Fikih - 56 Ganimetler - Fikhussunne
GANİMETLER
Tarifi
Ganimet; lügatte, kişinin çalışmasıyla elde ettiği şeydir. Şer'î ıstılahta ise;
tslâm düşmanlarından harb ve savaş sonucu alman maldır. Şu çeşitleri vardır:
1. Menkûl mallar,
2. Esirler,
3. Toprak.
Ganimet, «enfâl» diye de isimlendirilir. Çünkü müslümanlartn mallarına bir
ilâvedir. Arap kabileleri İslâm'dan önce, câhiliye döneminde, harb edip biri
diğerine üstün geldiği zaman, ganimet alır ve bunları savaşçılar arasında
paylaştırırlardı. Ganimetin büyük bir parçası da, reise ayrılırdı.
23.7.2. Sadece Bu Ümmete Helal Kılınmış Olması
Allah, ganimetleri yalnız bu ümmete helal kılmıştır. Allah Süb-hânehû, bu
malların alınmasının helâl olduğuna şu âyetiyle işaret ediyor:
«Elde ettiğiniz ganimetleri, temiz ve helâl olarak yiyin. Allah'tan sakının.
Doğrusu Allah, bağışlar ve merhamet eder.» (Enfal: 69)
Sahih bir hadis, ganimetin, bu müslüman ümmete has olduğunu ve geçmiş ümmetlere
ganimetten hiç bir şeyin helâl olmadığını gösteriyor.
Buharı ve Müslim'in, Câbir bin Abdullah'dan rivayetine göre, Allah Rasûlü,
sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: «Benden Öncekilere verilmeyen
beş şey bana verildi:
1. Bir aylık mesafeye korku salmakla yardım olundum.
2. Yeryüzü benim için mescid ve temizleyici kılındı. Kişi, nerede namaza
yetişirse, orada namazını kılsın.
3. Benden önce kimseye helâl olmayan ganimetler bana helâl kılındı.
4. Bana, şefaat verildi.
5. Ve ben, tüm İnsanlara gönderildim.»
Bunun sebebi de, Buharı ve Müslim'in, Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiği şu
nebevi buyrukta belirtiliyor: «Bizden önce kimseye ganimet helâl değildi. Bize
İse, helâl kılındı. Bu, Allah Tebâreke ve Teâlâ'nm zayıflığımızı ve aczimizi
gönnesindendir.»
23.73. Harcanıldığı Yerler
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile müşrikler arasında yapılan ilk
silahlı çatışma, hicrî 2. senede, Ramazan'ın 17'sinde, Bedir'de olmuştur. Bu
çatışma Nebî ve müslümanlar lehine gizli yardım ve büyük kazançla sona erdi.
Müslümanlar bi'set'ten beri İlk defa nusretin (zaferin) tadını hissediyorlardı.
On beş seneden beri işkencelerini gördükleri düşmanlarına karşı, Allah onlara
bir fırsat vermişti. Onlar, «Rabbimiz Allah'tır.» demekten başka bir şey
yapmayan müslümanlan yurtlarından ve mallarından haksız yere uzaklaştırmalardı.
Hezimete uğramış müşrikler, ardlannda pek çok mal bıraktılar. Muzaffer
müslümanlar da onları topladılar. Sonra, aralarında ihtilafa düştüler. Bu mallar
kimin olacaktı? Düşmanın peşi sıra gidenlere mi yerilecekti? Yoksa Allah
Rasûlü'nün etrafında durup da düşmana karşı müdafaa edenlere mi? Kur'ân-i Kerîm,
bunun hükmünün Allah'a ve Rasûlü'ne bırakılmasını bildirdi. Enfal sûresinin ilk
âyetinde, Allah Sübhânehû ve Teâlâ şöyle buyurur:
«Ey Muhammed, sana ganimetlere dair soru sorarlar. De ki, ganimetler, Allah'm ve
Peygamber'indir. İnanıyorsanız, Allah'tan sakının. Aranızdaki münasebetleri
düzeltin. Allah'a ve peygamberine itaat edin.» (Enfal: 1)
23.7.4. Ganimetlerin Nasıl Paylaştırılacağı
Allah Sübhânehû ve Teâlâ, ganimetlerin nasıl paylaştırılacağını açıklayarak,
şöyle buyuruyor:
«Eğer Allah'a ve hakkı bâtıldan ayıran o günde, İki topluluğun karşılaştığı
günde, kulumuz Muhammed'e indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki ele geçirdiğiniz
ganimetin beşte biri, Allah'ın, peygamberin ve yakınlarının, yetimlerin,
düşkünlerin ve yolcularındır. Allah, her şeye kadirdir.» (Enfâl: 41)
Âyet-i kerime, ganimetlerin harcanacağı yerlerin, Allah Sübhânehû ve Teâlâ'mn
belirttiği beş yer olduğuna dair nass'dır. Bunlar; Allah ve Rasûlü, yakınlar,
yetimler, miskinler ve yolda kalmışlardır. Burada Allah teberruken anılmıştır.
23.7,4.2. Aîlah ve Rasûlü'nün Hissesi
Bu hisse, fey'in harcandığı yerlere harcanır. Ondan bir kısmı fakirlere, silâha,
cihada ve bunun gibi umumi maslahatlara harcanır.
Ebû Dâvûd ve Nesâî, Amr bin Abese'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Allah
Rasûlü bize, ganimet malı olan bir deveye doğru yönelerek namaz kıldırdı. Selâm
verdiği zaman devenin yan tarafından bir kılı tutarak; «Bana, ganimetlerinizden
beşte bir dışında, şu kadan bile helâl değildir. Beşte bir de size geri döner.»
buyurdu. (Yani, fakirlere, silâh ve cihada infak olunur.)
Rasûl aleyhisselâm'ın nafakası ise, Benî Nadîr'in mallarından, Allah'ın ona pay
olarak verdiklerinden sağlanırdı.
Müslim, Ömer (r.a.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Benî Na-dîr mallan,
müslümanlann, ne bir at, ne bir binek koşturmadan elde ettikleri, Allah'ın,
Rasûlü'ne fey'idir. Onlar, sadece, Nebî'ye aittir. Ailesine, senelik nafaka
olarak infak ederdi. Arta kalanı ise, Allah yolunda at ve silaha harcanırdı.
23.6.4.2. Yakınların Payı
Bu, Nebî aleyhisselâm'ın akrabalarının payıdır. Bunlar, Nebî aleyhisselâm'a
yardım eden ve O'nun yandaşları olan Hâşim ve Mut-taliboğulları'dır. Akrabalık
bağım koparıp O'ndan ayrılanlar, bunun dışındadır. Buharı ve Ahmed, Cubeyr bin
Mut'im'in şöyle dediğini rivayet ediyor: «Hayber'in fethi günü, Allah Rasûlü,
akrabalarının payını, Haşim ve Muttaliboğullan arasında paylaştırdı. Ben ve
Osman bin Afvan geldik ve «Ey Allah'ın Rasûlü, Haşimoğullannm üstünlüğünü,
Allah'ın seni onlar arasında koyduğu mevki sebebiyle inkar etmiyoruz. Fakat,
Muttaliboğullan'ndan kardeşlerinize ne oluyor ki, onlara veriyorsun da, bizi
bırakıyorsun. Biz ve onlar, sana nisbetle aynı mevkideyiz.» dedik. Nebî
aleyhisselâm, şöyle buyurdu: «Onlar beni, hem câhiliye'de, hem de İslâm'da
yalnız bırakmadı. Haşimoğullan ile Muttaliboğullan aynı şeydir.» (Bu arada
parmak-lannı birleştirdi.)
«Onlardan olan zengin, fakir, yakın, uzak, erkek ve dişi payını alır. Erkeğe,
iki dişinin payı kadar vardır.» (Nisa: 11.)
Bu, Şâfi'î ve Ahmed'in de mezhebidir.
tbn Abbas, Zeynel Âbidîn ve el-Bâkır'dan rivayet olunduğuna göre, onlar,
ihsanda, zengin olsun, fakir olsun, eşittirler. Erkekleri ve dişileri küçükleri
ve büyükleri de böyledir. Çünkü yakınlık, bunların tümüne şâmildir. Çünkü bu,
onlara, zekâtın haram olmasına
karşılıktır. Bunu Allah, onlara tahsis etmiş, Rasûl de, onlar arasında
paylaştınnıştır. Hadiste, aralarında, bir kısmının diğerine üstünlüğü yoktur.
Şâfi'î, onların paya, akrabalık sebebiyle müstahak olduklarını gözönüne alarak,
bunu, mirasa benzetmiştir. Nebî aleyhisselâm, zengin olduğu halde, amcası
Abbas'a ve halası Safiye'ye mal vermiştir.
23.7.4.3. Yetimlerin Payı
Bunlar, müslümanlann çocuktandır. «Bu fakirlere hastır.» denmiştir. «Fakir ve
zenginler için geneldir.» de denmiştir. Çünkü bunlar, zengin bile olsalar,
zayıftırlar.
Beyhakî, sahih senedle, Abdullah bin Şakîk'den, bir adamın şöyle dediğini
naklediyor: Nebî aleyhisselâm, Kurra vadisindeyken yanına gidip: «Ey Allah'ın
Rasûlü, ganimet hakkında ne dersin?» diye sordum. «Biri Allah'ın, beşte dördü
ise ordunundur.» buyurdu. «Biri, bir başkasından daha lâyık mıdır?» diye sordum.
«Hayır, hiç bir pay, senin cebinden çıkmıyor. Sen, müslüman kardeşinden onu
almaya haklı değilsin.» buyurdu.
Bir hadiste: «Hangi kasaba, Allah ve Rasûlü'ne âsi olursa, onun beşte biri Allah
ve Rasûlü'nün, gerisi ise senindir.» Kalan beşte dört, orduya dağıtılır. O,
erkekler, hürler, erginler ve akıllılara mahsustur.
Kadınlar, köleler, küçükler ve delilere gelince; onlara bir pay
yoktur. Çünkü, erkek, hür, ergin ve akıllı olmak, pay almada şarttır.
Güçlü ile zayıf, savaşan ile hiç savaşmayan ise, paylaştırmada
eşittir.
Ahmed, Sa'd bin Mâlik'in şöyle dediğini nakleder: «Ey Allah'ın Rasûlü, bir adam
kavminin en cesuru olduğu halde, nasıl oluyor da onunla başkasının payı eşit
oluyor?» diye sordum. Şöyle buyurdu: «Yazık sana ey İbn Ümm-i Sa'd! Zayıflarınız
sebebiyle nzıklandin-Irp yardım olunmuyor musunuz?»
Hüccetü'l-Iahi'l-Bâîiğa kitabında Şah Velİyullah, şöyle diyor: Emirin ordunun
maslahatı için gönderdiği postacı, gözcü ve casus gibi kimselere, çarpışma
sırasında bulunmamış bile olsalar, pay verilir. Meselâ, Bedir günü, Osman, Allah
Rasûlü'nün emriyle, hanımı Rukiye binti Rasûlüllah'm hastalığı yüzünden Bedir'de
hazır bulunamadı. Nebî aleyhisselâm ona: «Sana, Bedir'de hazır bulunup şe-hid
olan kişi sevabı vardır.» buyurmuştur.
(Hadisi, Buharı, İbn Ömer'den rivayet etmiştir.)
Ganimetin paylaşımı, piyadeye bir, süvariye üç hisse esası üzerinedir. Nebî
aleyhisselâm'ın süvariye ve atına üç hisse, piyadeye ise bir hisse verdiği açık,
sahih hadislerle gelmiştir. Bu ancak atın ihtiyacının fazlalığından ve bir
seyise gereksinim duymasından dolayıdır. Süvarinin, atı sayesinde, harbdeki
tesiri, piyadenin tesirinden üç kat daha fazla olur. Atm dışındakilere pay
verilmez. Çünkü, Bedir günü, beraberinde, 70 deve bulunduğu halde, Nebî
aleyhisselâm'ın, atın dışındaki hayvanlara pay verdiği naklolunmamış-tır. Nebî
aleyhisselâm'm, savaşlarından her birinde, deve bulunurdu. Bunlar genellikle
binek hayvanı olarak kullanılır. Eğer onlara pay vermiş olsaydı, bu bize
naklolunurdu. Daha sonra ashab da böyle yapıp, deve için pay vermemişlerdir. Bir
attan fazlası için de pay verilmez. Çünkü ne Nebî aleyhisselâm'dan ne de
ashabdan, bir attan fazlasına pay verdikleri rivayet olunmamıştır. Çünkü
düşmanla, ancak bir atm üzerinde iken savaşılır. Ebû Hanîfe'ye göre: «Bir attan
fazlasına da pay verilir, çünkü çok olanın faydası ve menfaati daha büyüktür.
Emaneten veya ücretle tutulan atlara da pay verilir. Düşmandan gasbedilen atlar
da böyledir. Bunların payları ,sahibine verilir.»
23.7.5. Ganimetten Nefl (Fazladan Hediye) Vermek
îmamın, savaşanlardan bazılarına paylarından fazlasını, üçte bir veya dörtte bir
oranında vermesi caizdir. Bu, ganimetin tümünden olur. Bu fazlalık, düşmanın
yenildiği ortaya çıktıktan sonra, ona hak kazanılan şeydir. Ahmed ve Ebû
Ubeyde'nin mezhebi budur. Delili ise, Habib bin Mesleme hadisidir: «Allah Rasûlü,
seriyelere, savaşa çıkarken, beşte birin kalanının, dörtte birini, dönüşte de
beşte birin kalanının üçte birini, nefl olarak verirdi.» (Bunu, Ebû Dâvûd ve
Tirmizî rivayet etmiştir.)
Nebî aleyhisselâm, Seleme bin Ekvâ için savaşlarından birinde, süvariyle yayanın
hissesini birleştirerek, —bu savaşta ganimetin çok olmasından dolayı— beş hisse
vermiştir.
23.7.6. Öldürenin Elde Ettiği Mallar (Seleb)
Seleb; silâhla öldürülen şahsın üzerinde bulunan harb malzemesi olan mallardır.
Harb için takınılan ziynetler de böyledir. Yanında bulunduruduğu mücevher, para
ve benzeri şeyler ise seleb sayılmaz. Bunlar ancak, ganimet malıdır.
Bazan kumandan savaşa teşvik eder. Savaşanlar da Öldürülenlerin üzerindeki
mallan almaya ve ordunun geride bıraktıklarında
onu araştırmaya düşkün olurlar. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem,
öldürülenden çıkan malın, Öldürene ait olduğuna hükmetmiştir. (Bunu, Ebû Dâvûd;
Avf bin Malik el-Eşcâî ve Halid bin Velid'-
den rivayet etmiştir.)
tbn Ebî Şeybe, Enes bin Mâlik'den şunu rivayet eder: «Berâ bin Mâlik, Dâre
Savaşı günü, Merzibân'a rastladı. Atı üzerinde iken onu mizraklayarak öldürdü.
Üzerindeki mal otuz bin dirhem kadardı. Bu, Ömer bin Hattab'a ulaştı. Ebû
Talha'ya: «Biz Öldürülenin üzerinden çıkan malların beşte birini almazdık.
Fakat, Berâ'nm elde ettiği mal, pek çoktur. Onun beşte birinin alınması
görüşündeyim.» dedi.
İbn Ebî Şeybe, şöyle demiştir: «tbn Sîrin, Enes bin Mâlik'den naklen, 'bunun
İslâm'da, beşte biri alman ilk seleb olduğunu' söylemiştir.»
Seleme bin Ekvâ, şöyle demiştir: «Nebî bir seferde iken, müşriklerden bir casus
geldi. Ashabla beraber oturup, konuşmaya başladı. Sonra, ayrıldı. Nebî
aleyhisselâm: «Onu yakalayıp öldürün.» buyurdu. Onu, ben öldürdüm. Nebî
aleyhisselâm, onun üzerinden çıkan malı, bana verdi.»
23.7.7. Ganimetten Pay Almayanlar
Ganimetten pay almanın şartları geçti: Erginlik, akıl, erkeklik ve hürriyet. Kim
bu şartlan bulundurmazsa, ganimetten hisse dışında bir şey alsa bile, onun,
ganimetten bir hissesi yoktur.
Sa'îd bin Müseyyeb, şöyle dedi: «İslâm'ın ilk asnnda, çocuklar ve köleler,
savaşta hazır bulundukları zaman, ganimetten alırlardı.» Ebû Dâvûd, Umeyr'in
şöyle dediğini rivayet eder: aHayber'de, kabilemle beraber hazır bulundum. Allah
Rasûlü'ne benden bahsettiler. Bir köle olduğumu bildirdim. Bana biraz mal
verilmesini emretti.»
İbn Abbas'a «halk hazır bulunduğu zaman, kadın ve kölenin belirli bir payının
bulunup bulunmadığı» soruldu. «Onlann belirgin bir hisselerinin bulunmadığını,
fakat kavmin ganimetinden alacaklarını» söyledi.
Ümmü Atiyye'den rivayete göre, o şöyle demiştir. «Biz, Nebî aleyhisselâm ile
beraber harbe katılıp yaralılan tedavî eder ve hastalara bakardık. Bize,
ganimetten bağışta bulunurdu.»
Tirmizî'nin, Evzâî'den mürsel olarak naklettiğine göre, şöyle demiştir: «Nebî
aleyhisselâm, Hayberli çocuklara pay verdi.» (Buradaki paydan maksat, bağıştır.)
Yezid bin Hürmüz'den rivayete göre, Necdeti'I-Hurûrî, Ibn Ab-bas'a mektub yazıp,
beş şeyi sordu:
«Bana şunları bildir: Nebî aleyhisselâm, kadınlar ile birlikte savaştı mı?
Onlara pay tayin etti mi? Çocuklar öldürülür mü? Yetimin yetimliği, ne zaman
sona erer? Beşte bir, kimindir?»
îbn Abbas, «Eğer ilmi gizleme olmasaydı, ona cevap vermezdim.» dedi. Sonra, ona
mektub yazarak, şöyle dedi:
«Bana yazarak soruyorsun; «Allah Rasûlü, kadınlar ile savaştı mı?» Nebî
aleyhisselâm, onlarla birlikte savaşırdı. Kadınlar, yaralan tedavi ederlerdi.
Ganimetten de onlara verilirdi. Sehm ise, tayin edilmemiştir. Nebî çocukları
öldürmezdi. Sen de onları öldürme. Bana, «Yetimin yetimliliğinin ne zaman
biteceğini?» sormuşsun. Yemin olsun ki, kişi vardır, sakalları bile çıksa, kendi
hakkını almaya gücü yetmez. Kendi adına vermekten acizdir. Kendi için,
insanların aldığı şekilde, iyi olandan almaya başladı mı, onun yetimliği sona
ermiştir. Bana, «Beşte birin kimin olduğunu?» yazıp sormuşsun. Bİz, «O,
bizimdir.» derdik. Fakat kavmimiz (Ümeyyeoğul-lan) onu kabul etmedi.» (Hadisi
Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Tir-mizî kaydetmiştir.)
23.7.8. Ücretlilere ve Gayn Müslimlere Pay Verilmez
ücretle orduda bulunanlar, savaşsalar bile, ganimetten hak sahibi değillerdir.
Çünkü onlar, savaş niyetiyle ve mücahid olarak çıkmamışlardır. Modern askerlik
de buna dahildir. Çünkü o, bir sanat ve iştir. Harbde müslümanlarla birlikte
savaşan ve onlara yardım eden zımmî gayn müslimler hakkında, fakihler farklı
görüştedirler.
Ahnef, Şâfi'î'den rivayet ederek, onlara bağışta bulunacağını, fakat hisse
verilmeyeceğini söylemiştir.
Yine Şâfi'î'den şu görüş de nakledilmiştir: «îmam, onları, kendisine malik
olanın bulunmadığı mal karşılığı kiralar. Eğer böyle yapamazsa, Nebî
aleyhisselâm'm (Beytü'l-Mâl'in) hissesinden onlara verir.
Sevrî ve Evzâî ise; «Onlara da, hisse verilir.» demiştir.
23.7.9. Ganimetten Çalınan Mal (Ğulûl) 25.7,9.1. tĞulûUun Haram Olması
Gulûl, ganimet malından çalınan şeye denir ve haram kılınmıştır. Ganimet
hırsızlığı, müslümanlann şevklerini kırar, birliktelikle-
rinin dağılmasına ve savaşı bırakıp yağmayla meşgul olmalarına se-beb olur. Bu
tür işler, hezimete yol açar. Bu yüzden ganimetten çalmak, müslümanlann icmama
göre, büyük günahlardandır.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
«Bir peygamber İçin emânete (yahud ganimet malına) hainlik etmek? (Bu,) olur şey
değil. Kim böyle hainlik ederse, kıyamet günü hainlik ettiği o şey(in günahını)
yüklenir. Sonra herkes, ne etti, ne kazandıysa, eksiksiz ödenir. Onlar hıksızhğa
uğratılmazlar.» (Al-i İmrân: 161)
Nebî aleyhisselâm, halkı bundan alıkoymak ve engellemek için ganimet hırsızına
ceza olarak, malının yakılmasını ve dövülmesini emretmiştir.
Ebû Dâvûd ve Tirmizî'de Ömer'den rivayete göre, Nebî aleyhisselâm şöyle
buyurmuştur: «Birinin ganimetten çaldığı malı bulursanız, onu yakın ve adamı
dövün.» Ömer dedi ki: «Onun eşyasında bir mushaf bulduk. Sâlim'e sorduk, o da
şöyle dedi: «Onu sat ve parasını sadaka olarak ver.»
Amr bin Şuayb, babası yoluyla dedesinden; Nebî aleyhisselâm, Ebû Bekr ve Ömer'in
ganimet hırsızının eşyasını yakıp, onu dövdüklerini rivayet etmiştir.
Diğer bazı hadislerde, Nebî aleyhisselâm'm dövmeyi ve eşyayı yakmayı emretmediği
(haberi) de gelmiştir. Bundan, hâkimin maslahata uygun olanı yapmakta serbest
olduğu anlaşılır. Eğer maslahata uygun olan, malı yakıp, çalanı dövmekse, yakar
ve döver. Şayet maslahata uygun olan, başka bir şeyse, onu yapar.
Buharî'nin, Abdullah bin Amr'dan rivayetinde, o şöyle demiştir: «Nebî'nin
ganimetlerinin başında Herkele adında biri dururdu. Adam Öldü. Nebî
aleyhisselâm: «O, cehennemdedir.» buyurdu. Gidip baktılar, üzerinde ganimetten
aldığı bir gömlek buldular.»
Ebû Dâvûd'da geçen bir hadîste: «Hayber savaşı günü, ashab-dan bir adam Öldü.
Haber Nebî aleyhisselâm'a ulaştı. Nebî aleyhisselâm: «Arkadaşınızın namazını siz
kılın.» buyurdu. Nebî aleyhisselâm, onun namazını kıldırmayınca, halkın yüzü
değişti. Nebî aleyhisselâm: «Arkadaşınız Allah yolunda kazanılan maldan
çalmıştır.» buyurdu. Eşyasmı araştırdılar; malı arasında, değeri iki dirhem bile
etmeyen, yahudi boncuklanndan birini buldular.
23.7.9.2. Ganimet Bölüşülmeden Önce, Yiyeceklerden İstifade Etmek
Yiyecek maddeleri ve hayvan yemleri bu hükmün dışındadır. Çünkü, savaşçıların
düşman toprağında bulunduklan sürece —paylaşılmamış bile olsa— bunlardan
faydalanmalan mubah kılınmıştır.
Buharî ve Müslim'in, Abdullah bin Muğaffeİ'den rivayetine göre, o şöyle
demiştir: Hayber günü, bir tulum yağ buldum. Onu alıp: «Bugün bundan kimseye bir
şey vermeyeceğim.» dedim. Bu esnada, arkama dönünce, Nebî aleyhisselâm'ı
gülümser halde gördüm.»
Ebû Dâvûd, Hâkim ve Beyhakî'nin tbn Ebî Evfâ'dan rivayetine göre, şöyle
demiştir: Hayber günü, yiyecek bir şeyler bulduk. Bir adam gelip, avuç dolusu
bundan alır, sonra dönüp giderdi.
Buhari'nin tbn Ömer'den rivayetine göre, şöyle demiştir: «Biz bazı savaşlarda
bal ve üzüm elde ederdik de, bunları ayırmayıp yerdik.»
Ebû Dâvûd'da bulunan hadîsin bir rivayetinde: «Bunlardan beşte bir alınmazdı.»
Mâlik, «Muvatta»da şöyle demiştir: «Müslümanların, düşman topraklarına
girdiklerinde buldukları yiyecekleri, paylaştırma yapılmadan Önce yemelerinde
bir mahzur görmüyorum.»
Yine Mâlik, şöyle demiştir: «Ben, deve, inek ve koyunu yiyecek mesabesinde
görüyorum. Müslümanlar, düşman topraklarına girdiklerinde, diğer yiyecekleri
yedikleri gibi, bunlardan da yiyebilirler,»
Mâlik, şöyle de demiştir: «Ben, bunların tümünden, ma'rûf ile ve ihtiyaç
nisbetinde yenilmesinde, bir mahzur görmüyorum. Buna karşın, bu yiyeceklerden
ailesine götürmek için biriktirip saklamasını da uygun bulmuyorum.»
23.7.9.3. Müslümanın, Düşmanın Yanında, Kendisine Ait Bir Malı Bulması
Savaşçılar, düşmanlarının elinde olan müslümanlarm mallarını geri aldıkları
zaman, bu mallara en lâyık olanlar, sahipleridir. Savaşçılara bundan bir şey
verilmez. Çünkü bunlar, ganimetten sayılmazlar.
îbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre, O, Nebî zamanında atını kaybetti. Atım
düşman ele geçirdi. Daha sonra müslümanlar atı geri aldılar. At, tbn Ömer'e geri
verildi.
îmran bin Husayn'dan rivayete göre, şöyle demiştir: Müşrikler, Medine otlağına
baskın yapıp, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in devesi Adba'yı ve bir
müslüman kadını aldılar. Gece olup da müşrikler uyuyunca kadın kalkıp develerin
yanma giderek, elini bir deveye uzattı. Her elini uzattığı deve böğürüyordu.
Nihayet Adba'mn yanına gitti. Adba uysal bir halde geldi. Kadın onun üzerine
binip, Medine'ye yöneldi. Kadın, Allah onu kurtardığı takdirde, deveyi
keseceğini nezretti. Medine'ye ulaşınca, deveyi tanıdılar ve
onu Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'e götürdüler. Kadın nezrini, Nebî
aleyhisselâm'a bildirdi. Nebî aleyhisselâm, şöyle buyurdu: «Ne kötü bir mükafat!
Âdemoğlunun, mâliki olmadığı şeyde nezretmesi yoktur. Kötülük hakkında da nezir
yoktur.»
Yine böyle, harbî elinde müslüman birinin malı olursa, onu sahibine İade eder.
23.7.9.4. Müslüman Olan Harbî
Harbî, müslüman olup, çocuklarını, kansını ve mallarını harb yurdunda bırakarak
tslâm yurduna hicret ederse, Nebî'nin, «O'nu (Iâilâhe illallah) söyledikleri
zaman, kanlarını ve mallarını benden kurtarmış olurlar.» buyruğu gereğince,
müslüman olan harbîler, müslümanın neslinin ve malının haram olduğu gibi haram
olurlar. Müslümanlar o yeri istilâ ettikleri zaman, bunlar, ganimet malı olarak
alınamaz.
23.8. HARB ESİRLERİ
Harb esirleri, ganimete dahil sayılır. İki kısma aynür:
1. Kadın ve çocuklar.
2. Müslümanlar galib geldiği sırada, hayatta kalan ergin, savaşçı, kâfir
erkekler.
tslâm, müslümanlar galib geldikleri zaman esir aldıkları savaşçı erkeklerin
bedelsiz veya fidye karşılığı salıverilmeleri ya da, öldürülmelerinden en
faydalı olanının hangisi olduğunu tayine, başkanı hak sahibi kılmıştır.
Fidye,hem mal hem de müslüman esirlerle mübadele şeklinde olabilir. Bedir
savaşında fidye olarak mal alınmıştır. Nebî aleyhisselâm'in Benî Akil
müşriklerinden bir adama karşılık, ashabından esir olmuş iki kişiyi fidye olarak
aldığı nakledilmiştir. (Bunu, Ah-ined ve Tirmizî rivayet etmiş; Tirmizî, «sahih»
demiştir.)
Allah Sübhânehû ve Teâlâ, şöyle buyuruyor:
«Savaşta, İnkar edenlerle karşılaştığınızda, boyunlarını vurun. Sonunda onlara
üstün geldiğinizde onları esir alın. Savaş sona erince, onları ya karşılıksız ya
da fidye ile salıverin.» (Muhammed: 4)
Müslim'in Enes'den rivayetine göre: Nebî aleyhisselâm, yetmiş kadar esiri fidye
almadan serbest bıraktı. Bunlar, sabah namazı esnasında Nebî aleyhisselâm'ı ve
ashabını öldürmek için Ten'im dağlarından inerek baskın yapmışlardı.
Bununla ilgili Allah'ın şu âyeti indi:
«Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke bölgesinde, onların ellerini sizden,
sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen, O'dur.» (Feth: 24)
Nebî aleyhisselâm, fetih günü .Mekke halkına, «Gidin! Serbestsiniz.» buyurmuştu.
Bununla beraber, imamın, —maslahat öldürülmelerini gerektiriyorsa— esirleri
öldürmesi, Rasûlüllah'dan sabit olan nakle göre caizdir. Nebî aleyhisselâm.
Bedir günü, Nadr bin Hâris'i, Ukbe bin Mut'im'i; Uhud günü de, Ebû Izze
el-Cehmî'yi öldürmüştür. Bu hususta, Allah Teâlâ, şöyle buyuruyor:
«Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak, hiç bir nebiye
yaraşmaz.» (Enfâl: 67)
Bu görüşte olan cumhur ulemâ şöyle demiştir: «Geçen üç şıktan birini seçmek,
imamın hakkıdır.»
Hasan ve Atâ ise şöyle demiştir: «Esirler öldürülmez. Aksine ya karşılıksız veya
fidye karşılığı serbest bırakılırlar.»
Zührî, Mücâhid ve bir grub âlim şöyle demiştir: «Kâfir esirlerden fidye alınması
asla caiz değildir.»
Mâlik ise, şöyle demiştir: «Fidye almadan karşılıksız salıverilmeleri caiz
değildir.»
Ahmed de, şöyle demiştir: «Ne karşılıksız ne fidye veya başka bir şey
karşılığında salıverilmeleri asla caiz değildir.»
23.8.1. Esirlere Karşı Muamele
İslâm'ın esirlere karşı muamelesi, hoşgörülü, insanî bir muameledir, îslâm,
esirlere ikram ve ihsana çağırır.
Onlara iyi davrananları metheder ve güzel övgülerde bulunur.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor :
«Biz, sizi ancak Allah'ın veclıi için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de
bir teşekkür istemeyiz.» (Dehr: 9)
Ebû Musa el-Eş'arî'den rivayete göre, Allah Rasûlü, şöyle buyurmuştur: «Esirleri
serbest bırakın, isteyene verin, açı doyurun, hastayı ziyaret edin.»
Sumâka bin Esâl müslümanlarm eline esir düştü. Onu Nebî aleyhisselâm'a
getirdiler. Nebî aleyhisselâm, «Esirlerinize, iyi davranın.» buyurdu. Yine Nebî
aleyhisselâm, «Yanınızdaki yiyeceklerden bir kısmmı bir araya getirip ona
gönderin.» buyurdu. Ashab, sa-bah-akşam Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'in devesinden süt sağıp, ona ikram ettiler.
Nebî aleyhisselâm, onu İslâm'a davet etti. Kabul etmedi ve «Eğer fidye istersen,
malımdan dilediğini iste.» dedi. Rasûl aleyhisselâm onu, fidye almadan,
karşılıksız serbest bıraktı. Bu, onun tslâm'a girmesinin sebeplerinden biri
oldu.
Benî Mustalik savaşı esirlerinin durumu, sahih haberlerde gelmiştir. Onların
arasında, Cüveyriyye binti Haris vardı. Babası Haris bin ed-Dirar, yanında pek
çok deve ile kızını kurtarmak içi-ı, Medine'ye geldi. Medine'ye bir kaç mil
kala, Akik vadisindeki bîr dağ yolunda aralarından pek hoşuna giden iki deveyi
sakladı. Nebî aleyhisselâm'm yanma girdiği zaman; «Ey Muhammedi Kızımı esir
ettiniz, tşte şunlar, onun fidyesidir.» dedi. Nebî aleyhisselâm ona; «Akik'de,
şu yolda sakladığın iki deve nerede?» diye sordu. Haris; «Allah'tan başka ilâh
olmadığına ve senin Allah'ın Rasûlü olduğuna şahadet ederim. Vallahi bundan seni
ancak Allah haberdar etmiştir.» dedi. îki oğlu da Hâris'le beraber müslüman
oldular. Kızı da İslâm'a girdi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, onu,
babasından istedi ve onunla evlendi. Halk; «Elimizde bulunan bu esirler, Allah
Rasûlü'nün hısımları oldular. Öyleyse onları fidyesiz serbest bırakalım.»
dediler.
Âişe, şöyle diyor: «Kavmine, Cüveyriyye'den daha bereketli hiç bir kadın
bilmiyorum. Allah Rasûlü, onunla evlendiği zaman, Benî Mustalik'den olan ehl-i
beytinin yüz tanesi azad oldu.»
Nebî aleyhisselâm'm Cüveyriyye ile evlenmesi, gidereceği bir şehvet sebebiyle
değildi. Aksine, şer'î bir maslahatı göztiyordu. Eğer şehvetini gözetseydi, sağ
elinin malik olduğu bir harb esiresi olarak onu alırdı.
23.8.2. Köle Edinme
Kur'ân'da, köleliği reddeden bir nass yoktur. Ancak, azada teşvik eden âyetler
gelmiştir.
Allah Rasûlü'nün, esirlerden herhangi birini köle yaptığı sabit olmamıştır.
Aksine Mekke, Benî Mustalik ve Huneyn kölelerini serbest bırakmıştır.
Nebî aîeyhisselâm'ın cahiliyyede yanında bulunan köleleri azad ettiği, yine
böyle kendisine hediye edilen köleleri de azâd ettiği sabit olmuştur.
Raşid halifelerin, misliyle muamele kaidesine uyarak, esirlerden bazılarını köle
yaptıkları sabittir. Anlaşılıyor ki, ilâhî ve beşerî kanunlarda yapıldığı gibi,
herhâlükârda köle edinmek mubah değildir. Köle edinme, ancak, müslümanlarm
düşmanları kâfirler olup.
alenî meşru harbe mahsustur. Diğer bütün şekiller ise ilga edilmiştir.
İslâm'ın köleliğin kaynaklarını daraltıp, yalnız bu şekle tahsis etmesiyle
beraber, diğer taraftan köle edinme, kerim bir muameledir. Aşağıda izahı
geleceği gibi, îslâm, hürriyete kavuşma kapılarım sonuna kadar açmıştır.
23.8.3. Kölelere Karşı Muamele
islâm, kölelere karşı kerîm olmuş, onlara ihsanda bulunmuş ve merhamet ellerini
uzatmıştır. Onları ihanet ve yükleme yeri yapmamıştır. Bunun açıklaması aşağıda
gelecektir:
Onlar hakkında, Allah Teâlâ tavsiyede bulunarak şöyle buyuruyor:
«Allah'a kulluk edin, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya, yakınlara,
yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa,
yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah kendini beğenip
öğünenleri elbette sevmez.» (Nisa: 36)
Ali (r.a.)'den rivayete göre; Nebî aleyhisselâm, şöyle buyurmuştur: «Ellerinizin
altında bulunanlar hakkında Allah'tan korkun.»
Onları tahkir etmeyi ve köleliği hatırlatacak şekilde hitab etmeyi menederek,
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyuruyor: «Hiç biriniz,
«Kölem!» veya «Cariyem!» diye hitab etmesin. «Oğlum», «Evladım», «Kızım» diye
hitab etsin.»
İslâm; onlara, sahiplerinin yediğinden yedirmeyi, giydiğinden giydirmeyi
emretmiştir. îbn Ömer'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
sellem, şöyle buyurmuştur: «Hizmetçileriniz, kardeşlcrinizdir. Allah onları,
sizin elinizin altına vermiştir. Kimin elinin altında bir kardeşi varsa, ona,
yediğinden yedirsin. Giydiğinden giydirsin. Güç yetiremeyeceği şeyleri onlara
yüklemeyin. Eğer, güç yetiremeyecekleri şeyleri yüklerseniz, onlara yardım
edin.»
îslâm, onlara zulüm ve eziyeti meneder: îbn Ömer'den rivayete göre, Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: «Kim kölesine tokat atar veya
onu döverse, bunun kefareti, onu azad etmektir.»
Ebû Mes'ûd el-Ensarî'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Bir keresinde, kölemi
dövüyordum. Birden arkamdan bir ses duydum. Bir de ne göreyim, Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem: «Unutma ey Ebû Mes'ûd, Allah sana, senin bu köleye
kadir olduğundan da-
ha fazla kadirdir.» buyuruyor. Ben: «O, Allah rızası için hürdür.» dedim. «Eğer
Öyle yapmasaydın, sana ateş değerdi.» buyurdu.
Kişinin, kölesine kötü muamele yaptığı sabit olunduğunda, kadıya, onu azad etmek
hakkı verilmiştir.
İslâm, onlan eğitmeye ve edeblendirmeye çağırmıştır: Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: «Kimin bir cariyesi olup, onu, güzelce
eğitir ve onunla evlenirse, onun hayatta ve âhirette iki ecri vardır: Nikâh ve
eğitme sevabı, azad sevabı.»
23.8.4. Hürriyete Kavuşturma Yollan
îslâm, hürriyet yollarını açmış, azâd yollarını açıklamış ve bunların kölelikten
kurtulmaları için bazı vesileler oluşturmuştur:
Bu, Allah'ın rahmeti ve cennetinin yoludur. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «Ama o,
zor geçidi aşmaya girişemedi. O zor geçidin ne olduğunu, sen bilir misin? O
geçit, bir köle ve esir azad etmektir...» (Beled: 11-13)
Bir bedevi, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek, «Ey Allah'ın
Rasûlü, beni cennete sokacak bir amel göster.» dedi. Nebî aleyhisselâm, «Bir cam
azad et. Bir köleyi serbest bırak.» buyurdu. Bedevi; «Ey Allah'ın Rasûlü, ikisi
de aynı şey değil mi?» dedi. Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu: «Hayır, Bir canı
azad etmek; onu azadıyla tek basma bırakmaktır. Bir köleyi serbest bırakmak ise,
ona veresiye bir miktar belirlemektir.»
Köle azadı, hata ile öldürmenin keffaretidir. Allah Azze ve Cel-- le, şöyle
buyuruyor: «Kim, hataen bir mü'mini öldürürse, bir mü'-min köleyi hürriyete
kavuşturur.» (Nisa: 92)
Köle azadı, yemini bozma keffaretidir. Allah Teâlâ ,şöyle buyuruyor: «Onun
keffareti, ailenize yedirdiğinizin seviyesinde bir yiyecekle on miskini
doyurmanız veya giydirmeniz ya da bir köleyi hürriyete kavuşturmanızda*.»
(Maide: 89)
Zihar durumunda da köle azadı, keffarettir. Allah Teâlâ, şöyle buyuruyor:
«Kanlarına zihar yapanlar, sonra, söylediklerinden dönerlerse, onlarla münasebet
kurmadan önce bir köleyi hürriyete kavuştururlar.» (Mücadele: 3)
îslâm zekâtın harcanacağı yerlerden biri olarak, köle satın alınıp, azad
edilmesini Öngörmüştür. Allah Teâlâ, şöyle buyuruyor: «Sadakalar, ancak,
fakirlere, miskinlere, görevlilere, müellefeti'I-ku-Iûb'a ve kölelere harcanır.»
(Tevbe: 6)
Köle ile bir miktar mala karşılık .anlaşmayı emretmiştir. Allah Teâlâ, şöyle
buyuruyor: «Evlenemeyenler, Allah kendilerini liitfu
ile zenginleştirene kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden hür olmak için
bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini
kabul edin. Onlara, Allah'ın size verdiği maldan verin. Dünya hayatının geçici
menfaatini elde etmek için, iffetli ol* mak isteyen cariyelerinizi fuhşa
zorlamayın. Kim onları buna zor-larsa, bilsin ki Allah, biç şüphesiz onu değil,
zorlanan kadınları bağışlar ve merhamet eder.» (Nûr: 33)
Bir köleyi hürriyete kavuşturmayı nezreden kimsenin amacı gerçekleşince, nezrini
yerine getirmesi vacibtir.
Böylece, İslâm'ın, kölelik kaynaklarını daralttığı, kölelere muamelenin kerem
ile olması gerektiği, zillet ve kölelik boyunduruğundan onların kurtulmasını
kolaylaştırarak hürriyet kapılarını açtığı ortaya çıkmıştır. Böylece onlara,
günlerin geçmesiyle unutulmayacak olan bir el uzatmıştır.
23.9. GANİMET OLARAK ALINAN TOPRAK
23.9.1. Zorla Alınan Yer
Müslümanlar, bir toprağı, harb ve savaş yoluyla zorla istila edip, halkını
oradan, çıkararak ganimet aldıkları zaman hakim iki şeyden birini yapmada
muhayyerdir:
1. Ya bunları ganimet sahipleri arasında paylaştırır.
2. Ya da, bunu müslümanlara vakfeder.
Böyle bir toprak parçası, müslümanlara vakfedildiği zaman, onu ■elinde
bulundurandan —ister müslüman ister zımmî olsun— süreli bir haraç alınır. Bu
haraç, o toprağın her sene alman kirası olur.
Haracın temeli, mü'minlerin emiri Ömer'in Şam, Mısır ve Irak topraklan gibi
fethedilen yerlerde yaptığı uygulamadır.
23.9.2. Ahalisinin Korkudan Veya Sulh Yoluyla Terkettiği Topraklar
Fethedilen toprakların ganimete ehil kimselere paylaştırılması veya müslümanlara
vakfedilmesi gerektiği gibi, ahalisinin korkudan veya bizim olduğuna dair sulh
yoluyla terkettikleri topraklarda da böyle yapmak vacibtir. Onları haraca
karşılık orada İskan ederiz.
Toprağın kendilerinin olması ve bize ondan haraç vermeleri karşılığında sulh
yaptığımız topraklara gelince, bu haraç, cizye gi. bi onların İslâm'a
girmeleriyle düşer (ortadan kalkar.) Haraç, kira olduğunda ise, bunun takdiri,
hakime kalmıştır. İçtihadına göre onu
tayin eder. Bunun miktarı, zamanların ve mekânların değişmesiyle değişir. Ömer
(r.a.)'ın tayin ettiği miktara dönmek gerekli değildir. Fakat, Ömer'in veya
diğer imamlardan birinin koyduğu kira miktarı, olduğu şekilde bakidir (devam
eder.) Hiç kimse, sebeb değişmediği sürece bunları değiştiremez. Çünkü onun
miktarı, hükme bağlanmıştır.
23.93. Haraç Arazisinin İmarından Aciz Olmak
Haraç arazisine hakim olan kimse, onun imarından aciz olursa, iki durumdan
birine zorlanır:
1. Ya onu kiraya verir.
2. Ya da ondan elini çeker.
Çünkü bu toprak, gerçekte müslümanlarındır. Bu toprakların onların aleyhine
olarak ihmal edilmesi caiz değildir.
23.9.4. Ganimet Alınan Toprağın Mirası
Bu topraklarda, miras tahakkuk eder. Bunlar, mirasın nakil yollarıyla sahibinden
mirasçılarına geçer.
İslami Okul Okulların En Önemlisi