Fikih - 78 Hirsizlik - Fikhussunne
10. HIRSIZLIĞIN CEZASI Şüphesiz İslâm dini, hayat daman olması bakımından mala değer vermiş ve fertlerin mülkiyetine saygı göstermiştir. Aynı zamanda İslâm,...">46.10. HIRSIZLIĞIN CEZASI
Şüphesiz İslâm dini, hayat daman olması bakımından mala değer vermiş ve
fertlerin mülkiyetine saygı göstermiştir. Aynı zamanda İslâm, insanların mali
haklarını mukaddes saymış ve her hangi bir şekilde kişinin malına tecavüz
edilmesini helâl saymamıştır. Bu balamdan İslâm, hırsızlık, gasb, yankesicilik,
hiyanet, faiz, aldatma, ölçü ve tartıda hile ve rüşveti haram kabul etmiş, meşru
bir sebep olmadan alman malı da, batıl yolla mal yemek olarak saymıştır. İslâm
hırsızlık konusunda şiddetli davranmış, hırsızlığın bizzat yapıldığı organ olan
elin kesilmesine hükmetmiştir. Bunda açık bir hikmet vardır. Çünkü hain el,
hasta organ mesabesindedir ki, vücudu kurtarmak için onu kesmek, akılların ve
kanunların ittifak ettiği bir konu olup bütünün yerine parçayı feda etmek
gerekir. Yine bunun gibi, hırsızın elini kesmekte, İnsanların mallarını çalmayı
içinden geçiren kimselere bir ibret vardır ki, elini insanların mallarına
uzatmaya cesaret edemez. Bununla insanların mallan korunmuş ve himaye edilmiş
olur. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
«Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret
verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah güçlüdür. Hakimdir.» (Maide: 38)
46.10.1. İslâm Dininin, Hırsızlığın Cezasında Şiddetli Davranmasının Hikmeti
Mallara yapılan tecavüzler konusunda işlenen diğer suçlarda değil de, hırsızlık
suçunda İslâm'ın şiddetli davranmasının hikmeti; Nevevi'nin Müslim şerhindeki şu
açıklamasıdır: Kadı 'lyâd şöyle demiştir: «Aîlahu Teâlâ, hırsızın eiinin
kesilmesini emretmekle malları korumuş, bu cezayı ise yankesicilik, kapkaççılık
ve gasb suçlanna vermemiştir. Çünkü bu suçlar hırsızlığa nisbetle az olup bu tip
suçluların çağnldıklan zaman yetkili mercilere teslim olmalan mümkündür. Aynı
zamanda bunlar hakkında delil bulmak da kolaydır. Hırsızlık ise bunun
tersinedir. Hırsızlık için delil bulmak pek nadir olur. O bakımdan hırsızlık
suçunun işi büyük olduğundan bu suçtan insanlan daha fazla engelleyebilmek için
cezası da şiddetli olmuştur.»
46.10.2. Hırsızlığın Çeşitleri
Hırsızlık iki kısımdır:
1 — Tâ'zir cezası gerektiren hırsızlık.
2 — Had cezası gerektiren hırsızlık.
Tâ'zir cezası gerektiren hırsızlık, had cezası gerektirecek şartların
bulunmaması durumundaki hırsızlıktır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, el
kesilmeyecek miktarda mal çalan hırsıza çaldığı malı, kat kat ödemesi şeklinde
hükmetmiş olup, bu hükmünü ağaçtayken meyveyi çalanla, otlaktan koyunu çalan
hakkında vermiştir.
Birinci şekilde, ağaçtaki meyve ile cimar (hurma yağı) çalandan el kesmeyi
kaldırmış, bu konuda şu hükümleri vermiştir : Muhtaç olduğu halde ağaçtaki
meyvelerden ağzına atana bir şey yoktur. Her kim meyvelerden toplayıp götürürse,
ona iki mislini ödemek ve ceza vardır. Her kim hurma harmanından çalarsa ve
bunun değeri, elin kesileceği miktara ulaşırsa, eh' kesilir.İkinci şekle
gelince; otlağından çalınan koyun hakkında, hırsızın, değerinin kat kat mislini
ödemesi ve başkalarına ibret olması için de dövülmesi yönünde hükmetmiştir.
Ancak koyunu, gece kaldıkları yerden çalarsa, o zaman değeri elin kesilmesini
gerektirecek nisaba ulaşırsa, eli kesilir.» (Hadisi Ahmed, Nesâı ve Hâkim
rivayet etmiş, Hâkim sahihlemiştir.)
Had cezasını gerektirecek hırsızlık iki kısımdır: Birincisi küçük hırsızlıktır.
Bu, eiin kesilmesini gerektiren hırsızlıktır.
İkincisi; Büyük hırsızlıktır. Bu ise, eşkiyalık yapmak suretiyle mal almaktır
ki, buna yol kesicilik denir. Daha Önce bu konu hakkında açıklama geçti. Biz
burada sadece küçük hırsızlıktan bahsedeceğiz.
46.10.3.Sirkat (Hırsızlık] Kelimesinin Tanımı
Sirkat; Bir şeyi gizlice almak, demektir. «Kulak hırsızlığı yaptı.» denir. Yâni
gizlice dinledi. Yine «Ona dalgın bir anda ba-kıverdi» denir. Yâni ona bakmak
için fırsattan istifade ederek dalgın anını yakaladı.
Kur'ân-ı Kerim'de Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Fakat kulak hırsızlığı yapan
olursa, parlak bir ateş onu kovalar.» (Hicr: 18)
Bu âyette, gizlice dinlemek, kulak hırsızlığı olarak isimlendirilmiştir.
*Kâmüs»ta geçtiğine göre; «Sirkat» ve «İştirak» kelimeleri; •Kapalı yerden
başkasının malını gizlice almak,- manasına gelir.
İbn Arefe şöyle demiştir: «Araplara göre hırsız, muhafazalı bir yere gizlice
gelip, kendinin olmayan şeyi oradan almaktadır.»
Kâmûs sahibinin ve îbn Arefe'nin zikrettiklerinden anlaşılmaktadır ki; bir
eyleme hırsızlık denmesi için üç hususun bir arada bulunması gerekir:
1 — Başkasının malının alınması.
2 — Alınan malın gizli ve örtülü olarak alınması.
3 — Malın kapalı yerde bulunması. Şayet alınan mal, başkasının mülkü değil ise
veya açıktan alınmışsa yahut mal kapalı yerden alınmamışsa bu durumda el kesmeyi
gerektirecek hırsızlık gerçekleşmemiş olur.
46.10.4. Emanete Hıyanetlik Eden, Açıktan Gasbeden ve Yankesicilik Yapan Hırsız
Değildir
Bu bakımdan, hıyanetlik eden, gasbeden ve yankesicilik yapan hırsız
sayılmamıştır. Bunlardan hiçbirisine, her ne kadar ta'zir cezası verilse de el
kesme cezası verilmez. Câbir (r.a.) 'den rivayet olunduğuna göre; «Nebi
aleyhisselâm şöyle buyurmuştur : «Emanete hıyanetlik edene, açıktan gasbedene ve
el çabuk-Iuğuyla mal aşırana el kesme cezası yoktur.» (Hadisi Tirmizî, Nesaî,
Ebû Dâvûd, îbn Mâce, Hâkim ve Beyhaki rivayet etmiş, Tirmizî ve İbn Hibbân
sahihlemişlerdir.)
Muhammed bin Şihâb ez-Zühri'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir • «Mervan
bin Hakem'e, yankesicilik yaparak mal aşıran bir insan getirildi de, Mervan onun
elini kesmek istedi. Bu konu hakkında Zeyd bin Sabit'e sormak üzere bir adam
gönderdi. Bunun üzerine Zeyd; -Yankesicilik yapana el kesme cezası yoktur.»
dedi.» (Bu rivayeti, Malik, Muvatta'ın-da zikretmiştir.)
İbn Kayyım şöyle demiştir: «Üç dirhemde hırsızın elinin ke-siîmesi, yankesici ve
açıktan gasbedenin ise bırakılmasına gelince; bütün bunlar, Şari'in tam olan
hikmetinden bir parçadır. Şüphesiz, hırsızdan malı saklamak mümkün değildir.
Çünkü hırsız, duvarı deler, saklı yeri açar, kilidi kırar. Mal sahibinin üç
dirhemden fazlasını hırsızdan koruması mümkün değildir. Şayet elini kesmek meşru
olmasaydı, insanlar birbirlerinin mallarını çalar, zarar büyür, hırsızlık belası
şiddetienirdi. Yankesici ile gaspçı bunun tersinedir. Gaspçı, insanların gözü
önünde, açıktan mal alandır ki, insanların bunu elleriyle yakalamaları ve
mazlumu bundan korumaları mümkün olup Hakim'in yanında da şahidlik yaparlar.
Yankesici ise, mal sahibini ve diğerlerini gafil avlayarak mal alandır. Bu tip
mal aşırma, yankesicinin çarpmasını mümkün kılacak biçimde mal sahibinin
gevşekliğinden kaynaklanmaktadır. Mal sahibinin malım iyi muhafaza etmesi ve
uyanık olması halinde yankesicilik olmaz. O balamdan bu hırsızlık gibi değildir.
Bilakis emanete hıyanet etmeye daha çok benzemektedir. Yine yankesici, çok kerre
hırsız gibi, korunmuş olmayan yerden mal alır. Seni gafil avlar, malını
korumaktan gafil olduğunda ve dalgın durumda iken seni çarpar. Bundan ise çoğu
kez korunmak mümkündür. Bu durumda, yan kesici açıktan mal aşırana
benzemektedir. Gasp edene gelince; bundaki durum da açıktır. Gaspçının elinin
kesilmemesi açıktan malaşırandan daha evlâdır. Ancak bu kötülükleri önlemek için
bu suçlan işleyenleri dövmek, ceza vermek, uzun zaman hapsetmek, para cezasuıa
çarptırmak caizdir.»
46.10.5. Emaneti İnkâr Etmek
Emaneti inkâr etmek, hırsızlık olup olmadığı hususunda te-reddüd bulunan
konulardandır.
Bu bakımdan fakihler, emanetin inkârı hükmünde ihtilaf etmişlerdir. Cumhur
fukahâ; «Emaneti inkar edenin eli kesilmez. Çünkü Kur'ân ve Sünnet, el kesmeyi
hırsıza gerekli görmüştür. Emaneti inkar eden ise hırsız değildir.» demişlerdir.
Ahmed, îshak, Züfer, Haricîler ve Zahir ehli; emaneti inkar edenin elinin
kesileceği görüşüne varmışlardır. Çünkü Müslim, Ahmed ve Nesai'nin Aişe
(r.a.)'dan rivayet ettikleri hadiste Ai-şe (r.a.) şöyle demiştir: «Manzum
kabilesinden bir kadın, eşyayı emanet olarak alır ve bunu inkar ederdi. Bunun
üzerine Nebi aleyhisselâm elinin kesilmesini emir buyurdu. Derken ailesi Üsame
bin Zeyd'e gelerek onunla konuştular. O da kadın hakkında Rasûlüllah saîlallahu
aleyhi ve sellem ile konuştu. Bunun üzerine Rasülüüah saîlallahu aleyhi ve
seîlem ona şöyle buyurdu ; «Ey Üsame, Allah'ın hadlerinden bir had hakkında
şefaat mı ediyorsun?» Sonra ayağa kalkarak hutbe okudu ve şunları söyledi:
«Sizden Öncekileri Allah ancak şunun için heJak etmiştir : Onlar içlerinden
şerefli biri hırsızlık ederse onu bırakırlar, zayıf olan çalarsa üzerine haddi
tatbik ederlerdi. Allah'a yemin olsun ki Muhammed'in kıza Fatıma hırsızlık etse
mutlaka elini keserdim.» Bunun üzerine kadının eli kesildi.
îbn Kayyım bu görüşü destekleyerek Şer'i Şerifin gereği, emaneti inkâr edeni
hırsız saymıştır. «Zâd'ul-Me'âd» kitabında şöyle demiştir: «Nebi aleyhisselâm'in
emaneti inkâr edeni hırsızlık kapsamına sokması, diğer içki çeşitlerini içkinin
içine sokması gibidir ki, bu ilgili âyetler de Allahu Teâlâ'nın muradının ne
olduğunu ümmetine bildirmektir.»
«Ravdatu'n-Neddiyye» kitabında yazan şöyle demiştir .-■Emaneti inkâr edene,
lügat bakımından hırsız denmese de; Şer'i bakımdan hırsızdır. Şer'i Şerif ise
lügatten daha Önceliklidir.»
«İ'lâmu'l-Muvakki'în» kitabında İbn Kayyım şöyle demiştir: «Buradaki hikmet ve
maslahat gerçekten açıktır. Şüphesiz ema-
net mal bırakmak, insanoğlunun mutlaka ihtiyaç duyduğu ve müstağni kalamayacağa
maslahatlardandır. Emanet bırakan, ihtiyaç duyduğunda ve mecburiyet hasıl
olduğunda ücretle veya ücretsiz emanetçinin bulunması gereklidir. Başkalarının,
bütün vakitlerini emanet malı gözetmeyle geçirmesi mümkün olmadığı gibi, emanet
bırakmayı men ederek mallan korumak Şer'an, ade-ten ve örfen mümkün değildir.
Başkasının malını hırsızlık yaparak almakla, kendisine bırakılan emaneti inkâr
ederek o mala sahip olmak arasında mana bakımından fark yoktur. Vedia'yı inkâr
etmek bunun hilafındır.»
46.10-6. Kefen Soyan
Ölülerin kefenlerini çalan kefen soyucunun hükmü konusundaki ihtilaf, yukandaki
ihtilafa benzer nitelik arzetmektedir.
Cumhur fukaha, kabir soyanın el kesme cezasına çarptml-ması gerektiği görüşüne
varmıştır. Çünkü kefen soyan, gerçek hırsızdır. Kabir de muhafazalı bir yerdir.
Ebû Hanife, Muhammed, Evzâi ve Sevrî; kefen soyana ta'zir cezası gerektiği
görüşündedirler. Çünkü kefen soyan hırsız değildir. O bakımdan hırsızın hükmünü
almaz. Çünkü bu kimse, kimsenin mülkü olmayan bir malı almıştır, ölü ise bir
mala malik olamaz. Yine bu kimse korunmuş olmayan bir malı almıştır.
46.10.7. Hırsızlıkta Dikkate Alınması Gereken Hususlar
Geçen tariften anlaşıldığı üzere, hırsızda, çalman malda ve çalman yerde bir
takım belirli özelliklerin bulunması gerekir ki, kendisinde had cezası gereken
hırsızlık gerçekleşmiş olsun. Bunların hepsinin açıklaması aşağıdadır:
46.10.8. Hırsızda Bulunması Gereken Özellikler
Kendisine hırsız denmesi ve üzerine had cezası gerekmesi için hırsızda dikkate
almması gerek sıfatlan aşağıda zikrediyoruz:
1 — Teklif: Hırsızın akıllı ve bulûğ çağma ermiş olması gerekir. Deli ve çocuk
hırsızlık yaparlarsa, üzerlerine had cezası uygulanmaz. Çünkü bunlar mükellef
değildir. Ancak küçük, hırsızlık yaptığı zaman terbiye edilir.
Hırsızda, islâm şartı aranmaz. Müslüman, zimmi'nin malını çaldığı zaman eli
kesildiği gibi zimmi ve mürted de hırsızlık yaptığı zaman elleri kesilir.
2 — İhtiyar: Hırsızın, kendi isteğiyle çalması gerekir. Eğer hırsızlığa
zorlanırsa, bu kişi hırsız sayılmaz. Çünkü zorlanan kişiden, isteğine bağlı
hareketler kalkmış demektir. Kendi isteğiyle iş yapamayandan ise teklif düşer.
3 — Hırsızın çaldığı malda şüphesinin bulunması: Şayet çaldığı malda şüphesi
varsa eli kesilmez. Bu bakımdan, oğlunun malım çalan baba ve annenin elleri
kesilmez. Çünkü Rasülül-lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: -Sen
ve malın babanındır.»
Bunun gibi, anne - babasının veya onlardan birinin malını çalan çocuğun eli
kesilmez. Çünkü çocuk, normal olarak anne -babasının malından harcar. Dedenin de
eli kesilmez. Çünkü ister baba tarafından olsun, ister anne tarafından olsun, o
da baba sayılır. Ne kadar yukanya çıkarsa çıksın baba ve dedesinden; ne kadar
aşağıya insin çocuklarından mal çalanın eli kesilmez.
Yakın akrabaya gelince; Ebû Hanife ve Sevri; hala, teyze, kızkardeş, amca, dayı
ve kardeş gibi mahrem olan zevi'l-erhâm'a el kesme cezası yoktur. Çünkü bunlara
ceza vermek, Allah'ın birleştirmesini emrettiği akrabalık bağlarını kesmeye
kadar varabilir. Bu kişiler için eve girme haklan vardır. Eve girme, evin
sahibinden izin sayılıp, malm saklı olması hükmü de bozulmuş olur.
Mâlik, Şafi'i, Ahmed ve Ishâk ise, «Bunlardan hırsızlık yapanların eli kesilir;
çünkü inalda şüphe kalkmıştır.» demişlerdir. Kan - kocadan birisi diğerinin
malını çalarsa, beraber bulunduklarından ve mallannda şüphe bulunduğundan dolayı
el kesme cezası uygulanmaz. Çünkü beraber bulunmalan, malın tam korunmuş
olmasına mâni olup mal da şüpheyi gerektirir. Eğer mal tam korunmuş yerde
olmazsa, maldaki bu şüphe el kesme cezasını düşürür. Bu görüş Ebû Hanife, iki
sözünden birisine göre Şafi'i ve gelen iki rivayetten birisine göre Ahmed'indir.
Mâlik, Sevri, bir rivayete göre Ahmed ve iki görüşünden birisine göre Şafi'î
şöyle demişlerdir: «Eğer karı - kocadan birisi, eşyalanyla evde tek başına
kalırsa, bu durumda bir yandan malın saklı olmuş olması, diğer bakımdan her
birisinin tek basına yaşamış olması, hırsızlık yapanın elinin kesilmesini gerek-tirir.-
Efendisinin hizmetinde bulunan hizmetçinin de eli kesilmez. Abdullah bin
Ömer'den rivayet olunduğuna göre; bir adam Ömer'e kendisine ait bir köle
getirerek: -Bunun elini kes, karımın aynasını çaldı.» dedi. Bunun üzerine Ömer
(r.a.); «Hayır, ona el kesme cezası yoktur. O senin hizmetçindir. Eşyanı
almıştır.» dedi. Ömer ve îbn Mes'ud'un görüşü bu olup, sahabeden bunlara muhalif
olan yoktur. Müslümanın beytü'l-mâl'den çalmasıyla eîi kesilmez. Çünkü rivayet
olunduğuna göre; «Ömer'in, valisi, beytü'l-mâl'den çalan kimse hakkında Ömer'e
bir mektup yazdı. Bunun üzerine Ömer; «Onun elini kesme. Hiçbir kimse yoktur ki,
beytü'l-mâl'de onun hakkı olmasın.» diye cevap verdi.»
Şa'bî'nin rivayetine göre, bir adam beytü'l-mâl'den mal çaldı. Bunun üzerine,
Ali (r.a.); «Şüphesiz o kişinin beytü'l-mâl'de hisseleri vardır.» dedi ve elini
kesmedi. Her iki rivayetteki Ömer ve Ali'nin sözleri beytü'l-mâl'den hırsızlık
yapanın elinin kesilmeyeceğinin sebebini açıklamaktadır. Çünkü, bu sebep, had
cezasını uygulamaya mani olacak şekilde şüphe doğurmaktadır.
îbn Kudame şöyle demiştir: «Aynı şekilde bir kişi kendisinin ortak olduğu
şirketten mal çalarsa, kendisinin de, hakkı bulunan ganimet malından çalarsa
veya oğlunun, efendisinin malım çalarsa eli kesilmez. Cumhur ulemânın görüşü
budur.»
İbn Mâce'nin, İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre; «Ganimet olarak alınan mallar
arasındaki bir köle, yine aynı ganimetten çaldı. Durum Nebi aleyhisselam'a
arzedilince, kölenin elini kesmeyerek; «Allah'a ait malın bir kısmı diğerini
çaldı.» buyurdular.
Borcunu vermeyip oyalayan borçludan veya borcunu inkâr edenden mal çalanın eli
kesilmez. Çünkü bu tip hırsızlık, alacağını geri almak anlamına gelir. Ancak,
borçlu borcunu inkâr etmiyorsa, oyalamaya da muktedir değilse; bu durumda,
borçlunun malını çalan alacaklının eli kesilir. Çünkü bu kimsenin hırsızlığında
şüphe yoktur.
Mallan koruyanın elindeki emanet malı çalanın da eli kesilmez. Çünkü mallan
saklayan emanetçi olup, malların sahibi değildir.
Bir kimse mal gasbedip çalarsa sonra o mah saklar, başka birisi o yerden malı
çalarsa Şafi'î ve Ahmed; «Eli kesilmez,» demişlerdir. Çünkü malın saklandığı
yere mal sahibinin rızası yoktur. İmam Mâlik ise «Eli kesilir. Çünkü benzeri
saklı mallardan kendisinde şüphe olmayan bir malı çalmıştır.* demiştir.
Şayet insanlar darlık ve kıtlığa yakalanır da içlerinden birisi yemek çalarsa,
eğer yemek duruyorsa, hırsızın eli kesilir. Çünkü yemek çalmaya ihtiyacı yoktu.
Şayet yemek mevcut değilse, eli kesilmez. Çünkü yemeğe ihtiyacı olduğundan, onu
almaya hakkı vardır.
Ömer (r.a.); «Açlık yılında, el kesme yoktur» demiştir. Malik Muvatta'mda şöyle
rivayet etmiştir: «Hatıb'ın birkaç kölesi Müzeyne kabilesinden bir adamın
devesini çalmış ve onu kesmişlerdi. Bu olay Ömer bin Hattab (r.a.)'a iletilince,
Ömer (r.a.); Kuseyyir bin Salt'a emrederek ellerini kesmelerini söyledi. Sonra
Ömer (r.a.); «Bana kalırsa sen onları aç bırakıyorsun.» dedi. Durumun öyle
olduğunu öğrenince; «Allah'a yemin olsun ki, sana çok ağır gelecek bir
borçlandırma yapacağım.- dedi ve Müzeni'ye; «Senin deven kaç liralıktı?» diye
sordu. Müzeni; «Ben onu dörtyüz dirheme vermezdim, billahi,» dedi. Ömer (r.a.)
dedi ki; «Ona sekizyüz dirhem ver.»
İbn Veheb rivayet eder ki; Ömer bin Hattab (r.a.), Kuseyyir bir Salt'a hırsızlık
yapanların ellerinin kesilmesini emrettikten sonra ardından bir adam göndererek
onların geri getirilmesini söyledi. O da onlan geri getirdi. Ömer (r.a.)
Abdurrah-man bin Hatıb'a; «Eğer ben sizin onlan hizmetlerinizde kullanıp aç
bıraktığınıza ve Allah'ın haram kıldığını gördüklerinde onları yiyecek hale
getirdiğinize kanaat getirmemiş olsaydım, ellerini keserdim. Yalnız Allah'a
yemin olsun ki, eğer siz onlan bu şekilde aç bırakırsanız, seni acıklı bir
şekilde cezalandırırım.» diye ikazda bulundu.
46.10.9. Çalınan Malda Bulunması Gereken Özellikler
Çalınan malda bulunması gereken sıfatlar şunlardır.
Birincisi s Çalınan malın, mal ve mülk edinilebilmesi, alışverişinin helâl
olması ve o malın karşılığını almak mümkün olan cinsten olması: Sahibleri zimmi
de olsa, içki ve domuz çalanın eli kesilmez. Çünkü Allahu Teâlâ bunların
mülkiyetlerini ve bunlardan faydalanmayı hem müslümana hem de zimmîye eşit bir
şekilde haram kılmıştır.Yine bunun gibi, ûd, kemence, ney gibi eğlence
aletlerini çalanın eli kesilmez. Çünkü, ilim ehlinin çoğuna göre bunların
kullanılmaları caiz değildir. Bu aletlerin mal - mülk edinilmeleri ve
ticaretleri helâl değildir. Bunların kullanılmalarını mubah sayanlar da, şüphe
bulunduğu için çalanın elinin kesileceği konusunda, bunları haram sayanlarla
müttefiktirler. Şüphe ise had cezalarını düşürür.
Alimler, mümeyyiz olmayan, küçük, hür çocuğun çalınması konusunda ihtilaf
etmişlerdir.
Ebû Hanife ve Şafi'İ bu konuda şöyle demişlerdir: «Hür bir küçük çocuk çalanın
eli kesilmez. Çünkü çocuk mal değildir. Ancak bu kimseye tazir cezası verilir.
Çocuğun üzerinde bulunan süs eşyası ve elbiseler için de eli kesilmez. Çünkü
üzerinde bulunan süs eşyaları çocuğa tabi olup, bizzat onların çalınması
kasdedilmemiştir.»
Malik şöyle demiştir: «Mümeyyiz olmayan hür çocuğun çalınmasında, el kesme
cezası vardır. Çünkü çocuk, malların en büyüklerinden sayılır. Mümeyyiz olmayan,
küçük köleyi çalanın eli kesilir. Çünkü bu değeri olan bir maldır. Mümeyyize
gelince; bunun eîi kesilmez. Çünkü o her ne kadar satılıp alınan bir mal ise de,
kendi basma buyruktur. O bakımdan saklanmış bir mal olarak sayılmaz. Ama
satışında eğitilmiş köpek ve kurban etleri gibi mülk edinilmesi caiz olmayanın
satışı da caiz değildir.»
Malikilerden Eşheb şöyle demiştir: «Bekçilik, ziraat ve av için saklanan
eğitilmiş köpeği çalanm eli kesilir.»
Malikilerden Esbağ, kurban etleri hakkında şöyle demiştir: «Şayet kesmeden Önce
kurbam çalarsa, eli kesilir. Eğer kestikten sonra çalarsa eli kesilmez.»
Su, buz, ot, tuz ve toprak çalmaya gelince; «Muğni» kitabının yazarı bunlar
hakkında şöyle demiştir: «Eğer su çalarsa eli kesilmez. (Bunu Ebu Bekir ve İshak
söylemişlerdir.) Çünkü su, adet olarak mal edinilmeyenler cinsinden olup, bu
hususta ihtilaf olduğunu bilmiyorum.»
Şayet ot veya tuz çalarsa; bu konuda Ebû Bekir şöyle demiştir : «Bunlarda da
hırsızın eli kesilmez. Çünkü insanların bu tip mallarda ortak oldukları, Şer-i
Şerif tarafından bildirilmiştir. O balamdan bu gibi mallar da suya
benzemektedir.»
Ebu îshak ise; «Bunlarda el kesmek vardır. Çünkü normal olarak ot ve tuz, mal
edinildiğinden, incir ve arpaya benzemektedirler.» demiştir.
Buz hakkında ise Kâdî şöyle demiştir: «Buz, su gibi olup, onun donmuş şeklidir.
Bu, çiğin benzer bir nevidir. Buz, daha ziyade tuza benzemektedir. Çünkü her
ikisi de değişmeye uğrayarak oluşur.»
Toprağa gelince; eğer çamur, sıva ve bina için hazırlanan cinsten olup fazla
rağbet edilmeyen topraktansa, hırsızın eli kesilmez. Çünkü bu tip toprak mal
edinilmeyen cinstendir. Şayet ilaç için, yıkanmak için veya boya için hazırlanan
«ermetî çamuru» gibi değerli olan toprak hakkında ise, iki görüş vardır:
a) Bu tip toprakta el kesme cezası yoktur. Çünkü bu tip toprak mal edinilmeyen
cinsten olup suya benzemektedir.
b) El kesme cezası verilir. Çünkü normal olarak bu cins toprak mal edinilebilir.
Ticaret için başka beldelere götürülebi-lir. Bu bakımdan Hindistan öd ağacına
benzemektedir.
Balık, kümes hayvanları vs. diğer kuşlar gibi aslen mubah olan hayvanların
çalınmasına gelince; bunlar korunmuş yerde olmadıkları müddetçe çalınmalarında
el kesme cezası yoktur. Şayet korunmuş yerden çalınmışlarsa, bu konuda fakihler
ihtilaf etmişlerdir.
Maliki ve Şafi'iler; çalanın elinin kesileceği görüşünde olup, -çünkü saklı
yerden değerli bir mal çalmıştır.» demişlerdir.
Hanefi ve Hanbeüler ise; elinin kesilmeyeceği görüşündedirler. Çünkü Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'den «Av, yakalayanındır.» buyurduğu rivayet
olunmuştur. Bu hadis, had cezasını düşürecek şekilde bir şüphe doğurmaktadır.
Abdullah bin Yesâr şöyle demiştir: «Ömer bin Abdülaziz'e tavuk çalan bir adam
getirildi. Ömer bin Abdülaziz, adamın elini kesmek istedi. Bunun üzerine Salim
bin Abdurrahman, kendisine; -Osman (r.a.)'ın «Kuşlarda, el kesme cezası yoktur.»
dediğini söylemiştir. (Bir rivayette Ömer bin Abdülaziz, Sâib bin Yezîd'e bu
konuda fetva sormuş, bunun üzerine Sâib şöyle demiştir : -Kuşların çalınmasında,
el kesen kimseyi görmedim. Kuş çalana el kesme cezası yoktur.») Ömer de kuş
hırsızının elini kesmemiştir.
Fakihlerden bazıları şöyle demişlerdir: -Mubah sayılan kuş, avlanması caiz olan
kuştur. Tavuk, kaz ve ördeğe gelince; bunları çalanın elinin kesilmesi gerekir.
Çünkü bunlar ehli hayvanlardandır.-
Ebû Hanife şöyle demiştir: «Et, süt ve taze meyvalar gibi yaş yiyeceklerin
çalınması ile ot ve odunun çalınmasında ve bozulmaya yüz tutan yiyeceklerde,
çalman mal hırsızlık nisabını doldursa da el kesme cezası yoktur. Çünkü bu
mallar pek rağbet edilen cinsten olmayıp, sahibi de adet olarak bu konuda cimri
davranmaz. O bakımdan bu tip malların çalınmaması için bir engel koymaya gerek
yoktur. Bunlardaki korunma, böylece noksan olmuş olur. Çünkü Rasûlüllah
sallalîahu aleyhi ve sel-lem; -Meyve ile hurma yağmda el kesme cezası yoktur.»
buyurmuştur. Çünkü bunlarda umumi ortaklık bulunduğundan mülkiyetleri konusunda
şüphe vardır. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selleni; -İnsanlar üç şeyde
müşterektirler -. Su, ot ve ateş.» buyurmuştur.
Fakihlerin ihtilaf ettikleri konulardan birisi de, mushaf çalmaktır : Ebu
Hanife-, «Mushaf çalanın eli kesilmez. Çünkü mushaf mal olmayıp herkesin onda
hakkı vardır.» demiştir. Malik, Şafi'i, Ebû Sevr, Ebû Yusuf ve îbn Münzir ise;
«Çalman mus-haf'm değeri el kesmeyi gerektirecek nisaba ulaşırsa; hırsızın eli
kesilir.» demişlerdir.
İkincisi: Çalman malda bulunması gereken ikinci şart çalman malın nisaba
ulaşmasıdır: Çünkü ceza uygulamak için kaide olabilecek birşeyin bulunması ve
çalman malın, kaybedildiği zaman insanlara zararı dokunacak değerde bulunması
gerekir. Şüphesiz insanlar normal olarak çalınan az malda müsamaha gösterirler.
Bu bakımdan selef alimleri, çalman az ve kıymetsiz malda el kesme konusunda
ihtilaf etmişlerdir. Cumhur ulema, ancak dörtte bir dinar altın veya üç dirhem
gümüş, yahut dörtte bir dinar veya üç dirhem kıymetindeki bir malı çalanın eli
kesileceği görüşündedirler. Bu ölçüde bir hikmet vardır. Çünkü bu miktar mal bir
kimsenin kendisi ve bakmakta olduğu kişiler için bir günlük yiyecektir.
Aişe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: -Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem dörtte bir dinar ve daha fazlası için hırsızın elini
keserdi.» Başka bir rivayette merfu olarak şöyle demektedir: «Hırsızın eli ancak
dört dinar ve daha fazlasında kesilir.» (Hadisi Ahmed, Müslim ve İbn Mâce
rivayet etmişlerdir.)
tedir :
Nesâf ye ait bir başka rivayette merfu olarak şöyle geçmek-r: «Kalkanın
değerinden daha az çalanın eli kesilmez.» Ai-
şe (r.a.)'ya; «Bir kalkanın değeri ne kadardır?» diye sorulunca;
•Dörtte bir dinardır.» şeklinde cevap verdi.
Buharı ve Müslim'de geçen îbn Ömer (r.a.) hadisi de bu rivayeti
kuvvetlendirmektedir. İbn Ömer £r.a.) hadisinde geçtiğine göre; Nebi
aleyhisselâm, «Parası üç dirhem-, başka bir rivayette; «değeri üç dirhem» olan
kalkanı çalanın elini kesmiştir.
Hanefilere göre; el kesmeyi gerektiren nisab on dirhemdir. Bundan azında el
kesme cezası yoktur. Bu görüşlerine Beyhaki, Tahavi ve Nesâfnin, İbn Abbas ve
Arar bin Şuayb'dan, onun babasından, onun da dedesinden; «Kalkan'm değerinin on
dirhem olarak takdir edildiği» hakkındaki rivayetiyle delil getirmişlerdir.
Hasan-ı Basrî ve Dâvud-u Zahiri, âyetin mutlak olmasıyla âmel ederek; «Az veya
çok çalmakla el kesme hükmü sabit olur.» demişlerdir.
Yine Buharı ve Müslim'in Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre;
Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Allah hırsıza lanet
etsin. Miğfer çalar, eli kesilir. İp çalar, eli kesilir.»
Cumhur ulemâ, bu hadise şöyle cevap vermişlerdir: «Hadisin ravisi A'meş, hadiste
geçen «Bidatim» kelimesini, harpte giyilen demir'den yapılan miğfer olarak
tefsir etmiştir. Oysa bu da kalkan gibidir. Hatta bazen parası ondan çok bile
olur. îpe gelince; ashab iplerden bir kaç dirhem değerinde olanının bulunduğu
görüşündedirler. Dörtte bir dinar, üç dirheme denk gelmektedir.»
«Ravdatü'n-Neddiyye» kitabında geçtiğine göre Şafi'î şöyle demiştir: «Dörtte bir
dinar, üç dirhem rivayetine uygun düşmektedir. Bunun sebebi Rasülüllah
sallallahu aleyhi ve sellenı devrinde, bir dinarın oniki dirheme
bozuîmasmdandır. Aynı zamanda bu ölçü, diyetin takdirinde; altından bin dinar,
gümüşten onikibin dinar ölçüsüne de uygun düşmektedir.»
Ebû Hanife ve arkadaşları, el kesmeyi gerektiren nisabın dirhem veya bir dinar
olduğu veya ticaret mallarından bu değerde bir malın çalınması gerektiği
görüşündedirler. Bundan daha azında ise el kesme cezası yoktur. Çünkü kalkanın
fiatı, Amr bin Şuayb'ın babasından, onun dedesinden rivayetine göre Ra-
sûlüllah. sallallahu aleyhi ve sellem devrinde on dirhem olarak hesap
ediliyordu. Bu ölçü, İbn Abbas ve diğerlerinden de rivayet olunmuştur. Hanefiler
dediler ki: «Kalkanın fiatını bu ölçüye göre takdir etmek, en uygun olanıdır.
Had cezalan, şüphelerle düşerler. Kalkanın fiatı on dirhem olarak
düşünüldüğünde, daha düşük fiat takdir edip, onunla amel etmekte şüphe vardır.»
Gerçek şu ki; kalkanın fiatını, on dirhem olarak kabul etmek daha önce sahih
rivayetlerde geçtiği gibi, on dirhem rivayetinden daha sahihine ters
düşmektedir.
Malik ve kendisinden gelen en zahir rivayete göre Ahmed şöyle demişlerdir:
«Hırsızlığın nisabı, dörtte bir dinar veya üç dirhem, yahutta ticaret
mallarından üç dirhem kıymetinde maldır.»
Çalman Mal Ne Zaman Takdir Edilir?
Çalınan malın kıymeti ve takdiri, Mâlik, Şafi'i ve Hanbeli-lere göre; çalındığı
güne göre değerlendirilir.
Ebû Hanife ise; «Çalınan mal, hırsız hüküm giydiği gün takdir edilir.» demiştir.
46.10.10. Toplumun Hırsızlık Yapması
Bir grup hırsızlık yaptığı zaman, eğer çaldıkları mal, herbi-rerleri için nisaba
ulaşacak miktarda ise, fakihlerin ittifakıyla elleri kesilir. Ancak çalınan mal
nisaba ulaşıp, hırsızlara taksim edildiğinde herbirerleri için nisabı
doldurmuyorsa, bu durumda alimler ihtilaf etmiştir. Cumhur fukaha; «Hepsinin eli
kesilir,- demişlerdir. Ebû Hanife ise; «Herbirisinin çaldığı mal, nisabı
doldurmadan elleri kesilmez.» demiştir.
İbn Rüşd şöyle demiştir: «Hepsinin elinin kesileceğini söyleyenler; cezayı
sadece çalınan malın miktarıyla ilgili görenlerdir. Yani çalman maldan bu
miktar, malı muhafaza etmek için el kesmeyi gerektirir. El kesmenin bu miktarla
ilgili olup, daha azında gerekmediği görüşünde olanlar, ele olan saygıyı esas
almışlardır.»
îbn Rüşd devamla şöyle demiştir: «Şari'in el kesme cezasını gerekli kıldığı
yerde, çok kişilerin eli kesilmez.»
46.10.11. Malın Çalındığı Yerde Dikkate Alınması Gereken Özellikler
Malın çalındığı yere gelince; bu yerin korunan yer olması gerekir. Korunma
(harz) : Bir şeyi korumak için hazırlanmış olan yerdir. Ev, dükkan, davar ve
koyun ağılları, meyvelerin muhafaza edildiği yerler, vesaire gibi... Bu konuda
ne şeriat, ne de dilbilgisi kuralları kesin bir Ölçü vermektedir. Bunların
tes-biti için örfe müracaat edilir. Şeriat'ın «harz»ı nazan itibare alması, onun
mal sahibinin malını sahiplendirdiğini, onu himaye ettiğini ve koruduğunu
göstermesidir. Malı zayi etmediğine delil olmasıdır. Bunun delili de Amr bin
Şuayb'uı babasından, onun da dedesinden rivayet ettiği nassdır: Dedesi der ki:
'Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e bir adam, otlaklarında bulunan ve
üzerinde belirli işaretler oîan malları hakkında soruyordu. Buyurdu ki; «Onda
parasının İki katı ve aleme ibret olsun diye dayak vardır. Kendi ağılından
(koruma mahallinden) atman mallarda ise el kesme cezası vardır. Pek tabii ki,
parası micene (belirlenen miktarda) ulaştığı zaman.» fi) Adam; «Ya Rasûiallah!
Elbise ve elbiselerin kollarından alman şeylerin durumu nedir?» dedi. Buyurdu
ki; *Kim ağzıyla bir şey alıp elbisesine koymazsa, onda bir ceza yoktur. Kim de
yüklenir götürürse, iki kat parasını verir ve onur kinci şekilde dayak atılır.
Meyvelerin muhafaza edildiği yerden alman şeyler, eğer değeri bir micen'e
ulaşırsa, el kesme cezası uygulanır.»
(Bu hadisi Ahmed, Nesâi ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim sahih saymış, Tirmizi de
hasen kabul etmiştir.)
Amr bin Şuayb babasından, o da dedesinden; Peygamber aleyhisselam'ın şöyle
dediğini rivayet etmiştir:
-Ağaçta duran hurmada el kesme yoktur. Yine dağın korulu şeylerinde de yoktur.
Eğer hayvanların yahut meyvelerin muhafaza edildiği yere getirilirlerse, o zaman
değeri bîr micene ulaştığında el kesme cezası uygulanır.»
Bu her iki hadiste de harz'a itibar edildiği açıktır. İbnü'l-Kayyim der ki:
Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ağaç üzerindeki meyveyi çalan
hırsızın el kesme cezasını düşür-
(1) Burada Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem koyunu kendi ahırından
alanlara el kesmeyi zorunlu kılmış, fakat onu otlağından alanlara bu cezayı
vermemiştir. Bu da koruma yerinin, hükmün uygulanmasında etkili olduğunu
göstermektedir.müş, fakat onu meyvelerin muhafaza edildiği yerden çalanınki-
ni uygulamayı belirtmiştir.
Ebû Hanife ise bu cezanın uygulanmama nedenini, kısa zamanda bozulduğundan
maliyetinin eksikliğinde aramıştır. Ve bu nedeni kısa zamanda bozulan maliyeti
noksan olan her şeyde mevcut kabul etmiştir. Cumhurun görüşü daha sağlıklıdır.
Zira Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bunun için üç durum belirlemiştir.
Bir durumda herhangi bir cezası yoktur. Bu da yalnız ağzıyla ondan yediği
durumdur. Bir durumda iki katıyla borçlandırmış, elini kesmeden dövülmesini
söylemiştir. Bu hal de ağaç üzerinden toplayıp aldığı durumlarda uygulanır.
Üçüncü durumda ise, eli kesilir. Bu da onu harmanından aldığı haller için
geçerlidir. Meyvenin tüm olgunlaşıp, olgunlaşmamış olması arasında fark yoktur.
Dikkate alman yer ve koruma altında oluşudur. Kuruluğu, yaşlığı değil. Bu görüşü
destekleyen delillerden biri de Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve selleni'in
koyunu otlağından çalandan el kesme cezasını kaldırmış olması bunun yanında onu
ağılından alana bu cezayı tatbik etmesidir. Zira koyun için ağıl bir korudur.
Fakihlerin çoğunluğu koruma işine itibar etmiştir. Yalnız elin kesilmesi için
harz'ı şart koşmayanlar da vardır. Ahmed, İs-hak, Züfer ve Zahiriye bunlar
arasındadır. Çünkü; «Hırsız erkek ve hırsız kadın» âyeti geneldir. Amr bin
Şuayb'ın hadislerinde ise, olay çelişkili şekillerde verildiğinden, âyeti tahsis
etmeye yeterli delil olamaz.
İbn Abdilberr bu bilgileri kaydettikten sonra şunları ilave eder; Amr bin
Şuayb'm hadisleri, sika raviler rivayet ettiği zaman, kendisiyle amel edilmesi
zorunlu olan hadislerdir.
46.10.12. Değişik Mallara Göre Korumanın da Değişik Olması
Değişik mallara göre koruma da değişir. Bu konuda örfe itibar edilir. Bazen bir
zaman korunmuş sayılan mal, başka zamanda korunmuş sayılmayabilir. Ev; içindeki
ev eşyası için, sele; meyveler için, ahır; hayvanlar için, ağıl; koyunlar için
korunak sayılır. Diğer mallar da bu şekildedir.
46.10.13. İnsan, Kendi Nefsi İçin Korunaktır
Uyuyan insan, İster mescidde, ister mescidin dışında, olsun, elbisesi ve yatağı
için korunak sayılır. Bir kimse yanında eşyalan olduğu halde yolda oturursa
ister uyku halinde isterse uyanık olsun eşyaları için korunaktır.
Bir kimsenin üzerinden parasını veya eşyalarını çalanın, eşya ve para sahibinin
mülkiyeti gitmiş olduğundan eli kesilir.
Fakihler, çalınan malın uyuyan kimsenin başının altında veya yan tarafının
altında bulunmasını şart koşmuş; Ahmed, Ebu Davud, İbn Mâce Nesâi ve Hâkim'in
Safvan bin Ümeyye'den rivayet ettikleri hadisle delil getirmişlerdir. Safvan bin
Ümeyye şöyle demiştir. «Nakışlı bir elbisem olduğu halde mescidde uyurken hırsız
elbisemi çaldı. Bunun üzerine hırsızı yakalayarak Ra-sûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem'in huzuruna çıkardık. Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem hırsızın
elinin kesilmesini emretti. Bunun üzerine ben, *Ya Rasûlüllah! Değeri üç dirhem
olan elbise için mi bu adamın eli kesilecek? Ben elbiseyi ona bağışlıyorum.»
dedim. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Keşke daha önce onu
bağışlasaydın.» buyurdular. Yani keşke bana gelmeden önce o adamı affetseydin ve
elbiseyi ona hibe et-sevdin.»
Bu hadiste, el kesmek için çalınan malı istemenin eğer sahibi hibe ederse veya
hâkime çıkmadan önce hırsıza satarsa el kesme cezasının düşeceğine delil vardır.
Nitekim Nebi aleyhis-selam; «Keşke bana getirmeden önce onu affetseydin."
buyurması da bunu açık bir şekilde belirtmektedir.
46.10.14. Yankesici
AJimler, yankesici hakkında ihtilaf etmiş içlerinden bir grup şöyle demiştir:
«Yankesicinin, ister elini yakasından içeri sokarak malı çıkarıp alsın, isterse
yakasını yararak yere düşen malı alsın eli kesilir.» Bu görüş Mâlik, Evzâ'î, Ebû
Sevr, Yakup, Hasan ve îbnü'I-Münzir'in görüşüdür.
Ebû Hanife, Muhammed bin Hasan ve İshak ise şöyle demişlerdir : «Eğer paralar
yakasının dışına asılı olduğu halde onları yere düşürerek çalarsa eli kesilmez.
Eğer paralar yakasının içine bağlı olduğu halde elini sokarak onlan çalarsa eli
kesilir.-
46.10.15. Mescid Korunmuş Yer Sayılır
Mescid alışılagelmiş bir durumda içine konan hah, hasır, kandil ve avizeler için
korunmuş bir yer sayılır. Nitekim Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem
mescidde bulunan kadınla-nn sofasında değeri üç dirhem olan kapının dayanağım
çalan hırsızın elini kesmiştir. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Nesâî rivayet
etmiştir.)
Yine bunun gibi, mescidin kapısını veya kapının üzerindeki değerli süsleri
çalanın da elleri kesilir. Çünkü bunlar, kendisinde şüphe bulunmayan korunmuş
mallar sayılırlar.
Şafi'iler mescidin kandilleri ve hasın konusunda muhalefet ederek; «Bunları
çalanın eli kesilmez.» demişlerdir. Çünkü bunlar müslümanlann menfaati için
konmuş olup hırsızın da bu mallarda hakkı vardır. Bazan da olsa, eğer hırsız
zimminin mes-cidindeki eşyalarda hakkı yoktur.
46.10.16. Evden Mal Çalmak
Fakihler, evin kapısı kapalı olursa ancak o zaman korunmuş yer sayılacağına dair
ittifak etmişlerdir. Nitekim fakihler, oturmakta müşterek olmadığı bir evden
hırsızlık yapan, çaldığı malı evden çıkanncaya kadar elinin kesilmeyeceğine dair
ittifak etmişlerdir.
Alimler evden çalmak konusunda bir kaç mesele hakkında ise ihtilaf etmişlerdir
ki; <-El-İfsah an-Me'ani's-Sihâh» kitabının yazarı bu meseleleri zikrederek
şöyle demiştir i «îki kişi beraberce, evde bulunan bir gediğe gelirler, birisi
eve girerek çaldığı eşyaları, dışarıda bekleyen arkadaşma uzatırsa veya arkadaşı
da bunları alırsa, Alimler bu konuda ihtilaf etmişlerdir.»
Maliki, Şafi'i ve Ahmed; «îçeri girenin eli kesilir. Dışanda-kinin kesilmez.»
demişlerdir.
Ebu Hanife; «Hiçbirinin eli kesilmez.» demiştir.
Evdeki bir gedikten, müştereken bir topluluk içeriye girip, içlerinden bir kısmı
nisaba ulaşan mal çalarlar, diğerleri ise, herhangi bir şey almaz ve malları
dışarıya çıkarmakta arkadaşlarına da yardım etmezlerse, alimler bu konuda
ihtilaf etmişlerdir.
Ebu Hanife ve Ahmed «Hepsinin elini kesmek gerekir.» demişlerdir.
Malik ve Şafi'î; «Yalnız eşyayı dışarı çıkaranların eli kesilir.» demişler ve
«içeriğinin eşyayı gediğe yaklaştırıp bırakması dışardakinin de elini sokarak
korunmuş yerden malı alması-konusunda ise ihtilaf etmişlerdir.
Ebû Hanife; «Hiçbirisine el kesme cezası yoktur.» demiştir.
Malik; «Dışarıya çıkaranın kolunun kesileceği» yönünde tek görüş belirtmiş,
eşyayı gediğe yaklaştıranın elinin kesilmesi konusunda ise Malik'in arkadaşları
arasında iki görüş halinde ihtilaf edilmiştir.
îmam Şafi'i; «El kesmek sadece eşyalan dışarı çıkarana aittir.» demiştir.
İmam Ahmed; «Hepsinin eli kesilir.» demiştir.
Ebû İshak, Mûzehheb» adlı kitabında şöyle demiştir: «îki kişi kapalı bir yere
gedik açarak birisi mallan alarak gediğe yakın yere koyar diğeri buradan mallan
ahrsa bu konuda iki görüş vardır. Birinci görüş her ikisinin de elinin
kesileceği görüşüdür. Çünkü şayet bunlara el kesmeyi gerekli görmezsek, bu durum
el kesme cezasının düşmesine zemin hazırlamış olur. İkinci görüş ise; Ebû
Hanife'nin görüşü gibidir ki, doğru olan da budur. O da, «hiçbirinin elinin
kesilmeyeceği» görüşüdür. Çünkü bunlardan hiçbirisi korunmuş bir yerden mal
çalmış değillerdir. Şayet birisi kapalı yere bir delik açar, diğeri ise içeri
girip, malları dışanya çıkarırsa bunda da iki görüş vardır. Bizim
arkadaşlanmızdan; «Daha önce geçtiği gibi bunda da iki görüş vardır.» diyenler
olduğu gibi, «El kesme gerekmez» diyerek bir görüş belirtenler de vardır. Çünkü
birisi delik açmış, diğeri ise malları dışarı çıkarmıştır. Bu durumda ikinci
kişi korunmuş olmayan bir yerden mal çıkarmış sayılır.»
46.10.17. Had Cezası Ne İle Sabit Olur?
Bu Ceza Malı Çalınanın İsteğine mi Bağlıdır?
Mala çalman, cezanın uygulanmasını istediği zaman, ancak' o durumda hırsıza had
uygulanır. Çünkü malı çalınanın mücadelesi, çalman mal içindir. O bakımdan
hırsızın elinin kesilmesini istemesi şarttır. Had cezası iki adil kimsenin
şehadeti veya hırsızın ikrarı ile sabit olur.
Malik, Şafi'î ve Hanefilere göre bir defa ikrarda bulunması kâfi gelir. Çünkü
Nebi aleyhisselam kalkan çalanla Safvan'ın ridasını çalanın elini kesmiş, onlara
«İkrarlarınızı tekrar edin.» dediği naklolunmamıştır. Bazı durumlarda da vaki
olan tekrar ise meseleyi tesbit bakımındandır. Ahmed, İshak ve Ibn Ebi Leyla;
-ikrarının iki defa olması gerekir.» demişlerdir.
46.10.18. Hırsızın Çaldığı Malda Mülkiyet İddia Etmesi
Korunmuş yerden nisab miktan çaldığına dair delil bulunduktan sonra, korunmuş
yerden aldığı malda mülkiyet iddia eden hırsız hakkında İmam Malik «Her
halükarda eli kesilir, iddiası kabul olunmaz» demiş. Ebû Hanife ve Şafi'i ise!
«eli kesilmez» demişlerdir. Şafi'i bu tip hırsızı «zarif», yâni zeki hırsız
olarak isimlendirmiştir. Çünkü, delil ileri sürerek had cezasmı kendinden
düşürmüştür.
46.10.19. Haddi Düşürecek Şekilde Hırsıza Telkinde
BulunmakHırsıza, haddi düşürecek şekilde telkinde bulunmak hâkime mendubdur.
Çünkü Ebü Ûmeyye el-Mahzûmi'nin rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisselam'a suçunu
itiraz eden bir hırsız getirildi, yanında ise çalıntı eşyalar mevcut değildi.
Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, hırsıza; «zannediyorum sen
hırsızlık yapmadın değil mi?» deyince; adam iki veya üç defa; «Hayır, yaptım,"
diye cevap verdi. (Hadisi Ahmed, Ebû Davûd ve Nesâî rivayet etmiştir. Hadisin
ravileri güvenilirdir.)
'Atâ şöyle demiştir: «Hüküm verme görevini yüklenenler, kendilerine hırsız
getirildiği zaman hırsıza; «Çaldın mı? «Hayır,* de!» diye telkinde bulunurdu.
Böyle yapanlar arasında Ebû Bekir ve Ömer'in isimlerini zikretmiştir.
Ebu'd-Derdâ'dan rivayet olunduğuna göre, kendisine hırsızlık yapan bir cariye
getirildiğinde ona; «Hırsızlık yaptın mı? «Hayır-,» de!» diye telkinde bulunmuş,
câriye de «Hayır» deyince, Ebudderda onu bırakmıştı.
Yine Ömer (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; kendisine hırsızlık yapan bir adam
getirildi. Bunun üzerine Ömer (r.a.), hırsıza; «Hırsızlık yaptın mı? «Hayır» de»
diye telkinde bulunmuş, adam, «Hayır,» deyince, Ömer (r.a.) onu serbest
bırakmıştır.
46.10.20. Hırsızlığın Cezası
Hırsızlık suçu sabit olduğu zaman, hırsızın üzerine had cezası tatbik edilip sağ
eli, bilekten kesilir. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
-Hırsızlık yapan erkekle, hırsızlık yapan kadının ellerini kesiniz.-' (Maide:
38)
Hırsıza verilen bu cezayı, daha hafif bir cezayla değiştirmek, cezanın infazını
tehir etmek veya cezayı tamamen kaldırmak caiz olmadığı gibi, hâkimin veya malı
çalınanın affetmesi caiz değildir. Şia bu görüşe muhalefet ederek, hırsızlıkta
malı çalınanın affetmesiyle had cezasının düşeceği görüşündedirler. Yine bunun
gibi Şiiler, devlet reisinin, eğer bir maslahat görürse had cezasını
düşürebileceği veya tehir edebileceğini söylemişlerdir. Bu görüş Ehl-i Sünnet
cemaatının Rasûlüllah aley-hisselam'dan nakledilen şu hadis uyarınca
belirttikleri görüşe muhaliftir: «Siz kendi aranızda cezayı hafifletin. İmama
intikal ettirildikten sonra, eğer o bağışlasa da Allah onu bağışlamasın.»
Hırsız, ikinci defa hırsızlık yaptığı zaman ayağı kesilir. Sonra fakihler, el ve
ayağı kesildikten sonra üçüncü defa hırsızlık yapan hakkında ihtilaf
etmişlerdir: Ebû Hanife: «Tâzir cezası verilir ve hapsolunur.- demiştir. Şafi'i
ve diğerleri ise: «Sol eli kesilir. Sonra tekrar çalarsa sağ ayağı kesilir.
Sonra tekrar çalarsa tâzir cezası verilir ve hapsedilir.- demişlerdir.
46.10.21. Hırsızın Kesilen Elini Dağlamak
Hırsızın eli kesildikten sonra kam akıp helak olmasın diye, kan kesilinceye
kadar dağlanır veya herhangi bir yolla iyileş-tirilir.
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan rivayet olunduğuna görejRasûlüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'e örtü çalan bir hırsız getirilerek, «Ya Rasûlüllah, bu adam hırsızlık
yaptı,- dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, hırsıza;
«Sanıyorum lursizlık yapmadın,» dedi. Hırsız; «Ya Rasûlüllah, çaldım.» deyince,
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Alnı bunu götürün, elini kesin, sonra
dağlayarak bana getirin.» buyurdular. Bunun üzerine hırsızın eli kesildi ve
Rasûlüllah'ın huzuruna getirildi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ona;
«Allah'a tevbe et,» dedi. Adam; «Tevbe ettim,» dedi, Bunun üzerine Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem; «Allah tevbeni kabul etsin» buyurdular. (Hadisi
Dârekutni, Hâkim ve Beyhâki rivayet etmiştir, İbn Kattan sahihlemiştirj
46.10.22. Hırsızın Elini Boynuna Bağlamak
Hırsıza ceza vermek ve başkalarına ibret olması için, Sâri1, kestikten sonra
hırsızın elinin boynuna asılmasını emretmiştir.
Ebu Davud, Nesâ*i ve Tirmizi'nin Abdullah bin Muhaynz'den rivayet edip,
Tirmizi'nin «Hasen-Garib» saydığı hadiste, Abdullah bin Muhayriz şöyle demiştir:
«Fudâle'ye; hırsızın eli kesildikten sonra, kesilen elin boynuna asılması sünnet
midir?- diye sordum. Fudâle; «Bir hırsızı Rasûlüllah'a getirdiler; eli kesildi.
Sonra Rasûlüllah'ın emri üzerine, kesilen eli boynuna asıldı» dedi.»
46.10.23. Çalınan Malın Ödenmesiyle Beraber Had Cezasının Tatbik Edilmesi
Eğer çalınan mal mevcut ise, sahibine geri verilir. Çünkü Rasûlüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur; «öde-yinceye kadar el çaldığının cezasını
çeker.»
Şayet çaldığı mal telef olmuşsa, bedelini öder ve eli kesilir.
Bu cezalardan biri diğerine mâni değildir. Çünkü çaldığı malı ödemek kul
hakkıyla ilgilidir. El kesmek ise Allah için gereken bir cezadır. Diyet ve
keffaret gibi biri diğerine engel olmaz.
Ebû Hanife şöyle demiştir: «Çalman mal telef olduğu zaman, hırsız
borçlandırılmaz. Çünkü el kesmeyle beraber borçlanmak bir arada cem olmaz.
Şüphesiz Allahu Tealâ, el kesmeyi zikredip borçlanmayı zikretmemiştir.
Malik ve arkadaşları ise şöyle demişlerdir. «Eğer çalınan mal telef olmuşsa,
şayet durumu iyi ise çaldığı malı ödemek üzere borçlandırılır. Eğer durumu iyi
değilse, üzerine bir şey lazım gelmez.»
İslami Okul Okulların En Önemlisi