Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 69 Kefalet - Fikhussunne

Fikih - 69 Kefalet

KEFALET

TANIMI

Kefaletin lügattaki anlamı: *Almak»tır. Allah Teâlâ'nın «Ze-keriyya onu aldı- CÂl-i İmran-, 37) âyet-i kerimesi bu anlamdadır.
Şeriatte (ıstılahta) ise, can, borç, mal veya iş sebebiyle karşılıklı taleb üzerine kefilin zimmetini, asilin zimmetine bağlamaktır. Bu tanım Hanefi fakihlerinindir.
Diğer imamlara göre kefaletin tanımı; «Karşılıklı arzu ve borç hususunda iki zimmeti birbirine bağlamak» şeklindedir.
Kefalet; «Hımâle,» «zamane» ve «ze'âme» diye de isimlendirilir.
Kefalette; bir kefil, bir asil, bir mekfûlün leh ve bir de mek-fûlün bih bulunur.

39.1.1. Kefil

Mekfûlün bihi yerine getirmeyi üzerine alan kimsedir. Bunun, âkil-bşliğ, kefalete izin alarak asilin malında mutlak tasarruf sahibi olması gerekir. Deli, (mümeyyiz bile olsa) çocuk kefil olamaz.
Kefil'e, zâmin, zâ'im, hamil ve kabil de denir.
39.1.2. AsU
Borçlu olan kimsedir. Kendisine kefil olunur. Ergin, akıllı, hazır ve kefalete razı olması şart değildir. Aksine, çocuğa, deliye ve hazır bulunmayana kefil olmak caizdir. Kefil, kefaleti yerine getirirken bunlardan hiç birine danışmaz, işlerini kendiliğinden yapar. Ancak ticarete mezun olan çocuğa kefil olması durumunda, çocuğun emri ile bunu yerine getirir.

39.1.3. Mekfûlün leh

Alacaklı kimsedir. Kefilin kim olduğunu bilmesi şarttır. Çünkü insanlar taleplerinde ısrarlı ve kolaylaştırıcı olmak bakımından farklılık gösterirler.
Bu konuda istekler farklıdır ve kefaleti önemsemeyenler sebebiyle borcun ödenmesi tehlikeye düşer. Kefalet olacak şeyin bilinmesi ise, şart değildir.
39.1.4. Mekfûlün bih
Bu, kefil olanın ödemesi gerekli olan, can, mal, borç veya iştir, İleride geleceği gibi, bunun bazı şartlan vardır.

39.2. MEŞRULUĞU

Kefalet; kitab, sünnet ve icma ile meşrudur.
Kitab'da Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: -Babalan; -Hepiniz helak olmadıkça onu bana geri getireceğinize dair Allah'a karşı sağlam bir söz vermezseniz sizinle göndermeyeceğim.» dedi.» (Yusuf; 66)
«Dediler ki: Hükümdarın su kabım kaybettik, onu getirene bir deve yüzü kadar mükâfat verilecek, buna ben kefil oluyorum.» (Yusuf: 72).
Sünnette ise; Ebû Ümâme'den rivayete göre Rasûlüllah sal-lallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kefil; kefil olduğu ve taahhüt ettiği borcu bizzat yüklenendir.» (Hadisi Ebû Dâ-vûd ve Tirmizi kaydetmiş, Tirmizî «hasen», İbn Hibbân ise «Sahih» demiştir.)
Alimler de kefaletin caiz olduğunda icma etmişlerdir. Müslümanlar, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem zamanından günümüze değin, alimlerden hiçbiri bunu yasaklamasına rağmen birbirlerine kefil olup durmuşlardır

39.3. KEFALETTE TENCİZ, TA'LİK VE TEVKÎT

Kefaletin tencizi, ta'liki ve tevkiti sahihtir. «Müneccez-e (l) misal: Kefil'in; -Ben falana şimdiden kefil oluyorum» demesi gibi.
(1) Müneccez kefalet: Şarta ve gelecek zamana bağlı olmayan kefalettir.
Alimler şöyle demişlerdir: Kişi «Yüklendim,» «Kefil oldum» veya -Ben senin hamilinim» (Kefilinim, zâmininim, za'iminim veya kabilinim) ya da «senin o (borcun) benimdir.» (üzerime-dir banadır, benim tarafımadır) derse bunların tümü ile kefil
olur.
Kefalet akdi tamam olunca, bu, peşin ödeme, te'cil ve taksitte borca tabi olur. Ancak borç peşin olur ve kefil belirli bir süreye kadar talebin geciktirilmesini şart koşarsa, bu da sahih olur. ibn Mâce'nin İbn Abbas'dan rivayetine göre: -Nebi aley-hisselam alacaklılarına bir ayı şart koşarak bir adamın 10 dinar borcunu üzerine aldı ve onu ödedi.»
Bu hadis, borç peşin olduğunda, kefil onu belirli bir süre sonra ödeme şartıyla üzerine alırsa, bunun sahih olduğuna ve müddetin bitmesinden önce onun kefilden istenemeyeceğine delildir.
«Mu'llak»a (2) misal: «Falana borç vermişsen ben onun kefiliyim.» gibi.
Âyet-i Kerime'de şöyle buyuruluyor: -Onu getirene bir deve yüzü vermeye ben kefilim.» (Yusuf; 72)
«Muekket»e (3) misâl: «Ramazan ayı girince, ben senin kefilinim.» gibi.
Bu, Ebû Hanife ve bazı Hanbelilerin mezhebidir. Şafi'i ise : «Kefalette ta'lik sahih değildir.» demiştir.

39.4. KEPİL VE ASİLDEN BERABERCE İSTEME

Kefalet akdi gerçekleştiği zaman, hak sahibinin (alacaklının) hem kefil, hem de asilden hakkını istemesi caizdir. Bu, cumhurun görüşüdür.

39.5. KEFALETİN ÇEŞİTLERİ

Kefalet iki çeşittir:
D Kefalet bi'nnefs (cana kefalet), 2) Kefalet bi'l-mal. (Mala
kefalet).

39.5.1. Cana Kefalet
Cana kefalet, «Dımânü'1-vech» diye de tanınır. Kefilin, kefil olduğu şahsı, mekfûlün leh'e (alacaklıya) götürmeye kefil olma-
<2) Muallak kefalet: Şarta bağlı olan kefalettir.
(3) Muekket kefalet: Gelecek zamana izafe edilen kefalettir.
sı demektir. Bu «Ben filanın bedeninin veya vechinin kefiliyim» ya da -Ben zâmin'im veya za'îm'im» ve benzeri sözlerle sahih olur. Kefil olunan şey (mekfûlün bih) insani bir hak olursa, bu candır. Bunda kefil olunan miktarı bilmek şart değildir. Çünkü burada mala değil, bedene kefil olunmuştur.
Kefalet, Allah'ın hadleri konusunda olursa; ister içki haddi gibi Allah'ın hakkı olsun, isterse kazf (iftira) haddi gibi, insani bir hak olsun, sahih değildir.
Bu âlimlerin çoğunluğunun mezhebidir.
Amr bin Şuayb'in, babası yoluyla dedesinden rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Hadler hususunda kefalet yoktur.» (Hadisi Beyhakî zaif isnadla kaydetmiş ve «Mün-ker» demiştir.)
Çünkü hadlerin şüphe ile kaldırılması gerekir. Sağlama alma buna dahil değildir. Bunları caniden (suçludan) başkası da ödeyemez.
Şafiilere göre üzerinde kısas ve kazf haddi gibi insanî bir hak bulunan kimsenin getirilmesi hususundaki kefalet sahihtir. Çünkü bu lâzım bir haktır. Allah'ın hakkı olduğunda ise, kefalet sahih olmaz.
îbn Hazm bunu kabul etmeyerek şöyle demiştir: <Cana kefalet, ne mal, ne de had hususunda asla caiz değildir. Herhangi bir şey hususunda da durum aynıdır. Çünkü Allah'ın kitabında bulunmayan her şey batıldır. Nazari olarak da, cana kefaletin sahih olduğunu söyleyen kimseye şöyle deriz : «Kendisine kefil olunan kimse (mekfûlün anh) bulunmadığı (gizlendiği) zaman ona kefil olanı ne yapacaksınız? Kefil olduğu şeyi o yapmadığı halde onun ödemesini gerekli mi kılacaksınız? Bu başkasının malını batıl yere yemektir ve büyük bir günahtır. Çünkü o asla bundan sorumlu tutulamaz. Yoksa onu bırakacak mısınız? O zaman cana kefaleti iptal etmiş olursunuz. Ya da onu getirmeyi ona mı yükleyeceksiniz? Bu da onun yerine getirmeye takati olmadığı ve Allah'ın da ona asla yüklemediği günah bir tekliftir.»
Alimlerden bir topluluk, cana kefaleti caiz görmüş ve buna Nebî aleyhisselam'ın bir iftiraya kefil olmasını delil getirmişlerdir.
îbn Hazm şöyle demiştir: -Bu batıl bir haberdir. Çünkü îb-rahim bin Haysem bin Irak ve babasından yapılan bir rivayet-
Onlar ise zaifliğin son haddindedir. Bunlardan rivayet etmek ■ değildir.» îbn Hazm, daha sonra Ömer bin. Abdülaziz'den îTzı haberler nakletmiş ve tümünü bu konuda hüccet olmadıkları için reddetmiştir. Çünkü ona göre; «hüccet, Allah ve Rasû-lü'nün kelamıdır, başkasının değil.»
Kefil, suçluyu getirmeye kefil olduğu zaman, onu getirmeyi üstlenmiştir. Eğer hayatta olmasına rağmen onu getirmekte kusur gösterirse veya onu getirmeye kefil olmaktan sakınırsa, onun üzerindekini yerine getirmeyi üstlenmiş olur. Çünkü Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kefil ğarîm'dir.- (Yani başkasının borcunu yüklenendir.) Ancak, malsız olarak onu getirmesi şart koşulur ve şart sahih olursa, o başka. Çünkü bu durumda şart koşulan şeyin aksi ona yüklenmiş olur.
Bu Mâlikilerin ve Medine ehlinin mezhebidir.
Hanefiler şöyle demiştir: -Kefil olunan kimse gelinceye veya öldüğü bilininceye kadar kefil hapsedilir. Ancak kefil bunu kendine şart koşmadıkça, malı Ödemesi ondan istenemez. Asil öldüğü zaman, üzerindeki hakkı kefil ödemek zorunda değildir. Çünkü o, ancak cana kefil olmuştur, mala değil. Bu yüzden kefil olmadığı şey kendisini bağlamaz.»
Bu, Şafii'nin de meşhur olan görüşüdür. Kefil, kefil olduğu kimseyi teslim edince, kefalet düşer.
Mekfûlün leh (alacaklı) ölünce, kefil kefaletten kurtulmaz. Aksine kefil olduğu kimseyi onun yerine isteyen varislerine getirmek zorundadır.

39.5.2. Mala Kefalet

Kefilin, mali bir borcu ödemeyi üzerine almasıdır. Üç çeşittir:

39.5.2.1. Borca Kefalet

Başkasının zimmetinde bulunan borcu ödemeyi üzerine almaktır. Seleme bin Ekvâ'nm rivayetine göre; Nebi aleyhisselam borçlu Ölen bir kimsenin namazım kılmaktan imtina etti. Ebû Katâde: «Onun namazını kıl, ey Allah'ın Rasûlü! Borcunu üzerime aldım» dedi. Nebî aleyhisselam da namazını kıldı. (Hadisi Buha-rt ve Ahmed kaydetmiştir.)
Borçta bulunması gereken şartlar şunlardır:
a) Borcun; karz, ücret, fiat, mehir borcu gibi, kefalet sırasında sabit olması gerekir. Sabit değilse, kefalet sahih olmaz. Sabit olmayan kefalet sahih değildir. Meselâ birinin, -Babana şunu sat, fiatına ben kefilim» veya «Ona borç ver, bedelini üzerime aldım.» demesi gibi.
Bu, Şafi'î, Muhammed bin Hasan ve Zahirilerin görüşüdür. Ebû Hanife, Mâlik ve Ebû Yusuf bunu caiz görmüş ve sabit olmayan şeye kefaletin sahih olduğunu söylemişlerdir.
b) Borcun ma'lum olması gereklidir. Belirli olmayan kefalet sahih değildir. Çünkü o ğarer Cmeçhuî bir alışveriş) 'dir. Eğer her ikisi de onun miktarını bilmiyor iken; «Filanın zimmetinde olan şeyi sana ödemeye kefilim» derse bu kefalet sahih olmaz. Bu Şâfi'i ve îbn Hazm'ın mezhebidir. Ebû Hanife, Malik ve Ah-med ise; «Belirli olmayan şeye kefalet sahih olur.» demişlerdir.

39.5.2.2. Mala Kefalet veya Teslime Kefalet

Başkasının elinde bulunan belirli bir malın teslimini üzerine almaktır. Meselâ: «Gasbedilen şeyi gasbedilene iade ve satılan malı müşteriye teslim» gibi. Bu kefalette malın, gasbedilende olduğu gibi, asilin üzerine madmune, tazmin edilmek kaydıyla bırakılmış olması gerekir. Vedia (emanet bırakılan şey) ve ariye (ödünç mal) gibi madmune değilse kefalet sahih olmaz.

39.5.2.3. Mes'uliyet Kefaleti

Satıcının, herhangi bir tehlike dolayısıyla malın mesuliyetini üslenmesi ve onu almasıdır.

39.6. KEFİLİN KEFİL OLDUĞU KİMSEDEN (ÖDEDİĞİ ŞEYİ) İSTEMESİ

Kefil, üzerine yüklendiği borcu, kefil olduğu kimseye öder de kefalet ve ödemeyi asilin izniyle yaparsa. Ödediğini ondan isteyebilir. Çünkü, malını, borçlunun izniyle ona faydası olan yere harcamıştır. Bu hususta, dört imam ittifak etmiştir. Bir hakkın, başkasının adına, onun izni olmadan yerine getirilmesinde ise ihtilâf etmişlerdir. Şafi'i ve Ebû Hanîfe «Bu, tatavvudur. Onu isteme hakkı yoktur :■ demişlerdir. Malik'in meşhur görüşüne göre: «Onu isteme hakkı vardır.» Ahmed'den ise her iki rivayet de gelmiştir.
îbn Hazm şöyle demiştir: «Kefil, adına ödeme yaptığı kimseden, ödediği şeyi isteyemez. Bunu, onun kendisinden borç ala-
rak istemesi dışında, ister onun emriyle yapsın, isterse ondan habersiz Ödesin, farketmez. Îbn Ebi Leylâ, îbn Şübrüme, Ebû Sevr ve Ebû Süleyman da bizim söylediklerimizin aynını söylemişdir.»

39.7. KEFALETİN HÜKÜMLERİNDEN BAZILABI

1) Kefil olunan kimse, bulunamadığı veya kaybolduğu zaman, kefil borcu öder. Kefil; borç kendisi veya asil tarafından ödenmedikçe ya da alacaklı onu alacağından beri saymadıkça veya kefillikten vazgeçmedikçe, kefaletten kurtulamaz. Bu vazgeçme onun hakkıdır.

2) Alacaklının (mekfûlün leh) kefil veya mekfûlün anh (borçlu) razı olmasa bile kefalet akdini kendi başına feshetme hakkı vardır. Kefilin veya borçlunun fesh hakkı ise yoktur.