Fikih - 74 Vakif - Fikhussunne
2. Çeşitleri Vakıf, bazan,...">VAKIF
Tanımı
Lügatte vakıf, «alıkoyma» manasınadır. Şeriat'te ise; aslın alı-konup,
kazancının (menfaatinin) Alİah yoluna harcanmasıdır.
44.2. Çeşitleri
Vakıf, bazan, yakın ve akrabalara daha sonra da fakirlere yapılır. Buna «aile
vakfı» denir.
Bazan da, öncelikle, hayır konularına yapılır. Bu vakfa da «vakf-ı hayriyye»
denir.
44.3. Meşruluğu
Allah vakfı meşru kılmış, ona teşvik etmiş ve kendisine yakınlaşma yollarından
biri yapmıştır. Cahiliyye ehli, vakfı tanımazlardı. Onu ilk defa Nebi
aleyhisselam ortaya çıkardı ve insanları ona çağırdı. Bununla, fakirlere iyiliği
ve muhtaçlara vermeyi hoş gösterdi.
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayete göre Allah Rasûlü sallalla-hu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: «Kişi öldüğü zaman, üç şey hariç ameli kesilir: ı. Sadaka-i
carîye. 2. Fayda veren ilim. 3. Ona dua eden salih evlad.» (Hadisi Ebû Dâvûd,
Müslim, Tirmizî ve Nesâi kaydetmiştir). Sadaka-i cariye ile kastedilen
«vakıf»tır.
Hadisin anlamı: Bu üç şey dışında, ölünün tüm amelleri kesilir. Çünkü bunlar
onun kazancıdır: Çocuğu, bıraktığı ilmi, sadaka-i cariyesi, bunların hepsi onun
çalışması sonucudur.
îbn Mâce'nin kaydettiğine göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: «Yaydığı ilim, bıraktığı salih
evlâd, miras bıraktığı mushafi, yaptığı mcscid, yolcular İçin bina ettiği han,
akıttığı su yolu, veya sıhhat ve hayatında malından çıkardığı sadaka mü'minin
ölümünden sonra da ameline ve iyiliklerine dahil edilir.» Bunlara ek olarak
diğer hasletler de va-rid olmuştur. Bunların tamamı on tanedir. Sûyûtî bunları
nazmı halinde şöyle sıralamıştır:
Ademoğlu öldüğü zaman on şey dışında ameli kesilir. Yaydığı ilim, evlâdının
duası, diktiği hurma, devamlı sadaka. Mirası olan mushafı, sınır nöbeti, kazdığı
kuyu, akıttığı nehir. Sığınsınlar diye yolcular için yaptığı han ve bina ettiği
zikir yeri olan mescid.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve seilem vakıfda bulunmuştur. Ashabı da
mescidler, toprak bahçeler ve atlar vakfetmiştir. Günümüze kadar insanlar
mallarını vakfetmeyi sürdürmüşlerdir.
İşte, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve seilem zamanında yapılan bazı vakıflar:
Enes (r.aJ'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi
ve seilem Medine'ye geldiği zaman, Mescid bina etmeyi emrederek, -Ey Naccar
oğullan bu bahçenizin değerini benden istiyor musunuz?» dedi. Onlar: -Vallahi
onun değerini istemeyiz. O ancak Allah Tealâ'ya aittir» dediler. Onu aldı ve
oraya mescid bina etti.» (Hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî kaydetmiştir).
Osman fr.a.) 'dan yapılan rivayete göre, o şöyle demiştir: -Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve seilem «Kim Revme kuyusunu bozarsa, cennet onundur»
buyurdu. Onu ben kazdım.» (Hadisi Buhari, Tirmizi ve Nesaî kaydetmiştir).
Beğavi'nin rivayeti şöyledir: Gifar oğullarından olan bir adamın Revne denilen
bir kaynağı vardı. Onun bir kova suyunu bir *müdd»e satardı. Nebi sallallahu
aleyhi ve seilem ona: «Kaynağı bana cennet karşılığı satar mısın?» dedi. Adam:
«Ey Allah'ın Rasûlü, benim ve ailemin ondan başka bir şeyi yok» dedi. Bu Osman'a
ulaşınca onu otuzbeş bin dirheme satın aldı. Sonra Nebi aleyhisselam'a gelerek
«Benim için de ona verdiğin var mı?» diye sordu. Nebi aleyhisselam «evet» dedi.
Osman: «Onu müslümanlann malı yaptım» dedi.
Sa'd bin Ubâde'den rivayete göre, o; «Ey Allah'ın Rasûlü! Anam öldü. Hangi
sadaka en faziletlidir?» diye sordu. Nebi aleyhisselam; «Su» dedi. O da bir kuyu
kazarak «Bu Ümmü Sa'd içindir» dedi.
Enes (r.a.) 'den rivayete göre; o şöyle demiştir: Ebû Taîha, Medine'de Ensar'ın
en zengini idi. En sevdiği malı da mescidin karşısında bulunan Beyrehâ' bostanı
idi. Allah Rasûlü saliaîla-hu aleyhi ve sellem ona girer ve pek hoş olan
suyundan içerdi. «Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre eremezsiniz.> (Âl-i
İmran : 92) âyeti nazil olunca. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve selîem'e
gidip: «Allah kitabında «Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre eremezsiniz»
buyuruyor. Mallarımın bana en sevimlisi Beyrehâ'dır. O Allah için sadakadır.
Onun birrini ve Allah katındaki sevabını umuyorum. Ey Allah'ın Rasûlü! Onu
dilediğin yere sarf et.» dedi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem «Ne hoş!
Bu kazançlı bir maldır. Bu kârlı bir maldır. Onun hakkında ne söylediğini
duydum. Onu akrabalarına taksim etmen görüşündeyim.» buyurdu. Ebu Talha da onu
akrabaları ve amcası oğullan arasında paylaştırdı. (Hadisi Buhari, Müslim ve
Tirmizi kaydetmiştir).
İbn Ömer'den rivayete göre, o şöyle söylemiştir: Ömer'e Hay-ber'den bir toprak
düştü. Nebi aleyhisselam'a gelip, o konuda danışarak «Ey Allah'ın Rasûlü!
Hayber'den bana, daha hoşu olmayan bir toprak düştü. Onun hakkında bana ne
emredersin?» dedi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ona: «Dilersen,
aslını vakfet ve onu tasadduk et.» buyurdu. Ömer de onu: «O satılmaz, hibe
edilmez, miras bırakılamaz. Fakirlere, akrabalara, kölelere, Allah yoluna,
yolculara, misafirlere sadakadır. Bekçisinin, marufla, yığmadan ondan yemesinde
ve yedirmesinde günah yoktur» diyerek tasadduk etti. (Hadisi Buhari ve Müslim
kaydetmiştir.)
Tirmizi şöyle demiştir: «Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı ve diğer
ilim ehline göre amel bu hadisteki gibidir, öncekiler (mütekaddimin) arasında
hiç kimsenin buna muhalefet ettiğini bilmiyoruz.» Bu, İslâm'daki ilk vakıftır.
Ahmed bin Han-bel ve Buhari'nin Ebû Hüreyre'den rivayetine göre, Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Kim bir atı inanarak ve mükâfatını
Allah'dan umarak Allah yolunda vakfederse, o atın yemi, tersi ve bevli kıyamet
günü mizanda iyilik olarak tartılır.»
Halid bin Velid'in hadisinde Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: «Halid ise zırhlarını ve silâhlarım Allah yolunda vakfetti.»
(Hadisi Buhari ve Müslim kaydetmiştir).
44.4. Vakfın Gerçekleşmesi
Vakıf iki işten biri ile sahih olur ve gerçekleşir:
1. Vakfa delalet eden fiil ile. Meselâ: Mescid bina edip orada namaz kılınmasına
izin vermek. Bunda hakimin iznine gerek yoktur.
2. Sözle: Bu, sarih ve kinaye olmak üzere ikiye ayrılır:
a) Sarih : Vakfedenin; «Vakfettim, hapsettim, sebil yaptım, ebedî kıldım.»
demesi gibi.
b) Kinaye: Vakfa niyet ederek «tasadduk ettim» demesi gibi.
Ölüme bağlı vakıf ise, «Atım veya evim ölümümden sonra vakıftır.» demesi gibi.
Ahmed bin Hanbel'in mezhebinin zahirine göre bu caizdir. Bunu Harakî ve
başkaları belirtmiştir. Çünkü bu tamamen bir vasiyettir. Bu durumda vasiyet
olduğu için ölümden sonraya bağlanması caizdir.
44.5. Gerekliliği
Vakfeden, vakfa delâlet eden bir iş yaptığında veya bir söz söylediğinde,
tasarrufu sahih olan tam ehliyet sahibi, âkil, ergin, hür ve ihtiyar sahibi
olması şartıyla vakıf lâzım (bağlayıcı) olur. Vakfın gerçekleşmesinde
vakfolunanın kabulüne gerek yoktur.
Vakıf gerekli olunca, satılması, hibe edilmesi ve onu ortadan kaldırıcı ve yok
edici tasarrufta bulunulması caiz değildir.
Vakfeden öldüğü zaman, miras olarak kalmaz. Çünkü bu vakfın gereğidir. Delili de
Nebi aleyhisselam'ın geçen İbn Ömer hadisindeki «Satılmaz, hibe edilmez, miras
bırakılmaz.» sözüdür.
Ebû Hanife vakfı satmanın caiz olduğu görüşündedir.
Ebû Yusuf ise, -Eğer Ebû Hanife'ye bu hadis ulaşsaydı, böyle söylemezdi.»
demiştir.
Şafi'i mezhebinde tercih edilen görüşe göre; vakfedenin miras malı arasındaki
mülk, Allah'a intikal eder. O artık, ne vakfedenin, ne de vakfedilenin malı
değildir.
44.6. Vakfı Sahih Olan ve Olmayan Şeyler
Malların menkul ve gayr-i menkul olanlarını, mushaflan, ki-tabları, silâhlan ve
hayvanları vakfetmek sahihtir. Yine böyle, satışı caiz olan ve aslı (aynı)
kalıp, ondan faydalanmanın caiz
olduğu herşeyi vakfetmek de sahihtir. Bunu ifade eden şeyler geçmişti. Onlardan
faydalanma sebebiyle telef olan Cortadan kalkan) para, yiyecek, içecek, gibi
şeyleri vakfetmek sahih değildir. Çabucak bozulan çiçek ve kokular da
vakfedüemez. Çünkü bunlar kısa zamanda telef olurlar. Rehine bırakılmış mal,
köpek, hınzır ve avlanması caiz olmayan diğer hayvanlar ile av-lanamayan yırtıcı
kuşlar gibi, satışı caiz olmayan şeyler vakfe-dilemezler. Vakıf ancak muayyen
birine veya iyilik yoluna olduğunda sahih olur. Vakıf, çocuğu, akrabası, muayyen
bir şahıs gibi malum birine veya mescid binası, kantarlar, fıkıh ve ilim
kitapları ve Kur'an gibi iyilik yoluna olmadıkça sahih olmaz. Vakıf herhangi bir
erkeğe veya kadına yapılması gibi muayyen olmayan birine ya da kiliselere
vakfetme gibi ma'siyyet üzerine olursa sahih olmaz.
44.7. Çocuğa Yapılan Vakfa, Çocuğun Çocuklan da Girer
Kim çocuklarına vakıfta bulunursa, buna neslinden olan çocuklarının çocuklan da
girer. Kızların çocuklan da böyledir.
Ebû Musa el-Eş'ari'den yapılan rivayete göre, Allah Rasû-lü sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: -Bir topluluğun kız kardeşinin oğlu onlardandır.»
(Hadisi, Buhari, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Tirmizî kaydetmiştir).
44.8. Zimmet Ehline Yapılan Vakıf
Zimmet ehline sadaka vermek caiz olduğu gibi, onlara (meselâ hıristiyanlara)
yapılan vakıf da caizdir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin
hanımı Safiyye binti Huyey, yahudi olan kardeşine vakıfta bulunmuştur.
44.9. Paylaştırılmamış Hissenin Vakfı
Paylaştırılmamış toprağın vakfı caizdir. Çünkü Ömer (r.a.) Hayber'de bulunan
paylaştırılmamış yüz hissesini vakfetti. -El-Bahr» kitabında, Hadi, Kasım,
Nasır, Şafi'i, Yusuf ve Malik'in bu görüşte olduğu nakledilir. Bazı alimler,
paylaştırılmamış toprağı vakfetmenin sahih olmadığı görüşündedir. Çünkü bunlar
vakıfta tayin şarta koşarlar. Bu Muhammed bin Hasan'm görüşüdür.
44.10. Kendi Kendine Yapılan Vakıf
Alimlerden bazıları, kişinin kendisine yaptığı vakfın sahih olduğu
görüşündedirler. Delil olarak da, Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem'in
«Yanımda bir dinanm var» diyen birine «Onu kendine tasadduk et» buyurmasını
gösterirler. (Hadisi Ebû Dâ-vûd ve Nesâî kaydetmiştir). Çünkü vakıfta amaç
Allah'a yakınlıktır. Kendi nefsine yapılan tasarrufta da Allah'a yakınlık
vardır. Bu Ebû Hanîfe, İbn Ebi Leylâ, Ebû Yusuf, (tercih edilen görüşünde) Ahmed,
Malikilerden Ibn Şaban, Şafi'ilerden İbn Süreye, ayrıca İbn Şibrime İbn Sabbâ'm
görüşüdür. Hatta bazıları sefihîiği sebebiyle, hacr olunan (malı koruma altma
alınan) kimsenin kendi nefsine, sonra da çocuklarına vakıfta bulunmasının caiz
olduğu görüşündedirler. Çünkü hacr, onun mallarını korumak için konmuştur. O
vakıfta bulunduğunda bu yolîa bu koruma gerçekleşir. Bazıları da bunu
yasaklarlar. Çünkü kendi nefsine vakıf, malı temliktir. Kişinin satış ve hibe
gibi kendisinden kendisine temlikte bulunması caiz olmaz. Delili Rasûlüllah
saîlallahu aleyhi ve sellem'in -Meyvasına yol ver.» (Yani başkasının ona malik
olmasına müsaade et.) buyruğudur. Şafi'iler, Maliküerin cumhuru, Hanbeliler,
Muhammed ve Nasır bu görüştedir.
44.11. Mutlak Vakıf
Vakfeden «Bu ev vakıftır» demek suretiyle, mutlak olarak vakıfta bulur ve vakfın
sarf yerini tayin etmezse bu Malik'e göre sahihtir. Şafi'ilerin tercih edilen
görüşüne göre, vakıf sarf yeri açıklanmadan yapılırsa, sahih olmaz. ,
44.12. Ölüm Hastalığında Yabancıya Yapılan Vakıf
ölüm hastalığına tutulmuş biri yabancıya vakıfta bulunursa, vasiyet gibi mirasın
üçte birinde olmasına dikkat edilir. Üçte birden fazla olmadıkça varislerin
rızasına bakılmaz. Üçte birden fazla olan vakıf ise, ancak varislerin izniyle
sahih olur.
44.13. Ölüm Hastalığında Bazı Varislere Yapılan Vakıf
ölüm hastalığında varislerden bir kısmına yapılan vakfa gelince; Şafi'i ve
kendisinden yapılan iki rivayetten birine göre Ahmed bin Hanbel; «Hastalık
anında varislerden birine yapılan vakıf caiz değildir.» görüşündedir.
Şafi'İden başkaları ve bir rivayetinde Ahmed bin Hanbel; -Hastalık halinde miras
malının üçte bir kadarını, mirasçılardan birine vakfetmek, yabancı birine
vakıfta olduğu gibi caizdir,», görüşündedir.
İmam Ahmed'e «Sen 'Varise vasiyet yoktur.' görüşünde değil misin?» diye soruldu.
Şöyle dedi: «Evet. Vakıf, vasiyet değildir. Çünkü satılmaz, hibe edilmez, miras
bırakılmaz. Onun gelirinden istifade eden mirasçı, ona malik olamaz.»
44.14. Zenginlere Yapılan Vakıf
Vakıf, Allah'a yakınlaştıran bir ibadettir. Vakfeden, «sadece zenginlere
verilmesi» gibi bir şart koşarsa, bu, ibadet olmaz.
Alimler bu şekildeki vakıf hakkında ihtilâf etmişlerdir. Bazıları bunu ma'siyet
olmaması sebebiyle caiz görmüşlerdir. Bazıları da bu şartın batıl olması
sebebiyle bunu menetmişlerdir. Çünkü bu, vakfedene, ne dünyada ne de ahirette
bir fayda vermeyen bir şeye yapılan tasarruftur.
İbn Teymiye de bunu tercih ederek şöyle demiştir: «Bu men-edilen harcama ve
dağıtma şekillerindendir. Çünkü Allah Süb-hanehû ve Teâlâ, «Sizden zenginlerin
arasında dolasan bir devlet olmasın diye...> (Haşr: 7) âyetiyle, malın zenginler
arasındaki bir devlet olmasını hoş görmemiştir. Kim vakıf veya mirasında,
zenginler arasında bir devlet olmasını şart koşarsa,, Allah'ın kitabma muhalif
olan bir şart koşmuş olur. Kim Allah'ın kitabına ayları şart koşarsa, yüz şart
bile olsa batıldır: «Allah'ın kitabı, daha haklı ve Allah'ın şartı daha
sağlamdır.»
«Yine bu babdan olarak : Vakfeden veya miras bırakan, Şe-riat'te vacib veya
müstehab sayılmayan amelleri şart koşarsa, bu şart Allah'ın kitabına aykırı,
batıl bir şart olur. Çünkü bu kişi insanlara vacip veya müstehap olmayan
faydasız bir şeyi gerekli kılması, sebebiyle sefeh sayılır ve tasarruftan
alıkonur.»
44.15. Amilin, Vakıf Malından Yemesi Caizdir
Vakfın mütevellisi, îbn Ömer'in geçen hadisindeki «Bekçisinin ondan marufla
yemesinde bir mahzur yoktur» bölümü sebebiyle, vakıf maundan yemesi caizdir.
Ma'ruf ile, adet olan miktar kastedilmektedir. Kurtubi şöyle demiştir: «Adet, —
vakıf eden; amilin ondan yemesini kötü görerek, yememesini şart koş-sa bile —
vakfın gelirinden amilin yemesi şeklindedir.»
44.16. Vakıftan Artan Fazlalık, Benzerine Sarfolunur
îbn Teymiye şöyle demiştir: «Vakıftan artan ve ihtiyaç duyulmayan fazlalık, aynı
amaçda olması gözetilerek sarf edilir. Meselâ mescide vakfedilen maldan, onun
tefrişatı yapıldıktan sonra artan kısım, başka bir mescide sarf edilir. Çünkü
vakfeden bir cinsi amaçlamıştır ve burada cins aynıdır. Eğer ilk mescidin harap
olması beklense, (bu süre zarfında), ondan kimse men-faatlenemeyecektir. Bu
fazlalık, başka bir mescide sarfedilir. Onun müştemilâtından olan bir şey
arttığında da böyledir. Bu fazlalık da, ona sarfedilemiyorsa, atıl bırakılamaz
ve ilk amacın cinsinde olan başka bir şeye harcanır. Bu vakfedenin amacına daha
uygun olan bir yoldur.»
44.17. Adak ve Vakfın, Daha Hayırlısı İle Değiştirilmesi
Yine İbn Teymiye şöyle demiştir: -Adak ve vakfedilen şeyin, daha hayırlısıyla
değiştirilmesine gelince; bu iki nev'i olur:
-Birincisi: Bir ihtiyaç sebebiyle değiştirme : Vakfın, atıl kalmaması, satılıp,
kazancı ile onun yerini alacak başkasının alınması gibi. Savaş için vakfedilmiş
olan bir atm, artık savaşta, kullanılma imkâm kalmadığında satılıp, kazancıyla
onun yerini tutacak başka bir atm alınması veya etrafı ıssız olan bir mescidin,
başka bir mekâna nakledilmesi veya satılıp geliriyle onun yerini tutacak
malzemenin alınması gibi. Vakfedenin amacı doğrultusunda vakfedilen şeyden
istifade mümkün olmadığı zaman, satılır ve geliri ile yerine geçecek başka bir
şey alınır. Arsa, ha-rab olup imarı mümkün olmayınca, satılır, kazancıyla yerine
başka bir şey alınır. Bunların tümü caizdir. Bu konuda aslolan, amacın
gerçekleşmediği zaman bedeli ile yerine başka bir şeyin ikame edilmesidir.
«İkincisi: Tercih edilen bir maslahat sebebiyle değiştirme:
Mesela kurbanlığın daha hayırlısı ile değiştirilmesi veya mescid bina
edildiğinde, (bu ihtiyaca yetmiyorsa) ilkinin satılıp ahalinin maslahatına daha
uygun olan başka bir mescitle değiştirilmesi gibi Ahmed bin Hanbel ve bazı
âlimlere göre bu caizdir. Ahmed bin Hanbel: «Ömer bin Hattab'm eski Küfe
mescidini başka bir yere nakletmesi ve ilk mescidin de geçenler için çarşı
yapılması» ile ihticac etmiştir. Bu, mescid arsasının görevinin
değiştirilmesidir.
«Binanın başka bina ile değiştirilmesi: Ömer ve Osman (r.a.) Nebi aleyhisselâm'm
mescidini ilk binasından başka şekilde bina edip ona ilâvede bulunmuştur. Mescid-i
Haram da böyledir. «Sahihayn- da sabittir ki, Nebi aleyhisselam Aişe'ye «Eğer
kavmin cahiliyeden yeni kurtulmuş olmasaydı, Kâ'beyi yıkıp, temeline kadar iner
ve ona halkın birinden girip diğerinden çıkacağı iki kapı yapardım.» demiştir.
Eğer ağır basan arızi haller olmasaydı, Nebi aleyhisseîam Kabe'nin binasını
değiştirecekti.
«Arsa'nın başka bir arsayla değiştirilmesi: Ahmet bin Hanbel ve başkalarına
göre, bu, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabına ittibaen caizdir.
Ömer (r.a.) bunu yapmış, hükmü yayıldığı halde bunu kimse münker görmemiştir.
«Gelir için yapılan vakıflar da, daha hayırlısı ile değiştirilebilir. Meselâ,
ev, dükkân, bostan ya da bir köy vakfediîdiğinde geliri az ise, vakıf için daha
faydalı olan başka bir şeyle değiştirilebilir. Ebû Sevr ve Mısır kadısı Ebû
Ubeyde bin Harbeviyye gibi bazı âlimler bunu caiz görmüş ve bununla
hükmetmişlerdir. Bu Ahmed bin Hanbeî'in mescid arsasının maslahat için başka bir
arsayla değiştirilebileceği görüşüne kıyas edilmiştir. Mescid, maslahat için
mescid olmayan birşeyle değiştirilip, mescidin arsasının çarşı olarak
kullanılması caiz olunca, gelir getiren şeyin daha iyi gelir getiren başka bir
şeyle değiştirilmesi daha evlâdır, caizdir. Bu, hediyelik kurbanın daha
hayırlısı ile değiş tirilmesi ve mescidin temeliyle birlikte nakledilip yerine
çarşı bina edilmesi nassma kıyas edilmiştir. Cirân bunu tercih etmiş ve böyle
yapmıştır. Onun ashabından bazıları, mescidin, kurbanlığın ve vakıf arazisinin
değiştirilmesini menetmişlerdir. Bu Şa-fi'i ve başkalarının da görüşüdür. Fakat
nasslar, eserler ve kıyas bunun maslahat için caiz olduğunu göstermektedir.
44.18. Varislere Zarar Vermenin Haramliğı
«Kişinin varislerine zarar verecek bir vakıf kurması Nebi aleyhisselâm'm;
«İslâm'da zarar verme ve zararla mukabele yoktur.» hadisi gereğince haramdır.
Eğer vakfederse, vakfı batıl olur. Ravdatu'n-Neddiyye'de şöyle denmektedir:
-Özetle: Allah'ın vaslı-nı emrettiği sıla-i rahimi kesmek ve Allah'ın feraizine
aykırılık amaçlanan vakıflar, aslen batıl olup, hiçbir zaman gerçekleşmezler.
Buna, kızlarını bırakıp, erkek evlâdlarma vakıfta bulunan kimse örnek
verilebilir. Bununla Allah'a yakınlık kastedilmemiş, aksine Allah'ın hükümlerine
ve kullarına Şeriat kıldığı kanunaaykırılık amaçlanmıştır. Bu, şeytani amaca
hizmet eden Tağûtî bir vakfolur. Bu senin aklında bulunsun. Zamanımızda böyle
şeyler çok yapılmaktadır. Malm zürriyetinde kalmasını ve onların mülklerinden
çıkmamasını isteyerek vakfa yönelen ve nesline vakıfta bulunan kimsenin vakfı da
böyledir. Bu Allah'ın hükmü olan; «Mülkün miras yoluyla intikali ve mirasçının
miras malında dilediği gibi tasarrufu» prensibine aykırıdır. Zengin veya fakir
mirasçıların işi, bu vakıfçıya kalmamıştır. Aksine onların işi Allah'a aittir.
Akrabaya yapılan bu tür vakıflarda nadiren Allh'a yakınlık kastı bulunur. Bilir
kişiye düşen, bunu gerektiren sebebleri derinlemesine incelemektir.
«Neslinden sahih olanlara veya ilimle meşgul olma yolunu tutanlara vakıfta
bulunanlar da pek nadirdir. Bu tür vakıflar, genellikle halis niyetle ve Allah'a
yakınlık amacıyla gerçekleşir. Ameller niyetlere göredir. Fakat işi, Allah'ın
kullar arasındaki hükmüne havale etmek ve onlar hakkında buna (miras
hükümlerine) razı olmak daha evlâ ve daha doğru olandır.»
İslami Okul Okulların En Önemlisi