Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 50 Ikrah - Fikhussunne

Fikih - 50 Ikrah

 ÎKRAH (ZORLAMA)

Tanımı

Lügat mânâsı; kişinin tabii ve şer'i olarak istemediği bir işe yöneltilmesidir.
Şer'î mânâsı ise; başkasını Ölüm veya dayak, hapis veya malını telef' tehdidi ya da işkence ve eziyet ile hoşlanmadığı bir şeye zorlamadır.
Zorlananın, zorlayanın tehdidini yerine getireceğine dair zann-ı galibinin bulunması şarttır.
Hakim, hırsız veya başkasının zorlaması arasında bir fark yoktur.
Ömer (r.a.); «Nefsine güvenen kimsenin, korku, zorlama veya dayak sonucu (yaptığı şey), bir şey değildir.» demiştir.
İbn Mes ud ise şöyle demiştir: «Bir sultanın benden bir iki sesle çıkan bir kelimeyi söylememi istemesi halinde, o sözü söylerim.»
ibn Hazm şöyle demiştir: «Bu konuda, sahabeden hiç birinin muhalefeti bilinmiyor.»

18.8.2. Zorlamanın Kısımları

îkrah iki kısma ayrılır:

1. Söze zorlama.
2. Fiile zorlama.

18.8.2.1. Söze Zorlama

Söze zorlama hiçbir şeyi gerekli kılmaz. Çünkü zorlanan mükellef değildir.
Eğer küfür bir söz söylese, bu yüzden muaheze olunmaz. Birine iftira etse, ona had vurulmaz, tkrarda bulunsa, ikrarı kabul edilmez. Evlenme, hibe, alış-veriş gibi bir akitte bulunsa akdi geçerli olmaz. Yemin veya nezirde bulunsa birşey lâzım gelmez. Hanımını boşasa veya boşamış olduğu hanımına dönse, boşaması vaki olmaz veya nikahı sayılmaz.
Bu konuda temel, Allah'ın şu ayetidir: «Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkâr edip, gönlünü kâfirliğe açanlara, Allah katında bir ga-zab vardır. Büyük azab da onlar içindir.» (NahI: 106)
Ayetin iniş sebebi olarak İbn Kesir'in Tefsır'inde şu zikredilir. Ebû Ubeyde Muhammed bin Ammar bin Yasir'den rivayete göre, o şöyle demiştir: «Müşrikler Ammâr bin Yasİr'i yakalayıp işkence ettiler. Sonunda istedikleri şeyi söyledi. Bu durumdan, Nebî aleyhis-selam'a yakındı: Nebî aleyhisselam: «Kalbini nasıl buluyordun?» diye sordu. «îmanla dopdolu,» deyince Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: «Eğer onlar tekrar sana işkence ederlerse, sen yine öyle de.»
Beyhakî bunu daha geniş olarak rivayet eder. O rivayette şu kısım da vardır: «Ammar, Nebî aleyhisselam'a sövdü ve müşriklerin ilâhlarını hayırla yadetti. Sonra bundan Nebî aleyhisselam'a yakınarak; «Ey Allah'ın Rasûlü sana sövüp, onların ilâhlarım övmedik-çe beni bırakmadılar,» dedi. Nebî aleyhisselam: «Kalbini ne durumda buldun?» diye sordu. «îman ile dopdolu,» deyince; «Eğer böyle yaparlarsa sen yine öyle de,» buyurdu. Bu hadise üzerine Allah: «Kalbi imanla dolu olduğu halde zor altında kalan kimse müstesna.» âyetini indirdi.
Bu ayet, lâfzî olarak küfür kelimesine has olsa bile diğer ikrah çeşitlerini de kapsayıcıdır.
Kurtubî şöyle dedi:
Allah küfrü, şeriatin aslı olduğu halde, zorlama anında affedip, onu kınamayınca âlimler bunu şeriatin bütün furu meselelerine yaymışlardır. Zorlama küfür hususunda meydana geldiği halde kınanmadığından, onun aleyhine bir hüküm de terettüp etmez. Bu konuda Nebî aleyhisselam'dan şu meşhur hadis gelmiştir: «Ümmetimden hata, unutma ve zorlama sonu yapılanların sorumluluğu kaldırıldı.»
Bu haberin senedi sahih olmasa bile, âlimlerin ittifakı ile, m& nâsı sahihtir. Bunu Kadı Ebû Bekir bin Irâkî söylemiş, Ebû Mu-hammed Abdülhak senedinin sahih olduğundan bahsetmiş ve şöyle demiştir: Bunu Ebû Bekir el-Usaylî «Fevâid»inde, tbn Münzir de «el-îknâ» adlı kitabında söylemiştir:
«Zorlama anında küfür sözü söylemek ruhsat olunca, azimet ve işkenceye sabır yolunu tutmak daha üstün olur. Bu Yasir ve Sümeyye'nin yaptığı gibi, dini yüce tutmak için ölümle sonuçlanmış bile olsa böyledir. Bu canı tehlikeye atmak değildir. Aksine âlimlerin açıkça belirttiği gibi savaşta ölmek gibidir.»
tbn Ebî Şeybe'nin Hasan'dan ve Abdurrezzâk'm «Tefsir»inde Ma'mer'den rivayetine göre, Müseyleme İki adamı yakaladı. Birine, «Muhammed hakkında ne diyorsun?» diye sordu. Adam «Allah Ra-sûlü'dür,» dedi. «Benim hakkında ne diyorsun?» diye sordu. Adam; «Sen de Öylesin,» dedi. Müseyleme adamı serbest bıraktı. Diğerine de: «Muhammed hakkında ne diyorsun?» dîye sordu. Adam: «Allah Rasûlü'dür?» dedi, Müseyleme: «Benim hakkımda ne diyorsun?» diye sordu. Adam: «Ben sağırım,» dedi. Müseyleme, üç defa soruyu tekrarladı. Adam da üç kez aynı cevabı verdi. Müseyleme onu öldürdü. Bu iki adamın haberi Allah Rasûlü'ne ulaştı. Nebi aley-hisselam şöyle buyurdu: «îlki Allah'ın ruhsatım aldı. İkincisi ise hakkı söyledi ve afiyette oldu. (cennete girdi.)»

18.8.2.2. Fiile Zorlama

Zorlamanın ikinci şekli olan fiili ikrah da ikiye ayrılır:
1. Zarurette mubah olan şeye zorlama.
2. Zarurette mubah olmayan şeye zorlama.
Birincisi: Şarap içmek, leş veya domuz eti yemek, başkasının malını veya Allah'ın haram kıldığı şeyi yemeğe zorlanmak gibi. Bu durumda bunları yapmak mubahtır. Hatta âlimlerden bir kısmı «Onsuz kurtulamayacağı durumlarda bunları yapması vaciptir» görüşündedir. Bunlarda kimseye zarar verme olmadığı gibi, Allah'ın haklanndan bir hakkı da aşma yoktur. Allah Teâlâ: «Kendi ellerinizle tehlikeye atılmayın» buyuruyor. Ramazan orucunu bozmaya, kıbleden başka tarafa namaz kılmaya veya puta secde etmeye zorlanan da böyledir. Böylesine orucunu bozması, başka cihete namaz kılması ve Allah'a secdeye niyet ederek secdeye kapanması helâldir.
İkincisi: Öldürme yaralama, dövme, zina ve malı telef etmeye, ikrah gibi.
Kurtubî şöyle demiştir: Âlimler öldürülmesi caiz olmayan kimseyi öldürmeye zorlanan kimse dayak gibi şeylerle, hürmetini ortadan kaldırarak onu öldüremez. Başına gelen belâya sabreder. Kendisi için başkasmı feda etmesi helâl değildir. Allah'dan dünya ve ahi-ret afiyeti diler.

İ8.83. Zorlanana Had Vurulmaz

Şayet zinaya zorlanan biri bulunsa ve zina yapsa bu kimseye had tatbik edilmez. Zinaya zorlanan kadın da böyledir. Allah Rasû-lü'nün şu hadisi gereğince ona da had vurulmaz :
«Allah ümmetimden hataen, unutarak ve zorlanarak yaptıklarım bağışlamıştır.»
Mâlik, Şâfi'î, Ahmed bin Hanbel, îshak, Ebû Sevr, 'Atâ ve Züh-rî; «Bu durumdaki kadına, dengi olanların mehrinin verilmesi gerektiği» görüşündedir.