Fikih - 51 Nafaka - Fikhussunne
NAFAKA
Kadının nafakasının kocası üzerinde vacib olduğundan bahsetmiştik. Geriye ana-babamn
nafakasının oğullarına, çocuğun nafakasının babasına ait olduğu ve akrabaların
nafakası ile hayvanların nafakasından bahsetmek kalmıştı.
19.1. Ana-Babanm Nafakası ve Oğullarının Malından Almaları
Yoksul ana-babamn nafakası, bulduğu müddetçe oğluna aittir.
îmâre bin ümeyr'in halasından rivayetine göre, o, Ayşe (r.a.)'a: «Evimde çocuğum
var. Onun malından yiyebilir miyim?» diye sordu. Aişe (r.a.) şöyle dedi: «Allah
Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Kişinin yediklerinin en
temizi, kendi kazancından ve oğlunun kazancından yediğidir.» (Hadisi Ebû Dâvûd,
Ne-sâî ve tbn Mâce kaydetmiş, Tirmizî 'Hasen' demiştir.)
Ana-babamn, oğullarının mallarından almaları, oğullarının izni olsun veya
olmasın caizdir. Geçen hadis ve aşağıdaki Câbir hadisi gereğince ana-babamn
israf ve savurganlık yapmadıkları sürece oğullarının malından tasarrufta
bulunmaları caizdir.
Bir adam; «Ey Allah'ın Rasûlü! Benim malım ve çocuklarım var. Babam malımı yok
etmek istiyor.» dedi. Allah Rasûlü şöyle buyurdu: «Sen ve malın babamndır.»(*)
(Hadisi îbn Mâce kaydetmiştir).
Üç imam: «Oğullarının malından ancak ihtiyaç kadarını alabilir,» görüşündedir.
Ahmed bin Hanbel ise; «Oğlunun malından ihtiyaç anında veya ihtiyaç olmaksızın
dilediği kadar alabilir.» demiştir.
(*) Burada 'babanındır' lâfzı, temlik için değil, mubah olduğunu belirtmek
İçindir. Yoksa mal, çocuğundur.
Zekâtı o verir. Malı miras bırakan da odur.
19.2. Fakir Çocuğun Nafakasını Zengin Babanın Karşılamasının Vacibliği
Fakir babanın nafakasını karşılamak nasıl zengin olan oğula ait ise, fakir
çocuğun nafakasını karşılamak da zengin babaya vacib-dir. Delili Nebî
aleyhisselam'in Hind'e söylediği şu hadistir: «Malından sana ve oğullarına
yeteri kadarını örfe göre al.»
Ahmed bin Hanbel şöyle demiştir: «Çocuk bulûğa erdiği halde fakir veya işsiz
olur ve malı veya bir geliri bulunmazsa, babanın üzerinden nafaka yükü kalkmaz.»
19.3. Akrabaların Nafakası
Fakir akrabaların nafakası zengin akrabalara aittir. Fakihler bu hususta çok
ihtilâf etmişlerdir.
Kimi, ancak birr (iyilik) ve sila-i rahim konusundan başka bunun vacib olmadığım
söylemiştir.
Şevkânî şöyle demiştir :
«Sıla-i rahim (akraba ziyareti) dışında, akrabaya diğer akrabalarının nafakası
vacib değildir.
Diğer akrabaların nafakalarının —sıla-i rahim konusu dışında— vacib olmaması,
buna has delillerin bulunmaması sebebiyledir. Sıla-i rahim hakkında hadisler
gelmiştir ve bu «umûmî»dir. Nafakaya muhtaç akraba, sıîa-i rahime daha lâyıktır.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Varlıklı olan kimse, nafakayı varlığına göre
versin; rızkı ancak kendisine yetecek kadar verilmiş olan kimse de, Allah'ın
kendisine verdiğinden versin. Allah kimseye verdiği nzkı aşan bir yük yüklemez.
Allah güçlükten sonra kolaylık verir.» (Talak: 7). «Kadınlara el sürmeden ve
mehirîerini biçmeden onları boşarsanız, size sorumluluk yoktur. Onları, zengine
kendi çapına, fakire kendi çapına uygun bir şekilde faydalandırın. Bu iyi
davrananların şanına yakışır bir borçtur.» (Bakara : 236).
Şafi'î'ler şöyle demiştir : «îster müslüman, ister kâfir olsun, usûl'den olan
babalar, dedeler ve yukarısı ile fürû'dan olan oğullar, oğulların oğullan ve
aşağısının nafakasını sağlamak zenginin üzerine vacibdir. Bunların
dışındakilerin nafakası ise vacib değildir.»
Malikİler ise şöyle demiştir : «Sadece baba, anne, oğul ve kızların nafakaları
vacibdir. Dedelerin, torunların ve diğer akrabaların nafakaları ise vacib
değildir. Din farklılığı, nafakanın vacib olmasını engellemez.»
Hanbelîler de şöyle demiştir : «Ölüp mal bırakmış olsa, muhtaç akrabasına
mirasçı olacak olan zengin akrabaya nafaka vacibdir. Bu, mirasla beraber ardarda
gelir. Çünkü, kazançla beraber zarar vardır ve haklar karşılıklıdır.» Hanbelîler,
ana-baba ve yukarısı ile çocuklar ve aşağısının nafakalarını sağlamayı vacib
görürler. Fe-raiz sahibi ve asabe olmadıkları için, diğer akrabaların
(zevi'1-er-hâm) nafakasını sağlamayı ise vacib saymazlar. Usûl ve fürû' yönünden
yakınlıkları bulunmadığından, karşılıklı olarak birbirlerinin nafakası ile
yükümlü değildirler. Bu, onlarla akrabalıklarının zayıflığı ve Kur'ân ile
Sünnet'te bunlar hakkında bir nass bulunmaması sebebiyledir.
îbn Hazm bu konuyu açıklayarak şöyle demiştir: «Gücü yeten kişi; ana, baba,
nene, dede ve yukarısı ile oğul, kız, torunlar ve aşağısından muhtaç olanların
nafakasını sağlamaya zorlanır. Erkek ve kız kardeşler ile karı-kocanm nafakası
da böyledir. Bunların tümü nafakayı sağlama noktasında eşittirler. Hiç biri
diğerine tercih olunmaz. Bunların yiyecek ve giyecekleri sağlandıktan sonra daha
bir şey kalırsa, mahrum olan zevi'l-erham ve mirasçıların nafakalarını sağlamaya
zorlanırlar. Eğer sözkonusu kişilerin malları yoksa ve çalışmıyorlarsa, onların
ihtiyaçları bundan sağlanır. Sözü edilen bu kimseler şunlardır: Amcalar, halalar
ve daha yukarısı; dayılar, teyzeler ve daha yukarısı; kardeş çocukları ve daha
aşağısı. Bunlardan her biri; geçimini sağlamaya gücü yeten ve az da olsa bir
kazanç sağlayan kimseler ise, kişiye sadece ana-baba, dede-nine ve karının
nafakası düşer. Şayet bundan mahrum iseler ve kişinin gücü de yetiyorsa,
kazancının bir kısmıyla onlara bakmakla mükelleftir. Menkul ve gayn menkul
mallarından fazla olanlarını, andığımız kimseler uğrunda satıp onlara bakar.
■
19.4. Hayvanların Nafakası
Kişinin, hayvanlarına, hayatlarım devam ettirebilmeleri için gerekli olan
miktarda su ve yiyecek tedarik etmesi vacibdir.
Eğer bunu yapmazsa, hâkim ya onların nafakasını karşılaması veya satması ya da
kesmesi için sahibini zorlar. Bunu da yapmazsa, hakim en uygun şekilde
tasarrufta bulunur.
îbn Ömer (r.a.)'dan rivayete göre, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur : «Bir
kadın kedisine, Ölene kadar hapsederek işkence etti. Bu yüzden cehenneme girdi.
Kediyi hapsettiği sırada ona ne bir şey yediriyor ne de içiliyordu. Hatta
topraktaki haşereleri yemesine dahî müsaade etmiyordu.»
Ebû Hüreyre (r.a.)'dan rivayete göre, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur : «Bir
gün bir yolcu, çok susarîî. Bu sırada bir kuyuya rastladı. Kuyuya İnip, su içti.
Sonra çıktı. Bir de baktı ki, dili sarkmış bir köpek, susuzluktan toprağı
yalıyor. Adam kendi kendine
«Bu köpek benim susadığım kadar susamış,» dedi. Kuyuya inip, ayakkabısına su
doldurdu. Sonra onu ağzıyla tutup, kuyudan çıktı ve köpeği suladı. Allah Celle
Celâlühû ondan hoşnud olarak günahlarını bağışladı.» Ashab; «Ey Allah'ın Rasûlü
hayvanlar hususunda da bize sevab var mı?» diye sordular. Nebî aleyhisselam;
«Her ciğer taşıyan canlı hususunda sevap vardır.» buyurdu.
İslami Okul Okulların En Önemlisi