Fikih - 66 Vekalet - Fikhussunne
1. Tanımı Vekalet; «tasarruf ve idareyi devretme» manasmadır. «İşime Allah'ı vekil yaptım.» denir. «O'na bıraktım.» denmiş olur. *Koruma»ya da denir. Allah...">VEKALET
34.1. Tanımı
Vekalet; «tasarruf ve idareyi devretme» manasmadır. «İşime Allah'ı vekil
yaptım.» denir. «O'na bıraktım.» denmiş olur. *Koruma»ya da denir. Allah
Teâİâ'nm; «Allah'a güvendik. O ne güzel vekil (muhafız) dir.» (Al-i İmrân :
173)âyeti bu manadadır.
Buradan bununla, niyabetin mümkün olduğu şeyde kişinin başkasını naib yapması
kastedilmiştir.
34.2. Meşruluğu
İslâm, vekaleti, ona ihtiyaç duyulduğu için meşru kılmıştır. Herkes işlerini
kendisi takibe kadir değildir ve kendisine niya-beten işlerini görmesi için
başkasını vekil yapmaya ihtiyaç duyar.
Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de Kehf ashabı hakkında şöyle buyuruyor: «Birbirine
sorsunlar diye onları dirilttik. İçlerinden biri: «Ne kadar kaldınız?» diye
sordu. «Bir gün veya daha az bîr müddet kaldık.» dediler. «Ne kadar kaldığınızı
Rabbiniz daha iyi bilir. Paranızla birinizi şehre gönderin, en iyi yiyeceklere
baksın ve size getirsin. Orada nazik davransın. Sakın sizi kimseye duyurmasın.»
dedi.» (Kehf : 19)
Allah Teâlâ; Yusuf aleyhisselam'm Melik'e «Beni yeryüzünün hazinelerine vekil
yap. Ben bilgin bir vekil (hafiz)im» (Yusuf : 55) dediğini naklediyor.
Vekaletin caiz olduğunu ifade eden pek çok hadis gelmiştir. İşte bazıları: Nebi
aleyhissslam Ebû Rafi'i ve ensardan birini, Meymune'yi kendisine nikahlamaları
için vekil tayin etti. Nebi aleyhisselam'ın dini işlerde, hadlerin isbatı ve
tatbikinde vekil tayin ettiği, yine hayvanlar üzerine onların bakımını ve
derilermi paylaştırma işini yerine getirmek için vekil tayin ettiği sabittr.
Müslümanlar vekaletin caiz, hatta müstehab olduğunda ic-ma etmişlerdir. Çünkü
bu, Kur'ân'in çağırdığı ve sünnetin teşvik ettiği; «Bin* ve takva hususunda
yardımlaşma» çeşitlerinden biridir.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: -Birr ve takva hususunda yardımlasın. Günah ve
düşmanlık üzerinde yardımlasın ayın.» (Mal-de: 2)
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem; «Kul, kardeşinin yardımına koştuğu
sürece, Allah da kulunun yardımındadır.» buyuruyor.
«Bahr» kitabının yazan, vekaletin meşru olduğunda müslü-manlann icma ettiklerini
nakletmiştir.
Vekaletin «niyabet» mi yoksa «velayet» mi olduğuna dair iki görüş vardır:
Birincisine göre, «Sahibine (müvekkiline) muhalefet haram olduğu için
niyabettir.» İkincisine göre ise; «Veresiye ile satması emredildiği halde peşin
satması gibi sahibine muhalefeti caiz olduğu için velayettir.» denilmiştir.
34.3. Rükûnlan
Vekalet; «icab ve kabul» rükûnlannı yerine getirmeden sahih olmayan akidlerdeıı
biridir. îcab ve kabulde muayyen lafızlar şart değildir. Aksine icab ve kabule
delalet eden her söz ile vekalet gerçekleşir.
Akid yapanlardan herbirinin vekaletten vaz geçme hakkı vardır. Bu akid,
bağlayıcı olmayan caiz akidlerden olduğu için, her halükarda bozulabilir
id, bağlayıcı her halükarda bozulabilir.
34.4. Şartlı ve Şartsız Vekâlet
Vekâlet akdinin, bir vakit veya muayyen bir işle «sınırlı» olması sahih olduğu
gibi, «münciz» veya bir şartla «muallak* (bağlı) ya da «istikbale muzaf» olması
da sahihtir.
Münciz'e misal: -Seni falan şeyi satın almaya vekil yaptım.» Şartla muallak'a
misal: «Şu tamamlanırsa, sen benim veki-îimsin.-
Geleceğe muzaf vekâlete misal: -Ramazan ayı gelince benim vekilimsin.»
Sınırh vekalete misal s «Seni bir seneliğine veya şu işi yapmak için vekil
yaptım.» gibi...
Hanefi ve Hanbeliler bu görüştedir. Şafi'iler ise; şarta bağlı (mullak)
vekâletin caiz olmadığı görüşündedirler.
Vekâlette, vekillik ya ücretsiz veya ücret karşılığı olur. Çünkü vekâlet, şart
olmadığı halde başkası adına tasarrufta bulunmaktır. Bu iş için ücret alınması
caizdir. Bu durumda müvekkil, vekile belirli bir müddet geçmeden vekaletten
vazgeçmesini şart koşabilir.
Eğer akidde, vekile ücret tayin edilirse, vekil ücretli (ecir) sayılır ve vekil
için «ecirdin hükümleri geçerli olur.
34.5. Şartlan
Vekâlet, şartları tamamlanmadıkça sahih olmaz. Bu şartların bir kısmı müvekkile,
bir kısmı vekile, bir kısmı da vekalet edilen şeye aittir.
34.5.1. Müvekkili» Şartları
Müvekkilin, vekil tayin ettiği şeyde mutlak tasarrufa malik olması şarttır. Eğer
tasarrufa malik değilse — deli, mümeyyiz olmayan çocuk ise vekil tayin edilmesi
sahih değildir. Mü-larm, bizzat kendileri tasarrufa malik olmadıkları ve
ehliyetleri bulunmadığı için başkalarını vekil tayin etmeleri sahih değildir.
Mümeyyiz olan çocuğun, —hibenin, sadakanın, vasiyetin kabulü için vekil tayini
gibi — kendisine yalnızca faydası olan tasarruflarda vekil tayin etmesi sahih
olur.
Talak, hibe ve sadaka verme gibi kendisine sırf zaran bulunan tasarruflarda
vekil tayin etmesi ise sahih olmaz.
34.5.2. Vekilin Şartları
Vekilin akıllı olması şarttır. Eğer deli, hasta ya da mümeyyiz olmayan çocuk ise
vekil tayin edilmesi sahih değildir. Mümeyyiz olan çocuğun vekil tayin edilmesi
ise, — dünya işlerini bütün yönleriyle bilen baliğ kimse gibi olduğu için —
Hanefile-re göre caizdir. Ümmü Seleme'nin oğlu Amr henüz baliğ olmamış iken,
annesini Allah Rasûlü aleyhisselam ile nikahlamıştır.
34.5.3. Vekil Tayin Edilen Şeyin Şartlan
Vekil tayin edilen şeyin, vekil tarafından bilinmesi veya meç-kullüğünün aşırı
olmaması şarttır. Ancak müvekkilin «Bana is-
tediğin şeyi satın al.» demesi gibi vekaleti mutlak tutması bunun dışındadır.
Vekil tutulan şeyin niyabete müsait olması da şarttır.
Vekalet; kişinin kendisi adına akid yapması caiz olan (alış -veriş, satış, icare,
borç isbatı, mal, husumet, kaza, sulh, şuf'a hakkını isteme ,hibe, sadaka, rehin
alma, emanet verme ve alma, evlenme, boşanma, malları idare etme, gibi akidlerin
tümünde geçerlidir. Müvekkilin, hazır olup olmaması, kadın veya erkek olması
birşey değiştirmez.
Buharî'nin rivayetine göre; Ebû Hüreyre tr.a.) şöyle demiştir: Bir adamın Nebi
aleyhisselâm'dan bir yaşında bir deve alacağı vardı. Onu istemeye geîdi. Nebi
aleyhisselam; -Onu verin.» buyurdu. Vermek için bir yaşında deve aradılar, fakat
iki yaşında bir deve buldular. Nebi aleyhisselam; «Onu verin.» buyurdu. Adam :
«Bana fazlasıyla Ödedin Allah da sana fazlasıyla versin.» dedi. Nebi
aleyhisselam şöyle buyurdu : «Sizin en hayırlınız, ödemede en güzel
davrananizdır.»
Kurtubi şöyle demiştir: «Bu hadis, sahih olmakla, sıhhatli ve hazır olan
kimsenin vekil tayin etmesinin cevazına delalet eder. Nebi aleyhisselam,
ashabına, borcu olan bir yaşındaki devenin ona verilmesini emretmiştir. Bu olay,
Nebi aleyhisselem'ın ne hasta ne de seyahatte olmadığı haîde onları vekil tayin
ettiğini gösterir. Yine bu, Ebû Hanife ve Şehnun'un «hazır olan ve sıhhatli
bulunan kimsenin, hasmının rızası olmadan vekil tayin etmesi caiz değildir.»
sözlerini reddeder. Hadis, ikisinin bu görüşünün hilafınadır.»
34.6. Vekaletin Caiz Olmadığı Şeyler
Fakihler, vekaletin caiz olduğu şeyleri belirleyerek şöyle demişlerdir :
«Kişinin kendisinin akid yapmasının caiz olduğu tüm akidlerde, başkasını vekil
tutması caizdir.»
Vekaletin caiz olmadığı şeyler ise, namaz, yemin, temizlik gibi niyabete dahil
olmayan tüm amellerdir. Bu hallerde kişinin başkasını vekil tayin etmesi caiz
değildir. Çünkü bunların amacı, deneme ve imtihandır ve bu amaç başkasının
yapmasıyla hasıl olmaz,
34.7. Vekil Emindir
olu/îh™? taT"t ÎT*' VekUı VekÜ yapıld1^ Şeyde «emin. olur. ihmal ve kastı
bulunmadıkça o şeyi tazmin etmez. Diğer inlerde oiduğu gibi, onun telef olması
hakkındaki vekilin sözü kabul edilir.
Davalar İçin Vekil Tayini
Borç, mallar ve diğer kul haklarının isbatı için hasımların vekil tayini
sahihtir. Müvekkilin davalı veya davacı olması eşittir. Erkek veya kadın olması,
hasmının razı olup olmaması da aynıdır. Çünkü davada bulunmak (muhâseme)
müvekkilin halis hakkıdır. Onun bu işi kendisinin yüklenmesi hakkı olduğu gibi,
başkasını vekil tayin etmesi de hakkıdır.
Vekilin, mahkemede müvekkili lehine hüküm verilen malı kabza (teslim almaya)
hakla var mıdır? Yine vekil, müvekkili aleyhine ikrara malik midir? Bu soruların
cevabı aşağıda gelecektir :
34.7.1. Vekilin Müvekkili Aleyhine İkrarı
Vekilin, hadler ve kısas konusunda müvekkili aleyhine ikrarda bulunması mutlak
olarak kabul edilmez. Bunun kaza (hüküm) meclisinde veya başka bir yerde olması
aynıdır.
Hadler ve kısas dışında yapılan ikrara gelince, imamlar bunun kaza meclisi
(duruşma) dışmda kabul edilmeyeceğinde ii-tifak etmişlerdir. Kaza meclisinde
ikrarı konusunda ise ihtilaf etmişlerdir. Üç imam : -Bunun sahih olmayacağını,
çünkü malik olmadığı (yetkisi bulunmadığı) bir şeyde ikrarda bulunduğunu»
söylemiştir. Ebû Hanife ise : «Müvekkilin kendi aleyhinde ikrarda bulunmamasını
şart koşması dışmda, sahih olur» demiştir.
34.7.2. Dâvalar İçin Tayin Edilen Vekil, Malı Teslim Almaya Vekil Değildir
Davalar için tayin edilen vekil, yalnız, davada bulunmaya ve muhakeme olmaya
yetkili olup, hakların teslim alınmasında ■■emin» olmadığı için malı teslim
almaya yetkili değildir.
Bu, müvekkilin lehine hükmedilen malı vekilin teslim alma yetkisinin bulunduğu
görüşünde olan Hanefilerin aksine üç imanım görüşüdür. Hanefiler, bunun
muhakemeleşmenin tamamına dahil olduğunu ve onsuz muhakemenin sona ermediğini
söylemişler, bu konuda da müvekkil gibi değerlendirileceği görüşüne sahip
olmuşlardır.
34.7,3. Kısasların Yerine Getirilmesi İrin Vekil Tayini
Kısasların yerine getirilmesi için vekil tayini, alimlerin ihtilaf ettiği
konulardandır.
Ebû Hanife; «Müvekkil hazır bulunmadıkça sahih olmaz. Hazır bulunmadığı zaman,
hak sahibinin o olması ve şayet hazır bulunursa affetmesinin muhtemel olması
sebebiyle şüphe bulunduğundan dolayı kısas yerine getirilemeyeceği için, vekil
tayini caiz değildir.» demiştir.
Mâlik ise şöyle demiştir: «Müvekkil hazır bulunmasa bile caizdir.»
Bu aynı zamanda Şafii'den nakledilen görüşlerin en sahihi ve Ahmed'den yapılan
iki rivayetin de zahir olanıdır.
34.8. Alış - Veriş İçin Tayin Edilen Vekil
Birisi başkasını, bir şeyini satması için (muayyen bir fiatla, peşin veya
veresiye olması için kayıtlandırmadan) mutlak olarak vekil tayin ederse, vekilin
o malı, piyasa fiatı ile ve peşin satması gerekir. Eğer onu halkın benzerlerine
verdiği fiattan eksik olarak, ya da veresiye satarsa, bu satış müvekkilin rızası
olmadıkça caiz olmaz. Çünkü bu, müvekkilin maslahatına aykırıdır. Bu satıştan
dönebilir. Mutlak vekaletin manası, vekilin dilediği şeyi yapması demek
değildir. Aksine bunun anlamı, tüccarlar arasında ma'ruf oiana uyarak müvekkile
en kârlı olacak şekilde satış yapması demektir.
Ebû Hanife şöyle demiştir: «Vekilin, malı dilediği gibi peşin veya veresiye,
piyasa fiatı altında, halkın benzerlerine verdiği fiattan daha aşağı, şehrin
parası ile veya başka paraya karşılık satması caizdir. Çünkü mutlak (sınırsız)
vekaletin anlamı budur ve insan malik olduğu şeylerin bir kısmını satmada ihlasa
teşvik edilmiştir. İsterse bu çok düşük fiatla olsun.» Bu hükümler, vekalet
mutlak olduğu zamandır. Vekalet şartlı tmukayyedJ olduğunda ise; vekilin,
müvekkilin kayıd koyduğu hususlara riayet etmesi gereklidir. Müvekkil için daha
hayırlı olanı sağlamada muhalefet etmesi dışında, vekilin müvekkile muhalefeti
caiz değildir. Vekil, muayyen bir fiatla kayıtlandığı zaman, ondan daha fazlaya
satarsa veya onu veresiye satmasını söylediği halde peşin satarsa, bu satış
sahih olur. Şartlara muhalefeti, müvekkilin yararına olmadığı zaman; Şafi'ilere
göre tasarrufu batıl olur. Hanefiler ise, bu tasarrufun müvekkilin rızasına
bağlı olduğunu ve eğer onaylarsa sahih, aksi takdirde batıl olacağını
söylemişlerdir.
34.8.1. Vekilin Alalı Kendisine Salması
Kişi, birşeyi satmaya vekil tayin edildiği zaman, onu satın alması caiz midir?
Malik; vekilin, vekil olduğu malı, fiatınm fazlasıyla satın almasının (kendisine
satmasının) caiz olduğunu söylemiştir. Ebû Hanife, Şafi'i ve kendisinden yapılan
iki rivayetin en zahir olanına göre Ahmed; vekilin kendisine satm almasının
sahih olmadığım, çünkü kişinin tabiatının ucuz olarak satın almaya haris
olduğunu, müvekkilin arzusunun ise daha fazla fiata satmaya gayret sarfetmesi
olduğunu ve dolayısıyla bu iki arzunun birbirine zıt bulunduğunu söylemişlerdir.
34.8.2. Satm Alma İrin Vekil Tayini
Satm alma için tayin edilen vekilin, eğer müvekkilin koştuğu şartlar ile
sınırlandırılmış ise, bu şartlara riayet etmesi va-cibtir. Şartların, satın
alınan mala veya fiata ilişkin olması eşittir. Eğer bunlara aykırı davranır ve
satın, almasını istediği maldan başkasını satın alır veya müvekkilin ta'yirı
ettiği fiattan fazlasıyla satm alırsa, aldığı mal kendisinin olur, müvekkilin ds-ğil.
Eğer muhalefeti müvekkile daha faydalı ise, caizdir.
Urve el-Bâriki (r.a.)'dan rivayete göre: Nebi aleyhisselam ona kurbanlık, bir
koyun satm alması için bir dinar verdi. O da bununla iki koyun ahp, birini bir
dinara sattım. Bir koyun ve bir dinarı Nebi aleyhisselam'a getirdi. Nebi
aleyhisselam onun alış - verişinin bereketli olması için duada bulundu. Artık,
toprak satm alsa, onda kâr ederdi.» (Hadisi Buharı, Ebû Dâvûd ve Tirmizi
kaydetmşitir.)
Bu hadise göre; vekilin, mal sahibi kendisine «Bu bir dinarla bir koyun al»
dediği ve onu vasıflandırdığı zaman, onunla anılan sıfata sahip iki koyun satın
alması caizdir. Çünkü müvekkilin amacı gerçekleşmiş ve vekil onun faydasma
olarak ilavede de bulunmuştur. Eğer müvekkil vekile bir dirheme bir koyun
satmasını emretse, o da bunu iki dirheme satsa veya bir dirheme satın almasını
istese o da onu yarım dirheme satın alsa, bu (Nevevî'nin «Ziyade'ür-Ravza* da
naklettiği gibi) Şafi'ilere göre sahihtir.
Vekalet mutlak ise, vekilin, malı piyasa fiatından daha fazlasıyla veya fahiş
zararla satın alması caiz değildir. Buna aykm davrandığı zaman, tasarrufu
müvekkili bağlamaz ve aldığı malı vekil kendisine almış olur.
34.9. Vekalet Akdinin Sona Ermesi
Vekalet akdi aşağıdaki sebeplerle sona erer: D Akid yapanlardan birinin ölmesi
veya delirmesi: Çünkü vekalette «hayat» ve «akıl» şarttır. Ölüm veya delilik
meydana geldiği zaman, vekaletin sıhhat şartı ortadan kalkmış olur.
2) Vekalet ile amaçlanan işin sona ermesi:
Çünkü amaçlanan iş sona erince, bu durumda vekalet manasız olur. (Artık ona
ihtiyaç kalmaz.)
3) Müvekkilin vekili azletmesi:
Habersiz bile olsa böyledir. Hanefüer; -Vekilin azledildiğini bilmesi gerektiği»
görüşündedirler. Öğrenmeden önceki tasarrufları, — bütün hükümlerde — azlinden
önceki tasarrufları gibidir.
4) Vekilin kendisini azletmesi:
Müvekkilin, vekilin kendisini azlettiğini bilmesi veya bunun, onun huzurunda
olması şart değildir. Hanefîler bunu, müvekkil zarara uğramasın diye şart
koşmuşlardır.
5) Vekiî tayin edilen malın, müvekkilin mülkünden çıkması.
Otuzbeşinci Bölüm ÂRİYE (ÖDÜNÇ VERME)
35.1. Tanımı
Âriye; İslâm'ın teşvik ettiği iyi amellerden birisidir. Allah Subhanehü şöyle
buyuruyor i
«İyilik ve takvada yardımlasın. Günah ve düşmanlıkta yar-dimlaşmayın.» (Maide:
2)
Enes (r.a.) şöyle demiştir: Medine'de (düşman baskismdan) korkuldu. Nebi
aleyhisselam Ebû Talha'dan «Mendûb» denilen bir atı ödünç aldı ve ona bindi.
Döndüğü zaman şöyle buyurdu : «Biz birşey görmedik. Şüphesiz ki, bu atı, deniz
gibi akar (hızlı) bulduk.» (Hadisi Buharı ve Müslim kaydetmiştir.)
Fakihler «âriye-yi; -mal sahibinin, malının menfaatini başkasına karşılıksız
olarak mubah kılmasıdır.» diye tarif etmişlerdir.
35.2. Ariye Akdi Ne ile Gerçekleşir?
Âriye akdi, ona dalalet eden bütün fiil ve sözlerle gerçekleşir.
Âriyenin aşağıdaki şartları vardır:
1) Âriye yapanın teberruya ehil olması.
2) Malın kendisi kalmakla beraber, faydalanmaya uygun olması.
3) Faydanın mubah olması.
35.4. Âriyenin Ödünç Verilmesi ve Kiralaması
Ebû Hanife ve Malik, ödünç alan âriyeyi, kullanım şeklinin değişmesiyle
değişikliğe uğramayan birşey olduğu zaman, mal sahibi izin vermese bile ödünç «âriye»
verebileceği görüşündedir.
Hanbelilere göre, âriye gerçekleştiği zaman, âriye alanın ondan, kendi veya
kendi yerine geçen kimseyi faydalandırma hakkı vardır. Ancak mal sahibinin izni
olmadan âriyeyi, ne kiraya ne de âriyeye verebilir.
îzni olmadan ödünç verir de, âriye ikinci âriye alan yanında telef olursa, mal
sahibi bu ikisinden dilediğine malı tazmin ettirebilir. Neticede zaran ikinci
alan tazmin eder. Çünkü onu zimmetine alarak kabzetmiş ve mal kendi elindeyken
telef olmuştur. Gasıbdan gasbeden gibi, zaran tazmin etmeye sorumlu kimse odur.
35.5. Ödünç Veren, Verdiği Maü Ne Zaman Geri Alır?
ödünç veren, ödünç alanın zararına sebep olmadığı sürece dilediği zaman
âriyesini geri alabilir.
Eğer âriyeyi geri almasında âriye alanın zaran varsa, bu zarar ortadan kalkana
değin, ona mühlet verir.
35.6. Âriyeyi İadenin Vacib Olması
ödünç alanın ödünç aldığı âriyeyi, menfaatinden istifade ettikten sonra iadesi
Allah Teâlâ'nın şu âyeti gereğince vacib-dir: -Allah size, emanetleri ehline
teslim etmenizi emreder.» (Nisa: 58)
Ebû Hüreyre (r.a.) 'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur;
-Emaneti sana emanet edene iade et. Sana hainlik edene ise, ihanet etme.»
(Hadisi Ebû Dâvud kaydetmiş. Tir-mizi -Sahih» Hakim ise «Hasen= demiştir.)
Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Ebû Ümâme'den rivayetine göre Nebi aleyhisselam şöyle
buyurmuştur: «Emanet, sahibine iade edilir.» (Tirmizi «sahih» demiştir.)
35.7. Âriyei Ödünç Verene Zarar Vermeyen ve Ödünç Alanın Faydalandığı Şeydir
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, kişinin kendi duvarına, duvara zaran
dokunmadığı sürece komşusunun kütük dayamasına engel olmasını menetti.
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: -Hiç biriniz, komşusunun kendi duvarına kütüp dayamasına
engel olmasın.» Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: «Ne oluyor ki, sizin ondan
yüz
virdği görüyorum. Vallahi onu sizin iki omuzunuz arasından geçiririm.» (Hadisi
Malik rivayet etmiştir.)
Alimle1"; -Hadis, bir kimsenin, duvarına kütük koyması için komşusuna izin
vermesini mendup mu sayıyor, yoksa bunu vacib mi kılıyor?» diye ayrılığa
düştüler.
Bu hususta Şafi'i ve Mâlik taraftarlarının iki görüşü vardır. Bunların
mezheplerinde en sahih olan görüşe göre bu men-dubdur. Ebû Hanife ve Kûfeliler
de böyle demişlerdir.
îkinci görüş ise vacib olduğu şeklindedir. Bunu ise Ahmed Ebû Sevr ve hadisçiler
söylemiştir. Hadisin zahiri de budur.
Mendub olduğunu söyleyenler, onların bununla amelden duraksamalarını delil
getirmiştir. Nitekim Ebû Hüreyre (r.a.) «Ne oluyor ki sizi bundan yüz çevirir
görüyorum., demiştir. Bu, onların sözkonusu hadisi vacib değil, mendup olarak
anladıklarına delalet eder. Eğer vacib olsaydı onu terkte ittifak etmezlerdi.
Allah en iyi bilendir.
ödünç alanm faydalandığı bütün şeyler, Ödünç verene zaran dokunmadığı sürece bu
hususa girer ve ona mani olması helal değildir. Sahibi mani olduğu zaman, hakim
bununla hüküm verir.
Malik'in Ömer bin Hattab (r.a.)'dan rivayetine göre, Deh-hâk bin Kays, bir
hendek açarak toprağını sulamak ve hendeği de Muhammed bin Mesleme'nin
toprağından geçirmek istedi. Muhammed kabul etmedi. Dehhak ona: «Bunda senin de
menfaatin bulunduğu, her zaman ondan toprağını sulayabileceğin halde ve sana da
bir zaran olmadığı halde buna engel mi oluyorsun?» dedi. Muhammed yine kabul
etmedi. Dahhâk bu konuyu Ömer bin Hattab'a anlattı. Ömer, (r.a.) Muhammed bin
Mes-leme'yi çağınp, ona yol vermesini emretti. Muhammed -olmaz,» dedi. Ömer
(r.a.) : -Onun menfaati olan, sana da zaran dokunmayan bir şeyde kardeşine mani
olma.» dedi. Muhammed yine «olmaz,» dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) : «Vallahi
onu karnından bile olsa geçireceğim.» dedi ve hendeği onun toprağından
geçirmesini emretti. Dehhâk da öyle yaptı.
Amr bin Yahya el-Mazinî'nin babasmdan rivayetine göre, o şöyle demiştir:
«Dedemin bahçesinde, Abdurrahman bin Avf'ın su kanalı vardı. Abdurrahman, onun
yönünü değiştirmek isted.. Bahçe sahibi buna engel oldu. Durum, Ömer bin
Hattab'a anlatıldı. Ömer (r.a.), Abdurrahman bin Avf (r.a.)'in onu değiştirmesi
lehine hüküm verdi.»
Bu Şafi'î, Ahmed, Ebû Sevr, Dâvûd ve Hadiscilerden bir cemaatin mezhebidir.
Ebû Hanife ve Malik: Bunun benzeriyle hüküm verilemez. Çünkü âriye aynı hükmü
almaz.» görüşündedir. Geçen hadisler, ilk görüşü tercih ettirir,
35.8. Âriye AJanın Zaran Tazmini
ödünç alan, âriye'yi teslim aldığında, ariye telef olursa, — ister kasti olsun,
ister olmasın — onu tazmin eder.
îbn Abbas, Aişe, Ebû Hüreyre tr. anhüm) ile Şafi'î ve İshak bu görüştedir.
Semüre (r.a.) 'in rivayet ettiği hadiste, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
«Alan aldığı şeyi iade edinceye kadar (tazmin ile) sorumludur.»
Hanefî ve Maükiler, âriye alanın, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve selîem'in
aşağıdaki hadisi gereğince, kasti olmadıkça zaran tazmin etmeyeceği
görüşündedir.
Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Hiyanet etmeyen emanetçi, zararı tazmin
etmez. Hiyanet etmeyen müstevdi (va-dia alan) da zararı tazmin etmez.» (Bunu
Darekutni kaydetmiştir.)
İslami Okul Okulların En Önemlisi