Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 37 Nafilesadaka - Fikhussunne

Fikih - 37 Nafilesadaka

MALDA ZEKATTAN BAŞKA BÎR HAK VAR MIDIR?

islâm dini mala, hayatın direği, ferd ve cemiyet nizamının dayanağı olarak gerçekçi bir görüşle bakar.
Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: «Allah'ın sîzi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı, beyinsizlere vermeyin.» (Nisa: Bu âyet-i kerîme; her ferdin gıda, giyim, ev ve kişinin onlarsız yapamayacağı diğer aslî ihtiyaçlarını temin edecek şekilde, ama hiç bir ferdin hayatını devam ettiremeyecek şekilde zarar etmemesi üzere, malın dağıtılmasını gerektirir. Malın dağıtılması ve yetecek miktarın elde edilmesi İçin en güzel ve en faziletli yol zekât yoludur. Zekât, zengini dara düşürmeyecek bir vakitte eda edilip fakiri kendisine yeterli' olacak bir seviyeye çıkarır, geçim sıkıntısından ve mahrumiyet acılarından onu uzaklaştırır. Zekât, zenginin fakire hediye ettiği bir mihnet olmayıp, Allah'ın, ehline verilmek ve müstehak olana dağıtılmak için zenginin eline emanet olarak bırakmış olduğu bir haktır. Bundan dolayı şu büyük gerçek ortaya çıkmıştır ki; mal, fakirlerin dışında sadece zenginlere vakfedilmiş değildir. Şüphesiz mal, zenghvfakir herkese eşit bir şekilde vakfe-dilmiştir. Bu gerçeği, ganimet taksimindeki hükmü belirleyen Allahu Teâlâ'mn şu ayet-i kerimesi açıklamaktadır:
«Tâ ki o mallar, içinizdeki zenginler arasında elden ele dolasan bir devlet olmasın.* (Haşr: 7).
Yani mal, zenginler arasında dönüp dolaşan bir varlık değildir. Bilakis, zengin ve fakirlere dağıtılması gerekmektedir. Zekât, fakirlerin ihtiyaçlarını yerine getirdiği, ihtiyaç sahiplerinin açığını kapattığı, zor durumdaki kişilere yeterli olduğu, onlan doyurarak korkudan güven altına aldığı zaman malda gerekli olan bir haktır. Şayet zekât kâfi gelmeyip muhtaçların ihtiyaçlarına cevap vermezse» o zaman malda zekâtın dışmda bir hak daha vacip olur ki, bu hiç bir şekilde kayıt altına alınamaz ve sınırlandırılamaz. Ancak fakirlerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde zenginlerin mallarından ihtiyaç miktan alınır.
Kurtübt-şöyle demiştir: «Ona olan sevgisine rağmen mal verenler» (Bakara: 177). ayet-i kerimesini «malda zekâtın dışında bir hak daha vardır,» diyenler bu görüşlerine delil getirmişlerdir, iyiliğin son noktasına ancak bu şekilde erişilebilir. Dendi ki: Bu ayetten murad farz olan zekâttır. Birinci görüş daha doğrudur.
Dârekutnî'nin Fâtıma öinti Kays'tan rivayetine göre; Rasûlül-lah sallallahu aleyhi ve sellem; «Malda zekâtın dışında bir hak vardır,» buyurmuş, sonra şu ayet-i kerimeyi okumuştur: «Yüzleriniti doğudan yana veya batıdan yana çevirmeniz iyi olmak (birr) demek değildir. Lâkin iyi olan; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, nebilere inanan, ona olan sevgisine rağmen yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara, kölelere mal veren, namaz kılan, zekât veren...» (Bakara: 177). (Bu hadisi İbn Mâce Sü-nen'inde, Tirmizî ise Câm.''inde rivayet etmiştir. Tirmizî şöyle söylemiştir: «Bu hadisin isnadı bu şekilde değildir. Ebû Hamza ve Meymûn el-A'ver zayıf kşilerdir. tsmaîl b. Sâlîm ve Beyân, hadisi ŞaTîî'den bu şekli ile rivayet etmişlerdir ki, en doğru olan budur.)
Bence; bu hadis hakkında her ne kadar söz varsa la şu ayet-i kerimenin bizzat kendi manâsı hadisin sıhhatine delâlet etmekte-, dır: «Namaz kılın ve zekâtı verin.» Bu ayette zekât, namazla beraber getirilmiş olup, bu, «Ona olan sevgilerine rağmen mal verirler,» âyetinden maksadın farz olan zekât olmadığına delildir. Aksi takdirde tekrar olmuş olurdu. Allah daha iyi bilir.
Alimler, zekâtı eda ettikten sonra, müslümanlann başka ihtiyaçları doğarsa onlara da mal vermenin gerekli olduğunda ittifak etmişlerdir.
îmam Mâlik şöyle demiştir: «Bütün mallarını harcamak pahasına da olsa, esirleri kurtarmak insanlar üzerine vacibtir. Bu konuda da i'cmâ' vardır. Bu da bizim görüşümüzü kuvvetlendirmektedir. Tevfik Allah'tandır.»
Menar tefsirinde; «Mala olan sevgilerine rağmen onu verirler» ayet-i kerimesi hakkında şöyle geçmektedir: «Allah'a olan sevgisi için malı verir veya mala olan sevgisine rağmen o malı verir.»
Üstad Muhammed Abuuh şöyle demiştir: «Bu verme işlemi, daha sonra gelen zekât vermenin dışındadır. Bu, iyiliğin (birr) temel esaslarından birisi olup zekât gibi vacibdir. Sadaka, zengin kij sinin zekâtı eda ettikten sonra veya sene tamam olmadan, zekâtın verildiği vaktin dışında ihtiyaç hasıl olduğu zaman her zor durumdaki kişiye vermesi demektir. Bunda belli bir nisab şartı aranmaz, bilâkis gücü nisbetinde verir. Eğer zengin çörekten başka bir şeye sahip olmayıp, kendisi veya üzerine nafakası vacip olan kişiler o çöreklere ihtiyaç duymadığı halde, başka birisinin bunlara ihtiyaç duyduğunu görürse, o çörekleri dağıtması vacibdir.»
Bu konuda kendisine hak verilen sadece sakıntı içindeki kişi değildir. Bilakis Allahu Teâlâ, zekâtın dışmda yakın akrabaya mal vermeyi mümine emretmiştir. «Yakın akraba»; insanlardan iyilik yapmaya, süa-i rahimde bulunmaya en layık olanlardır. Şüphesiz insan ihtiyaç sahibi olduğu zaman, akrabaları arasında zenginler varsa, bu zenginin merhamet duygulan kabararak fakirin ihtiyaçlanna yönelir. Doğuştan kazanılan bir duygudur kî, insan, akrabasının yoksulluğundan, ve varlığını kaybetmesinden dolayı diğer insanların yoksulluğu ve varlığını kaybetmesine oranla daha çok üzüntü duyar. Kişi akrabasının yükten kurtulmasıyla hafifler, on-lann üstün olmasıyla üstün olur. Kim ki akrabasıyla bağlarını koparır ve onlar zor durumda iken, kendisi nimetler içinde yüzmeye razı olursa bu kimse fıtrattan da, dinden de uzak olup hayır ve iyilikten de uzaktır. Akrabalık bakımından en yakın olana vermek daha Önemli, sıla-i rahimde bulunmak daha efdaldir.
Ayette geçen «yetimlere» gelince; bunlara bakanlar öldüğü için onların ihtiyaçlarını gidermek zengin ve durumu iyi olan müs-lümanlara aittir. Böylece kötü duruma düşmemiş, terbiyeleri bozulmamış ve sonuçta hem kendilerine, hem de insanlara karşı birer belâ olmamış olurlar.
«Miskinlere» gelince; kendilerine yetecek kadar kazanmaktan aciz olmak onlan miskin ve zelil bir şekilde el uzatmaktan-sa aza nza göstermeye yöneltip nefisleri buna alışmış olduğu için, bunlara yardım etmek ve lütufta bulunmak gücü yetenlere vacib-dir.
«Yo! oğlu» ise: yolda kalmış, ailesine ve yakınlarına ulaşamayan kişi olup, yol, sanki onun babası, annesi, akraba ve ailesi olmuştur. Bu ifadede bir incelik vardır ve başka bir ifade bunun yerine geçemez. Yolda kalmışlara lütufda bulunmayı, yolculuklarında onlara yardımcı olmayı emretmesi, islâm'ın seyahati ve yeryüzünde dolaşmayı teşvik ettiğini göstermektedir.
«Dilencilere» gelince; bunları, anzî ihtiyaçlar, insanlara el aç-mava sevketmektedir. Ayet-i Kerîmede bu sınıf diğerlerinden sonra zikredilmiştir. Bunlar dilencilik yaparlar ve kendilerine o bu para verir. Bazen insan, başkasına yardım için ister. Dilenmek zaruret dışında şer'an haram olup dilencinin haddi aşmaması gerekir.
«Rikab» ise; köleleri hürriyetine kavuşturmak ve onlan azad etmektir. Bu ifade, kendisi namına köle satın alıp onları azad etmeyi ve anlaşmalı kölelere taksitlerini ödemek üzere yardım etmeyi ve serbest bırakılmak üzere esirlere yardım etmeyi kapsamaktadır. Bu sınıfa mal dağıtmanın, müslümanlann mallarında ödenmesi gereken bir hak olması; tslâm'ın köle azad etmeyi teşvik ettiğini ve insanın hür olarak yaratıldığını, ancak bazı anzî durumlarda esirlerin köle olması şeklinde umumî maslahatın gerektiği yerlerde buna ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Ayette bu sınıfın diğer sınıflardan sonraya bırakılması, diğer sınıflardaki ihtiyacın insan hayatını muhafaza için, kölenin hürriyetine kavuştu*rulması ise yaşam ihtiyacını kemâle erdirmek için olduğundandır. Zekât malı dışında bu sınıflara mal dağıtmanın meşruiyeti, belli bir zamanla ve sınırlı bir nisaba malık olmakla kayıtlana*naz. Ve yine verilen mal için onda bir, kırkta bir gibi, verenin malına nisbetle bir miktar da yoktur. Bu, sadece verenin durumuna ve iyilikseverliğine bağlı olarak yapılan mutlak bir ihsan işlemidir. Değerli bir varlık olan insanı helâktan ve yok olmaktan korumak, gücü yeten her kişiye vacibdir. Bundan fazlası için ise bir ölçü yoktur.

însanlann çoğu yüce kitabın teşvik ettiği, değerli ve adaletli bir sosyal hayat düzenini içeren bu sisimden gafil olup, muhtaç durumdaki bu sınıflara, bazı dilencilere yaptıkları azıcık yardım dışında nerdeyse yardım yapmazlar. Zaten günümüzde gerçekten muhtaç ve yardıma lâyik dilenciler az durumdadır. Çünkü onlar, dilenmeyi meslek haline getiren ve hatta çoğu da zengin olan kişilerdir.
îbn Hazm şöyle demiştir: «Her belde ahalisinden zenginler üzerine o beldenin fakirlerine bakmak farzdır. Şayet zekât bu fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamazsa, halife bunlar için gerekli olan yiyeceği hazırlamaya, yazlık, kışlık, güneşten ve gelip geçenlerin gözlerinden korumak için elbise almaya zorlar. Bunun delili şu ayet-i kerimelerdir:
«Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver, elİndekUerf saçıp savurma.» (Isra: 26).
«Anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, y«kınin"Hfilri arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere İyilik edin.» (Nisa: 36).
Allahu Teâlâ, yakın akraba hakkından tutun da miskine, yolda kalmışa ve elinin altında bulunan kişilere varıncaya kadar vermeyi gerekli saymış, anne-babaya, yakınlara, miskinlere, komşuya ve elinin altındakilere ihsanda bulunmayı farz kılmıştır. İhsan, yukarda zikrettiklerimizi yapmayı gerektirir, insanı men etmek şüphesiz günahtır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
«Sizi bu yakıcı azaba sürükleyen nedir?» diye sorarlar. Onlar derler ki: 'Namaz kılanlardan değildik. Bir de düşkün kimseyi doyurmuyorduk.» (Müdessi'r: 43-45). Bu ayette Allahu Teâlâ miskinleri doyurmayı, namazın farziyetiyle beraber getirmiştir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; son derece sahih olan pek çok tarikten rivayet olunan bir hadiste, «insanlara merhamet
etmeyene Allah merhamet etmez,» buyurmuştur. Bir kimsenin ihtiyaçtan fazla malı olur da müslüman kardeşini aç ve açık görüp ona yardım etmezse, şüphesiz ona acımamış olur.
Osman en-Nehdî'den rivayet olunduğuna göre, Abdurrahman bin Ebî Bekir ona şöyle anlatmıştır: Suffe ashabı, fakir insanlardı. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem onlara şöyle demişti: «Ya* mnda iki kişiye yetecek kadar yemek bulunan, üçüncü kişiyi doyursun. Yanında dört kişiye yetecek kadar yiyecek olan, beşinci veya altıncı kişiyi doyursun.»
îbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez.»
Müslümanı doyurmaya ve giydirmeye kadir olduğu halde, kim onu aç ve açık bırakırsa muhakkak ona zulmetmiş olur.

Ebû Sa'îd el-Hudrî'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Yanında fazla bineği olan, onu, bineği olmayana versin. Yanında fazla azığı olan, fazlasını azığı olmayana versin.» Ebû Sa'îd el-Hudri demiştir ki : «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem çeşitli mallar hakkında o kadar anlattı ki, hatta biz, herhangi birimizin, kendi fazla malımızda hakkımız olmadığı kanaatine vardık.» İşte bu, sahabenin ic-mâ'ı olup Ebû Sa'îd el-Hudri bunu ve bu haber hakkında söylediklerimizin hepsini' haber vermiştir.
Ebû Musa el-Eş'arî tarikiyle Nebî aleyhisselâm'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Acı doyurunuz, hastayı ziyaret ediniz ve esiri serbest bırakınız.» Bu konuda Kur'ân'dan ve sahih hadisten pek çok deliller vardır.
Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Geride bıraktığım isime yeniden başlasam, zenginlerin mallarının fazlasını alır, muhacirlerin fakirlerine taksim ederdim.» (Bu rivayetin isnadı gayet sahihdir.)
Ali (r.a.) şöyle demiştir: «Şüphesiz Allahu Teâlâ mallarından fakirlere yetecek kadar vermeyi zenginlere farz kılmıştır. Eğer fakirler aç ve çıplak kalır veya zahmet çekerlerse, bu durum zenginlerin vermemesi sebebiyle olur. Bu tip zenginleri kıyamet günü he-< saba çekmek ve onlara azab etmek Allah üzerinde bir haktır.
îbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre demiştir ki; «Malında zekâttan başka bir hak vardır.»
Mü'minlerin annesi Aîşe ile Hasan b. Ali ve îbn Ömer (r.a.), kendilerinden bir şey isteyenlere şöyle demişlerdir: «Eğer acı duyduğun diyet borcunu ödemek için veya seni kötü duruma düşüren zarardan dolayı veya zor geçinebildiğin fakirlik sebebiyle istiyorsan senin hakkını vermek gerekir.»

Ebû Ubeyde b. Cerrah ve üçyüz sahabeden sahih olarak rir yet olunduğuna göre, bunların azıkları bitince, Ebû Ubeyde, herkesin azığını iki dağarcığa toplamalarını emretti ve eşit bir şekilde onlara dağıtmaya başladı. Bu rivayet sahabeye kadar uzanan bir icmâ' olup sahabeden onlara muhalefet eden olmamıştır.
Şa'bî, Mücâhid, Tâvûs ve diğerlerinden sahih olarak rivayet olunduğuna göre; bunlar; malda, zekâttan başka bir hak olduğunu söylemişlerdir.»
îbn Hazm devamla demiştir ki: «Müslümanın, yanında yiyeceğinden fazla yemek bulunduğu halde müslüman veya zımmî ar' kadaşını ölü eti veya domuz eti yemeye zorlaması helâl değildir. Çünkü yiyecek sahibine, açları doyurmak farzdır. Durum böyle olunca müslüman ölü eti ve domuz eti yemeye zorlanamaz. Böyle bir durumda yiyecek sahibi ile mücadele etmesi hakkı vardır. Eğer bu uğurda ölürse, öldürene kısas yapılır. Şayet yiyeceği men eden öldürülürse, Allah'ın lanetine gitmiş ojur. Çünkü bir hakka manî olmuş olur ki, «haddi aşanlar» grubundan sayılır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «Eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Al-AJah'in buyruğuna dönünceye kadar savaşınız.» (Hucurât: 9) Müslüman kardeşinin hakkını vermeyen ona taşkınlık yapmış demektir. Ebû Bekir Sıddık, zekâtı vermeyenlere karşı savaş açmıştır. Tevfik Allah'tandır.» (Ibn-i Hazm'm sözü burada sona erdi.)
Buraya kadar, bu mesele hakkında pek çok delil ortaya koyduk ve sözü çoğalttık. Bunun sebebi, îslâm'ın rahmet ve şefkatinin genişliğini açıklamaktır. îslâm bu konuda yeni çıkmış sistemleri çoktan geçmiş, İslâm'a nisbetle bu sistemler, kuvvetli bir ışığın ve evreni aydınlatan güneşin Önünde sönme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış mum gibidir.
 NAFİLE SADAKA

İslâm dini, kalpleri etki altında bırakıp, ruhlara iyilikseverlik aşılayacak ve nefislere hayır, iyilik ve ihsan izleri bırakacak şekilde mal sarfetmeyi teşvik etmiştir.
Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine k*t kat verir, Allah'ın lütfü geniştir. O, her şeyi bilendir.» (Bakara: 261).
«Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her Be sarfedersenlz, şüphesiz Allah onu bilir.» (Ai-i îmrân: 92).
«Sizi varis kıldığı şeylerden sarfedin. Aranızdan İnanıp da sar-feden kimselere büyük ecir vardır.» (Hadîd: 7).
Rasûlüllah saüallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Şüphesiz sadaka, Rabbın vermeyene karşı öfkesini yatıştırır ve sahibini yangın ve boğulma gibi kötü akıbetlerden korur.» (Hadisi Tirmizî rivayet etmiş ve hasen saymıştır.)
Yine Tİrmizi'nin rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz müslümanın sadakası, ömrünü uzatıp onu kötü akıbetten korur ve Allahu Teâlâ sadaka sebebiyle sahibîndeki kibir ve övünmeyi giderir.»
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem söyle buyurmuştun «Kulun sabahladığı hiçbir gün yoktur ki, iki melek İnip de onlardan birisi: 'Allah'ım, infak edene mukabilini ver,' diğeri ise; 'Allah'ım, cimrilik edenin malına telef ver' diye dua etmesin.» (Hadîsi Müslim rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «tyi-lifc yapanlar kötülük alanlarından korunurlar. Gizlice sadaka vermek Rabb'İn gazabını söndürür. Sila-i rahim, ömrü ziyadeleştirir. Her iyilik sadakadır. Dünyada iyilik sahibi olanlar, ahirette de iyilik sahibidirler. Dünyada kötülük yapanlar, ahirette de kötüdürler. Cennete İlk girecek olanlar, iyilikseverlerdir.» (Hadisi Taberâ-nî, Evsat kitabında rivayet etmiş, Münzirî ise bu hadîs hakkında bir şey dememiştir.)

8.27.1. Sadakanın Çeşitleri

Sadaka, iyi amellerin belli bir çeşidine mahsus değildir. Bilakis bu konuda genel kaide, «Her iyî iş sadakadır» prensibidir. Bu konuda gelen rivayetlerin bazıları aşağıdadır:
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Her müslümanın sadaka vermesi gerekir.» Bunun üzerine ashab; «Ey Allah'ın Nebisi, bulamazsa ne yapacak?» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Eliyle çalışır, hem kendisi faydalanır, hem de tasadduk eder,» buyurdu. Ashab; «Yapacak iş bulamazsa?» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «îster mazlum olsun, ister âciz olsun ihtiyaçhya yardım eder.» buyurdu. Ashab «Şayet bunu da bulamazsa?» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «İyilikle amel etsin ve kötülükten insanları sakındırsın. Bu da onun için sadakadır.» buyurmuştur. (Hadisi Buharî ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Güneşin doğduğu her gün, herkese sadaka yazılır. Bunlardan bazısı şunlardır: iki kişi arasında adaleti sağlamak sadakadır. Kişiye, bineğine binmek üzere yardım edip onu bineğine bindirmek sadakadır. Eşyasını bineğinin üstüne koymak sadakadır. Yoldan eziyet veren şeyi kaldırmak sadakadır. Güzel söz söylemek sadakadır. Namaza giderken atılan her adım sadakadır.» (Hadîsi Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Ebû Zer el-Cıfârî'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «içinde güneşin doğduğu her gün, herkese sadaka vardır. Bunlar kişinin, kendi nefsine ait olan sadakalardır.» Ben dedim ki: «Ya Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem), nereden tasadduk edelim, bizim malımız yok ki?» Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöye buyurdu: «Şüphesiz şunlar da sadaka çeşitlerindendir: Tekbir, «sübhanellah», «elhamdülillah», «lâilahe illallah», «esteğfirullah» demek, iyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek, insanların geçtiği yoldan, diken, kemik ve taşları kaldırıp atmak, köre yol göstermek, dilsiz ye sağıra, anlayıncaya kadar duyurmaya çalışmak, İhtiyacını giderecek yeri «orana bildiğin o yeri göstermek, senden yardım dileyenin imdadına olanca gücünle koşmak, zayıf kişilere kol kanat germek, bütün bunlar sadaka çeşitlerindendir. Senin, yine kendi nefsine sadakaların vardır. Hatta zevcenle cima etmende bile ecir vardır.» (Hadisi Ahmed rivayet etmiştir. Bu lâfız ona aittir. Bu anlamıyla hadis Müslim'de de geçmektedir. Müslim'de şu ifade vardır: «Ashab; 'Ya Rasûlallah, bizler şehvetimizi tatmin ediyoruz. Bunda da mı ecir vardır?' diye sorunca, RasûlüHah, sallallahu aleyhi ve sellem: «Eğer o kişi şehvetini haram yoldan tatmin etseydi ona günâh yazılmayacak mıydı? tşte bunun gibi helâl yoldan gittiği İçin de ona ecir vardır.»
Ebû Zer (na.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallalîahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «İçinde güneşin doğduğu her gün, ademoğlundan hiçbir can yoktur ki, üzerine bir sadaka olmasın.» Dendi ki; «Ya Rasûlallah, (sallallahu aleyhi ve sellem), nereden sadaka bulup da her gün tasadduk edelim?» Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Şüphesiz haynn kapılan elbette çoktur: Teşbih, tahmîd, tekbîr ve tehlîl getirmen, iyiliği emredip kötülükten sakındırman, yoldan eziyet veren şeyi kaldırıp-atman, sağıra yüksek sesle konuşarak işittirmen, köre yol göstermen,
ihtiyaç yerini soran kimseye yol göstermen, imdat dileyen ihtiyaç-hya vargücünle koşman, zayıfın sıkıntısına kol kanat gererek yük' lenmen; işte bütün bunlar senin yine sana ait olan sadakalarındır.» (Hadisi îbn Hibbân Safaih'inde, Beyhakî de muhtasar olarak rivayet etmiştir. Bir rivayette şu ziyadesi de vardır: «Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen bir sadakadır, insanların yolundan taş, diken ve kemik gibi şeyleri kaldırıp atman bir sadakadır. Kişiye, kaybolduğu yerde yol göstermen bir sadakadır.»)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Sizden kim Cehennem'den korunmak isterse, yanm hurma bile olsa tasadduk etsin. Onu da bulamayan güzel söz söylesin.» (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)

Yine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Allahu Teâlâ kıyamet günü şöyle der: «Ey Ademoğlu, hastalandım, fakat beni ziyaret etmedin.» Kişi; «Ya Rabbî, seni nasıl ziyaret ederim ki, sen Alemlerin Rabbisin.» Allah Teâlâ; «Bil-medin mi, falan kulum hastalandı da onu ziyaret etmedin. Eğer onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulurdun. Ey Ademoğlu, senden yemek istedim de beni doyurmadın.» Adam: «Ya Rabbi, seni nasıl doyurabilirdim ki, sen Alemlerin Rabbisin.» Allah Teâlâ; «Bilmedin mi, falanca kulum, senden yemek istedi de onu doyurmadın, eğer onu doyursaydın beni onun yaranda bulurdun. Ey Ademoğlu senden su istedim de beni sulamadm.» Adam: «Ya Rabbi, seni nasıl sulayabflirdim ki, sen Alemlerin Rabbisin.» Allahu Teâlâ: «Filanca kulum senden su istedi de onu sulamadm, eğer onu sulasaydın, beni onun yanında bulurdun.» (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Herhangi bir müslüman bir ağaç dikip bîr ekin ekmez ki, ondan insan, hayvan veya bir canlı yesin de bu onun için sadaka olmasın.» (Hadisi Buhar! rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Her iyilik sadakadır. Kardeşini güleryüzle karşılaman ve kovandan onun kovasına su boşatman iyiliktendir.» (Hadisi Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizi sahihlemîştir.)

8.27.2. İnsanlardan Sadakaya En Lâyık Olan

insanlardan sadakaya en lâyık olan, sadaka verenin çocukları, ailesi ve akrabalarıdır. Kişinin kendi nafakasını ve çoluk çocuğunun nafakasını temine ihtiyacı varken, yabancıya tasadduk etmesi caiz olmaz.
Câbir (ra.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz fakir olduğu zaman Önce kendinden başlasm. Eğer fazla bulursa çoluk-cocuğuna versin. Şayet daha fazla bulursa akrabalarına veya yakınlarına dağıtsın. Yine de artarsa şunlara şunlara versin.» (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Ta-sadduk ediniz». Bunun üzerine adamın biri; «Yanımda bir dinar var», dedi. Rasûlüüah sallallahu aleyhi ve sellem; «Onu kendine tasadduk et,» buyurdu. Adam «Yanımda başka bir dinar daha var,» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Onu ailene tasadduk et.» buyurdu. Adam; «Yanımda başka bir dinar var.» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Onu hizmetçine tasadduk et,» buyurdu. Adam; «Yanımda bir dinar daha var,» dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi' ve sellem; «O da sende kalsın» buyurdular. (Hadisi Ebû Dâvûd, Nesâî ve Hâkim rivayet etmiş. Hâkim sahihle-miştir).
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Sadakanın en faziletlisi, içinde düşmanlık besleyen yakın akrabaya verilen sadakadır.» (Hadisi Taberânî ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim ise sahihlemiştir).

8.27.3. Sadakayı İptal Etmek

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Ey inananlar, Allah'a ve ahiret gününe İnanmayip, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı, basa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın.» (Bakara: 264).
Rasûlüllah sallallahu aleyhi* ve sellem şöyle buyurmuştur: «Üç kimse vardır ki, Allahu Teâlâ kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temiz çıkarmaz: Onlar İçin açıklı bir azab vardır.» Bunun üzerine Ebû Zer, şöyle demiştir: «Mahrum kalsınlar, ziyana ugrasınlar, kimdir onlar, ya Rasûlallah?» Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Birincisi, verdiğini basa kakan kimse-dir. İkincisi, gururlanmak İçin elbisesini yerde sürükleyen kimsedir. Üçüncüsü de, yalan yeminle malının reklâmını yaparak satmaya çalıydı kişidir.»
buyurdular.

8.27.4. Haram Malı Tasadduk Etmek

Allahu Teâlâ haram maîdan verilen sadakayı kabul etmez.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şÖye buyurmuştur: «Ey insanlar, şüphesiz Allahu Teâlâ temizdir ve temizden başkasını sevmez. Allahu Teâlâ rasûllere emrettiğini, mü'minlere de emretmiştir: «Ey resuller, temiz şeylerden yiyin, yararlı iş işleyin. Doğrusu ben yaptığınızı bilirim.» (Mü'minûn: 51). Sonra Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuğunu uzatan bir adamdan bahsetti: «Saçı başı dağınık, yüzü gözü toz içinde, ellerini göğe doğru kaldırmış, 'Yâ Rabbi, Yâ Rabbi', diye dua ediyor. Yiyeceği haram, İçeceği haram, giyeceği haram, haramla besleniyor. Bu adamın duası nasıl kabul olsun?» (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Her kim helâl kazançtan (Çünkü Allah, ancak helâl olanı kabul eder) bir hurma değerinde bîr şey tasadduk ederse, şüphesiz Allahu Teâlâ onu sağ eliyle kabul eder. Sonra o tek hurma kadar sadakayı, dağ gibi oluncaya kadar sizden biriniz erkek küheylân tayını büyüttü' ğü gibi sadakanın sahibi için büyütür.» (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.)

8.27.5. Kadının Kocasının Malından Sadaka Vermesi

Kadının, kocasının rızasını bildiği takdirde onun maundan sadaka vermesi caizdir. Ancak rızası yoksa haram olur.
Aişe (r.a.)den rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Ev kadını evinin yemeğinden israf etmeyerek in-fak ve ikram ettiğinde, bu infak ile sevab kazanır. 8u malı kazandığı için kocası, onu muhafaza ettiği için de hizmetçisi bir o kadar sevap kazanır .Bunlardan bazısının sevabı, diğerlerinin sevabından bir şey eksiltmez.» (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.)
Ebû Umâme (r^-)'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki': Rasûlüllah'm Veda Haccı hutbesinde şöyle buyurduğunu işittim: «Kadın kocasının izni olmadan kocasının evinden bir şey infak edemez.» Oradakiler; «Yemek de mi, ya Rasûlallah?» diye sorunca, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Zaten yemek, mallarımızın en faziIetUsidir,» buyurdu. (Hadisi Tinnizî rivayet etmiş ve hasen saymıştır.)
Ancak, adette, olduğu üzere azıcık vermek bunun dışındadır. Kocasının iznine gerek kalmadan kadının az birşey tasadduk etmesi caizdir.
Ebû Bekir'in kızı Esmâ'dan rivayet olunduğuna göre; kendisi Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e şöyle sordu: «Şüphesiz Zübeyr çok sert bir adamdır. Kapıma dilenci geliyor, onun izni olmadan evinden birşeyler veriyorum.» Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Malından azıcık ver. Malı bir kenarda saklama; Şayet böyle yaparsan, Allah da sana vermez.» (Hadisi, Bu-hari, Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)

8.27.6. Malın Tümünü Tasadduk Etmenin Câİz Olduğu

Çalışabilen güçlü kimsenin malının tamamını tasadduk etmesi caizdir.
Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah bize tasadduk etmemizi emretti de, onun bu emri tam malım olduğu zaman rast gelmişti. Kendi kendime dedim ki; 'Bugün Ebû Bekr'i geçerim.' Çünkü şimdiye kadar hiç onu hayırda geçememiştim. Bunun üzerine malımın yansını getirdim. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bana; «Çoluk çocuğuna ne bıraktın?» diye sordu. Ben de «yansını bıraktım,» dedim. Sonra Ebû Bekir malının hepsini' getirdi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ona da; «Ailene ne bıraktın?» diye sordu. Ebü Bekir; «Onlara Allah ve Rasûlünü bıraktım,» diye cevap verdi. Bunun üzerine dedim ki; «Hiçbir konuda seninle ebedi olarak yanşa girmeyeceğim.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmİzî rivayet etmiş, Tinnizî sahihlemiştir.)
Alimler, malın tümünü tasadduk etmenin caiz olması için, sadaka verenin yarımda, infak edeceği kimsenin bulunmaması, borçlu olmaması, çalışabilir, sabırlı ve güçlü olmasını şart koşmuşlardır.
Câbir (ra.)'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında otururken adamın biri geldi, gümüşten bir miğfer getirdi: 'Ya Rasûlallah, elimde işte bu maden var. Onu al, sadaka olsun. Bundan başka da malım yok', dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem. onu almaktan yüz çevirdi. Sonra adam, sağ omuzu tarafından Rasûlüllah'a gelerek aynı şeyi söyledi. Rasûlüllah ondan yüz çevirdi. Sonra sol cephe tarafından geldi. Rasûlüllah yine yüz çevirdi. Sonra arka tarafından geldi. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem miğferi alarak adama attı. Şayet adama değseydi bir tarafını incitir veya yaralardı. Rasûlüllah şöyle buyurdu: «Sizden biriniz, malının tümünü tasadduk etmek üzere getiriyor. Sonra da oturup insanlara el açıyor. Şüphesiz sadaka zenginlikle verilendir.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve Hâkim rivayet etmiş, «Müslim'in şartına göre sahihtir,» demiştir. Hadisin ravileri arasında Muhammed b. Ishâk vardır.)

8.27.7. Zımmi ve Harbîye Sadaka Vermenin Caiz Olduğu

Zımmî ve harbî'ye sadaka vermek caiz olup veren müslüman bundan dolayı sevap kazanır.
AHahu Teâlâ bir kavmi Överek şöyle buyurdu: «Onlar İçleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esirlere yedirirler. (Buradaki esir harbîdir.)», (İnsan: 8).
Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor- «Allah, din uğrunda, sizinle sa-vaşmayanla, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı âdil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah âdil olanları sever.» (Mümtehine: S).
Esma binti Ebî Bekir (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: «Müşrike olan anam bana gelmişti. Rasûlüllah'a sordum, dedim ki; 'Anam geldi, bana ümid bağlamıştır. Ben onu görüp gözetebilir miyim?' RasûlüUah: 'Evet, ananı görüp gözet', buyurdu.»

8.27.8. Hayvanlara Tasadduk Etmek

Buhari ve Müslim'in rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Bîr adam yolda yürürken çok fazla susadı. Daha sonra bir kuyu bulup, kuyuya indi ve su içerek çıktı. Bir de ne görsün; bir köpek, susuzluktan dilini çıkarmış soluyor. Bunun üzerine adam kendi kendine; «Muhakkak bu köpek, daha önce benim susadığım gibi çok susamıştır,» deyip kuyuya indi. Ayakkabısına su doldurarak ağzıyla tuttu ve kuyudan çıkarak köpeği suladı. Bunun üzerine Allah Ondan razı oldu ve onu bağışla-di.» Ashab; «Ya Rasülallah, hayvanlar hakkında bize ecir var mı?» diye sordular. Rasûlüllah; «Her taze ciğerde bile ecir vardır,» buyurdu.
Yine Buharî ve Müslim'in rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Bir köpek Berekiyye'de dolaşırken susuzluktan neredeyse ölecekti. Tam o esnada Benî israil' den bir fahişe onu gördü de, ayakkabısını çıkararak kuyudan su çekti ve köpeğe içirdi. Bunun sebebiyle de bağışlandı.»

8.27.9. Devam Eden Sadaka

Müslim ve Ahmed'in rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «İnsan Öldüğü zaman ameli kesilir. An* cak üç şey müstesna: Devam eden sadaka, kendisinden faydalanılan İlim, arkasından bayır dua eden bir salih çocuk.»

3.27.10. İyiliğe Teşekkür Etmek

Ebû Dâvûd ve Nesâ'nin sahih bir senetle Abdullah bin Ömer (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kim Allah'a sığınırsa, siz de onu koruyun. Kim Allah'tan isterse, ona verin. Kam hayır yapıp Allah'tan sevap beklerse ona ücretini verin. Kim size bir iyilik yaparsa ona mükâfatını verin. Şayet bulamazsanız, ona yeterli karşılık verdiğiüizi bilinceye kadar onun için dua edin.»
Ahmed'in Eş'as bin Kays'dan, râvîleri güvenilir olan bir senetle rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şovle buyurmuştur: «İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.»
Tirmizî'nin Üsâme bin Zeyd'den rivayet edip hasen saydığı ha-di'sde Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Kendisine iyilik yapılan bir kimse; iyiliği yapana, «Allah seni ha-yıla mükâfatlandırsın,» derse, şüphesiz söylediği şeye kendisi ulaşır.»