Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 62 Muzaraa - Fikhussunne

Fikih - 62 Muzaraa

MÜZARAA

Müzaraa'nın Fazileti

Kurtubi şöyle demiştir; -Ziraat, farz-ı kifayedir. İmamın, halkı, ziraate zorlaması gerekir. Ağaç dikmek de buna dahildir.»
Buhari ve Müslim'in, Enes (r.a.) 'den rivayetine göre, Nebi aîeyhisselam, şöyle buyurmuştur: «Bir ağaç diken veya ekin eken hiç bir müslüman yoktur ki, ondan yiyen kuş, insan veya hayvanın, bu yedikleri, onun için sadaka olmasın.»
Tirmizi'nin, Âişe (r.a.) 'dan rivayetine göre, «şöyle demiştir : «Allah Rasûlü aleyhisselam şöyle b/uyurdu : -Rızkı, toprağın altında arayın.»

28.2. Tanımı

Lügat manası: Topraktan çıkan şeylerin bir kısmı üzerinde çalışmaktır. Buradaki anlamı, topraktan çıkan şeylerden, anlaşma ile, üçte bir veya daha çok, ya da daha az bir pay almak üzere ekiciye toprağı vermektir.

28.3. Meşruluğu

Ziraat ortaklığı, toprak sahibi ile çalışan arasında yardımlaşmanın bir çeşididir. Ekici, toprak sahibi olmadığı halde, zi-raatte maharetli olabilir. Toprak sahibi de, ziraati beceremeye-bilir. İslâm, her iki tarafa da acıyarak, müzâraayı meşru kılmıştır.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem. ve O'ndan sonra da ashabı, müzâraa ile amel etmişlerdir.
Buhari ve Müslim'in, îbn Abbas'dan rivayetine göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Hayberlileri, ekin ve meyve hasadının yansı karşılığı, ekici kılmıştır.
Muhammed Bakır bin Âli bin Hüseyin, şöyle demiştir: -Medine'ye hicret eden ehl-i beyt, üçte bir ve dörtte bir karşılığı, ziraat yaparlardı.»
Ali, Sa'd bin Mâlik, Abdullah bin Mes'ud, Ömer bin Abdul-aziz, el-Kasım, Urve, Ebû Bekr âiîesi, Ömer ailesi, Ali ailesi ve İbn Sirîn, müzâraa yapmıştır.
(Bunu, Buharı rivayet etmiştir.)
'Muğni'de şöyle denilmektedir: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in ölünceye değin bununla amel etmesi, meşhur bir iştir. Sonra, ölünceye değin, hulefâ-i râşidîn de böyle amel etmiştir. Onlardan sonra da bu yayıldı. Medinelilerden ve ehl-i beyt'den muzâraa yapmayan kimse kalmamıştır. Nebi aleyhis-selam'dan sonra da, hanımları müzâraa yapmıştır.
Bu, neshi mümkün olmayanlara misaldir. Çünkü nesih, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatında olur. Müzâraa ise, O'nun, Ölünceye değin amel ettiği bir şeydir.
Sahabe, müzâraa hususunda icnıa etmiştir. Onlardan hiç biri, buna aykırı bir görüş beyan etmemiştir. Böyleyken, neshi nasıl mümkün olur?
Eğer, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatında nesh edilmişse, nasıl olur da, Rasûl aleyhisselam, nesihten sonra onunla amel eder? Nasıl olur da, neshi gizli kalır? Hayber hadisesi ve onlara yapılan uygulama ortadayken, bu, halifelerine nasıl ulaşmaz? Neshi nakleden râvi nerededir ki, adını anmıyorlar?

28.4. Müzâraayı Nehyeden Rivayetlerin Reddi

Râfi' bin Hadic'in zikrettiği, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in bunu yasakladığına dair rivayete gelince; Zeyd bin Sabit, bunu reddetmiş ve nehyin, nizalaşmayı kazımak için olduğunu bildirerek, şöyle demiştir: «Allah, Râfi bin Hadic'i bağışlasın. Vallahi ben, hadisi, ondan daha iyi biliyorum. Hadis, şundan ibarettir: Ensar'dan, dövüşmüş iki adam, Nebi aleyhis-selam'a geldiler. Nebi aleyhisselam, «Eğer haliniz buysa, bir daha müzâraa yapmayın.» buyurdu. Râfi' ise, sadece, «Bir daha müzâraa yapmayın.» kısmını duymuş.»
(Hadisi, Ebû Dâvud ve Nesâî kaydetmiştir.)
Ibn Abbas da Rafi'yi reddetip nehyin, ancak onları, kendileri için daha hayırlı olana irşad sebebiyle olduğunu açıklayarak, şöyle demiştir: «Allah Rasûlü aleyhisselam, müzâraayı haram kılmadı. Fakat, insanların birbirlerine karşı iyi davranmalannı emrederek, şöyle buyurmuştur: «Kimin bir toprağı varsa, onu ya kendisi eksin, ya da kardeşine ödünç versin. Eğer istemezse, toprağını elinde tutsun.»
Amr bin Dinar'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: îbn Ömer'i, şöyle derken işittim: Râfi' bin Hadic'i işitinceye kadar, muzâraada bir beis görmezdik. Râfi', -Allah Rasûlü aleyhisselam. onu yasakladı.» diyordu. Amr dedi ki: Bunu, Tavus'a anlattım, şöyle dedi: Bana, onların en bilgilisi (îbn Abbas'ı kastediyor) şöyle dedi: Allah Rasûlü, onu yasaklamadı, fakat şöyle buyurdu: «Birinizin, toprağını kardeşine ödünç olarak vermesi, ondan belirli bir karşılık almasından daha hayırlıdır.»
(Hadisi, Buharı, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâi ve Tirmizi kaydetmiştir.)

28.5. Toprağın Para Karşılığı Kiralanması

Müzâraamn, para, yiyecek ve mal sayılan başka şeyler karşılığı yapılması caizdir.
Hanzale bin Kays'dan rivayete göre, «şöyle demiştir: Râfi' bin Hadic'e, toprak kirasını sordum. «Allah Rasûlü onu yasakladı.» dedi. «Ya altın ve gümüş karşılığı olursa?» dedim. «Altın ve gümüş karşılığı kiralamada, bir beis yoktur.» dedi.
(Hadisi, Buhari, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi rivayet etmiştir.)
Ahmed ve bazı Mâlikiîerle, Şâfiîlerin mezhebi, budur. Ne-vevî şöyle demiştir: «Bu, bütün görüşlerin seçilip tercih olunanıdır.»

28.6. Fasîd Müzâraa

Sahih müzâraayı, toprağı, (ürünün üçte biri veya dörtte biri gibi) bir paya karşılık ekiciye vermekdir» şeklindeki tarifimiz geçmişti. Bu durumda ekicinin payı, belirgin olmamalıdır.
Topraktan çıkanlar, belli bir miktar tahmin edilerek, muayyen bir pay tayin edilir, ya da toprağın çıkardığı şeylere, belirli bir sınır konur (belirli parçalara ayrılır) ve «bunun geliri kendisinin, şunun geliri de ekicinin» olması şartıyla müzâraa yapı-hrsa, bu durumda, ğarer bulunduğu ve aralarında anlaşmazlık çıkabileceği için, bu tür müzâraa fasiddir.
Buhari'nin, Râfi' bin Hadic'den rivayetine göre, o şöyle demiştir : «Biz, Medinelilerin tarlası en çok olanı idik. Biz toprağın bir kısmı kendimizin, bir kısmı da ekicinin olmak üzere kiraya verirdik. Bazan bu kısmı verimli, diğer kısmı verimsiz olurdu. Bazan da, bu kısmı verimsiz, diğer kısmı verimli olurdu. Bundan menedildik.»
Yine O'ndan rivayete göre, Nebi aleyhisselam, «Tarlalarınızı ne yapıyorsunuz?» diye sordu. «Dörtte bire ve hurma ve arpa vesklerine (belirlenmiş miktarlara) karşılık kiralıyoruz.» dedik. «Böyle yapmayın.» buyurdu.
Müslim'in, O'ndan rivayetine,göre, şöyle demiştir: insanlar, Allah Rasûlü'nün zamanında topraklarını, nehir kenarlarında ve sulak yerlerdekilerinden çıkanlar toprak sahibinin, kalan kısımdan çıkanlar da, ekicinin olmak üzere kiraya verirlerdi. Bazan bu, telef olur, öbürü kurtulurdu. Bazan da bu kurtulur, öbürü telef olurdu. Halk tarlalarını, bu usûl dışında kiraya vermezdi. Bu yüzden, Allah Rasûlü aleyhisselam, ondan menetti.»