Fikih - 75 Hibe - Fikhussunne
1. HİBE Tanımı Kur'ân-ı Kerim'de Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: 'Zeke-riyya şöyle dedi: Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy hibe et....">HİBE VE ÇEŞİTLERİ
45.1. HİBE
Tanımı
Kur'ân-ı Kerim'de Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: 'Zeke-riyya şöyle dedi: Ya
Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy hibe et. Doğrusu Sen duayı işitirsin.»
(Al-i İmrân: 38)
Hibe; «rüzgârın esmesinden» alınmış olup başkasına karşılıksız verme ve iyilik
etme» manasında kullanılır. Verilen şey mal olsun, başka bir şey olsun,
değişmez.
Şeriat'te ise, kişinin hayatta iken başkasına karşılıksız olarak mal temlik
akdidir. Kişi başkasına faydalanması için bir mal verir ve bu mah ona temlik
etmezse buna «i'âre» denir.
İçki veya meyte gibi mal olmayan bir şey hediye edildiği zaman bu mal ne hediye
sayılır, ne de bu verme hediye etme kabul edilir. Hayatmda temlik etmeyip,
ölümünden sonraya bağlayarak bir temlikde bulunursa, bu da «vasiyet» olur.
Karşılık ile olursa, «satış- olur ve bunda alış - veriş hükümleri işler. Yani
sırf akdin tamamlanması ile ona malik olur ve hibe eden hibe edilenin izni
olmaksızın o malda tasarrufta bulunamaz. Bu malda muhayyerlik ve şuf a hakları
sabit olur. Bedelin ma'Ium olması şarttır. Eğer bedel ma'lum değilse hibe batıl
olur.
«Mutlak hibe»; ister eşit, ister daha az veya çok olarak bir karşılık
gerektirmez. Bu en özel manası ile hibedir. Genel manada hibe ise aşağıdaki
şekillerde olur:
1. İbra: Borçluya borcun hibesidir.
2. Sadaka -. Ahiret sevabı amaçlanarak yapılan hibedir.
3. Hediye i Hibe edenin, hibe ettiği kimseden karşılık ödemesini beklememesi
durumunda olur. .
45.1.2. Meşruluğu
Allah hibeyi, kalbleri birleştirdiği ve insanlar arasındaki sevgi, bağlarını
kuvvetlendirdiği için meşru kılmıştır.
Ebû Hüreyre (r.a.) 'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallalla-hu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Hediyeleşin ki, sevi-şesiniz.» (Hadisi Buharı -Edebu'l-Müfred->de
ve Beyhakı kaydetmiş, Hafız el-Askalanî «İsnadı hasen'dir» demiştir.)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hediye kabul eder ve mukabelede bulunurdu. Onu
kabule çağırır ve hediyeleşmeyi teşvik ederdi.
Ahmed bin Hanbel'in Haîid bin Adiy'den rivayetine göre Nebi sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: -Kime kardeşinden, bakmadığı ve istemediği halde bir
iyilik gelirse ona kabul etsin, reddetmesin. O ancak Allah'ın kendisine
gönderdiği bir nzıktır.»
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem hediyeyi kabule teşvik etmiştir. Alimlere
göre, düşük değerli birşey dahi olsa şer'î engel bulunmadığı halde hediyeyi
reddetmek mekruhtur.
Enes (r.a.)'den rivayete göre Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: «Eğer bana bir paça bile hediye edilse, onu kabul ederim. Eğer ona
da'vet edilsem, icabet ederim.» (Hadisi Ahmed bin Hanbeî ve Tirmizî kaydetmiş,
Tirmizî 'Sahih' demiştir.)
Âişe (r.a.) 'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: -Ey Allah'ın Rasûlü. Benim iki
komşum var. Onların hangisine hediye vereyim?» diye sordum. «Kapısı sana daha
yakın olan komşuna.» buyurdu.
Ebû Hüreyre (r.a.)'den yapılan rivayete göre, Nebi sallat-lahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Hediyeleşin. Çünkü hediye kalblerdeki kini giderir ve
iyileştirir. Komşu, komşusu kendisine bir koyun paçasından hediye etse bile onu
hakir görmesin.»
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem kâfirlerin hediyesini kabul etmiştir.
Kisrâ'nın hediyesini, Kayser'in hediyesini ve Mukavkıs'ın hediyesini kabul
etmiştir. Yine kafirlere hediye ve hibelerde bulunmuştur.
Ahmed bin Hanbel, Ebû Dâvud ve Tirmizi'nin rivayetine göre; lyâd, Nebi
aleyhisselam'a hediye verdi. Nebi aleyhisselam ona: «İslâm'a girdin mi?» diye
sordu. «Hayır» dedi. Nebi aleyhisselam : «Ben müşriklerin ihsanından menedildim.»
buyurdu. (Bu konuda Hattabi şöyle demiştir: -Bu hadis mensuha benziyor. Çünkü
Nebi aleyhisselam'ın birçok müşrikten hediye kabul ettiği sabit olmuştur.»)
Şevkânî: «Buhari 'Sahih'inde putperestin hediyesinin kabulünün caiz olduğunu
istinbat ettiği hadisler kaydetmiş, bunları hibe ve hediyye kitabmda
«Müşriklerden Hediye Kabulü» babında zikretmiştir.» demiştir.
Hafız «el-Fetih»de şöyle demiştir:
«Bu hadis, kitab ehli'nin değil putperestin hediyesinin reddedileceğini söyleyen
kimse lehinedir. Çünkü bu hadiste hediye verdiği söylenen kişi putperesttir.»
45.1.3. Rükûnlan
Hibe, karşılıksız mâlik kılmayı ifade eden sîgaîar ile söylenen icab ve kabul
ile sahih olur. îcab, hibe edenin -sana hibe ettim», «hediye ettim», -verdim»
vs. demesi ile, kabul ise, diğerinin «kabul ettim» demesi ile gerçekleşir.
Mâlik ve Şafi'î hibe'de «kabul»e önem vermişlerdir.
Hanefîlerden bazıları ise icabın yeterli olduğu görüşündedirler. Sahih olan da
budur.
Hanbelîler ise şöyle demiştir: «Hibe, ona delâlet edecek şekilde bir şeyi alıp
verme iîe sahih olur. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hediye vermiş, hediye
almış, sahabe de böyle yapmışlardır. Bunlardan hiçbirinin İcab ve kabulü şart
koştukları nakle-dilmemiştir.»
45.1.4. Şartlan
Hibede; hibe eden, kendisine hibe edilen ve hibe edilen eşya bulunur. Bunların
herbiri için aşağıdaki şartlar vardır:
45.1.4.1. Hibe Edenin Şartlan
Hibe edende aşağıdaki şartlar bulunmalıdır:
1. Hibe ettiği şeye mâlik olmalıdır.
2. Herhangi bir şey sebebiyle, hacr altında olunmamahdır.
3. Baliğ olmalıdır. Çünkü çocuğun ehliyeti noksandır.
4. ihtiyarıyla olmalıdır. Çünkü hibe, sahih olması için rızanın şart olduğu bir
akiddir.
45.1.4.2. Hibe Edilen Kimsenin Şartlan
Kendisine hibe yapılan kimsede şu şartlar bulunmalıdır: 1. Hibe vaktinde,
gerçekten bulunmalıdır. Aslen meycud olmaz veya cenin olarak bulunursa, hibe
sahih olmaz.
Hibe edilen kimse, hibe esnasında bulunur fakat çocuk veya mecnun olursa, hibeyi
onun yerine velisi, vasisi veya —yabancı bile olsa — terbiyesini üzerine alan
kimse alır.
45.1.4.3. Hibe Edilen Şeyhi Şartlan
Hibe edilen şeyde şu şartlar bulunmalıdır:
1. Gerçekten mevcut olmalıdır.
2. Malın, mütekavvim (kullanılması mubah) olması gerekir.
3. Aslına malik olunması, gerekir. Yani hibe edilen şeyin, mülkiyetin varid
olduğu, el değiştirme ve mülkiyet intikalinin mümkün olduğu şeylerden olması
gerekir. Nehirdeki suyun, denizdeki balığın, havadaki kuşun veya mescid ve
zaviyelerin hibesi sahih değildir.
4. Ekin, yazı, bina gibi, hibe edenin mülküne bağlı olmaması gerekir. Aksine,
hibe edenin mülkünden ayrılabilmesi ve hibe edilen kimsenin mâlik olması için
teslim edilebilmesi gerekir.
5. Karışık değil, ayrılmış hisse olmalıdır. Çünkü hibede ds Crehin gibi)
hisseler ayrılmamış ise kabz (teslim alma) sahih olmaz.
İmâm Mâlik, Şafi'î, Ahmed bin Hanbel ve Ebû Sevr, bu şartın gerekmediği
görüşünde olup; «Paylaştırılmamış karışık hissenin hibesi sahihtir.»
demişlerdir.
Mâlikîlere göre; kaçak deve, olgunlaşmamış meyve ve gasb-edilmiş eşya gibi
satılması sahih olmayan şeylerin hibesi caizdir.
45.1.5. Ölüm Hastalığına Tutulmuş Hastanın Hibesi
Kişi ölüm hastalığında bulunur da, başkasına birşey hibe ederse, hibesi vasiyet
hükmünü alır. Varislerinden birine hibede bulunur sonra ölürse ve diğer varisler
onun ölüm hastalığında iken hibe ettiğini, kendisine hibe edilen İse, onun
sıhhatli
iken hibede bulunduğunu iddia ederlerse, hibe edilen kimsenin, sözünü isbat
etmesi gerekir. Eğer bunu yapmazsa, hibe, ölüm hastalığında yapılmış sayılır ve
buna göre hüküm verilir. Yani varisleri izin vermedikçe, bu hibe geçerli
sayılmaz.
Eğer ölüm hastahğmda iken, hibede bulunur sonra da sıhhate kavuşur ise, hibe
sahih olur.
45.1.6. Hibenin Elde Edilmesi
Hibe edilen kişinin, sırf akid ile hibeye hak kazandığını ve aslen kabzının şart
olmadığını ileri süren alimler vardır. Çünkü akidde aslolan alış - verişte
olduğu gibi kabzın şart koşulmadan sahih olmasıdır. Ahmed bin Hanbel, Mâlik, Ebû
Sevr ve Zahiriler bu görüştedirler: «Hibe eden veya hibe edilen kimse, teslimden
önce ölürse hibe batıl olmaz.» kaidesi buna dayanır. Çünkü hibe sırf akid
sebebiyle, hibe edilen kimseyi o mala sahip kılar.
Ebû Hanîfe, Şafi'i ve Ebü Sevr ise, «.Teslim almanın, hibenin sıhhat
şartlarından olduğunu, teslim alma gerçekleşmedikçe hibe edenin ilzam
edilemeyeceğini» söylemişlerdir. Bunlara göre; teslimden önce, hibe eden veya
kendisine hibe yapılan kimse ölürse, hibe batıl olur.
45.1.7. Bütün Malın Hibe Edilmesi
Alimlerin cumhuru, kişinin bütün mallarını başkasına hibe edebileceği
görüşündedirler. Muhammed bin Hasan ve bazı Hanefi muhakkikler; «Hayır yoluna
bile olsa, bütün malın hibesi sahih değildir.» demişlerdir. Bunlar böyle yapanın
«sefeh» sayılıp, kendisine hacr konması gerektiği görüşündedirler.
Ravdatu'n-Neddiye yazarı bu önermeyi tahkik ederek şöyle demiştir:
-Yoksulluğa karşı sabırlı olan kimsenin, malının çoğunu veya tamamını tasadduk
etmesinde bir mahzur yoktur. Muhtaç olduğu zaman halka el açacak olan kimsenin,
malının çoğunu veya tamamını tasadduk etmesi helâl değildir. Üçte birden
fazlanın meşru olmadığına delâlet eden hadisler ile, üçte birden fazla olan
tasaddukun meşru olduğuna delâlet eden delillerin arası böylece bulunmuş olur.»
45.1.8. Hediyeye Mukabelede Bulunmak
Daha değersiz birşeyle dahi olsa, hediyeye mukabelede bulunmak müstehabdır.
Delili, Ahmed bin Hanbel, Buharı, Ebû Dâvûd ve Tirmizi'nin Aişe (r.a.)'dan
rivayet ettikleri şu hadistir: O şöyle demiştir: -Allah Rasûlü sallallahu aleyhi
ve sellem hediyeyi kabul eder ve ona mukabelede bulunurdum
İbn Ebî Şeybe'nin lafzı şöyledir: «Ondan daha hayırlı olanı ile mukabelede
bulunurdu.»
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kimsenin mihneti altında kalmamak ve misliyle
güzel bir mukabelede bulunmak için böyle yapardı.
Hattabî şöyle demiştir:
Alimlerden bazıları, hediye karşısında insanları üç tabakaya ayırmışlardır:
1. Kişinin hizmetçisi ve benzerlerine ikram ve iltifat ederek hibede bulunması.
Bunların karşılık vermesi gerekmez.
2. Küçüğün büyüğe menfaat talebi ile hibede bulunması. Buna mukabelede bulunmak
vacibdir.
3. Dengin, denge hibesi. Bunda genelde sevilme ve yaklaşma manası vardır -Buna
da karşılık vermek gerekir- denilmiştir. Hibe edilirken, karşılık verilmesi,
şart koşulursa, bu gerekli (vacib) olur.»
45.1.9. Çocuklardan Bazıları İhsan ve İyilikte Tercih Etmenin Haramlığı
Herhangi bir kimsenin, ihsanda çocuklarından bazılarını diğerlerine üstün
tutması, düşmanlık doğurduğu ve Allah'ın vas-knı emrettiği sila-ı rahimi kestiği
için helâl değildir. îmam Ahmed, îshak, Ebû Sevr Tâvûs ve bazı Mâlikiler bu
görüşe sahip olarak şöyle demişlerdir: «Çocuklar arasında ayrılık yapmak
batıldır ve günahtır. Böyle yapanın, bunu terketmesi gerekir.»
Buharı bunu açıkça belirtmiştir. Buna Ibn Abbas'ın naklettiği şu hadis delil
gösterilmiştir: Nebi aleyhisselâm şöyle buyurdu : «Evlâdlarımzı ihsanda eşit
tutunuz. Eğer birini üstün tu-tacaksan, kızını üstün tut.»
Nu'mân bin Beşir'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Babam bana malının bir
kısmını hibe etti. İsmail bin Salim, bir topluluk arasında: «Onu oğluma hibe
ettim» dedi. Annem Amre
binti Revâha ona: «Allah Rasûlüne git ve onu şahit yap» dedi. O da Nebi
aleyhisselâm1 a gidip, bunu ona anlattı, ve «Oğlum Numan'a hibede bulundum. Amre,
bu hususta senin bana şahid olmanı istedi.- dedi. Nebi sallallahu aleyhi ve
sellem «Ondan başka çocuğun var mı?» diye sordu. Babam; «evet,» dedi. Nebi
aleyhisselâm; «Hepsine Nu'man'a verdiğini verdin mi?» diye sorunca, babam
«Hayır,» dedi. Nebi aleyhisselâm : «.Bu hususta benden başkasını şahit tut,»
buyurdu. Hadisi nakledenlerden bazıları, «Bu zulümdür,» bazıları da «Bu, mah
diğer varislerden kaçırmadır.» buyruğunu söylerler. Muğîre hadisinde : «İyilik
ve ihsanda sonu eşit davranmaları seni sevindirmez mi?» buyurdu. Mücahid
hadisinde «Senin onların üzerinde, sana iyi davranmaları hakkın onların da senin
üzerinde, aralarında adaletli davranman haklan vardır.» buyurdu.
Ibn Kayyim şöyle demiştir: Bu hadis, Allah'ın kitabmda emrettiği, yerlerin ve
göklerin onunla kaim olduğu Şeriat'ın sabit kıldığı adaletin
açıklamalarındandır. Bu, yeryüzündeki tüm kıyas şekillerinden daha çok Kur'ân'a
uygundur. O, ahkâmın gayesine delâlet eden bir muhkemdir. O, «Kişi mauna,
çocuğundan ve diğer tüm insanlardan daha lâyıktır.» hadisindeki mü-teşabihi
ortadan kaldırır.
•Mala daha layık olma», onda dilediği gibi tasarrufun caiz olmasını gerektirir.
Yakınlara verme, onun müteşabih hükmüne kıyas edilebilir. Fakat, zaruri olarak
bilinir ki, bu hadis, genel olması sebebiyle müteşabihtir. Kıyas, beyanın son
noktasına ulaşmış olan, bu açık hükmün yerini alamaz. (Yani, açık olan
varislerden kimini diğerine üstün tutmanın hoş görülmediği hakkında hadis
varken, umumi manadaki «Kişi malına en layık olandır.» hadisine kıyas edilerek,
çocuklardan kimini kimine üstün tutma caiz görülemez.)
Hanefîler, Şafi'i, Mâlik, ve alimlerin cumhuru çocuklara eşit muamelenin
müstehab, aralarında tercih yapmanın ise, mekruh olduğu görüşündedirler. Bu
fiil, böyle hükme bağlanmıştır. Bunlar Nu'man'ın hadisine — Hâfız'ın «Feth»de
belirttiği gibi — hepsi de merdud olan on cevap verirler. Şevkanî bunları «Neylül-Evtar»da
kaydetmiştir. Biz faydalı bir kaç ilâve ile onları kaydediyoruz :
Birinci cevap: Babası, Nu'man'a malının tamamını hibe etmişti. (Bunu îbn
Abdilberr nakleder.)
Babamızın hadisinde olduğu gibi, hadisin yollan araştırıldığında, — Müslim'in
lâfzında olduğu gibi— hibe edilenin, malının bir kısmı olduğu ortaya çıkar.
Nu'man şöyle demiştir: «Babam bana malının bir kısmını tasadduk etti.»
İkinci cevap: Anılan hibeyi iade istenmemiştir. Beşir bu konuda Nebi
aleyhisselam ile danışmaya gitmiş, o böyle yapmamasını işaret etmiş, Beşir de
bunu terketmiştir. (Bunu Taberi nakleder.)
Buna; «Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in Beşir'e hibeden, «dönmesini"
emretmesi, onun iptalini istediğini gösterir. Amre'-jöin «Nebi aleyhisselam'ı
şahid tutmadıkça razı olmam- demesi de böyledir.» diye cevab verilir.
Üçüncü cevap: Nu'mân büyük idi ve hibe edilen malı kab-zetmedi. Bu yüzden
babasının hibeden dönmesi caizdir. (Bunu Tahavi söylemiştir.)
Hafız ise şöyle demiştir: Bu, hadisin çeşitli tariklerinde ifade edilen manaya
aykırıdır, özellikle de «dön» kavline... Çünkü bu kabzın daha önce vaki olduğunu
gösterir. Rivayetlerin desteklediğine göre, Nu'mân küçük idi ve babası onun
küçüklüğü sebebiyle malı onun adına kabzetmişti. Nebi sallallahu aleyhi ve
sellem O'na, söz konusu olan hibeyi, kabz hükmü gerçekleştikten sonra, iade
etmesini emretmiştir.
Dördüncü cevap: -O'na geri dön.» sözü hibenin sahih olduğuna delildir. Çünkü
eğer hibe sahih olmasaydı, «rücü da sahih olmazdı. Nebi aleyhisselam ona
dönmesini emretmiştir. Çünkü babanın çocuğuna hibe ettiği şeyi geri alma hakkı,
—faziletli olan bunun aksi olsa bile — vardır. Fakat çocuklar arasında eşit
muamele, buna tercih edilir. Bu yüzden Nebi sallallahu aleyhi ve sellem de bunu
emretmiştir.»
Askalâni «el-Fetih» de şöyle demiştir: «Bununla delil getirme tartışmalıdır.
«Dön» kavlinin manası, anılan hibenin gerçekleşmediğini ortaya çıkarır. Bundan
hibenin daha önce sahih olduğu hükmünü çıkarmak şart değildir.»
Beşinci cevap: «Buna benden başkasını şahid tut.» sözü buna şahid tutmaya
izindir. Bundan sakınması onun imam olmasındandır. Sanki Nebi aleyhisselam: «Ben
İmamım; imamın işi şahid olmak olmadığı için buna şahidlik etmem. İmamın işi
hüküm vermektir.» demektedir. (Bu görüşü de Tahavi nakletmiş ve tbn Kassâr bunu
beğenmiştir.)
İmam olmanın, şahadeti istendiğinde — şehadet onun işi olmadığından — imtina
etmek, onu yerine getirmemek gibi bir gereği yoktur. Anılan izinle, — hadisin
diğer lâfızlarının delâlet ettiği gibi — kınama amaçlanmıştır. Hafız «Bu konuyu
cumhur böyle açıklamıştır.» der. İbn Hibbân ise şöyle demiştir: «Şahid yap,«
sözü emir sığasında olup, bununla cevazın nefyi kastedilmiştir. Bu, Âişe
(r.a.)'ye söylediği: «Onlara velâyı şart koş.» emri gibidir. Bu yüzden Nebi
aleyhisselam'ın onu zulüm olarak isimlendirmesi te'yid edilmiş olur. Bu konu,
babımızda bulunan hadisin bu rivayetinde de böyledir. (D
Altmcı cevap: «Aralarında eşit davranmadm mı?» hadisine tutunarak emrin
müstehablığma ve tenzihen nehyine delâlet ettiğini söylemişlerdir.
Hafız şöyle demiştir; Bu lâfza ilâve olarak gelen lâfızlar, özellikle de;
-Aralarında eşit davran» lâfzı olmasaydı, bu güzel bir yorum olurdu.
Yedinci cevap : Nu'mân hadisinde «Evlâdlannız arasında birbirine yakm muamele
edin.» lâfzı mahfuzdur. Yoksa «Eşit davranın.» değil, demişlerdir.
Bunlara; «Siz eşitliğin gerekmediğini söylediğiniz gibi, yakın davranmayı da
vacip saymıyorsunuz?» diye karşılık verilir.
Dokuzuncu cevap: Ebu Bekr (r.a.), Aişe (r.a.)'ya bir hibede bulunmuş. Nebi
aleyhisselam da O'na «Keşke onu biriktirsey-din» buyurmuştur.
Yine Tahavî'nin rivayetine göre, Ömer (r.a.), oğlu Asım'a diğer oğullarından ayn
olarak hibede bulunmuştur. Eğer evlâtlar arasında tercih caiz olmasaydı, bunu
iki halife yapmazlardı.»
«El-Fetih»de Hafız şöyle demiştir: «Urve, Aişe kıssası hakkında, kardeşleriinn
buna razı olduğunu da nakletmiştir. Asım kıssası hakkında da böyle cevap
verilir.»
Ayrıca özellikle merfu' bir hadise muarız olduğundan onların fiili hüccet
olamaz.
Onuncu cevap : Kişinin malını evlâdından başka birine verebileceğine dair icma
vaki olmuştur. Eğer kişinin malını başkasına temlik ederek, ondan bütün
oğullarını mahrum etmesi caiz
(1) Daha önce geçen Num&n bin Beşir hadisi.
olursa, malını evlâdlanndan bir kısmına temlik eedrek, diğerlerini ayrı tutması
da caiz olur. (Bunu da İbn Abdilberr söylemiştir) .
Hafız ise şöyle demiştir: Bunun zaafı ortadadır. Çünkü «Nass varken kıyasa
gidilmez.»
Eşitliği vacip sayanlar, bunun nasıl sağlanacağında ihtilâf etmişlerdir.
Muhammed bin Hasan, Ahmed, îshak, Şafi'ilerin bazıları ve Malikiler: «Adalet,
mirasta olduğu gibi erkeğe iki pay verilmesi ile sağlanır.» demişlerdir. Doğru
olan, eşitliğin, vacip. tefadülün ise haram olduğudur.
Diğerleri ise; «Erkek iîe dişi arasında bir fark yoktur. Emrin zahiri eşit
davranmadır- demişlerdir.
45.1.10. Hibeden Dönmek
Alimlerin cumhuru, kardeşler veya karı koca arasında bile olsa, hibeden dönmenin
haram olduğu görüşündedir. Babanın oğula hibesi bunun dışındadır. Babanın
hibeden dönme hakkı vardır. Delili de Ebû Dâvûd, Tirmizi, Nesaî ve îbn Mâce'nin
İbn Abbas ve İbn Ömer'den naklettiği, şu hadistir: Nebi aleyhisse-lam şöyle
buyurmuştur: «Babanın çocuğuna verdiğine dönmesi dışında, kişinin bir hibede
veya bir ihsanda bulunup, sonra ondan dönmesi helâl değildir. Hibede bulunan
sonra da dönen kimse, kusup sonra onu yiyen köpek gibidir.» (Tirmizi 'Hasen-Sahih'
demiştir). Bu konudaki rivayetler tahrime delâlet derecesine ulaşmıştır.
İbn Abbas'tan yapılan rivayetlerin birinde, şöyle denmiştir: -Biz kusmuğuna
dönen köpek gibi hibesinden dönen kimsenin günahına sahip değiliz.»
Bir karşılık: için hibe edildiğinde, kendisine hibe edilen kimse karşılığı
yerine getirmez ise hibeden dönmek caizdir.
Salim'in babasından rivayetine göre Allah Rasûlü sallalla-hu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Kim bir hibede bulunursa, karşılığı ödenmedikçe kendisi ona
daha lâyıktır-.
İbn Kayyim «İ'lâmu'l-Muvakkî'in'de bunu tercih ederek şöyle demiştir: «Hibe
eden, bir karşılık için olmayıp, sırf teberru olarak hibede bulunursa,
hibesinden dönmesi helâl değildir. Bir bedel karşılığında hibede bulunan
kimsenin ise dönme hakkı vardır. Hibe edilen karşılığı yerine getirmeyince, hibe
eden hibesine geri dönebilir. Allah Rasûlü aleyhisselam'ın bütün sünnetiy-le
amel edilir. Bir kısmı diğerine tercih edilip, atılmaz.»
45.1.11. Geri Çevrilemeyen Hibe ve Hediye
îbn Ömer'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: «Üç şey geri çevrilmez. Yastık, koku ve süt.- (Hadisi Tirmizi
kaydetmiş ve «bu hadis garibdir»
demiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.) 'dan rivayete göre Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Kim koku sunulursa, onu reddetmesin. Çünkü en hafif yük hoş
kokudur.» (Hadisi Müslim kaydetmiştir).
Enes'den rivayete göre: Nebi sallaîlahu aleyhi ve sellem ko-kuyu geri
çevirmezdi.
45.1.12. Hediye Edeni Övmek ve Ona Duada Bulunmak
Ebû Hüreyre'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: «İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.» (Hadisi Ahmed
bin Hanbel ve Tirmizi «sahih senedle» kaydetmiştir.)
Câbir (r.a.)'den rivayete göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : «Bir hediye
verilen kimse, eğer birşey bulabilirse karşılıkta bulunsun. Yok eğer birşey
bulamazsa, hediye edeni övsün. Çünkü kim sena etmişse, şükür etmiş olur. Kim
etmemişse, küfretmiştir. Kim de hediye verilmediği halde övgüde bulunursa,
yalancı elbisesi giyen (mürâîl gibidir.» (Hadisi Ebû Da-vud ve Tirmizi
kaydetmiştir).
Üsâme bin Zeyd'den rivayete göre, Allah Rasûlü aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
«Kim bir hediye sunulursa, verene «ce-zâkellâhu hayran» desin. Böylece övgüde
son noktaya ulaşmış olur.- (Hadisi Tirmizî iyi bir isnad ile kaydetmiştir.)
Enes £r.a.)'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü aleyhisselam.
Medine'ye gelince muhacirler O'na gelerek; «Ey Allah'ın Rasûlü! Aralarına
konakladığın kavimden daha çok, bol maldan bol bol saçan ve az maldan da en iyi
şekilde orta yollu veren bir kavim görmedik. Geçim derdimizi giderdiler ve
mutluluklarına bizi ortak ettiler. Hatta biz, bütün sevabı götüreceklerinden
korktuk.» dediler. Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu: «Hayır, onlara dua ettiğiniz
ve kendilerine senada bulunduğunuz sürece bu olmaz.» (Sizin de sevapda payınız
olur.)» (Hadisi Tirmizî «Sahih bir isnad»la kaydetmiştir.)
45.2. UMRÂ
'Umrâ, hibe şekillerinden biridir. Bir kimsenin bir şeyi başkasına ömür boyu
hibe etmesidir. Yani hibe olunan öldüğü zaman hibe edilen şey edene geri döner.
Umrâ: «Bu şeyi, bu evi... sana umrâ ettim.» (Yani bunu ömrün boyunca, senin
saydım) gibi lâfızlarla yapılır. Hibe edene «Mu'mir,» edilene de «mu'mer» denir.
Nebî aleyhisselam umrâ yapılan kişinin ölümünden sonra geri alma fikrini batıl
saymış ve umrâ hakkında umrâ yapılan yaşadığı müddetçe o mala daimi sahip
olacağım öldükten sonra da mirasçı varsa mallarının miras bıraktığı kimselere
kalacağını hükmetmiştir. Eğer mirasçısı yoksa, veresesi beytüimalin olur. Ondan
hiç birşey umrâ yapana asla iade edilmez.
Urve (r.a.) 'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : «Umrâ
yapılan şey, umrâ yapılan kişinin ve ardında bıraktıklarımndır. O öldükten sonra
geride kalan mirasçılarına miras kahr.>
Ebü Hüreyre tr.a.) 'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Umrâ
bağıştır.» (Hadisi Buharı, Müslim, Ebu Davud, ve Nesei kaydetmiştir.)
Ebû Seleme'nin Câbir'den rivayetine göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu : «Umra,
hibe edilen kimsenindir.» (Hadisi Buharı, Müslim, Ebû Davud, Nesâî
kaydetmiştir.)
Yine O'ndan rivayete göre, Allah Rasûlü aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kime
umrâ yapılırsa, umrâ onun ve arduida-kHerinindir. Çünkü veren verdiğine dönmez.
Çünkü mal verilmiş ve onda miras işlemiştir.» (Hadisi Müslim, Ebû Davud, Ne-sâi,
Tirmizi ve İbn Mâce kaydetmiştir.)
Ebû Davud'un Tarık el-Mekki'den rivayetine göre, Câbir bin Abdullah şöyle
demiştir: Nebi aleyhisseîam, oğlunun, kendisine bir hurma bahçesi verdiği ölen
ensarh bir kadın hakkında hükmetti. Oğlu: -Onu ancak hayatı şartıyla vermiştim,»
dedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem : «O hayatında da Ölümünde de onundur»
buyurdu. Adam -Ben onu ona tasadduk ettim» dedi. Nebî aleyhisselam, «Bu sana
daha uzaktır» buyurdu.
Hanefiler, Şafi'i ve Ahmed bin Hanbel bu görüştedir. Mâliki şöyle demiştir: Umrâ
menfaatin hibesidir. Mülkün değil. Umrâ edilen şey, umrâ yapılanın ömrü boyunca
onundur, miras kal-
106
maz, eğer ona ve çocuklarına umrâ yaparsa o zaman miras kalır. Hadisler bunun
aleyhine delildir.
45.3. RUKBA
45.3.1. Tanımı
Bir kimsenin arkadaşına: «Evimi sana murakabe ettim, ve hayatında senin yaptım.
Eğer benden önce ölürsen, mal bana döner. Eğer benden sonra ölürsen mal senin ve
mirasçılannın-dır.» demesidir. Bunlardan her biri, arkadaşının ölümüne rukbâ
yapar. Rukbâ yapılan ev, ikisinden, (önce ölmeyip) geriye kalanındır.
Mücâhid şöyle demiştir:
Umrâ; Kişinin birine «Bu yaşadığın sürece senindir» demesidir. Bunu deyince mal
onun ve mirasçılarının olur.
Rukbâ; kişinin «Bu, ikimizden eceli daha geç olanındır.» demesidir.
45.3.2. Meşruluğu
Rukba meşrudur. Câbir (r.a.)'dan rivayete göre Nebî aleyhisselam şöyle
buyurmuştur: Umrâ, ehline (umrâ yapılana) bağıştır. Rukbâ, ehline (rukbâ
yapılana) bağıştır.» (Hadisi Ebû Davud, Nesâî, ve İbn Mâce kaydetmiş, «Tirmizi «Hasen»
demiştir.)
45.3.3. Hükmü
Şafi'i ve Ahmed bin Hanbel'e göre, Umrâ'nm hükmünün aynısıdır. Hadisin zahiri de
bunu gösterir. Ebû Hanife: Umrâ miras kalır, rukbâ ise emanettir» demiştir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi