Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 52 Hacr - Fikhussunne

Fikih - 52 Hacr

HACR

Tanımı

Lügatte, «daraltmak ve engellemek» mânâsına gelir. Bu mânâda, Allah Rasûlü; «Allah'ım, bana ve Muhammed'e merhamet et. Benimle beraber başka kimseye merhamet etme.» diyen bir adama; «Ey arabi, geniş olanı daralttın (hacrettin),» buyurmuştur.
Şeriat'teki anlamı ise; kişinin, malında tasarrufta bulunmasının engellenmesidir.

20.2.    Hacr'm Kısımları

Hacr iki kısma ayrılır :
Birincisi: Başkasının hakkı sebebiyle hacr: Meselâ iflâs etmiş birine, alacaklılarının hakkını korumak için, malındaki tasarrufları engellenerek hacr konulur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Muaz'a hacr koymuş ve borcuna karşılık mallarını satmıştır. (Bunu Sa'îd bin Mansur kaydetmiştir).
İkincisi: Kendisini korumak için hacr: Meselâ küçüğe, sefihe, ve deliye hacr konulur. Bunlara konulan hacr, iflâs edenin aksine kendilerinin maslahatım korumak içindir.

20.3.    İflâs Edenin Hacredilmesi

iflâs eden; bir mala mâlik olmayan ve ihtiyacım giderecek bir şeyi bulunmayan, bu yüzden kendisine «iflâs etti» denecek derecede fakir duruma düşen kimsedir.
Mal sahibi olsa bile buna «müflis» denir. Çünkü malının hak sahihleri borçlularıdır. Sanki onun mallan, mevcut değilmiş gibidir. Fakihler müflis'i; «Çok borcu olan ve onu ödeyecek malı bulunmayan kimse» diye tarif etmişlerdir. Hâkim bunun iflâsına hükmeder.

20.4.    Borcunu Ödemeye Kadir Olanın Alacaklısını Oyalaması

Borcunu ödemeye gücü yeten kimse, eğer borcunu oyalar da borcunun süresi dolduğu halde onu ödemezse, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'iii: «Borcunu ödemeyen zengin zalimdir.» buyruğu gereğince zalim sayılır. Âlimlerin cumhuru, bu hadisi delil getirerek zengin olan kimsenin borcunu oyalamasını büyük günahlardan saymışlardır. Hakimin ona borcunu ödemesini emretmesi gerekir. Eğer direnirse, alacaklı onu istediği zaman, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in: «Malı bulunan borçlu borcunu sallarsa, ona eziyet ve hapis helâl olur.» hadisi gereğince hâkim onu hapseder.
İbn Münzir şöyledemiştir : «Tesbit edebildiğimiz çoğu beldelerin âlimleri, borçta hapsin bulunduğu görüşündedirler.»
Ömer bin Abdülaziz, zengin borçlunun mallarını alacaklılarına taksim eder ve onu hapsetmezdi.
Leys de şöyle demiştir: «Bir kimse borcunu ödememeye ısrar eder de malını satmazsa, hakim onu satar ve alacaklının zararının Ödenmesine hükmeder.»

20.5.    İflâs Edene Hacr Koyma ve Malını Satma

Malı olan fakat borcunu ödemeye yetmeyen kimseden alacaklıları alacaklarını istediği zaman, alacaklıların zarar etmemesi için, hakimin borçluya hacr koyması vacibtir. Malım satmaktan imtina ederse, hakim onun malını satar ve satış sahih olur. Çünkü hakim onun yerini almıştır.
Bu konuda temel, Sa'îd bin Mansur, Ebû Dâvûd ve Abdürrez-zak'ın naklettiği Abdurrahman bin Ka'b bin Mâlik'in mürsel hadisidir. O şöyle demiştir: «Mu'âz bin Cebel, cömerd bir gençti. Elinde birşey tutmazdı. Mallarının tümü borca batmcaya kadar borçlanmaya devam etti. Alacaklılanyla konuşması için Nebî aleyhisse-lâm'a konuşmaya geldi. Eğer birisi için Mu'âz'ı bırakacak olsalar, Allah Rasûlü sebebiyle bırakırlardı. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Mu'âz'ın hiç bir şeyi kalmayıp borçlan ödeninceye kadar mallarını sattı.»
Neylü'l-Evtâr'da şöyle denmektedir: «Mu'âz'ın hacre dilmesi, her borçlunun hacredilebileceğine delildir. Hakimin, borçlunun mallarını borcunu ödemek için satması caizdir. Hacr konulacak borçlunun, mallan borca batmış olan biri veya böyle bir malı bulunmayan biri olması arasında bir fark yoktur.
Hacr koyma işi tamamlanınca, malmdaki tasarrufları, geçerli sayılmaz. Çünkü bu hacnn gereklerindendir. Bu görüş, Mâlik'in ve en zahir olan görüşüne görede ŞâfiTnindİr.
Mal, özellikle haklarının müddeti dolmuş, hazır olan ve alacağını isteyen alacaklılar arasında paylaştırılır. Hazır olup, alacağını istemeyen veya hazır bulunmayıp vekili de olmayan alacaklılar, bunlar arasına katılmaz. Hazır olsun, gaib olsun alacağının süresi daha dolmamış alacaklılar da alacağını taleb etsin veya taleb etmesin taksime katılmazlar. Bu Ahmed bin Hanbel'in ve en sahih kavline göre Şafi'î'nin mezhebidir.
Mâlik'e göre; alacaklının, süresi dolmamış alacağının süresi, hacr sebebiyle dolar.
Ölmüş müflise gelince; hazır olsun veya gaib olsun, alacağım istesin veya istemesin, borcun süresi dolsun veya dolmamış olsun her alacaklının alacağı ödenir. Zekât ve kefaret gibi Allah'ın hakları, Allah Rasûlü'nün «Ailah'm alacağı ödenmeye daha müstehak-tir.» hadisi gereğince kul haklarından daha önceliklidir.
Ebû Hanife: «Borçluya, hacr koymak da malını satmak da caiz değildir. Borcunu ödeyene değin, hâkim onu hapseder,» görüşündedir. Birinci görüş hadislere uygunluğu sebebiyle tercih edilir.

20.6-   İflâs Edenin Yanında Malını Bulan Kimsenin Durumu

Kişi, malını iflas edenin yanında aynen bulursa, bu konuda aşağıdaki bir kaç durum söz konusudur :
a — Malını aynen iflas edenin yanında bulan kimse, Aîlah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in: «Malım iflas eden kimsenin yanında aynen bulan kimse, ona başkasından daha lâyıktır.» hadisi gereğince onu almaya diğer, alacaklılardan daha fazla hak sahibidir. (Hadisi Buhari ve Müslim kaydetmiştir).
b — Mal, eksilme veya azalma sebebiyle değişmişse, sahibi onu almakta daha haklı olmaz. Aksine diğer alacaklılarla eşit durumda olur.
c — Mal satılmış ve fiatının bir kısmı alınmış ise, sahibi diğer borçlularla eşit olur. Cumhura göre, satılan mala dönmeyi isteme hakkı yoktur. Şafi'î'nin tercihe şayan kavli, «Satan ona daha lâyıktır.» şeklindedir.
d — Müşteri ölür ve satan da ücreti almamış olursa, bonra da satan sattığı malı bulursa, geçen hadis gereğince o malı almaya daha lâyıktır. Çünkü, Ölen ile iflas eden borçlu arasında bir fark yoktur. Bu Şafii'ye göredir.
Ebû Hüreyre şöyle demiştir: «Aranızda Allah Rasûlü'nün hükmettiği gibi hüküm vereceğim: «Kim Ölür veya iflas ederse, alacaklısı malının aynını (onun mallan arasında) bulursa, o ona en müstehak olaradır.» (Bu hadise Hâkim 'Sahih' demiştir.)

20.7.    Darda Kalana Hacr Konamaz

Hacr, darda kalmadığı açık olduğu zaman, iflas edene konur. Darda kaldığı ortaya çıkarsa, hapsedilmez, hacr konmaz, alacaklıları da onu zorlayamazlar. Aksine Allah Teâlâ'nm: «Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin.» (Bakara: 280) ayeti gereğince elinin genişlemesi beklenir.
Müslim'in rivayetine göre, borçlu bir adamın satm aldığı meyveleri mahvoldu. Nebî aleyhisselâm: «Ona tasadduk edin.» buyurdu. Adama tasadduk ettiler. Bu sadakalar, borcunu ödemeye yetmedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, alacaklılarına; «Bulduğunuzu alın, sizin bundan başka hakkınız yoktur.» buyurdu.
Darda kalana mühlet vermek kat kat sevaptır. Büreyde'den rivayete göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kim darda kalana mühlet verirse, her gün için alacağının bir misli ona sadaka olarak yazılır.»

20.8.    İflas Edenin Geçimini Sağlayacak Kadar Malı Bırakmak

Hâkimin, iflas edenin malını borçlan sebebiyle sattığı zaman, geçimini sağlayacak miktarı ona bırakması vacibdir. Ondan başkası yoksa, evini satamaz. Hizmetçi tutmuş ise hizmetine karşılık olan miktarda malı ona bırakılır. Eğer tüccar ise, ticaret yaptığı şeyler kendisine bırakılır. Eğer kazıcı ise kazım aletleri ona bırakılır. Hakimin, borcunu ödemeye zorlayan alacaklılarının kendilerinden en düşük nafaka sahibinin nafakası kadar borçluya yiyecek ve giyecek de bırakması vaciptir.
Şevkânî şöyle demiştir: «Alacaklıların, borçlunun yanında buldukları herşeyi almaları caizdir. Ancak onlar, ev, avret yerlerini Örtecek ve soğuktan koruyacak kadar elbise ve el açma durumuna düşmesini önleyecek miktarda mal bırakırlar.»
Şevkânî bu sözlerinin açıklaması olarak Mu'âz hadisini zikretmiş, sonra şöyle demiştir: «Alacaklıların, onun üzerindeki elbisesini aldıkları veya oturduğu evden çıkardıkları ya da onu millete elaçar durumda bıraktıkları sabit değildir. Biz onların bunu gerektiren birşeyi yaptıklarını bilmiyoruz. Bu yüzden bunları istisna olarak zikrettik.»

20.9.   Sefihe Hacr Koymak

Bulûğa ermiş sefihe, sefihliği ve kötü tasarrufu sebebiyle hacr Koymak caizdir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «Allah'ın sizi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı sefihlere vermeyin.» (Nisa: 5)
Ayet, sefihlere hacr koymanın caiz olduğunu gösterir.
Ibn Münzir şöyle demiştir: «Âlimlerin çoğunluğu; büyük olsun, küçük olsun, malını ziyan eden herkese hacr konabileceği görüşündedirler.»
Neylü'l-Evtâr'da yer aldığına göre; «el-Bahr» yazan şöyle demiştir: «Malını; bir dirhemlik bir şeyi yüz dirheme satın almak gibi, dinî ve dünyevî bir kazancın bulunmadığı, bir maslahatın olmadığı bir işe veya fısk yoluna sarfettiği sabit olan kimseye hacr koymak gerekir. Hoşa giden bir yiyeceğe, nefis elbiseye ve değerli kokulara sarfedene ise Allah Teâlâ'nm: «... De ki: Allah'ın kullan için yarattığı ziynet ve temiz nzıklan haram kılan kimdir.» (A'râf: 32) ayeti gereğince hacr konamaz. Yakınlanna infak etmiş olsa, yine böyledir.»

20.9.1.    Sefih'in Tasarrufları

Sefih'in hacr'dan önceki fiilleri, hacr hükmü kendisine konmadıkça caizdir. Hacr hükmü konduktan sonra tasarruf ederse, bu tasarrufları sahih olmaz. Hacrin gereği olarak ne satışı, ne alışı, ne vakfı ,ne de ikran sahih olmaz.

20.9.2.    Sefih'in Kendisi Hakkındaki İfadesi (İtirafı)

tbn Münzir şöyle demiştir : «Âlimlerin tümü; kendisine hacr konan kimse, zina yaptığı, şarap içtiği, iftira ettiği veya birini öldürdüğü zaman, itirafta bulunursa, bu itirafı kabul edilir» görüşünde icma etmiştir. Sözünden dönse bile —çoğunluğunun görüşüne göre— ona hadler tatbik edilir.
Eğer bir mal hususunda ikrarda bulunursa, onu almamış olması dışında bu ikran sahih olur. Bu da ancak hacrin kendisinden kaldırılmasından sonradır.

20.9.Z.   Sefih ve Müflise Konan Hacrin tîâm

İnsanların haberdar olması için sefih veya müslîse konan hacrin ilân edilmesi müstehabdır. Böylece onların hilelerine uğrama-sınlar ve basiretle onlarla iş yapsınlar.

20.10.    Çocuğa Hacr Koyma

Sefihe sefihliği sebebiyle hacr konulduğu gibi, çocuğa da hacr konur ve zayi olmasını önlemek için malındaki tasarrufları engellenir.
Aşağıdaki iki şart yerine gelmeden bu hacr kaldırılmaz :
1.    Buluğ çağına ermesi,
2.    Raşid olduğunun anlaşılması.
Allah Sübhanehû ve Teâlâ şöyle buyuruyor :
«Yetimleri, evlenme çağına gelinceye kadar deneyin. Onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin...» (Nisa : 6)
Bu âyet Sabit bin Rifâ'a ve amcası hakkında inmiştir. Rifa'a öldü ve küçük olan çocuğunu geride bıraktı. Amcası, Sabit'i Nebî aleyhisselâm'a götürerek; «Kardeşimin oğlu, benim himayem altında olan bîr yetimdir. Malından bana ne kadarı helâldir ve malını kendisine ne zaman iade etmeliyim?» diye sordu. Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyeti indirdi.

20.11.    Erginliğin Alâmetleri

Aşağıdaki alâmetlerinden biri göründüğü zaman bulûğ sabit olur:

20.13.1.   Meni Gelmesi

Bunun uykuda veya uyanıkken gelmesi Allahu Tealâ'mn şu âyeti gereğince aynıdır: «Çocuklarınız erginlik çağına gelince, büyüklerinin izin istediği gibi, onlar da her defasında izin isterler.» (Nûr: 59).
Ebû Davud'un Hz. Ali'den rivayetine göre, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Üç kimseden kalem kaldırılmıştır: İhtilâm olana kadar çocuktan, uyanana kadar uyuyandan, akıllanmcaya kadar deliden.»
İmam Ali'nin rivayetine göre Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:
«îhtilâm olduktan sonra kişi yetim sayılmaz.» (Hadisi Ebû Dâ-vûd kaydetmiştir.)

20.UJ2.   Onbeş Ya$tnı Doldurmak

İbn Ömer (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: «Uhud günü ondört yaşında iken, Nebî aleyhisselâm'a arzolundum. Savaşa çıkmama izin vermedi. Hendek günü onbeş yaşında iken arz olundum, Savaşa çıkmama izin verdi.» (Hadisi Buharî kaydetmiştir.)
Ömer bin Abdülaziz, bunu işittiği zaman, valilerine onbeş yaşına basmamış kimselerin savaşa katılmamalarını emretti.
Mâlik ve Ebû Hanife : «Onyedi yaşına ulaşmamış kimsenin ergin olduğuna hükmedilmez» demişlerdir. Ebû Hanife'den yapılan daha meşhur diğer rivayete göre, bu yaş ondörttür.
Davud ez-Zahirî: «40 yaşına da gelmiş olsa, ihtilâm olmayan kimsenin erginliğine hükmedilemez.» demiştir.

20.11.3.    Etekte Kılların Bitmesi

Bu kıllardan kasıt, kıvırcık siyah kıllardır. Yoksa tüy değildir. Çünkü küçük çocuklarda da tüy bulunur.
Beni Kureyza gazasında, öldürülecek olan erkekler, etek kıllarının bitmiş olması ile tanınmışlardır.
Ebû Hanife ise şöyle demiştir: «Kılların bitmesiyle bulûğa hükmedilmez. Bunlar ne bulûğ sebebidir, ne de ona delâlet eder.»

20.11.4.    Hayz ve Hamilelik

Yukandaki alâmetler, kadın ve erkeğin her ikisine nisbetle bü-Iûğu sabit kılar. Aynca kadınlarda hayız ve hamilelik de Buharı' nin kaydettiği Aişe (r.a.) hadisi gereğince bülûg alâmetidir:
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Allah hayız gören kadının başörtüsüz namazını kabul etmez.»
Rüşd ise; malını aşın eksik vermeyip, harama da sarfetmcye-rek, zayi olmadan korumaya ve malın salahına kadir olmadır.
Kişi olgunlaşmadan bulûğa ererse; Ebû Hanife'nin aksine Kur'-ân'ın nasslannm zahirine uyarak beklemeyi belirli bir müddetle sı-mrlamaksızın rüşd'ünü gösterinceye değin üzerindeki mali velayet sürer. Olgunluk (rüşd) dan sonra sefihlik gösterirse, hacr tekrar konur. Çünkü Cessâs'm dediği gibi, «sefih'in zararı herkese bulaşır.
Malını saçarak yok ettiği zaman, bu hem insanlara, hem de beytül-mâl'e bîr yüktür.»
Kişinin nefsi üzerinde bulunan velayete gelince; bu, o şahsın akîl-bâliğ olmasıyla kalkar. Artık mükellef olur.
Ibn Abbas, kendisine, «Yetim, yetimlikten ne zaman çıkar?» diye sorulduğunda, şöyle demiştir: «Andolsun, kişinin sakallan bile çıksa, nefsi adına vermede ve almada zayıflık gösterebilir. Eğer kişi, kendisi için insanların yaptığı gibi faydalı olanı alırsa, artık yetim olmaktan çıkar.»
Sa'îd bin Mansür; «Eğer onlarda bir olgunluk görürseniz,» âyeti hakkında Mücâhid'in şöyle dediğini nakletmiştir: «Veli, yaşı büyüse de onda olgunluk görmeden yetime malını iade etmez.»

20.12   Hacr Konan Kimse, Malı İade Edilirken Hakim'e Götürülür

Alimlerden bazıları, kişinin hakime götürülüp onun yanında olgunluğunun ispat edilmesini şart koşar. Daha sonra malı kendisine verilir. Bazıları da, bunun vasinin içtihadına bırakıldığı görüşündedirler.
îlk görüş şu zamanımızda daha evlâdır.

20.13.   Çocuk, Sefih ve Deliye Velilik
20.13.1.    Velayet Kimin Hakkıdır?

Çocuk, sefih ve deliye veli olma, babanın hakkıdır. Eğer baba yok ise, velayet vasiye geçer, çünkü onun naibidir. Vasi de yoksa, Hakim'e, dedeye, anneye ve diğer asabeye geçer. Bunların ancak vasiyet dolayısıyla velayet hakkı vardır.

20.13.2.   Vasi ve Şartlan

Vasi, hacr konulan kimsenin işlerine vekil tayin edilen kişidir. Bunun akrabalar veya hakim tarafından vekil sayılması aynıdır. Dini, adaleti ve olgunluğu ile meşhur olması gerekir. Kadın veya erkek olması eşittir. Ömer (r.a.), Hafsa'yı (r.a.) vasi yapmıştır. Yetimin ve hacr konulan kimsenin malım verimlendirraeye ve arttırmaya çalışmak, vasiye vacibdir.îmam Mâlik'e göre, vasi veya babanın kendi lehlerine kâr sağlamadıkları sürece, yetimin malından satın almaları veya kendi mallarını yetimin malı karşılığında satmaları caizdir.

20.13.3.   Zaaf Anında Velayetten Sakınmak

Ebû Zer'den rivayete göre; Nebi aleyhisselam ona şöyle buyurmuştur: «Ey Ebû Zer! Seni zaif görüyorum. Kendim için istediğimi, senin için de istiyorum. Ne iki kişi üzerine emir ol, ne de yetim malına velî ol.»

20.13.4.   Veli Yetim Malından Yer

Allah Sübhânehû şöyle buyuruyor :
«Zengin olan, afif (tokgözlü) olmaya çalışsın. Yoksul olan ise, uygun bîr şekilde yesin.» (Nisa : 6)
Bu âyet, zengin velinin, yetim malında hakkı olmadığını ifade eder. Onun velayet ücreti, Allah'ın sevabıdır. Eğer hakim ona bir şey takdir ederse, onu yemesi helâldir. Fakir ise, ma'ruf olanı yani benzeri işi yerine getiren kimsenin aldığı ücret kadarmı onun malından alabilir.
Aişe (r.a.), yukarıdaki ayet hakkında şöyle demiştir: «Bu âyet, yetime bakan ve onun malını işleyen veliler hakkmda inmiştir. Eğer fakir ise, ma'ruf şekilde yer.»
Arar bin Şuayb'in babası yoluyla dedesinden rivayetine göre; bir adam Nebî aleyhisseiâm'a gelerek: «Ben bir şeyi olmayan fakir bir yetim vclisiyim.» dedi. Nebî aleyhisselam: «israf etmeksizin haddi aşmaksızm ve mal biriktirmeksizin, yetimin malından ye.» buyurdu.
Buradaki nehiyden kasıt; benzer ücretten daha çoğunu almak-ır.

20.13.5.    Çocuğun Nafakası

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor :
«Allah'ın sizi koruyucu kıldığı mallarınızı, beyinsizlere vermeyin. Kendilerini bunların geliriyle nzıklandınp, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.» (Nisa : 5)
Kurtubî şöyle demiştir: «Vasi, yetime malı ve hali kadar infak eder. Eğer küçük ve malı çok ise, ona süt annesi tutar ve nafakasını geniş tutar. Eğer büyük ise, güzel elbiseler, lezzetli yiyecekler alır ve hizmetçi tutar. Eğer malı daha az ise, o nisbette nafaka harcar. Eğer bundan da aşağı ise ihtiyacı kadar yiyecek ve elbise verir. «Eğer yetim malsiz ve fakir ise, imamın beytülmâl'den nafakasını ödemesi vacibdir. Eğer imam bunu yerine getirmezse, bu tüm müslümanlar üzerine vacib olur. Ona daha yakın olanlar, bu hususta daha sorumludur. Annesi ona en yakın olandır. Onu emzirmesi ve ona bakması, bundan vazgeçmemesi ve ona kimseyi tercih etmemesi kendisine vacibdir.»

20.13.6.   Vasi, Kart ve Bekçi, İzinsiz Olarak Tasaddukta Bulunabilir mi?

Vasinin, hanımın ve bekçinin mal sahibinin izni olmadan mala zarar vermeden —harcamaları dışında— maldan tasaddukta bulunmaları caiz değildir.
Aişe'den rivayete göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir kadın, kocasının malından ona zarar vermeden infakta bulunursa, infak ettiği şey sebebiyle kendisi ve kocası sevap kazanır. Bekçi de böyledir. Hiçbiri diğerinin sevabından birşey eksiltmez.»