Fikih - 38 Nikah - Fikhussunne
NİKAH
Evlilik Allah'ın evrende ve yaratıkları arasında koymuş olduğu bir kanundur.
Evlilik bütün yaratılmışları içine alacak şekilde umumî bir nizam olup insanlar,
bitkiler ve hayvanlar âlemi de bunun dışında kalamaz.
«İbret alasınız diye her şeyi çift yarattık.» (Zâriyât: 49).
«Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift, çift
yaratan Allah münezzehtir.» (Yâsîn: 36).
Allahu Teâlâ, çiftlerden her birerleri hazırlanıp evlilik gayesini tahakkuk
ettirmek için gerekli müsbet şartlan yerine getirdikten sonra hayatin devamı ve
neslin çoğalması için evlenmeyi bir yol kılmıştır.
«Ey İnsanlar, doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.» (Hucurât:
13).
«Ey İnsanlar, slzt bir tek nefisten yaratan, ondan esini var eden ve ikisinden
pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakmin.» (Nîsâ:
1).
Allahu Teâlâ, yarattığı alemler içinde, insan oğîunun diğer mah-îukat gibi
olmasını dilememiş, insana önem vererek onun fitrî yapısıyla ilgilenmiş ve
erkek-kadın birleşmesini kontrolsüz bırakmamıştır. Bilâkis Allahu Teâlâ insanın
şerefini ve kerametini korumak şerefine sahip olan İslâm nizâmını, insanoğlunun
yücelmesi için göndermiştir.
Allahu Teâlâ kadınla erkeğin birleşmesini, kendi rızalarına bağlı olarak kerim
bir birleşme saymıştır. Bu birleşme rozanın görüntüsü durumundaki icab ve kabul
ile ve bu icab ve kabulün herbirine ait olduğunu isbatlayan şahidler huzurunda
olmasıyla gerçekleşir. İşte bu şekilde insan fıtratı için en emin yol konmuş,
nesil zayi olmaktan kurtulmuş ve kadın herkesin ortak malı olmak durumundan
korunmuş olur. Böylece tslâm, "analık huylarının kuşattığı, babalık şefkatinin
bulunduğu aile çekirdeğini kurmuş, hayırlı evlat>ar yetiştirerek onlardan olgun
meyveler toplamıştır, îşte bu sistem Allah'ın rızasına uygun bir sistem olup,
tslâm, bu sistemin devamlı kalmasını istemiş ve dışındaki batıl sistemleri ise
yıkmıştır.
9.1. İSLAMIN KALDIRMIŞ OLDUĞU NİKAH ŞEKİLLERİ
îslâmm kaldırmış olduğu nikâh şekillerinden birisi dost haya* ü şeklindeki
nikâhtır. Cahiliye Arapları, dostluk gizli tutulursa bunda bir beis görmez,
şayet açığa çıkarsa ayıplarlardı. Bu şekildeki nikâh «Gizli dostlar edinmeyin.»
(Maide: 5) ayet-İ kerimesiyle nehy edilmiştir.
Bedel Nikâhı: Kişi, bir başkasına; «Benim için hanımına yak* Iaş, ben de senin
için hanımına yaklaşırım ve fazlasını yaparım,* derdi. Bu nikâh şeklini
Dârekûtni Ebû Hüreyre'den çok zayıf bir senetle rivayet etmiştir. Aişe
(r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre bu iki nikâhın dışında cahiliyet döneminde
dört çeşit nikâh türü daha var idi.
Birincisi: Bugünkü insanların yaptığı nikâhdaki; erkek kızı, velisinden veya
babasından ister, mehrini verir sonra da nikâhlardı.
İkinci nikâh şekli ise: Kocası, hanımı hayız'dan temizlendiğinde ona falancaya
git ondan döl al der ve hamileliği belli oluncaya kadar ondan uzaklaşır.
Hamileliği belli olunca isterse hanımına yaklaşırdı. Bunu iyi bir çocuğa sahip
olabilmek için yapardı. Bu nikâha «istibda' nikâhı» denirdi.
Üçüncüsü ise: On kişiden az bir topluluğun kadının yanma gelerek ona
yaklaşmaları şeklindedir. Kadın hamile olup çocuk doğurunca aradan birkaç gün
geçtikten sonra adamlara haber gönderir, hiç birisi gelmemezlik yapamazdı.
Nihayet hepsi kadının yanına toplanırlar ve kadın onlara şöyle der: «Ne iş
yaptığınızı biliyorsunuz, tşte ben doğurdum.» Adamların içinden istediğinin
adını seçerek; «Ey falanca, bu doğan çocuk senindir,» der ve çocuğu kendisine
teslim ederdi. O da bunu kabul etmek zorunda kalırdı.
Dördüncü nikâh şekli İse: Birçok erkek toplanır ve bunlar bir kadına
yaklaşırlar. Kadın kendisine gelenlere mâni olmazdı. Bu kadınlar fahişe
olduklarından, belli olsun diye kapılarının üzerine bayraklar diker, isteyenler
bayraklara bakarak içeri girerlerdi. Bu kadınlardan birisi hamile kalınca
çocuğunu doğurduktan sonra kendisiyle ilişki kuran erkekler toplanırlar ve
çocuğun kime benzediğini anlayacak mütehassıs bir kimse getirerek, sonra kadının
çocuğunu benzettikleri adama nisbet ederler, onun oğlu diye çağırırlar, o da
bunu kabul etmemezlik yapamazdı.
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selîem Rasûl olunca, cahiliye nikâhlarının
hepsini kaldırdı, sadece bugünkü nikâh şeklini bıraktı, tslâm'm uygun gördüğü bu
nikâh şekli, şahitler huzurunda İcab ve kabul rükünlerinin yerine
getirilmesinden başka bir şekilde tahakkuk etmez. îşte bununla Allah'ın meşru
kıldığı çiftlerden birinin diğerinden faydalanmasının helâl olduğunu ifade eden
akid tamamlanmış olur. Böylece çiftlerden herbirine lazım gelen hak ve görevler
de tesbit edilmiş olur.
EVLENMEYE TEŞVİK
İslâm dini, çeşitli açılardan, evlenmeyi teşvik etmiştir. Bazan evlenmeyi
nebilerin sünneti' ve rasullerin getirdikleri hidayet yolu olarak zikretmiştir
ki, o nebi ve rasûller hidayet yollarına uymamız gereken önderlerdir: «And olsun
ki, senden Önce nice rasûller gönderdik, onlara esler ve çocuklar verdik.» (Ra'd:
38).
Tirmizi'nin Ebû Eyyûb (r.a.)'den rivayet ettiği hadîste Rasûlü-1 lah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Dört şey râsûl-lerin sünnetlerindendir:
Kına kullanmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve bir de evlenmek.»
Kur'an-ı Kerim; bazan evlenmeyi iyiliklerin ifade edildiği yerde zikretmiştir:
«Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var
eder. Size teiniz şeylerden nzık verir.» (Nahl: 72).
Bazan evlenmenin, Allah'ın belgelerinden bir belge olduğundan bahseder:
«İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet var
etmesi, O'nun varlığının belgele-rindendir. Bunlarda düşünen millet için dersler
vardır.» (Rûm: 31)
Kişi bazı durumlarda evliliği' kabul etmekle tereddüte düşer ve evliliğin
getireceği muhtemel zorluklardan kaçıp, evliliğe ait görevlerin ağırlığından
korktuğundan dolayı ondan yüz çevirir, islâm ise bu kişinin bakışını, evliliğin,
zenginlik için bir vasıta olacağı noktasına çevirir ve kişiden bu zorluklan
kaldıracağım, fakirliğe iten sebeplerin üstesinden gelecek bir kudrete kendisini
malik kılacağını haber vererek şöyle der: «İçinizden bekârları, kölelerinizden
ve cariyelerinizden İyi olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları
lütfü ile zenginleştirir. Allah lütfü bol olandır, bilendir.»
(Nûr: 32).
Tirmizî'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiği hadise göre, ütasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Üç kişi arö'r ki Allah onlara
yardun etmeyi üzerine almıştır. Allah yolunda cihad eden kişi, parasını Ödemek
isteyen mükatep(*) köle, bir de iffetli yaşamak için nikahlanan kişi.»
Kadın, kişinin sermayesine ilave edilmiş en hayırh hazinedir.
Tirenizi ve îbni Mâce'nin Sevbân (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre; Sevbân
(r.a.) «Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sar-fetmeyenlere can yakıcı bir
azabı müjdele» ayeti nazil olunca şöyle demiştir: 'Bir yolculuğunda Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdik. Ashabından birisi, 'altın ve gümüş
hakkında ayet nazil oldu. Hangi maun hayırlı olduğunu bilsek de o mallardan
edinsek', deyince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, «O mal, zikreden bir
dil, şükreden bir kalb ve imanında kendisine yardımcı olan mümin bir zevcedir.»
diye buyurdular.
Taberânî'nin îbni Abbas (r.a.)'dan iyi bir senetle rivayet ettiğine göre Nebi
aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Dört şey vardır ki; kim onlan elde ederse,
dünya va ahiretîn hayn, kendisine verilmiş demektir: Şükreden bir kalb, zikreden
bir dil, belâlara sabreden bir vücud ve bir de nefsine ve malına helak
getirmeyen bir zevce.»
Müslim'in Abdullah bin Amr bin As (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre, o şöyle
buyurmuştur: »Dünya bir metâ'dır. Onun en hayırlı metâı ise iyi bir kadındır.»
Bazen bir an gelir ki, insanın içinde, dünya işlerinden tamamen ayrılarak
nikahlanmamak, gece devamlı namaz kılmak, gündüzleri ise oruç tutmak,
kadınlardan ayrılmak ve insan tabiatına aykırı olan ruhbanlık yolunda yürümek
gibi bir duygu belirir. İslâm, bu gibi düşüncelerin insan fıtratına ve dine ters
olduğunu öğretmektedir. Nebilerin Efendisi, insanların Allah'tan en çok korkanı
ve O'-na karşı gelmekten en çok sakınanı olduğu halde oruç tutar ve iftar
ederdi. Namaz kılar, uyur ve kadınlarla evlenirdi. Şüphesiz, onun getirdiği
hidayetten çıkmaya çalışan, ona uyma şerefinden uahrum olur.
Buhari ve Müslim'in Enes (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre; Ne-bî
aleyhisselâm'in hanımlarının evine üç kimse gelip Nebi aleyhis-
selâm'm ibadetini sordular. Kendilerine açıklanınca onu kendileri için
azunsadılar ve «Nebî aleyhisselâm'in yanında biz neyiz ki! Onun geçmişteki ve
gelecekteki günahları bağışlanmıştır.» dediler. Bunlardan birisi; «ben yaşadığım
müddetçe bütün gece namaz kılacağım», dedi. Diğeri; «ömrüm boyunca oruç
tutacağım, iftar etmeyeceğim,» dedi. Üçüncüsü de; «kadınlardan uzak kalacağım ve
hiç bir zaman evlenmeyeceğim», dedi. Sonra Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem bunlann yanma gelerek onlara; «Şöyle şöyle diyenler siz misiniz? Dikkat
ediniz; Allah'a yemin ederim ki, Allah'tan en çok korkanınız ve O'na karşı
gelmekten en çok sakınanınız benim. Böyle iken ben bazan oruç tutuyorum, bazan
tutmuyorum. Bazan namaz kılıyorum, bazan uyuyorum ve kadınlarla evleniyorum.
Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.» buyurdu.
Saliha bir hanım, evi dolduran büyük bir saadet ve evin içine dolan sevinç ve
aydınlıktır.
i*) Ödeyeceği para karşılığında azad olacak olan Wle. 292
Ebû Ümâme (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhisselâm şöyle
buyurmuştur: «Mümin, Allah'a olan takvadan sonra iyi zevceden daha hayırh bir
şeyden faydalanmamıştır. Eğer ona emrederse, itaat eder, yüzüne bakarsa onu
sevindirir, eğer onun üzerine yemin ederse, yeminini kırmaz, şayet ondan uzak
olursa, nefsine ve malına karşı iyi davranır.» (Hadisi İbn Mâce rivayet
etmiştir.)
Sa'd bin Ebî Vakkas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, o demiştir kî;
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Üç şey ademoğlunun
saadetinden, üç şey de mutsuzluğundan dır. Ademoğlunun saadetinden olanlar:
Saliha bir kadın, İyi bir ev, iyi bir binektir. Ademoğlunun mutsuzluğundan
olanlar ise; kötü bir kadın, kötü ev ve kötü bir binektir.» (Hadisi Ahmed sahih
bir senetle rivayet etmiştir. Bu Hadisi Taberânî, Bezzâr ve Hâkim'de rivayet
edilmiş olup. Hâkim sahihlemiştir.) Bu hadisin tefsiri mahiyetinde Hâkim'in
rivayet ettiği bir başka hadis de şu şekildedir : «Uç şey mutluluktandır:
Kendisine baktığın zaman hoşlandığın, uzak olduğun zaman nefsine ve malına karşı
ona güvendiğin iyi bir kadın, süratli giderek seni dostlarına kavuşturan iyi bir
binek, misafiri çok olan geniş bir ev. Üç şey de mutsuzluktandır: Gördüğün zaman
seni üzen, dili ile seni rahatsız eden, uzak olduğun zaman kendi nefsine ve
senin malına karşı güvenemediğin kadm, süratli gitmeyen, dövdüğün zaman sana
tabi olmayan, bıraktığın zaman seni dostlarına ulaştırmayan binek, gelip gideni
olmayan dar bir ev.»
Evlilik bir ibadettir ki, insan onunla dînin yansını tamamlaya* rak evlilik
sebebiyle halis ve temiz bir şekilde Rabbi'ne kavuşur.
Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Allah her kimi saliha bir kadınla rraklandınrsa, ona dininin
yansında yardım etmiş olur- Dİ* ninin kalan yansında da Allah'tan korksun.»
(Hadisi Taberânî ve Hâkim rivayet etmiş. Hâkim; «isnadı sahihtir» demiştir.)
Yine Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasülüllah sal-laîlahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: «Her kim Allah'a temiz ve temizlenmiş olarak kavuşmak
isterse, hür kadınlarla evlensin.» (Hadisi tbn Mâce rivayet etmiş olup,
senedinde zayıflık vardır.) îbn Mes'ûd şöyle demiştir: «ömründen sadece on gün
kalmış olup da on gün sonra öleceğimi bilsem ve nikâh için de gerekli zenginliğe
sahip bulunsam, fitne korkusundan dolayı evlenirdim.»
9.3. EVLENMENİN HÎKMBTÎ
islâm dini evlenmeyi bu şekilde teşvik etmiş ve evlenmenin insanın kendisine,
bütün ümmete ve umumî olarak insanlığa ait olan faydalı yönlerini insanlara
sevdirme yoluna gitmiştir. Bu faydalar şunlarcır:
1 — Cinsel duygu, en kuvvetli ve en şiddetli duygulardandır. Bu duygu, sahibini
devamlı olarak, kendisine bir çare, bir meydan aramaya zorlar, insan nefsim
doyuracak şeyi elde edemeyince, pek çok kişiyi üzüntü ve ızdıraba sokarak onlan
en kötü yollara sürükler durur.
Evlenmek ,en güzel tabiî bir kanun, nefsi sindirmek ve doyurmak için en uygun
bir çaredir. Böylece evlenmek vücudun izdıra-bını dindirir, nefsin şiddetli
hareketini teskin eder, kişiyi harama bakmaktan abkoyar ve duygulan Allah'ın
helâl kıldığı şeylerle tatmin eder. işte bu, âyet-i kerimenin işaret ettiği
noktadır:
elçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda muhabbet
ve rahmet var etmesi, O'nun varlığının belgelerin-dendir. Bunlarda düşünen
millet İçin dersler vardır.» (Rûm: 21).
Ebû Hûreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebi aleyhis-selam şöyle
buyurmuştur: «Şüphesiz kadın şeytan suretinde gelir ve şeytan suretinde gider.
Sizden biriniz hoşlandığı bir kadın gördü mü, hemen ailesine gelsin. Çünkü bu
onun nefsinde olan şeyi giderir.» (Hadisi Müslim, Ebû Dâvûd, ve Tirmİzî rivayet
etmişdir.)
2 — Evlenmek; Çocukların üstünlüğü, nefsin çoğalması ve islâm'ın önemle üzerinde
durduğu neseblerin korunmasıyla beraber hayatın devamı için en güzel bir yoldur.
Daha önce Rasûlüllah'ın şu hadisi geçmiştir: «Çocuk doğuran sevimli kadınlarla
evleniniz. Şüphesiz kıyamet günü Nebilere karsı sizin çokluğunuzla övüneceğim.»
Neslin çoğalmasında umumî maslahat ve hususi menfaat bulunduğundan, milletler,
nesli çoğaltan ve çocuklarının sayısını artıranlara teşvik mükâfatı vererek,
halklarının çoğalmasına büyük bir hırsla önem vermektedirler. Hatta «üstünlük
çoğunluktadır,» denmiştir. Bu hakikat bunu bozacak başka bir şey ortaya
çıkmadığı müddetçe devam edecektir.
Ahnef bin Kays, yanında bulunan oğlu Yezİd'e sevgiyle bakan Muaviye'nin yanma
girdiğinde, Muaviye, Ahnef bin Kays'a; «Bu çocuk hakkında ne dersin?» diye
sordu. Ahnef ne demek istediğini anladı ve şöyle dedi: «Ey müminlerin emin;
çocuklar arkalarımızın direği, kalplerimizin meyvesi, gözlerimizin nurudurlar.
Onlarla düşmanlanmıza saldırırız. Onlar bizden sonra halefimizdirler. Onlar
için, alçalmış yer ve gölge yapan gök ol. Eğer senden isterlerse onlara ver.
Şayet nzanı taleb ederlerse, onlardan razı ol, ihsan ve iyiliklerini onlardan
esirgeme ki', sana yakın olmakla usanmasınlar ,senin hayatını kerih görmesinler
ve ölümünün acele olmasını istemesinler.» Bunun üzerine Muaviye; «Ey Ebû Bahr,
Allah seni korusun, Onlar; vasfettiğin gibidirler.» dedi.
3 — Babalık ve analık duygulan, çocukların bulunduğu yerde artar ve gelişir,
sevgi ve sevkat alâmetleri çoğalır. Daha doğrusu bu duygular, insanın bunlar
olmadan gerçek insan olmayacağı faziletlerdir.
4 — Evlilik hayatına tabi olduğunu hissetmek ve çocukların terbiyesini üzerine
almak, kişinin dinç olmasına, ferdi kabiliyyet ve verilerini ortaya koymasına
yardımcı olur. Böylece ailenin yükünü taşımak ve görevleri yerine getirmek için
çalışmaya koyulur. Bu sebeple gelir çoğalır, serveti çoğaltıcı sebepler artar ve
neticede üretim fazlasıdır.
5 — Kendilerine düşen İş konularında, kadın ve erkek arasındaki mesuliyeti
sınırlamakla beraber, bir yönden evin dış işleri düzene girdiği gibi, diğer
yönden evin durumu, görev taksimi yapılat rak düzene girmiş olur.
Koca çalışıp kazanma ve evde gerekli olan mal ve nafakayı temin peşinde
koşarken, rahat etmesi, yorgunluğunu giderecek bir yuva bulması ve dinçliğini
tazelemesi için kadının da, evi bekleyerek, ev işlerini düzene koyması ve
çocuklan terbiye etmesi gerekir. Bu adaletli iş bölümü ile Allah'ın razı
geldiği, insanların beğendiği
ve hayırlı meyvelerin görüleceği vazifeleri kadın ve erkek yerine getirmiş
olurlar.
6 — Evliliğin semeresi olan aile bağlarının gelişmesi, aile fertleri arasında
sevgi alışverişinin kuvvetlenmesi ve sosyal bağların gelişmesi islâm'ın mübarek
saydığı hususlardan olup, İslâm bu dayanışma ve yardımlaşmayı teşvik etmiştir.
Şüphesiz birbirini seven ve birbirine bağlı olan toplumlar, sağlam ve mesud
toplumlardır.
7 — 6.6.1959 senesi Cumartesi' günü çıkan Şab gazetesinde neşredilen Birleşmiş
Milletler Heyetinin açıklaması şöyledir: «Evli olanlar, —çiftler ister dul,
ister boşanmış, isterse bekâr olsun— evli olmayan kadın ve erkeklerden daha uzun
müddet yaşamaktadırlar.» Açıklamada devamla şöyle denmektedir: «insanlar
dünyanın her tarafında küçük yaşta evlenmeye başlıyorlar. Evli olanların ömrü
ise daha uzun olmaktadır.» Birleşmiş Milletler bu açıklamasını 1958 senesinde
biten, dünyanın her tarafından elde edilen verileri değerlendiren resmi
araştırmasına dayandırmıştır. Bu resmi araştırmaya dayanılarak raporda şöyle
denilmektedir: «Kadın ve erkeklerden evli olanlar arasındaki vefat nisbetinin,
evli olmayanlar arasındaki' vefat nisbetinden daha düşük olduğu kesindir.» Bu
durum değişik yaşlarda aynıdır. Raporda daha sonra şöyle denmektedir. «Bütün
bunlara binaen evlilik, erkek ve kadın için eşit bir şekilde faydalı ve sıhhi
bir olaydır, demek mümkündür. Hatta hamilelik ve çocuk doğurma tehlikesi
azalarak, milletlerin hayatında anık bir tehlike teşkil etmez oldu.» Rapor şöyle
devam etmektedir: «Bugün dünyanın her yerinde ortalama evlenme yaşı, kadınlar
için yirmidört, erkekler için ise, yirmîyedidir. Bu yaş yıllardan beridir devam
eden ortalama evlenme yaşından daha azdır.
EVLENMENİN HÜKMÜ
9.4.1. Vadb Olan Evlilik
Evlenme arzusu olup, zinadan korkan ve evlenmeye gücü yeten herkese evlenmek
vacibdir. Çünkü nefsi haramdan korumak ve iffetli olmak vacipdir. Bu da, ancak
evlenmekle mümkün olur.
Kurtubî şöyle demiştir: «Nefsine ve dinine, bekârlıktan dolayı gelecek zaraıdan
korkan evlenmeye kudretli kişi, bu durumu evlenmekten başka bir yolla
gideremezse üzerine evlenmenin vabic olduğunda İhtılar edilmemiştir. Şayet
evlenmek için çırpmır da, zevcesine İnfaktan aciz kalır veya aciz kalacağını
düşünürse, onuz» hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
«Evlenemeyenler, Allah kendilerini lûtfu İle zenginleştirene kadar İffetli
davransınlar.» (Nûr: 33).
Bu kişinin çokça oruç tutması gerekir. Çünkü Buharî, Müslim,. Tirmizî, Nesâi ve
Ebû Davud'un tbn Mes'ûd (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Gençler! içinizden evlenmeye gücü yeten
evlensin. Zira evlenmek gözü haramdan daha çok korur, zinadan daha çok muhafaza
eder-Gücü yetmeyen kimse ise oruç tutsun. Çünkü orucun şehveti kıran bîr
hususiyeti' vardır.»
9.4.2. Müstehab Olan Evlilik
Bir kimsenin evlenmeye meyli olup, gücü yeterse ve şayet nefsini haramdan
koruyabileceğine de eminse, evlenmesi müstehab-olur. Bu kişinin evlenmesi,
ibadet yapmak için dünyadan el etek çekmesinden daha evlâdır. Çünkü, islâm'da
ruhbanlık yoktur.
Taberanî'nin Sa'd bin Ebî Vakkâs (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem: «Şüphesiz Allahu Teâlâ,. ruhbani'yyet yerine bu
kolay, hanif dini göndermiştir,» buyurdu.
Beyhakî'nin Ebû Ümâme hadisinden rivayet ettiğine göre; Nebi aleyhisselam şöyle
buyurmuştur: «Evleniniz. Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla
Övünürüm. Hıristiyanlıktaki ruhbanlar gibi olmayınız.»
Ömer (r.a-); Ebü'z-Zevâid'e «Seni' evlenmekten ancak aciz olman veya facir olman
engeller,» demiştir.
Ibn Abbas (r.a.); «ibadet edenin ibadeti evleninceye kadar tamam olmaz,»
demiştir.
9.43. Haram Olan Evlilik
Cima ve infak konularında, kudretli olmamak ve cimaya ihtiyaç duymamak suretiyle
zevcesinin hakkını ihlâl edene evlenmek haram olur.
Taberî şöyle demiştir: «Koca, zevcesinin nafakasını ve mehir parasını veya
üzerine gerekli olan haklardan birisini eda etmekten aciz ise, iyi hal durumu
kadın tarafından belli oluncaya veya zevcesinin haklarını eda etmeye kendisinde
kudret görünceye kadar, evlenmesi helâl olmaz. Yine kendisinde, kadının cinsel
yönden faydalanmasına mani olacak bir hastalık varsa, kadını aldatmamak için
hastalığını açıklaması gerekir.
«Kişinin, üstün bir soya mensup olduğunu ve kendisinde bulunmayan mal ve sanata
sahip olduğunu söyleyerek kadını kandırması caiz değildir. Kadının da, kocasının
haklarını yerine getirmekten aciz olduğunu bilmesi, delilik, cüzzam ve alaca
hastalığına yakalanmış olması, fercinde bir hastalığın bulunması durumunda adamı
aldatması caiz değildir. Satıcının ticaret eşyasmdaki ayıpları açıklaması vacib
olduğu gibi, kadının da kendisindeki hastalıkları açıklaması gerekir. Eşlerden
birisinde bir ayıp bulunursa, birbirlerini reddetme haklan vardır. Eğer kadında
bir ayıp çıkarsa, kocası onu reddederek vermiş olduğu mehri geri alabilir.
«Rivayet olunduğuna göre Nebi aleyhisselâm, Benî Beyâda kabilesinden bir kadınla
evlendi. Kadının böğründe alaca illeti bulunca, kadını reddederek; «Bana ayıbını
gizledin», buyurdu.
«Kendisini kocasına teslim ettikten sonra, acizlik sebebiyle kocasından ayrılan
kadın hakkında, Mâlik'ten gelen rivayette ihtilaf edilmiştir. Mâlik'ten gelen
rivayette tmam Malik, bir defasında, «mehrin tamamını alır,» bir defasında ise,
«yansını alır,» demiştir. Bu ihtilaf, îmam Mâlik'in, «Mehir, kadının kocasına
teslim olması île mî, yoksa Cimâdan sonra mı gerekir?» görüşlerinden
kaynaklanmaktadır.»
9.4.4. Mubah Olan Evlilik ;
Evlenmeyi gerktiren faktörlerle, evlenmeye mani olan faktörler yok olunca,
evlenmek mubah olur.
9.4.5. Evlenmeye Kadir Olanın Evlenmekten Uzak Durması
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; bîr adam Rasû-lüllah'a bekârlıktan
yakınarak; «Hadımlaşabilir miyiz?» diye sordu. Bunun üzerine Nebî aleyhi ve
sellem; «Bizim için hadımlaşmak yoktur,» buyurdu.
Sa'd bin Ebî Vakkâs {r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o; «Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, Osman bin Maz'ûn'nun dünyadan el etek çekerek bekâr
kalmasını reddetmiştir. Eğer ona izin verseydi, biz de hadımlaşacaktik,»
demiştir. Yani Osman'a evlenmekten uzak durması için izin verseydi, biz bu işte
çok aşın gidip işi hadımlaşmaya kadar vardıracaktık.»
Taberi şöyle demiştir: «Osman bin Mez'ûn'un istediği tebettül, kadınları, güzel
kokuyu ve kendisinden lezzet alman her şeyi kendisine haram kılmaktı. Bunun
üzerine hakkında şu ayet inmiştir:
•Ey İnsanlar sizi nzıklandirdığımızm temizlerinden yiyin. Yalnız Allah'a kulluk
ediyorsanız, O'na şükredin.» (Bakara: 172).
9.4.6. Evlenmeyi Hacca Takdim Etmek
Kişinin evlenmeye ihtiyacı olur da, terkettiği takdirde zinaya düşeceğinden
korkarsa, evlenmeyi hacca takdim etmesi vacibdir. Şayet zinadan korkmazsa, haccı
Önce yapar. İlim öğrenmek ve ci-had gibi farzı kifaye olan farzlar da bunun
gibidir ki, zinadan kork-madığı müddetçe bunlar evlenmeye takdim edilir.
EVLİLİKTEN UZAK DURMAK VE SEBEBÎ
Daha önce de geçtiğine göre; evlenmek, müstağni kalınamayacak bir zarurettir.
Ömer (r.a.)'in dediği gibi; «Evlenmeyi ancak acizlik ve fâcirlik engeller.»
islâm'da ruhbanlık yoktur. Evlenmekten yüz çevirmek, însana pek çok meziyet ve
menfaatleri kaybettirir. Bu ifadeler, kadın ve erkeğin eşit olarak istifade
edeceği şekilde, müslüman toplumu, evlenmenin yollarını kolaylaştırmak ve
sebeplerini hazırlamaya sevketmeye yeterlidir. Ancak, ailelerin büyük bir kesimi
bunun aksini yaparak, islâm'ın bu uygun görüşünden ve yüksek öğretisinden
çıkmış, evlenmeyi zorlaştırarak, evlenmenin yollarına sarp kayalar koymuşlardır.
Bu zorluklar sonucunda, erkek ve kadınları, bekârlık elem ve ızdırabiyla karşı
karşıya bırakmış, sapık ilişkiler ve utanç verici birleşmelerle insanlığın
başına bir belâ getirmişlerdir. Evlilikle ilgili bu belâ, köylerden ziyade
şehirlerde daha çok kendini göstermiştir. Çünkü köylerde hayat, israftan ve
evlenme zorluklarından uzak olarak devam etmektedir. Şehirlerde ise hayat. Bazı
aileleri istisna edersek, çok büyük bir zorluk içinde sürer gider. Bu zorluğun
sebeplerinden en büyüğü, mehrin aşırı derecede fazla oluşu ve kocaya gücü
yetmeyeceği ve aciz kalacağı nafakanın yüklenmesidir. Bu işin bir yönü..
Başka bir yönden îse, kadının dağınık bir vaziyette ve çirkin bir surette
dışarıya çıkması, onun gidişatı hakkında şüpheler uyandırır. Böylece erkek,
hayat arkadaşı seçmekten kaçınmaya başlar. Hatta insanlardan bazıları, kendi
görüşüne göre evlilik hayatının yükünü taşımaya müsait bir kadın bulamadığı için
evlenmekten vaz geçer.
işte bunun için, fazilet, iffet ve hayat üzerine kurulu bir sistemle kadınları
terbiye yoluna giden, aşın mehir ve evlenme zor-
luklanni ortadan kaldırmayı Öneren islâm'ın öğretisine dönmek gerekir.
9.6. İYİ BÎR ZEVCE SEÇİMİ
Kadın, erkeğin canyoldaşı, hayat arkadaşı, evinin terbiyecisi. çocuklarının
annesi, sırlarını açıp fısıldaşacağı kişi ve çocuklarını dünyaya getiren
tarlasıdır.
Kadın, ailenin temel direklerinden en önemli bir direktir. Çünkü kadın çocuklar
için en değerli varlıktır. Çocuklar anne vasıtasıyla pek çok üstünlükler ve
sıfatlar kazanırlar. Kadının yanında çocukların duygulan oluşur, melekesi
gelişir ve annesinin lisanını öğrenerek çok kere onu taklit ederek âdetlerini
elde eder, dînini öğrenir ve toplumsal yaşantıya alışır.
Bundan dolayı îslâm iyi bir zevce seçimine önem vererek, onu, üzerinde
düşünülmesi ve dikkatle bakılması gereken hayırlı bir varlık kılmıştır. Dîni
muhafaza ederek, faziletlere yapışarak, kocanın hakkına riayet ederek, çocuktan
himaye etmekten başka kurtuluş yolu yoktur, işte gözetilmesi gereken husus
budur. Bunlann dışındakiler dünya süslerinden olup, islâm bunlardan sakındırmış,
hayır, fazilet ve iyilikten uzak bu hareketleri nehy etmiştir. Insanlann çoğu
ise, mal fazlalığını fitne verici güzelliği, yüksek bir makamı, asil bir nesebi
ön plana alarak güzel terbiyeyi ve nefsin olgunluğunu düşünmeden, geçmişlerinin
şerefini araştırmaya; önem verdiler. Böylece evliliğin meyvesi acıya dönüştü ve
zarar verici sonuçlarla nihayete erdi.
Bunun için, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selîem, bu tür evliliklerden
sakındırarak şöyle buyurdu: «Gübrenin yeşilliğinden sakının.» Ashabı; «ya
Rasûlüllah, gübrenin yeşilliği ne demektir?» deyince, Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem; «Kötü bir muhitteki güzel bir kadındır,» buyurdu.
Yine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Güzelliği İçin
kadınlarla evlenmeyiniz. Umulur ki, güzellikleri onları uçuruma yuvarlar. Mallan
İçin de kadınlarla evlenmeyiniz. Umulur ki, mallan onları azdırır. Ancak dîni
İçin kadınlarla evleniniz. Ağzı burnu düzensiz dindar bir cariye diğerlerinden
daha ef-daldir.»
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; ailenin yapısını ve ailenin durumlarını
gözetmeyi düşünmeden evlenmek isteyenlerin, evenmekteki maksadın aksini
yaptıklarını haber vererek şöyle buyurmuştur
«Malı İçin bir kadınla evlenenin Allah, ancak fakirliğini artırır. Soyu İçin bir
kadınla evleneni, AUahû Teâlâ aşağı mertebelere indi-rir. Ancak, gözünü haramdan
korumak, avret mahallerini muhafaza etmek ve sila-İ rahim yapmak İçin iyi bir
kadınla evlenen kişiye gelince, Allah kendisini kadın hakkında, kadını da
kendisi hakkın* da mübarek kılar.» (Hadisi tbn Hibbân zayıflan arasında rivayet
etmiştir.)
Rasûlüllah'ın bu sakındırmasının amacı, evlenmekten ilk gayenin bu gibi dünya
meselelerine yönelmek olmaması içindir. Çünkü mal, soy ve güzellik gibi
hususlar, kişinin şanını artırmaz ve onu yüceltmez. Bilakis ilk önce gerekli
olan dinini araştırmaktır. Çün' kü din, aklın ve kişinin iç yapısının hidayet
rehberidir. Bundan sonra insanın tabii olarak arzu ettiği diğer sıfatlar gelir.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: «Kadın dört şey için
nikahlanır: Malı için, güzelliği İçin, soyu için ve dini için. Sen dindar
olanını seç ki, yoksulluk görmeyesin.» (Hadisi Buhari ve Müslim rivayet
etmiştir.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem iyi bîr-kadın için belli ölçüler koyarak,
onun itaatkâr, iyiliksever, güvenilir ve güzel olacağını belirterek şöyle
buyurmuştur:
«Kadınların en hayırlısı baktığın zaman seni sevince boğan, emrettiğin zaman
sana İtaat eden, üzerine yemin ettiğin zaman yüzünü ak çıkaran, kendisinden
uzakta olduğun zaman nefsi ve malın hakkında seni koruyandır.» (Hadisi Nesâî ve
diğerleri sahih bir senetle rivayet etmişlerdir.)
Talip olunan kadmda aranması gereken meziyetler şunlardır: Kadının ahlâkı
düzgün, sinirsel yönden uyumlu, cinsel sapmalardan uzak olarak tanınmış İyi bir
çevreden olması gerekir. Çünkü bu tip kadın, çocuklarına karşı şefkatli ve
kocasının hakkına riayetkar olur.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Ummüfaânî'yî istemeye gittiğinde,
Ommühânî çocuk sahibi olduğunu bildirerek Resûlülîah sallallahu aleyhi ve
sellem'den özür diledi. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: «Deveye binmiş kadınların (yani Arap kadınlarının) en hayırlısı
Kureyş'in sallha ka-dınlandir. Bunlar çocuklarına karşı en şefkatli, kocalarının
malını korumak hususunda da en dikkatli kadınlardır.»
iyi bir soydan yine iyi bir çocuğun çıkması tabiidir. Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «İnsanlar, altın ve gümüş madenleri gibi
madenlerdir. Cahlllyet devrinde hayırlı olanlar, İslâm'ı iyi anlayıp yaşadıkları
takdirde yine hayırlıdırlar.»
Hatiy ağacı liften başka bir meyve vermez. Huima ağacı da bittiği yerden başka
yere dikilmez.
Adamın birisi, şerefine ulaşamadığı bir kadına talip olunca, kadın şöyle şiir
söyledi: «Temiz soy sahibi, eksik soy sahibi ile birleşmekten dolayı çok yaş
akıtmıştır.»
Evlenmenin gayelerinden ilki, şerefli çocuklar yetiştirmektir. Bunun olması
için, kadının asil olması gerekir. Kadının asaleti, vücudunun selametiyle
beraber, kardeş, hala ve teyzelerinden benzerlerine kıyasla bilinir.
Çocuk doğurmayan kısır bir kadına talip olan bir adam Rasû-lüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'e gelerek; «Yâ Rasülallah, ben, güzel, asil fakat çocuk
doğurmayan bir kadına talip oldum,» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem o adamı bu işten nehy ederek şöyle buyurdu: «Sevimli ve çocuk doğuran
kadınlarla evleniniz. Şüphesiz ben kıyamet günü sizin çokluğunuzla diğer
ümmetlere karşı Övünürüm.»
Vedûd kadın; kocasına karşı sevgi besleyip onu gerçek dostu kabul eden ve
hastalığında, bütün gücünü kocasının iyileşmesi için sarfeden kadındır.
İnsanm yaradılışında güzeli sevmek ve arzu etmek vardır, insan, güzelden uzak
olduğu zaman, içinde devamlı olarak kendinden bir şey kaybetmiş olduğunu
hisseder. Güzeli elde edip, elinin altına aldığı zaman ise, nefsi sükûnete erer,
duyguları mutluluk ve saadete erer. Bunun için islâm, zevce seçerken güzelliğini
de hesaba katmaktan alıkoymaz.
Sahih hadiste şöyle geçmektedir: «Şüphesiz Allah güzeldir, güzeli sever. >
Muğîre bin Şu "be (r.a.) bir kadına talip oldu. Durumu Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'e bildirince; Rasûlüllah ona şöyle dedi: «Git o kadına bak.
Çünkü böyle yapman, aranızdaki sevginin devamı için daha elverişlidir.» Yani Onu
görürsen, aranızdaki dostluk ve beraberlik devamlı olur.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ensâr'dan bir kadına talip olan adama
nasihat ederek; «Ona bak, çünkü ensâr'ın gözlerinde bir kusur vardır,»
buyurmuştur.
Câbir bin Abdullah (r.a.), evlenmek istediği kadını görmesi ve kendisini ona
yaklaştırmaya sevkedecek yerlerine bakması mümkün olsun diye meseleyi gizli
tutardı.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, istenecek kadınların gizli kusurlarım
öğrenmek için hanımlarından birisini gönderir ve «Ağzını koklayn, tenini
koklayın ve ökçelerine balon,» buyururdu.
Zevcenin bakire olması da güzel görülmüştür. Çünkü bakire kadın, evlilikten önce
herhangi bir erkek hakkında bilgisi olmayan sâde bîr kadındır. Onunla evlenmek,
nikâh bağının kuvvetli olmasını sağlar. Kocasına kalpten gelen bir sevgiyle
bağlanır. «Gerçek sevgi ilk sevgiliyedir.» Câbir bin Abdullah (r.a.) dul bir
kadınla evlenince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem kendisine; «Bekâr bir
kadınla evlenseydin. O seni bilir sen de onu bilirdin ve beraberce
oynaşırdınız,» buyurmuştur. Bunun üzerine Câbir, babasının kendisini küçük
çocuklarla birlikte terkettiğini, bu çocukların işlerini görecek bir kadına
ihtiyaçları olduğunu, bu kadının İse, ev işlerinde bilgi ve mahareti bulunmayan
bakire kadından çocukları bakmaya daha elverişli bulunduğunu Resûlüllah'a haber
verdi.
Gözetlenmesi gereken konulardan birisi de; kan-koca arasında yaş, sosyal
yaşantı, kültürel seviyede bir yakınlığın bulunmasıdır. Bu konulan gözetmek,
dostluğun sürekli olması ve beraberliğin devamına yardımcı olur. Ebû Bekir ve
Ömer (r.a.) Rasûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem'in kızı Fatma'ya talip
olduklarında; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «O henüz küçüktür,»
buyurdu. Ali (r.a.) Fatıma'yı isteyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
Fatıma'yı Ali (r.a.) ile evlendirdi.
işte bu bilgiler, karısının nur saçan bir lamba ve yolunda yürüyeceği bir kandil
olmasını isteyenler için islâm'ın açıkladığı anlamlı prensiplerdir. Kadın
seçiminde bu inceliklere dikkat eder^ sek, evimizi, çocukların nimet içinde
yaşayacağı ve kocanın mesud olacağı huzurlu bir yuvaya çevirmemiz mümkün olur.
Böyle bir yuvadan, milletlerin hayat kaynağı olacak salih evlatların doğması
mümkün olur.
9.7. İYİ BİR KOCA SEÇİMİ
Kızın velisinin, kızı için iyi bir koca seçmesi gerekir. Kızını ancak, dindar,
ahlâklı, şerefli, ağırbaşlı, îyi birisiyle evlendirebüir. Böyle bir koca
hanımıyla beraber bulunduğunda ona iyi muamele yapar, ayrıldığında da yine iyi
bir şekilde ayrılır.
imam Gazali, thyâ'smda şöyle demiştir: «Kadın haklarında dikkatli davranmak çok
Önemlidir. Çünkü onlar nikah konusunda naziktirler. Koca ise her durumda
boşamaya kadirdir. Kişi kızını, zâlim, fâsık, bid'at ehli, devamlı içki içen
birisiyle evlendirdiği zaman, dinine karşı suç işlemiş olup, kötü bir eş
seçtiğinden ve resmen, dinine karşı suç işlemiş olup, rahmi kestiğinden dolayı
da Allah'ın gazabını istemiş demektir.»
Bir adam Hasan bin Ali'ye «Bir kızım var. O'nu evlendirmem için ne tavsiye
edersin?» diye sorunca. Hasan, «Onu Allah'tan korkan birisiyle evlendir. Çünkü
kızını sevdiği zaman ona ikramda bulunur, buğz ettiği zaman ise ona zulm etmez.»
dedi.
Âişe (r.a.) şöyle demiştir: «Nikah nazik bîr konudur. Sizden biriniz kızını kime
verdiğine iyi baksın.»
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur: «Her kim kızını bir
fasıkla evlendirirse, onunla arasındaki akrabalık bağını kesmiş olur.» (Hadisi
îbn Hibbân zayıflan arasında Enes hadisinden rivayet etmiştir. Yine îbn Hibbân,
bu hadisi, Şa'bî'nİn sözü olarak, sahih bir senetle sika'lan arasında rivayet
etmiştir.)
Îbn Teymiyye; «Günahlara ısrarla devam edenin evlenmesi uygun değildir,»
demiştir.
HITBE (KIZ İSTEMEK)
«Hıtbe»; Kı'de ve Cilse kelimeleri gibi, Fi'le veznindedir. İnsanlar arasında
belli olan yollarla kız istemeye bu isim verilmiştir. Hitbe, evliliğin ilk
kademesidir. Allahü Teâlâ eşlerden birinin diğerini iyi tanıyarak, evliliğe
atılan adımların sağlıklı olabilmesi için, evlenme bağım kurmadan önce hıtbeyi
meşru kılmıştır.
9.9.1. Evlenme Teklifi Yapmanın Mubah Olduğu Kadın
îki şart kendisinde bulunmayan kadına, evlenme teklifi yapmak mubah olmaz.
Birincisi; o anda evlenmesine mâni olacak şer'î manilerden hâli olması.
ikincisi; başka birisinin daha önce şer'î yolla kadına talip olmaması. Şayet
müebbed veya muvakkat haramhk sebeplerinden bir sebeple haram olur, veya başka
birisi kadına talip olursa böyle bir kadına evlenme teklifi yapmak caiz
değildir.
9.9.2. Başkası İçin İddet Bekleyen Kadını İstemek
îddeti, ister vefat, isterse boşanma sebebiyle olsun, ister ta-lak-ı bâin ile
isterse talak-ı ric'î ile (*) boşanmış olsun iddet bekleyen kadını istemek
haramdır.
Şayet ric'î talak ile iddet bekliyorsa, Onu istemek haramdır. Çünkü henüz
kocasının muhafazasından çıkmış değildir. Herhan-
gi bir vakitte ona dönmesi mümkündür. Eğer bâin talak ile iddet bekliyorsa, açık
sözlerle onu istemek haramdır. Çünkü kocanın hakkının kadınla ilgisi devam
ediyor. Yeni bir akidle kadına dönme hakkına sahiptir. Başka bir adamın böyle
bir kadım istemesi, adamın hakkına tecavüzdür. Alimler, tariz yoluyla böyle bir
kadım istemek konusunda ihtilaf etmişlerdir. Sahih olan, bunun caiz olmasıdır.
Eğer kadın, kocasının vefatı dolayısıyla iddet bekliyorsa, iddet esnasmda açık
bir ifade kullanmadan tariz yoluyla kadına talip olmak caizdir. Çünkü kocalık
bağı, vefat ile kesilmiş olup, ölen koca için geride bıraktığı karısıyla alâkalı
bir hak kalmamıştır. Ancak bu durumda bile kadının üzüntülü durumunu gözetmek,
bir yönden kadım teselli etmek, başka bir yönden Ölenin ailesi ve varislerini
muhafaza etmek için, açık bir ifade ile kadım istemek haram kılınmıştır.
<•) Taiak-ı bâln ve talak-ı ric'i için bkz. «Talak bölümü.. 304
Allahü Teâlâ bu konuda şöyle buyurur: «Böyle kadınlara kapalı bir şekilde
evlenme teklif etmenizde veya İçinizden onlarla evlenmeyi geçirmenizde size
sorumluluk yoktur. Allah (c.c.) onlan anacağınızı bilir. Sakın meşru sözler
dışında onlarla gizlice sözleş-meyin. Müddet sona erene kadar nikâh akdine
kalkışmayın. İçinizde olanı Allah'm bildiğini bilin de, O'ndan çekinin. Allah'm
bağışlayan ve Hâlim olduğunu bilin.» (Bakara: 235)
Ayette geçen kadınlardan maksat, kocalarının vefatı dolayısıyla iddet bekleyen
kadınlardır. Çünkü sözün gelişi bunu göstermektedir. Tarizin manası; konuşanın
söyleyeceği sözü söylemeden, ona delalet eden başka bir sözü söylemesidir.
Meselâ; «Evlenmek istiyorum», «Allah (c.c.) bana iyi bir kadın nasip etse
isterdim,» veya, «Allah seni elbette hayırlı bir şeye sevkedecektir,» demek
gibi. îddetli bir kadına hediye götürmek caiz olup, bu da tarizden sayılır. Yine
kendini methetmesi, tariz yoluyla evlenmekle ilgili meseleleri zikretmesi
caizdir.
Nitekim Ebû Ca'fer Muhammed bin Ali bin Hüseyin de böyle yapmıştır:
Hanzala'mn kızı Sükeyne şöyle demiştir: «Ali bin Muhammed bin Ali, ölen kocamdan
îddetim henüz bitmeden benden izin talep ederek, 'Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem ve Ali'ye olan yakınlığımı ve Araplar içindeki yerimi biliyorsun!,
dedi.» Ben de; «Allah (c.c.) seni bağışlasın, ey Ebû Ca'fer. Sen kendisinden
ilim öğrenilen bir adamsın. İddet beklerken mi talip oldun?» dedim. Ali bin
Muhammed şöyle dedi: «Ben sana, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e ve
Ali'ye olan yakınlığımı haber verdim. Rasülüllah, kocası Ebû Seleme ölünce dul
kalan ümmü Selerae'nin yanına gelerek; «Benim Allah'ın Rasûlü ve hayırlı kulu
olduğumu, kavmim arasındaki yerimi biliyorsun,» demiştir. İşte bu söz, istemek
anlamını taşır.» (Hadîsi, Dârekutnî rivayet etmiştir.)
Bu görüşlerin özeti; iddet bekleyen tüm kadınlara açık bir ifade ile talip olmak
haramdır. Bâİn talak ile boşanan ve vefattan dolayı iddet bekleyen kadınlara,
üstü kapalı söz ile talip olmak mubahtır. Ric'î talak ile iddet bekleyen kadına
talip olmak ise haramdır.
iddet esnasında açık bir söz ile kadını isteyip de, iddet bittikten sonra nikah
akdi yapılırsa, alimler bu konuda ihtilaf etmişlerdir:
imam Mâlik; «Kadınla yatsın veya yatmasın ayrılmaları gerekir,» demiştir.
Şafi'î ise şöyle demiştir: «Bir yönden ihtilaf vaki olduğu için. zikri geçen
açık nehyi irtikap etmiş olsa bile akid sahih olur.»
îddet müddetinde akid vâkî olup, beraber yattıkları takdirde, ayrılmaları
gerektiği konusunda âlimler ittifak etmişlerdir, imam Malik, Leys ve Evzâ'î;
«Bundan sonra kadınla evlenmesi helâl olmaz,» demişlerdir. Alimlerin çoğu ise; «iddet
müddeti bittikten sonra, istemesi halinde evlenmek helal olur,» demişlerdir.
9.93. Başkasının İstediği Kızı İstemek
Müslüman kardeşinin istediği kızı istemek, kişiye haramdır. Çünkü bu harekette,
ilk isteyenin hakkına tecavüz ve ona kötülük etmek vardır. Böyle bir tasarruf,
aileler arasında nifak tohumlan ekerek, onlan emin kişilerin huzurunu kaçıran
bir düşmanlığa sürükler.
Ukbe bin Amir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlül-lah sallallahu aleyhi
ve seilem şöyle buyurmuştur: «Mümin müminin kardeşidir. Binaenaleyh bir mümin
İçin kardeşinin satışı üzerine satış yapması ve o vazgeçmedikçe dünürlüğü
üzerine dünür göndermesi helâl değildir.» (Hadisi, Müslim ve Ahmed. rivayet
etmişlerdir.)
îstenen hanım açık bir şekilde kabul ederse, velisinin îzni muteber olduğu
takdirde, o kadının izin verdiği velisi açık olarak kabul etmiş ise, böyle bir
hanımı istemek haram olur. Şayet bir öncekine açık bir şekilde red cevabı
vermişse veya tariz "yoluyla «Senden yüz çevirmek mümkün değildir.» gibi bir
sözle kabul etmişse veya ikinci dünürlüğe gelen, ilk geleni bilmezse veya kadın
kabul etmeyip reddederse veya iik dünür ikinciye izin verirse bu durumlarda,
istenen bir kadını istemek caizdir.
Tirmizî Şafiî'den, bu hadisin manasım şöyle rivayet etmiştir: «Kadın istendiği
zaman, buna razı gelir ve kabul ederse, başkasının onu isteme hakkı yoktur.
Ancak, kadının razı olduğu veya kabul ettiği bilinmezse, onu istemekte bir beis
yoktur. Şayet, birinciyi kabul ettikten sonra, ikinci kişi kadını ister ve nikah
akdi gerçekleşirse, günahkâr olur, akid ise sahihtir. Çünkü, başkasının istediği
kadını istemek, evlenmenin sıhhati için şart değildir. Böyle yapmakla nikah akdi
bozulmaz.»
Dâvûd ise «ikinci adam, böyle bir kadınla evlendiği takdirde, kadınla yatmadan
önce ve de sonra akid bozulur» demiştir.
9.9.4. İstediği Kadına Bakmak
Evlilik hayatını yumuşatan, onu saadet ve sevinçle dolduran hususlardan birisi
de, kişinin, evlenmeye yaklaştıracak adımların atılmasına sevkeden güzelliğini
veya onu bırakıp başkasına talip olmaya sevkedecek çirkinliğini bilmesi için
talip olduğu kadına bakmasıdır, ihtiyatlı davranan kişi, yaptığı işin hayır ve
şer olduğunu bilinceye kadar iyice araştırmadan karar vermez.
A'meş şöyle demiştir: «Görmeden yapılan her evlenmenin sonu üzüntü ve kederdir.»
Bu şekilde bakmayı islâmiyet mendub saymış, hatta teşvik etmiştir.
Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Rasû-lüllah sallallahu
aleyhi ve seilem şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz, bir kadınla evlenmek
istediği vakit, kendisini o kadınla evlenmeye celbedecek taraflarına bakmak
fırsatını bulursa, baksın.» Câbir şöyle demiştir: «Beni Seleme'den bir kadınla
evlenmek istedim. O kadının beni kendisiyle evlenmeye celbedecek taraflarına
gizlice baktım.» (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Muğîre bin Şu'be (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Muğîre bir kadına evlenme
teklifi yapınca Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem kendisine; «O kadına
baktın mı?» diye sordu. O; «hayır.» deyince, Rasûlüllah «O kadını görmelisin,
zira görerek evlenmek, evlendikten sonra aranızdaki sevginin devamını daha iyi
sağlar.» Yani böyle yapman aranızdaki anlaşmanın devamlı olmasına daha uygundur.
(Hadisi Nesâî, îbn Mâce ve Tinnizî rivayet etmiştir. Tîrmizî hadisi hasen
saymıştır.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; bir adam ensâr'dan bir kadını
isteyince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem;-«O kadını gördün mü?» diye
sordu. Adam, «hayır,» deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem «Git, o
kadına bak. Şüphesiz ensar'ın gözlerinde bir kusur vardır,» demiştir.
9.93. Bakılması Caiz olan Yerler
Cumhur ulemânın görüşüne göre, erkek sadece kadının yüzüne ve ellerine
bakabilir. Başka yerine bakamaz. Çünkü, yüze bakmak, güzel veya çirkin olduğunu
belli eder. Ellere bakmak ise vü-cud teninin ne şekilde olduğunu gösterir.
Alimlerin çoğunluğunun bu görüşüne ters düşenler de olmuştur:
Davûd; «bütün vücûduna bakabilir,» Evzâ'î ise «vücûdunun gösterişli kısımlarına
bakabilir,» demiştir.
Bazılarına göre; hadisler, bakılacak yeri tayin etmemiş olup, ifade, maksat
hasıl olacak şekilde bakılması için mutlak olarak gelmiştir. Bu görüşü
savunanların delilleri şudur: Abdürrezzak ve Sa'îd bin Mansûr'un rivayet
ettiklerine göre Ömer (r.a.) Ali'nin kızı Ününü Gülsüm'e talip olunca; Ali
(r.a.) onun küçük olduğunu söyleyerek, «Onu sana gönderirim, razı gelirsen karın
olur,» dedi. Buj nun üzerine Ummü Gülsüm'ü Ömer'e gönderdi. Ömer ise,
topuklarını açınca, Ummü Gülsüm; «Emîrül-müminîn olmasaydın, gözlerine bir tokat
çarpardım,» demiştir.
îstediğî kadına bakıp da hoşuna gitmezse, sükût eder, söyleyeceği sözlerden ez
yet duymasın diye bir şey söylemez. Umulur ki onun beğenmediği yönlerini bir
başkası beğenebilir.
9.9.6. Kadrom Erkeğe Bakması
Bu hüküm sadece erkeklere ait olmayıp kadınlar için de geçerlidir. Kadının da
kendisini isteyen erkeğe bakması hakkı vardır. Kadını görüp beğenmek söz konusu
olduğuna göre, kadının da erkeği beğenmesi söz konusudur. Ömer (r.a.);
«Kızlarınızı çirkin erkeklerle evlendirmeyiniz. Kadınların erkeklerden,
erkeklerin de kadınlardan beğendikleri vardır.» demiştir.
9.9.7. Evleneceği Kadının Vasıflarını Öğrenmek
Kadının güzellik ve çirkinlikle ilgili sıfatlan bakmak suretiyle öğrenilir.
Ahlakıyla ilgili diğer sıfatlara gelince: Bunlar kadının vasıflarının
anlatılmasıyla, beraberce bulunduğu kişileri ve etrafındaki insanları
araştırmakla veya anne ve kızkardeş gibi' güvenilir yakın akrabadan birisi
vasıtasıyla bilinir.
Nebî aleyhisselam Ümmİi Süieym'i bir kadına göndererek, ona; «O kadının ayak
damarlarına bak ve yaka kısımlarını kokla,» buyurmuştur. Bir rivayette; «Ağız
kokusunu öğrenmek için ön dişlerini kokla,» şeklindedir. (Hadisi Ahmed, Hâkim,
Taberânî rivayet etmişlerdir.)
Gazâlî, thyâ'sında şöyle demiştir: «Kadının ahlâk ve güzf ligini doğru dürüst,
iç ve dış hallerinden haberdar olan ve vasıflarını iyi görebilenden başkası
söyleyemez. Böyle bir kimse, kadının tarafını tutarak vasıflarını övmekte aşın
gitmez. Ona hased ederek de iyi durumlarım eksik anlatmaz. insanın mizacı,
evliliğin başlangıcında kadınları vasıflandırırken ifrat ve tefrite kaçmaya
meyyaldir. Çok az kişi doğruyu söyler ve eksiksiz anlatır. Bilakis bu konuda
aldatma ve kandırma çok olur. Onun için, istediği kadından başkasının kendisine
gösterilmesinden korkan kimsenin bu konuda dikkatli davranması gerekir.»
9.9.8. İstediği Kadınla Yanlız Kalmanın Haram Oluşu
Kişinin istediği ^kadınla yalnız kalması haramdır. Çünkü nikah akdi
gerçekleşinceye kadar, kişiye istediği kadınla yalnız kalması haram kılınmıştır.
îslâm, bakmanın dışında bir şeye müsaade etmemiştir. Böylece haramhk, bakmanın
dışındaki yerlerde devam etmiştir. Çünkü, yalnız başbaşa kalındığında, Allah'ın
nehyet-tiği şeylerin yapılmasından emin olunamaz. Eğer yanında kadının mahremi
varsa, günah işleme korkusu bulunmadığından halvet caizdir.
Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
«Allah'a ve ahiret gününe İman eden, yamada mahremi bulunmayan İtarfmln yalnız
bulunmasın. Şüphesiz üçüncüleri şeytan olur.»
Amir bin Rabîa'dan rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: Ra-sûîüllah şöyle
buyurdular: «Kişi helâli olmayan bir kadınla yalnız beraber bulunmasın. Şüphesiz
üçüncüleri şeytan olur.* Ancak yan* lannda mahrem bulunursa o müstesnadır.» (Bu
iki hadisi Ahmed rivayet etmiştir.)
9.9.9. Halveti önemsememenin Tehlikesi ve Zararı
İnsanlardan çoğu bu konuyu önemsemeyerek, kızının veya yakının, istediği adamla
haşır-neşir olmasını, hiç sakınmadan onunla beraber kalmasını, kontrol etmeden
onunla istediği yere gitmesini mubah gördüler. Bunun sonucu olarak da kadın
şerefinin zayi olması, iffetinin bozulması ve kerametinin heder olmasıyla
karşılaşıldı. Bazen, böyle yapanlar, evlenmeyi tamamlayamadıklan gibi, buna
ilave olarak kadınlara evlilikten tamamen uzak kalmaları da söz konusu olmuş tuı.Bunun
aksi olarak; bazı şuursuz kişiler de, kızını istemeye gelenin kızını görmesine
izin vermez. Zifaf gecesinden Önce erkek kızı, kız da erkeği görmeden nikahlan
kıyılır. Bazan da, görme şekli. İşin olmasını beklemeden ansızın olur. Böylece
sonunda yuvanın dağılması ve ayrılma gibi baştan düşünülmeyen durumlar meydana
gelir.
İnsanlardan bazıları sadece bir fotoğrafla yetinirler. Bu ise gerçekte, kalbin
mutmain olacağı bir şeye delâlet etmez. Ve gerçek olarak hakikâtleri ince bir
şekilde ortaya koymaz. Bunlann en hayırlısı, İslâm'ın getirdiği sistemdir. Bu
sistemde taraflardan her birileri, kadının şerefini himaye etmek, ırzını korumak
için halvetten kaçınarak birbirlerini görme haklan vardır.
9.9.10. İstediği Kadından Vazgeçmek
Hıtbe; evlilik akdine bir başlangıç olup, çok kere mehrin tamamı veya bir kısmı,
hediye ve hibeler, aradaki bağlan kuvvetlendirmek ve yeni alâkalan pekiştirmek
için verilir. Bazan isteyen ve istenenden birisi nikah akdinden vazgeçer veya
ikisi beraberce vazgeçerler. Acaba bu caiz midir? Verilen eşyalar geriye alınır
mı?
Hitbe; mücerred olarak evlilik vaadidir. Yoksa evlenmeyi gerekli kılan bir akiu"
değildir. Vaad verenlerden her birilerinin verdikleri sözden vazgeçmeleri, sahip
olduklan haklardan bîr haktır.
Sâri', hernekadar sözünden dönmeyi, kötü bîr ahlâk ve münafıkların sıfatı olarak
vasıflandırmışsa da, sözünden dönenin, sözünde durmadığı için cezalanacağı maddi
bir ceza koymamıştır.
Ancak burada sözünden dönmeyi gerektirecek bir zaruret varsa, o müstesnadır.
Buhari'de geçtiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sel-Iem şöyle
buyurmuştur: «Münafığın alameti üçtür; konuştuğu zaman yalan konuşur, vaadinde
durmaz, emanete hıyanetlik eder.»
Abdullah bin Ömer (r.a.)'in vefatı yaklaşınca şöyle buyurmuştur: »Kureyş'ten bir
adam için, filancaya gidiniz, ben ona kızım hakkında söz vermeye benzer bir lâf
ettim. Allahu Teâlâ'ya üç nifak alametinden birisiyle kavuşmak istemem. Sizi
şahid tutuyorum ki, kızımı o adamla evlendirdim.»
isteyen kişinin mehir olarak verdiklerini geri isteme hakkı vardır. Çünkü bunlar
yapılacak evlenmeye karşılık verilmiştir. Evlenme akdi gerçekleşmeyince, mehri
hak etmiş sayılmaz ve mehri sahibine iade etmesi vâcib olur. Çünkü bu, onun
hâlis olarak hakkıdır.
Hediyelere gelince; bunlann hükmü hibenin hükmüdür. Sahih olan, karşılık olarak
değil de yalnız teberru olarak verilen hibeden dönmenin caiz olmadığıdır. Çünkü
kendisine hibe verilen kişi, hibe edilen malı aldığı zaman, onun mülküne girmiş
olur. V» o maldan tasarruf etmesi caizdir. Hibe edenin vazgeçmesi, rızası
obuadan hibe ettiği kişiden malı çekip almaktır ki, bu aklen de şer'an da
bâtıldır. Eğer hibe eden, karşılık istemek ve karşılık görmek için hibe eder de
hibe edilen karşılığı vermezse, hibe edenin hibesinden dönmesi caizdir. Bu
durumda hibe edenin, hibe ettiği' şeyden dönme hakkı vardır. Çünkü yaptığı hibe,
karşılık beklemek üzere yapılan hibedir. Evlilik akdi tamamlanmayınca hibe
ettiği şeyden dönme hakkı doğmuş olur. Bu konuda esas olan şu rivayetlerdir:
Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve tbn Mâce'nin İbn Abbas'tan rivayet ettiklerine göre
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kişinin verdiği
hediyeden ve hibe ettiği maldan dönmesi helâl değildir. Ancak babanın çocuğuna
verdiğinden dönmesi müstesnadır.»
Yine Tİrmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce'nin tbn Abbas'tan rivayet ettiklerine
göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Hibe ettiği şeyden dönen,
kusmuğuna dönen gibidir,» buyurmuştur.
Salim'in babasından, babasının da Rasûlüllah'tan rivayet ettiğine göre;
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Hibe edilen mala,
karşılık söz konusu olmadığı müddetçe, en lâyık olan kişi, hibe edilen
şahıstır.»
Bu hadislerin mânasını, llâmü'l-Muvakkı'în kitabının yazan şu şekilde bir araya
getirmiştir: «Karşılık istemek için değil de, teberru için,yapılan hibeden, hibe
edenin vazgeçmesi helâl olmaz. Karşılık istemek ve karşılık görmek için yapılan
hibeden ise, hibe edilen karşılığı vermediği müddetçe, hibe edenin dönme hakkı
vardır. Rasûlüllah'in hadislerinin tümüyle âmel edilir. Hadisler birbirine karşı
kullanılmaz.»
9.9.11. Fakmlerin Görüşleri
Bugün Mısır mahkemelerinde geçerli olan hüküm (*), Hanefi mezhebinin
tatbikatıdır. Bu görüşe göre kız isteyen tarafın, verdi-
Mısır'da uygulanan hükümler. İlk olarak 13 eylül I933*te Şer'I Tanta
mahkemesinin aldığı şu kararlardır:
1 — Kız isteyenin, mehir yerine saymadan vermiş olduğu eşyalar hediye sayılır.
2 — Hediye hükmen ve manen hibe gibidir.
ği hediyeler eğer değişmeye uğramadan mevcut iseler, geriye isteme hakkı vardır.
Bilezik, yüzük, zincir ve benzeri şeyler eğer mevcut iseler verene geri iade
edilirler. Şayet verilen eşyalar olduğu gibi durmuyorsa, meselâ kaybolmaları,
satılmaları veya ilave edilerek değişmeleri veya verilen şey yiyecek maddesi
ise, yenmeleri, veyahutta kumaş ise dikilmeleri hâlinde, veren için, hediye
ettiği şeyleri veya bedellerim isteme hakkı yoktur.
Mâlikîler, bu konuda, kadın tarafının dönmesi veya erkek tarafının dönmesi
durumlarım dikkate alarak şu açıklamayı yapmışlardır: «Eğer erkek tarafı
dönerse, hediye olarak verdiklerini geriye alamaz. Şayet kız tarafı vazgeçerse
erkek, verdiği hediyelerin tümünü alır. Hediyeler ister olduğu gibi kalmış
olsunlar, isterse helak olsunlar, farketmez. Helak olmuşlarsa bedellerini alır.
Ancak baştan şart koşulmuşsa ve âdetlerinde hediye geri vermek yoksa, o zaman
bununla amel edilir.»
Şafiîlere göre ise; hediye ister bulunsun, isterse helak olsun iade edilir. Eğer
hediyenin kendisi mevcutsa .olduğu gibi geri ve* rilir. Şayet helak, olmuşsa,
kıymeti iade edilir. Bu görüş bizim kabul edebileceğimiz doğruya en yakın olan
görüştür.
EVLENME AKTi
Evlenmede hakiki rükün, iki tarafın nzası ve evlenme isteklerinin birbirine
uygun düşmesidir. Karşılıklı nza ve irade uygunluğunun bulunması, dıştan
gözlenemeyen, kalbe ait bir iş olduğu için, kalp ile dış görünüş arasında
irtibat kurmak ve bu irtibatı isbat etmek üzere kalpdekine delâlet edecek bir
tâbir bulmak gerekir. Bu tabirin de nikâh akdi yapan taraflar arasında geçerli
olabilecek şekilde seçilmesi gerekir. Akid yapan taraflardan birisi-* nin
evlilik bağım kurma isteğini ifade eden tâbiri «îcab» diye isim-, lendirilerek
«bu tâbirle evlenmeyi gerekli kıldı» denir.
İkinci olarak; akid yapan diğer tarafın nza ve muvafakata de* lâlet eden
cümlesine de «kabul» denir. Bundan dolayı fakihler, ev» lenmenin rükünleri «îcab
ve kabül'dür» demişlerdir.
3 — Hibe, h-tşinin eline aldığı anda sahip olduğu bir akiddlr. Kendisine hibe
edilen kişi, hibe edilen malda satmak, almak ve diğer muameleler gibi muamele
yapabilir ve bu muamelesi geçerli olur.
4 — Hibe edilen malın, helâl olması veya harcanması, hibeden dönmeye manidir.
5 — Hibe eden, eğer mevcutsa, ancak hibe ettiği malın aynısını talep edebilir.
312
9.10.1. îcab ve Kabulün Şartlan
Nikâh akdi aşağıdaki şartlar oluşmadan tahakkuk etmez:
1 — Nikâh akdi yapanların mümeyyiz olmaları. Eğer taraf* Iardan biri deli veya
temyiz kabiliyeti bulunmayacak derecede küçük ise nikah akdi bağlanmış olmaz.
2 — îcab ve kabul meclisinin bir olması: Şöyle ki; başka konuya ait bir sözle
veya adet gereği yüz çevirerek ve başkasıyla meşgul olma sayılan bir hareketle
icab ve kabulün arasının ayrılmaması gerekir. Kabulün îcabdan hemen sonra olması
şart değildir. Oturum uzayıp kabul îcabdan sonra gecikir de, nikâhtan yüz
çevirmeye delâlet eden bir şey sadır olmazsa, meclis bir tane sayılır.
Hanefî ve Şâfi'îlerin görüşü budur.
Muğnî kitabında şöyle geçmektedir: «Kabulün îcabdan sonra gecikerek vâki olması,
meclis devam ettiği ve başka şeyle meşgul olunmadığı müddetçe sahihtir. Çünkü bu
tip meclisin hükmü, sözleşmelerin hükmü gibidir. Ihtiyarîliğin bulunması, teslim
almanın şart olması ve alımın gerçekleşmesi gibi durumlar, karşılıklı
sözleşmelerde olduğu gibi nikâhta da geçerlidir. Şayet kabulden önce aynhrlarsa,
îcab bâtıl olur. Bu durumda icabın anlamı kalmamış olur. Ayrılmakla, kabul
edecek taraf, nikâhtan yüz çevirmiş, olduğundan kabul gerçekleşmemiş olur.
Nikâhla ilgili konuşmayı keserek başka şeyle meşgul olmak da bunun gibidir.
Çünkü başka şeyle meşgul olmak nikâh akdinden yüz çevirmek anlamına gelir.»
Ahmed'den rivayet olunduğuna göre; ona şöyle sorulmuştur: «Bir topluluk bir
adamın yanma giderek ona «filancayı evlendir,» der de bunun üzerine adam;
«Kızımı ona bin dirheme verdim,» derse, daha sonra bu topluluk kızı isteyenin
yanma dönerek durumu haber verdiklerinde adam da «Kabul ettim» derse, bu nikâh
caiz olur mu?» imam Ahmed; «Evet» diye cevap vermiştir.
Şâfi'îler, kabulün hemen olmasını şart koşarak, dediler ki: lcah> ve kabulün
arası, velisinin, «Kizımı sana verdim» demesi üzerine, kızı isteyenin «Allah'ın
ismiyle başlarım. Hamd O'nadır. Salât ve Selâm Allah'ın Rasûlü üzerine olsun»,
hutbesini okuması ile ayrıldıktan sonra, «Onu nikâhlamayı kabul ettim,» derse,
bunda iki görüş vardır:
Birincisi; -ki bu Şeyh Ebû Hâmid el-tsfîrâyînî'nin görüşüdür-bu nikâh sahihtir.
Çünkü hutbe, nikâh akdi için emredilmiştir. Onun için nikâhın sıhhatine mâni
değildir. Cem edilerek kılman iki namaz arasındaki teyemmüme benzemektedir.
İkincisi; böyle bîr nikâh sahih olmaz. Çünkü îcab ve kabulün arası ayrılmıştır.
Hutbeden başka şeyle ayrılması halinde akid sahih olmadığı gibi, hutbe ile
ayrılmasında da akid sahih olmaz. Teyemmüm ise bundan farklıdır. Çünkü teyemmüm,
iki namaz arasında emredilmiş, hutbe ise akidden önce emredilmiştir. îmam Malik
ise, îcab ve kabul arasında yürümeyi ve kabulün gecikmesini caiz görmüştür,
ihtilafın sebebi, «tarafların beraberce bir anda kabul etmeleri, nikâh akdinin
şartından mıdır, yoksa değil midir?» meselesinden kaynaklanmaktadır.
Üçüncüsü; kabulün icâba muhalif olmasıdır. Ancak kabul kelimeleri îcâbdan daha
güzel olursa o müstesnadır. Bu durumda muvafakatim daha fazla göstermiş olur.
Meselâ îcâb tarafı; «Kızım, falancayı yüz Cüneyh mehirle sana nikahladım,* der,
kabul eden de; «Onu ikiyüz Cüneyh'e kabul ettim,» derse, nikâh akdedil* miş
olur. Çünkü kabul, icâb'dan daha iyi bir şekilde cereyan etmiştir.
Dördüncüsü; taraflardan her birileri, arada geçen konuşmalardan anlaşılanın,
evlilik akdini gerçekleştirmek olduğunu birbirlerinden işitmiştir. Her ne kadar
taraflar konuşmada geçen kelimelerin mânalarını tek tek anlamasalar da gaye ve
niyetlere itibar edildiğinden bu caizdir.
9.10.2. Îcab ve Kabul Sözleri
Nikâh akdi taraflardan her birerlerinin anlayacağı bir dille ve nikâha yönelik
sözlerle gerçekleşir. Şöyle ki; taraflardan çıkan sözlerin, kapalı veya şüphe
ifade eden sözler yerine, evlenme isteğine delâlet eden tabirler olması gerekir.
Şeyhülislâm İbn Teymiye şöyle demiştir: «Nikâh, insanların nikâh sözü olarak
kabul ettikleri herhangi bir sözle, hareketle veya herhangi bir lisanla
bağlanır. Diğer bütün akidler de bunun gibi-* dir. Fakihler kabul tarafı için bu
görüşe muvafakat ederek, nikâh sözlerinin hususi bir kelimeden türemesini şart
koşmamışlardır. Bilakis kabui tarafının «Kabul ettim, muvafakat ettim, yerine
getirdim, geçerli kıldım» gibi rıza ve muvafakata delâlet eden sözleriyle nikâh
tahakkuk eder,*
icaba gelince; âlimler İcabın nikâh ve evlenme lâfızlanyla veya bunlardan
türeyen kelimelerle sahih' olacağına ittifak etmişlerdir. Meselâ; «seni
evlendirdim, seni' nikahladım.» gibi. Çünkü bu lâfızlar açık olarak maksada
delâlet etmektedir.
Alimler bu lafızların dışında, hibe, satış, mülk olarak verme ve sadaka
lâfızlanyla nikâhın gerçekleşmesinde ihtilâf etmişlerdir. Hanefîler, Sevri, Ebû
Sevr, Ebû Ubeyd ve Ebû Dâvûd bu nikâhı caiz görmüşlerdir. Çünkü nikâh niyetin
muteber olduğu bir akiddir-Nikâhın sıhhati için belli bir lâfza itibar edilmez.
Bilâkis kendisinden şer'î mâna anlaşıldığı zaman, üzerinde anlaştıkları herhangi
bir lâfız muteberdir. Yani kullanılan kelimeyle, şer'î mânası arasında bir
ortaklık varsa bu caizdir. Çünkü Nebi aleyhisselam, bir adamı bir kadınla
evlendirerek adama; «Kur'ân'dan bildiğin karşılığında bu kadını sana temlik
ettim,» buyurmuştur. (Hadisi Buhâri rivayet etmiştir.) Hibe lafzıyla RasûlüIIah
(a.s.)'ın nikâhı gerçekleşince, bunun gibi ümmetinin nikâhı da hibe lafzıyla
gerçekleşir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
«Ey Nebi. biz sana şunları helâl kıldık. Mehİrlerini verdiğin zevcelerini, bir
de, mümin bir kadın kendini Nebî'ye h*be ederse.» (Ahzâb: 50).
Ayetteki hibe kelimesini, mecaz mânasını alarak tashih etmek mümkün olduğu için,
kinaye sözlerle talâk vakî
olduğu gibi, hibe kelimesiyle de nikâh vakî olur.
Şafi'î, Ahmed, Sa'îd bin Müseyyeb ve Atâ'ya göre nikâh ancak evlenme ve nikâhla
ilgili sözler ve bu sözlerden türeyen kelimelerle sahih olur. Bunların dışındaki
temlik ve hibe sözleri nikâh anlamına gelmez. Çünkü bunlara göre şahadet nikâhta
şarttır. Hibe lafzıyla akid yapılınca şahid bulunmadığından nikâh akdi
gerçekleşmiş olmaz.
9.10.3. Arapçanın Dışında Bir Lisanla Nikâh
Eğer tarafların birisi veya ikisi de Arapçayı biliniyorlarsa, başka bir dille
nikâh akdinin yapılabileceğine fakihler ittifak etmiş-lerdr. Arapçayı anlavip,
Arapçayla akid yapmaları mümkün olduğu zaman başka dille nikanlanmalarında ise
ihtilaf edilmiştir.
îbn Kudâme. Muğnî adii kitabında şöyle demiştir: «Arapça nikâh lâfzım
söyleyebilene, başka dille nikâh sahih olmaz.» Şafi'î'nin iki görüşünden birisi
de bu yöndedir.
Ebû Hanife'ye göre ise nikâh gerçekleşir. Çünkü bu kişi nikâha ait bir kelime
kullanmıştır ki', bu ifadenin arapça olması caiz olduğu gibi, başka dilden
karşılığını söylemek te caizdir.
Biz şunu söyleyebiliriz: «Nikahladım ve evlendirdim» sözlerini söyleyebildiği
halde, helâl kıldım gibi lâfızlar kullanması sahih olmaz. Ama Arapçayı iyi
bilmeyene kendi lisanıyla nikâh akdi yapması sahihtir. Çünkü bu kimse Arapça
söylemekten aciz olduğu için, dilsiz gibî sayılır ve Arapça söylemek kendisinden
sakıt olur. Ancak kendi dilinden söylediği sözlerin Arapça nikâh, lafızlarına
uyması, hususi olarak o lafızları ifade etmesi gerekir. Arapçayı iyi bilmeyenin
Arapça nikâh lafızlarını Öğrenmesi şartı da yoktur.
Ebû'I-Hattab şöyle demiştir: «Arapça nikâh kelimelerini öğrenmesi gerekir. Çünkü
nikâhın Arapça olması şarttır. Arapçayi öğrenmeye kâdirse, «tekbir» lafzım
ezberlediği gibi, nikâh lafızlarını da öğrenmesi gerekir.»
Birinci görüş olan Ebû Hanife'nin görüşü şu yöndedir: «Nikâh vacib olduğundan
rükünlerini Arapça olarak öğrenmek gerekmez. Nikâh satış akdine benzer. Fakat
«tekbîr» bunun gibi değildir. Taraflardan birisi Arapçayı iyi biliyorsa bilen
taraf Arapça, diğer tara* da kendi lisanıyla söyler. Eğer taraflardan birisi
diğerinin lisanını iyi anlayamazsa, karşı tarafın nikâhla ilgili sözlerini
kendisine haber verecek iki lisanı iyi bilen güvenilir bîr kimseye ihtiyaç
vardır.»
Bize göre gerçek şu ki, bu zor bir iştir. Halbuki Allah'ın dîni kolaydır. Daha
Önce nikâhın hakiki rüknünün karşılıklı nza olduğu sözümüz geçmiştir. Icab ve
kabul bu nzanm dış görüntüsü ve delilidir. îcab ve kabul vakî olunca, hangi
lisanla söylenirse söylensin bu kâfi gelir.
îbn Teymiye şöyle demiştir: «Nikâh her ne kadar bir ibadet ise de, köle azad
etmek ve sadaka vermek gibidir ki, Arapça veya Acemce diye herhangi bir dil bu
konuda tâyin edilemez.»
Kaldı ki; Arap olmayan, o anda Arapça nikâh kelimelerini öğrense bile, kendi
konuştuğu bir dil gibi, Arapça kelimelerden maksadın ne olduğunu iyice
anlayamaz. Eğer, «diğer hitap çeşitlerinde, ihtiyaç olmadan Arapça dışında bir
dille konuşmak mekruh olduğu gibi, nikâh akdinde de ihtiyaç obuadan Arapça'nın
dışında bir dille söylemek mekruhtur,» denseydi bu doğru olurdu. Çünkü Malik,
Ahmed ve Şafi'î'den yapılan rivayetlerde ihtiyaçsız Arapça'nın dışında hitap
etme alışkanlığının mekruh olduğuna delâlet vardır.
9.10.4. Dilsizin Nikâhı
Satış akdinde olduğu gibi, eğer kadın tarafı anlarsa, dilsizin işaretiyle nikâhı
sahih olur. Çünkü işaret, karşısındaki kişinin an* layacağı bir mâna taşır.
Şayet kadın tarafı işaretten arılamazsa nikâh sahih olmaz. Çünkü akid iki şahıs
arasındadır. Taraflardan her birilerinin, diğerinden çıkan söz ve işareti
anlaması gerekir.
9.10.5. Huzurda Bulunmayanın Nikâhı
Taraflardan birinin huzurda bulunmayıp, nikâh akdinin yapılmasını isterse, karşı
tarafa evlilik isteğini bildiren bir mektup veya bir elçi göndermesi gerekir.
Diğer tarafın eğer kabul etme arzusu varsa, şahitler huzurunda yazılı kâğıdı
onlara gösterir veya gelen elçinin haberini onlara işittirir. Ve nikâhı kabul
ettiğine dair mecliste onları şahit tutar. Bu kabul o meclisle kayıtlı olarak
muteber sayılır.
9.10.6. Akid Sığasının (Kipinin) Şartlan
Fakihler îcab ve kabul sığasının her ikisinin mazi (geçmiş zaman) veya, birinin
mazi diğerinin muzâri (şimdiki zaman) sîgasıy-la olmasını şart koşmuşlardır.
Brincİye misâl; ilk akid yapan, «Kızımı sana nikahladım» der, karşı taraf da
«kabul ettim,» der.
îkinciye misâl; ki2 isteyen, «Kızımı sana nikahlıyorum» der, karşı taraf da,
«Kabul ettim» der. Alimler bu sığaları şart koştular. Çünkü taraflardan nzanm
tahakkuk etmesi ve isteklerinin birbirine uygun düşmesi evlilik akdi için hakiki
rûkun olup, «îcab ve Ka-bûVde geçtiği üzere, bu rızanın görüntüsü
durumundadırlar. Öyleyse îcab ve kabulün akid zamanı, rızanın hasıl olduğuna ve
gerçekleştiğine kesin olarak delâlet etmelidir. Şâri'in nikâh bağının kurulması
için kullandığı sîga, mazi sîgasıdır. Çünkü mazi sığasının tarafların rızasına
delâleti kesindir. Başka herhangi bir mânaya ihtimâli yoktur. Hâl ve istikbâle
delâlet eden sîgalar bunun hilâfınadır. Bu sîgalar, konuşma zamanı, nzanm
meydana geldiğine delâlet etmezler.
Meselâ birisi; «Kızımı sana nikahlıyorum» der, diğeri de «Kabul ederim» derse
nikâh akdi gerçekleşmiş olmaz. Gelecekte evlenmeye söz vermek şimdisi için akid
olamaz. Şayet kız isteyen taraf; «Kızım bana nikâhla», der, diğer taraf da «Onu
sana nikahladım» derse, akid gerçekleşir. Çünkü «Bana nikâhla» sözü vekil tutma
anlamına delâlet eder. Akid ise taraflardan birisinin veli olması halinde sahih
olur.
İsteyen taraf; «Bana nikâhla» der, diğer taraf da «Kabul ettim» derse, bu ifade,
birincinin ikinciye, vekil bıraktığı anlamını taşır. İkinci de, «Kabul ettim»
sözüyle iki taraf adına akid yapmış olur.
9.10.7. Nikâh Akdini Kayıtlamadan Bitirmenin Şart Olduğu
Alimler nikâh akdinin bitirilmesini şart koşmuşlardır. Yani nikâhın, kendisiyle
gerçekleştirildiği siganın herhangi bir kayıtla kayıtlanmadan, mutlak olması
gerekir.
Meselâ, kişinin kızını isteyen; «Kızımı sana nikahladım» der, bunun üzerine kız
isteyen de; «Kabul ettim», derse, bu aki'd tamamlanmış olur. Akidin şartları
yerine getirildiği zaman nikâh sahih olup, nikâhın gerekleri kendisine lazım
gelir. Şayet, akid sîgası bîr şarta bağlı olur veya gelecek bir zamana izafe
edilir veya belli bir vakte yakın olur veya bir şartla beraber getirilirse bütün
bu durumlarda nikâh akdi gerçekleşmemiş olur. Bunların açıklaması tek tek
aşağıdadır.
9.10.7.1. Şarta Bağlı Siga Kullanmak
Bu akid sîgasmın İfade ettiği mânanın tahakkukunu, herhangi bir bağlama
edalıyla, başka bir şeyin tahakkukuna bağlamaktır.
Meselâ, kız isteyenin; «Görev alabilirsem kızımı nikahladım,» demesi üzerine,
kızın babası «Kabul ettim,» derse bu sığayla nikâh gerçekleşmez. Çünkü akdin
olması, daha sonra olacak olan bir şeye bağlanmıştır. Bazen o şey gelecekte
olmayabilir. Nikâh akdi ise o anda kadından istifade etmeye mâlik olmayı ifade
eder. İstifade etme hükmü nikâhtan sonraya geciktirilemez. Görev alma şartı,
konuşma esnasında mevcut değilken yok olan bir şeye nikâh akdini bağlamak ta yok
sayılır. Bu .durumda nikâh mevcut olmamış olur. Amma nikâh akdi o anda
gerçekleşecek bir işe bağlanmışsa, bu durumda nikâh sahih olur. Meselâ, kişi
«Eğer kızının yaşı yirmi ise, o'nu nikahladım» der de bunun üzerine kızın
babası; «Kabul ettim» der ve kızın yaşı da o anda yirmiyi doldurmuş olursa,
nikâh gerçekleşir. Yine bunun gibi, kadın «Eğer babam razı olursa seninle
evlenirim» derse, isteyen de «Kabul ettim» der, kızın babası da o mecliste
bulunduğu halde buna razı gelirse, nikâh gerçekleşir. Çünkü bu durumdaki şarta
bağlama şekil olarak mevcuttur. Gerçekte ise, akid için kullanılan sîga nikâhı
tamamlayıcı bir sığadır.
9.10.7.2. Gelecek BİT Zamana îzaie Edüen Sîga Kulanmak
Kız isteyenin; «Kızını yarın veya bir ay sonra nikahladım», demesi halinde,
kızın babası da; «Kabul ettim,»
derse bu sığayla nikâh akdi, ne o anda ne de izafe edilen zaman geldiğinde
gerçekleşir.
Çünkü akdi geleceğe bağlamak, o anda nikâhtan faydalanmaya mâlik olmayı
gerektiren nikâh akdine zıttır.
9.10.7.3. Belli Bir Vakitle Akd'İ Vakitlemeye Yakın Siga Kullanmak
Meselâ, bir ay, daha çok veya daha az bir müddet evlenmek gibi ki, böyle bir
evlilik helâl değildir. Çünkü evlenmekten maksat, çocuk doğurarak onlarla
beraber yaşamayı devam ettirmek, nesli korumak ve çocukları terbiye etmektir.
Bunun için âlimler «Mut'a» ve «Tahlil» nikâhlarının bâtıl olduğuna
hükmetmişlerdir. Çünkü mut'a nikâhı ile sadece belli bir vakit kadından
faydalanma, tahlil nikâhı ile kadının ilk kocasına helâl olması
kastedilmektedir. Bunların her ikisi hakkındaki görüşlerle ilgili açıklama
aşağıdadır.
MUTA NİKÂHI
Buna «muvakkat nikâh» veya «kesik nikâh» da denir. Mut'a nikâhı, kişinin, bir
gün, bir hafta veya bir aylığına kadını nikahlaması demektir. Mut'a olarak
isimlendirilmesindeki sebep, kişinin kadından faydalanması ve onunla belli bir
vakte kadar birleşerek, lezzet almaya ulaşmasından dolayıdır.
Mut'a nikâhının haram olduğuna mezhep imamları ittifak ederek şöyle demişlerdir:
«Mut'a nikâhı yapıldığı anda bâtıl olur. Bu görüşlerine şöylece delil
getirdiler:
1 — Böyle bir evliliğe Kur'ân'da varid olan nikâh, talak iddet ve mirasla ilgili
hükümler tâalluk etmez. Bu durumda mut'a nikâhı diğer bâtıl nikâhlar gibi
bâtıldır.
2 — Hadis-İ Şerifler mut'a nikâhının haram olduğunu açık bir şekilde ortaya
koymuşlardır:
Saburet'ül-Cühenî'den rivayet olunduğuna göre; bu zat, Mekke' nin fethinde. Nebi
aleyhisselam ile beraber gazada bulundu. Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem,
ashaba, kadınlara mut'a nikâhı yapmalarına izin verdi. Saburet'ül-Cühenî şöyle
demiştir: «Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellera mut'a nikâhını haram
edinceye kadar Mekke'den çıkmadı.»
tbn Mace'nin rivayet ettiği bir lâfızda, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
mu'tâyı haram kılarak şöyle buyurdu: «Ey însan-Iar, mut'a nikâhı için size izin
vermiştim. Dikkat edin, Allahu Teâlâ mut'a nikâhını kıyamete kadar haram
kılmıştır.»
Alî (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
Hayber günü mut'a nikâhından ve ehli eşek etinden nehy etmiştir.
3 — Ömer (r.a.) hilâfet günlerinde minbere çıkarak mut'a'nın haram olduğunu
bildirmiş, sahabeler de bunu kabul etmiştir. Eğer ■Ömer (r.a.) hata etseydi,
sahabeler onun hatasını kabul edecek değillerdi.
4 — Hattabî şöyle demiştir: Mut'a nikâhının haram olması konusu bazı Şiiler
müstesna, üzerinde icma edilen meselelerden sayılır. Şiilerin fıkhî kaidelerine
göre Alî (ra.)'a muhalefet etmeye yönelmek bile sahih değildir. Oysa mut'a
nikâhının neshedildiği, Alî (r.a.)'dan sahih olarak rivayet edilmiştir.
Beyhâkî'nin Ca'fer bin Muhammed'den rivayet ettiğine göre, Ca'fer'e mut'a
hakkında soruldu da, o, «zinanın ta kendisidir,» dedi.
5 — Mut'a ile şehveti yerine getirme kastedilir. Neslin devamı ve evlâtların
korunması kastedilmez. Halbuki bunlar evlilik için esas maksatlardır. Mut'a
nikâhı ile kadından faydalanmaktan başka bir şey kastedilmediği için zinaya
benzemektedir. Sonra mut'a nikâhı kadına zarar verir. Çünkü kadın ticaret malı
gibi elden ele dolaşır. Mut'a nikâhı, kalacakları bir ev bulamayıp, terbiye
edilmelerini ve edepli ulmalanni üzerine alacak bir kimse de bulamadıklarından
çocuklara da zarar verir.
Bazı sahabe ve tabiîn'den rivayet olunduğuna göre mut'a nikâ-İu helâldir. Bu
görüş Ibn Abbas'dan şöhret bulmuştur.
Tehzîb'üs-Sünen kitabında şöyle geçmektedir: «Ibn Abbas, mut'a -nikâhının mubah
olduğuna, zaruret ve ihtiyaç halinde cevaz vermiş, mutlak olarak mubah olduğunu
söylememiştir. Kendisine, çoğu insanların mut'a nikâhı yaptığı haberi ulaşınca
bu görüşünden ■dönmüştür. Ibn Abbas ihtiyacı olmayana mut'a nikâhını haram
sayardı.»
Hattabî söyle demiştir: Sâ'îd bin Cübeyr dedi ki: Ibn Abbas'a; «Ne yaptığını ve
ne ile fetva verdiğini biliyor musun? Senin fetvanla halk başını alıp gitti ve
şairler bu konuda şiirler söylediler,» dedim. Ibn Abbas; «Ne dediler?» diye
sorunca, dedîm ki; «Şöyle dediler»:
«Bekâr olarak uzun müddet yaşayan adama dedim. Ey arkadaş, Ibn Abbas'm fetvası
sana ulaşmadı mı? insanlar seferden dönünceye kadar konağında bulunan. Cana
yakın, sempatik arkadaşın yanında bulunmasını istemez misin?.»
Bunun üzerine Ibn Abbas şöyle dedi: «tuna lillahi ve innâ İley-hi râciûn.
Vallahi ben böyle fetva vermedim. Ve böyle olmasını istemedim. Ben Allahu
Teâlâ'nın zor kalındığında ölü eti, kan ve domuz etini helâl kıldığı gibi,
mut'a'yı helâl saydım. Mut'a nikâhının helâl saydması ölü eti, kan ve domuz
etinin zor kalındığında helâl olması gibidir.*
Şiilerin Imâmiye kolu, mut'a nikâhının caiz olduğu görüşüne varmışlardır. Onlara
göre mut'a'nın rükünleri şunlardır:
1) Siga: Mut'a nikâhı «Seni zevce olarak kabul ettim, seni nikahladım, seninle
mut'a nikâhı yaptım,» lâfızlanyla gerçekleşir.
2) Zevce: Zevcenin müslüman veya ehli kitaptan olması şarttır, iffetli mümin
kadınları seçmek müstehabdır. Zina eden kadınla mut'a yapmak ise mekruhtur.
3) Zaman: Mut'a nikâhında zaman şarttır. Zaman, bîr gün, bir ay ve bir sene gibi
karşılıklı nza ile kararlaştırılır. Zaman tâyin etmek gerekir.
Imâmiyeye göre, şunlar mut'a nikâhının hükümlerindendir:
1) Zamanı zikretmekle beraber, zikri geçen mehri vermemekle akid bâtıl olur.
Zaman zikretmeden mehri zikretmek nikâhı devamlı kılar.
2) Çocuk babaya aittir.
3) Mut'a nikâhı ile talak ve Han vâki olmaz.
4) Mut'a nikâhı İle taraflar arasında miras sabit olmaz.
5) Çocuk anne-babaya, anne-baba da çocuğa vâris olurlar.
6) Eğer kadın hayz görüyorsa, iki hayz müddeti dolduğu zaman iddeti tamamlanır.
Eğer hayz görmüyorsa îddet müddeti kırk-beş gündür.
9.11.1. Şevkâni'nln İncelemesi
Şevkânî şöyîe demiştir: Her hâl üzere biz, Şâri'den bize ulasan haberlerle
ibadet ederiz. Mut'a konusunda Şâri'den ebedi haramlık sahih olarak varid
olmuştur. Sahabeden bir grubun buna muhalefet etmesi, eheâl haramhk deliline
tesir etmez ve onların görüşleriyle amel etmek için de bir mazeret sayılmaz.
Sahabenin çoğunluğu haram olduğunu hıfzetmiş ve bununla amel ederek, bize
rivayet etmişken bu nasıl olur?.
Hatta Ibn Mâce'nin sahih bir senetle tahric ettiği hadîse göre îbn Ömer (r.a.)
şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi' ve sellem üç defa mut'a için bize
izin verdi. Sonra ise mut'a'yı haram kıldı. Vallahi Rasûlüllah mu'tayı haram
kıldıktan sonra iffetli bir kimsenin muta yaptığını Öğrendiğimizde onu taşla
recmederdİk.»
Ebû Hüreyre (r.a.)'m Nebi aleyhisselam'dan rivayet ettiği hadisle şöyle
demiştir: «Talâk İddet ve miras, mut'a nikâhını kaldırmıştır.» (Hadîsi Dârekutnî
tahric etmiş ve Hafız hasen saymıştır. Hadisin senedinde Muemmel bin İsmail'in
bulunması, hasen olmasına mâni değildir. Çünkü «hasenli ğayrihi»nin
vasıflarından sayılan, kendisini kuvvetlendiren başka şahidler ona ilave
edilince bu zat hakkındaki İhtilaflar hadisi hasen olmaktan çıkarmaz.)
«Mut'a'mn helâl olduğuna dair icma' vardır. Üzerinde icmâ' edilen ise kati hüküm
ifade eder. Haram olduğu ihtilaflıdır. İhtilaflı konular zannîdir. Zannî delil
ise, kât'î delile nesh edemez,» sözüne gelince; bu söze şöyle cevap verilir:
Evvelâ «mut'a'mn kât'î olduğu ve zannî delilin onu nesh ede-.meyeceği» iddiasını
reddederek soruyoruz: Deliliniz nedir? Bu görüşün sadece çoğunluğun görüşü
olması, mut'a'mn harara olduğunu söyleyeni ikna etmez. Bu iddiayı ortaya
atandan, müslümanla-nn icmâ'ı olduğuna dair akli ve nakli delil istenir.
İkinci olarak; zanni delille, mut'a'mn nesh edilmesine gelince: Zannî delil
mut'a'mn devam etmesini nesh etmiştir. Hâlbuki mut'a' rcın devam etmesi konusu
zannîdir. Kat'î değildir.
İbn Abbas. İbn Mes'ûd, Übey bin Ka"b ve Sa'îd bin Cübeyr'in «Femâ'stemta'tüm
bihî minhünne ilâ ecelin miisemmâ: Belli bir zamana kadar, kadınlardan
faydalanmanıza mukabil» (*) şeklindeki kırâetlerine gelince, tevatür şartını
koşanlarca bu kırâet Kur'ân'dan değildir. Karan diye rivayet edildiği için hadis
de değildir. Bu rivayet ancak K.ur'ân'1 tefsir mahiyetinde olur ki; bu da hüccet
sayılmaz.
Tevatürü şart koşmayanlara gelince; Usûl kitaplarında geçtiği üzere, zanni
hadisin, zannî Kur'ân'ı nesh etmesine bir mâni yoktur.
9.11-2. Kocanın Niyetinde Boşamak Olduğu Halde Kadınla Nikâh Akdi Yapması
Alimler, niyetinde bir zaman sonra veya ikamet ettiği ülkede ihtiyacı bittikten
sonra kadını boşamak olduğu halde vakit şart koşmadan bir kadını nikahlamanın
caiz olduğuna ittifak etmişlerdir.
Evzâî bu görüşe muhalefet ederek bu tür nikâhı mut'a nikâhı saymıştır.
(•) Nisa süresinin 23. ayeti ise şöyledir: «Femâ'stemta'tüm blfal nün-faiinne fe-âtühünne
ücûrahiinne faridaten: O halde onlardan ne kadar ya-rariandımzsa, ona Karşılık
kesilen ücretlerini bir hak olarak verin.»
Şeyh Reşid Rıza, Mcnâr tefsirinde bu meseleye >orum gettirs-rek şöyle dedi:
«Selef ve halef ulemasının mut'a nikâhının Smnsşn. olması hakkında şiddetli
davranmaları, boşama niyetiyle yapjib™, m-kâhm da haram olmasını gerektirir.
Fakîhler, her ne kadar «Laam,, aki'd sığasında vakit şart koşmadığı halde, belli
bir vakit için e*fem-meye niyet ederse nikâh akdi sahih olur,» demiş olsalar da
ırcateâBB caiz değildir. Talak niyetiyle evlenme akdi yapması bir aldaüsuEfc ¥£
hile sayılır. Böyle bir akdin, erkekle kadın veya kadının velisi masında
karşılıklı rıza île belli bir vakit şart koşularak yapılan tân daha çok bâtıl
obuası gerekir. Böyle bir nikâh beşerî hagiaanina en büyüğü olan nikâh bağını
ifsad etmek ve gözü başkasında «tem erkek ve kadınlar arasındaki şehvet
pazarlarına ve bu pazaîdlanrik işlenen çirkinliklere dalmayı doğurur. Akid
yapılırken niyetinde boşamak olduğunu kadına bildirmemesi, arada buğz ve
düşmsmÜBJta bulunmasına ve evlenmek isteyen doğru insanlara güvenin kaçfonî-ması
gibi başka bir çok fesatlar doğuran bir aldatma ve kandknnEa-ca sayılır. Halbuki
hakiki evlenme, eşlerin birbirlerini kamnnnost, birbirlerine samimi davranması,
müslüman aileler gibi iyi bir aüb yuvası kurmakta birbirlerine yardımcı olmaları
demektir.»
HÜLLE NİKÂHI
Hülle nikâhı üç talakla boşanan kadınla iddeti bittikten sonmrat evlenmek veya
kadına dahil olduktan sonra ilk kocasına hd&I efl-sun diye onu boşamaktır. Bu
çeşit nikâh en büyük günah re çirikünn işlerden birisidir. Allah bunu haram
kılmış ve yapanı îâoöJbnmiiş-tir.
Ebû Hüreyre (ra.)'dan rivayet olunduğuna göre Rasüîültslh saB-lallahu aleyhi ve
sellem «Hülle yapana ve kendisi için yapılan Allah lanet etsin» buyurmuştur.
(Hadisi Ahmed, hasan bir seaeadb ıiî-vayet etmiştir.)
Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre» db-miştir ki; «Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, hülle yapansa we kendisi için yapılana lanet
etmiştir.» (Hadîsi Tirmizî rivayet ettmöş ve 'hasen sahihtir', demiştir.) Bu
hadis Nebi aleyhisselâm'dam Mr-kaç şekilde rivayet olunmuştur, içlerinde Ömer
bin Hattab, (temam bin Affan. Abdullah bin Ömer ve diğerlerinin Üe bulunduğa Bfe&â
aleyhîsselâm'ın ashabından ilim ehli bu hadisle amel Tabiînden fâkihlerin görüşü
de budur.
"Ukbe bin Âmir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre llsallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: «Dikkat edin, sîze cnofeneteı* alınmış tekeyi haber vereyim mi?»
Ashab; «Evet ya Rasûlüllah», dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem,
«İşte o hûlleci-dir. Allah, hûlleciye de kendisi için hülle yapılana da lanet
etsin.» buyurdu. (Hadisi îbn Mâce ve Hâkim rivayet etmiştir. Ebû Zurâe 'e Ebu
Hatim hadîsi mürsel olarak illetlendirmiş, Buharî ise hadisi münker saymıştır.
Hadisin ravilerinde Yahya bin Osman vardır 'd, bu adam hadis yönünden zayıf bir
kişidir.)
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sal-lallahu aleyhi ve
sellem'e hülle yapan hakkında soruldu da Rasûlüllah saİIallahu aleyhi ve sellem:
«Hayır hîle yapmak ve Allah'ın ■ kitabım alaya almak yoktur. Kadının balçığından
tadıncaya kadar rağbetle yapılan nikâh vardır.» (Hadisi Ebû İshak Cüzcânî
rivayet etmiştir.)
Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki; «Bana hülle yaparak veya
kendisi için hülle yaptırarak getirilen kişiye recm* den başka bir şey yapmam.»
Ömer'in oğluna bu konu hakkında sorulunca; «îkisî de zinacıdır,» diye cevap
vermiştir. (Bu rivayeti Ibnü'l-Münzir, Îbn Ebî Şeybe ve Abdurrezzak
yapmışlardır.)
Bir adam îbn Ömer'e; «Kocasına helâl olsun diye nikahladığım kadın hakkında ne
dersin?» diye sordu, tbn Ömer «Hayır, ancak rağbetle yapılan nikâh vardır.
Beğenirsen saklarsın, beğenmezsen ayrılırsın. Biz bu tür nikâhı Rasûlüllah,
zamanında, metres hayatı sayardık.» îbn Ömer devamla demiştir ki: «Hülle nikâhı
yaptıkları bilindiği müddetçe, yirmi sene beraber kalsalar yine de zina yapmaya
devam etmiş olurlar.»
9.12.1. Hülle Nikâhının Hükmü
Bu deliller bu tür nikâhın bâtü olup, sahih olmadığını açık olarak ifade
etmektedir. Çünkü lanet, ancak Şeriat'te
caiz olmayan bir iş için yapılır. Dinde caiz olmayan böyle bir muamele, kadını
birinci' kocası için helâl kılamaz. Akid yapılırken maksat hûllr yapmak olduğu
müddetçe, hülle şart koşulmasa bile, niyet ve maksat na-zar-i itibara alınır.
îbn Kayyım şöyle demiştir: «Sözle, anlaşmayla ve kastederek hülleyi şart koşmak
arasında, Medine ehli ile hadis ehli ve fakihle-rine göre bir fark yoktur.
Onlara göre akidlerde, maksad muteberdir. Ameller nîyyetlere göredir. Akid yapan
tarafların girişim yaparak üzerinde muvafakat yaptıkları hülle şartı onlara göre
söylenmiş gibidir. Lâfızların bizzat kendilerine değil bilâkis mânaya
delâletlerine itibar edilir. Mâna ve maksatlar belli olunca lâfızlara itibar
yoktur. Çünkü lâfızlar birer araçtır. Bu durumda lâfızların gayesi tahakkuk
etmiş, üzerine hükümler gerekli olmuştur.
Belli bir vakit kastederek yapılan bu nikâhta, kadının birinci zevç için helâl
olduğu nasıl söylenebilir. Halbuki böyle bir nikâhta beraberce devamlı yaşama
gayesi ve neslin devamı, evlât terbiyesi evliliğin meşru kılındığı diğer
maksatlar bulunmamaktadır. Bu görünüşteki bir nikâh, Allah'ın dinde meşru
kılmadığı ve hiç bir kimseye helâl saymadığı yalan ve aldatmadır. Bu nikâhta hiç
bir kimseye gizli kalmadığı üzere pek çok zarar ve fesad vardır.
îbn Teymiye şöyle demiştir: «AllaYın dini, tekelerden bir teke olarak istiare
edilecek şekilde, herhangi bir ferci haram kılmaktan .pâk ve münezzehtir. Bu
kişi nikâha rağbet etmeyip yakın bir akrabalık kurmak istemiyor ve kadınla
beraber kalmayı asla kabul etmiyor. Sadece kadınla birleşerek birinci kocaya onu
helâl kılıyor. Bu ise Rasûlüllah saİIallahu aleyhi ve sellem'in ashabının
isimlendirdiği gibi fücur ve zinadır. Sonra haram, nasıl helâl olur. Pis olan
şey, nasıl temiz olur? Necis, nasıl iyi olabilir? Bu mesele, Allah'm; kalbini
İslâm'a açtığı ve kalbini imanla doldurduğu kişiye gizli ol-madrğı üzere böyle
bir nikâh Özellikle şeriatlerin en faziletlisi olan İslâm'a ve diğer nebilerin
getirdikleri şeriâtlere aykın olduğu gibi, akıllı bir insanın dahi kabul
etmeyeceği çirkinliklerin en çirkinidir. İşte hak olan budur. Mâlik, Ahmed,
Sevrî, Zahir ehli, içlerinde Hasan, Nehâ'î, Katâde, Leys ve îbn Mübarek'in de
bulunduğu diğer fakihler de bu görüşü benimsemişlerdir. Diğerleri ise akidde
hülle şart koşulmadığı müddetçe bu nikâhı caiz görmüşler, «Çünkü hüküm, zahire
göredir; maksad ve iç yapıya göre değildir. Akidlerde niyyet muteber değildir,»
demişlerdir.
Şafi'î şöyle demiştir: «Nikâhı fasid olan hûlleci, birinci zevceye helâl olsun
diye evlenen, sonradan onu boşayanın nikâhıdır. Şayet akidde boşanmayı *art
koşmazsa, bunun akdi sahihtir.»
Ebü Hanife ve Zûfer şöyle demişlerdir: «Akid yapılırken, birinci kocaya helâl
olması için nikâh yaptığım açıklayarak şart koşarsa bu kadın birinci kocasına
helâl olur, fakat mekruhtur. Çünkü evlilik akdi, fasid bir şartla bâtıl olmaz.
İkinci koca öldükten veya boşandıktan sonra i'ddeti bittiğinde birinci kocaya
helâl olur.»
İmam Ebû Yusuf'a göre bu fasid bir akiddir. Çünkü muvakkat bir nikâhtır. İmam
Muhammed ise ikinci akdin sahih olup birinciye helâl olmadığı görüşündedir.
9J22, Birinci Koca İçin, Boşanan Kadının Helâl Olduğu Evlilik
Kişi karısını uç talâkla boşadığı zaman, diğer bir kocayla hûl-fle .yapmayarak
sahih bir evlilikle nikâh yapıp iddeti' bittikten son-sa asseninceye kadar
birinci kocaya dönmesi helâl olmaz, ikinci ikaca rağbetle kadınla evlenirse ve
birbirlerinin balçığından tadın-orya kadar cîmâ yaptıktan sonra boşanma veya
ölüm sebebiyle aytacım Batsa iddeti bittikten sonra birinci kocaya helâl olur.
, Müslim, Şâfi'î ve Ahmed'in, Âişe (r.a.)'den rivayet et- göre; Rİfâ'at'el-Kurazi'nin
kansı Rasûlüllah sallallahu seJlem'e gelerek; «Ben Rifâ'a'nm kansı idim. Beni
talâk-i boşadı. Ben de ondan sonra Abdurrahman bin Zübeyr'Ie ev-. Ama onun
erkekliğini elbisenin saçağı gibi buldum,» dedi. Boanaam üzerine Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem; «Rifâ'a'ya Sal mi istiyorsun?» diye sordu. «Evet»,
deyince, Rasûlüllah aleyhi ve sellem; «Hayır, sen onun balçığından, o da senin
dan tatmadıkça dönemezsin,» buyurdular. (Balcağızm-süam satmak; cünâ'dan
kinayedir.)
Bu konuda, ha idî ve guslü gerektiren sünnet mahallerinin ka- kâfidir. Eu mesele
hakkmda şu ayet-i kerime nazil olmuş-
koca. karısını ikinci boşamasından sonra bir kere daha a, bundan sonra kadın
başka bir erkeğe nikâhlanmadıkçafeaeasusa helâl olmaz.» (Bakar: 230).nidan,
dolayı, ikinci kocadan boşanan kadının, birinciyle heCikaası için şu şartlar
gerekir:
1) ikinci koca ile yaptığı evliliğin sahih bir evlilik olması.
2) İkinci nikâhın arzu ve istekle olması,
3} Akid yapıldıktan sonra hakiki olarak cinsel yakınlıkta bu-i ve koca, kadının,
kadın da kocanın balcağızından tatmaları.
9.123. Başka Bir Kocayla Evlenme Şartının Hikmeti
Müfessirler ve âlimler, bunun hikmeti hakkında şöyle demişlerden: «Kişi,
karısını üç talakla boşadıktan sonra başka bir koca ile «dîamieden kendisine
helâl olmayacağını bildiği zaman kendini far Çünkü karısının başka koca ile
evlenmesi, kişinin izzet-i ia ve kıskançlığının engelleyeceği ve razı
olamayacağı işler-. özellikle ikinci koca, kendisine düşman olan veya kendisiy
mnümakaşa eden bir tip ise, bu duygu daha da belirgin hale gelir.»
Menâr tefsirinin yazan, tefsirine şunu da ilâve etmiştir: «Hanımını boşayan,
daha sonra ona ihtiyacı olduğunu hisseder de, boşandığına pişman olarak dönerse
ve bundan sonra tekrar kadınla geçimsizlik yaparak boşarsa, sonra kadından ayn
kalamayacağı fikrini tercih ederek ikinci defa kadına dönerse, bu durumda
kendisi için kadını İyice deneme tamam olmuş olur. Çünkü ilk boşama, tam
görmeden ve kadına olan ihtiyacın ölçüsünü tam bilmeden gerçekleşmiştir, îkincî
talak ise, bunun gibi değildir. Çünkü ikincisi, ilk boşamadan pişmanlık duyup
hata yaptığım anladıktan sonra vâki olmuştur. Bunun için deneme tam olarak
gerçekleşmiştir, deriz. Birinci talaktan sonra kadına dönmesî, boşamak yerine
onu tutmayı tercih ettiğini gösterir. Tam bir denemeyle seçim yaparak, tekrar
boşaman tercih etmeye dönmesi uzak bir ihtimâldir. Bu durumda boşamaya döner de
üçüncü defa boşarsa, akh ve terbiyesinin noksan olduğu ortaya çıkar. Bu kişinin
istediği gibi hareket ederek, dilediği zamarî eliyle kadını atmak, nefsi isterse
dilediği zamanda ona dönmek hakkı yoktur. Bilâkis kadının ondan aynlması ve
kadının işlerini onun etinden kurtarmak hikmetten sayılır. Çünkü artık bunların,
Allah'ın emirlerini yerine getireceklerine ve geçinebileceklerine dair güven
bulunmadığı anlaşılmıştır. Bundan sonra başka bir- kocayla istekli olarak
evlenir de bu koca onu boşar veya ölürse, sonra kadında birinci kocasına karşı
istek bulunup, birinci kocası da onun daha önce başkasının kansı olduğunu
bildiği halde, onunla evlenmek ister ve bu durumda kadın da ona dönmeye razı
olursa, beraberce geçinebileceklerine ve Allah'uı emirlerini yerine
getireceklerine dair ümit iyice kuvvetlenmiş olur ki, id-detten sonra bu kadın
eski kocasma helâl olur.»
ŞARTA BAĞLI AKİD
Evlilik akdi şarta bağlı olursa; bu şart ya akdin gereklerinden olur, ya da akde
zıt olur, veya bu şart kadına faydası olan bir şart olur veya Şâirin nehyetmiş
olduğu bir şart olur. Bu hallerden her birerleri İçin hususi hükümler vardır ki,
onlan aşağıda özetliyoruz:
Uyulması Gereken Şartlar
Uyulması gereken şartlar akdin icab ve maksatlarından olup, iyi geçim, kadınsa
iyi bakmak, onu giydirmek ve iskân ettirmek gibi, Allah ve Rasûlünün hükümlerine
karşı olmayı içermeyen şartlardır. Erkek, kadın haklarında herhangi bir kusur
yapmaz. BaşkaIannın hanımlarına yaptığı gibi karısının nafakasını verir. Kadın
da kocasının izni olmadan bir yere gitmez, geçimsizlik yapmaz, ko-casnın izni
olmadan oruç tutmaz, izni olmadan başkasının evine girmesine müsaade etmez,
rızası olmadan malından tasarruf etmez ve benzeri hususlar gibi.
Uyulması Gerekmeyen Şartlar
Akdİn sahih olmasıyla beraber uyulması gerekmeyen şartlardan bazıları şunlardır:
Mesela, nafaka ve cinsel münasebeti kesmek şartı veya mehir vermeyeceğine dair
şart koşması, kadından ayn yaşayacağını söylemesi veya kadının kendisine
bakmasını, kendisine birşey vermesini veya yanında sadece haftada bir gece
kalacağını veya gece değil de, gündüz yanında kalacağını şart koşması gibi.
Bütün bu şartlar bizzat bâtıldır. Çünkü nikâh akdine zıttırlar. Akidde önce
koşulan bu şartlar, akidle vacip olacak olan haklan düşürmeye yönelik olduğundan
böyle bir akid sahih olmaz.
Mesela; satıştan önce, Şuf'a hakkına sahip olan komşunun, Şuf'a hakkım düşürmesi
gibi. Ancak akdin kendisi sahihtir. Çünkü bu şartlar akde ilâve edilen mânalara
ait olup bunları zikretmek şart olmadığı gibi, bunları bilmemek te zarar vermez.
Meselâ; meh-rin kadın tarafından bilinmesiyle evlilik sahih olduğu için akde
haram bir mehir şart koşulduğunda böyle fasid bir şartla akdin gerçekleşmesi
caizdir.
9.133. Nikâhta Kadın İçin Faydalı Olan Şartlar
Kadına faydası olacak şartlardan bazıları şunlardır; Meselâ, çalışmak için onu
evinden ve ülkesinden dışarıya götürmemesi, onunla rahatsız olacağı bir
yolculuğa çıkmaması, üzerine başka bir kadınla evlenmemesi ve benzeri şartlar
gibi.
Alimlerden bazıları şartlı nikahın sahih olup, şartların geçersiz olduğu ve
şartlara vefa göstermek gerekmediği görüşündedirler.
Bazıları ise, «Kadın için şart koşulan şeylere vefa göstermek gerekir. Şayet
vefa göstermezse nikâh bozulur,» demişlerdir.
Birinci görüş, Ebû Hanife, ŞâfiT ve ilim ehlinden çoklarının görüşüdür. Bu
görüşlerine aşağıdaki rivayetlerle delil getirdiler:
1) Rasûlüllah sallalJahu aleyhi ve sellem; «Müslümanlar şart' lanna vefa
göstermelidirler. Ancak haramı helâl, veya helâli haram yapan şart müstesnadır.»
buyurmuştur. «Bu koşulan şartlar ise, evlenmek, yolculuk yapmak, ülkesinden
dışan çıkmak gibi helâl olan şeyleri haram kılmaktır.» demişlerdir.
2) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Allah'ın kitabında olmayan bir şart
yüz defa da koşulsa bâtıldır.» buyurmuştur. Bu şartar Allah'ın Kitab'inda
yoktur. Çünkü, Şer-i Şerif bu şartlan gerekli kılmıyor.
3) Yine bu görüşün sahipleri demişlerdir ki; «Bu şartlar akdin maslahatından ve
gereklerinden değildir.»
îkinci görüş; Ömer bin Hattab, Sa'd bin Ebî Vakkas, Muavi-ye, Amr Ibnü'1-As,
Ömer bin Abdülaziz, Câbir bin Zeyd, Tâvûs, Ev-zâ'î, tshak ve Hanbelilerin
görüşüdür. Bu görüşün sahipleri aşağıdaki delilleri getirmişlerdir:
1) Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Ey iman edenler, verdiğiniz sözleri yerine
getiriniz.» (Maide: 1).
2) Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Müslümanlar şartlarına bağlıdırlar,»
buyurmuştur.
3) Buhari, Müslim ve diğerlerinin, Ukbe bin Âmir (r.a.)'den rivayet ettiklerine
göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: îlk önce yerine
getirilmesi icab eden şart, kadınları onunla kendinize helâl kıldığınız şarttır.
4) Esrem'in senediyle rivayet ettiğine göre; «Bir adam bir kadını nikahlayarak
evinde kalmasını şart koştu, daha sonra kadım başka bir yere nakletmek istedi.
Bunun üzerine münakaşa ederek Ömer bin Hattab'a gittiler. Ömer (r.a.) «Hakların
sının, şartların koşulduğu zamandır,» diyerek, kadının koştuğu şartı isteme
hakkı olduğunu belirtti.
- 5) Bunlar kadın için faydası ve maksadı olan şartlardır. Bu şartlar,
evlenmekteki maksada mâni olmayıp, yerine getirilmesi lazım olur. Meselâ mehrin
artırılacağını şart koşmak gibi.
İbn Kudâme, bu görüşü tercih edip, birinci görüşü zayıf bularak demiştir ki:
«Sahabeden bize kadar adı geçenlerin sözlerine, kendi asırlarında muhalif olanı
bilmiyoruz.»
Böylece sahabenin görüşü icma olmuş oldu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'in; «Allah'ın kitabında olmayan her şart batıldır.» hadisi' bu şartı
kapsamaz. Çünkü buradaki şart meşrudur. Meşru olduğu üzerine ihtilaf olmakla
beraber, meşru olduğuna delâlet eden rivayetler bize zikrolunmuştur. Meşru
olmadığını iddia edenin delil getirmesi gerekir.
«Bu şart, helâli harara kılar» sözüne gelince; biz deriz ki: «Helâli haram
kılmaz. Şüphesiz kadın için şart yerine getirilmezse akdi bozma muhayyerliği
vardır.»
«Bu şartlar akdin maslahatından değildir» sözüne gelince; deri-, ki: «Bunu da
kabul edemeyiz. Şüphesiz bu şart kadının masla-hatındandır. Akid yapanm
maslahatından olan bir şey, akdin maslahatından sayılır.»
îbn Rüşd şöyle demiştir: «İhtilafların sebebi umumî delilin, hususi delile karşı
olmasındandır. Umumî delil Âişcnin rivayet ettiği şu hadistir. Nebî aleyhisselam,
cemaate okuduğu bir hutbesinde, «Allah'ın Kitabında olmayan her şart, yüz defa
da koşulsa bâtıldır.» buyurmuştur. Hususî delil ise Ukbe bin Âmir'in rivayet
ettiği hadistir ki, Nebî aleyhisselam; «ilk önce yerine getirilmesi icab eden
şart, kadınları kendinize, kendisiyle helâl kıldığınız şarttır.» buyurmuştur.
(Bu iki hadis de sahih olup, Buhari. ve Müslim rivayet etmişdir.) Ancak
usûlcülere göre meşhur olan, hususi delili umuma tercih ederek hüküm vermektir
ki, bu da şartın lüzumudur.
îbn Teymiye şöyle demiştir: «Akılların gösterdiği hedefler, akidlere girdiğinde
görülecektir ki, bastan savmak ve kıymet vermemek mümkün olmayan ve gerçek
maksadı ortaya koyan iyi bir sonuç ortaya çıkar. Meselâ İvazlı (karşılık)
yapılan akidlerde müddet konması, bazı yerlerde malın değerinin belli paralarla
ödenmesi, satılan malda belli vasıflar aranması, eşlerden birisinin diğerine bir
iş ve sanatı şart koşması gibi. Bazen bu şartlar, mutlak yapılan akdin ifade
etmediğini ifade eder, bilakis mutlak akde muhalif bile olur.
9.13.4. Şârİ'İn NehyetÜği Şartlar
Şâri'in nehyettiği ve yerine getirilmesini haram kıldığı şartlardan birisi
kadının nikâh esnasında evleneceği adama, karısını boşamasını şart koşmasıdır.
Ebû Hûreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhisselam, kişiyi
müslüman kardeşinin yaptığı dünürlük üzerine dünürlük yapmaktan ve yaptığı satış
üzerine satış yapmaktan nehyetmiş ve şöyle buyurmuştur: «Evlenecek kadın da,
başka bir kadının ka-bmdakini yahut tabağmdakini boşaltmak için, onun
boşanmasını istemesin. Şüphesiz nzkı Allah'a aittir.» (Hadisi Buhari ve Müslim
rivayet etmişdir.)
Yine Buhari ve Müslim'in ittifak ettiği bir rivayete göre, Nebî aleyhisselam,
kadının, müslüman kardeşinin boşanmasını şart keş-masını nehyetmiştir.
Abdullah bin Amr (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Rasûlül-Iah sallalahu
aleyhi ve sellero şöyle buyurmuştur: «Bir kadını bo-şayarak, başka bir kadını
nikahlamak helâl değildir.» (Hadisi Ah-med rivayet etmiştir.)
Bu nehiy, nehyedilen şeyin fasid olmasını gerektirir. Çünkü ka-dm, bu kişiye,
akdini bozmasını, kendi hakkını ve karısının hakkmı iptal etmesini şart
koşmaktadır ki, satışını bozmasını şart koşması gibi, bu da sahih olmaz. Denirse
ki; «Bu nikâh şekliyle, üzerine evlenmeyeceğine dair şart koşulan nikâh arasında
ne fark vardır? Hatta bunu sahih kabul ettiniz ve kumasını boşama şartını ise
batıl saydınız?»
İbn Kayyım bu soruya şöyle cevap vermiştir: «Dendi ki; aralarındaki farka
gelince; karısını boşamasını istemekte, ona zarar vermek, kalbini kırmak, evini
harap etmek, düşmanlarını sevindir mek vardır. Nikâh akdinde, evlenmemesini şart
koşmasnda i'se bu gibi durumlar yoktur. Şer'î delil bunların arasım ayırmıştır.
Birini diğerine kıyas etmek fasiddir.
9.133. Şarta Yakın, Sahih Olmayan Evlenme Şekillerinden Birisi de Değİş-Tokuz
Yoluyla Yapılan Mehİrsiz
Evlenmedir
Bu nikâh şekli, iki kişinin, velisi bulundukları kızları trampa yoluyla
evlendirmeleri ve aralarında mehir tayin etmemeleridir.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem. bu eviliği nehyederek; «tsâm'da değis-tokuş
yoluyla evlenme yoktur,» buyurmuştur. (Hadisi Müslim, İbn Ömer'den, îbn Mâce'de
Enes bin Mâlik'den rivayet etmiştir. Zevâİd kitabında yazan şöyle demektedir:
«Hadisin isnadı sahih, ravileri sikadandır. Hadis İçin sahih şahitler vardır.
Tirmizî hadisi, îmrân bin Husayn hadisinden rivayet ederek, 'hadis, hasen,
sahihtir' demiştir.»)
îbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre, «Rasûlüllah Şigâr yoluyla nikâh yapmaktan
nehyetmiştir.» Şİğâr: Aralarında mehir olmamak üzere, bir kimsenin diğerine,
«sen kızım benim oğiuma, ben de kızımı senin oğluna vereyim; yahut bana
kızkardeşini ver, ben de sana kızkardeşimi vereyim,» şeklinde demeleridir.
9.13.5.1. Bu Konuda Alimlerin Görüşleri
Alimlerin çoğunluğu bu iki hadisle deli! getirerek, Şiğâr Nikâ-hı'nın asla
gerçekleşmeyip batıl olduğunu söylemişlerdir.
Ebû Hanit'e ise sahih olduğu, görüşüne vararak şöyle demiştir: «Kızlardan her
birerleri için kocalarına mehr-î misil gerekir. Her ikisi de, mehir olarak
isimlendirilmesi mümkün olmayanı, mehir olarak isimlendirmişlerdir. Çünkü,
kadını, kadın mukabili vermek mal olmayıp mehir yerine geçmez. Nikâhtaki
fâsidlik, mehir yönün-dendir. Mehir ise akdin fâsid olmasını gerektirmez.
Nitekim mehir olarak, içki ve domuz eti konarak nikâh yapılsa, nikâh fâsid
olmaz, mehr-î misil gerekir.»
9.13.5.2. Trampa Nikâhın Nehyedilmesinin Hikmeti
Âlimler, nehyih illetinde ihtilaf etmişler, bazıları; «Sen Tn^ım oğluma
verinceye kadar, benim kızımın, senin oğlunla nikâhı gerçekleşmez,» der gibi bir
şarta tevkif edildiği veya bağlı kılındığı için bu tip nikâh nehyedilmiştir.»
demiş, bazıları ise; «Nehyin sebebi, nikâhta ortaklık yaparak, taraflardan
herbirinin nikâhının diğeri için mehir kılınmasıdır,» demişlerdir.
Çünkü veli, elinin altmdakinin nikâhım karşı tarafa vererek, karşılığında karşı
taraftakinin nikâhını almıştır ki, bu durumda kadın bu nikâhtan faydalanamaz;
kadma bizzat mehir veritmiş olmaz. Bilâkis mehir veliye gitmiş oîur. Bu ise her
iki kadma zulüm olup, nikâhlarını faydalanacakları mehirden soyutlamaktır.
Ibn Kayyım; «Bu mânâ Arap lügatine uygundur,» demiştir.
NİKÂHIN SIHHATİNİN ŞARTLARI
Nikâhın sıhhatinin şartlan,nikâhın sahih olmasının bağlı olduğu şartlardır.
Şöyle ki, bu şartlar bulunduğu zaman, nikâh akdi şer'an mevcut olmuş olup
nikâhla ilgili haklar ve bütün hükümler akid yapanlar için sabit olmuş olur. Bu
şartlar iki tanedir.
Birinci Şart: Evlenecek kadının, kendisine yaklaşmak isteyen erkekle evlenmesi
helâl olan kadınlardan olması. Bundan dolayı, kadının belli bir zamanda veya
devamlı olarak evlenilmesi haranı olan kadınlardan olmaması gerekir. (Bu konu,
«Haram olan kadın' lar» bahsinde gelecek.)
î kinci Şart: Evliliğin şahitler huzurunda olması. Bu da aşağıdaki kısımlara
ayrılın
1 — Şahitliğin hükmü.
2 — Şahitliğin şartlan.
3 — Kadınların şahitliği.
332
9.14.1. Nikâhın Şahitler Huzurunda Olmasının Hükmü
Cumhur ulemaya göre, evlilik ancak delil ile sabit olur. Başka bir vesileyle
nikâhı ilân etse bfle akid zamanı şahitler huzurunda olmadan nikâh gerçekleşmez.
Şahitler, şahitlik yapar da, taraflar şahitlerden, akdi gizleyip duyurmamayı
isterlerse, akid sahih olur. Alimler bu şekilde akdin sahih olduğuna aşağıdaki
rivayetleri delil getirmişlerdir:
1) Ibn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
seilem; «Zinakâr kadınlar, şahit olmadan kendi kendilerine nik3hT3Tt?Tiıl«''Htr,»
buyurmuştur.
2) Âişe (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
seilem; «Nikâh ancak bir veli ve İki adaletli şahid huzurunda yapılır.»
buyurmuştur. (Hadisi Dârekutnî rivayet etmiştir.) Bu ifade nikâhın sıhhatine
yönelik olup, şahidler huzurunda olmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü şahidlerin
bulunmaması, nikâhın sahih olmaması demektir. Bunun gibi olanlar şart hükmünü
taşır.
3) Ebû Zübeyr el-Mekkî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Ömer Îbn'ül-Hattab'a
sadece bir erkek ve kadının şahitlik yapması konusu sorulunca; «Bu, gizli
nikâhtır. Buna cevaz vermem. Daha önce haberim olsaydı, bu adamı recmederdim,»
demiştir. (Hadisi, Mâlik Muvattâ'ında rivayet etmiştir.)
Bu hadisler her ne kadar zayıf olsalar bile birbirlerini
kuvvetlendirmektedirler.
Tirmizî, şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselamın ashabından, daha sonra gelen
tabünden ve diğerlerinden ilim ehli olanlar bununla amel ederek şöyle
demişlerdir: «Şahidler huzurunda yapılan nikâhtan başka nikâh yoktur.» Bu hadis
hakkında, geçen alimlerden hiç birisi ihtilâf etmediler. Ancak sonradan gelen
ilim ehlinden bir gurup, müstesnadır.»
4 — Nikâhın şahidler huzurunda olmasının hikmeti, eşlerden ziyade, doğacak
çocuğun haklanın korunmasıdır. Babası çocuğunu inkâr edip çocuğun nesebi zayi
olmasın diye nikâhta şahid koşulmuştur.
îlim ehlinden bazısı şahidsiz nikâhın sahih olduğu görüşündedirler: Bunlar
arasında Şiîler, Abdurrahman bin Mehdî, Yezid bin Hârûn, İbn'ül Münzir ve Dâvûd
vardır. Ibn Ömer ve îbn Zübeyr de böyle yapmışlardır. Hasan bin Alî'den rivayet
olunduğuna göre, bu zat önce şahidsiz olarak evlendi, sonra nikâhı ilân etti.
Ibn'ül-Münzir: «Nikâhın iki şahid huzurunda yapılacağına dair bir haber sabit
olmamıştır.» demiştir.
333
Yezid bin Hârûn ise şöyle demiştir: «ALLAH-U TEÂiA, satışta şahidlerin
bulunmasını emretmiş, nikâhta emretmemiştir. Rey taraftarları ise, şahidlerin
bulunmasını emretmiş, nikâhta emretmemiştir. Rey taraftarları ise, şahidliği
nikâhta şart koşmuş, satışta şart koşmamıştır.»
Nikah akdi tamam olunca, şahidlerin nikâhı gizli tutmalarını tavsiye etmeleri
kerahatla beraber sahihtir. Çünkü bu iş; «Nikâhı ilân ediniz» emrine muhaliftir.
Şafiî, Ebû Hanife ve tbn'ül-Münzir bu görüşe varmışlardır.
Ömer, 'Urve, Şâ'bî ve Nâfi', bunu mekruh sayanlardandır.
fmam Malik'e göre gizli tutulan nikâh akdi fesh olur.
îbn Vehb'in, iki şahid huzurunda bir kadınla nikahlanıp sonra onu gizli tutan
bir adam hakkında Mâlik'ten rivayet ettiğine göre. İmam Malik; «Bîr talakla
aralan ayrılır, nikahlan caiz olmaz. Eğer kadınla zifaf vaki olmuşsa mehrini
vermesi gerekir. Şahidler ise cezalandırılmaz demiştir.»
9.14.2. Şahid Olmak İçin Gereken Şartlar
Şahid olmak için; akıllı, bulûğ çağma ermiş olması ve eşlerin evlenme akdi
yaptıklanm anlamakla beraber birbirlerinin sözlerini işitmeleri gerekir. Çocuk,
deli, sağır ve sarhoşun şahitliğiyle nikâh sahih olmaz. Çünkü bunların
varlığıyla yokluğu arasında fark yoktur.
9.143. Şahid Olmakta Adaletin Şart Koşulması
Şâhidîikte adaletin şart koşulmasına gelince, Ebû Hanife, adaletin şart olmadığı
görüşüne vararak, nikâhın fâsık iki şahidini huzurunda gerçekleşebileceği,
nikâhta veli olması caiz olan herkesin şâhid olmasının da caiz olduğunu
söyleyerek, şahidlikten maksadın nikâhı ilan etmek olduğunu söylemiştir.
Şâfİ'iler ise, daha önce geçen; «Bir veli ve iki adaletli şahidle yapılandan
nikâh yoktur» hadisiyle delil getirerek, 'şahidlerin adaletli olması gerekir',
demişlerdir. Şâfi'îlere göre; durumu bilinmeyen iki şahid huzurunda yapılan
nikâh hakkında iki görüş vardır. Tatbik ettikleri görüşe göre, nikâh sahih olur.
Çünkü evlilik gerçek olarak adaletli olduğu bilinmeyen kişilerin şahidliğiyle
köylerde, kırsal kesimlerde ve çok insanlann yaşadığı bölgelerde olur. Bu
şahidlerin gerçekte adil olup olmadıklarını araştırmak zor bir iş olduğundan
zahiri hallerine bakılarak, fasıklığı açık olmayıp gizlikalmış şahitler yeterli
sayılır. Akid yapıldıktan sonra fasık olduğu ortaya çıksa, bunun akde tesiri
olmaz. Çünkü adalette şart, fasık-hğının zahir olmamasıydı. Fasıklığı zahir
olmaymca, nikâh akdi tahakkuk etmiş olur.
9.14.4. Kadınların ŞahidÜği
Şâfîî ve Hanbelîler, şahid olmak için erkekliği şart koşarak, «Nikâh akdi bir
erkek ve iki kadın şahitle sahih olmaz,» demişlerdir. Çünkü Ebû Ubeyd'in
Zühri'den rivayet ettiğine göre Zühri şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'den gelen sünnete göre, nikâh talak ve had cezalannda kadınlann
şahidiğinin caiz olmamasıdır.»
Evlenme akdi, mal olmayan bir akid olup, evlenme akdinden maksat mal değildir.
Çok kerre nikâhta erkekler hazır bulunur. Had cezalan gibi nikâhta da kadınlann
şehadeti sabit olmamıştır.
Hanefüer bu şartı kabul etmeyerek, iki adam veya bir adam ilci kadın şahidi kâfi
görmüşlerdir. Çünkü AUahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
«Erkeklerinizden iki kişiyle şahit tutunuz. Eğer iki erkek bulunmazsa, o halde
doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekte iki kadın gerekir.» (Bakara:
282).
Çünkü nikâh, karşılıklı sözleşmede satış gibidir ki, erkeklerle beraber
kadınlann şehadetiyle de gerçekleşir.
9.14.5. Hürriyetin Şart Olması
Ebü Hanife ve Şafiî, şahitlerin hür olmalarım şart koşmuşlardır. Ahmed ise
hürriyeti şart koşmayarak, sair
hukukta geçerli olduğu gibi, iki kölenin şehadetiyle evliliğin gerçekleşeceği
görüşündedir. Çünkü kölenin şahid olmasını reddedecek emniyetli, güvenilir ve
takva sahibi olduğu müddetçe şahitliğini kabul etmeye mâni olacak Kur'ân ve
hadisten bir delil yoKtur.
9.14.6. Müslüman Olmanın Şart Olması
Âlimler, nikâh akdi müslüman erkek ve kadın arasında olduğu zaman, şahitlerin de
müslüman olmasının şart olduğunda ihtilaf etmemişlerdir. Sadece erkek, n.'islüman
olduğu zaman ise, gayri müslimin şahidliği konusunda ihtilâf etmişlerdir.
Ahmed, Şâfi'î ve Muhammed bin Hasan'a göre akid gerçekleşmez. Çünkü müslümaniH
nikâhında gayri müslimin şehadeti kabul olmaz.
Ebû Hanİfe ve Ebû Yusuf ise; müslüman erkek gayri müslim-le evlendiği zaman,
gayri müslim iki erkeğin şehadeti caizdir. Bu görüşten, ahval-i şahsiyye kanunu
alınabilir.
9.14.7. Nikâh Akdinde Şekle İÜbar Edilmesi
Nikâh akdi, rükünlerinin ve akid şartlarının gerçekleşmesiyle tamam olur. Ancak,
şahidler huzurunda yapılmadan bu akde şer'î hükümler lâzım gelmez. Şahidlerin
bulunması tarafların rızasının dışmda bir şeydir. îşte bu yönüyle nikâh akdi
şeklî olmuş olur. Şa-hi'dler huzurunda yapılan nikâh, îcâb ve kabul ile iktifa
ederek nza ile yapılan akde muhaliftir. Tarafların yanlız rızalarının bulunması,
kira ve diğer akidlerde olduğu gibi nikâh akdini gerçekleştirmiş ve oluşturmuş
olur. Bu durumdaki nikâhın üzerine, nikâh hükümleri lâzım gelerek, başka bîr
şeye ihtiyaç duymadan, kanunun himayesine girmiş olur.
9.15. AKDtN GEÇERLİ OLMASININ ŞARTLARI
Akid tamam olup, sahih olarak vâki olduğu zaman, geçerli olması ve başka birinin
iznine bağlı bulunmaması için şu şartlar gereklidir:
1) Akdi yapmayı üzerine alan velîlerden her birerlerinin, akıllı, buluğ çağma
ermiş ve hür olma gibi tam ehliyetli olmaları; eğer akid yapan taraflardan
birisi bunak, küçük mümeyyiz veya köle olursa, kendisinin yaptığı akid,
velisinin veya efendisinin iznine bağlı olarak sahih olmuş olur. Eğer onlar izin
verirlerse, nikâh sahih, izin vermezlerse nikâh batıl sayılır.
2) Akid yapanlardan herbirerleri, akdi doğrudan yapma yetkilerinin bulunduğu bir
sıfata sahip olmaları; şayet akdi yapan, velayet ve vekâletin dışında, kendi
başına doğrudan akdi yapan vâsî ise veya vekil' olup da, kendisine vekâlet
bırakılan hususlara muhalefet ederse veya kendisinden daha yakın ve öne geçmesî
gereken velisi bulunduğu halde velilik yaparsa, bunlardan herhangi birisi
nikâhın ve nikâhın sahih olmasının, şartlarını yerine getirirlerse, derece
bakımından evlenene yakın olanın iznine bağlı olarak nikâh sahih olur.
336
,NİKÂH AKDİNİN DEVAMLI OLMASININ ŞARTLARI
Evlilik akdi, rükünleri, sıhhatinin şartlan ve geçerli olmasının şartlan yerine
getirildiği zaman devamlı olur. Akid devamlı olunca, tarafların veya başkasının
akdi bozma veya fesh etme hakkı yoktur. Akid edilen nikâh ancak boşanma veya
vefatla nihayete erer. Nikâh akdinde bu husus esastır. Çünkü evlilik hayatının
devamı, ço-culdann terbiyesi, çocuklann işlerine bakmak gibi nikâh sebebiyle
meşru kılınmış maksatların, nikâhın devamlı olmasından başka şekilde
gerçekleşmesi mümkün değildir. Bunun îçin âlimlen şöyle demişlerdir: «Evliliğin
devamlı olmasının şartlarım bir şart toplar ki, o da tarafların nikâh kıyılıp
sahih ve geçerli olduktan sonra akdi bozma haklarının olmamasıdır. Şayet birisi
îçin akdi feshetmek hakkı olsaydı, o zaman akid devamlı olmazdı.»
9.16.1. Nikâh Akdi Ne Zaman Devamlı Olmaz?
Aşağıdaki durumlarda nikâh akdi sürekli olmaz: Erkeğin kadını veya kadının
erkeği aldatması durumunun ortaya
çıkması. Meselâ; Erkek, çocuğu olmayacak şekilde kısır ise, kadın da evlenmeden
önce bu durumu bilmiyor idiyse, bu durumda kadının öğrendiği andan itibaren akdi
feshetme ve bozma hakkı vardır. Ancak kadın bu durumda erkeği koca olarak kabul
eder, onunla yaşamaya razı gelirse, akid devam eder.
Ömer (r.a.) bir kadınla evlenen kısır adama; «Çocuğunun olmadığını kadına haber
ver. Sonra onu kalmakta veya gitmekte serbest bırak,> dedi.
Aldatma şekillerinden birisi de çocuğu olmadığını kadına bildirip, onunla
evlendikten sonra fasık olduğunun ortaya çıkması durumudur. Yine aynı şekilde bu
durumda da kadının akdi feshetme hakkı vardır.
îbn Teymiye de aynı hükümleri zikretmiştir: «Bekâr diye bir kadınla evlenen
kişinin daha sonra kadının dul çıkması halinde akdi feshetme yetkisi olduğu
gibi, bekârla dul arasındaki mehir farkını talep etme hakkı da vardır. Kadınla
yatmadan önce akdi bozarsa, mehir düşer. Yine bunun gibi; erkek, kadının,
kadınlığından tam olarak faydalanmasından nefret ettirecek bir aybını bulursa
akid sürekli olmaz. Meselâ, kadının devamlı istihaze kam görmesi gibi. Şüphesiz
devamlı istihaze kanı, nikâhın feshini gerektirecek bir ayıptır. Yine k»Hının
ferdndeki kapalılık gibi cinsel yakınlaşmayı engelleyecek bir kusur da nikâhın
feshini gerektirir. Erkeğe
akdi bozmayı caiz kılan ayıplardan bazısı, delilik, cüzzam ve alaca hastalığı
gibi nefret verici hastalıklardır. Bunlardan dolayı erkeğin akdi bozma hakkı
olduğu gibi, erkekte alaca hastalığı varsa, deli ise veya cüzzamlı ise veya
zekeri kesilmiş ise veya cinsel gücü yoksa veya küçük ise, kadının da akdi
feshetme hakkı vardır.»
9.16.2. Ayıp Sebebiyle Akdi Feshetmek Hususunda Âlimlerin Görüşleri
Bu konuda âlimler ihtilaf etmişlerdir:
1 — Âlimlerden bazıları, ayıp ne olursa olsun; ayıp sebebiyle nikâhın fesh
olunamayacağı görüşündedir.
Dâvûd ve İbn Hazm bunlardandır.
Ravdatu'n-Neddîyye sahibi şöyle demiştir: «BU ki; dini bir zaruret olarak sabit
olduğuna göre, nikâh akdi cinsel münasebetin caiz olması, nafaka ve
benzerlerinin vacip olması, miras ve sair ahkâmın vacip olması gibi evlilik
ahkâmının sabit olduğu devamlı bir aki'ddir. Yine dini zaruret olarak sabit
olmuştur ki, nikâh akdinden ancak talak ve ölümle çıkılır. Her kim, başka
herhangi bir sebeple nikâhtan çıkılacağını sanırsa, dini zaruretle sabit olmuş
bir meseleden başka hükme geçmeyi gerektirecek sahih bir delil getirmesi
lâzımdır. Ayıplar hakkında zikrettikleri meseleler hakkında ise, akdi bozacağına
dair açık bir delil gelmemiş ve sabit olmamıştır. Rasûlüüah sailallahu aleyhi ve
sellem'in «Ailene var,» sözü boşama ifade eder. Böyle bir delil geldiğini
farzetsek bie, gerekli olan, hükmü kesin olan delile dayandırmaktır. Başkasına
değil. Güçsüzlük sebebiyle akdin fesh olmasına gelince; bu konuda sahih bir
delil gelmemiştir. Aslolan akidden dönmeyi gerektiren bir dej lil gelinceye
kadar, nikâhın devam etmesidir. Şaşılacak bir husus da şudur ki; bazı ayıpların
nikâhı feshettiğini, bazılarının İse fesh etmediğini kabul etmeleridir.»
2 — Âlimlerden bazıları; «Evlilik akdi bazı ayıptan dolayı bozulur, bazısından
dolayı ise bozulmaz,» görüşündedirler. îlim ehlinin çoğunluğu bu görüştedirler.
Görüşlerine aşağıdaki rivayetlerle delil getirmişlerdir:
Birincisi, Ka"b bin Zeyd'in veya Zeyd bin Kâb'ın rivayet ettiğine göre: «Rasûlüllah
sallailahu aleyhi ve sellem Benî Ğıfâr'dan bir kadını nikahladı. Yanına girince
elbisesini çıkarıp yatağın üzerine oturdu. Kadının böğüründe beyaz bir ben
görünce, yatağın kenarına çekilerek, kadına; «Elbiseni giyin,» dedi ve kadına
verdiklerin-
den bir şey geri almadı». (Hadisi Ahmed ve Sa'îd bin Mansûr rivayet
etmişlerdir.)
ikincisi, Ömer (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: «Kendisinde
delilik, cüzzam veya alaca hastalığı olan herhangi bir kadın erkeği aldatırsa;
eğer zifaf vaki olmuşsa mehri kendisinindir. Erkeğin mehri de aldattığı
kişiyedir.» (Hadisi Mâlik ve Dârekutnî rivayet etmiştir.)
Bu âlimler nikâhın bozulduğu ayıplar hakkında ihtilâf etmişler, Ebû Hanife;
«Zekerin kesik olması ve güçsüzlükten dolayı nikâh fesh olur,» demiş, Şafiî ise,
«Delilik, alaca hastalığı, cüzzam ve fercin kapalı olmasını» ilave etmiş, İmam
Ahmed üç imamın zikrettiklerine kadının fıtık (iki yol arasının yırtık olması)
olmasını da ziyade etmiştir.
9.163. Bu Mesele Hakkında Bir Araştırma
Doğrusu şu ki"; yukarıda geçen görüşlerin hepsini nazan itibara almaya değmez.
Sevgi, merhamet ve sükûnet üzere bina edilen evlilik hayatının, taraflardan
herhangi birisini nefret ettirecek hastalık ve ayıpların bulunması halinde devam
etmesi ve istikrara kavuşması mümkün değildir. Şüphesiz ayıplar ve nefret
ettirici hastalıklarla beraber, nikâhtan kastedilen şey gerçekleşmez. Bundan
dolayı. Sâri', tarafları evliliği kabul etmek veya reddetmek konusunda serbest
bırakmıştır.
îmam İbn Kayyım'in bakmaya ve önem vermeye değer bir incelemesi aşağıdadır:
«Körlük, dilsizlik, ağır işitmek ve kadının el ve ayaklarının kesik olması veya
erkeğin böyle olması en büyük nefret verici hususlardandır. Bunlar-hakkında
sükût edip gerçeği söylememek ise en çirkin hile ve kandırmadır ki, bu da dine
aykırıdır. Müminlerin emin Ömer bin Hattab (r.a.); bir kadınla evlenen kısır
adama; «Çocuğunun olmadığını kadına haber ver ve onu muhayyer bırak,» demiştir.
Eğer kadında bu ayıplar noksansız olarak bulunsaydı acaba Ömer ne derdî?» İbn
Kayyım devamla şöyle demiştir: «Kıyas şudur ki; taraflardan birini diğerinden
nefret ettiren ve kendisiyle sevgi ve şefkat gibi nikâhın maksadı hasıl olmayan
her ayıp muhayyerliği gerektirir. Nikâhta şart koşulanlara vefa göstermek,
satıştan nasıl daha evla ise, nikâhtaki muhayyerlik de satiştakinden daha
evlâdır. Allah ve Rasûlü, hiç bir zaman gafil avlanmaya, bilmemek ve kandırılmak
suretiyle aldatılmaya cevaz vermemiştir. Şer'i Şerifin kaynaklarındaki
maksatları, adalet ve hikmetini ve kapsadığı maslahatları düşünen kimşeye bu
görüşün bir delil olduğu ve Şer'î kaidele yakınlığı gizli değildir.»
Yahya bin Sa'îd el-Ensârî'nin İbn Müseyyeb'den rivayet ettiğine göre, Ibni
Müseyyeb demiştir ki: Ömer (ra.) şöyle demiştir: «Kendisinde delilik, cüzzam
veya alaca hastalığı bulunan herhangi bir kadın evlenir de, zifaftan sonra
kocası onun hasta olduğunu öğrenirse, cima vaki olduğu için kadının aldığı mehir
kendi- -nindir. Velisinin ise hile yaptığı için kocanın verdiği mehri ödemesi
gerekir.»
ŞaTîî, Alî (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: «Kendisinde alaca hastalığı,
delilik, cüzzam veya fercin kapalı olması gibi hastalıklar olan bir kadın
nikâhlanırsa, kocası ona dokunmadığı müddetçe muhayyerdir. Dilerse onu saklar,
dilerse boşar. Eğer cima vaki olmuşsa, kadını kendisine helâl kılması sebebiyle,
mehir kadınındır.»
Vekî' şöyle demiştir: «Süfyân Sevri, Yahya bin Sa'îd ve Sa'îd bin Müseyyeb'in
Ömer (r.a.)den rivayet ettiklerine göre, Ömer (r.a.) şöyle demiştir: «Alaca
hastalıklı ve kör bir kadınla evlenenin, zifaf vâki olursa kadının mehrinî
vermesi gerekir.» Vekî', devamla demiştir ki; «Bu ifade, hükmün sadece Ömer'in
yukarıda zikrettiği ayıplan kapsayıp, diğer ayıplan kapsamadığına delalet
etmez.»
Yine ilmiyle, r ini bütünlüğüyle ve verdiği hükümlerle tanınmış islâm kadısı
Şurayh (r.a.) da bu yönde hüküm vermiştir:
Abdürrezzak şöyle demiştir: «Ma'mer, Eyyûb ve îbn Sîrm'den rivayet olunduğuna
göre; iki adam Şurayh'ın huzurunda münakaşa ederek, içlerinden biri şöyle dedi:
«Bu adam seni İnsanların en güzeliyle evlendireceğim diyerek bana kör bir kadın
getirdi.» Bunun üzerine Şurayh; «Eğer sana, ayıbını gizîediyse bu caiz olmaz»,
demiştir. Bu hükmü düşün; «Eğer senden bir ayıbını gizlemişse» ifadesinin,
kadının erkekten gizlediği her ayıbı ifade ettiğini ve erkeğin de bu kadını
reddetme hakkı bulunduğunu anlarsın.»
Zührî şöyle demiştir: «Nikâh, her aciz bırakan hastalıktan dolayı reddolunur.
Sahabe ve selef ulemasının fetvalarını düşünenler bilirler ki; onların bir ayıbı
bırakıp başka bir ayıptan dolayı nikâh reddettikleri görülmemiştir. Ancak Ömer
(r-a.)'den gelen şu rivayet müstesnadır: < Kadın şu dört ayıptan başka bir
sebeple reddolunmaz: Delilik, cüzzam, alaca hastalığı ve fercde bulunan
hastalık.» (Bu rivayetin, Usbû' ve Ibn Vehb'in, Ömer ve Ali' den yaptıkları
rivayetlerden daha fazla isnadım bilmemekteyiz. Bu hadis İbn Abbas'dan muttasıl
bîr senetle rivayet olunmuştur.) Tüm bunlar, koca, mutlak bir ifade: kullandığı
zamandır. Eğer erkek, kadının sağlam olmasını veya güzel olmasını şart koşar da
çirkin çıkarsa veya yaşının genç olmasını şart koşar da yaşlı ve ihtiyar çıkarsa
veya beyaz olmasını şart koşar da siyah çıkarsa veya bekar olmasını şart koşar
da dul çıkarsa bu durum^rda nikahı fesh etme hakkı vardır. Eğer bu fesh zifaftan
önce olursa, mehir gerekmez; sonra olursa gerekir. Kadının velisi erkeği aldat-mışsa
bu zarar ona aittir. Eğer kadın bizzat kendisi erkeği aldat-mışsa kadının mehri
düşer veya kadın erkeği almak isterse erkek mehirle ona döner.
«îmam Ahmed kendisinden yapılan iki rivayetten birisinde buna delil getirmiştir.
Bu görüş, şart koşan koca olunca, İmam Ah-med'in usulüne en uygun ve en evla
olanıdır.
«Hanbelîler ise şöyle demişlerdir: Kadın erkeğe bir sıfat şart koşar da, sonra
bunun hilafı ortaya çıkarsa, kadın İçin muhayyerlik yoktur. Ancak, erkeğin hür
olmasını şart koşar da, köle çıkarsa o zaman kadının muhayyerliği vardır.
«Nesebi şart koşar da, aksi çıkarsa, bunda ikî görüş vardır:
«İmam Ahmed'in mezhebinin ve koyduğu kaidelerin gerektirdiğine göre, şartlan
erkeğin veya kadının koyması arasında bir fark yoktur. Bilâkis, erkek için
koyduğu şartlar bulunmadığı zaman, kadının muhayyer olması evlâdır. Çünkü kadm
boşama ile ayrılma gücüne sahip değildir. Erkek, kadmdan ayrılmaya gücü olmakla
beraber, başka sebeple akdin feshi kendisine caiz olunca, kadın erkekten ayrılma
gücüne sahip olmadığından, akdin feshinin kendisine caiz olması daha evlâdır.
Erkek, adi bir meslek sahibi olup, kadının dinini ve ırzını lekelediği ortaya
çıkarsa, bu hal, kadının tam' lezzet duymasına ve erkekten tam faydalanmasına
mâni olduğundan, kadının akdi feshetmesi caiz olunca, kadın, erkeğin güzel ve
sağlam olmasını şart koşar da, erkek ihtiyar, çirkin, kör, ağır işiten, dilsiz,
siyah çıkarsa, nasıl kadının akdi feshetme hakkı olmayıp, onunla mecburi olarak
yaşayabilir? îşte bu görüş, mümkün olmayacak şeylerin, zıtlıkların, kıyas'tan ve
şeriatın ortaya koyduğu kaidelerden uzak olmanın son noktasıdır.»
Zührî devamla demiştir ki: «Taraflardan birisine, hafif alaca hastalığı ve kızü
hastalığından dolayı akdi feshetme imkânı veriliyor; ama bu hastalıktan daha
şiddetli olan kişiyi etkisi altına alan uyuz hastalığından ve insanı aciz
bırakan diğer hastalıklardan dolayı akdi feshetme imkanı verilmiyor. Nebi
aleyhisselam satıcıya, sattığı malın ayıbını gizlemeyi ve onu bilenin de ayıbı
müşteriden gizlemesini haram kılınca, nikâhtaki ayıplar konusunda durum ne olur?
Nebî aleyhisselam Muâviye ve Ebû Cehm ile nikahlan-ması konusunda kendisine
danışan Kays'ın kızı Fatıma'ya; «Muaviye, malı olmayan bir fakirdir, Ebû Cehm
ise asasını omuzundan indirmez (Kadınları döver)», buyurmuştur. Bu hadisden de
bilinmektedir ki; nikahta ayıplan açıklamak daha uygun ve daha gereklidir. Bu
durumda kusurları gizlemek ve haram olan hile nasıl nikâhın lüzumu için bir
sebep olabilir ve ayıplı bir kimseyi, diğerinin omuzuna yük olarak yüklemek,
özellikle ayıplardan uzak bulanmasını ve bulunduğu durumun hilafını şart koştuğu
halde nasıl caiz olabilir? Kesin olarak bilinmektedir ki, Şer'î Şerifin ortaya
koyduğu esaslar, hükümler ve getirdiği idari sistem buna cevaz vermez. Allah
daha îyi bilir.»
Muhammed bin Hazm: «Erkek, kadının ayıplardan salim olmasını şart koşar da,
sonra kadında herhangi bir ayıp bulursa, nikâh esasta bâtıl olmuş olup,
gerçekleşmemiş olur ki, bu nikâhta erkek için muhayyerlik, icazet, nafaka ve
miras gibi durumlar mevzubahis değildir.» demiştir. îbn Hazm devamla demiştir
ki: «Şüphesiz bu durumda erkeğin yanma konan kadm, evlendiği kadın değildir.
Çünkü o, sağlam, ayıpsız bir kadınla evlenmemiş olunca, ara-iannda evlilik hükmü
de geçerli olmaz.» (*)
(•) Seyytd Sabık'm Mısır'a ait olan bu bölümdeki incelemesini dipnot olarak
vermeyi daha uygun bulduk, (çev.)
Mısır Mahkemelerinde Geçerli Olan Tatbikat
Şu anda mahkemelerde, 1920 senesinde çıkarılan kanunun 9. madde. sinin koyduğu
hükümlerle âmel edilmektedir: «Erkekte evlenmeden önce kadının bilmediği veya
evlendikten sonra meydana gelip te razı olmadığı delilik, cüzzam ve alaca
Hastalığı gibt, erkeğin kurtulması mümkün olmayan veya bir zaman sonra ancak
kurtulması mümkün olabilen, beraber kaldıkları takdirde zarar görmeleri söz
konusu olan herhangi bir ayıp bulunursa, kadın için ayrılma hakkı sabit olur.
Eğer kadın ayıpları bildiği hâlde onunla evlenir veya akldden sonra ayıp meydana
gelir de, kadın açıktan veya delâlet yoluyla ayıbı Öğrendikten sonra razı
gelirse ayrılma talebinde bulunmak caiz olmaz. Bu durumda ayrılma, talakı bain
sayılır. Ayıbın öğrenilmesinde ve görülen zararın ölçüsü hakkında, bu İşten
haberi olanların bilgisine başvurulara
Hanefllere göre; Akıllı yaşlı kadının, aralarında denklik bulunmadan ve yakın
akrabalarının rızası olmadan, normal mehirden daha az bir me-hlrle kendi bağına
evlenmesi de bu konuya girer. Yine baba ve dede bulunmadığı zaman bunların
dışındaki veliler, yaşı küçük erkek veya kızı evlendirirler, evlilik denk olur
ve normal mehir de konursa, bu evlilik sabit olmaz. Bu konu velayet bahsinde
tafsilatlı bir şekilde gelecektr.
Kanunen Evlilik Davasına Bakmanın Şartlan
Beşeri kanunları yapanlar evlenme davalarına bakmak İçin bir takım şartlan uygun
görmüş, başka yönden ise evlilik akdiyle birleşmenin resmi olması İçin başka
şartlar koymuşlardır. Faydasına binaen bunj»n aşağıda özetliyoruz:
EVLİLİKTE VELAYET
Velayetin Manası
Velayet; şer'i bir hak olup, onun gereğiyle, iş başkası üzerine cebren geçerli
olur. «Umumî velayet» ve --hususî velayet» diye ikiye ayrılır. Hususi velayet de
«nefs üzerine velayet» ve «mal üzerine velayet» diye ikiye ayrılır. Burada nefs
üzerine velâyet'ten maksat, evlilikteki nefs üzerine velayettir.
9.26.2. Veli Olmanın Şartı
Veli olmak için, —velisi olduğu kişi ister müslüman olsun, ister olmasın—
hürriyet, akıl ve bulûğ şart koşulur. Kölenin, delinin ve çocuğun velayeti kabul
olunmaz. Çünkü bunlardan hiçbirisi kendi kendini idare edemediğine göre,
başkasının velisi olması evlâ yoluyla caiz olmaz. Bu şartlara dördüncü bir şart
daha eklenir ki, o da, kendisine veli olunan kişi müslümansa velinin de müslüman
olması gerekir. Çünkü şu ayetten dolayı gayri müslimin, müslümaû üzerine veli
olması caiz değildir: «Allah inkarcılara, inananlar aleyhinde asla fırsat
vermeyecektir.» (Nisa: 141).
9.263. Velide Adalet Şartının Bulunmaması
Velide adalet şart koşulmaz. Çünkü, fasıklığı rezillik derecesine varmadığı
müddetçe, fasıldık kişiyi evlendirmeye ehil olmaktan Çıkarmaz. Ancak aşın
derecede fasık kimsenin velayetine güvenilmez, çünkü velisi olduğu kişinin
hakkını alabilir.
9.26.4. Evlilikte Kadının Kendine Veli Olmasının Muteber Olması
Âlimlerin çoğu, kadının, kendini ve başkasını evlendiremeye-ceği vs kadının
sözüyle nikâh akdinin gerçekleşemeyeceği göriişü-ne varmışlardır. Çünkü;
«velayet akdin sıhhati için şart olup, akdi yapan da velidir,» demişler ve bu
görüşlerine şunlan delil getirmişlerdir:
1 — Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «İçinizden bekârları, köle ve
cariyelerinizden iyi olanları evlendirin.» (Nur: 32).
2 — Yine Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «İman edinceye kadar müşrikleri
nikahlamayınız.» (Bakara: 222).
Bu iki ayetten delil çıkarmanın şekli şudur: Allahu Teâlâ nikâhla ilgili olarak
erkeklere hitap etmiş, kadınlara hitap etmemiştir. Sanki Allahu Teâlâ «Ey
veliler, velisi bulunduğunuz kadınları müşriklerle evlendirmeyiniz,»
buyurmuştur.
3 — Ebû Mûsâ (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem «Velisiz nikâh olmaz,» buyurmuştur. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvüd, Tirmizî,
îbn Hibbân ve Hâkim rivayet etmiş, İbn Hibbân ve Hâkim sahihlemişlerdir).
Hadiste geçen nefy, velî kelimesinin iki mecazi manasından biri olan velînin
zâtına yöneliktir. Bu durumda velîsiz evlilik, biraz sonra Âişe (r.a.) hadisinde
geleceği üzere batıldır.
4 —■ Buhari'nin Hasan'dan rivayet ettiğine göre Hasan şöyle demiştir:
«Evlenmelerine mâni olmayın» (Bakara:
232). âyeti hakkında —ki bu ayet onun hakkında nazil olmuştu—. Ma'kil bin Ye-sâr
bana şöyle anlattı:
«Kizkardeşimi bir adamla evlendirdim. Sonra onu boşadı, tddeti bitince tekrar
kızkardeşimi istemeye geldi. Ben de kendisine 'Kızkardeşimi sana verdim. Evinizi
döşedim. ikramda bulundum. Fakat sen onu boşadın. Şimdi ise onu tekrar istemeye
geliyorsun. Hayır, vallahi onu sana tekrar vermem.» dedim. Adam da pek fena
birisi değildi. Kadın da ona dönmeyi istiyordu. Bunun üzerine Allahu Teâlâ «Onlann
evlenmelerine mâni olmayın» ayetini indirdi. Bunun üzerine, «Ya Rasûlallah, ne
yapayım?» dedim. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Kardeşini o adama
nikâhla», dedi. Ben de kardeşimi o adama nikahladım.»
Hafız Fetih kitabında şöyle demiştir: «Zikri geçen bu âyetin nüzulü hakkında
zikredilen sebep, delillerin en kuvvetlilerindendir. Bu ayet, velinin muteber
olduğuna en açık delildir. Eğer böyle olmasaydı, «onu engellemeyin» ifadesinde
bir anlam olmazdı. Eğer kadın kendini nikâhİayabilseydi, kardeşine ihtiyaç
olmazdı. Bir kimse kendî işini yapabiliyorsa, başkası ona mâni oldu, denemez.
5 — Âİşe'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Velisinin izni olmadan nikâh-lananın nikâhı batıldır. Nikâhı
batıldır. Nikâhı batıldır. Eğer zifaf vâki olmuşsa, zifaftan dolayı mehir
gerekir. Eğer bunları evlendir-mezlerse velisi olmayanın velîsi kadıdır.»
(Hadisi Ahmed, Ebû Dâ-vûd, İbn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî «hadis
hasendir,» demiştir.)
Kurtubi «Bu hadis sahihtir,» demiştir. «îbn Uliyye'nin «Bu hadisi Zühri'ye
sordum, hakkında birşey bilmedi.» diyen İbn Cüreyc' den naklettiği söze itibar
edilmez. İbn Uliyye'den başka hiç kimse İbn Cureyc'den böyle bir haber
nakletmemiştir. Buhari, Müslim, Tirmizt, Nesâi, Ebû Dâvüd ve ibn Mâce'nin
Zühri'den yaptıkları rivayette de böyle bir şey zikredümemiştir. Zühri'den böyle
bir haber nakledilse bile bu konuda hüccet olamaz. Çünkü bu hadisi Zühri'den.
hadiste güvenilir önder olan Süleyman bin Musa ve Cafer bin Rebi'a rivayet
etmiştir. Şayet Zührî hadisi unutmuş olsa bile bu ona zarar vermez. Çünkü
unutmaktan ademoğlu masum değildir.»
Hâkim: «Bu hadis hakkında Nebi aleyhisselam'ın hanımlarından Aişe. Ümmii Seleme
ve Zeynep (r.a.)'den sahih rivayetler gelmiştir» demiş, sonra arka arkaya tam
otuz hadis rivayet etmiştir.
Ibnü'l-Münzir; «Rasülüllah'ın ashabının hiçbirisinden bunun hilafı
bilinmemektedir,» demiştir.
6 — Velisiz, kadının nikâhlanamayacağım söyleyenler demişlerdir ki: «Evlenmekte
pek çok maksat vardır. Kadın çok kerre şefkatinin tesirinde kalarak iyi bir
seçim yapamaz ve evlenmekteki gayelerin tahakkuku ve evlenmenin en güzel şekilde
olabilmesi için akdin gerçekleşmesi kadından alınıp velîsine bırakılmıştır.»
Tirmizî şöyle demiştir: «Nebi aleyhisselam'ın bu konudaki «Velisiz nikah olmaz»
hadisiyle, içlerinde Ömer bin Hattab, Alî bin EbE Talib, Abdullah bin Abbas, Ebü
Hureyre, îbn Ömer, tbn Mes'ûd ve Aişe'nin de bulunduğu Nebi aleyhisselam'ın
ashabından ilim ehli amel etmişlerdir. Tabiîn fakihlerinden, Sa'îd bin Müseyyeb,
Hasan Basri, Şurayh, ibrahim Neha'î, Ömer bin Abdülaziz ve diğerleri de bu
görüşe varmışlardır. Süfyân Sevrî, Evzâ'î, Abdullah bin Mübarek, Şâfi'î, İbn
Şibrime, Ahmed, tshak, îbn Hazm, ibn Ebî Leylâ, Taberi ve Ebû Sevr de aynı şeyi
söylemişlerdir.»
Tabeft şöyle demiştir: «Dul kaldığı zaman, kendisi değil de babası Ömer
tarafından nikahı akdedilen Hafsa hadisi, «Bulûğa eren kendine malik kadının
kendini evlendirmesi ve velisi olmadan nikâh akdi yapması caizdir,» diyenin
sözünü iptal etmektedir. Şayet bu caiz olsaydı, Rasûlüllah sallalİahu aleyhi ve
sellem bizzat Hafsa'nm kendisine evlenme teklifi yapmayı terketmezdi. Çünkü
Hafsa, kendi hakkında karar vermeye babasından daha lâyık olurdu.»
Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf şu görüştedirler: «Akıllı, bulûğ çağına ermiş kadının,
ister dul, ister bekâr olsun kendisini doğrudan nikahlaması hakkı vardır. Ancak
evlilik akdi konusunda velisini vekil etmesi, yabancı erkeklerin huzurunda nikah
akdini üzerine aldığından doğacak olumsuz durumlardan kadını korumak için
müstehabdır. Kadının kendi başına evlenmesi durumunda, varisi olacak velisinin
İtiraza hakkı yoktur. Ancak aralarında denkliğin bulunmaması ve mehri, mehr-İ
misil'den daha az olması durumları müstesnadır. Şayet kadın, aralarında denklik
şartı bulunmadan ve mirasçı velisinin rızası olmadan evlenirse, Ebü Hanife ve
Ebû Yusuf'tan rivayet olunan ve mezheplerinde geçerli olan fetvaya göre,
evlilikleri sahih değildir. Çünkü her veli denklik şartıyla ilgili kadının
hakkını savunamaz, her hakim de adaletli davranamaz. Bundan dolayı husumet
kapısını kapatmak için «evliliğin sahih olmadığı» şeklinde fetva vermişlerdir.
Bir rivayette; «Kadın çocuk doğurmadığı ve gebe olduğu anlaşılmadığı müddetçe
zararı defetmek için velisinin hakimden ayrılmalarını talep etmesi hakkı vardır.
Şayet çocuk doğurmuş veya hamile olduğu ortaya çıkmışsa, çocuk zayi olmasın dîye
ayrılma talebi sakıt olur. Eğer aralarında denklik bulunup da verilen mehir,
mehr-i misil'den az olursa, velisinin mehr-i misl'i isteme hakkı vardır. Koca bu
isteği kabul ederse akid sabit kalır. Şayet kabul etmezse akdi bozmak için
velisi mahkemeye başvurur. Eğer kadının varisi olacak velisi yoksa meselâ hiç
velisi bulunmamak veya varis olacak velisi bulunmamak gibi durumlarda, kadının
akdettiği nikah üzerine kimsenin itiraz hakkı ycktur. îster denk olanla
evlensin, ister evlenmesin, ister mehr-i misil alsm, ister almasın durum
aynıdır. Çünkü bu durumda, görev bizzat kendisine düşmüş ve kendi özel hakkım
kullanmıştır. Denk olmayan kişiyle evlendiğinden dolayı kendisine ayıp gelecek
bir velisi yoktur. Kadının mehr-i misl'i ise, kocasından almakla sakıt olmuş
olur.»
Hanefilerin tümü aşağıdakilerle delil getirdiler:
1 — «Eğer onu boşarsa, başka bir kocayla nikahlanıncaya kadar odu alması helâl
olmaz.» (Bakara: 230).
2 — «Kadınları boyadığınızda müddetleri sona etmişse, evlenmelerine engel
olmayın.» (Bakara: 232).
Bu iki ayette, evlilik kadına isnad edilmiştir, isnada esas olan gerçek işi
yapana dayandırılmasıdır.
3 — Aynca kadın, alışveriş ve diğer akİdlerde, tek başına akid yapabiliyor.
Evlenme akdini de tek başına yapması kadının hak-kındandjr. Çünkü akidler
arasında fark yoktur. Evlilik akdinde her ne kadar velilerin bir hakkı varsa da
bu hak iptal edilmiş değildir. Çünkü kötü muamelenin ayıbı velilere ait
olacağından, evlenme kötü bir yolla yapıldığı ve denklik şartına uyulmadığı
zaman velilerin hakkı yine mevcuttur.
Hanefiler devamla; »Evlilikte velayeti şart koşan hadisler, küçük ve deli olmak
gibi ehliyetin noksan olması manasına alınır.» demişlerdir.
Usûlcülerin çoğuna göre, umumî hükmü kıyasla tahsis etmek ve onu, kapsadığı
hükmün bir kısmına ait kılmak caizdir.
9.26.5. Evlenmeden önce Kadının İznini Almak
Kadının velayeti konusunda İhtilaf varsa da, velinin, kadının görüşüne
başvurması ve onun rızasını öğrenmesi gerekir. Çünkü evlilik, erkekle kadın
arasında müşterek bir hayat, sürekli bir beraberliktir. Kadının rızası
bilinmeden, anlaşma devam etmeyip, aralarında sevgi ve bağ sürekli olmaz. Bundan
dolayı, tslâm, kadın ister bekâr olsun, ister dul olsun, onu evlenmeye zorlamayı
ve istemediği kişiyle evlendirmeyi men etmiş ve ondan izin almadan önce üzerine
yapılacak nikah akdini sahih kabul etmemiştir. Ve yine müstebid bir velinin
nikah akdinde yaptığı muameleyi, kadının, iptal davasıyla feshini talep etmek
hakkı vardır.
îbn Abbas'tan rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallalİahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Dul kadın, kendini evlendir* meye velisinden daha lâyıktır.
Bekâr İse, kendinden izin istenir, be* kâtın İzni susmasıdır.» (Hadisi Müslim,
Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce rivayet etmiştir. Müslim, Ahmed, Ebû Davud
ve Ne-sâi'nin bir rivayetlerinde «Bekârın, akid yapılmadan önce babası iznini
taleb eder.» şeklindedir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sal-Iallahu aleyhi ve
sellem «Dul kadının emri taleb edilmeden nikah-lanamaz, bekâr İse İzni »I«ımarfa^
evlendirilmez.» Ashab: «Ya Ra-sûlallah, bekana izni nasıl olacak?» diye sorunca,
Rasûlüllah; «Onun İzni, susmasıdtr.» buyurdu.
Hasnâ bin ti Hıdâm'dan rivayet olunduğuna göre; babası, dul olan Hasnâ'yi
evlendirdi. Rasûlüllah'a gelip durumu sorduğunda, Rasûlüllah onun nikâhını
reddetti.» (Hadis: Buhari, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayet
etmiştir.)
İbn Abbas'tan rivayet olunduğuna göre; bekâr bir cariye Ra-sülüllah'a gelerek,
babasının kendisini, istemediği halde evlendirdiğini söyleyince, Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem onu muhayyer bıraktı. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, îbn
Mâce ve Dârekutnî rivayet etmiştir.)
Abdullah bin Büreyde'den onun da babasından rivayet olunduğuna göre; genç bir
kız Rasûlüllah'a gelerek «Babam beni itibarını korumak için kardeşinin oğluyla
evlendirdi.» dedi. Büreyde'-nin babası devamla şöyle demiştir: «Karar verme
durumu kadına bırakılınca, kadın; 'Babamın, hakkımda verdiği kararı kabul ettim.
Fakat, evlenme konusunda babaların kızlarını keyfî evlendirme yetkisine sahip
olmadıklarını kadınların Öğrenmesini istedim,' demiştir.» (Hadisi İbn Mâce
rivayet etmiştir. Hadisin ravileri sa-hihîn ravüerdir.)
9.26.6. Küçüklerin Evlendirilmesi
Yukardaki hükümler, akil baliğ olanlar içindir. Küçüklere gelince; kendi izni
olmadan babası ve dedesi tarafından evlendirile-bilirler. Çünkü çocuğun görüşü
olmaz. Babası ve dedesi, çocuğun hakkına riayet eder ve onu korurlar. Ebû Bekir,
kızı Âİşe'yi, küçük olduğu için iznini almadan Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem ile evlendirmiştir. Çünkü Aişe izni alınacak bir yaşta değildi. Akil
baliğ olduğu zaman, onun için muhayyerlik yoktur.
Şâfi'iler, bulûğ çağına erip izni alınıncaya kadar hoşlanmadığı bir evliliğe
düşmesin diye, babasının ve dedesinin onu evlendirmemesini müstehab görürler.
Cumhur ulema, baba ve dededen başka velilerin küçük çocuğu evlendirmesini caiz
görmezler. Şayet evlendirirse nikah sahih olmaz.
Ebû Hanîfe, Evzâ'î ve Seleften bir grub şöyle demişlerdir: «Bütün velilerin
küçük çocuğu evlendirmeleri sahih olup, bulûğ çağına erdiği zaman kabul edip
etmemekte muhayyerdir. Çünkü Nebi aleyhisselam, ümârne binti Hamza'yı küçük
olduğu halde evlendirmiş, bulûğ çağına erince de onu muhayyer kılmıştır. Nebî
aıeyhisselam Ümâme'yi kendisine yakın olduğu ve velayet hakkı bulunduğu için
evlendirmiş, yoksa Nebî olduğu için evlendirme-roişti. Eğer Nebî olması
sıfatıyla onu evlendirseydi bulûğa erdiği zaman unun için muhayyerlik olmazdı.
Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Allah ve Rasûlü bir şeye hükmettiği
zaman inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz.»
(Ahzâb; 36).
Bu görüşü sahabeden Ömer, Ali, Abdullah bin Mes'ûd, tbn Ömer, Ebû Hureyre
benimsemişlerdir.
9.26.7. Mecburi Velayet
Bunak mümeyyizler ve çocuklarda olduğu üzere ehliyeti noksan olan şahıslar
üzerine mecburi velayet bulunduğu gibi, mümeyyiz olmayan çocuk ve deli gibi
ehliyetini kaybetmiş kişiler üzerine de mecburi velayet sabit olur.
Mecburi velayetin sabit olmasının manası, bu saydıklarımıza görüşlerini almak
için müracaat etmeden velinin evlilik akdi yapması demektir. Yapılan akid
onların rızasını almadan geçerli olur.
Sari', üzerine velilik yapılan kişinin maslahatı için bu velayeti mecburi
kılmıştır. Çünkü ehliyetini kaybeden veya ehliyeti nakıs olan kendi
maslahatlarına bakmaktan acizdir. Bu kişiler, küçük olmak, delilik ve bunaklık
sebepleriyle yapacağı tasarruflarda ve gerçekleştireceği akidlerde maslahatını
düşünmeye gücü yetecek aklî kuvvete sahip değildirler. Bu bakımdan ehliyetini
kaybeden veya noksan olanın yapılacak işlerinde görev veliye aittir. Ancak
ehliyetini kaybeden nikah akdini akdettiğini zaman akdi batıl olur. Çünkü
ehliyetin esası olan temyiz gücü bulunmadığından akid ve tasarruflarında
kullandığı sözler muteber değildir.
Ehliyeti noksan olan evlilik akdi yaptığı zaman ise, evliliğin şartlan yerine
getirildiği zaman akid sahih olur. Ancak bu akid velisinin iznine bağlı olur.
Velisi dilerse akdi caiz görür, dilerse reddeder.
Hanefiler; «Mecburi velayet, küçük çocuklar, deliler ve bunaklar için neseb
yoluyla yakın akrabalara sabit olur.» demişlerdir.
Hanefîlerin dışındakiler ise, küçük çocuklar, deliler ve bunakları ayırarak,
«mecburi velayet deliler üzerine sabit olur,» demişlerdir. Bunlara göre bunaklar
üzerine velayet sadece baba, dede, vasi ve hakim için geçerlidir. Küçük erkek ve
kız çocukları için mecburi velayetin sabit olmasında alimler ihtilaf
etmişlerdir.
İmam Malik ve Ahmed, «Yalnız babası ve vâsisi için velayet sabit olur, başkaları
için sabit olmaz,» demişlerdir.
Şâfi'î ise, velayetin, babası ve dedesi için sabit olduğu görüşündedir.
9.26.8. Veliler Kimlerdir?
İçlerinde imam Malik, Sevrî, Leys ve Şâfi'î'nin de bulunduğu cumhur ulema,
evlilikte velilerin, ancak baba tarafından yakın akrabalar olabileceğini
söylemişlerdir. Teyze, anne bir kız kardeş, annenin oğlu ve aynı rahimden
gelenler (zevî'I-erham)'deiı hiçbirisi velayet hakkına sahip değildir.
Şâfi'î şöyle demiştir: «Kadının nikahı ancak yakın velisinin sözüyle
gerçekleşir. Yakın velisi yoksa, uzak velisinin sözüyle, o da yoksa hakim velisi
olur. Eğer kadın velisinin izniyle veya velisinin izni olmadan kendi kendini
nikahlarsa evlilik batıl olur. Bu evliliğe nikah hukuku tahakkuk etmez.»
Ebû Hanife'ye göre; «Akrabalardan asabi yakınlığı olmayanlar için de evlendirme
velayeti vardır.»
Ravdetu'n-Neddiyye sahibinin bu konudaki araştırması şöyledir: «Bana göre
güvenilmesi gereken husus şudur: Veliler, kadının yakınlarıdır. Önce en yakını,
sonra onu takib edenler. Bunlar kadın başkalan tarafından evlendirilip, denklik
şartına uyulmadığı zaman kendileri aşağılık duygusuna kapılanlardır. Bu duygu
sadece asabeye mahsus değildir. Bilakis anne bir kardeş gibi mirastan hisse alan
(zevi's-sehâm) ve kızın oğlu gibi aynı rahimden gelen (zevi'l-erhâm) için de
geçerlidir. Çok kerre bu aşağılık duygusu, zevi's-sehâm ve zevi'I-erham'la
birlikte amcaoğullan ve benzerleri gibi yakınlarda daha şiddetli olur. öyleyse
nikâhta velayet hakkını varis olanlara tahsis etmeye yol olmadığı gibi asabî
yönden yakın olanlara tahsis etmeye de yol yoktur. Kim böyle olduğunu söylerse,
nikâhta veliliğin bu olduğuna dair Şer'an veya lügaten bir delil veya nakil
getirmesi gerekir.»
Yazar devamla demiştir ki: «Şüphe yok ki, akrabalığın bazısı "bazısından daha
evlâdır. Buevleviyet, maldan pay alma hakkım kazanma itibariyle ve miras gibi
mal konusunda tasarruf hakkına sahip olmak veya küçük çocuğun velisi olmak
itibariyle değildir. Bilakis başka bir işten dolayıdır ki o da, kadının
yakınlarının kendilerine geıecek utançtan dolayı aşağılık duygusuna
kapılmalann-dandır. Bu duygu yakınlara mahsus olmayıp, diğer akrabalarında da
bulunabilir. Şüphe yok ki bu işte bazı akrabalık diğerinden daha geçerlidir.
Babalar ve oğullar diğerlerinden daha evlâdır. Sonra anne baba bir kardeş, sonra
baba bir, sonra anne bir kardeş, sonra oğulların çocukları, sonra kızların
çocukları, sonra kardeş oğullan, sonra kızkardeş oğullan, sonra amcalar ve
halalar, sonra sırasıyla bunlardan sonra gelenlerdir. Her kim bir kısmını tahsis
edip diğerlerini ayırırsa delil getirmesi gerekir. Şayet yukarda geçen mü-cerred
sözlerden başka delil getiremezse biz onun bu görüşüne güvenecek değiliz.»
9.26.9. Kişinin Velisi Olduğu Kadını Nikahlaması
Kişi, başka veliye ihtiyaç duymadan velisi bulunduğu kadınla kendi rızasıyla
evlenebilir.
Sa'îd bin Hâlid'in, Ümmü Hakîm binti Kârız'den rivayet ettiğine göre, Ümmü Hâkim
binti Kârîz, Abdurrahman bin Avf'a şöyle dedi: «Beni birçok kişi istedi. Uygun
gördüğün birisiyle beni evlendir.» Abdurrahman; «Bu görevi bana mı veriyorsun?»
deyince, kadın «evet» dedi. Bunun üzerine Abdurrahman; «Seni nikahladım,» dedi.
îmam Malik şöyle demiştir: «Dul kadın velisine, 'Uygun gördüğün kişiyle beni
evlendir,' der de, velisi onu kendisine veya uygun gördüğü başka birisine
nikahlarsa, kadın kocasını bizzat bil-memiş olsa bile nikahı gerçekleşir.»
Hanefîler, Leys, Sevrî ve Evzâ'î'nin mezhebi budur. Şâfi'î ve Dâvûd şöyle
demişlerdir: «Bu kadını kadı veya
onun gibi başka bir velî veya daha yaşlı olan biri evlendirir. Çünkü velayet,
akid-de şartır. Kişi kendine satış yapamadığı gibi nikahlanan da aynı zamanda
nikahlayan olamaz.»
Ibn Hazm, Şâfi'î ve Davud'un görüşünü münakaşa ederek şöyle demiştir:
«Nikâhlananm, nikah kıyan olması caiz olmaz» görüşlerinde onlarla tartışarak
deriz ki: «Bilakis, nikahlanamn aynı anda nikahlayan olması caizdir. Siz
delilsiz bir iddia Öne sürüyorsunuz. Biz de aksini iddia ediyoruz. 'Kendine
satış yapması caiz olmaz." sözlerine gelince, bu zikrettikleri gibi sahih
olmayan bir cümledir. Bilakis, bir malın satışı kendisine bırakılan kişi, fiati
düşürmemesi şartıyla o malı kendisine satış yapabilir.»
Sonra îbn Hazm, tercih ettiği görüşün sıhhatine delil olarak Buharî'nin Enes'ten
rivayet ettiği şu hadisi getirmiştir: «Rasûlüllah, Safiyye'yi azad etti ve onu
azad etmesini mehir sayarak onunla evlendi. Ziyafet olarak da hurma, yağ ve
yoğurt kanşunı bir yemek verdi.»
İbni Hazm devamla demiştir kî: «Rasûlullah'in velisi bulunduğu cariyesiyle
evlenmesi başkalanna bir delildir.» Sonra Ailah-u Te-âlâ şöyle buyurmuştur:
«İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları
evlendirin, eğer yoksul İseler, Allah onları lütfü ile zenginleştirir. Allah,
lütfü bol olandır, bilendir.» (Nûr;
32) Her kim bekâr bir kızı rızasıyla nikahlarsa, Allah'ın kendisine emrettiğini
yapmış olur. Allahu Teâlâ, bekâr bir kızla evlenen kişinin nikahlayan kişi
olmasını menetmedi. Bundan da bu işin va-cib olduğu anlaşılmış olur.
9.26.10. Velinin Uzak Olması
Velayet şartlarım yerine getiren yakın akraba mevcut olduğu zaman onunla beraber
uzak olan akrabanın velayet hakkı yoktur. Meselâ babası hazır olduğu zaman
kardeş, amca ve diğerlerinin evlendirme velayeti yoktur. Bunlardan birisi küçük
kız ve o hükümdeki birisini babasının izni ve vekaleti olmadan tek başına
evlen-dirirlerse bu geçersiz olur. Akdin gerçekleşmesi velayet hakkı olan
babanın iznine bağlıdır. Amma en yakın veli uzak olduğu zaman velayet hakkı
ondan sonra yakın olana geçer. Ta ki evlenme maslahatı gerçekleşmiş olsun. Uzak
olan velinin dönmesi halinde diğer velinin tek başına yaptığı nikah akdine
itiraz edemez. Çünkü akd zamanı, huzurda bulunmamakla yok kabul edilmiş, velilik
hakkı daha sonrakine geçmiştir.
Hanefîlerin görüşü budur.
Şafi'î şöyle demiştir: «Kadını, yakın velileri hazır olduğu halde uzak
velilerden birisi evlendirirse nikah batıl olur. Eğer yakın velileri bulunmazsa
uzak veliler kadım evlendiremez. Ancak kadı •evlendirir.» demiştir.
Bidâyetü'l-Müctehid kitabında İbn Rüşd şöyle demiştir: «İmam Malik'in bu konuda
değişik görüşleri vardır. Bir defa «yakın veli hazır iken uzak veli evlendirirse
nikah fesh olunur.» Bir kere de -«nikahı caiz olur,» demiştir. Başka bir
görüşünde ise; «uzak velinin akdettiği nikahı, yakın velinin kabul etme veya
fesh etme hakkı vardır,» demiştir.»
İbn Rüşd devamla şöyle demiştir: «Bu hilaf, babanın bekâr olan kızını ve vâsinin
elindeki mahcure (men edilmiş) kızı evlendirmeleri dışındadır. Çünkü bu iki
konuda uzak velilerin kıydığı nikah fesh edilir. Yani babası hazır iken bekar
kızm nikahını babadan başkasının ve vasisi hazır iken mahcurenin nikahını
vasiden başkasının kıymasını kastediyorum.»
İmam Malik, yakın velinin uzak olması halinde velilik hakkının uzak" veliye
geçmesi konusunda Ebû Hanife'ye muvafakat etmiştir.
9JS6.il. Mahbus Olan Yakın Veli Uzakta Sayılır
Muğnî kitabında şöyle geçmektedir: «Velî, müracaat mümkün olmayan yakın mesafede
hapis veya esir olursa, uzakta imiş gibi sayılır. Şüphesiz bizzat uzaklığa
itibar edilmez. Bilakis velisinin kadını evlendirmesinin özürlü hale gelmesi
sözkonusudur ki bu Özürde hapis ve esir olması durumu da mevcuttur. Bu manadan
dolayı velinin yakın veya uzak olduğu bilinmez veya yakında olup da yeri
bilinmezse, uzakta imiş gibi kabul edilir.
926.12. İki Velinin Nikah Akdi Yapması
jtki veli bir kadına nikah akdi yaptıkları zaman ikisinin yaptığı akid ya aynı
anda olur veya biri önce, diğeri sonra yapılmış olur. Eğer ikisi bir anda
yapılmışsa iki akid de batıl olur. Eğer biribri ardınca yapılmışlarsa kadın,
ikinci akid yapılan kocayla ister zifaf yapsın, ister yapmasın ilk akid yapılana
aittir. Eğer ikinci koc, birinci kocanın kendisinden Önce akid yaptığını bildiği
halde kadınla zifafa girerse zina etmiş olup, kendisine had cezası gerekir. Eğer
durumdan haberi yoksa kadın birinci kocaya verilir. Bilmediğinden dolayı üzerine
had cezası gerekmez.
Semure'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Hangi
kadını iki veli evlendirirse, o onlardan birincisine aittir.» (Hadisi Ahmed ve
Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve ibn Mâce rivayet etmiş, Tirmizî sahihlemiştir.) Bu
hadisin umumi manası İkinci kadınla ister zifaf vaki olsun, ister olmasın
kadının birinciye ait olduğunu gerektirmektedir.
9.26.13. Velisi Bulunmayan ve Kadıya Gitmeye Gücü Yetmeyen Kadın
Kurtubî, şöyle demiştir: «Kadın, kadı'bulunmayan bir yerde olup, velisi de yoksa
nikah İşini komşularından güvendiği bir kimseye bırakır. O da kadını evlendirir.
Bu durumda kadının velisi güvendiği kişi olmuş olur. Çünkü insanların evlendirme
görevini yapmaları gerekir. Bu görevi de mümkün olan en güzel şekilde yerine
getirirler.»
İmam Malik bu mesele üzerine durumu zayıf olan kadın hakkında şöyle demiştir:
«Zayıf durumdaki kadının evlenme işini havale ettiği kişi yapar. Çünkü kadıya
gidecek durumu olmadığından, o yerde kadı bulunmayan kişiye benzer. Neticede
denebilir ki; müs-lümanlar bu kadının velileri sayılır.»
Şâfi'î şöyle demiştir; «Bir grub arkadaş arasında velisi olmayan bir kadın
bulunur, nikah akdi için içlerinden birisini veli tayin eder de o da kadını
evlendirirse caiz olur. Çünkü bu durum hakem kılmak kabilinden sayılır. Hakkında
hüküm verilen mesele, hakimin hüküm vermesi yerine geçer.»
9.26.14. Velinin, Velisi Bulunduğu Kişinin Evlenmesine Mani Olması
Âlimler, velinin, mehr-i misil ile denk bir kişi onu istediği zaman velisi
bulunduğu kadının evlenmesine mani olma ve evlenmesini engelleyerek zulüm yapma
hakkı yoktur. Eğer bu durumda onu engellerse, kadının kendisini evlendirmesi
için kadıya başvurma hakkı vardır. Bu durumda velayet hakkı, zulüm yapan veliden
sonra gelen başka bir veliye geçmez. Bilakis durum doğrudan kadıya intikal eder.
Çünkü evlenmekten menetmek bir zulümdür. Zulmü kaldırmaya yetkili kişi kadı
olup, velayet ona başvurmaktır.
Amma kocanın denk olmaması, mehri misilden az mehir vermesi veya ondan daha denk
birisinin bulunması gibi makbul bir özür sebebiyle evlenmesine mânı olursa bu
durumda velayet ondan başkasına geçmez. Çünkü veli evlenmeyi engellemiş
sayılmaz.
Ma'kıl bin Yesâr'dan rivayet olunduğuna göre, o şöyl*. demiştir: «Benim bir
kızkardeşim vardı. Onu benden istediler. Bunun üzerine amcamın oğlu gelince ben
de kız kardeşimi ona nikahladım. Sonra ric'î talakla onu boşadı ve iddeti
bitinceye kadar onu terketti. Kız kardeşimi başkaları benden istemeye gelince,
amcamın oğlu da kalkıp tekrar onu istemeye geldi. Ben de 'Vallahi onu sana ebedi
olarak nikahlamam' dedim. Ma'kıl devamla demiştir ki: «Kadınları ric'î talakla
boşadığınızda, tddetlerini bitirdilerml aralarında meşru bir şekilde
anlaştıkları takdirde, ey veliler artık kendilerini kocalarına nikah etmelerine
engel olmayın.» (Bakara; 232), âyeti benim hakkımda nazil oldu.< Ben de
yeminimin kefaretini vererek kızkardeşimi ona nikahladım.»
9.26.15. Yetim Kızı Evlendirmek
Bulûğdan Önce yetim kızı evlendirmek caiz olup, üzerine nikah akdi yapma
görevini velileri üzerine alır. Bulûğa erdikten sonra yetim muhayyerdir.
Âişe (r.a.), Ahmed ve Ebû Hanife'nin görüşü budur. 402
Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Bir de kadınlar hakkında senden fetva (dinin
hükmünü) istiyorlar. Deki onlara dair fetvayı size Allahu Teâlâ veriyor.
Kendilerine farz kılınan mirası vermediğiniz ve nik^hlnmalap"! da beğenip
İstemediğiniz yetim kızlar hakkında mağdur çocuklar hakkında ve yetimlere İnsaf
ile bakmanız hakkında yüzünüze karsı okunan kitapta ayetler var.» (Nisa: 127).
Âişe (r.a.) şöyle demiştir: «Ayette geçen yetim, velisinin evinde bulunup,
velisinin onunla evlenmek istediği ve mehrini vermek konusunda adaleti yerine
getirmediği yetimdir. Mehirlerini tam olarak vermedikçe onlan nikahlamak
nehyedilmiştir.»
Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'de geçtiğine göre Nebi aleyhisselam şöyle
buyurdu: «Yetimi evlendirmek için kendi emri taleb edilir. Eğer susarsa İzin
vermiş demektir. Şayet yüz çevirirse onu evlendirmek caiz değildir.»
Şâfi'î, Rasülüllah'm «Yetim kızın izni alınır.» sözünden dolayı, «Bulûğa ermeden
yetim kın evlendirmek sahih değiidir,» demiştir. «Emir ancak bulûğ çağına
geldikten sonra taleb edilir, çünkü çocuğun iznini istemenin bir anlamı yoktur.»
9.26.16. Bir Veliyle Nikah Akdinin Gerçekleşmesi
Bir şahsın, hem erkek ve hem de kadına velayet hakkı bulunması halinde, akdi
üzerine alması caizdir. Dedenin vekil olması durumunda olduğu gibi bir oğlunun
küçük kızını diğer oğlunun küçük oğluyla evlendirmesi hakkı vardır,
9.26.17. Sultan (Kadı)'m Velayeti
İki durumda velayet kadıya geçer. Birincisi, veliler ihtilafa düşerlerse.
İkincisi, veli mevcut olmadığı zaman. Velinin mevcut olmadığı, velinin mutlak
olarak bulunmaması veya gayb olmasıyla dqğruluk kazanır.
Denklik mevcut olup, bulûğ çağma eren kadın nza gösterirse, kadının ve onunla
evlenmek isteyenin bulunduğu beldenin dışında bulunduğu zaman yakın bir mahalde
bulunsa bile gaib olmaları sebebiyle velilerinden hiçbirisinin hazır olmaması
halinde hakimin akdi yapması hakkı vardır. Ancak kadın ve onunla evlenmek
isteyenin gaib olan velinin gelmesini beklemeleri hali müstesnadır. Müddet uzasa
bile kadının gaibde olan velisini bekleme hakkı vardır. Amma kadının rızası
olmaması durumunda veliyi beklemenin bir anlamı yoktur.
Hadisde şöyle geçmektedir: «Üç şey sonraya bırakılamaz. Onlar, vakti geldiğinde
namaz, hazırlandığında cenaze, dengi bulunduğunda bekâr kızdır.» (Hadisi Beyhakî
ve diğerleri Alî'den rivayet etmişlerdir. Hadisin senedi zayıftır. Bu konudaki
hadislerin tümünün sahih olmadıkları ortaya çıkmıştır ki, bir Örneği de bu
hadistir.)
9.27. EVLÎLtKTE VEKALET
Vekâlet, insanlann birçok muamelelerinde ihtiyaç duydukları için bazan da olsa
caiz oİan akidlerdendir. Fakihlere göre; İnsanın kendisinin yapmasının caiz
oiduğu her akidde başkasını vekil etmesi caizdir. Mesela satış, kira, hakların
alınması ve hak arama da-valannda, evlendirme, boşama ve vekil kabul olunan
diğer bütün akidlerde olduğu gibi. Nebî aleyhisseiam, ashabından bazısına
nîs-betle evlenmek akdinde vekil rolünde bulunurdu.
Ebû Davud'un Ukbe bin Amir'den rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisseiam bir adama
cSeni falanca kadınla evlendirmeme razı gelir misin?» diye sorar. Adam «Evet»
deyince bu sefer kadına «Seni filan erkekle evlendirmeme razı mısın?» diye
sorar. Kadın da «Evet» deyince, Rasûlüllah nikahlarını kıyar. Adam kadınla
zifafa girer. Kadına mehir ve başka bir şey vermeyen bu adam Hudeybi-ye gününde
bulunmuş ve kendisine Hayber'den bir hisse verilmişti. Adamın vefatı yaklaşınca
şöyle dedi: «Rasûlüllah beni filan kadınla evlendirdi. Ben o kadına mehirden bir
pay ayırmadım ve bir-şey de vermedim. Şimdi sizi şahid tutarak, Hayber'deki
hissemi o kadına mehir olarak veriyorum» dedi. Bunun üzerine kadın hissesini
alarak yüzbin dirheme sattı.
Bu hadiste iki taraf adına vekil olmanın sahih olduğuna delil vardır. Ümmü
Habîbe'den rivayet olunduğuna göre «Bu kadın, Habeş'e hicret edenler
arasındaydı. Necaşi'nin yanında olduğu halde Necaşi onu Rasûlüllah ile
evlendirdi.» (Hadisi Ebû Davud rivayet etmiştir.)
Bu nikah muamelesinde Rasûlüllah'in vekil kıldığı, Amr bin Ümeyye ed-Dâmeri
Rasûlüllah'in vekili olarak görev yaptı. Necasî ise, kadına mehrini vererek
nikahı Rasûlüllah'a akd etti.
9.27.1. Vekâleti Sahih Olan ve Olmayan Kişi
Erkeklerden âkil, baliğ, hür olanları vekil tayin etmek sahihtir. Çünkü bu
kişiler tam ehliyet sahibidirler. Tam ehliyet sahibi olan herkes, kendi nefsini
evlendirmeye maliktir. Bu durumda olan
herkesin de başkasını kendi adına vekil etmesi sahihlir. Amma kişi ehliyetini
kaybetmiş veya ehliyeti noksan ise; —deli, çocuk, köle ve bunak gibi— bunların
başkasını vekil etme haklan yoktur. Çünkü bunlardan hiçbirisinin kendi başına
kendini evlendirme yetkisi yoktur..
Fakihler bulûğ çağına ermiş, akıllı kadının nikahda sözüyle akdin gerçekleşmesi
konusunda ihtilaf bulunması hasebiyle kendini evlendirmekte vekil bırakmasının
sahih olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir.
Ebû Hanife «Erkeğin vekalet etmesi caiz olduğu gibi kadın da vekil bırakabilir.
Çünkü akd yapmak kadının hakkıdır. Bu hak devam ettiği müddetçe, nikâh akdini
gerçekleştirecek birisini vekil etmesi de kadının hakkın dandır.» demiştir.
Cumhur ulema ise şöyle demişlerdir: «Her ne kadar daha önce geçtiği üzere
kadının rızasını mutlaka almak gerekiyorsa da velisinin vekâletini almadan
kadının nikâhını akdetme hakkı vardır.»
Bazı Şafiî âlimleri baba ve dede ile diğer velilerin arasını ayırarak şöyle
demişlerdir: «Baba ve dedeyi vekil kılmaya ihtiyaç yoktur. Diğer velileri ise
muhakkak kadının vekil kılması gerekir.»
9272. Mutlak ve Mukayyed Olan Vekâlet
Vekâletin mutlak ve mukayyed olması caizdir.
Mutlak vekâlet: Bir şahsın, evlenmek konusunda muayyen bir kadmla, mehirle veya
mehirden muayyen bir mikdarla kayıtlamadan diğerini vekil etmesidir.
Mukayyed ise: Kişiyi, evlenmesi konusunda vekil kılarak bu vekâleti belli bir
kadın veya kusurlu bir aileden bir kadınla veya muayyen bir mikdar mehirle
kayıtlamasıdır.
Mutlak vekâletin hükmü, Ebu Hanife'ye göre vekâletin hiçbir kayıtla
kayıtlanmamasıdır. Şayet vekil, müvekkilini kusurlu veya denk olmayan bir
kadınla veya mehri misilden fazla bir mehirle evlendirirse caiz olup, akd sahih
ve geçerli olur. Çünkü mutlak vekâletin gereği budur.
Ebü Yusuf ve Muhammed ise kadının sağlam olması, denk olması ve mehri misil
gerekmesi şartlarıyla kayıtlanması gerekir.» demişlerdir. Normal olarak
insanlann farkına varmadığı az ilaveyle mehri misli tecavüz edebilir.
Ebû Yusuf-ve Muhammed'in delilleri şudur: «Başkasını vekil eden kişi kendisi
için daha iyi olanı yapsın dîye vekil eder. Başkasını vekil ederken kayıt
koymaması vekilin herhangi bir kadını almasını gerektirmez. Çünkü vekâlet vermek
.vekâlet verene mehrî misille uygun bîr kadın seçmeyi gerektirir. Vekilin bu
manayı düşünmesi ve bunu nazar-i itibara alması gerekir. Çünkü örfen bilinen
şart, koşulmuş sayılır.* Bu görüş güvenilecek en doğru görüştür.
Mukayyed vekâletin hükmüne gelince, mukayyed vekalette konulan kayıtlara
muhalefet etmek caiz değildir. Ancak koşulan şart-; lann daha güzelini yaparsa,
meselâ vekilin seçtiği kadın şart koşu-. landan daha güzel ve daha faziletli
olursa veya şart koşulan me-hirden daha az mehirle anlaşma yaparsa bu durumlarda
mukayyed şartlara muhalefet edilebilir. Şayet muhalefet bunların dışındaki
hususlarda olursa akd sahih olup, müvekkiline akde uyması lâzım gelmez. Dilerse
bu akdi caiz görür, dilerse reddeder.
Hanefîler şöyle demişlerdir: Eğer vekâlet veren kadın ise ya belli bir konuda
adamı vekil etmiş veya belli olmayan bir meselede vekil etmiştir. Eğer birincisi
ise, ister eş seçme bakımından, isterse mehir bakımından olsun kadının koştuğu
bütün şartlara vekilin uyması zorunludur. Eğer ikincisi ise: Yani kadın vekiline
«Beni bir adamla evledirmeye seni vekil ettim» der de; o da kadını kendisine,
babasına veya oğluna nikahlaması durumu gibi, kadın belli olmayan mutlak
evlendirmeyi vekiline emrederse, bu işte töhmet bulunacağı için akd sabit olmaz.
Şayet böyle bir durum olsa bile akdin gerçekleşmesi kadının iznine bağlı olur.
Eğer vekil, kadını zikredilenin dışında yabancı birisiyle evlendirirse, şayet
koca denk bir kişi olup, mehir de mehri misil olursa, kadın ve velisi için akdi
bozma hakkı yoktur. Eğer koca denk olup, mehir mehri misilden az olursa, burada
fahiş bir aldatma olduğundan akd geçerli olmaz. Bilâkis kadının ve velisinin
İcazetine bağlı olur. Çünkü kadın ve velisi bu konuda hakka sahiptirler. Eğer
koca denk olmazsa, mehir, ister mehri misilden çok, ister az, isterse ona denk
olsun akd fasid olup bu akde icazet gerekmez. Çünkü fasid akdlerde icazet
geçerli olmayıp, kadının iznine bağlı durumlarda geçerli olur.
9.273. Evlilikte Vekil, Elçi ve Nikâh Akdini Açıklayan Kişi Demektir
Evlilikte vekâlet, diğer akidlerdeki vekâletten farklıdır. Evlilikte vekil bir
elçi ve evlenme sözünü açıklayandan başka birşey değildir. Bü bakımdan
evlilikten doğan haklar, vekil olan kişiye geçmiş olmaz. Vekilden mehir talep
edilmez. Kadının vekili olduğu zaman vekil kadını kocasının itaatına sokmaya
zorlanamaz ve
kadının izni dışında onun mehrini alamaz. Ancak kadın izin verirse, kadının bu
izni mehri almaya onu vekil kılmış sayılır.
EVLİLÎKDE DENKLİK
Tarifi
«Kefâet», denklik ve benzerlik demektir. Evlilik bahsindeki ke-fâetten maksat,
koca ile kan arasında denklik olması, mertebe bakımından eşit olmaları, içtimaî
ortamda birbirlerinin benzeri ahlâkta ve malda müsavi olmaları demektir. Şüphe
yok ki erkeğin mertebesi ile kadının mertebesinin müsavi olması, evlilik
hayatının daha başarılı olmasına sevkedeceği cihetle evliliği gevşemekten ve
dağılmaktan daha çok korur.
9.28.2. Denk Olmanın Hükmü
Fakat denkliğin hükmü nedir? Denklik nereye kadar muteberdir?
İbn Hazm evlilikte denkliğe itibar edilmez görüşünü savunarak şöyle demiştir:
«Herhangi zina etmeyen bir müslümanm, zina etmeyen müslüman bir kadınla evlenme
hakkı vardır.»
îbn Hazm devamla şöyle demiştir: «Bütün Müslümanlar kardeştir. Nesebi belli
olmayan bir zencinin çocuğunu Haşimî kabilesinden halifenin kızıyla evlendirmek
haram olmadığı gibi, zina etmediği müddetçe fasıklığm son noktasına gelmiş bir
Müslüman, yine zina etmediği müddetçe, bir fasık Müslüman kadına denktir. Bunun
delili «Mü'minler ancak kardeştir.» ayet-i kermesidir. Yine Allah-u Teâlâ tüm
Müslümanlara hitaben şöyle buyuruyor: «Kadınlardan hoşunuza gidenleri
nikahlayın.» (Nisa: 3). Allah-u Teâlâ kadınlardan haram olanları bize
açıkladıktan sonra «Bunların dışındakiler size helâl kılındı» (Nisa: 24)
buyurmuştur. Rasûlüllah daha sonra Mü'minlerin annesi olan Zeyneb'i kölesi
Zeyd'e nikahlamış ve Mikdad'ı Abdul Muttalib oğullarından Zübeyr'in kızı Da-bâ'a
ile evlendirmiştir. Fasık erkek ve fasık kadınla ilgili görüşümüze gelince; bize
karşı olanların fasık erkeği ancak fasık kadınla, fasık kadını da ancak fasık
erkekle nikâhlamaya cevaz vermeleri gerekir ki, bu sözü hiçbir kimse
söylememiştir. Halbuki Allah-u Teâlâ «Mü'minler ancak kardeştir.» (Hücurat: 10)
ve yine «Mü'min erkeklerle Mü'min kadınlar birbirlerinin velileridir.» (Tevbe:
71) buyurmuştur.»
9.283. Doğruluk ve Ahlâktır Denkliğin Muteber Olman
Alimlerden bir cemaat eşler arasında denkliğin muteber olduğunu fakat denkliğin
sadece ahlâk ve doğruluğa mahsus olduğunu söylemişlerdir. Bu durumda nesebe,
sanata, zenginliğe veya başka birşej'3 itibar edilmez. Nesebi olmayan iyi bir
kişinin neseb sahibi bir kadınla, düşük meslek sahibinin kadri yüksek bir
kadınla evlenmesi, makamı olmayanın makam ve şöhret sahibi bir kadınla, fakir
birisinin iffetli ve müslüman olduğu müddetçe zengin varlıklı bir kadınla
evlenmesi caizdir. Evlilik, kadının rızasıyla olduğu müddetçe, akdî üzerine alan
velînin bulunmasıyla beraber, kadın ve erkek derece bakımından eşit olmasalar
bile, velîlerden hiçbiri-sinin itirazı ve ayrılmaları isteme haklan yoktur.
Eğer erkekte doğruluk şartı bulunmazsa, saliha bir kadına denk olmaz. Bu durumda
kadının, bekâr ise ve babası onu fasıkla evlendirmeye zorluyorsa, nikâh akdini
feshetmeyi, isteme yetkisi vardır.
Bidayet'ül-Müctehid kitabının yazan îbn Rüşd şöyle demiştir: «Maliki mezhebinde;
babası, bekâr olan kızım içki içenle ve fâsık ile evlendirirse, kadının bu
evlenmeye mani olması hakkının bulunduğu konusunda ihtilaf edilmemiştir. Bu
davaya hakim bakar ve aralanm ayınr. Kızını malı haram olan kişiyle veya
boşanmayla ilgili çok yemin eden kişiyle evlendirmesi durumu da aynıdır.
Malikîler aşağıdaki rivayetlerle bu görüşlerine delil getirmişlerdir.
1 — Allah-u Teâlâ söyle buyurmuştur: «Ey İnsanlar doğrusu biz sizi bir erkekle
bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi
kolayca tanıyasuuz. Şüphesiz Allah katında en değerliniz ona karşı gelmekten en
çok sakınanınizdır.» (Hucurat: 13). Bu ayette insanların yaradılışta ve insani
değerlerde müsavi olduklan takrir edilmektedir- Bir kimse Allah'ın ve in-sanlann
hakkını eda etme hususunda Allah'tan en çok korkması dışında başkasından daha
üstün değildir.
2 — Tirmizî'nin hasen bir senetle Ebû Hatera el-Mûzenî'den rivayet ettiğine göre
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Dininden ve
fihlfllrrnHnn razı olduğunuz kimse size geldiği zaman onu evlendirin. Eğer böyle
yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat çıkarmış olursunuz.» Ashab,
«Ya Rasûlüllah, eğer bu kişide fesat olursa ne olacak?» diye sorunca,
Ra-sûlullah üç defa «Dini ve ahlâkından razı olduğunuz birisi size gelince onu
evlendirin.» buyurdular. Bu hadisle Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
velilere, velisi bulunduklan kişileri, din, emanet ve ahlâk sahibi kişiler
istedikleri zaman onlarla evlendirmelerini emretmiştir. Eğer güzel ahlâk
sahibiyle evlendirmeyerek bu görevi yerine getirmez, hesab, neseb, makam ve mala
rağbet ederlerse yeryüzünde sonu gelmeyen bir fitne ve fesat meydana gelir.
3 — Ebû Davud'un, Ebû Hûreyre'den rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Ey Beya-da oğullan, Ebû Hind'i evlendirin
ve ondan kız isteyin.»
Mealim'üs-Sünen kitabında yazan şöyle demiştir: «Bu hadis-de, denkliği sadece
dinde arayıp, başka şeyde aramayan îmam Mâlik ve onun görüşünü benimseyenlere
delil vardır. Ebû Hind, Beya-da oğullarının kölesi olup, onlardan değildir.*
4 — Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Zeyneb binti Cahş'i, Zeyd bin Haris'e
istedi. Zeyneb ve kardeşi Abdulah, Kureyşli ve Rasûlüllah'in amcasının km olduğu
için onunla evlenmekten kaçındı. Aynı zamanda Zeyneb'in annesi Abdul Muttalİb'in
kızı Umeyye oiup, Zeyd ise daha önce bir köle-idi. Bunun üzerine şu ayet-i
kerime nazil oldu: «Allah ve Rasûlü bir şeye hükmettiği zaman inanan erkek ve
kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Rasûlüne baş
kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış-olur.» (Ahzâb: 36). Bu ayet inince
Zeyneb'in kardeşi Rasûlüllah'a «Dilediğini emret» dedi ve Zeyneb'i Zeyd ile
evlendirdi.
5 — Huzeyfe, Salim'i, Velid bin Utbe bin Rebî'anın kızı Hind ile evlendirdi.
Salim, ensardan bir kadının kölesiydi.
6 — Büâl bin Rebah, Abdurrahman bin Avf'ın kızkardeşiyle-evlendi.
7 — Ali (r.a.) evlilikte denklik konusu sorulunca şöyle cevap verdi: «insanlar
birbirlerine denktirler. Arabi, Acemi, Kureyşlisi, Haşimisi, müslüman olup, iman
edince birbirine denktirler. İşte
.bu görüş îmami Malik'indir.
Şevkânî şöyle demiştir: «Ömer. îbn Mes'ud, Muhammed bin Şirin ve Ömer bin
Abdülaziz'den rivayet olunup, Îbn Kayyım'in tercih ettiğine göre şöyle demiştir:
«Rasûlüllah'ın verdiği hükmün gerektirdiğine göre denk olmada dinde asalet ve
olgunluğa itibar edilir. Bunun için Müslüman bir kadın, kâfirle, iffetli kadın
facirle evlendirilemez. Ancak Kuran ve sünnet bunun dışında denkliğe itibar
etmemiştir.»
îslâm, müslüman bir kadının zinâkâr, pis biriyle evlenmesini haram kılmış,
neseb, sanat, zenginlik ve mesleke itibar etmemiştir, îffetli bir müslüman
olduğu zaman daha önce köle olan birisi zengin nesebli bir kadınla evlenebilir.
Rasûlüllah Kureyşli olmayanla-nn Kureyşiilerie, Haşimî olmayanların Haşimilerle,
fakirlerin zengin kadınlarla evlenmelerine cevaz vermiştir.
9.28.4. Fakihlerin Çoğunluğunun Görüşü
Malikîler ve daha Önce işaret ettiğimiz, onların dışındaki diğer âlimler,
denkliğin doğruluk ve iyi olmakta aranacağı, diğer hususlarda aranmayacağı
görüşünde olup, bunların dışındaki fakihler doğruluk ve iyi halle birlikte başka
şartlar da aramışlardır.
Meselâ, fasık bir kimsenin iffetli bir kadınla evlendirilemeye-ceği görüşünde
olmakla beraber ancak denkliği sadece buna ait kıl-mayıp, itibar edilmesi
gereken başka şartlar da koşmuşlardır.
Biz bu şartlara aşağıda kısaca işaret ediyoruz:
Birincisi Neseb: Araplar birbirlerine denk, Kureyşliler birbirlerine denktir .
Acem, Arab'a denk olmadığı gibi, Arap da Kureyş-liye denk değildir. Bu görüş
sahiplerinin delili:
1 — Hâkim'in Ibn Ömer'den rivayet ettiğine göre RasûlüIIah şeyle buyurmuştur:
«Araplar, kabile kabile, mahalle mahalle, kişi kişiye birbirlerinin dengidir.
Ancak kıldan giyim eşyası yapanlar, kan alanlar müstesnadır.»
2 — Bezzar'in Mu'âz bin Cebel'den rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselâm söyle
buyurmuştur: «Araplar birbirlerinin dengi, köleler de birbirlerinin dengidir.»
3 — Ömer'den rivayet olunduğuna <?Öre o şöyle demiştir: «Şeref sahiplerinin
denginden başkasıyla evlenmelerini muhakkak engellerim,» {Hadisi Dârekutnî
rivayet etmiştir.)
Yukarda geçen îbn Ömer hadisine gelince,. îbn Ebî Hâtem bu hadisi babasına
sormuş, babası «Bu söz yalandır, aslı yoktur.» demiştir. -
Dârekutnî «Milel» kitabında «Bu hadis sahih değildir.» demiştir, îbn Abdülber de
hadisin münker mevzu olduğunu söylemiştir. Muâz hadisine gelince, bunun
ravilerinde Süleyman bin Ebul Cevn var ki, îbn ul Kattan «Bu zat
tanınmamaktadır. Sonra bu hadis Ha-üd bin Mâdan'm Muaz'dan rivayetidir ki bu zat
Muaz'dan hadisi işitmemiştir. Sahih olan neseb konusunda denklik hakkında
hadisin sabit olmadığıdır» demiştir.
Şati'î ve Hanefiler, zikredilen şekilde nesebde denkliğin muteber c-'ması
konusunda ihtilaf etmediler. Fakat onlar Kureyşliler arasındaki fazilet
konusunda ihtilaf ettiler. Hanefiler Kureyşli bir erkeğin Haşimî bir kadına denk
olduğu görüşündedirler. Şafiîlere gelince, onların mezheplerinde sahih olan
Kureyşli'nin Haşimi ve Muttalib oğullarından bir kadına denk olmadığıdır. Bu
görüşlerine Vasile bin Eska'nm rivayet ettiği şu hadisle delil getirmişlerdir.
Ki RasûlüIIah şöyle buyurmuştur: «Ailah-u Teâlâ İsmail oğullanndan Kinane
kabilesini, Kinane kabilesinden Kureyş'i, Kureyş'den Haşim oğullarını, Haşim
oğullarından da beni seçmiştir. Ben hayırlıyım, ben hayırlıyım, ben hayırlıyım.»
(Hadisi Müslim rivayet etmiştir.) Hafız Fetih kitabında şöyle demiştir: «Sahih
olan Haşim ve Muttalib oğullarının diğerlerine takdim edilmesidir. Bunların
dışındakiler birbirine denktir.» Gerçek 'se bunun hilâfinadır. Çünkü Nebî
aleyhisselâm Osman bin Affan'ı iki kızıyla, Ebûl-As bin Rebi'i Zeynep'le
evlendirmiştir. Bunların ikisi de Abduşşems oğullann-dandır. AH (r.a.) kızı Ümmü
Gülsüm'ü Ömer (r.a.)1a evlendirmiştir. Ömer (r.a.) ise 'Adevî aşiretindendir
ilim şerefi bütün neseplerin ve şereflerin üstündedir Alim olan kişi nesebi ne
olursa olsun, isterse nesebi belli olmayan bir kişi bile olsa, herhangi bir
kadına denktir. Çünkü RasûlüIIah şöyle buyurmuştur: «insanlar, altın ve gümüş
madenleri gibi madenlerdir. Ca-hiliyet devrinde hayırlı olanınız fakih olunca,
İslâm'da da hayırlı-nızdır.» Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Allah içinizden
inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin.»
(Mücadele: 11). «De ki bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?» (Zûmer: 10) Bu
ayetler Araplara nisbetledir. Arapların dışındaki acemlere gelince dendi ki
onlar arasında nesebde denklik muteber değildir. Şafiî ve Şafiîlerin çoğundan
rivayet olunduğuna göre Araplara kıyasla, onların da arasında nesebde denklik
muteberdir. Çünkü onlar da kadının nesebi belli olmayan birisiyle
evlendirilmesini ayıplarlar. Böylece illet bir olduğu için Arap olmayanlar da
Arapların hükmünü alır.
İkincisi; Hürriyet: Köle, hür bir kadına denk değildir. Azad olan da aslen hür
olan kadına denk değildir. Yine babalarından birisi köle olmuş erkek, hiç köle
olmayan ve geçmişlerinden birisi köle olmayan kadına denk sayılmaz. Çünkü hür
kadına, kölenin veya geçmişlerinden birisi köle olanın emri altında bulunması
ona ayıp ve kusur gelir.
Üçüncüsü; İslâm: Yani asaleten Müslüman olmc!;. Bu şart Arapların dışındakilerde
muteberdir. Araplara gelince; onlarda bu şart muteber değildir. Çünkü Araplar
nesepleriyle Övünmekle yeti-n«rek asaletlerinin îslâm olmasıyla Övünmezler.
Arapların dışındaki köle ve yabancılara gelince, bunlar asaletlerinin Müslüman
olmasıyla Övünürler. Bunun üzerine kadın Müslüman olup, babası ve dedeleri de
Müslüman olursa, babası ve dedesi Müslüman olmayan erkeğe denk değildir. Babası
Müslüman olan kadına, babası Müslüman olan erkek denktir. Babası ve dedesi.
Müslüman olan erkek, babası ve dedeleri Müslüman olan kadına denktir. - Çünkü
kişi ancak babası ve dedesiyle tanınır. Bundan fazlası ise dikkate alınmaz. Ebû
Yusuf'a göre, babası Müslüman olan erkek, babası Müslüman olan kadına denktir.
Çünkü Ebû Yusuf'a göre, kişinin tanınması babasının zikredilmesiyle tamam olur.
Ebû Hanife ve Muhammed'e göre ise kişinin tanınması ancak babası ve dedesiyle
belli olur.
Dördüncüsü; Zanaat: Kadın şerefli bir zanaatla meşgul olan bir aileden ise,
düşük meslek sahibi birisi ona denk olamaz. Meslekler birbirine yakın olursa
farklı olmalarına itibar edilmez. Mesleğin şerefli ve düşük olmasında örfe
itibar edilir. Bir yerde ve bir zamanda şerefli olan bir meslek bazan başka
yerde ve başka zamanda düşük meslek sayılabilir. Meslekde denkliğin muteber
olduğunu söyleyenler «Araplar birbirlerinin dengidir...» hadisini delil
getirmişlerdir. Ahmed bin Hanbel'e «Sen bu hadisi zayıf saydığın halde nasıl onu
kabul ediyorsun?» diye sorulunca, Ahmed bin Han-bel «Tatbikat bu şekilde
olmaktadır.» diye cevap verdi.
Muğnî kitabında yazan şöyle demiştir: «Yani mesleğin şeref ve düşüklüğü halkın
örfüne muvafık olmasıyla ölçülür. Yüksek sanat ve şerefli meslek sahipleri
kızlarım dokumacı, derici, çöpçü, gübreci gibi düşük meslek sahipleriyle
evlendirmeyi kendileri için bir noksanlık kabul ederler, insanlar adeten bu işi
ayıp sayarlar. Böylece bu nesepteki noksanlığa benzemiş olur. Bu görüş Şafiîler,
Hanefilerden Muhammed ve Ebû Yusuf, bir rivayete göre Ahmed ve Ebû Hanife'nin
görüşüdür. Bir rivayete'göre Ebû Yusuf «Ancak kişinin mesleği fahiş bir şekilde
düşük olması dışında mesleğe itibar edilmez» demiştir.
Beşincisi; Mal : Şâfiüerde mal konusunda ihtilâf vardır. Bazı Şafiîler mala
itibar edilir demişler. Bunlara göre fakir, zengine denk değildir. Çünkü
Rasûlüllah «Şeref mal ile, iyilik ise takva iledir.» buyurmuştur. Bu hadîse göre
«Fakirin nafakası zenginin na? fakasmdan düşüktür.» demişlerdir. Şafii'lerden
bazıları mala itibar edilmez demişlerdir. Çünkü mal gelip geçici olup, kişilik
sahipleri onunla iftihar etmezler. Bu konuda şairin şu şiirini okumuşlardır:
«Bir zaman fakir düştük ve sıkıntılı bir hayat yaşadık. Allah her ikisini de
bize gösterdi. Fakat zengin olduğumuzda akrabalarımıza kötülük yapmadık-
Fakirlik de bizim nesebimizi alçatmadı.»
Hanefîlere göre mala İtibar vardır. Malda muteber olan mehir ve nafaka parasına
malik olmaktır. Hatta bunların ikisine veya birisine malik olmazsa denklik
gerçekleşmez. Mehirden murad, hemen verilmesi örfen sabit olan miktardır. Bunun
dışındaki mehir se sonraya bırakılan mehirdir. Ebû Yusuf'dan rivayet olunduğuna
göre, Ebû Yusuf malda mehire kadir olmayı değil, nafakaya kadir olmayı
benimsemiştir. Çünkü mehİrde kolaylık göstermek geçerlidir. Kişi babasının
zenginliği ile mehre kadir sayılır. Denklikte mala itibar etmek Ahmed'den bir
rivayete göredir. Çünkü yoksulluk içindeki koca kadının nafakasını veremeyeceği
ve çocuklarına bakamayacağı için zengin kadına zarar verebilir, insanlar
fakirliği bir noksanlık olarak görürler. Nesebde övündükleri gibi mai-da da
nesebden daha fazla birbirleriyle övünürler.
Altıncısı; Ayıplardan salim olmak: Şafi'î'nin ashabı ve îbn Nasr'ın Malik'ten
zikrettiğine göre İmam Malik; ayıplardan salim olmayı denkliğin şartlarından
saymıştır. Kendisinde feshi gerektirecek bir ayıb olan ayıplardan salim olan
kadına denk değildir. Eğer feshi gerektirecek bir ayıb. bulunmayıp, körlük, bir
azası eksik ve çok çirkinlik gibi nefret ettirici bir ayîb bulunması durumunda
iki görüş vardır. Revyanî nefret ettirici durumlara sahip kişi kadına denk
değildir demiş, Hanefî ve Hanbelîler ise, bunu dikkate almamışlardır.
Muğni kitabında geçtiğine göre: Ayıplardan salim olmak denklik şartlarından
değildir. Çünkü kişinin ayıplı olmasının nikâhı bozmadığında ihtilaf yoktur.
Fakat bu durum kadın için muhayyerlik gerektirir. Velileri için değil. Çünkü
aybm zararı kadına mahsustur. Ancak velisi için kadirim deli, alaca hastalığı ve
cüzzamlı ile evlenmesini men hakkı vardır.
9.28.5. Denklik Kim İçin Muteberdir?
Evlilikte denklik sadece koca için geçerli olup, kadm için geçerli değildir.
Yani kadına denk olması, eşit olması şart koşulan sadece erkektir. Kadının
erkeğe denk olması şart koşulmaz.
Bunun delili :
Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Yanında bir cariye plan onu güzelce
okutur, öğretir ve ona İyilik eder de sonra onu azâd ederek evlenirse kendisine
iki ecir vardır.* (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmişlerdir.)
Nebî aleyhisselâmm mertebesine denk olacak kimse yoktur. Halbuki o Arap
kabilelerinden evlenmiştir. Daha Önce Yahudi olup, sonra Müslüman olan Huyey'in
kızı Safiyye ile evlenmiştir.
Yüksek mertebe sahibi kadının kendisine denk olmayan bir erkekle evlendiği zaman
kendisi ve velisi olan kişiler bu işi ayıp sayarlar. Ama şerefli bir kocanın
mertebe bakımından kendinden dü-şük olan ve bulunma itibarı olmayan bir kadınla
evlenmesi ayıplanmaz.
9.28.6. Denklik Kadın ve Velileri İçin Bir Haktır
Cumhur fukahaya göre denklik kadın ve velileri için bir haktır. Velinin, kadım
kendi nzasi ve diğer velilerin nzası - olmadan denk olmayan birisiyle evlendirme
hakkı yoktur. Çünkü kadını denk olmayan birisiyle evlendirmek hem kadım hem de
velileri aşağılık duygusuna iter. Onun için hepsinin nzası olmadan bu evlendirme
caiz olmaz. Eğer kadın razı olur ve velileri de razı olursa evlendirmek caizdir.
Çünkü onların hakkını korumak için bu engel konmuştu. Onlar razı olunca engel de
kalkmış olur. Şafiîlere göre bu hak o anda velisi olan kişiye aittir. Bir
rivayete göre, İmam Ahmed bütün velilerin uzak olsun yakın olsun, denklik haklan
vardır, içlerinden birisi razı gelmezse nikâh akti fesh olur demiştir. Ahmed'den
başka bir rivayete göre ise, denklik Allah'ın hakkıdır. Şayet kadın ve velileri
denklik şartını kaldırmaya razı olsalar bile onların bu nzası sahih olmaz
demiştir. Fakat bu rivayet îmam Ahmed'den gelen rivayetlerin birinde olduğu gibi
denkliğin dinden başka bir konuda geçerli olmadığı rivayetidir.
9.28.7. Denkliği Muteber Saymanın Vakti
Denkliğin bulunması akd yapılırken muteberdir. Şayet akdden sonra denklik
vasıflarından bir tanesi bozulursa bu zarar vermez. Olacak oian birsey denkliği
değiştirmez ve evlilik akdine tesir etmez. Çünkü evlenmenin şartlan akd zamanı
muteberdir.
Eğer evlenme sırasında şerefli bir meslek sahibi olan veya ailesine infaka kadir
olan iyi bir kişinin sonradan dununu değişir de düşük bir meslek seçer, ailesine
bakmaktan aciz kalır veya evlendikten sonra Allah'ın emrine karşı gelirse, nikâh
akdi, kıyıldığı şekli üzere devam eder. Şüphesiz zaman değişmekte, insan aynı
hâl üzere kalmamaktadır. Kadının vaki olacak şeyleri kabul etmesi, sabredip
takva göstermesi gerekir. İşte bu, üzerinde sebat edilmesi gereken işlerdendir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi