIüİlah sallallahu aleyhi ve seilem şöyle buyurdu: «Sizden biriniz hacc görevini bitirdiği zaman acele olarak ailesine dönsün, bu onun için ecir balonundan daha büyüktür.» (Hadisi Dârekutnî rivayet etmiştir.)
Müslim'in, 'Alâfcin Hadramî'den rivayet ettiğine göre; Rasûlül-lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Mekkeli olmavan yabancılar hacc ibadetlerini bitirdikten sonra üç gece Mekke'de kalabilirler.»

7.41. ÎHSAR (ENGEL)

thsâr; men etmek ve hapsetmek demektir.
Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «İhrama girdikten sonra herhangi bir mâni ile hacedan ve 'umreden geri kalırsanız, kolayınıza gelen bir kurban kesiniz,» (Bakara: 196).
Bu âyet Hudeybiye 'Umresi'nde Nebî aİeyhisselâm ve ashabının Mescid-i Haram'dan engellenmesi ve men edilmesi hakkında nazil oldu. Buradaki ihsâr'dan murad; 'umre tavafından, Arafat'ta vakfeden veya hacedaki farz tavaftan alıkoymaktır.
Alimler ihsânn hangi sebeple gerçekleşeceği konusunda ihtilaf etmişler. Mâlik ve Şâfi'î; ihsar, ancak düşman tarafından gelen bir engelle olur. Çünkü «ayet-i kerime, Nebî aleyhisselam'ın düşman tarafından engellenmesi hakkında nazil oldu.» demişlerdir. İbn Abbas da; «thsar ancak düşman tarafından engellenmekle gerçekleşir.» demiştir, içlerinde Hanefilerin ve Ahmedin de bulunduğu alimlerin Çoğuna göre; hacıyı, Kâ'be'yi tavaftan men eden herhangi bir şeyle gerçekleşir. Meselâ düşman tarafından engellenmek, yürümek ve hareket etmekle hastalığın artması, korku, nafakanın zayi olması, ihramlının zevcesinin yolda ölmesi ve bunlardan başka engelleyici özürler ihsar kapsamına girer. Hatta tbn Mes'üd, yılanın ısırdığı adama bile ihsar hükmüyle fetva vermiştir.
Bunlar,«Eğer engellenirseniz» âyetinin umumi manasıyla delil getirmişler; «Bu âyetin sebeb-i nüzulü, Nebî aleyhisselam'ın düşmanlar tarafından engellenmesidir. Âyetteki umumî hüküm sadece bu sebebe mahsus kılınmaz.» demişlerdir.
Bu görüş, diğer mezheblerin görüşünden daha kuvvetlidir.

7.41.1. İhsarhya Koyun ve Daha Büyük Kurban Gerekir

Ihsarhnın kolayına gelen kurbanı kesmesi gerektiği hakkında âyet açıktır.
İbn Abbas'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselam Kabe'den men edilmişti. RasûlüIİah sallallahu aleyhi ve sellem başım traş etti, kadınlarına yaklaştı, kubanım kesti, nihayet bir sonraki sene umre yaptı. (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.)
Alimlerin çoğunluğu bu hadisle ihsarhya koyun veya sığır boğazlaması veya deve kesmesi gerektiğine delil getirmişlerdir. îmam Malik; «İhsarhya kurban vacib değildir.» demiştir. Fethu'l-AIlâm kitabında, yazan demiştir ki; «Mâlik'in görüşü doğrudur, çünkü her ihsarhya kurban kesmek gerekmez. RasûlüIİah'in kesmiş olduğu kurban, Medine'den nafijs kesmek üzere beraberinde getirdiği kurban îdi. Allahu Teâlâ; «Sİzİ Mescid-İ Haram'ı ziyaretten ve bağlı kurbanları yerlerine gitmekten alıkoyanlardır.» (Fetih: 25) âyeti ile bu manayı murad etmiştir. Ayeti kerime, kurban kesmenin vacip olduğuna delalet etmemektedir.»

7.41.2. İhsar Kurbanını Kesme Yeri

Fethu'I-'AIIâm kitabında geçtiğine göre; âlimler Hudeybiye günü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ihsar
kurbanını Hil'de mi, yoksa Harem'de mi kestiği hakkında ihtilaf etmişlerdir.Bağlı kurbanları yerine gitmekten alıkoyanlar* âyetinin zahiri manasına göre; ashab, kurbanları Hil'de kesmişlerdir.
Îhsarhmn kurban keseceği yer hakkında bir kaç görüş vardır.
Birincisi; cumhurun görüşüdür ki, ihsar kurbanını Harem'de olsun veya Hil'de olsun ihramdan çıkacağı yerde keser. İkincisi Hanefîlerin görüşüdür. Ihsar kurbanını Harem'den başka bir yerde kesemez.
Üçüncüsü; İbn Abbas'ın ve bir grup âlîmin görüşüdür: îhsar-lının eğer kurbanı hareme göndermeye gücü yeterse göndermesi vacib olur. Kurbanı mahallinde kesilînceye kadar ihramdan çıkamaz. Eğer kurbanı hareme göndermeye gücü yetmezse, ihsar mahallinde kurbanı keser.

7.41.3. İhsarhya Üzerindeki Farz Hacc Dışında Kaza Yoktur

tbn Abbas'dan rivayet olunduğuna göre; îbn Abbas (r.a.); «İhrama girdikten sonra herhangi bir mâni ile hacedan ve 'umre'den geri kalırsanız, kolayınıza gelen bir kurban kesiniz» âyeti hakkında şöyle demiştir: «Kim hacc veya 'umre için ihrama girer de, sonra Kâ'be'yi tavaftan engellenirse, kendisi adına kesilecek bir koyunu veya daha büyük kurbanlıklardan kolayına geleni kurban etmesi gerekir. Şayet farz olan hacedan engellenmişse, üzerine kaza lâzım gelir. Eğer farz olan haccı eda ettikten sonra yapmakta olduğu nafile hacdan engellenirse, üzerine kaza lazım gelmez.»
İmam Malik'e ulaşan habere göre; Nebî aleyhisselam ve ashabı, Hudeybiye gününde kurbanlarım kestiler, başlarını traş ettiler. Kâ'be'yi tavaf etmeden ve kurbanı Kâ'be'ye ulaştırmadan önce ihramdan çıkarak herşeyi kendilerine helâl kıldılar. Sonra Nebî aleyhisselam'm, beraberindeki hiçbir kimseye kaza yapmalarım ve hacc-lannı iade etmelerini emrettiği de zikroUmmamıştır.» (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.)
Şâfi'î şöyle demiştir: «Ihsar olduğu yerde kişi kurbanını keser ve ihramdan çtfear. Allahu Teâlâ «kaza edin,» buyurmadığı cihetle üzerine kaza da lâzım gelmez.» Şâfi'î devamla demiştir ki; «Ashabın rivayetlerinin birbirine uygunluğundan öğrenildiğine göre, Hudeybiye gününde Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber tanınmış kişiler vardı. Sonra bunlar kaza umresi yaptılar. Bazıları ise canlan ve mallarıyla ilgili bîr zaruretleri olmadığı halde Medine'de geri kaldılar. Eğer kaza lazım gelseydi, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem onlara geri kalmamalarını emrederdi. Sonra bu umrenin «kaza umresi» diye isimlendirilmesi, kaza edilmesi vacib olduğu anlamında değil, Nebî aleyhisselam ile Kureyş arasında vaki olan anlaşmadan dolayı idi.»

7.41.4. Hastalık ve özür Sebebiyle İhramdan Çıkmanın Câİz Olduğu

Âlimlerin çoğu, kişinin, «ihrama girerken hastalanırsa ihramdan çıkacağını» şart koşmasının caiz olduğu görüşüne varmışlardır. Müslim'in tbn Abbas'dan rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselam; Zübeyr'in kızı Dubâa'ya; «Hacet ve hastalığım sebebiyle hacc vazifesinden men edilirsem, o yerde ihramdan çıkarım» diye şart koş,» buyurdular.
İhrama girerken şart koştuğu zaman, hastalık ve başka sebeplerle hacc yapmaktan engellenirse ve ihramdan çıkarsa, üzerine kurban ve oruç lâzım gelmez.

7.42. Kâ'BFNÎN ÖRTÜSÜ

Cahiliyyet döneminde insanlar Kâ'be'yi Örterlerdi. İslâmiyet gelince, Kâ'be'yi Örtme geleneğini kabul ederek aynı şekilde devam ettirmiştir.
Vâkidi'nin İsmail bin İbrahim bin Ebî Habîbe'den, onun da babasından rivayet ettiğine göre; babası şöyle demiştir: «Cahiliyyet döneminde Kâ"be, deriden yapılmış kırmızı, halı gibi bir yaygıyla örtülürdü. Daha sonra Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Ye-men'e ait bir bezle Kâ'be'yi örttü. Ömer ve Osman ise beyaz ince Mısır kumaşıyla Kâ'be'yi Örttüler. Sonra Haccac ipekle Kâ'be'yi örttü.»
Rivayet olunduğuna göre; Kabe'yi ilk örten Es'ad'ül-Hımyerî' dir. İbn Ömer, devesinin üzerine Mısır kumaşı ve yeni örtüleri, çeşitli halıları çul olarak koyar. Sonra deveyi Kâ'be'ye göndererek, üzerindeki hah ve kumaşlarla Kâ'be örtülürdü. (Bu rivayeti Mâlik zikretmiştir.)
Yine Vâkidî'nin, İshak bin Ebî Abd bin Ebî Ca'fer Muhammed bin Alî'den tahric ettiğine göre; Muhammed bin Alî şöyle demiştir: «İnsanlar Kâ'be'ye örtü hediye ederlerdi. Kâ'be'ye, üzerinde Yemen kumaşı bulunan deve hediye ederlerdi de devenin üzerindeki örtü-lük kumaşları Kâ'be'ye gönderirlerdi. Yezîd bin Muaviye geünce Kâ'be'yi ipekle örttü. İbn Zübeyr de onun izinden yürüdü. Mus'ab ibn Zübeyr'e her sene Kâ'be'ye örtü takması için ipek gönderir, o da aşure günü onunla Kâ'be'yi örterdi.
Said bin Mansûr'un tahric ettiğine göre Ömer bin Hattab (r-a.), her sene Kâ'be'nin elbisesini değiştirir, hacılara taksim eder, Mekke'deki semur ağacının altında onunla gölgelenîrlerdi.

7.43. KÂ'BB-NÎN KOKULANMASI

Aişe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o demiştir ki; «Kâ'be'yi kokulayın, şüphesiz Kâ'be'yi kokulamak onun temizliğinden sayılır.» îbn Zübeyr, Kâ'be'nin içini komple kokulardı. Her gün Kâ'be'yi bir ntü (460 gr.) tütsüyle tütsüler, her cuma ise iki ntıl tütsüyle tütsülerdi.

7.44. HAREM-DE Î3YAN ÇIKARMAKTAN NEHT

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Orada zulüm İle yanlı? yola saptırmak isteyeni, can yakıcı bir azaba uğratırız.» (Hac: 25).
Ebû Davud'un Musa bin Bâzgn'dan rivayet ettiğine göre Musa bin Bâzân şöyle demiştir. «Ya'lâ bin Ümeyye'ye geldim. O bana, «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Harem'de yiyecek maddelerde kara borsacılık yapmak, isyan çıkarmak demektir,» buyurdu/ dedi.»
Buharî'nin, Tarih-i Kebîr'inde Yala bin ümeyye'den rivayet ettiğine göre; Ya'lâ, Ömer bin Hattab (r.a.)'m, «Yiyeceği karaborsa satmak isyandır,» dediğini işitmiştir.
Ahmed'İn tbn Ömer'den rivayet ettiğine göre; İbn Ömer (r..a) hicirde oturmakta olan tbn Zübeyr'e gelerek şöyle dedi: «Ey îbn Zübeyr, «Allah'ın hareminde isyan çıkarmaktan sakm. Ben şeha-det ederim ki, Rasûlüllah'in; «Kureyşten bir adam Kâ'be'de haktan sapmayı helâl sayacak» dediğini işittim.» (Bir rivayette «Harem'de Kureyş'ten bir adam isyan çıkaracak, şayet günahları, ins ve cinin günahlanyla tartılsa denk gelir. (Bak o kişi sen olmayasın.» şeklindedir.)
Mücahid şöyle demiştir: «İyiliklere kat kat mükâfat verildiği gibi, Mekke'de işlenen günâhlara da kat kat ceza verilir. İmam Ah-med'e: «Yapılan kötülüğe birden çok ceza verilir mi?» diye sorulduğunda. İmam Ahmed;
«Hayır, ancak tazim edilen bir belde olduğu için Mekke müstesnadır.» demiştir.

7.45. KÂ'BE'YE KARŞI HARB ETMEK

Buhârî ve Müslim'in Aişe'den rivayet ettikleri hadiste, Aişe (r. a), demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Bir ordu harb etmek için Kâ'be'ye yürür, açık bir sahraya geldiklerinde hepsi de yerin dibine geçer.» Aişe der ki; «Ya Rasûlüllah, neden hepsi yerin dibine geçiyor? Halbuki, onların içinde ticaret için çıkanlar olduğu gibi onlardan olmadığı halde yollarda katılanlar da vardır.» dedim. Rasûl-ü Ekrem; «Hepsi birden yerin dibine geçerler ve kıyamet günü niyetleri üzerine haşrolunurlar» buyurdu.

7-46. ÜÇ MESCÎD İÇÎN YOLCULUK YAPMANIN MUSTEHAB OLDUĞU

Sa'îd bin Müseyyeb'den onun Ebû Hüreyre'den onun da Nebi aleyhisselam'dan rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Üç mescidin dışındaki mescidlere yolculuk yapılmaz, onlar Mescidi Haram, benim bu Mescidim ve Mescid-İ Aksâ'dır.» (Hadisi Buhâri, Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Başka bir lâfızda ise; «Ancak üç mescide yolculuk yapılır: Onlar KâTîe Mescidi, benîm Mescidim ve Kudüs Mescididir.» şeklindedir;
Ebû Zer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: Ra-sûlüllah'a; «yeryüzünde ilk olarak yapılan mescid hangisidir?» diye sordum. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selem, «Mescid-i Haram» dedi. «Sonra hangisi?» dedim. Rasûüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Mescid-i Aksa» dedi. «Aralarında ne kadar mesafe var?» dedim. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «40 sene, bundan sonra namaza nerede yetişirsen orada namazını kıl, fazilet oradadır.» buyurdu.
Bu üç mescidde, diğerlerinde olmayan fazilet bulunduğundan bunlar için yolculuk yapmak meşru kılınmıştır. Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Mescidimde kılınan bir vakit namaz diğer mescid-Ierde kılınan bin vakit namazdan daha efdaldir. Ancak Mescid-i Haram müstesnadır. Mescid-i Haram'da kılman bir vakit namaz diğer mescidlerde kılınan yüz bin namazdan daha hayırlıdır.» (Hadisi Ah-med sahih bir senetle rivayet etmiştir.)
Enes bin Mâlik'ten rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Her kim benim Mescidimde kırk vakit namaz kılarsa, kıldığı her vakit namaz için cehennemden kurtuluş, azaptan kurtuluş kendisine yazılır ve nifaktan uzak olur.» (Hadisi Ahmed ve sahih bir senetle Taberanî rivayet etmiştir.)
Hadislerde geçtiğine göre Beyt-i Mukaddes, mescidindeki namazın fazileti Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi müstesna diğer mescidlerden beş yüz namazdan daha faziletlidir.

7.47. MESCÎD-t NEBEVÎ'YE GÎRMENÎN VE ZÎYAKET ETMENİN ADABI
1 — Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in mescidine sükunet ve vakarla gelmek, güzel koku sürünmüş olmak, güzel elbise giyinmek ve sağ ayağıyla girip, girerken söyle duâ yapmak müstehab-dır:
«Kovulmuş şeytandan büyük olan Allah'a, kerim olan zatına, kadim olan saltanatına, sığınırım. Bismillahi, Allahım. Muham-med'e ve onun âline rahmet et, onları selamette kıl. Allah'ım, günahlarımı bağışla, rahmet kapılarım bana aç.»
2 — önce Ravza-yı Şerife'ye gelerek edeb ve huşu içinde Rav-za'da Tahiyyet'ül-Mescid namazı kılmak müstehabdır.
3 — Tahiyyetü'I Mescid namazını bitirdikten sonra yönü Kab-r'e ve arkası kıbleye gelecek şekilde Kabr-i Şerife yönelir. Bundan sonra şu duayı okuyarak Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e selâm verir:
«Ey Allanın Rasûlü, selâm üzerine olsun. Ey Allah'ın Nebisi, selâm üzerine olsun. Ey Allah'ın mahlukati içinde seçtiği en hayırlısı, selâm üzerine olsun. Ey Allah'ın mahlukattnın en hayırlısı, selâm üzerine olsun. Ey Allah'ın Habibi, selâm üzerine olsun. Ey Ra-sûllerin efendisi, selâm üzerine olsun. Ey âlemlerin Rabbİ olan Allah'ın Rasûlü, selâm üzerine olsun. Ey ahirette yüzleri ve secde mahalleri parlak olanların önderi, selâm üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur ve şehadet ederim ki, sen onun kulu, Rasûlü, emin kıldığı ve mahlukatı içinden seçtiği kişisin. Şehadet ederim ki, sen risaİet görevini tebliğ ettin. Emaneti yerine getirdin ve ümmetine nasihat ettin ve Allah yolunda hakkıyla cihad ettin.»
4 — Sonra sağ tarafa doğru bir zir'a kadar geri gelir. Ebû Bekr'e selâm verir. Sonra yine bir zir'a daha geri çıkarak Ömer (r.a.) selâm verir.
5 — Sonra kıbleye dönerek, kendisine, dostlarına, vesair mü'-min kardeşlerine duâ eder. Sonra döner.
6 — Ziyaret esnasında sesini ancak kendi işiteceği kadar yükseltmesi ve görevlilerinin de, seslerini yükseltenleri yumuşak bir şe-Idlde engellemesi gerekir. Ömer (r.a.) Mescid-i Nebevi'de seslerini yükselten iki adam gördü de onlara «Sizin bu yerin ehlinden olduğunuzu bilseydim, döverek canınızı yakardım» dedi.
7 — Kabri elle meshetmekten ve dokunmaktan sakınmak. Çünkü bu hareketler Rasûlüllah'ın nehyettiği hususlardandır. Ebü Dâ-vûd'un Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallalla-hu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Evlerinizi kabir haline çevirmeyiniz. Benim kabrimi de bayram yeri yapmayınız. Şüphesiz nerede olursanız olun, sizin getireceğiniz salavat bana ulaşır.* Abdullah bin Hasan Raslüllah'ın kabrinde bir adam gördüde, ona şöyle dedi: 'Ey adam Rasûlüllah; «Kabrimi bayram yerine çevirmeyiniz. Nerde olursanız bana salavat getiriniz. Şüphesiz getireceğiniz salavatlar bana ulaşır» buyurmuştur. Ey adam seninle Endülüs'teki bir müslüman arasında fark yoktur.'

7.48. .RAVZA-Î MÜBAREKE'DE ÇOK ÎBADET ETMENÎN MÜSTEHAB OLDUĞU

Rasûlüllah sallalîahu aleyhi ve sellem her cumartesi günü Ku-bâ mescidine yaya veya binekli olarak gelir, iki rek'at kılardı. Nebî aleyhisselam bu namaza teşvik ederek şöyle demiştir: «Kim evinde temizlenir de, sonra Kubâ Mescidi'ne gelerek orada namaz kılarsa kendisine umre yapma sevabı verilir.» (Hadisi Ahemd, Nesâî, Ibn Mâce ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim «isnadı sahihtir» demiştir.)

7.50. MEDÎNEKtK FAZÎLETÎ

Buhari'nin Ebû Hareyre'den rivayet ettiğine göre Rasû'üllah sallalîahu aleyhi ve sellem «Muhakkak İman, yılanın deliğine çekil* diği gibi Medine'ye çekilecektir.»
Taberâni'nin Ebû Hüreyre'den, kendisinde beis olmayan I ir senetle rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallalîahu aleyhi ve t ;üem şöyle buyurmuştur: «Medine, İslâm'ın kubbesi, imanın evi, hicret toprağî ve helâl ve haramın meşru olduğu yerdir.
Ömer (ra.)'den rivayet oîunduuğna göre demiştir ki: «Medine'de Batlar yükselince sıkıntılar da arttı. Bunun üzerine Rasûiüllah
sallalîahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Sabrediniz, birbirinizi müjdeleyiniz. Şüphesiz ben sa'ınızı ve müddünüzü mübarek kıldım. Yeyiniz, ayrılmayınız. Çünkü bir kişilik yiyecek iki kişiye, iki kişilik yiyecek dört kişiye, dört kişilik yiyecek beş altı kişiye yeter. Bereket toplu halde yemektedir. Kim Medine'nin sıkıntı ve belalarına sabrederse ben kıyamet günü onun şahidi ve şefaatçisi olurum. Kim Medine'dekilerden yüz çevirerek çıkarsa Allahu Teâlâ orada daha hayırlı biriyle onu değiştirir. Kim Medine için bir kötülük düşünürse tuzun suda eridiği gibi Allah da onu eritir.» (Hadisi Bezzar iyi bir senetle rivayet etmiştir.)

7.50.1. Medine'de Ölmenin Fazileti

Taberani'nin, Rasûlüllah'ın yanında bulunan Sakif kabilesinden yetim bir kadından hasen bir senetle rivayet ettiğine göre, Ra-ne'de Ölebilirse ölsün. Çünkü Medine'de ölen kimseye ben kıyamet günü şâhid veya şefaatçi olurum.»
Bunun için Ömer (ra.) Medine'de ölmesi için Allah'a duâ etmiştir.
Buhari'nin Zeyd bin Eslem'den onun da babasından rivayet ettiğine göre, Ömer (r.a.) şöyle duâ etmiştir:
«Allahım, beni senin yolunda şehid olmakla nzıklandır ve benim ruhumu Rasûlüllah'ın hareminde al.»
.
Sekizinci Bolum

ZEKAT

8.1. TARİFİ
Kişinin, Allah'ın hakkı olarak fakirlere verdiği malın adıdır. Zekâtta, bereket ummak, nefsi temizlemek, hayırları çoğaltmak bulunduğu için bu isim verilmiştir.
Bu kelime; arıtmak, temizlemek ve bereket anlamındaki zekât kökünden alınmıştır. Allah'u Teâlâ şöyle, buyuruyor: «Onların mallarından bir miktar zekât al ki onunla onları temizleyesin, yü-ce kesin.» (Tevbe: 103).
Zekât İslâm'ın beş esasından biri olup Kur'an'da sekseniki yerde namazla beraber zikredilmiştir Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'inde, Rasûlüllah şaiîallahu aleyhi ve sellem ise hadislerinde bütün ümmetine zekâtı farz kılmıştır. Buhari, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmirf, Nesâî ve îbn Mâce'nin Ibn Abbas' (r.a.) dan rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Muâz bin Cebel (ra.)'i Yemene gönderirken ona şöyle dedi: «Sen kitap ehlinin bulunduğu bir topluma gidiyorsun. Onlan Kelime-i Şehadete ve benim Allah'ın Rasû-lu olduğuma davet et. Eğer İtaat ederler» onlara mallarından zekât olarak vermeleri gereken Allah'm farzını bildir. O, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecektir. Eğer İtaat ederlerse
en iyilerini flbmakdan sakın. Mazlumun bedduasından kork. Çünkü mazlum ile Allah arasında perde yoktur.»
Taberani'nin «Evsat» ve «Sağır» adlı kitaplarında, Ali (r.a.)dan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: <AUah Teâlâ müslüman zenginlerin, mallarından fakirlere yetecek kadarım vermelerini farz kıldı. Açlık ve çıplaklığın fakirlere yüklediği zor ve zahmetli hayat, ancak zenginlerin cimriliği
sebebiyle meydana gelir. Dikkat ediniz! Şüphesiz Allah, onları şiddetli bir hesapla hesaba çekecek ve onlara acıklı azabı tattıracak-tır.» (Taberani; «Sabit bîn Muhammed Zâid, bu hadisi tek olarak rivayet etti.» demiş. Hafız, Sâbit'in «güvenilir ve doğru bir kimse olduğunu» söylemiştir. Sâbit'ten, Buharı ve diğerleri de hadîs rivayet etmiştir. Hadisin diğer ravileri hakkında bir şey söylenmemişti.)
Zekât farzı, Mekke'de İslâm'ın ilk yıllarında mutlak idi... Zekât gereken mallar hakkında herhangi bir sınır yoktu. Ne kadar verileceğinin miktarı da belli değildi. Bu husus müslümanlann anlayışına ve cömertliğine bırakılmıştı. Meşhur olan görüşe göre hicretin ikinci yılında hangi çeşit mallardan ne kadar zekât verileceği farz kılınarak mesele açık bîr şekilde ortaya konmuştur.

8.2. ZEKÂT VERMBYB TEŞVİK

Yüce Allah şöyle buyuruyor: «Onların mallarından bir "»'Mır zekât al ki onunla onları temizleyesin, yüceltesin...» (Tevbe: 103). Yani, «Ey Rasûl, müminlerin mallarından farz olan zekât gibi muayyen, nafile olan sadaka gibi muayyen olmayan mikdar a!,» demektir. Buradaki «muayyen olmayan» ifadesi nafile olarak verilen maldır. «O zekâtla temizlensinler» ifadesi, cimrilik ve tamah kirinden temizlenerek, fakir ve yoksulları aşağı görmek ve onlara karşı katı kalpli olmaktan ve bu duyguların beraberinde getirdiği' alçak hareketlerden kurtulsunlar ve nefisleri temizlensin demektir. Zekat sebebiyle mallan artar, hayırları yükselir, hayatlarında ve amellerinde bereket olur. Böylece de dünyevî ve uhrevî saadete nail olurlar.
Yüce Allah şöyle buyuruyor: «Doğrusu Allah'a karşı gelmekden sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlanndadırlar. Çünkü onlar bundan önce iyi davrananlardı. Onlar geceleri az uyuyanlardı. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi. Onların mallarında muhtaç ve yoksullar İçin bir hak vardı, onu verirlerdi.» (Zariyât: 15-19).
Allah Teâlâ iyi insanların sıfatlarını «İhsan» olarak belirlemiştir. İnsanların iyilikleri şefkat ve merhamet göstererek fakire hakkını vermek şeklinde kendini gösterdiği gibi, gece ibadete kalkmak, Allah'a yaklaşmak ve İbadet niyetiyle seherlerde istiğfar etmekle de bu iyilikler kendini gösterir.
Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: «Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emreder, kötülükden alıkoyarlar. Namaz kılarlar, zekât verirler, Allah'a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir.» (Tevbe: 71).
Allah'ın mübarek kıldığı ve rahmetiyle kuşattığı toplum, Allah'a îman eden ve biribirilerine yardım eden ve sevgi göstererek dost olan, iyiliği emreden, kötülükden nehyeden, kendisim namazla Allah'a bağlayan ve bu bağı zekâtla kuvvetlendiren cemaattir.
Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: «Onlan biz yeryüzüne yerleştirirsek, namaz kılarlar, zekâtı verirler, uygun olanı (marufu) emrederler, fenalığı {münkeri) yasak ederler. İşlerin sonucu Allah'a aittir.» (Hacc: 41). Bu ayette yüce Allah, zekât vermeyi yeryüzünde yerleşmenin gayelerinden biri saymıştır.
Tirmizî'nin Ebû Kebeşt'el-Enmârî (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre, Nebî Aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Üç şeye yemin ederek size bir söz söylüyorum ki, onu ezberleyin. Sadaka vermekle mal eksilmez. Zulüm gören bir kul sabrederse şüphesiz Allah onun İzzetini artırır. Dilencilik kapısını açan bir kula Allah ancak fakir* lik kapısını açar.»
Ahmed ve Tirmizi'nİn Ebû Hüreyre (r.a.) den rivayet ettiğine göre ve Tirmizi'nİn sahih saydığı hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Allahu Teâlâ sadakaları kabul ederek onlara hayırlı mükâfatlar .verir. Sizden biriniî atının yavrusunu besleyip büyüttüğü gibi, Allahu Teâlâ da zekâtı verilen malı büyütür. Hatta o bir lokma mal Uhud dağı büyüklüğünde olur.» Veki' demiştir kî: Bunun doğru olduğunu şu âyet-i kerimeler tasdik etmektedir.
«Kullarından tevbeyi kabul eden, sadakaları alan Allah'dır.» (Tevbe: 104).
«Allah faizi mahveder, sadakaları artırır.» (Bakara: 276). Ahmed'in Enes (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Enes (ra.) şöyle demiştir: «Temim kabilesinden bir adam Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selleme gelerek; «Ya Rasulallah, benim çok malım var, aile efradımla misafirlerim de fazla, söyle bana bu malımı nasıl harcamam gerekir?» diye sordu. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Malının zekâtını ayırırsın. Çünkü zekât bir temizliktir. Seni temizler. Akrabalarım dolaş, fakirin, komşunun ve dilencinin hakkını bil.»
Yine Ahmed'in Aişe (ta.) den rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Üç şey var ki; ye-müı ederim onlar Öyle olacaktır: İslâm'dan nasibi olanı. Allahu Teâlâ, Islâmdan nasibsiz gibi kılmaz. İslâm'ın hisseleri ise namaz, oruç ve zekâttır. Allah, dünyada dost edinmediği kulunu, kıyamet günü
başkalarına dost kılar. Her hangi bir milleti seven kişiyi, Allahu Te-âlâ onlardan kılar. Dördüncü bir kişiye ise, yemin etsem, umarım ki günahkar olmam. O da, Allah'ın, dünyada günâhlarını örttüğü kişiyi ahirette de örteceğidir.»
Taberani'nin «Evsat» kitabında Câbir (r.a.) den rivayet ettiğine göre Câbir (r.a.) demiştir ki: «Bîr adam Rasüîüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek; «Ya Rasûlallah, bir kimse malının zekâtını verirse, o kimse hakkında ne dersin?» diye sordu. Bunun üzerine Rasûlüüah «Kim malının zekâtını verirse, malının kötülüğü ondan gitmiş olur» buyurdular.»
Buhari ve Müslim'in Câbir b. Abdullah (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre Câbir (r.a.) şöyle demiştir: «Namaz kılmak, zekât vermek ve her müslümana nasihat etmek konusunda Rasûlüllah'a biat ettik.»