Fikih - 37 Nafilesadaka - Fikhussunne
MALDA ZEKATTAN BAŞKA BÎR HAK VAR MIDIR?
islâm dini mala, hayatın direği, ferd ve cemiyet nizamının dayanağı olarak
gerçekçi bir görüşle bakar.
Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: «Allah'ın sîzi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı,
beyinsizlere vermeyin.» (Nisa: Bu âyet-i kerîme; her ferdin gıda, giyim, ev ve
kişinin onlarsız yapamayacağı diğer aslî ihtiyaçlarını temin edecek şekilde, ama
hiç bir ferdin hayatını devam ettiremeyecek şekilde zarar etmemesi üzere, malın
dağıtılmasını gerektirir. Malın dağıtılması ve yetecek miktarın elde edilmesi
İçin en güzel ve en faziletli yol zekât yoludur. Zekât, zengini dara
düşürmeyecek bir vakitte eda edilip fakiri kendisine yeterli' olacak bir
seviyeye çıkarır, geçim sıkıntısından ve mahrumiyet acılarından onu
uzaklaştırır. Zekât, zenginin fakire hediye ettiği bir mihnet olmayıp, Allah'ın,
ehline verilmek ve müstehak olana dağıtılmak için zenginin eline emanet olarak
bırakmış olduğu bir haktır. Bundan dolayı şu büyük gerçek ortaya çıkmıştır ki;
mal, fakirlerin dışında sadece zenginlere vakfedilmiş değildir. Şüphesiz mal,
zenghvfakir herkese eşit bir şekilde vakfe-dilmiştir. Bu gerçeği, ganimet
taksimindeki hükmü belirleyen Allahu Teâlâ'mn şu ayet-i kerimesi açıklamaktadır:
«Tâ ki o mallar, içinizdeki zenginler arasında elden ele dolasan bir devlet
olmasın.* (Haşr: 7).
Yani mal, zenginler arasında dönüp dolaşan bir varlık değildir. Bilakis, zengin
ve fakirlere dağıtılması gerekmektedir. Zekât, fakirlerin ihtiyaçlarını yerine
getirdiği, ihtiyaç sahiplerinin açığını kapattığı, zor durumdaki kişilere
yeterli olduğu, onlan doyurarak korkudan güven altına aldığı zaman malda gerekli
olan bir haktır. Şayet zekât kâfi gelmeyip muhtaçların ihtiyaçlarına cevap
vermezse» o zaman malda zekâtın dışmda bir hak daha vacip olur ki, bu hiç bir
şekilde kayıt altına alınamaz ve sınırlandırılamaz. Ancak fakirlerin
ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde zenginlerin mallarından ihtiyaç miktan
alınır.
Kurtübt-şöyle demiştir: «Ona olan sevgisine rağmen mal verenler» (Bakara: 177).
ayet-i kerimesini «malda zekâtın dışında bir hak daha vardır,» diyenler bu
görüşlerine delil getirmişlerdir, iyiliğin son noktasına ancak bu şekilde
erişilebilir. Dendi ki: Bu ayetten murad farz olan zekâttır. Birinci görüş daha
doğrudur.
Dârekutnî'nin Fâtıma öinti Kays'tan rivayetine göre; Rasûlül-lah sallallahu
aleyhi ve sellem; «Malda zekâtın dışında bir hak vardır,» buyurmuş, sonra şu
ayet-i kerimeyi okumuştur: «Yüzleriniti doğudan yana veya batıdan yana
çevirmeniz iyi olmak (birr) demek değildir. Lâkin iyi olan; Allah'a, ahiret
gününe, meleklere, kitaba, nebilere inanan, ona olan sevgisine rağmen
yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara, kölelere mal veren,
namaz kılan, zekât veren...» (Bakara: 177). (Bu hadisi İbn Mâce Sü-nen'inde,
Tirmizî ise Câm.''inde rivayet etmiştir. Tirmizî şöyle söylemiştir: «Bu hadisin
isnadı bu şekilde değildir. Ebû Hamza ve Meymûn el-A'ver zayıf kşilerdir. tsmaîl
b. Sâlîm ve Beyân, hadisi ŞaTîî'den bu şekli ile rivayet etmişlerdir ki, en
doğru olan budur.)
Bence; bu hadis hakkında her ne kadar söz varsa la şu ayet-i kerimenin bizzat
kendi manâsı hadisin sıhhatine delâlet etmekte-, dır: «Namaz kılın ve zekâtı
verin.» Bu ayette zekât, namazla beraber getirilmiş olup, bu, «Ona olan
sevgilerine rağmen mal verirler,» âyetinden maksadın farz olan zekât olmadığına
delildir. Aksi takdirde tekrar olmuş olurdu. Allah daha iyi bilir.
Alimler, zekâtı eda ettikten sonra, müslümanlann başka ihtiyaçları doğarsa
onlara da mal vermenin gerekli olduğunda ittifak etmişlerdir.
îmam Mâlik şöyle demiştir: «Bütün mallarını harcamak pahasına da olsa, esirleri
kurtarmak insanlar üzerine vacibtir. Bu konuda da i'cmâ' vardır. Bu da bizim
görüşümüzü kuvvetlendirmektedir. Tevfik Allah'tandır.»
Menar tefsirinde; «Mala olan sevgilerine rağmen onu verirler» ayet-i kerimesi
hakkında şöyle geçmektedir: «Allah'a olan sevgisi için malı verir veya mala olan
sevgisine rağmen o malı verir.»
Üstad Muhammed Abuuh şöyle demiştir: «Bu verme işlemi, daha sonra gelen zekât
vermenin dışındadır. Bu, iyiliğin (birr) temel esaslarından birisi olup zekât
gibi vacibdir. Sadaka, zengin kij sinin zekâtı eda ettikten sonra veya sene
tamam olmadan, zekâtın verildiği vaktin dışında ihtiyaç hasıl olduğu zaman her
zor durumdaki kişiye vermesi demektir. Bunda belli bir nisab şartı aranmaz,
bilâkis gücü nisbetinde verir. Eğer zengin çörekten başka bir şeye sahip
olmayıp, kendisi veya üzerine nafakası vacip olan kişiler o çöreklere ihtiyaç
duymadığı halde, başka birisinin bunlara ihtiyaç duyduğunu görürse, o çörekleri
dağıtması vacibdir.»
Bu konuda kendisine hak verilen sadece sakıntı içindeki kişi değildir. Bilakis
Allahu Teâlâ, zekâtın dışmda yakın akrabaya mal vermeyi mümine emretmiştir.
«Yakın akraba»; insanlardan iyilik yapmaya, süa-i rahimde bulunmaya en layık
olanlardır. Şüphesiz insan ihtiyaç sahibi olduğu zaman, akrabaları arasında
zenginler varsa, bu zenginin merhamet duygulan kabararak fakirin ihtiyaçlanna
yönelir. Doğuştan kazanılan bir duygudur kî, insan, akrabasının yoksulluğundan,
ve varlığını kaybetmesinden dolayı diğer insanların yoksulluğu ve varlığını
kaybetmesine oranla daha çok üzüntü duyar. Kişi akrabasının yükten kurtulmasıyla
hafifler, on-lann üstün olmasıyla üstün olur. Kim ki akrabasıyla bağlarını
koparır ve onlar zor durumda iken, kendisi nimetler içinde yüzmeye razı olursa
bu kimse fıtrattan da, dinden de uzak olup hayır ve iyilikten de uzaktır.
Akrabalık bakımından en yakın olana vermek daha Önemli, sıla-i rahimde bulunmak
daha efdaldir.
Ayette geçen «yetimlere» gelince; bunlara bakanlar öldüğü için onların
ihtiyaçlarını gidermek zengin ve durumu iyi olan müs-lümanlara aittir. Böylece
kötü duruma düşmemiş, terbiyeleri bozulmamış ve sonuçta hem kendilerine, hem de
insanlara karşı birer belâ olmamış olurlar.
«Miskinlere» gelince; kendilerine yetecek kadar kazanmaktan aciz olmak onlan
miskin ve zelil bir şekilde el uzatmaktan-sa aza nza göstermeye yöneltip
nefisleri buna alışmış olduğu için, bunlara yardım etmek ve lütufta bulunmak
gücü yetenlere vacib-dir.
«Yo! oğlu» ise: yolda kalmış, ailesine ve yakınlarına ulaşamayan kişi olup, yol,
sanki onun babası, annesi, akraba ve ailesi olmuştur. Bu ifadede bir incelik
vardır ve başka bir ifade bunun yerine geçemez. Yolda kalmışlara lütufda
bulunmayı, yolculuklarında onlara yardımcı olmayı emretmesi, islâm'ın seyahati
ve yeryüzünde dolaşmayı teşvik ettiğini göstermektedir.
«Dilencilere» gelince; bunları, anzî ihtiyaçlar, insanlara el aç-mava
sevketmektedir. Ayet-i Kerîmede bu sınıf diğerlerinden sonra zikredilmiştir.
Bunlar dilencilik yaparlar ve kendilerine o bu para verir. Bazen insan,
başkasına yardım için ister. Dilenmek zaruret dışında şer'an haram olup
dilencinin haddi aşmaması gerekir.
«Rikab» ise; köleleri hürriyetine kavuşturmak ve onlan azad etmektir. Bu ifade,
kendisi namına köle satın alıp onları azad etmeyi ve anlaşmalı kölelere
taksitlerini ödemek üzere yardım etmeyi ve serbest bırakılmak üzere esirlere
yardım etmeyi kapsamaktadır. Bu sınıfa mal dağıtmanın, müslümanlann mallarında
ödenmesi gereken bir hak olması; tslâm'ın köle azad etmeyi teşvik ettiğini ve
insanın hür olarak yaratıldığını, ancak bazı anzî durumlarda esirlerin köle
olması şeklinde umumî maslahatın gerektiği yerlerde buna ihtiyaç duyulduğunu
göstermektedir. Ayette bu sınıfın diğer sınıflardan sonraya bırakılması, diğer
sınıflardaki ihtiyacın insan hayatını muhafaza için, kölenin hürriyetine
kavuştu*rulması ise yaşam ihtiyacını kemâle erdirmek için olduğundandır. Zekât
malı dışında bu sınıflara mal dağıtmanın meşruiyeti, belli bir zamanla ve
sınırlı bir nisaba malık olmakla kayıtlana*naz. Ve yine verilen mal için onda
bir, kırkta bir gibi, verenin malına nisbetle bir miktar da yoktur. Bu, sadece
verenin durumuna ve iyilikseverliğine bağlı olarak yapılan mutlak bir ihsan
işlemidir. Değerli bir varlık olan insanı helâktan ve yok olmaktan korumak, gücü
yeten her kişiye vacibdir. Bundan fazlası için ise bir ölçü yoktur.
însanlann çoğu yüce kitabın teşvik ettiği, değerli ve adaletli bir sosyal hayat
düzenini içeren bu sisimden gafil olup, muhtaç durumdaki bu sınıflara, bazı
dilencilere yaptıkları azıcık yardım dışında nerdeyse yardım yapmazlar. Zaten
günümüzde gerçekten muhtaç ve yardıma lâyik dilenciler az durumdadır. Çünkü
onlar, dilenmeyi meslek haline getiren ve hatta çoğu da zengin olan kişilerdir.
îbn Hazm şöyle demiştir: «Her belde ahalisinden zenginler üzerine o beldenin
fakirlerine bakmak farzdır. Şayet zekât bu fakirlerin ihtiyaçlarını
karşılamazsa, halife bunlar için gerekli olan yiyeceği hazırlamaya, yazlık,
kışlık, güneşten ve gelip geçenlerin gözlerinden korumak için elbise almaya
zorlar. Bunun delili şu ayet-i kerimelerdir:
«Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver, elİndekUerf saçıp savurma.» (Isra: 26).
«Anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya,
y«kınin"Hfilri arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere İyilik
edin.» (Nisa: 36).
Allahu Teâlâ, yakın akraba hakkından tutun da miskine, yolda kalmışa ve elinin
altında bulunan kişilere varıncaya kadar vermeyi gerekli saymış, anne-babaya,
yakınlara, miskinlere, komşuya ve elinin altındakilere ihsanda bulunmayı farz
kılmıştır. İhsan, yukarda zikrettiklerimizi yapmayı gerektirir, insanı men etmek
şüphesiz günahtır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
«Sizi bu yakıcı azaba sürükleyen nedir?» diye sorarlar. Onlar derler ki: 'Namaz
kılanlardan değildik. Bir de düşkün kimseyi doyurmuyorduk.» (Müdessi'r: 43-45).
Bu ayette Allahu Teâlâ miskinleri doyurmayı, namazın farziyetiyle beraber
getirmiştir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; son derece sahih olan pek çok tarikten
rivayet olunan bir hadiste, «insanlara merhamet
etmeyene Allah merhamet etmez,» buyurmuştur. Bir kimsenin ihtiyaçtan fazla malı
olur da müslüman kardeşini aç ve açık görüp ona yardım etmezse, şüphesiz ona
acımamış olur.
Osman en-Nehdî'den rivayet olunduğuna göre, Abdurrahman bin Ebî Bekir ona şöyle
anlatmıştır: Suffe ashabı, fakir insanlardı. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem onlara şöyle demişti: «Ya* mnda iki kişiye yetecek kadar yemek bulunan,
üçüncü kişiyi doyursun. Yanında dört kişiye yetecek kadar yiyecek olan, beşinci
veya altıncı kişiyi doyursun.»
îbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez.»
Müslümanı doyurmaya ve giydirmeye kadir olduğu halde, kim onu aç ve açık
bırakırsa muhakkak ona zulmetmiş olur.
Ebû Sa'îd el-Hudrî'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: «Yanında fazla bineği olan, onu, bineği olmayana
versin. Yanında fazla azığı olan, fazlasını azığı olmayana versin.» Ebû Sa'îd
el-Hudri demiştir ki : «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem çeşitli mallar
hakkında o kadar anlattı ki, hatta biz, herhangi birimizin, kendi fazla
malımızda hakkımız olmadığı kanaatine vardık.» İşte bu, sahabenin ic-mâ'ı olup
Ebû Sa'îd el-Hudri bunu ve bu haber hakkında söylediklerimizin hepsini' haber
vermiştir.
Ebû Musa el-Eş'arî tarikiyle Nebî aleyhisselâm'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî
aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Acı doyurunuz, hastayı ziyaret ediniz ve esiri
serbest bırakınız.» Bu konuda Kur'ân'dan ve sahih hadisten pek çok deliller
vardır.
Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Geride bıraktığım isime yeniden başlasam,
zenginlerin mallarının fazlasını alır, muhacirlerin fakirlerine taksim ederdim.»
(Bu rivayetin isnadı gayet sahihdir.)
Ali (r.a.) şöyle demiştir: «Şüphesiz Allahu Teâlâ mallarından fakirlere yetecek
kadar vermeyi zenginlere farz kılmıştır. Eğer fakirler aç ve çıplak kalır veya
zahmet çekerlerse, bu durum zenginlerin vermemesi sebebiyle olur. Bu tip
zenginleri kıyamet günü he-< saba çekmek ve onlara azab etmek Allah üzerinde bir
haktır.
îbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre demiştir ki; «Malında zekâttan başka bir
hak vardır.»
Mü'minlerin annesi Aîşe ile Hasan b. Ali ve îbn Ömer (r.a.), kendilerinden bir
şey isteyenlere şöyle demişlerdir: «Eğer acı duyduğun diyet borcunu ödemek için
veya seni kötü duruma düşüren zarardan dolayı veya zor geçinebildiğin fakirlik
sebebiyle istiyorsan senin hakkını vermek gerekir.»
Ebû Ubeyde b. Cerrah ve üçyüz sahabeden sahih olarak rir yet olunduğuna göre,
bunların azıkları bitince, Ebû Ubeyde, herkesin azığını iki dağarcığa
toplamalarını emretti ve eşit bir şekilde onlara dağıtmaya başladı. Bu rivayet
sahabeye kadar uzanan bir icmâ' olup sahabeden onlara muhalefet eden olmamıştır.
Şa'bî, Mücâhid, Tâvûs ve diğerlerinden sahih olarak rivayet olunduğuna göre;
bunlar; malda, zekâttan başka bir hak olduğunu söylemişlerdir.»
îbn Hazm devamla demiştir ki: «Müslümanın, yanında yiyeceğinden fazla yemek
bulunduğu halde müslüman veya zımmî ar' kadaşını ölü eti veya domuz eti yemeye
zorlaması helâl değildir. Çünkü yiyecek sahibine, açları doyurmak farzdır. Durum
böyle olunca müslüman ölü eti ve domuz eti yemeye zorlanamaz. Böyle bir durumda
yiyecek sahibi ile mücadele etmesi hakkı vardır. Eğer bu uğurda ölürse, öldürene
kısas yapılır. Şayet yiyeceği men eden öldürülürse, Allah'ın lanetine gitmiş
ojur. Çünkü bir hakka manî olmuş olur ki, «haddi aşanlar» grubundan sayılır.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «Eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla
Al-AJah'in buyruğuna dönünceye kadar savaşınız.» (Hucurât: 9) Müslüman
kardeşinin hakkını vermeyen ona taşkınlık yapmış demektir. Ebû Bekir Sıddık,
zekâtı vermeyenlere karşı savaş açmıştır. Tevfik Allah'tandır.» (Ibn-i Hazm'm
sözü burada sona erdi.)
Buraya kadar, bu mesele hakkında pek çok delil ortaya koyduk ve sözü çoğalttık.
Bunun sebebi, îslâm'ın rahmet ve şefkatinin genişliğini açıklamaktır. îslâm bu
konuda yeni çıkmış sistemleri çoktan geçmiş, İslâm'a nisbetle bu sistemler,
kuvvetli bir ışığın ve evreni aydınlatan güneşin Önünde sönme tehlikesiyle karşı
karşıya kalmış mum gibidir.
NAFİLE SADAKA
İslâm dini, kalpleri etki altında bırakıp, ruhlara iyilikseverlik aşılayacak ve
nefislere hayır, iyilik ve ihsan izleri bırakacak şekilde mal sarfetmeyi teşvik
etmiştir.
Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu,
her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir.
Allah dilediğine k*t kat verir, Allah'ın lütfü geniştir. O, her şeyi bilendir.»
(Bakara: 261).
«Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her Be sarfedersenlz,
şüphesiz Allah onu bilir.» (Ai-i îmrân: 92).
«Sizi varis kıldığı şeylerden sarfedin. Aranızdan İnanıp da sar-feden kimselere
büyük ecir vardır.» (Hadîd: 7).
Rasûlüllah saüallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Şüphesiz sadaka,
Rabbın vermeyene karşı öfkesini yatıştırır ve sahibini yangın ve boğulma gibi
kötü akıbetlerden korur.» (Hadisi Tirmizî rivayet etmiş ve hasen saymıştır.)
Yine Tİrmizi'nin rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz müslümanın sadakası, ömrünü uzatıp onu kötü
akıbetten korur ve Allahu Teâlâ sadaka sebebiyle sahibîndeki kibir ve övünmeyi
giderir.»
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem söyle buyurmuştun «Kulun sabahladığı
hiçbir gün yoktur ki, iki melek İnip de onlardan birisi: 'Allah'ım, infak edene
mukabilini ver,' diğeri ise; 'Allah'ım, cimrilik edenin malına telef ver' diye
dua etmesin.» (Hadîsi Müslim rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «tyi-lifc yapanlar
kötülük alanlarından korunurlar. Gizlice sadaka vermek Rabb'İn gazabını
söndürür. Sila-i rahim, ömrü ziyadeleştirir. Her iyilik sadakadır. Dünyada
iyilik sahibi olanlar, ahirette de iyilik sahibidirler. Dünyada kötülük
yapanlar, ahirette de kötüdürler. Cennete İlk girecek olanlar,
iyilikseverlerdir.» (Hadisi Taberâ-nî, Evsat kitabında rivayet etmiş, Münzirî
ise bu hadîs hakkında bir şey dememiştir.)
8.27.1. Sadakanın Çeşitleri
Sadaka, iyi amellerin belli bir çeşidine mahsus değildir. Bilakis bu konuda
genel kaide, «Her iyî iş sadakadır» prensibidir. Bu konuda gelen rivayetlerin
bazıları aşağıdadır:
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Her müslümanın sadaka
vermesi gerekir.» Bunun üzerine ashab; «Ey Allah'ın Nebisi, bulamazsa ne
yapacak?» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Eliyle çalışır, hem
kendisi faydalanır, hem de tasadduk eder,» buyurdu. Ashab; «Yapacak iş
bulamazsa?» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «îster mazlum
olsun, ister âciz olsun ihtiyaçhya yardım eder.» buyurdu. Ashab «Şayet bunu da
bulamazsa?» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «İyilikle amel
etsin ve kötülükten insanları sakındırsın. Bu da onun için sadakadır.»
buyurmuştur. (Hadisi Buharî ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Güneşin doğduğu her
gün, herkese sadaka yazılır. Bunlardan bazısı şunlardır: iki kişi arasında
adaleti sağlamak sadakadır. Kişiye, bineğine binmek üzere yardım edip onu
bineğine bindirmek sadakadır. Eşyasını bineğinin üstüne koymak sadakadır. Yoldan
eziyet veren şeyi kaldırmak sadakadır. Güzel söz söylemek sadakadır. Namaza
giderken atılan her adım sadakadır.» (Hadîsi Ahmed ve diğerleri rivayet
etmiştir.)
Ebû Zer el-Cıfârî'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «içinde güneşin doğduğu her gün,
herkese sadaka vardır. Bunlar kişinin, kendi nefsine ait olan sadakalardır.» Ben
dedim ki: «Ya Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem), nereden tasadduk edelim,
bizim malımız yok ki?» Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöye
buyurdu: «Şüphesiz şunlar da sadaka çeşitlerindendir: Tekbir, «sübhanellah»,
«elhamdülillah», «lâilahe illallah», «esteğfirullah» demek, iyiliği emretmek ve
kötülükten nehyetmek, insanların geçtiği yoldan, diken, kemik ve taşları
kaldırıp atmak, köre yol göstermek, dilsiz ye sağıra, anlayıncaya kadar
duyurmaya çalışmak, İhtiyacını giderecek yeri «orana bildiğin o yeri göstermek,
senden yardım dileyenin imdadına olanca gücünle koşmak, zayıf kişilere kol kanat
germek, bütün bunlar sadaka çeşitlerindendir. Senin, yine kendi nefsine
sadakaların vardır. Hatta zevcenle cima etmende bile ecir vardır.» (Hadisi Ahmed
rivayet etmiştir. Bu lâfız ona aittir. Bu anlamıyla hadis Müslim'de de
geçmektedir. Müslim'de şu ifade vardır: «Ashab; 'Ya Rasûlallah, bizler
şehvetimizi tatmin ediyoruz. Bunda da mı ecir vardır?' diye sorunca, RasûlüHah,
sallallahu aleyhi ve sellem: «Eğer o kişi şehvetini haram yoldan tatmin etseydi
ona günâh yazılmayacak mıydı? tşte bunun gibi helâl yoldan gittiği İçin de ona
ecir vardır.»
Ebû Zer (na.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallalîahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: «İçinde güneşin doğduğu her gün, ademoğlundan hiçbir
can yoktur ki, üzerine bir sadaka olmasın.» Dendi ki; «Ya Rasûlallah, (sallallahu
aleyhi ve sellem), nereden sadaka bulup da her gün tasadduk edelim?» Bunun
üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Şüphesiz haynn kapılan elbette
çoktur: Teşbih, tahmîd, tekbîr ve tehlîl getirmen, iyiliği emredip kötülükten
sakındırman, yoldan eziyet veren şeyi kaldırıp-atman, sağıra yüksek sesle
konuşarak işittirmen, köre yol göstermen,
ihtiyaç yerini soran kimseye yol göstermen, imdat dileyen ihtiyaç-hya vargücünle
koşman, zayıfın sıkıntısına kol kanat gererek yük' lenmen; işte bütün bunlar
senin yine sana ait olan sadakalarındır.» (Hadisi îbn Hibbân Safaih'inde,
Beyhakî de muhtasar olarak rivayet etmiştir. Bir rivayette şu ziyadesi de
vardır: «Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen bir sadakadır, insanların yolundan
taş, diken ve kemik gibi şeyleri kaldırıp atman bir sadakadır. Kişiye,
kaybolduğu yerde yol göstermen bir sadakadır.»)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Sizden kim
Cehennem'den korunmak isterse, yanm hurma bile olsa tasadduk etsin. Onu da
bulamayan güzel söz söylesin.» (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Yine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Allahu
Teâlâ kıyamet günü şöyle der: «Ey Ademoğlu, hastalandım, fakat beni ziyaret
etmedin.» Kişi; «Ya Rabbî, seni nasıl ziyaret ederim ki, sen Alemlerin
Rabbisin.» Allah Teâlâ; «Bil-medin mi, falan kulum hastalandı da onu ziyaret
etmedin. Eğer onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulurdun. Ey Ademoğlu,
senden yemek istedim de beni doyurmadın.» Adam: «Ya Rabbi, seni nasıl
doyurabilirdim ki, sen Alemlerin Rabbisin.» Allah Teâlâ; «Bilmedin mi, falanca
kulum, senden yemek istedi de onu doyurmadın, eğer onu doyursaydın beni onun
yaranda bulurdun. Ey Ademoğlu senden su istedim de beni sulamadm.» Adam: «Ya
Rabbi, seni nasıl sulayabflirdim ki, sen Alemlerin Rabbisin.» Allahu Teâlâ:
«Filanca kulum senden su istedi de onu sulamadm, eğer onu sulasaydın, beni onun
yanında bulurdun.» (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Herhangi bir müslüman
bir ağaç dikip bîr ekin ekmez ki, ondan insan, hayvan veya bir canlı yesin de bu
onun için sadaka olmasın.» (Hadisi Buhar! rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Her iyilik sadakadır.
Kardeşini güleryüzle karşılaman ve kovandan onun kovasına su boşatman
iyiliktendir.» (Hadisi Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizi sahihlemîştir.)
8.27.2. İnsanlardan Sadakaya En Lâyık Olan
insanlardan sadakaya en lâyık olan, sadaka verenin çocukları, ailesi ve
akrabalarıdır. Kişinin kendi nafakasını ve çoluk çocuğunun nafakasını temine
ihtiyacı varken, yabancıya tasadduk etmesi caiz olmaz.
Câbir (ra.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz fakir olduğu zaman Önce kendinden başlasm.
Eğer fazla bulursa çoluk-cocuğuna versin. Şayet daha fazla bulursa akrabalarına
veya yakınlarına dağıtsın. Yine de artarsa şunlara şunlara versin.» (Hadisi
Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Ta-sadduk ediniz».
Bunun üzerine adamın biri; «Yanımda bir dinar var», dedi. Rasûlüüah sallallahu
aleyhi ve sellem; «Onu kendine tasadduk et,» buyurdu. Adam «Yanımda başka bir
dinar daha var,» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Onu ailene
tasadduk et.» buyurdu. Adam; «Yanımda başka bir dinar var.» deyince, Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem; «Onu hizmetçine tasadduk et,» buyurdu. Adam;
«Yanımda bir dinar daha var,» dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi' ve sellem; «O
da sende kalsın» buyurdular. (Hadisi Ebû Dâvûd, Nesâî ve Hâkim rivayet etmiş.
Hâkim sahihle-miştir).
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Sadakanın en
faziletlisi, içinde düşmanlık besleyen yakın akrabaya verilen sadakadır.»
(Hadisi Taberânî ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim ise sahihlemiştir).
8.27.3. Sadakayı İptal Etmek
Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Ey inananlar, Allah'a ve ahiret gününe
İnanmayip, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı,
basa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın.» (Bakara: 264).
Rasûlüllah sallallahu aleyhi* ve sellem şöyle buyurmuştur: «Üç kimse vardır ki,
Allahu Teâlâ kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temiz
çıkarmaz: Onlar İçin açıklı bir azab vardır.» Bunun üzerine Ebû Zer, şöyle
demiştir: «Mahrum kalsınlar, ziyana ugrasınlar, kimdir onlar, ya Rasûlallah?»
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Birincisi, verdiğini basa kakan kimse-dir.
İkincisi, gururlanmak İçin elbisesini yerde sürükleyen kimsedir. Üçüncüsü de,
yalan yeminle malının reklâmını yaparak satmaya çalıydı kişidir.»
buyurdular.
8.27.4. Haram Malı Tasadduk Etmek
Allahu Teâlâ haram maîdan verilen sadakayı kabul etmez.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şÖye buyurmuştur: «Ey insanlar, şüphesiz
Allahu Teâlâ temizdir ve temizden başkasını sevmez. Allahu Teâlâ rasûllere
emrettiğini, mü'minlere de emretmiştir: «Ey resuller, temiz şeylerden yiyin,
yararlı iş işleyin. Doğrusu ben yaptığınızı bilirim.» (Mü'minûn: 51). Sonra
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuğunu uzatan bir adamdan bahsetti:
«Saçı başı dağınık, yüzü gözü toz içinde, ellerini göğe doğru kaldırmış, 'Yâ
Rabbi, Yâ Rabbi', diye dua ediyor. Yiyeceği haram, İçeceği haram, giyeceği
haram, haramla besleniyor. Bu adamın duası nasıl kabul olsun?» (Hadisi Müslim
rivayet etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Her kim helâl
kazançtan (Çünkü Allah, ancak helâl olanı kabul eder) bir hurma değerinde bîr
şey tasadduk ederse, şüphesiz Allahu Teâlâ onu sağ eliyle kabul eder. Sonra o
tek hurma kadar sadakayı, dağ gibi oluncaya kadar sizden biriniz erkek küheylân
tayını büyüttü' ğü gibi sadakanın sahibi için büyütür.» (Hadisi Buharı rivayet
etmiştir.)
8.27.5. Kadının Kocasının Malından Sadaka Vermesi
Kadının, kocasının rızasını bildiği takdirde onun maundan sadaka vermesi
caizdir. Ancak rızası yoksa haram olur.
Aişe (r.a.)den rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Ev
kadını evinin yemeğinden israf etmeyerek in-fak ve ikram ettiğinde, bu infak ile
sevab kazanır. 8u malı kazandığı için kocası, onu muhafaza ettiği için de
hizmetçisi bir o kadar sevap kazanır .Bunlardan bazısının sevabı, diğerlerinin
sevabından bir şey eksiltmez.» (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.)
Ebû Umâme (r^-)'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki': Rasûlüllah'm Veda
Haccı hutbesinde şöyle buyurduğunu işittim: «Kadın kocasının izni olmadan
kocasının evinden bir şey infak edemez.» Oradakiler; «Yemek de mi, ya Rasûlallah?»
diye sorunca, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Zaten yemek, mallarımızın
en faziIetUsidir,» buyurdu. (Hadisi Tinnizî rivayet etmiş ve hasen saymıştır.)
Ancak, adette, olduğu üzere azıcık vermek bunun dışındadır. Kocasının iznine
gerek kalmadan kadının az birşey tasadduk etmesi caizdir.
Ebû Bekir'in kızı Esmâ'dan rivayet olunduğuna göre; kendisi Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e şöyle sordu: «Şüphesiz Zübeyr çok sert bir
adamdır. Kapıma dilenci geliyor, onun izni olmadan evinden birşeyler veriyorum.»
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Malından azıcık ver. Malı
bir kenarda saklama; Şayet böyle yaparsan, Allah da sana vermez.» (Hadisi, Bu-hari,
Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
8.27.6. Malın Tümünü Tasadduk Etmenin Câİz Olduğu
Çalışabilen güçlü kimsenin malının tamamını tasadduk etmesi caizdir.
Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah bize tasadduk etmemizi emretti de, onun
bu emri tam malım olduğu zaman rast gelmişti. Kendi kendime dedim ki; 'Bugün Ebû
Bekr'i geçerim.' Çünkü şimdiye kadar hiç onu hayırda geçememiştim. Bunun üzerine
malımın yansını getirdim. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bana; «Çoluk
çocuğuna ne bıraktın?» diye sordu. Ben de «yansını bıraktım,» dedim. Sonra Ebû
Bekir malının hepsini' getirdi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ona da;
«Ailene ne bıraktın?» diye sordu. Ebü Bekir; «Onlara Allah ve Rasûlünü
bıraktım,» diye cevap verdi. Bunun üzerine dedim ki; «Hiçbir konuda seninle
ebedi olarak yanşa girmeyeceğim.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmİzî rivayet etmiş,
Tinnizî sahihlemiştir.)
Alimler, malın tümünü tasadduk etmenin caiz olması için, sadaka verenin yarımda,
infak edeceği kimsenin bulunmaması, borçlu olmaması, çalışabilir, sabırlı ve
güçlü olmasını şart koşmuşlardır.
Câbir (ra.)'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: «Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'in yanında otururken adamın biri geldi, gümüşten bir miğfer
getirdi: 'Ya Rasûlallah, elimde işte bu maden var. Onu al, sadaka olsun. Bundan
başka da malım yok', dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem. onu almaktan
yüz çevirdi. Sonra adam, sağ omuzu tarafından Rasûlüllah'a gelerek aynı şeyi
söyledi. Rasûlüllah ondan yüz çevirdi. Sonra sol cephe tarafından geldi.
Rasûlüllah yine yüz çevirdi. Sonra arka tarafından geldi. Bunun üzerine
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem miğferi alarak adama attı. Şayet adama
değseydi bir tarafını incitir veya yaralardı. Rasûlüllah şöyle buyurdu: «Sizden
biriniz, malının tümünü tasadduk etmek üzere getiriyor. Sonra da oturup
insanlara el açıyor. Şüphesiz sadaka zenginlikle verilendir.» (Hadisi Ebû Dâvûd
ve Hâkim rivayet etmiş, «Müslim'in şartına göre sahihtir,» demiştir. Hadisin
ravileri arasında Muhammed b. Ishâk vardır.)
8.27.7. Zımmi ve Harbîye Sadaka Vermenin Caiz Olduğu
Zımmî ve harbî'ye sadaka vermek caiz olup veren müslüman bundan dolayı sevap
kazanır.
AHahu Teâlâ bir kavmi Överek şöyle buyurdu: «Onlar İçleri çektiği halde,
yiyeceği yoksula, öksüze ve esirlere yedirirler. (Buradaki esir harbîdir.)»,
(İnsan: 8).
Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor- «Allah, din uğrunda, sizinle sa-vaşmayanla, sizi
yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı âdil
davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah âdil olanları sever.» (Mümtehine: S).
Esma binti Ebî Bekir (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: «Müşrike
olan anam bana gelmişti. Rasûlüllah'a sordum, dedim ki; 'Anam geldi, bana ümid
bağlamıştır. Ben onu görüp gözetebilir miyim?' RasûlüUah: 'Evet, ananı görüp
gözet', buyurdu.»
8.27.8. Hayvanlara Tasadduk Etmek
Buhari ve Müslim'in rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Bîr adam yolda yürürken çok fazla susadı. Daha sonra bir kuyu bulup,
kuyuya indi ve su içerek çıktı. Bir de ne görsün; bir köpek, susuzluktan dilini
çıkarmış soluyor. Bunun üzerine adam kendi kendine; «Muhakkak bu köpek, daha
önce benim susadığım gibi çok susamıştır,» deyip kuyuya indi. Ayakkabısına su
doldurarak ağzıyla tuttu ve kuyudan çıkarak köpeği suladı. Bunun üzerine Allah
Ondan razı oldu ve onu bağışla-di.» Ashab; «Ya Rasülallah, hayvanlar hakkında
bize ecir var mı?» diye sordular. Rasûlüllah; «Her taze ciğerde bile ecir
vardır,» buyurdu.
Yine Buharî ve Müslim'in rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Bir köpek Berekiyye'de dolaşırken susuzluktan neredeyse
ölecekti. Tam o esnada Benî israil' den bir fahişe onu gördü de, ayakkabısını
çıkararak kuyudan su çekti ve köpeğe içirdi. Bunun sebebiyle de bağışlandı.»
8.27.9. Devam Eden Sadaka
Müslim ve Ahmed'in rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «İnsan Öldüğü zaman ameli kesilir. An* cak üç şey müstesna: Devam eden
sadaka, kendisinden faydalanılan İlim, arkasından bayır dua eden bir salih
çocuk.»
3.27.10. İyiliğe Teşekkür Etmek
Ebû Dâvûd ve Nesâ'nin sahih bir senetle Abdullah bin Ömer (r.a.)'den rivayet
ettiklerine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kim
Allah'a sığınırsa, siz de onu koruyun. Kim Allah'tan isterse, ona verin. Kam
hayır yapıp Allah'tan sevap beklerse ona ücretini verin. Kim size bir iyilik
yaparsa ona mükâfatını verin. Şayet bulamazsanız, ona yeterli karşılık
verdiğiüizi bilinceye kadar onun için dua edin.»
Ahmed'in Eş'as bin Kays'dan, râvîleri güvenilir olan bir senetle rivayet
ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şovle buyurmuştur:
«İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.»
Tirmizî'nin Üsâme bin Zeyd'den rivayet edip hasen saydığı ha-di'sde Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Kendisine iyilik yapılan bir
kimse; iyiliği yapana, «Allah seni ha-yıla mükâfatlandırsın,» derse, şüphesiz
söylediği şeye kendisi ulaşır.»
İslami Okul Okulların En Önemlisi