Fikih - 73 Sulh - Fikhussunne
SULH
TANIMI
Lügatte sulh, husumeti sona erdirmektir. Şeriatte ise, iki hasım arasında
bulunan husumete son verme akdidir.
Anlaşma yapan her iki tarafa «musalih» denir.
Hasımlaşılan hakka «Musalihan anh» denir.
Hasımlardan birinin, husumeti sona erdirmek için diğerine verdiği şeye de: «Musalihan
aleyh» veya «sulh bedeli» denir.
43.2. MEŞRULUĞU
Sulh, tartışma konusunu, uyuma (anlaşmaya) çevirdiği ve iki hasım arasındaki
husumeti sona erdirdiği için, Kitab, Sünnet ve icmâ ile meşru kılınmıştır.
Kitab'da, Allah Sübhanehû şöyle buyuruyor: «Eğer müminlerden iki topluluk,
birbiriyle savaşırlarsa aralarını düzekiniz, eğer biri diğeri üzerine
saldırırsa, saldıranla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız. Eğer
dönerlerse, aralarını adaletle bulunuz. Adil davranınız. Şüphesiz Allah adil
davrananları sever.» (Hucurat: 9)
Sünnet'de, Ebû Dâvûd, Tirmİzi, İbn Mâce, Hâkim ve İbn Hib-bân'ın Amr bin Avf'dan
rivayetine göre, Allah Rasûlü sallalla-hu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
«Sulh, helali haram, haramı helal kılmadıkça iki müslüman arasında caizdir.»
Tirmizî şunu eklemiştir: «Müslümanlar şartlan üzeredir.» (Tirmizi «Bu hadis
hasen - sahihtir» demiştir.)
Ömer (r.a.) şöyle demiştir:
«Hasımları, İslah olana değin alıkoyun. Eğer aralarında hüküm verilirse, kinleri
geri kalır.»
Müslümanlar hasımlar arasında sulhun meşru olduğunda ic-
ma etmişlerdir.
43.3. RÜKÛNLARI
Sulhun rükûnları, sulhu bildiren her türlü lafızla söylenen îcab ve kabulden
ibarettir. Mesela iddiacı: -Sana olan yüz lira borcuma karşılık, elli lira
üzerine sulh yaptım.» der, diğeri de: «Kabul ettim.» ve benzeri lafızlar der.
Sulh tamamlandığı zaman, akid yapanları bağlayıcı bir akid olur. Bunlardan
birinin, diğerinin razılığı olmadan akdi feshetmeye kalkması sahih değildir.
Akdin gereği olarak, davacı sulh bedeline malik olur. Davalı ise onu reddedemez
ve davacının davasını ortadan kaldıramaz.
43.4. ŞARTLARI
Sulhun birçok şartı vardır. Bunlardan kimi, sulh yapanlara, kimi sulh yapılan
şeye, kimi de sulha konu olan şeye aittir:
43.4.1. Sulh Yapanlara İlişkin Şartlar
Sulh yapanın, hibesi sahih olan kimselerden olması şarttır. Eğer hibesi sahih
olmayan — deli, çocuk, yetim velisi veya vakıf bekçisi gibi — kimselerden
olursa, suihu sahih değildir. Çünkü sulh bir hibedir. Bunlar ise ona malik
değildirler.
Mümeyyiz olan çocuğun, yetim velisinin ve vakıf bekçisinin — çocuk, yetim ve
vakıf için faydalı olduğunda— sulh yapmaları sahih olur. Mesela, bunlardan
birini başkası üzerinde alacağı olsa ve bu borcu ispat eden bir delili
bulunmasa, alacaklının alacağının bir kısmını alıp, diğer kısmını bırakma
üzerine sulh yapar.
43.4.2. Kendisi Sebebiyle Sulh Yapılan Şeyin Şartlan
1 — Teslimin mümkün olduğu mütekavvim (kazanılmış) bir mal veya bir menfaat
olmalıdır.
2 — Eğer teslim almaya veya vermeye ihtiyaç duyuluyorsa, tartışmaya yol açan
aşırı meçhullüğü kaldıran, bilinen bir şey olmalıdır.
Hanefiler şöyle demiştir: Teslim alma ve teslim etmeye ihtiyaç yoksa, onun
bilinmesi şart değildir. Mesela, iki kişiden her-birinin diğerinde malı
bulunduğunu iddia etmeleri, sonra da her biri diğerinde bulunan malının sulh
bedeli olarak onun hakkı olduğunda anlaşıp, sulh yapmaları gibi.
Şevkâni, maluma karşılık meçhul şey ile sulhun caiz olduğu görüşünü tercih
etmiştir.
Ümmü Seleme'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Aralarındaki bir miras
hususunda davaîaşan iki adam Nebi aleyhis-selam'a geldiler. Çok zaman geçtiği
için her ikisinin de iddialarından başka delilleri yoktu. Allah Rasûlü
salîallahu aleyhi ve selîem, «Siz Allah Rasûlüne gelip, davacı oluyorsunuz. Ben
ise ancak bir beşerim. Belki de biriniz delilini, diğerinden daha iyi anlatır.
Ben de aranızda duyduğuma göre hükmederim. Kimin lehine kardeşinin hakkı olan
bir şeyi hükmedersem, onu almasın. Çünkü ondan ancak kıyamet günü boynuna
sarılacak olan bir ateş parçası koparmış olur.»
îki adam da ağladılar ve her biri diğerine;' «Hakkım senin olsun.» dedi. Bunun
üzerine Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«Madem böyle oldu, gidin, malı hakkı gözeterek ikiye ayırın. Sonra kura atın.
Sonra da herbiriniz arkadaşına helallik versin.» (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve İbn
Mâce kaydetmiştir.)
Ebû Davud'un bir rivayetinde: «Bana vahiy gelmeyen meselelerde, aranızda
re'ynnle hüküm veriyorum.»
Şevkani şöyle demiştir: «Bu hadis, meçhul olan bîr şeyde sulh yapılmasının sahih
olduğuna delildir. Çünkü burada her-birinin zimmetinde bulunan şey, ma'lum
değildir. Yine bunda, meçhule karşılık ma'lum. ile sulh yapmanın sıhhati vardır.
Fakat bununla beraber helalleşmek gerekir. «Bahr» da Nasır ve Şafi'i'nin meçhule
karşılık ma'lum ile sulh yapılmasının sahih olmadığı görüşünde olduğu
nakledilir.»
43.4.3. Sulha Konu Olan Şeye İlişkin Şartlar
Sulha konu olan şeyde aşağıdaki şartlar bulunmalıdır:
1 — Kıymeti belli bir mal veya menfaat olmalıdır. Bilinmesi şart değildir. Çünkü
teslime ihtiyacı yoktur.
Câbir (r.a.) 'den rivayete göre; Babası Uhud günü şehid düştü. Borcu da vardı.
Alacaklıları haklarını istediler. Câbir (r.a.) şöyle demiştir: «Nebi
aleyhisselam'a gidip, bostanımın ürününü kabul etmelerini istedim. Kabul
etmediler. Nebi aleyhisselam onlara bostanımı vermedi ve «Sabaha sana
geleceğiz.» buyurdu. Sabah olunca bize geldi. Hurmalığın etrafında dolaşıp,
ürünün bereketlenmesi için dua etti. Hurmayı topladım. Onlarla borcu ödedim.
Üründen bize de kaldı.»
Bir lafızda: «Babasj. öldü ve bir yahudiye olan 30 vesk hurma borç bıraktı.
Cabir (r.a.) onunla görüşmek istedi. Adam görüşmeyi kabul etmedi. Câbir (r.a.)
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile konuşup, onun için aracı olmasını
istedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem gidip, alacağına karşılık
hurmalığın meyvasmı alması için yahudi ile konuştu. Adam kabul etmedi. Nebi
aleyhisselam «hurmalığa girip, içinde yürüdü. Sonra Câbir'e «Onu topla ve adamın
alacağını öde.- buyurdu. Câbir, Allah Rasûlü aleyhisselam döndükten sonra
hurmayı topladı ve 30 vesk hurmayı ödedi. Onyedi vesk de arttı.»
(Hadisi Buhari kaydetmiştir.)
Şevkani şöyle demiştir: «Hadis, meçhul ile ma'lum borcun sulh edilmesinin
cevazına delildir.»
2 — Kısas gibi mal dışı birşey de olsa, bedelinin verilmesi caiz olan kul
haklarından olmalıdır.
Allah'ın haklarında ise, sulh caiz değildir. Zina eden veya hırsız ya da içki
içen ile onu hakime getirmek için tutan kimse bir mal karşılığı onu salıvermesi
üzerine anlaşsalar, sulh caiz değildir. Bu durumda alman karşılık, rüşvet
sayılır.
İftiranın cezasına karşılık sulh yapmak da sahih değildir. Çünkü bu iftiradan
menetmek için meşru kılınmış ve insanlar ırzlara saldırmaktan menedilmişlerdir.
Bunda kul hakkı bulunsa bile, Allah'ın hakkı daha ağır basar.
Eğer şahid, Allah'ın hakkı veya bir insanın hakkı hususunda şahidlik yapmamak
için suçluyla bir mal üzerine anlaşsa, şa-hidliğin gizlenmesinin haram olması
sebebiyle bu sulh sahih değildir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: -Şahidliği Allah için yerine getirin.» (Talak: 2)
«Şahidliği gizlemeyin, onu kim gizlerse şüphesiz kalbi günah İşlemiş olur.»
(Bakara: 283)
Şuf'a hakkının terki üzerine de sulh yapılması sahih değildir. Mesela, müşteri
ile şuf'a hakkına sahip olan biri, şuf'a hakkını terketmesi için birşey üzere
sulh yapsalar, bu sulh batıl olur. Çünkü şuf a ortağın zararını önlemek için
meşru kılınmıştır, mal elde etmek için değil. Yine evlilik davası üzerine de
sulh yapmak sahih değildir.
43.5. SULHUH KISIMLARI
Sulh, ya ikrar ya inkar veya susma ardından yapılır. 43.5.1. İkrardan Dolayı
Sulh
Bu, kişinin bir başkasına borç veya bir mal ya da bir menfaat iddia etmesi,
davalının da bunu ikrar etmesi, sonra da davacının davalıdan bir şey alarak sulh
etmeleridir. Çünkü insanın, hakkının tamamını veya bir kısmım bırakması
engellenemez.
Ahmed şöyle demiştir: «Eğer bu hususta birisi aracılık yapsa, günah işlemiş
olmaz. Çünkü Nebî aleyhisselam Câbir (r.a.)'in alacaklıları ile, alacaklarının
yansından vazgeçmeleri için konuşmuştur. Ka'b bin Malik ile de konuşmuş, o da
alacağının yansından vazgeçmiştir.»
imam Ahmed, Nesâî'nin ve başkalarının Ka'b bin Malik'den rivayet ettikleri; «Ka'b,
alacaklı olduğu İbn Ebî Hadred'den mes-cidde alacağını istedi. Sesleri yükseldi
ve bunu Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem evinde iken duydu. Odasının
perdesini aralayıp, başını uzatarak «Ey Ka'b!* diye seslendi. Ka'b; «Buyur ey
Allah'ın Rasûlü!» dedi. Nebî aleyhisselam «Alacağını bırak.» buyurdu ve eliyle
yansına işaret etti. Ka'b : «Öyle yaptım ey Allah'ın Rasûlü,» dedi. Nebi
aleyhisselam borçluya da «Kalk ve öde.» buyurdu.» hadisine işaret ediyor.
Eğer davalı, nakdi borcunu i'tiraf eder ve para üzerine sulh yaparsa, bu bazı
şartlar ile beraber «sarf» olarak değerlendirilir.
Eğer nakdi borcunu i'tiraf eder ve mal üzerine sulh yaparsa veya bunun aksi
olursa, bu da tüm hükümlerin geçerli olduğu bir «alış - veriş» olur.
Eğer nakdi veya mal olarak borcunu kabul eder ve evde oturma veya hizmet gibi
bir menfaat üzerine sulh yaparlarsa, bu da tüm hükümlerinin sabit olduğu bir «icâre»
olur.
Üzerine tartışılan şeye sulh tahakkuk ettiği zaman, davalının sulh bedelini iade
etmesi gerekir. Çünkü onu elindeki şeyi teslim için ona vermiştir.
Bedel tahakkuk ettiği zaman, davalı davacıya geri döner. Çünkü davalı bedeli
ancak ona teslim için bırakmıştır.
43.5.2. İnkardan Sonra Yapılan Sulh
Bu da, kişinin başkasında bir mal veya alacak ya da menfaat iddia etmesi ve
iddialının bunu reddetmesi, sonra da sulh yapmalarıdır.
43.5.3. Susmadan Sonra Yapılan Sulh
Bu ise, bir kişinin başkası aleyhine adı geçen şeyleri iddia etmesi, davalının
susması — ne inkar ne de ikrar etmesi — durumudur.
43.5.4. İnkar ve Susma Sonrası Yapılan Sulhun Hükmü
Alimlerin cumhuru, İnkar ve susmadan sonra yapılan sulhun caiz-olduğu
görüşündedirler.
İmam Şafi'i ve İbn Hazm şöyle demiştir: «Sulh ancak ikrar sonrasında
yapıldığında caizdir. Çünkü, sulh sabit bir hakkı gerektirir. İnkar ve susma
durumunda ise bu şart mevcut değildir.
«İnkar durumunda, hak ancak İnkar ile çatışan bir iddia ile sabit olmuştur. Hak,
zıtlıkla birlikte sabit olmaz.-
«Susma durumunda ise, susan kimse, delili işitinceye kadar hükmen «inkarcı»
sayıbr ve her birinin husumeti kaldırmak için mal vermeleri sahih değildir.
Çünkü husumet batıldır. Verilen mal da rüşvet sayılır. Rüşvet ise Allah
Teâlâ'nın: «Mallarınızı aranızda batıl yolla yemeyin. Kendiniz bilip dururken
insanların mallarından bir kısmını günah bir şekilde yemeniz için onları
hakimlere aktarma yapmayın.» (Bakara: 188) âyeti gereğince şer'an
yasaklanmıştır.»
Alimlerden bazıları orta yolu tutarak, bunu ne mutlak men-etmişler, ne de mutlak
cevaz vermişlerdir. Bunlar şöyle demiştir .- «İlk olarak şöyle denir:
*Eğer iddiacı, hasmı yanında kendi hakkı olduğunu biliyorsa, sulh. yapacakları
şeyi alması caizdir.
«Eğer hasmı bunu inkar ederse, iddiacının iddiası da batıl ise, iddiası ve buna
karşılık sulh olarak birşey alması ona haramdır.
«İddialı, kendinde onun hakkı olduğunu bilirken, bir mak-sad için inkar ederse,
sulh yaptıkları şeyi teslim etmesi vacib-tir. Eğer kendinde onun hakkı olmadığım
biliyorsa, malından bir kısmını, borç anlaşmazlığını ve onun eziyetini gidermek
için vermesi caizdir. Davalının ise onu alması haramdır."
Deliller şöyle toplanır: «(Borç) inkar edildikten sonra sulh yapmak sahih
değildir.» denemediği gibi «mutlak olarak sahihtir» de denemez. Aksine bu konu
tafsil edilir.
İnkar veya susma ardında sulha cevaz verenler şöyle demişlerdir : «iddiacının
hakkındaki hüküm, hakkına bir karşılık olmasıdır.
İddialı hakkında ise, kendisini husumetten kurtarması için yemin verir.
Bu konu şöyle tertib edilir: Sulh bedeli, bir mal olduğu zaman, alışveriş
manasına dahil olur ve alış - verişin tüm hükümleri geçerli olur.
Eğer bir menfaat ise, icare anlamına girer ve bunun hükümleri geçerli olur.
Üzerine sulh yapılan mala gelince, bu böyle değildir. Çünkü o, husumetin
kesilmesine karşılıktır, mala karşılık değildir. İddiacı sulh bedeline hak
kazanınca, iddialıdan dava konusu olan şeyi taleb eder. Çünkü da'vayı ancak
kendisine bedel teslim edilmesi sebebiyle bırakmıştır.
İddialının haklı olduğu ortaya çıkarsa, davacıdan dava konusu olan şeyi taleb
eder. Çünkü, davacı ona teslim edeceği için, bedeli vermektedir. Haklı olduğu
ortaya çıkar ve amacı gerçekleşmezse, davacıdan malı taleb eder.
43.5.5. Vadeli Borçda Bir Kısmı Peşin Verilerek Sulh Yapılması
Eğer vadeli borcun, bir kısmı peşin verilerek sulh yapılırsa, bu Hanbelîlere ve
İbn Hazm'a göre sahih değildir. İbn Hazm «Muhalla-da şöyle demiştir: «Veresiye
olan borçta, bir kısmının peşin ödenmesi şart koşularak yapılan sulh caiz
değildir. Çünkü bu şart Allah'ın kitabında yoktur ve batıldır. Fakat, şart ko-
oIan borcu11 V6 Nesai'den 'Bunda
İslami Okul Okulların En Önemlisi