Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 66 Vekalet - Fikhussunne

1. Tanımı Vekalet; «tasarruf ve idareyi devretme» manasmadır. «İşime Allah'ı vekil yaptım.» denir. «O'na bıraktım.» denmiş olur. *Koruma»ya da denir. Allah..."> Fikih - 66 Vekalet

VEKALET

34.1. Tanımı

Vekalet; «tasarruf ve idareyi devretme» manasmadır. «İşime Allah'ı vekil yaptım.» denir. «O'na bıraktım.» denmiş olur. *Koruma»ya da denir. Allah Teâİâ'nm; «Allah'a güvendik. O ne güzel vekil (muhafız) dir.» (Al-i İmrân : 173)âyeti bu manadadır.
Buradan bununla, niyabetin mümkün olduğu şeyde kişinin başkasını naib yapması kastedilmiştir.

34.2. Meşruluğu

İslâm, vekaleti, ona ihtiyaç duyulduğu için meşru kılmıştır. Herkes işlerini kendisi takibe kadir değildir ve kendisine niya-beten işlerini görmesi için başkasını vekil yapmaya ihtiyaç duyar.
Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de Kehf ashabı hakkında şöyle buyuruyor: «Birbirine sorsunlar diye onları dirilttik. İçlerinden biri: «Ne kadar kaldınız?» diye sordu. «Bir gün veya daha az bîr müddet kaldık.» dediler. «Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Paranızla birinizi şehre gönderin, en iyi yiyeceklere baksın ve size getirsin. Orada nazik davransın. Sakın sizi kimseye duyurmasın.» dedi.» (Kehf : 19)
Allah Teâlâ; Yusuf aleyhisselam'm Melik'e «Beni yeryüzünün hazinelerine vekil yap. Ben bilgin bir vekil (hafiz)im» (Yusuf : 55) dediğini naklediyor.
Vekaletin caiz olduğunu ifade eden pek çok hadis gelmiştir. İşte bazıları: Nebi aleyhissslam Ebû Rafi'i ve ensardan birini, Meymune'yi kendisine nikahlamaları için vekil tayin etti. Nebi aleyhisselam'ın dini işlerde, hadlerin isbatı ve tatbikinde vekil tayin ettiği, yine hayvanlar üzerine onların bakımını ve derilermi paylaştırma işini yerine getirmek için vekil tayin ettiği sabittr.
Müslümanlar vekaletin caiz, hatta müstehab olduğunda ic-ma etmişlerdir. Çünkü bu, Kur'ân'in çağırdığı ve sünnetin teşvik ettiği; «Bin* ve takva hususunda yardımlaşma» çeşitlerinden biridir.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: -Birr ve takva hususunda yardımlasın. Günah ve düşmanlık üzerinde yardımlasın ayın.» (Mal-de: 2)
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem; «Kul, kardeşinin yardımına koştuğu sürece, Allah da kulunun yardımındadır.» buyuruyor.
«Bahr» kitabının yazan, vekaletin meşru olduğunda müslü-manlann icma ettiklerini nakletmiştir.
Vekaletin «niyabet» mi yoksa «velayet» mi olduğuna dair iki görüş vardır: Birincisine göre, «Sahibine (müvekkiline) muhalefet haram olduğu için niyabettir.» İkincisine göre ise; «Veresiye ile satması emredildiği halde peşin satması gibi sahibine muhalefeti caiz olduğu için velayettir.» denilmiştir.

34.3. Rükûnlan

Vekalet; «icab ve kabul» rükûnlannı yerine getirmeden sahih olmayan akidlerdeıı biridir. îcab ve kabulde muayyen lafızlar şart değildir. Aksine icab ve kabule delalet eden her söz ile vekalet gerçekleşir.
Akid yapanlardan herbirinin vekaletten vaz geçme hakkı vardır. Bu akid, bağlayıcı olmayan caiz akidlerden olduğu için, her halükarda bozulabilir
id, bağlayıcı her halükarda bozulabilir.

34.4. Şartlı ve Şartsız Vekâlet

Vekâlet akdinin, bir vakit veya muayyen bir işle «sınırlı» olması sahih olduğu gibi, «münciz» veya bir şartla «muallak* (bağlı) ya da «istikbale muzaf» olması da sahihtir.
Münciz'e misal: -Seni falan şeyi satın almaya vekil yaptım.» Şartla muallak'a misal: «Şu tamamlanırsa, sen benim veki-îimsin.-
Geleceğe muzaf vekâlete misal: -Ramazan ayı gelince benim vekilimsin.»
Sınırh vekalete misal s «Seni bir seneliğine veya şu işi yapmak için vekil yaptım.» gibi...
Hanefi ve Hanbeliler bu görüştedir. Şafi'iler ise; şarta bağlı (mullak) vekâletin caiz olmadığı görüşündedirler.
Vekâlette, vekillik ya ücretsiz veya ücret karşılığı olur. Çünkü vekâlet, şart olmadığı halde başkası adına tasarrufta bulunmaktır. Bu iş için ücret alınması caizdir. Bu durumda müvekkil, vekile belirli bir müddet geçmeden vekaletten vazgeçmesini şart koşabilir.
Eğer akidde, vekile ücret tayin edilirse, vekil ücretli (ecir) sayılır ve vekil için «ecirdin hükümleri geçerli olur.

34.5. Şartlan

Vekâlet, şartları tamamlanmadıkça sahih olmaz. Bu şartların bir kısmı müvekkile, bir kısmı vekile, bir kısmı da vekalet edilen şeye aittir.

34.5.1. Müvekkili» Şartları

Müvekkilin, vekil tayin ettiği şeyde mutlak tasarrufa malik olması şarttır. Eğer tasarrufa malik değilse — deli, mümeyyiz olmayan çocuk ise vekil tayin edilmesi sahih değildir. Mü-larm, bizzat kendileri tasarrufa malik olmadıkları ve ehliyetleri bulunmadığı için başkalarını vekil tayin etmeleri sahih değildir. Mümeyyiz olan çocuğun, —hibenin, sadakanın, vasiyetin kabulü için vekil tayini gibi — kendisine yalnızca faydası olan tasarruflarda vekil tayin etmesi sahih olur.
Talak, hibe ve sadaka verme gibi kendisine sırf zaran bulunan tasarruflarda vekil tayin etmesi ise sahih olmaz.

34.5.2. Vekilin Şartları

Vekilin akıllı olması şarttır. Eğer deli, hasta ya da mümeyyiz olmayan çocuk ise vekil tayin edilmesi sahih değildir. Mümeyyiz olan çocuğun vekil tayin edilmesi ise, — dünya işlerini bütün yönleriyle bilen baliğ kimse gibi olduğu için — Hanefile-re göre caizdir. Ümmü Seleme'nin oğlu Amr henüz baliğ olmamış iken, annesini Allah Rasûlü aleyhisselam ile nikahlamıştır.

34.5.3. Vekil Tayin Edilen Şeyin Şartlan

Vekil tayin edilen şeyin, vekil tarafından bilinmesi veya meç-kullüğünün aşırı olmaması şarttır. Ancak müvekkilin «Bana is-
tediğin şeyi satın al.» demesi gibi vekaleti mutlak tutması bunun dışındadır. Vekil tutulan şeyin niyabete müsait olması da şarttır.
Vekalet; kişinin kendisi adına akid yapması caiz olan (alış -veriş, satış, icare, borç isbatı, mal, husumet, kaza, sulh, şuf'a hakkını isteme ,hibe, sadaka, rehin alma, emanet verme ve alma, evlenme, boşanma, malları idare etme, gibi akidlerin tümünde geçerlidir. Müvekkilin, hazır olup olmaması, kadın veya erkek olması birşey değiştirmez.
Buharî'nin rivayetine göre; Ebû Hüreyre tr.a.) şöyle demiştir: Bir adamın Nebi aleyhisselâm'dan bir yaşında bir deve alacağı vardı. Onu istemeye geîdi. Nebi aleyhisselam; -Onu verin.» buyurdu. Vermek için bir yaşında deve aradılar, fakat iki yaşında bir deve buldular. Nebi aleyhisselam; «Onu verin.» buyurdu. Adam : «Bana fazlasıyla Ödedin Allah da sana fazlasıyla versin.» dedi. Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu : «Sizin en hayırlınız, ödemede en güzel davrananizdır.»
Kurtubi şöyle demiştir: «Bu hadis, sahih olmakla, sıhhatli ve hazır olan kimsenin vekil tayin etmesinin cevazına delalet eder. Nebi aleyhisselam, ashabına, borcu olan bir yaşındaki devenin ona verilmesini emretmiştir. Bu olay, Nebi aleyhisselem'ın ne hasta ne de seyahatte olmadığı haîde onları vekil tayin ettiğini gösterir. Yine bu, Ebû Hanife ve Şehnun'un «hazır olan ve sıhhatli bulunan kimsenin, hasmının rızası olmadan vekil tayin etmesi caiz değildir.» sözlerini reddeder. Hadis, ikisinin bu görüşünün hilafınadır.»

34.6. Vekaletin Caiz Olmadığı Şeyler

Fakihler, vekaletin caiz olduğu şeyleri belirleyerek şöyle demişlerdir : «Kişinin kendisinin akid yapmasının caiz olduğu tüm akidlerde, başkasını vekil tutması caizdir.»
Vekaletin caiz olmadığı şeyler ise, namaz, yemin, temizlik gibi niyabete dahil olmayan tüm amellerdir. Bu hallerde kişinin başkasını vekil tayin etmesi caiz değildir. Çünkü bunların amacı, deneme ve imtihandır ve bu amaç başkasının yapmasıyla hasıl olmaz,

34.7. Vekil Emindir

olu/îh™? taT"t ÎT*' VekUı VekÜ yapıld1^ Şeyde «emin. olur. ihmal ve kastı bulunmadıkça o şeyi tazmin etmez. Diğer inlerde oiduğu gibi, onun telef olması hakkındaki vekilin sözü kabul edilir.
Davalar İçin Vekil Tayini
Borç, mallar ve diğer kul haklarının isbatı için hasımların vekil tayini sahihtir. Müvekkilin davalı veya davacı olması eşittir. Erkek veya kadın olması, hasmının razı olup olmaması da aynıdır. Çünkü davada bulunmak (muhâseme) müvekkilin halis hakkıdır. Onun bu işi kendisinin yüklenmesi hakkı olduğu gibi, başkasını vekil tayin etmesi de hakkıdır.
Vekilin, mahkemede müvekkili lehine hüküm verilen malı kabza (teslim almaya) hakla var mıdır? Yine vekil, müvekkili aleyhine ikrara malik midir? Bu soruların cevabı aşağıda gelecektir :

34.7.1. Vekilin Müvekkili Aleyhine İkrarı

Vekilin, hadler ve kısas konusunda müvekkili aleyhine ikrarda bulunması mutlak olarak kabul edilmez. Bunun kaza (hüküm) meclisinde veya başka bir yerde olması aynıdır.
Hadler ve kısas dışında yapılan ikrara gelince, imamlar bunun kaza meclisi (duruşma) dışmda kabul edilmeyeceğinde ii-tifak etmişlerdir. Kaza meclisinde ikrarı konusunda ise ihtilaf etmişlerdir. Üç imam : -Bunun sahih olmayacağını, çünkü malik olmadığı (yetkisi bulunmadığı) bir şeyde ikrarda bulunduğunu» söylemiştir. Ebû Hanife ise : «Müvekkilin kendi aleyhinde ikrarda bulunmamasını şart koşması dışmda, sahih olur» demiştir.

34.7.2. Dâvalar İçin Tayin Edilen Vekil, Malı Teslim Almaya Vekil Değildir

Davalar için tayin edilen vekil, yalnız, davada bulunmaya ve muhakeme olmaya yetkili olup, hakların teslim alınmasında ■■emin» olmadığı için malı teslim almaya yetkili değildir.
Bu, müvekkilin lehine hükmedilen malı vekilin teslim alma yetkisinin bulunduğu görüşünde olan Hanefilerin aksine üç imanım görüşüdür. Hanefiler, bunun muhakemeleşmenin tamamına dahil olduğunu ve onsuz muhakemenin sona ermediğini söylemişler, bu konuda da müvekkil gibi değerlendirileceği görüşüne sahip olmuşlardır.

34.7,3. Kısasların Yerine Getirilmesi İrin Vekil Tayini

Kısasların yerine getirilmesi için vekil tayini, alimlerin ihtilaf ettiği konulardandır.
Ebû Hanife; «Müvekkil hazır bulunmadıkça sahih olmaz. Hazır bulunmadığı zaman, hak sahibinin o olması ve şayet hazır bulunursa affetmesinin muhtemel olması sebebiyle şüphe bulunduğundan dolayı kısas yerine getirilemeyeceği için, vekil tayini caiz değildir.» demiştir.
Mâlik ise şöyle demiştir: «Müvekkil hazır bulunmasa bile caizdir.»
Bu aynı zamanda Şafii'den nakledilen görüşlerin en sahihi ve Ahmed'den yapılan iki rivayetin de zahir olanıdır.
34.8. Alış - Veriş İçin Tayin Edilen Vekil
Birisi başkasını, bir şeyini satması için (muayyen bir fiatla, peşin veya veresiye olması için kayıtlandırmadan) mutlak olarak vekil tayin ederse, vekilin o malı, piyasa fiatı ile ve peşin satması gerekir. Eğer onu halkın benzerlerine verdiği fiattan eksik olarak, ya da veresiye satarsa, bu satış müvekkilin rızası olmadıkça caiz olmaz. Çünkü bu, müvekkilin maslahatına aykırıdır. Bu satıştan dönebilir. Mutlak vekaletin manası, vekilin dilediği şeyi yapması demek değildir. Aksine bunun anlamı, tüccarlar arasında ma'ruf oiana uyarak müvekkile en kârlı olacak şekilde satış yapması demektir.
Ebû Hanife şöyle demiştir: «Vekilin, malı dilediği gibi peşin veya veresiye, piyasa fiatı altında, halkın benzerlerine verdiği fiattan daha aşağı, şehrin parası ile veya başka paraya karşılık satması caizdir. Çünkü mutlak (sınırsız) vekaletin anlamı budur ve insan malik olduğu şeylerin bir kısmını satmada ihlasa teşvik edilmiştir. İsterse bu çok düşük fiatla olsun.» Bu hükümler, vekalet mutlak olduğu zamandır. Vekalet şartlı tmukayyedJ olduğunda ise; vekilin, müvekkilin kayıd koyduğu hususlara riayet etmesi gereklidir. Müvekkil için daha hayırlı olanı sağlamada muhalefet etmesi dışında, vekilin müvekkile muhalefeti caiz değildir. Vekil, muayyen bir fiatla kayıtlandığı zaman, ondan daha fazlaya satarsa veya onu veresiye satmasını söylediği halde peşin satarsa, bu satış sahih olur. Şartlara muhalefeti, müvekkilin yararına olmadığı zaman; Şafi'ilere göre tasarrufu batıl olur. Hanefiler ise, bu tasarrufun müvekkilin rızasına bağlı olduğunu ve eğer onaylarsa sahih, aksi takdirde batıl olacağını söylemişlerdir.

34.8.1. Vekilin Alalı Kendisine Salması

Kişi, birşeyi satmaya vekil tayin edildiği zaman, onu satın alması caiz midir?
Malik; vekilin, vekil olduğu malı, fiatınm fazlasıyla satın almasının (kendisine satmasının) caiz olduğunu söylemiştir. Ebû Hanife, Şafi'i ve kendisinden yapılan iki rivayetin en zahir olanına göre Ahmed; vekilin kendisine satm almasının sahih olmadığım, çünkü kişinin tabiatının ucuz olarak satın almaya haris olduğunu, müvekkilin arzusunun ise daha fazla fiata satmaya gayret sarfetmesi olduğunu ve dolayısıyla bu iki arzunun birbirine zıt bulunduğunu söylemişlerdir.

34.8.2. Satm Alma İrin Vekil Tayini

Satm alma için tayin edilen vekilin, eğer müvekkilin koştuğu şartlar ile sınırlandırılmış ise, bu şartlara riayet etmesi va-cibtir. Şartların, satın alınan mala veya fiata ilişkin olması eşittir. Eğer bunlara aykırı davranır ve satın, almasını istediği maldan başkasını satın alır veya müvekkilin ta'yirı ettiği fiattan fazlasıyla satm alırsa, aldığı mal kendisinin olur, müvekkilin ds-ğil. Eğer muhalefeti müvekkile daha faydalı ise, caizdir.
Urve el-Bâriki (r.a.)'dan rivayete göre: Nebi aleyhisselam ona kurbanlık, bir koyun satm alması için bir dinar verdi. O da bununla iki koyun ahp, birini bir dinara sattım. Bir koyun ve bir dinarı Nebi aleyhisselam'a getirdi. Nebi aleyhisselam onun alış - verişinin bereketli olması için duada bulundu. Artık, toprak satm alsa, onda kâr ederdi.» (Hadisi Buharı, Ebû Dâvûd ve Tirmizi kaydetmşitir.)
Bu hadise göre; vekilin, mal sahibi kendisine «Bu bir dinarla bir koyun al» dediği ve onu vasıflandırdığı zaman, onunla anılan sıfata sahip iki koyun satın alması caizdir. Çünkü müvekkilin amacı gerçekleşmiş ve vekil onun faydasma olarak ilavede de bulunmuştur. Eğer müvekkil vekile bir dirheme bir koyun satmasını emretse, o da bunu iki dirheme satsa veya bir dirheme satın almasını istese o da onu yarım dirheme satın alsa, bu (Nevevî'nin «Ziyade'ür-Ravza* da naklettiği gibi) Şafi'ilere göre sahihtir.
Vekalet mutlak ise, vekilin, malı piyasa fiatından daha fazlasıyla veya fahiş zararla satın alması caiz değildir. Buna aykm davrandığı zaman, tasarrufu müvekkili bağlamaz ve aldığı malı vekil kendisine almış olur.

34.9. Vekalet Akdinin Sona Ermesi

Vekalet akdi aşağıdaki sebeplerle sona erer: D Akid yapanlardan birinin ölmesi veya delirmesi: Çünkü vekalette «hayat» ve «akıl» şarttır. Ölüm veya delilik meydana geldiği zaman, vekaletin sıhhat şartı ortadan kalkmış olur.
2) Vekalet ile amaçlanan işin sona ermesi:
Çünkü amaçlanan iş sona erince, bu durumda vekalet manasız olur. (Artık ona ihtiyaç kalmaz.)
3) Müvekkilin vekili azletmesi:
Habersiz bile olsa böyledir. Hanefüer; -Vekilin azledildiğini bilmesi gerektiği» görüşündedirler. Öğrenmeden önceki tasarrufları, — bütün hükümlerde — azlinden önceki tasarrufları gibidir.
4) Vekilin kendisini azletmesi:
Müvekkilin, vekilin kendisini azlettiğini bilmesi veya bunun, onun huzurunda olması şart değildir. Hanefîler bunu, müvekkil zarara uğramasın diye şart koşmuşlardır.
5) Vekiî tayin edilen malın, müvekkilin mülkünden çıkması.

Otuzbeşinci Bölüm ÂRİYE (ÖDÜNÇ VERME)

35.1. Tanımı

Âriye; İslâm'ın teşvik ettiği iyi amellerden birisidir. Allah Subhanehü şöyle buyuruyor i
«İyilik ve takvada yardımlasın. Günah ve düşmanlıkta yar-dimlaşmayın.» (Maide: 2)
Enes (r.a.) şöyle demiştir: Medine'de (düşman baskismdan) korkuldu. Nebi aleyhisselam Ebû Talha'dan «Mendûb» denilen bir atı ödünç aldı ve ona bindi. Döndüğü zaman şöyle buyurdu : «Biz birşey görmedik. Şüphesiz ki, bu atı, deniz gibi akar (hızlı) bulduk.» (Hadisi Buharı ve Müslim kaydetmiştir.)
Fakihler «âriye-yi; -mal sahibinin, malının menfaatini başkasına karşılıksız olarak mubah kılmasıdır.» diye tarif etmişlerdir.

35.2. Ariye Akdi Ne ile Gerçekleşir?

Âriye akdi, ona dalalet eden bütün fiil ve sözlerle gerçekleşir.
Âriyenin aşağıdaki şartları vardır:
1) Âriye yapanın teberruya ehil olması.
2) Malın kendisi kalmakla beraber, faydalanmaya uygun olması.
3) Faydanın mubah olması.
35.4. Âriyenin Ödünç Verilmesi ve Kiralaması

Ebû Hanife ve Malik, ödünç alan âriyeyi, kullanım şeklinin değişmesiyle değişikliğe uğramayan birşey olduğu zaman, mal sahibi izin vermese bile ödünç «âriye» verebileceği görüşündedir.
Hanbelilere göre, âriye gerçekleştiği zaman, âriye alanın ondan, kendi veya kendi yerine geçen kimseyi faydalandırma hakkı vardır. Ancak mal sahibinin izni olmadan âriyeyi, ne kiraya ne de âriyeye verebilir.
îzni olmadan ödünç verir de, âriye ikinci âriye alan yanında telef olursa, mal sahibi bu ikisinden dilediğine malı tazmin ettirebilir. Neticede zaran ikinci alan tazmin eder. Çünkü onu zimmetine alarak kabzetmiş ve mal kendi elindeyken telef olmuştur. Gasıbdan gasbeden gibi, zaran tazmin etmeye sorumlu kimse odur.
35.5. Ödünç Veren, Verdiği Maü Ne Zaman Geri Alır?
ödünç veren, ödünç alanın zararına sebep olmadığı sürece dilediği zaman âriyesini geri alabilir.
Eğer âriyeyi geri almasında âriye alanın zaran varsa, bu zarar ortadan kalkana değin, ona mühlet verir.
35.6. Âriyeyi İadenin Vacib Olması
ödünç alanın ödünç aldığı âriyeyi, menfaatinden istifade ettikten sonra iadesi Allah Teâlâ'nın şu âyeti gereğince vacib-dir: -Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi emreder.» (Nisa: 58)
Ebû Hüreyre (r.a.) 'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur; -Emaneti sana emanet edene iade et. Sana hainlik edene ise, ihanet etme.» (Hadisi Ebû Dâvud kaydetmiş. Tir-mizi -Sahih» Hakim ise «Hasen= demiştir.)
Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Ebû Ümâme'den rivayetine göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Emanet, sahibine iade edilir.» (Tirmizi «sahih» demiştir.)

35.7. Âriyei Ödünç Verene Zarar Vermeyen ve Ödünç Alanın Faydalandığı Şeydir

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, kişinin kendi duvarına, duvara zaran dokunmadığı sürece komşusunun kütük dayamasına engel olmasını menetti.
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: -Hiç biriniz, komşusunun kendi duvarına kütüp dayamasına engel olmasın.» Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: «Ne oluyor ki, sizin ondan yüz
virdği görüyorum. Vallahi onu sizin iki omuzunuz arasından geçiririm.» (Hadisi Malik rivayet etmiştir.)
Alimle1"; -Hadis, bir kimsenin, duvarına kütük koyması için komşusuna izin vermesini mendup mu sayıyor, yoksa bunu vacib mi kılıyor?» diye ayrılığa düştüler.
Bu hususta Şafi'i ve Mâlik taraftarlarının iki görüşü vardır. Bunların mezheplerinde en sahih olan görüşe göre bu men-dubdur. Ebû Hanife ve Kûfeliler de böyle demişlerdir.
îkinci görüş ise vacib olduğu şeklindedir. Bunu ise Ahmed Ebû Sevr ve hadisçiler söylemiştir. Hadisin zahiri de budur.
Mendub olduğunu söyleyenler, onların bununla amelden duraksamalarını delil getirmiştir. Nitekim Ebû Hüreyre (r.a.) «Ne oluyor ki sizi bundan yüz çevirir görüyorum., demiştir. Bu, onların sözkonusu hadisi vacib değil, mendup olarak anladıklarına delalet eder. Eğer vacib olsaydı onu terkte ittifak etmezlerdi. Allah en iyi bilendir.
ödünç alanm faydalandığı bütün şeyler, Ödünç verene zaran dokunmadığı sürece bu hususa girer ve ona mani olması helal değildir. Sahibi mani olduğu zaman, hakim bununla hüküm verir.
Malik'in Ömer bin Hattab (r.a.)'dan rivayetine göre, Deh-hâk bin Kays, bir hendek açarak toprağını sulamak ve hendeği de Muhammed bin Mesleme'nin toprağından geçirmek istedi. Muhammed kabul etmedi. Dehhak ona: «Bunda senin de menfaatin bulunduğu, her zaman ondan toprağını sulayabileceğin halde ve sana da bir zaran olmadığı halde buna engel mi oluyorsun?» dedi. Muhammed yine kabul etmedi. Dahhâk bu konuyu Ömer bin Hattab'a anlattı. Ömer, (r.a.) Muhammed bin Mes-leme'yi çağınp, ona yol vermesini emretti. Muhammed -olmaz,» dedi. Ömer (r.a.) : -Onun menfaati olan, sana da zaran dokunmayan bir şeyde kardeşine mani olma.» dedi. Muhammed yine «olmaz,» dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) : «Vallahi onu karnından bile olsa geçireceğim.» dedi ve hendeği onun toprağından geçirmesini emretti. Dehhâk da öyle yaptı.
Amr bin Yahya el-Mazinî'nin babasmdan rivayetine göre, o şöyle demiştir: «Dedemin bahçesinde, Abdurrahman bin Avf'ın su kanalı vardı. Abdurrahman, onun yönünü değiştirmek isted.. Bahçe sahibi buna engel oldu. Durum, Ömer bin Hattab'a anlatıldı. Ömer (r.a.), Abdurrahman bin Avf (r.a.)'in onu değiştirmesi lehine hüküm verdi.»
Bu Şafi'î, Ahmed, Ebû Sevr, Dâvûd ve Hadiscilerden bir cemaatin mezhebidir.
Ebû Hanife ve Malik: Bunun benzeriyle hüküm verilemez. Çünkü âriye aynı hükmü almaz.» görüşündedir. Geçen hadisler, ilk görüşü tercih ettirir,

35.8. Âriye AJanın Zaran Tazmini

ödünç alan, âriye'yi teslim aldığında, ariye telef olursa, — ister kasti olsun, ister olmasın — onu tazmin eder.
îbn Abbas, Aişe, Ebû Hüreyre tr. anhüm) ile Şafi'î ve İshak bu görüştedir.
Semüre (r.a.) 'in rivayet ettiği hadiste, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Alan aldığı şeyi iade edinceye kadar (tazmin ile) sorumludur.»
Hanefî ve Maükiler, âriye alanın, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve selîem'in aşağıdaki hadisi gereğince, kasti olmadıkça zaran tazmin etmeyeceği görüşündedir.
Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Hiyanet etmeyen emanetçi, zararı tazmin etmez. Hiyanet etmeyen müstevdi (va-dia alan) da zararı tazmin etmez.» (Bunu Darekutni kaydetmiştir.)