Fikih - 48 Yarismaveoyun - Fikhussunne
YARIŞMA
Yarışma, meşru olup övülen bir beden eğitimidir. Nisbet ve amaca göre müstehab
veya mubah olur. Ok, silâh atımı, at, katır ve merkeple yarışma şeklinde olduğu
gibi, şahıslar arasında bir koşu yanşması hakkında Aişe (r.a.)'nm şöyle dediği
de sabittir: «Nebî aleyhisselam ile yarıştım ve onu geçtim. Şişmanladığım zaman
yarıştığımızda ise o beni geçti. Ben «Bu şişmanhğımdandi,» dedim.»
Okla, mızrakla ve atılabilen tüm silâhlarla yapılan yarışma hususunda Allah
Teâlâ şöyle buyuruyor: «Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş
atlan hazırlayın.» (Enfal: 60)
Ukbe bin Âmir'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Ra-sûlü'nü minberi
üzerinde iken dinledim: «Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın.»
âyetini okudu ve şöyle buyurdu: «Dikkat edin; kuvvet atmaktır. Dikkat edin;
kuvvet atmaktır. Dikkat edin; kuvvet atmaktır.» (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
Nebî aleyhisselam: «Size ok atmanızı tavsiye ederim. O, sizin oyunlarınızın en
hayırlısıdir» buyururdu. (Hadisi Bezzâr ve Tabera-
ni «sahih» senedle kaydetmiştir.)
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: «Üçü hariç bütün
oyunlar haramdır. «Kişinin hammiyla oynaşması, yayla ok atmak, atı terbiye
ermek.»
Atış sırasında ruh taşıyan (canlıyı) hedef tahtası yapmak haramdır.
Abdullah bin Ömer, bir tavuğu hedef yapan bir topluluk gördü ve onlara: «Nebî
aîeyhisselam, ruh taşıyan bir şeyi hedef yapana lanet etmiştir» dedi, (Hadisi
Buharî ve Müslim kaydetmiştir).
Hayvanlar arasında yarışlar düzenlemek, hadislerde sabit olmuştur.
Ebû Hüreyre (r.a.)'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem: «Deve, ok ve at yansından başka yanş yoktur» buyurdu. (Hadisi
Ahmed, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Ne-sâi kaydetmiş, tbn Hibbân «sahih» demiştir.)
Ibn Ömer'den rivayete göre, o şöyle demiştir: «Nebî aleyhisse-lam, atların,
kuvvetlendirilip belli bir süre aç bırakılanlarını Haf-yâ'dan Veda Yokuşu'na
kadar yanştınrdı. Böyle hazırlanmayan atlan ise; Veda Yokuşu'ndan Benî Züreyk
Mescİdi'ne kadar yanştı-rırdi.» tbn Ömer de yarışanlar arasındaydı. Süfyan:
Hafyâ'dan Veda Yokuşu'na kadar beş veya altı mil, Veda Yokuşu'ndan Benî Züreyk
Mescidine kadar da bir mil mesafe olduğunu söylemiştir. (Hadisi Buhari ve Müslim
kaydetmiştir.)
17.2. BİT Karşılık İçin Yarışmanın Cevazı
Karşılıksız olarak yarışma düzenlemenin caiz olduğunda —geçtiği gibi— âlimler
icma etmişlerdir. Bir ödüle karşılık yarışma düzenleme ise, aşağıdaki şekillerde
olursa caizdir :
a — Hâkim veya bir başkası tarafından yanşa bir mal koymak caizdir. Meselâ; «Kim
yansı kazanırsa, şu kadar mal onundur.» denir.
b — Yarışanlardan biri, arkadaşına: «Beni geçersen, şu mal senindir. Eğer ben
seni geçersem, bana bir borcun yoktur, benim de sana vereceğim bir şey yoktur.»
diyerek bir mal ortaya koyar.
c — Yanşan İki kişi veya yarışçılardan bir topluluk tarafından, bir malın ortaya
konup, eğer geçerse, beraberindekilerin o malı almaya hak kazandıklanm,
geçilirse bir borcu olmadığını söylemesi.
Enes'e: «Allah Rasûlü zamanında Ödülle yanşma yapar mıydınız? Allah Rasûlü
ödüllü yanşma yapar mıydı?» diye soruldu. Enes (r.a.) şöyle dedi: «Evet, vallahi
Sebha denilen bîr ata ödül koydu. At yanşçılan geçti. Bu yüzden Nebi
aleyhisselam sevindi ve bundan hoşlandı, d
Ödül koymanın haram olduğu şekiller de vardır.
17.3. ödül Koymanın Haram Olduğu Şekil
Her birinin, eğer geçerlerse ödülü almalon, eğer geçitirlerse Ödül sahibine ödül
miktarmca borçlu olmaları şartıyla yapılan ödüllü yanşma caiz değildir. Çünkü bu
haram olan kumara dahil olur.
Allah Rasûlü aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «At üç çeşittir: Rahman için olan,
insan için olan ve şeytan için olan. Rahman için
olanı; Allah yolunda nöbete hazırlananıdır. Onun yemi, tersi ve bev-li(...)
Allah'ın dilediği şeydir. (Yani, onun tüm bu şeyleri iyiliktir). Şeytanın ab
İse, kumar oynayan veya üzerine kumar oynatılan attır. İnsanın atı da sırtına
yük yüklenilerek, kişiyi bekleyen attır. O fakirliğe karşı bir engeldir.»
17.4. Ödüllü Yarışmada Cenb ve Celb Yoktur
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve îbn Mâce'nin İmran bin Husayn'-dan rivayetine göre,
Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Ödüllü yarışmada celb de yoktur, cenb de.»
Celb : Yanşan atı, hızlı koşmaya teşvik eden birinin takip etmesidir.
Cenb : Yorulduğunda değiştirmek için, bir atı yarıştığı atın yedeğinde
taşımaktır. îbn Üveys şöyle demiştir: «Celb : Yansı kazanması için, meydanda
atın arkasından gürültü çıkarmaktır. Cenb ise: Atın yanında onu takip etmektir.
Binici, yarışın sonuna doğru atından kuvvetli olan diğer ata biner ve böylece
finişe önce ulaşır.»
Ebû Ubeyde şöyle demiştir: «Cenb : Kişinin yanştığı atının yanında üzerinde
binici bulunmayan boş bir at taşımasıdır. Finişe yaklaştığı zaman, boş ata biner
ve yansı kazanır. Çünkü bu at, üzerinde binici olan ata nazaran daha az yorgun
ve daha az bitkindir.
17.5. Hayvana Eziyet Haramdır
Hayvana eziyet etmek, üzerinde taşıyabileceğinden çok yük yüklemek haramdır.
Eğer kişi, hayvana gücünün üstünde yük yüklerse, hakimin ona hayvanın gücünün
yetmediği yükü yüklemesini engelleme hakkı vardır. Hayvanın süt emen yavrusu
varsa, ancak yavrusuna zarar vermeyecek kadar sütün alınması caizdir. Çünkü
islâm'da ne insana ne de hayvana zarar ve zararla karşılık vermek vardır.
17.5.1. Hayvanı Damgalamak ve İğdiş Etmek
Hayvanı, yüzü dışında herhangi bir yerinden damgalamak caizdir. Allah Rasûlü,
yüzünden damgalanmış bir merkep gördü ve şöyle buyurdu:
«Size ulaşmadı mı ki, ben hayvanı yüzünden damgalayana ve yüzüne vurana Iânet
ettim.» (Hadisi Ebû Dâvûd kaydetmiştir.)
Câbir (r.a.)'den rivayete göre, o şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselam yüze
vurmayı ve orayı damgalamayı menetti> -(Hadisi Müslim ve Tirmizî kaydetmiştir.)
Alimler bu nehiyden, yüze vurmanın ve orayı damgalamanın, insan ile hayvan
arasını ayırmaksızm, haram olduğunu çıkarmışlardır. Çünkü yüz Allah'ın ikram
ettiği ve güzelliklerin toplandığı bir yerdir. Hayvanın yüzü dışında bir yerini
damgalamak caiz, hatta müstehabdır. Çünkü hayvanların arasını ayırmada buna
ihtiyaç vardır. Nebî aleyhisselam sadaka develerini damga ile damgalamıştır.
(Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
Ebû Hanife, bunun, azab verme ve müsle yapma olduğu için mekruh olduğunu
söylemiştir. Nebî aleyhisselam azab vermeden de müsle'den de nehyetmiştir. Ebû
Hanife'nin bu sözü: «Bu umumî hüküm sınırlandırılmıştır» denilerek reddedilir.
Çünkü sınırlandırma, Rasûlüllah aleyhisselam'in fiili ile sabittir. Yani azab
verme ve müsle yapma, hayvanı damgalama dışındaki her halde haramdır. Hayvanı
damgalama ise caizdir.
iğdiş etmeye ise; âlimlerden bir cemaat, yağ ve başka şeyler gibi faydalar
sağlamak amaçlandığı zaman, izin vermişlerdir .
Urve bin Zubeyr, kendi katırını iğdiş etmiştir. Ömer bin Abdü-laziz, atların
iğdiş edilmesine izin vermiştir. Mâlik de erkek koçların iğdiş edilmesine izin
vermiştir.
17.5.2. İnsanın İğdiş Edilmesi
Yukarıdaki hüküm, insanın iğdiş edilmesinin aksinedir. Bu caiz değildir. Çünkü
bu müsle, Allah'ın yarattığını
değiştirme ve neslin kesilmesidir. Genellikle de bu helake yol açar.
17.5.3. Hayvanları Birbirine Dalaştırmak
Allah Rasûlü hayvanları hedef tahtası yapmayı nehyettiği gibi, onları birbirine
dalaştırmayı ve dövüşmeleri için teşvik etmeyi de nehyetmiştir.
îbn Abbas'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: «Allah Rasûlü hayvanları
birbiriyle dalaştırmayı menetti.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî kaydetti.)
Enes bin Malik, Hakem bin Eyyûb'un evine girdiğinde, bir topluluk bir tavuğu
bağlamış ona ok atıyordu. Onlara: «Allah Rasûlü hayvanları bağlayıp ölünceye
değin ok atmayı menetti» dedi. (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
Câbir (r.a.)'den rivayete göre, o şöyle demiştir: «Allah Rasûlü herhangi bir
hayvanı hapsedip öldürmeyi menetti.» (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
tbn Abbas'tan rivayete göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Hiçbir
canlıyı hedef yapmayın.»
Bunu ancak; eğer kesilecekse, hayvana azab verdiği, canını telef ettiği,
maliyetini zayi ettiği ve zekâtını kaldırdığı için, eğer ke-silmeyecekse,
menfaati için menetmiştir.
17.6. Tavla Oynamak
Âlimlerin çoğunluğu tavla oynamanın haram olduğu görüşündedirler. Bunun
haramlığına aşağıdaki hadisleri delil getirirler:
Büreyde (r.a.)'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: «Kim tavla oynarsa, sanki elini domuz etine ve kanına batırmış
gibidir.» (Hadisi Müslim, Ahmed bin Han-bel ve Ebû Dâvûd kaydetmiştir.)
Ebû Musa'dan rivayete göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Tavla oynayan,
Allah'a ve Rasûlü'ne isyan etmiştir.D (Ha^ dişi Ahmed bin Hanbel, Ebû Dâvûd, îbn
Mâce ve Mâlik kaydetmiştir.)
Sa'îd bin Cübeyr, tavla oynayanlara rastladığı zaman onlara selâm vermezdi.
Şevkânî şöyle demiştir: «Kumar sözkonusu olmadığında, İbn Muğaffel ve îbn
Müseyyeb'in ona izin verdiği nakledilir. Bu ikisi hadisleri kumar oynayan
kimseye hamle tmiştir.»
17.7. Satranç Oynamak
Satranç oynamanın haramlığı hakkında hadisler varid olmuştur. Fakat bu
hadislerden hiç biri sabit değildir.
îbn Hacer el-Askalânî şöyle demiştir: «Satrancın haramlığı hakkında sahih veya
hasen bir hadis sabit olmamıştır.»
Bu yüzden fakihler onun hükmünde ihtilâf etmişlerdir : Kimisi haram sayar, kimi
de mubah sayar.
Ebû Hanife, Mâlik ve Ahmed bin Hanbel onu haram sayanlardandır.
Şafi'î ve tabilerinden bazıları onun haram değil, mekruh olduğunu söyleyerek
şöyle demişlerdir: «Sahabeden bir cemaat ve ta-biîn'den de sayılamayacak kadar
kimse satranç oynamıştır.»
îbn Kudâme «el-Muğnî» adlı eserinde şöyle demiştir :
«Satranç da haramhkta tavla gibidir. Ancak, tavlanın haramlığı, hakkında varid
olan nasslar sebebiyle daha kuvvetlidir. Fakat satranç da onun mânâsına girer.
Böylece onun hakkındaki hüküm tavlaya kıyasen tesbit edilmiştir.»
Ebû Hüreyre, Sa'îd bin Müseyyeb ve Sa'îd bin Cübeyr'in onu mubah gördüğü
nakledilmiştir.
Onlar, «Eşyada aslolan mübahlıktır» kaidesiyle ihticac etmişlerdir. Onu haram
kılan ne bir nass varid olmuştur ne de bir nass'-in mânâsma dahil edilebilir. Bu
yüzden mübahhk hükmü devam eder.
Onu mubah sayanlar, mübahlığı için bazı şartları koymuşlardır:
1. Dini gereklerden bir vacibi yerine getirmekten alıkoymamali.
2. Kumara karıştırılmamalı.
3. Oyun esnasında, Allah'ın şeriatine muhalif şeyler sadır olmamalı.
İslami Okul Okulların En Önemlisi