Fikih - 69 Kefalet - Fikhussunne
KEFALET
TANIMI
Kefaletin lügattaki anlamı: *Almak»tır. Allah Teâlâ'nın «Ze-keriyya onu aldı-
CÂl-i İmran-, 37) âyet-i kerimesi bu anlamdadır.
Şeriatte (ıstılahta) ise, can, borç, mal veya iş sebebiyle karşılıklı taleb
üzerine kefilin zimmetini, asilin zimmetine bağlamaktır. Bu tanım Hanefi
fakihlerinindir.
Diğer imamlara göre kefaletin tanımı; «Karşılıklı arzu ve borç hususunda iki
zimmeti birbirine bağlamak» şeklindedir.
Kefalet; «Hımâle,» «zamane» ve «ze'âme» diye de isimlendirilir.
Kefalette; bir kefil, bir asil, bir mekfûlün leh ve bir de mek-fûlün bih
bulunur.
39.1.1. Kefil
Mekfûlün bihi yerine getirmeyi üzerine alan kimsedir. Bunun, âkil-bşliğ,
kefalete izin alarak asilin malında mutlak tasarruf sahibi olması gerekir. Deli,
(mümeyyiz bile olsa) çocuk kefil olamaz.
Kefil'e, zâmin, zâ'im, hamil ve kabil de denir.
39.1.2. AsU
Borçlu olan kimsedir. Kendisine kefil olunur. Ergin, akıllı, hazır ve kefalete
razı olması şart değildir. Aksine, çocuğa, deliye ve hazır bulunmayana kefil
olmak caizdir. Kefil, kefaleti yerine getirirken bunlardan hiç birine danışmaz,
işlerini kendiliğinden yapar. Ancak ticarete mezun olan çocuğa kefil olması
durumunda, çocuğun emri ile bunu yerine getirir.
39.1.3. Mekfûlün leh
Alacaklı kimsedir. Kefilin kim olduğunu bilmesi şarttır. Çünkü insanlar
taleplerinde ısrarlı ve kolaylaştırıcı olmak bakımından farklılık gösterirler.
Bu konuda istekler farklıdır ve kefaleti önemsemeyenler sebebiyle borcun
ödenmesi tehlikeye düşer. Kefalet olacak şeyin bilinmesi ise, şart değildir.
39.1.4. Mekfûlün bih
Bu, kefil olanın ödemesi gerekli olan, can, mal, borç veya iştir, İleride
geleceği gibi, bunun bazı şartlan vardır.
39.2. MEŞRULUĞU
Kefalet; kitab, sünnet ve icma ile meşrudur.
Kitab'da Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: -Babalan; -Hepiniz helak olmadıkça onu
bana geri getireceğinize dair Allah'a karşı sağlam bir söz vermezseniz sizinle
göndermeyeceğim.» dedi.» (Yusuf; 66)
«Dediler ki: Hükümdarın su kabım kaybettik, onu getirene bir deve yüzü kadar
mükâfat verilecek, buna ben kefil oluyorum.» (Yusuf: 72).
Sünnette ise; Ebû Ümâme'den rivayete göre Rasûlüllah sal-lallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: «Kefil; kefil olduğu ve taahhüt ettiği borcu bizzat
yüklenendir.» (Hadisi Ebû Dâ-vûd ve Tirmizi kaydetmiş, Tirmizî «hasen», İbn
Hibbân ise «Sahih» demiştir.)
Alimler de kefaletin caiz olduğunda icma etmişlerdir. Müslümanlar, Nebi
sallallahu aleyhi ve sellem zamanından günümüze değin, alimlerden hiçbiri bunu
yasaklamasına rağmen birbirlerine kefil olup durmuşlardır
39.3. KEFALETTE TENCİZ, TA'LİK VE TEVKÎT
Kefaletin tencizi, ta'liki ve tevkiti sahihtir. «Müneccez-e (l) misal: Kefil'in;
-Ben falana şimdiden kefil oluyorum» demesi gibi.
(1) Müneccez kefalet: Şarta ve gelecek zamana bağlı olmayan kefalettir.
Alimler şöyle demişlerdir: Kişi «Yüklendim,» «Kefil oldum» veya -Ben senin
hamilinim» (Kefilinim, zâmininim, za'iminim veya kabilinim) ya da «senin o
(borcun) benimdir.» (üzerime-dir banadır, benim tarafımadır) derse bunların tümü
ile kefil
olur.
Kefalet akdi tamam olunca, bu, peşin ödeme, te'cil ve taksitte borca tabi olur.
Ancak borç peşin olur ve kefil belirli bir süreye kadar talebin geciktirilmesini
şart koşarsa, bu da sahih olur. ibn Mâce'nin İbn Abbas'dan rivayetine göre:
-Nebi aley-hisselam alacaklılarına bir ayı şart koşarak bir adamın 10 dinar
borcunu üzerine aldı ve onu ödedi.»
Bu hadis, borç peşin olduğunda, kefil onu belirli bir süre sonra ödeme şartıyla
üzerine alırsa, bunun sahih olduğuna ve müddetin bitmesinden önce onun kefilden
istenemeyeceğine delildir.
«Mu'llak»a (2) misal: «Falana borç vermişsen ben onun kefiliyim.» gibi.
Âyet-i Kerime'de şöyle buyuruluyor: -Onu getirene bir deve yüzü vermeye ben
kefilim.» (Yusuf; 72)
«Muekket»e (3) misâl: «Ramazan ayı girince, ben senin kefilinim.» gibi.
Bu, Ebû Hanife ve bazı Hanbelilerin mezhebidir. Şafi'i ise : «Kefalette ta'lik
sahih değildir.» demiştir.
39.4. KEPİL VE ASİLDEN BERABERCE İSTEME
Kefalet akdi gerçekleştiği zaman, hak sahibinin (alacaklının) hem kefil, hem de
asilden hakkını istemesi caizdir. Bu, cumhurun görüşüdür.
39.5. KEFALETİN ÇEŞİTLERİ
Kefalet iki çeşittir:
D Kefalet bi'nnefs (cana kefalet), 2) Kefalet bi'l-mal. (Mala
kefalet).
39.5.1. Cana Kefalet
Cana kefalet, «Dımânü'1-vech» diye de tanınır. Kefilin, kefil olduğu şahsı,
mekfûlün leh'e (alacaklıya) götürmeye kefil olma-
<2) Muallak kefalet: Şarta bağlı olan kefalettir.
(3) Muekket kefalet: Gelecek zamana izafe edilen kefalettir.
sı demektir. Bu «Ben filanın bedeninin veya vechinin kefiliyim» ya da -Ben
zâmin'im veya za'îm'im» ve benzeri sözlerle sahih olur. Kefil olunan şey (mekfûlün
bih) insani bir hak olursa, bu candır. Bunda kefil olunan miktarı bilmek şart
değildir. Çünkü burada mala değil, bedene kefil olunmuştur.
Kefalet, Allah'ın hadleri konusunda olursa; ister içki haddi gibi Allah'ın hakkı
olsun, isterse kazf (iftira) haddi gibi, insani bir hak olsun, sahih değildir.
Bu âlimlerin çoğunluğunun mezhebidir.
Amr bin Şuayb'in, babası yoluyla dedesinden rivayetine göre, Nebi aleyhisselam
şöyle buyurmuştur: «Hadler hususunda kefalet yoktur.» (Hadisi Beyhakî zaif
isnadla kaydetmiş ve «Mün-ker» demiştir.)
Çünkü hadlerin şüphe ile kaldırılması gerekir. Sağlama alma buna dahil değildir.
Bunları caniden (suçludan) başkası da ödeyemez.
Şafiilere göre üzerinde kısas ve kazf haddi gibi insanî bir hak bulunan kimsenin
getirilmesi hususundaki kefalet sahihtir. Çünkü bu lâzım bir haktır. Allah'ın
hakkı olduğunda ise, kefalet sahih olmaz.
îbn Hazm bunu kabul etmeyerek şöyle demiştir: <Cana kefalet, ne mal, ne de had
hususunda asla caiz değildir. Herhangi bir şey hususunda da durum aynıdır. Çünkü
Allah'ın kitabında bulunmayan her şey batıldır. Nazari olarak da, cana kefaletin
sahih olduğunu söyleyen kimseye şöyle deriz : «Kendisine kefil olunan kimse (mekfûlün
anh) bulunmadığı (gizlendiği) zaman ona kefil olanı ne yapacaksınız? Kefil
olduğu şeyi o yapmadığı halde onun ödemesini gerekli mi kılacaksınız? Bu
başkasının malını batıl yere yemektir ve büyük bir günahtır. Çünkü o asla bundan
sorumlu tutulamaz. Yoksa onu bırakacak mısınız? O zaman cana kefaleti iptal
etmiş olursunuz. Ya da onu getirmeyi ona mı yükleyeceksiniz? Bu da onun yerine
getirmeye takati olmadığı ve Allah'ın da ona asla yüklemediği günah bir
tekliftir.»
Alimlerden bir topluluk, cana kefaleti caiz görmüş ve buna Nebî aleyhisselam'ın
bir iftiraya kefil olmasını delil getirmişlerdir.
îbn Hazm şöyle demiştir: -Bu batıl bir haberdir. Çünkü îb-rahim bin Haysem bin
Irak ve babasından yapılan bir rivayet-
Onlar ise zaifliğin son haddindedir. Bunlardan rivayet etmek ■ değildir.» îbn
Hazm, daha sonra Ömer bin. Abdülaziz'den îTzı haberler nakletmiş ve tümünü bu
konuda hüccet olmadıkları için reddetmiştir. Çünkü ona göre; «hüccet, Allah ve
Rasû-lü'nün kelamıdır, başkasının değil.»
Kefil, suçluyu getirmeye kefil olduğu zaman, onu getirmeyi üstlenmiştir. Eğer
hayatta olmasına rağmen onu getirmekte kusur gösterirse veya onu getirmeye kefil
olmaktan sakınırsa, onun üzerindekini yerine getirmeyi üstlenmiş olur. Çünkü
Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kefil ğarîm'dir.- (Yani başkasının borcunu
yüklenendir.) Ancak, malsız olarak onu getirmesi şart koşulur ve şart sahih
olursa, o başka. Çünkü bu durumda şart koşulan şeyin aksi ona yüklenmiş olur.
Bu Mâlikilerin ve Medine ehlinin mezhebidir.
Hanefiler şöyle demiştir: -Kefil olunan kimse gelinceye veya öldüğü bilininceye
kadar kefil hapsedilir. Ancak kefil bunu kendine şart koşmadıkça, malı Ödemesi
ondan istenemez. Asil öldüğü zaman, üzerindeki hakkı kefil ödemek zorunda
değildir. Çünkü o, ancak cana kefil olmuştur, mala değil. Bu yüzden kefil
olmadığı şey kendisini bağlamaz.»
Bu, Şafii'nin de meşhur olan görüşüdür. Kefil, kefil olduğu kimseyi teslim
edince, kefalet düşer.
Mekfûlün leh (alacaklı) ölünce, kefil kefaletten kurtulmaz. Aksine kefil olduğu
kimseyi onun yerine isteyen varislerine getirmek zorundadır.
39.5.2. Mala Kefalet
Kefilin, mali bir borcu ödemeyi üzerine almasıdır. Üç çeşittir:
39.5.2.1. Borca Kefalet
Başkasının zimmetinde bulunan borcu ödemeyi üzerine almaktır. Seleme bin Ekvâ'nm
rivayetine göre; Nebi aleyhisselam borçlu Ölen bir kimsenin namazım kılmaktan
imtina etti. Ebû Katâde: «Onun namazını kıl, ey Allah'ın Rasûlü! Borcunu üzerime
aldım» dedi. Nebî aleyhisselam da namazını kıldı. (Hadisi Buha-rt ve Ahmed
kaydetmiştir.)
Borçta bulunması gereken şartlar şunlardır:
a) Borcun; karz, ücret, fiat, mehir borcu gibi, kefalet sırasında sabit olması
gerekir. Sabit değilse, kefalet sahih olmaz. Sabit olmayan kefalet sahih
değildir. Meselâ birinin, -Babana şunu sat, fiatına ben kefilim» veya «Ona borç
ver, bedelini üzerime aldım.» demesi gibi.
Bu, Şafi'î, Muhammed bin Hasan ve Zahirilerin görüşüdür. Ebû Hanife, Mâlik ve
Ebû Yusuf bunu caiz görmüş ve sabit olmayan şeye kefaletin sahih olduğunu
söylemişlerdir.
b) Borcun ma'lum olması gereklidir. Belirli olmayan kefalet sahih değildir.
Çünkü o ğarer Cmeçhuî bir alışveriş) 'dir. Eğer her ikisi de onun miktarını
bilmiyor iken; «Filanın zimmetinde olan şeyi sana ödemeye kefilim» derse bu
kefalet sahih olmaz. Bu Şâfi'i ve îbn Hazm'ın mezhebidir. Ebû Hanife, Malik ve
Ah-med ise; «Belirli olmayan şeye kefalet sahih olur.» demişlerdir.
39.5.2.2. Mala Kefalet veya Teslime Kefalet
Başkasının elinde bulunan belirli bir malın teslimini üzerine almaktır. Meselâ:
«Gasbedilen şeyi gasbedilene iade ve satılan malı müşteriye teslim» gibi. Bu
kefalette malın, gasbedilende olduğu gibi, asilin üzerine madmune, tazmin
edilmek kaydıyla bırakılmış olması gerekir. Vedia (emanet bırakılan şey) ve
ariye (ödünç mal) gibi madmune değilse kefalet sahih olmaz.
39.5.2.3. Mes'uliyet Kefaleti
Satıcının, herhangi bir tehlike dolayısıyla malın mesuliyetini üslenmesi ve onu
almasıdır.
39.6. KEFİLİN KEFİL OLDUĞU KİMSEDEN (ÖDEDİĞİ ŞEYİ) İSTEMESİ
Kefil, üzerine yüklendiği borcu, kefil olduğu kimseye öder de kefalet ve ödemeyi
asilin izniyle yaparsa. Ödediğini ondan isteyebilir. Çünkü, malını, borçlunun
izniyle ona faydası olan yere harcamıştır. Bu hususta, dört imam ittifak
etmiştir. Bir hakkın, başkasının adına, onun izni olmadan yerine getirilmesinde
ise ihtilâf etmişlerdir. Şafi'i ve Ebû Hanîfe «Bu, tatavvudur. Onu isteme hakkı
yoktur :■ demişlerdir. Malik'in meşhur görüşüne göre: «Onu isteme hakkı vardır.»
Ahmed'den ise her iki rivayet de gelmiştir.
îbn Hazm şöyle demiştir: «Kefil, adına ödeme yaptığı kimseden, ödediği şeyi
isteyemez. Bunu, onun kendisinden borç ala-
rak istemesi dışında, ister onun emriyle yapsın, isterse ondan habersiz Ödesin,
farketmez. Îbn Ebi Leylâ, îbn Şübrüme, Ebû Sevr ve Ebû Süleyman da bizim
söylediklerimizin aynını söylemişdir.»
39.7. KEFALETİN HÜKÜMLERİNDEN BAZILABI
1) Kefil olunan kimse, bulunamadığı veya kaybolduğu zaman, kefil borcu öder.
Kefil; borç kendisi veya asil tarafından ödenmedikçe ya da alacaklı onu
alacağından beri saymadıkça veya kefillikten vazgeçmedikçe, kefaletten
kurtulamaz. Bu vazgeçme onun hakkıdır.
2) Alacaklının (mekfûlün leh) kefil veya mekfûlün anh (borçlu) razı olmasa bile
kefalet akdini kendi başına feshetme hakkı vardır. Kefilin veya borçlunun fesh
hakkı ise yoktur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi