Fikih - 60 Faiz - Fikhussunne
FAİZ
TANIMI
Ribâ; lügatte «fazlalık- demektir. Burada «ribâ» ile sermayede meydana gelen az
veya çok fazlalık kastedilmektedir.
Allah Sübhânehu şöyle buyuruyor:
-Eğer tevbe ederseniz, sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve
haksızlığa uğramamış olursunuz.» (Bakara : 279)
25.2. HÜKMÜ
Ribâ (faiz) tüm semavi dinlerde — Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet'te —
haram kılınmış ve sakındırılmıştır.
25.2.1. Ahd-i Kadim'de
«Sıbt oğullarından birine.borç verdiğin zaman, borçlunun başında bekleme. Ondan
kâr da isteme.» (Hurûc : Bâb: 22/25.)
«Kardeşin fakirleşince, ona mal ver... Ondan kâr ve menfaat isteme." («Leviller-,
Bâb : 25/35)
Ancak Yahudiler, «Tesniye», Bâb: 23/20'de varid olduğu gibi, Yahudi
olmayanlardan faiz almaya bir engel görmezler. Kur'ân, bunu reddederek, Nisa
sûresinde şöyle buyuruyor:
-Yahudilerin haksızlıklarından, insanları Allah yolundan menetmelerinden, yasak
edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden
ötürü...» (Nisa : 160-161)
25.2.2. Ahd-i Cedîd'de
«Ondan mükafat beklediğiniz kimseye borç verdiğiniz zaman, sizi tanımasının
fazileti nerde kaldı? Fakat siz hayır ya-
pın ve iadesini beklemeksizin borç verin. Böylece bol sevap kazanırsınız.» (Luka
İncili, Bâb : 6/34 - 35)
Kilise adamları, bu nasslara dayanarak, ribânın kafi bir haram olduğunda ittifak
etmişlerdir.
Sekobar, şöyle demiştir: Kim, 'Rîbâ (faiz) günah değildir.' derse, mülhid ve
mürted sayılır.»
Ebû Bûtî ise, şöyle demiştir: -Faizciler, dünya hayatında şereflerini
kaybederler. Ölümlerinden sonra da kef/enlenmeye layık değildirler.»
25.2.3. Kur'an-ı Kerîm'de
Kur'ân-ı Kenm'de, ribâ'dan zaman sırasına göre, değişik derecelerde bahsedilir.
Mekke döneminde Allah Teâlâ, şunu indirmiştir :
«İnsanların mallan içinde artsın diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah
katında artmaz. Fakat Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka
böyle değildir. İşte onlar, sevabla-nnı kat kat artıranlardır.» (Rûm: 39)
Medine döneminde ise, Allah Teâlâ'nın âyetleri, faizin ha-ramlığmı açıkça
belirtmiştir:
■Ey inananlar! Faizi kat kat olarak yemeyin. Allah'tan sakının ki başarıya
ensesiniz.» (Âl-i îmran: 130)
Bu konuda, Şeriat'ın son hükmü, Allah Sübhânehû'nun şu âyetidir:
-Ey inananlar! Allah'tan sakının; inanmışsamz, faizden arta kalmış hesabdan
vazgeçin. Böyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Rasûlü'ne karşı açılmış bir savaş
olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık
etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz.» (Bakara : 278 - 279)
Bu âyet, «Faiz haram değildir. Ancak, katbekat olduğu zaman olur.» diyen kimse
aleyhine kesin bir reddiyedir. Çünkü Allah, fazlalığın dışında, sırf sermayenin
iadesini mubah kılmaktadır. Bu âyet, bu konu hakkında inen son âyettir.
Faiz, büyük günahlardandır. Buhari ve Müslim'in, Ebû Hü-reyre (r.a.) 'den
rivayetine göre, Nebi aleyhisselam, «Yedi mahvedici büyük günahtan sakının.»
buyurdu. Ashab, «Onlar nedir, ey Allah'ın Rasûlü?» diye sordular. Nebi
aleyhisselam, şöyle buyurdu: «I—Allah'a ortak koşmak, 2— sihir, 3 — Allah'ın
haram kıldığı canı haksız yere öldürmek, 4 — faiz yemek, 5 — ye-
tim malı yemek, 6 — ordunun düşmana saldırma gününde kaç-jj. 7__temiz, habersiz,
mümin kadınlara iftira atmak.»
Allah, faiz anlaşmasına iştirak eden kimseyi İane ti emiştir, Alan borçluyu
lanetlemiş, veren faizciyi lanetlemiş, onu yazan katibi de, bu anlaşmaya
şahidlik edenleri lanetlemiştir.
Buhari, Müslim, Ahmed, Ebû Dâvud ve Tirmizî'nin, Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan
rivayetine göre, Allah Rasûlü sallalla-hu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
-Allah, faiz yiyeni, yedireni, şahidlik edenleri ve katibini lanetlemiştir.»
Dârekutni'nin, Abdullah bin Hanzale'den rivayetine göre, Nebi aîeyhisselam,
şöyle buyurmuştur; «Rıha (faiz) parası, Allah katında, 38 zinadan daha
beterdir.»
Yine şöyle buyurmuştur: «Faiz, doksan dokuz kapı (şekil) dır. Onun en düşüğü,
kişinin anasıyla zinası gibidir.»
25.3. FAİZİN HARAMLIĞININ HİKMETİ
Faiz, bütün semavi dinlerde haramdır. Bunun sebebi, faizde bulunan büyük
zararlardır:
a. Faiz, ferdier arasında düşmanlık sebebidir. İnsanlar arasındaki yardımlaşma
ruhunu öldürür. Bütün dinler, bilhassa İslâm dini, yardımlaşmaya çağırır.
Kendini tercih etmeyi, enani-yeti ve başkalarının çabalarını sömürmeyi hoş
görmez.
b. Faiz, eldeki malların çalışmaksızın büyümesine neden olduğu gibi, hiç bir iş
yapmayan müreffeh bir tabakanın halka yük olmasına da sebeb olur. Böylece bunlar
başkasının hesabı aleyhine çoğalan asalak otlar gibi olurlar.
İslâm, çalışmayı ve çalışan olmayı över. Onu, kazanca götüren yolların en üstünü
sayar. Çünkü çalışma, beceri hasıl eder ve kişinin maneviyâtım yükseltir.
c. Faiz, sömürü vesilesidir. Bu yüzden -Sömürgecilik, tacir ve keşişin
arkasından gelir.» demiştir. Biz, faizi ve memleketimizin sömürülmesindeki
tesirini pek iyi bilmekteyiz.
d. Bundan sonra, İslâm, kişiyi kardeşinin mala ihtiyacı olduğu zaman, ona, karz-ı
hasen (karşılıksız borç) vermeye çağırır ve böylesine büyük bir sevab vadeder:
-İnsanların mallan içinde artsın diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah
katında artmaz. Fakat Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir
sadaka, böyle değildir. İşte onlar, sevabla-nm kat kat arttıranlardır» (Rûm :
39)
FAİZÎN BÖLÜMLERİ
Faiz iki kısımdır:
1. Nesie faizi.
2. Fâdl faizi.
25.4.1. Nesîe Faizi
Nesie faizi, borç verenin, borçludan gecikme gözeterek almayı şart koştuğu
fazlalıktır. Bu çeşit faiz, Kitab, Sünnet ve ic-ma ile haramdır.
25.4.2. Fâdl Faizi
Fâdl faizi, fazlalıkla birlikte paraya karşılık para veya yiyeceğe karşılık
yiyecek alışverişidir. Bu ise, Sünnet ve icma ile haramdır. Çünkü bu, nesie
faizine sebeb olur.
Sebebe, sebeb olduğu şeyin ismi verilerek faiz denmiştir.
Ebû Sa'id el-Hudrî (r.a.)'den rivayete göre, Nebi aîeyhisse-lam, şöyle
buyurmuştur: -Bir dirheme karşılık iki dirhem satmayın. Ben sizin faize
bulaşmanızdan korkarım.»
Nebi aleyhisselam, onların «nesîe» ribâsına düşmelerinden korktuğu için, «fâdl-
faizini de menetmiştir. Aşağıdaki hadis, şu alta şeyde faizin haram olduğuna
dair nasdır: Altm, gümüş, buğday, arpa, hurma ve tuz.
Ebû Said (r.a.)'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem, şöyle buyurdu: «Altın, altın ile, gümüş gümüş ile, buğday
buğday ile, tuz tuz ile peşin ve eşit miktarlarda değiştirilir. Kim artırırsa
veya eksiltirse, faiz almış olur. Alan da, veren de eşittir.»
(Hadisi, Ahmed ve Buhari rivayet etmiştir.)
25.5. HAHAMLIĞININ SEBEBİ
Hadisin özel olarak andığı bu alü mal, halkın muhtaç olduğu ve onlarsız
yapamadığı temel ihtiyaç mallarıdır.
Altın ve gümüş, muamele ve mübadelenin yapıldığı paranın iki temel unsurudur.
Bunlar, ticaret eşyasının el değiştirmesi sırasında tayin edilen fiatm
ölçüsüdür. Geri kalan dört şey ise, hayatın idamesi için gerekli olan kuvvetin
onlarla sağlandığı temel gıda maddeleridir. Faiz, bu mallarda işletildiği zaman,
halk
zarara uğrar. Muamelelerin ifsadına neden olur. Sâri, insanlara merhameti ve
maslahatlarım gözetmesi sebebiyle bunu menetmiştir.
Altm ve gümüşe nisbetle faizin haramlığınm illeti, onların «semen» olmalarıdır.
Diğer maddelere nisbetle de faizin haram kılınmasının illeti, bunların «yiyecek»
olmalarıdır. Altm ve gümüş dışındaki paralar da, bu illet bulunduğundan dolayı
aynı hükmü alır. Bunlar ancak peşin ve misli misline satılabilirler. Yine
buğday, arpa, hurma ve tuz dışındaki yiyecek maddelerinde de aynı illet
bulunduğundan, onlar da ancak peşin ve eşit miktarda satılabilirler.
Müslim'in, Ma'mer bin Abdullah Cr.a.)'dan rivayetine göre, Nebi aleyhisselam,
aynı miktarda olmaları dışında, yiyecek mübadelesini yasaklamıştır.
Bu altı maddenin yerini alan tüm diğer maddeler de bunlara kıyasen aynı hükmü
alır.
Cins ve illetle iki şey (bedel) birleştiği zaman, fadl (fazlalık) ve nesie
(geciktirme) haramdır. Altm ile altın veya buğday ile buğday satılacağı zaman,
bu takasın sahih olabilmesi için iki şart koşulmuştur:
1. İyi ve kötü olmalarına bakılmaksızın miktar bakımından «eşit» olmaları
gerekir. Bunun delili, geçen hadis ile, Müslim'in rivayet ettiği şu hadistir:
Bir adam, Allah Rasûlü'lne bir miktar hurma getirdi. Nebi, ona, «Bu bizim
hurmalarımızdan değil.» buyurdu. Adam, «Ey Allah'ın Rasûlü, iki sa' bizim
hurmamıza karşılık bir sa' bu (iyi) hurmadan aldık.) dedi. Nebi aleyhisselam,
şöyle buyurdu: «Bu, faizdir. Onu, geri verin. Sonra bizim hurmalarımızı satın.
Sonra da bize bu hurmadan satın alın.»
Ebû Davud'un rivayetine göre, Fudale (r.a.) şöyle demiştir: Nebi aleyhisselam'a
altın ve boncuktan yapılmış bir gerdanlık getirildi. Onu sekiz veya dokuz dinara
bir adamdan almışlardı. Nebi aleyhisselam, «Hayır, altm ile boncuk ayrılmadan
olmaz.» buyurdu. Altm ile boncuk ayrılsın diye geri verildi.
Müslim'de; Emretti, kolyedeki alfan dışındaki maddeler çıkarıldı. Sonra şöyle
buyurdu: «Altına karşılık altın, aynı ölçüde satılır ve alınır.»
2. îki değerden birinin geciktirilmemesi, «peşin» değiş - tokuş yapılması da
şarttır. Çünkü, Nebi aleyhisselam, «Peşin olduğunda..» buyurmuştur. Bu konuda,
Nebî aleyhisselam şöyle
buyuruyor: «Altım altın ile, ancak dengi dengine satın. Birini diğerinden
değerli saymayın. Gümüşü gümüş ile ancak aynı miktarlarda satın. Birini diğerine
üstün tutmayın. Peşine karşılık da, hazar olmayanı satmayın.»
(Hadisi, Buharı ve Müslim, Ebû Sa'îd'den rivayet etmiştir.} İki değer, (illette
bir) cinsde farklı olduğu zaman, tefâdül (miktar farklılığı) helal, nesie
(veresiye) ise haramdır. Gümüşe karşılık altın veya buğdaya karşılık arpa
satıldığı zaman, bu durumda, mübadelenin peşin olması gereklidir. Miktar
bakımından eşitlik ise şart olmayıp, farklılık caizdir.
Ebû Davud'un rivayetine göre, Nebi aleyhisselam, şöyle buyurmuştur : -Buğdaya
karşılık arpa peşin satıldığında, arpanın buğdaydan daha çok olmasında bir
mahzur yoktur.»
Ahmed ve Müslim'de bulunan Ubâde (r.a.) hadisinde: -Bu maddeler değişikse,
—peşin olduğu zaman — dilediğiniz gibi satın.» denmektedir.
İki bedel, cins ve illet bakımından ayrı ise, her iki şart da yoktur. Hem
tefâdül (miktar farklılığı), hem de nesie (veresiye) helâldir. Mesela, gümüş
karşılığında yiyecek satıldığı zaman, hem miktarın birbirinden farklı olması,
hem de satışın veresiye olması, helaldir.
Yine, elbisenin iki elbiseye karşılık veya kabın iki kaba karşılık satışı da
(yiyecek maddesi ve para almadıkları için) böyledir.
Özetle! Altın, gümüş, içecek ve yiyecek maddeleri dışındaki hiç bir şeyde, riba
alışverişi haram değildir. Bunların birbiriyle farklı miktarlarda ve veresiye
satışı caizdir. Yine takas etmeden önce ayırmak da caizdir.
İki koyuna karşılık bir koyunu, peşin veya veresiye satmak caizdir. Bir koyuna
karşılık bir koyun da böyledir. Delili, Amr bin Âs hadisidir: Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem, ona, zekat develerinden iki deveye karşılık bir
kuvvetli deve satın almasını emretti.
(Hadisi, Ahmed, Ebû Dâvud ve Hâkim kaydetmiş; Hakim, «Müslim'in şartı üzere,
sahihtir.- demiştir. Beyhakî de rivayet etmiş, İfan Hacer el-Askalâni bunun
isnadını -kuvvetli» bulmuştur.)
İbn Münzir şöyle demiştir: «Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in iki
siyah köle karşılığı bir köle ve altı köleye karşılık bir cariye satın aldığı
sabittir.»
Şâfi'i, bu görüşü mezheb edinmiştir.
25.6. ETE KARŞILIK HAYVAN SATIMI
İmamların cumhuru şöyle demiştir : Eti yenilen hayvanların, aynı cins ete
karşılık satılması caiz değildir. Canlı ineğin, yemek için kesilmiş inek etine
karşılık satılması caiz değildir. Delili Sa'îd bin Müseyyeb'in rivayet ettiği şu
hadistir: «Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, et karşılığı hayvan
satımını men-etti.»
(Hadisi, Mâlik, «Muvatta»da, Sa'id'den, mürsel olarak kaydetmiştir. Şahidîeri
vardır.)
Şevkâni, şöyle demiştir: Geliş yollarının tamamı sayesinde, hadisin hüccet
gösterilmeye uygun olduğu açıktır. Beyhaki, Me-dineli birinden, Nebi
aleyhisselam'ın, ölüye karşılık dirinin satımını nehyettiğini rivayet eder.
Sonra da şöyle der: «Bu İbn müseyyeb'in mürselinin kuvvetlendirdiği mürsel bir
hadistir.»
25.7. KURU MEYVA KARŞILIĞI YAŞIN SATIŞI
Kuru olan meyveye karşılık yaşın satımı, caiz değildir. Araya ehli, bu hükmün
dışındadır. Çünkü onlar,
hurmaları olmayan fakir kimselerdir. Onlarm ağaçda, dalında bulunan meyva
karşılığı, hurma sahiplerinden, yiyecekleri, dalından düşmüş, olgun hurma satın
almaları caizdir.
Mâlik ve Ebû Davud'un, Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a.)'dan rivayetine göre, Nebi
aleyhisselam'a (ağaçdaki) yaş hurmaya karşılık (yerdeki) hurma satışı hakkında
soruldu. Nebf aleyhisselam, -Yaş, kuruduğu zaman, azalır mı?- diye sordu.
«Evet.» dediler. Bunun üzerine bunu yasakladı.
Buharı ve Müsüm'm, İbn Ömer'den rivayetine göre, o şöyle demiştir: «Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem, muzâbene'yi yasakladı.
Muzâbene; kişinin bostamndaki meyvayı eğer hurma ise, ölçü ile kuru hurma
karşılığı, eğer üzüm ise, öîçü ile kuru üzüm karşılığı, ve eğer ekin ise, ölçü
ile yiyecek karşılığı satmasıdır. Bunların tümü nehyedilmiştir.
Buhari'nin, Zeyd bin Sâbit'ten rivayetine göre, -Nebi aleyhisselam dalındaki
meyva karşılığı ölçü ile ödünç satışa izin vermiştir.-
25.8. AYYÎNEC*) SATIŞI
Allah Easûlü aleyhisselam ayyine saüşmı yasakladı. Çünkü, bu, şekil olarak
alış-veriş benzese bile, faizdir. Şöyle ki, insanın paraya ihtiyacı olur. Bir
ticaret mahm muayyen bir fiatla veresiye olarak satın alır. Sonra onu satın
aldığı kimseye peşin olarak daha az bir fiatla satar. Böylece aradaki fark,
peşin olarak onu alan kimsenin elde ettiği bir kâr olur. Bu satış haramdır ve (akid)
bâtıl sayılır.
îbn Ömer'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam, şöyle buyurmuştur: «İnsanlar,
dinar ve dirhem peşine düşüp, veresiye satış yaparak ineklerin kuyruklarına
takılıp Allah yolunda cihadı terkettikleri zaman, Allah onlara bela indirir.
Dinlerine dönmedikleri müddetçe de, belâyı onlardan kaldırmaz.»
(Hadisi, Ahmed, Ebû Dâvûd, Taberânî ve îbn Kattan kaydetmiş; îbn Kattan «sahih»,
İbn Hacer «râvileri sika- demiştir.)
Aliye binti Eyfa' bin Şurahbil, şöyle demiştir: Ben, Zeyd bin Erkam'ın ümmü
veledi ve karısı, Âişe'nin yanına girdik. Zeyd bin Erkam'ın ümmü veledi şöyle
dedi: Ben, Zeyd bin Erkam'a vade ile sekizyüz dirheme bir köle sattım. Sonra da
onu peşin olarak altı yüz dirheme satın aldım. Âişe, «Ne kötü satış yaptın. Ne
kötü satın aldın. Zeyd bin Erkam'a söyle, O'nun Allah Kasûlü ile yaptığı cihad,
tövbe etmedikçe, bâtıl olur.» dedi.
(Hadisi, Mâlik ve Dârekutnî kaydetmiştir.)
(*) Ayyine: Güya faizden kurtulmak için ödüne isteyen kimseye, bir malı, muayyen
bir fiatla satıp, aynı anda daha ucuz fiatla geri almak suretiyle yapılır.
Yirmialtmcı Bölüm
BORÇ
Borç verenin borç alana imkanı olduğu zaman, aynen geri iade etmesi için verdiği
maldır. Lügatte aslı parça'dır. Borç alanın borç aldığı mala (katı.) denir.
Çünkü borç alan, verenin malından bir parça koparmış olur.
26.2. Meşruluğu
Bu, kendisinde, insanlara acuna ve rahmet bulunması, onların işlerini
kolaylaştırması ve onları güçlükten kurtarması sebebiyle Allah Sübhânehû'ya.
yakınlaştırıcı bir fiil sayılmıştır.
İslâm, onu tasvib edip, borç alana nisbetle onu hoş görmüştür. Borç vereni de
serbest bırakmış ve onu, mekruh meselelerden saymamıştır. Çünkü mal ihtiyaçları
gidermede kendisinden faydalanmak için alınır. Sonra da aynen iade edilir.
Ebû Hureyre'nin rivayetine göre, Nebi aleyhisseîam, şöyle buyurmuştur: «Kim bir
müslümanın dünya üzüntülerinden birini giderirse, Allah da onun âhiret
üzüntülerinden birini giderir. Kim bir zorluğunu kolaylaştırırsa, Allah da ona,
dünya ve âhirette kolaylık verir. Kul, kardeşinin yardımına koştuğu sürece,
Allah da kulun yardımındadır.»
(Hadisi, Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî rivayet etmiştir.)
îbn Mes'ûd'un rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : «Bir
müslüman, diğer bir müslümana iki kere borç verdiğinde, bu, ancak bir sadaka
gibi değerlendirilir.»
(Hadisi, îbn Mâce ve İbn Hibbân rivayet etmiştir.)
Enes'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle
buyurmuştur: «İsrâ gecesi, cennet kapısında, «Sadaka, on katıyla, karz ise, on
sekiz katıyla mükâfatlandırılır.»
şeklinde yazılıydı. Ben, «Ey Cibril, karz, ne diye sadakadan daha faziletli
oluyor?» diye sordum. Şöyle dedi: -Dilenci kendisinde olduğu halde ister. Borç
alan ise, ancak bir ihtiyacından dolayı borç alır.»
26.3. Borçlanma Akdi
Borçlanma akdi, temlik akdi olup, tasarruf etmesi caiz olan kimseler dışında
tamam (geçerli) olmaz. Hibe ve alışveriş akdi gibi, ancak, îcab (teklif) ve
kabul ile gerçekleşir.
Karz, selem ve bu manaya gelen her lâfız ile akid gerçekleşmiş olur.
Mâlikilere göre, mülkiyet, mal elde edilmemiş bile olsa, akd ile gerçekleşir.
Borç alanın, benzerini veya aynısını vermesi caizdir. Eksik veya fazlalık
olmadıkça, benzerinin veya bir başka şeyin verilmesi eşittir. Eğer miktarda
değişiklik olursa, benzeriyle iade va-cibtir.
26.4.Borçlanmada, Müddetin Şart Koşulması
Fakihlerin cumhuru, borçlanmada müddetin şart koşulmasının caiz olmadığı
görüşündedirler. Çünkü o, saf karşılıksız vermedir. Borç verenin, hemen, borcun
bedelini istemesi, hakkıdır.
Yine cumhur, «Borcun müddeti malum bir süre ise bile te'ciî edilemez, peşin
olur.» demişlerdir.
Mâlik, şöyle demiştir: Müddetin şart koşulması caizdir ve bu şart, bağlayıcıdır.
Borcun süresi, malum ise, te'cil edilir. Allah Teâla'nm aşağıdaki buyruğu ve
Nebi sallallahu aleyhi ve sellenı'in hadîsi gereğince, müddet sona ermeden önce
borcu ta-leb etme hakkı yoktur :
«Ey inananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman, onu
yazınız. İçinizden bir kâtip doğru olarak yazsın; kâtip onu Allah'ın kendisine
öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da, yazdırsın, Rabbi
olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya
âciz, ya da yazdiramayacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın.
Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şa-hidlerden razı
olacağınız bir erkek, — biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak— iki kadın
olabilir. Şahidler çağırıldıklarında, çekinmesinler. Borç, büyük veya küçük
olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu Allah katında en doğru,
şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki
alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş
yaptığınızda, şahid tutun. Kâtibe de, şahide de zarar verilmesin; eğer zarar
verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size
öğretiyor; Allah her şeyi bilir.» (Bakara: 282)
Amr bin Avf'm babası yoluyla dedesinden rivayetine göre, Nebi aleyhisselam,
şöyle buyurdu : »Müslümanların, şartları yanındadır (onlara riayet ederler).»
(Hadisi, Ebû Dâvûd, Ahmed, Tirmizi ve Dârekutni kaydetmiştir.)
26.5. Karzm Sahih Olduğu Şeyler
Elbise ve hayvanın borç verilmesi caizdir. Allah Rasülü sallallahu aleyhi ve
sellem'in bir dişi deve borç aldığı, sabit olmuştur.
Tartılan, ölçülen ve ticari birimlere gelen şeyleri borç vermek de caizdir.
Ekmek ve mayanın da bcrç verilmesi caizdir. Delili, Âişe (r.a.)'dan rivayet
edilen şu hadistir: -Ey Allah'ın Rasülü, komşular ekmek ve mayayı borç
alıyorlar. Sonra da onu, fazla ve noksan olarak iade ediyorlar.» diyerek sordum.
Allah Rasülü aleyhisselam, şöyle buyurdu : «Beis yok. Bu ancak insanların da-yanışmalarmdandir.
Bununla fazlalık kastedilmez.»
Mu'az (r.a.) 'dan rivayete göre, O'na, ekmek ve mayanın borç verilmesi hakkında
soruldu. Şöyle dedi: -Sübhânallah, Bu sadece ahlâk yüceliklerindendir. Büyüğü
al, küçüğü ver, küçüğü al, büyüğü ver. Sizin en hayırlınız, ödemede, en güzel
davranandır. Allah Rasûlü'nü böyle buyururken duydum.»
26.6. Fayda Sağlanan Her Borç, Faizdir
Borçlanma akdiyle, insanlara acıma, hayati ihtiyaçlarda yardımlaşma ve yaşam
vesilelerini kolaylaştırma amaçlanır. Bu kazanç vesilelerinden ve kâr elde etme
yollarından biri değildir. Bu yüzden, borç alanın, borç verene borç aldığının
aynı veya mislinin dışında bir şeyi iade etmesi, «Fayda temin eden her borç
faizdir.» külli fıkhi kaidesine uyarak, caiz sayılmaz. Burada ha-ramlık, borcun
faydasının şart koşulması veya karşılıklı belirlenmesi durumuyla kayıtlıdır.
Eğer şart koşulmuş ve karşılıklı belirlenmiş değilse, borç alanın borç
aldığından vasıfça daha iyi olanı veya miktarda daha fazla olanı ödemesi ya da
ona karşılık evini satmayı şart koşsa bile, satması hakkıdır. Borç verenin de
bunu almaya hak sahibi olması, Ahmed, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâi ve İbn
Mâce'nin rivayet ettiği aşağıdaki hadis gereğince, kerih görülmemiştir :
Ebû Râfi', şöyle demiştir: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, bir adamdan
dişi bir deve borç aldı. Sonra kendisine sadaka develeri geldi. Bana, adama dişi
deveyi ödememi emretti. Develer arasında yedi yaşma basmış, seçkin, güzel bir
deveden başkasını bulamadım. Nebi aleyhisselam, «Onu, ona ver. Çünkü sizin en
hayırlınız, ödemede en güzel davranınınızdir.» buyurdu.
Câbir bin Abdullah (r.a.) şöyle demiştir: «Benim Allah Ra-sûlü'nde bir alacağım
vardı. Onu fazlasıyla ödedi.»
CHadisi, Ahmed, Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
26.7. Ölmeden Önce Borcu Ödemede Acele Etmek
İmam Ahmed'in rivayetine göre; Bir adam, Allah Rasûlü aleyhisselam'a. borçlu
Ölen kardeşinin durumu hakkında sordu. Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu: «O,
borcuna mahpustur. Borcunu öde.» Adam; «Ey Alîah'ın Rasûlü, onun borcunu Ödedim.
Yalnız, delili olmayan bir kadının iddia ettiği iki dinar hariç.» dedi. Nebi
aleyhisselam, «Ona iki dinarı ver, çünkü o, hak sahibidir.» buyurdu.
Rivayete göre, bir adam, «Ey Allah'ın Rasûlü, ne dersin, canım ve malımla cihad
etsem, sonra Allah'ın rızasını dilerken, sabrederken ve kaçarken değil,
saldırırken ölsem, cennete girer miyim?» diye sordu. Nebi aleyhisselam, «Evet.»
buyurdu. Bunu, iki veya üç kere söyledi. Sonra, şöyle buyurdu : «Ancak, üzerinde
ödemediğin bir borç bulunursa, o başka. *Nebî aleyhisselam, ashaba, inen
şiddetli hükmü bildirdi. Ashab, bunu sordular. Nebi aleyhisselam, şöyle buyurdu
: «Borç! Nefsim elinde olana and-olsun, eğer bir adam Allah yolunda iken
Öldürülürse, sonra di-rilip tekrar Allah yolunda öldürülürse, sonra yine
diriltilip Allah yolunda iken Öldürülürse, borcunu ödemedikçe, cennete giremez.*
Ebû Seleme bin Abdurrahman'ın, Câbir bin Abdullah (r.a.)'-dan rivayetine göre,
şöyle demiştir.- Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, borçlu ölen adamın
namazını kıldırmadı. Bir cenaze getirildi. Nebi aleyhisselam, -Borcu var mı?»
diye sordu. «Evet,
iki dinar.» dediler. Nebi aleyhisselam, «Arkadaşınızın namazını kıldırın.-
buyurdu.
Ebü Katade el-Ensari, «O iki dinarı ben yüklendim, ey Allah'ın Rasûlü!» dedi.
Bunun üzerine Allah Rasûlü salîallahu aleyhi ve sellem, onun namazını kıldırdı.»
Allah Teâlâ, Rasûlü'ne Fetih nasib edince, Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu:
«Ben, bütün müminlere nefislerinden daha yakınım. Kim bir borç bırakırsa, onu
ödemek, bana aittir. Kim de mal bırakırsa, o, varislerinindir.»
(Hadisi, Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce, Ebü Seleme bin Abdurrahman
yoluyla, Ebû Hureyre'den rivayeten kaydetmişlerdir.)
Buhari'nin Ebû Hüreyre (r.a.) 'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam, şöyle
buyurmuştur : -Kim, insanlardan, mallarını, öda-meyi dileyerek borç alırsa,
Allah onu öder. Kim de, üstüne konmayı dileyerek alırsa, Allah onu telef eder.»
26.8. Zenginin Borcunu Ertelemesi Zulümdür
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Zenginin, borcunu Ödemeyi uzatması zulümdür. Birisine bir
borç havale edildiği zaman, onu kabul etsin.»
(Hadisi, Ebû Dâvud ve başkaları kaydetmiştir.)
26.9. Darda Olana Mühlet Vermenin Müstehab Oluşu
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
«Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar, ona mühlet verin. Bilmiş olsanız,
borcu bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.» (Bakara: 280)
Ebû Katâde'den rivayete göre, o, borçlusunu aradı. Adam, gizlendi. Sonra onu
buldu. Adam; «Ben, dardayım.» dedi. Ebû Katâde; «Allah için mi?» diye sordu.
Adam, «Evet, Allah için.» dedi. Ebû Katâde, şöyle dedi: «Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem'i; -Kimi, Allah'ın kıyamet günü, kendisini kurtarması
sevindirirse, darda kalana mühlet versin.» buyururken işittim.
Ka'b bin Ömer (r.a.)'den rivayete göre, şöyle demiştir: Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem'i işittim, şöyle buyuru-yordu: «Kim, darda kalana mühlet verir
veya alacağından vazgeçerse, Allah onu kendi gölgesinde gölgelendirir.»
26.10. Borcu Düşürmek ve Ödemeyi Acele İstemek
Fakİhlerin cumhuru, kararlaştırılan müddet dolmadan, alacağın acilen ödenmesine
karşılık borcun bir miktarından vazgeçmeyi haram saymışlardır.
Kim, başkasına belirli bir müddet için borç verir, sonra da borçluya, «Borcunun
bir kısmını, kalanını müddet dolmadan Ödemen karşılığı kaldırdım.» derse, bu,
haramdır.
İbn Abbas ve Züfer, aşağıdaki hadis gereğince, bunu caiz görmüşlerdir: îbn
Abbas'dan rivayete göre, Nebi aleyhisselam Beni Nadir'e Medine'den çıkmalarım
emrettiği zaman, onlardan bir kısmı gelip, «Ey Allah'ın Nebisi, sen, bizim
çıkmamızı emrettin. Bizim, halktan, vadesi gelmemiş alacaklarımız var.» dediler.
Allah Rasûîü sallallahu aleyhi ve sellem; -Bir kısmını bırakın, ödemeyi yapın.»
buyurdu.
İslami Okul Okulların En Önemlisi