Fikih - 70 Musakat - Fikhussunne
MÜSÂKÂT
Tanımı
«Müsâkât» kelimesi (es-sakyu) kökünden türemiş olup mu-fâale babuıdandır. Hicaz
halkı, ağaçlarını kuyudan su alıp sulayacak kişilere ihtiyaç duyduğu için bu
isim verilmiştir. Şeriat-te ise; «Ağaçlan, ürünün belirli bir kısmı
karşılığında, meyveler tamamen olgunlaşmcaya kadar onları sulayacak birine
vermek ve onunla anlaşma yapmak» anlamındadır.
Bir tarafın ağaçlara sahip olması, diğer tarafın ise ağaçlara bakmayı taahhüt
etmesi ile, ağaçların meyvelenmesi üzerine yapılan ziraat ortaklığıdır. Akid
yapan iki taraf, anlaştıkları Cya-n yarıya, üçte bir ve benzeri) orana göre,
meydana gelen ürüne ortak olurlar.
Bakıcıya «sulayıcı» (Müsâki) diğer tarafa ise «ağaç sahibi» (Rabbiş-şecer)
denir.
Ağaç; kesimi için belirli bir süre bulunmayan, toprağa, en az bir sene kalması
için dikilen her şeye denir. Bunun meyva vermesi önemli değildir.
Meyva vermeyen ağaçlarda müsâkât, bakıcının (musaki), fidan veya odun ve benzeri
şeyleri alması karşılığı yapılır.
40.2. Meşruluğu
Musâkât, sünnet ile meşru kılınmıştır. Ebû Hanife dışında fakihler ihtiyaç
duyulduğu için müsâkâtın caiz olduğunda ittifak etmişlerdir.
Cumhuru ulema onun caiz olduğuna dair aşağıdaki delilleri getirirler:
Müslim'in İbn Ömer'den rivayetine göre; Nebi aleyhisselam Hayberlileri,
çıkardıkları ekin ve meyvelerin yansı karşılığında işçi yaptı.
Buhari'nin riyavetine göre, ensar, Nebî aleyhisselam'a «Hurmalıkları bizimle
(muhacir) kardeşlerimiz arasında paylaştır» dediler. Nebî aleyhisselam «olmaz»
buyurdu. Ensar; «Bakımını siz üslenin, ürüne sizi ortak edelim.» dediler.
Muhacirler de «Dinledik ve itaat ettik» dediier. Yani ensarm hurmalıklarına
muhacirleri ortak etmek istediler. Bunu Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e
arzettiler. Fakat, o kabul etmedi. Ürünün yansını onların alması karşılığında,
hurmalarına bakmalarını teklif ettiler. Nebi aleyhisselam bunu kabul etti.
Neylü'l-Evtâr'da yer aldığına göre Hariznıi şöyle demiştir: Ali bin Ebû Talib,
Abdullah bin Mes'ûd, Ammâr bin Yâsir, Sa'id bin Müseyyeb, Muhammed bin Sirîn,
Ömer bin Abdülaziz, İbn Ebi Leylâ, İbn Şihab ez-Zührî ve Rey ehlinden Kadı Ebû
Yusuf ve Muhammed bin Hasan şöyle demişlerdir :
«Meyve veya ekinin bir kısmı karşılığında muzâra'a veya müsâkât ortaklığı
caizdir. Yine şöyle dediler: Muzâra'a ve mü-sâkât ortaklıklarının her ikisi
üzerine birden akid yapmak caizdir. Hayber'de uygulandığı gibi bakıcı (âmil),
hurma ağaçlarını sular ve toprağı eker.
Bunlardan sadece biri üzerine akid yapmak da caizdir.
40.3. Rükunlan
Müsâkât'm iki rüknü vardır: îcab ve kabul.
Bunlara delâlet eden söz, yazı ve işaretten herhangi birinin, tasarrufu caiz
olan bir kimseden sadır olmasıyla akid meydana gelir.
40.4. Şartlan
Müsâkâtta, aşağıdaki şartlar aranır:
D Sulanacak ağaçların görülmesi veya onlara aykırı olmayan vasıflarının
bildirilmesi şarttır. Çünkü bilinmeyen birşey üzerine akid yapmak sahih
değildir.
2) Süresinin ma'lum (belirli) olması gerekir. Çünkü bu, icar akdine benzeyen
bağlayıcı (lâzım) bir akiddir. Böylece belirsizlik ortadan kalkmış olur.
Ebû Yusuf ve Muhammed şöyle demiştir: Müsâkâtta müddetin açıklanması, kolaylık
olması (istihsan) açısından şart değildir. Çünkü genellikle meyvenin olgunlaşma
vakti bilinir ve mu'tad olan süre geçilmez.
Zahiriler de bu şartın bulunmadığını söyleyenlerdir. Onlar Mâlik'in mürsel
olarak naklettiği Nebi aleyhisselam'm bir ya-hudiye söylediği «Allah'ın size
sabit kıldığı şeyi kabul ettim» sözünü delil getirirler.
Hanefîlere göre: Eğer müddet, meyveler olgunlaşmadan önce sona ererse, ağaçlar
meyveler olgunlaşmcaya kadar ücretsiz olarak çalışması için işçiye bırakılır.
3) Müsâkât akdinin, meyveler olgunlaşmaya başlamadan önce olması gerekir. Çünkü
bu halde iken, çalışmaya ihtiyaç söz-konusu olur. Fakihlerden bir kısmı meyve
olgunlaşmaya başladığında müsâkâtm caiz olmadığı görüşündedirler. Çünkü, bu
durumda müsâkâta gerek yoktur. Eğer yapılırsa, bu icâre olur, müsâkât değil.
Fakihlerden kimi de, bu durumda iken müsâkâtı caiz görmüşlerdir. Çünkü bu, Allah
meyveyi halketnıeden önce caiz olunca, ondan sonra caiz olması daha evlâdır.
4) Müsâkât yapılan ağaçlığın ürününden işçiye verilecek olan kısım, oran olarak
tayin edilmiş olmalıdır. Yani işçinin alacağı payın miktarı —ürünün yarısı veya
üçte biri gibi— belirtilmiş olmalıdır. Eğer işçi veya mal sahibi ağaçlardan
belirli bir kısmının veya muayyen bir miktarının ürününü şart koşarsa, müsâkât
batıl olur.
Bidâyetü'l-Müctehid'de şöyle denilmiştir: Müsâkâtın, caiz olduğunu söyleyen
fakihler, eğer bütün masraflar bahçe sahibine ait olur, bakıcıya yalnız bedeni
ile çalışmaktan başka birşey lâzım gelmezse, müsâkât akdinin caiz olmadığında
ittifak etmişlerdir. Çünkü bu, henüz var olmayan bir bedel karşılığında icâre
yapma (işçi tutma) dır.
Bu şartlardan, biri bulunmadığı zaman, akid fesh olur ve müsâkât fasiddir. Eğer
bakıcı işe başlamışsa ve ağaç veya ekin onun emeği sebebiyle ürün verirse,
bakıcıya ecr-i misil (piyasa fiatı) verilir. Ağaç veya ekinin ürünü, mal
sahibinindir.
40.5. Müsâkât Yapmanın Caiz Olduğu Şeyler
Fakihler, müsâkâtın hangi ürünlerde caiz olduğunda ihtilaf etmişlerdir. Onlardan
bazıları — Dâvud gibi— sırf hurmaya
mahsus saymış, kimisi, —Şafii gibi— hurmaya üzümü de ilâve etmiştir. Bazısı ise,
—Hanefiler gibi— bunu geniş tutmuştur. Onlara göre bu ağaç, üzüm, baklagiller ve
kökü toprakta olan herşeyde caizdir.
Müddet belirlenmediği zaman, akid, akidden sonra meydana gelen ilk ürüne ait
olur. Teker teker, ardarda çıkan (patlıcan gibi) şeylerde de müsakat sahih olur.
Eğer, ekinin nadası bitmiş iken, ikinci ürünü verene değin bakımı ve sulaması
için bir şahsa verirse, bu iki ürün arasında bir fasıla varsa, müddet beyan
etmeksizin müsâkât caiz olur.
Malik'e göre; «Müsâkât» bir zaruret bulunmadığı halde (nar, incir, zeytin ve
bunlara benzer) kökü toprakta sabit olan herşeyde caizdir. Sahibinin aciz
kalması ve bir zaruretin olması durumunda ise, (salatalık ve kavun gibi) kökü
sabit olmayan ürünlerde de olur. Ekinler de böyledir.»
Hanbeîilere göre, yenilen her meyvede müsâkât caizdir. «Muğni»de «Bu konuda
tartışma bilmiyoruz.» denmiştir.
40.6. Bakıcının Görevleri
Nevevî'nin dediği gibi, bakıcının şu görevleri vardır: «Bakıcı, ürünün ıslahı ve
artması için gerekli olan ve her sene tekrarlanan şeyleri yapmak zorundadır.
Mesela: Toprağın sulanması, kanalların temizlenmesi, ağacın köklerinin ıslahı,
aşılanması, ayrık otlarının temizlenmesi, dallarının budanması, ürünün
korunması, hasadı ve benzeri şeyler gibi.»
«Duvar örmek, kanal açmak gibi, her sene tekrarlanmayan ve ağaçların
kendilerinin korunması amaçlanan şeyler ise mal sahibine aittir.»
40.7. Bakıcının Çabşmaması
Bakıcı, hastalık veya zorunlu bir yolculuk sebebiyle çalışmaktan aciz kalırsa,
müsâkât fesh oîur. Bu kendisinin
çalışması şart koşulup başka bir yol bulunmadığı durumda olur. Bu şart
koşuşmadığında ise, müsâkât, fesh olmaz. Bu durumda bakıcının, kendi yerine
başkasını geçirmesi gerekir. Bu Hanefilere göredir.
Mâlik şöyle demiştir: Bakıcı, aciz kalır ve meyvanın satışı vakti gelirse,
kendisi başkasını bakıcı olarak tutamaz. Çalışacakbirini kiralaması vacibdir.
Eğer ücreti Ödeyecek birşeyi yoksa, meyveden payına düşenden ödemek üzere birini
kiralar. Şafi'i ise: «Acz sebebiyle müsâkât fesh olur» demiştir.
40.8. Akid Yapanlardan Birinin Ölmesi
Bunlardan biri ölünce, eğer ağaçta olgunlaşmaya başlamış meyva varsa, iki
tarafın maslahatı gözetilir. Amil (bakıcı) veya varisleri meyva olgunlaşmcaya
kadar bakımı sürdürür. Bu ağaç sahibi veya varislerine cebren dahi kabul
ettirilebilir. Çünkü bunda iki tarafın da zaran yoktur. Amilin akdin fesholması
ile meyvanın olgunlaşması arasındaki müddet içerisinde ücret alma hakkı yoktur.
Bakıcı veya varisleri, müddetin dolmasından veya akdin fesh-oîmasmdan sonra
çalışmaktan imtina ederlerse, buna zorlanamazlar. Fakat onlar, olgunlaşmadan
önce meyvayı toplamak isterlerse, buna imkân verilmez. Ancak mal sahibi veya
varislerinin, üç şeyden birini yapma hakkı vardır:
1) Olgunlaşmadan önce ürünü toplayıp, anlaşılan orana göre aralarında bölüşmeye
muvafakat ederler.
2) Olgunlaşmadan önce ürünü toplayıp, amil veya varislerine, paylarına düşenin
kıymetini verirler.
3) Ürün olgunlaşmcaya kadar ağaçlara harcama yapılır. Sonra harcanan miktar
bakıcı veya varislerinden (harcamayı yapan taraf, diğer taraftan) istenir veya
paylarına düşen meyva-dan alınır. Bu Ha-nefilerin mezhebidir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi