Fikih - 80 Diyet - Fikhussunne
20. DÎYET 47.20.1. Tanımı Diyet: Suçtan dolayı kendisine karşı suç işlenen kişiye yahut onun akrabasma verilmesi gereken maldır. «Vedeytü'I-katl,- ifadesi;...">47.20. DÎYET
47.20.1. Tanımı
Diyet: Suçtan dolayı kendisine karşı suç işlenen kişiye yahut onun akrabasma
verilmesi gereken maldır.
«Vedeytü'I-katl,- ifadesi; -öldürülenin diyetini verdim,» demektir.
Diyet, hem kısas olan, hem de kısas olmayan suçlardan uygulanabilmektedir.
«Dlyetü'1-AJcl» adı da verilmektedir. Bunun temeli şudur: Katil, bir kişiyi
öldürdüğünde, develerden diyeti toplar ve onları götürür, ölünün sahiplerinin
bahçesinde bağlar. Yani onları yularlanyla oraya bağlar ki, onlara teslim etsin.
«Akaltu an-fulan»: Falanın suçunun diyetini borçlandım, demektir.
Diyet nizamı daha önceleri Araplarda mevcuttu. İslâm, bu düzeni kendi halinde
bıraktı (değiştirmedi).
Bunun temeli de Yüce Allah'ın şu sözüdür: «Bir mü'min bir mü'minî öldüremez,
ancak yanlışlıkla olursa başka. Yanlışlıkla bir mü'mini Öldüren kimsenin, mü'min
bir köle azad etmesi ve ölenin ailesine de bir diyet vermesi gerekir. Eğer
bağışlarlarsa o başka. Mü'min, düşmanınız olan bir topluluktan ise mü'min bir
köle azad etmek gerekir. Ve eğer sizinle kendileri arasında andlaşma bulunan bir
topluluktan ise verilecek bir diyet ve mü'min bir köle azad etmek lazımdır.
Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay ardı
ardına oruç tutması gerekir. Allah bilendir, hikmet sahibidir.» (Nisa: 94)
SsL'L'fûtfi Ebû Davud'un Amr bin Şuayb'dan onun babasından, onun
da dedesinden rıvayetme göre, o der ki:
«Rasûlüllah. sallallahu aleyhi ve sellem döneminde diyetin değeri sekiz yüz
dinar, yahut sekiz bin dirhemdi. O gün ehli kitabın diyeti ise, müslümanlann
diyetlerinin yansıydı. Bu uy-1 gulama, Ömer (r.a.) halife seçilinceye kadar
böylece devam etti. Halife seçilince bir konuşma yaptı ve; «Dikkat edin, artık
deve: ler pahalanmış tır!- dedi. mısv içıil
Der ki; «Ömer, altın sahiplerine bin dinar, gümüş sahiplerine (1) ise oniki bin,
sığır sahiplerine ikiyüz sığır, koyun sahiplerine iki bin koyun, giysi
sahiplerine ikiyüz takım elbiseyi diyet olarak vermelerini belirledi.» ,
Şâfi'i, Mısır'da dedi ki:..- t9Saad
«Altın ve gümüş sahiplerinden develerin kıymeti dışında hiç bir şey kabul
edilmez. Ne kadar pahalı olursa olsun.»
Tercihe şayan görüş ise şudur ? Kuşku yoktur ki, Rasûlül-Iâh saliallahu aleyhi
ve sellem'in diyeti, develerin dışında baş"-; ka şeylerle takdir ettiği
sabit.olmamıştır. Buna göre, Ömer (r.a.) diyetin cinslerini çoğaltmış
olmaktadır. Bu da, böyle uygulamasını gerektiren ve zorunlu hale getiren bir
sebepten kaynaklanmaktaydı.»
47.20.2. Hikmeti
Diyetten amaç, insanları o işden alıkoymak ve onları-yıldırmaktır. Can
güvenliğini korumaktır.
Onun içindir ki, mükelleflerin onu vermelerinin çok zor olması ve bundan
sıkıntıya, üzüntüye ve meşakkatlere maruz kalmaları esas alınmıştır.
Mükelleflerin bu üzüntü ve sıkıntıyı görüp duymaları, onun bilincine varmaları
ancak diyetin büyük bir mal olması, onların mallarını azaltması, onu ödemekle,
suç-
(1) Altın sahipleri/ Ehlü'z-Seheb: Şam ve Mısır halkıdır. Oümü$ sa-hiplerİ/Ehlü'l-Verik
: Irak halkıdır. Muvatta'da böyle kaydedilmiştir. II. cild,
luya yahut varislerine vermekle sıkıntıya düşmeleriyle anlaşılabilir. Yani diyet
hem ceza, hem de bedeldir. (1)
47.20.3. Miktarı
Diyeti Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem vacib kılmış ve miktarını
belirlemiştir. Hür ve müslüman erkeğin diyeti, deve sahiplerine göre iki yüz
devedir. Sığır sahiplerine göre ikiyüz sığırdır, koyun sahiplerine göre iki bin
koyundur. Altın sahiplerine göre bin dinardır. Gümüş sahiplerine göre oniki bin
dirhemdir. Elbise sahiplerine iki yüz elbisedir. Diyet vermekle mükellef olan
biri bunlardan hangisini getirirse, ölü sahibi onu kabul etmek zorundadır. Artık
ölü sahibinin hangi gruptan olduğuna bakılmaz. Zira kişi vermekle mükellef
olduğu şeylerin aslından birini getirmiş bulunmaktadır. (2)
47.20.4. Diyeti Zorunlu Kılan Öldürme
Alimler arasında ittifakla kabul edilen odur ki; yanlışlıkla öldürme, kasten
öldürmeye benzer cinayetlerde, küçüklük ve delilik gibi teklifin şartlarından
birini taşımayan birisinin neden olduğu öldürmelerde diyet zorunludur. (1)
Öldürülen kişinin dokunulmazlığı, Öldüren kişinin dokunulmazlığından eksik
olduğu hallerde de diyet gerekir. Mesela hür bir kimsenin köle bir kişiyi
öldürmesi gibi.
(1) Tarihu'l-Fıkh; s. 82.
(2) Ebû Hanife ve kendisinden gelen İki rivayetten birinde Ahmed der ki :
«Kasten Öldürme diyeti dört parçadır :
«Yirmi beş tanesi iki yaşında deve, yirmi beş tanesi üç yaşında deve, yirmibeş
tanesi dört yaşında deve, yirmibeş tanesi de tam olgunlaşmış devedir.»
Kasten öldürmeye benzer cinayetlerde de her iki imama göre durum budur. Şaf j'I
başka bir rivayette der ki: «Diyet, otuzu dört yaşındaki deve, otuzu olgunlaşmış
deve, kırkı da yavruîannı karınlarında taşıyan gebe devedir. Hata ile öldürme
diyeti ise beş bölümdür: Yirmisi olgunlaşmış deve. yirmisi dört yaşındaki deve,
üç yaşında dişi deve, yirmisi iki yaşında erkek deve, yirmisi de iki yaşında
dişi deve. Malik ve Şafii de iki yaşındaki deve yerine üç yaşındaki develeri
koymuştur.
(1) Cinayeti işleyen küçük ya da deli olursa; Ebû Hanife ve Malik'e göre diyeti
yakın akrabasına düşer. Şâfi'I der ki: «Küçüğün kasten öldürme diyeti onun
malından verilir.»
Uykusunda, dönerken başkasını öldüren, başkasının üzerine düşerek onu öldüren,
kalabalık yüzünden öldürülen ve bir çukur kazıp başkasının oraya düşüp ölmesine
neden olan kimselerin de diyet ödemesi gerekir.
Bu konuda Haneş bin Mu'temir'den Ali (r.a.)'dan gelen habere göre o şöyle
demiştir:
«Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seilem beni Yemen'e gönderdi. Aslan için tuzak
kuran bir topluluğa rastladık. Onlar bununla uğraşırken ve birbirleriyle itişip
kakışırken bir adam düştü. Başkasma tutundu. O da başkasına tutundu. Böylece
dört kişi içeri düştü. Aslan onları yaraladı. Bir adam kargısıyla aslanı
Öldürdü.. Adamların hepsi de bu yaralarından dolayı öldüler. İlk kişinin
akrabası başkasının akrabasından davacı oldu. Savaşmak için silahlarını
çektiler. Tam bu sırada Ali (r.a.) onların yanma vardı ve şöyle dedi:
«Allah'ın Rasûlü aranızda sağ olduğu halde savaşmak istiyorsunuz! Ben aranızda
hüküm vereceğim. Eğer razı olursanız hüküm odur. Yoksa birbirinizden davacı
olarak Peygamber aley-hisselam'a gidersiniz. O sizin aranızda hüküm veren olur.
Bundan başkasını isteyene başka hak yoktur. Kuyuyu kazan kabilelerden : 1/4
divet, 1/3 diyet 1/2 diyet ve bir de tam diyet toplayın.
«Birincisine; diyetin dörtte birini verin. Çünkü o üç kişinin helakına neden
oldu.
«ikincisine; üçte bir diyeti verin.
«Üçüncüsüne yüzde elli diyeti verin.
«Dördüncüsüne; tam diyeti verin.
«Onlar bu hükmü kabul etmeyip ille de Peygamber aleyhis-selam'a gitmekte ısrar
ettiler. Peygamber aleyhisselam'ı Makam-ı İbrahim yanında buldular. Olayı
kendisine naklettiler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem onun hükmünü uygun
gördü.»
(Bunu Ahmed rivayet etmiştir. Başka bir lafızla da rivayet etmiştir. Burada iso
birbiriyle boğuşan kabilelere diyeti yüklediği kaydedilmektedir.)
Ali bin Rebah eî-Lahmi'den rivayet edildiğine göre, Ömer bin Hattab'ın hilafeti
döneminde âmâ bir adam hacda şöyle diyordu : «Ey insanlar! Nahoş bir şey gördüm,
Âmâ olan sağlıklı, basiretli adama akıl verir mi?
Beraber yürüdülerse, ikisi de kırılırlar.-
Âmâya gözleri gören bir adam kılavuzluk ediyordu, İkisi de bir kuyuya düştüler.
Âmâ olan, gözleri görenin üzerine düştü. Gözleri gören öldü. Ömer Cr.a.) gözleri
görenin diyetini âmâya yükledi.
(Hadisi Dârekutnî rivayet etmiştir.)
Yine bir başka hadis şöyledir: «Bir adam birtakım evleri olan bir topluluğa
gitti. Onlardan su istedi. Kişi orada ölünceye kadar kimse ona su vermedi. Ömer
(r.a.) onların hepsine diyeti yükledi.»
(Ahmed; îbn Mansur'un rivayetinde bunu hikaye edip, «ben de bu görüşteyim» der.)
Kim bir kişiyi aniden bağırarak korkutsa ve adam bu bağırmasından dolayı Ölecek
olsa, diyetini ödemesi gerekir. Sesini değiştirip bir çocuğu korkutsa, çocuk da
bundan ötürü de-lirse, onun (diyetini) borçlanır.
47.20.5. Ağır ve Hafif Diyet
Diyet, «muğallaza» (ağır) da olur, «muhaffafa» Chafif) da. Muhaffafa olan diyet
yanlışlıkla Öldürmede olur. Muğallaza da kasten öldürmeye benzer durumlarda
olur.
Kasten öldürme olayında, kanın sahibi eğer bağışlayacak olursa, Şâfi'î ve
Hanbelilere göre bu durumda diyet-i muğallaza gerekir.
Ebû Hanife ise kasten öldürmede belli bir diyet olmadığı kanısındadır. Burada
Önemli olan her iki tarafın üzerinde anlattığı miktardır. Onların üzerinde
anlaştığı şey, belli ve te'hir edilmiş bir şey değildir.
Diyet-i muğallaza, yüz devedir. Bunlardan kırkının karnında yavrusunu taşıyan
deve olması gerekir.
Zira Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesâî ve îbn Mâce; Ukbe bin Evs'-ten sahabeden bir adam
aracılığıyla aldıklara hadiste Peygamber saüallahu aleyhi ve sellem'in şöyle
dediğini kaydederler:
-Dikkat edin! Hata sonucu meydana gelen ile kasıtlı kamçı, sopa ve taşlarla
sebep olunan öldürmede diyet-i muğallaza vardır: Yüz deve; bunların içinden
kırkının tamamı gebe olmalı, altıncı yaşıyla dokuzuncu yaşı arasında olmalıdır.»Muğallaza
kavramı, ancak develere has olan diyetlerde olur. Çünkü Sâri' böyle emretmiştir.
Burada durulur ve dinlenir. Başka görüş belirtilmez. Çünkü bunlar kesin olan
sınır lamalardır.
Diyetin haram ayda. Haram Belde'de ve yakınlara karşı işlenen suçlarda
muğallazaya dönüşmesi:
Şafi'î ve başkası der ki: «Diyet, haram beldede, haram ayda, adam öldürme ve
yaralamalarda, nikah düşmeyen yakın akrabaya karşı işlenen suçlarda muğallazaya
dönüşür. Zira Şeriat, bu kutsal şeylere çok değer vermiştir. Suç büyük olunca
diyeti de büyük olur.»
Ömer (r.a.), Kasım bin Muhammed ve îbn Şihâb'dan rivayet edildiğine göre; bu tür
diyetlerde üçte biri kadar arttırılır.
Ebû Hanife ve Mâlik der ki: «Diyet bu tür sebeplerden dolayı muğallazaya
dönüşmez. Zira bunlarda muğallazaya ait bir delil yoktur. Çünkü diyetlerde
Şari'den gelen şeylerle sınırlı kalınır. Yanlışlıkla meydana geîen olaylarda
muğallazadan bahsetmek Şeriat'ın temel ilkelerinden çok uzaktır.»
47.20.6. Diyet Kime Vacibtİr?
Katile vacıb olan diyet ıkı çeşittir:
a — Birincisinde; suçlu onu malından ödemek durumundadır. (Kadın, erkek olması
farketmez.) Bu da kasten öldürmelerde kısas düştüğü zamanlarda olur.
İbn Abbas der ki:
*Ne kasten öldürmelerde, ne itiraflarda ne de kasten öldür-melerdeki
antlaşmalarda yakın akrabaya diyet düşer.»
Sahabe içinde ona muhalefet eden çıkmamıştır. Mâlik, İbn Şihâb'dan rivayetle
şöyle dediğini kaydeder: «Sünnetteki uygulamalara göre kasten öldürmelerde,
katilin sahipleri bağışlayacak olursa, diyetin yalnız katilin malından
verileceği anlaşılmaktadır. Ancak yakm akrabası kendi istekleriyle ona yardım
ederlerse o başka.
Şu üç kişiden biri akraba olduğu halde diyet vermez: Kasten Öldürmede, ikrarda
ve anlaşmada akrabanın diyet ödemesi gerekmez. Çünkü kasten Öldürme cezayı
gerektirir. Artık akrabasının onun yerine diyet vermesiyle yükünü
hafifletmelerine müstahak değildir. O ikrarda da akrabanın diyete
katılması gerekmez. Çünkü diyet, öldürmek ile değil, öldürmeyi ikrar etmekle
vacib olmaktadır. İkrar ise kesin olan bir delildir. Yani yalnız ikrarda bulunan
için bir delildir. Yakın akrabasına geçmez.
Anlaşmayı ikrar etmiş kimseye de, akile1 (asabe: yakın akraba) nm diyete ortak
olması gerekmez. Zira anlaşma bedeli öldürme ile zorunlu olmadı. Aksine anlaşma
akdi ile vacip oldu. Ayrıca suçlu suçunun sorumluluğunu yüklenir. Bir şeyi telef
edene telef ettiği şeyin bedeli ödetilir.
b — Bir çeşit diyet de vardır ki, katilin ödemesi gerekir. Yalnız yakın akrabası
onu yüklenir. Eğer yakın akrabası varsa, yardım yoluyla onu öderler. Bu da
kasten öldürmeye benzer öldürme ve yanlışlıkla Öldürmedir. Cl)
Katil de yakın akraba fertlerinden biri gibidir. Çünkü katil olan odur. Onu
burada dışarda bırakmanın hiçbir anlamı yoktur. Şâfi'i der ki: «Katile, diyetten
hiçbir şey düşmez. Çünkü ma'zurdur.»
Âkile : Akl'dan alınmıştır. Çünkü o kanları bağlar. Yani akmasını önler,
durdurur. «Akale'î-beire aklen» denir ki: Yani «deveyi bağladı, akıl da
ondandır.» demektir. Çünkü o da kişiyi çirkinliklere bulaşmaktan alıkoyar:
Âkile : Akl, yani diyeti topîu halde ödeyen topluluktur. «Akal-tu'I-katil» denir
ki, «Ölünün diyetini verdim,» demektir. «Akal-tuani'l-katil» de denir ki,
«Katile lazım olan diyeti Ödedim,» demektir.
Âkile: Adamın asabesi yani ergenlik çağma gelen — baba tarafındaki— erkek
akrabasıdır (D. Bunların hali vakti yerinde olması, akıllı olması da şarttır.
Bunlara; âmâ olanlar, müzmin hastalar ve pîr-i faniler de zengin olurlarsa
girerler. Âki-leye kadınlar, fakirler, küçükler, deliler ve suçlunun dinine
aykırı bir dine inananlar girmez. Zira bu işte asıl, yardımlaşma ve
dayanışmadır. Haîbukİ belirtilen kimseler bu işe ehliyetli değildir.
(I) Aynı şekilde küçük ve delinin kasten öldürme diyeti de akile (yakın akraba)ya
yüklenir. Katâde, Ebû Sevr, Ibn Ebî Şeybe ve îbn Şİbrime der ki: «Kasten
Öldürmeye benzer suçlarda diyet suçluya düşer. Bu görüş zayıftır.»
(1) Malik, Ebû Hanife, imam Ahmed'den gelen iki rivayetin en açığına göre
asabeye; baba da, oğul da girer...
Diyetin âkile üzerinde vacib olmasının kaynağı şudur. Hu-zeyl kabilesinden iki
kadın birbiri ile dövüşür. Biri diğerine bir taş atarak kadını ve karnındaki
çocuğunu öldürür. Durum Ra-sûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e arzedildiğinde
kadının diyetinin âkile üzerinde olduğuna hükmeder.
Olayı Buhâri ve Müslim, Ebü Hüreyre (r.a.) hadisinden tah-ric eder:
Âkile; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında suç işleyenin
kabilesiydi. Bu durum Hz. Ömer (r.a.) dönemine kadar böyle devam etti.
Disiplinli ordular kurup divanlar teşkil edildiğinde Âkileyi divan sahiplerine
yükledi. Bu uygulama Peygamber aleyhisselam'm dönemindekine muhalifti.
Serahsi, Ömer (r.a.)'m bu uygulaması hakkında şu açıklamada bulunur: «Eğer
denilse ki; »Sahabe RasülüHah sallallahu aleyhi ve sellem'in uygulamasına aykırı
bir şey üzerinde nasıl icma edebilir?...»
Deriz ki: «Bu, uygulamanın Rasûlüllah aleyhisselam'm hükmüne uygun olduğunu
gösteren bir icma'dir. Zira onlar Rasûlüllah sallallahu raleyhi ve sellem'in
yardımlaşmayı esas alarak kişinin aşiretine yüklediğini biliyorlardı. O zamanlar
kişinin gücü ve desteği aşiretinden kaynaklanıyordu.
Ömer (r.a.) onlardan divanlar oluşturunca artık güç ve kuvvet divanın eline
geçti. Kişi bundan böyle divanı üzerine kabilesi ile savaşa- duruma gelmişti."
Hanefîîer bu hükme razı olurken, Malikiler ve Şafi'îler ise onu reddetmişlerdir.
Zira Rasûlüllah'tan sonra nesh mümkün değildir ve hiç kimse Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem döneminde mevcut olan bir şeyi değiştirme hakkına
sahip değildir.
Âkile'nin ödemesi gereken diyet üç sene boyunca ödenebilir (1). Bu konuda
alimler ittifak etmişlerdir.
Katilin ödemesi gereken diyete gelince; Şâfi'î'ye göre onun hemen ödenmesi
gerekir. Çünkü paraya bir mühlet tanınması akilede işi hafifletmek içindir. Bu
hafifletme apaçık kasıtlı Öldürmeyi kapsamaz.
(1) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu akile diyetini gönülleri birbirine
ısındırmak ve kişilerin arasını düzeltmek amacıyla onu bir defada veriyordu.
İslâm tam egemen olduğu zaman bu süreyi sahabe yukarıda belirtilen şekilde
belirlediler, İmanı diyetin peşin ödenmesinde bir yarar görürse öyle yapabilir.
Hanefîler onun da hata: ile öldürmede olduğu gibi üç sene zarfında ödenebileceği
görüşündedir.
Kasten öldürmeye benzer öldürmelerde ve yanlışlıkla öldür-melerdeki diyetin
akileye yüklenmesi, İslâm'ın genel ilkesi olan şu kuralın bir istisnasıdır:
însan kendi kendisinden sorumludur ve yalnız yaptıklarına karşı hesaba çekilir.
Zira Cenab-ı Allah buyuruyor ki:
-Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.»
Yine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: «Kişi ne babasının ne
de kardeşinin suçu ile cezalandırılmaz.» (Hadisi Nesâî, İbn Mes'ûd (r.a.)'dan
rivayet etmiştir.)
İslâm'ın diyetin bu durumda akileye ortaklaşa dağıtılmasını önermesi, ancak
suçluyu kollamasından ve kendi isteği dışında meydana gelmiş olan bir suçundan
dolayı çarpıldığı cezada ona yardımcı olmasından kaynaklanmaktadır.
Bu da daha önce Araplar arasında yaygın olan bir düzenlemenin kabul edilmesidir.
O zamanlar kabileler arasındaki yardımlaşma, dayanışma ve birlikte hareket
etmenin gerektirdiği bir uygulamadır.
Bunda da apaçık bir hikmet vardır. Zira kabile diyette kendisinin de sorumlu
tutulacağını bildiğinde bir taraftan kendisine mensub olan bireyleri suç
işlemekten alıkoyarken Öbür taraftan onları sağlıklı bir yaşama yönlendirecek ve
onları hataya düşmekten alıkoymaya çalışacaktır.
Fakihlerin cumhuru yanlışlıkla işlenmiş olan bir cinayette akilenin ancak
diyetin üçte birini aşan kısmını yüklenebileceğini, üçte birinin ise suçlunun
malından verilmesi gerektiği kanısındadır. (1)
Malik ve Ahmed derler ki: Asabeden olan kimselerin hiç birisine diyetin belli
bir miktarı zorunlu değildir. Hakim bu konuda herkese gücünün yetebileceği
miktarı yüklemekte ictihad eder. Ve en yakından başlayarak daha az yakma doğru
gider.
Şâfi'i İse der ki: Zenginlerin bir dinar fakirin ise yanm dinar vermesi gerekir.
Ona göre diyet yakınlık oranına göre dü-
U) Şâfi'i der İd : «Yanlışlıkla işlenen suçun diyeti akilenin boynunda-dır. Suç
az olsun çok olsun farfeetmez. Zira çok olana borçlanan adam azı da borçlanır.
Nasıl ki kasten Öldürmesinin diyeti suçlunun malından verilir. Diyet az olsun
çok olsun farketmez.»
zenlenmiştir. Önce babasının oğullarından en yakınlardan başlanır, sonra
dedesinin çocuklarına geçilir, sonra babasının oğullarının oğullarına geçilir.
Eğer katilin ne soy ne de dostluk yönünden asabe akrabası yoksa diyeti beytü'l-mâl'den
ödenir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: «Ben kimse-■ si
olmayanın velisiyim...»
Eğer kendisi fakir ve akilesi de fakir olup diyeti yüklenecek güçte değilse onun
diyeti de beytü'l-mâl'dan verilir.
Eğer müslümanlar savaş esnasında bir adamı kâfir zannederek öldürdükten sonra o
adamm müslüman olduğu ortaya çıkarsa onun diyeti de beytü'l-mâl'den ödenir.
Şafii ve başkası Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in — Huzeyfe'nin babası—
Yemân'm diyetinin verilmesine hükmettiğini rivayet eder. Yeman Uhud günü
müslümanlar tarafından öldürülmüştü. Zira tanınmıyordu...
Aynı şekilde kalabalıkta ölen kimsenin diyeti de beytü'l-mâl'den Ödenir. Zira o
müslüman bir kimsedir. Müslüman bir topluluğun fiili ile Ölmüştür. Diyetinin
Beytü'l-mâl'den Ödenmesi gerekir.
Müsedded rivayet eder ki; Cuma günü bir adam kalabalıkta sıkışıp ölmüştü. Ali
kerremallahu vechehu, müslümanlanıı beytü'ül-mâl'indan onun diyetini ödedi.
■Hanefilerin sözlerinden anlaşıldığına göre, bu durumlarda diyet suçlunun
malından ödenir.
«Dürrü'l-Muhtar» kitabında deniyor ki:
*Bu konuda yardımlaşmak temel ilkedir. Eğer böyle birşey varsa akile de vardır.
Yoksa yoktur...»
Eğer ne kabile ne de yardımlaşma sözkonusu değilse diyet beytü'l-mâl'den ödenir.
Eğer beytü'l-mâl'da yoksa yahut düzenli değilse diyet suçlunun malından ödenir.
îbn Teymiye der ki; -Yanlışlıkla öldürme olayında eğer akile yok ise diyet
alimlerin bu konudaki iki görüşünden en sağlıklı olanına göre suçlunun maundan
alınır.»
47.20.7. Organların Diyeti
insanda Öyle organlar vardır ki, burun, dil ve zeka gibi tektir. Yine insanda
öyle organlar var ki göz, kulak, dudak, ya-
nak, e], ayak, husya, kadın memesi, erkek memesi, but ve kadınlık organının yanı
gibi çifttir.
Bazı organları ise daha çoktur.
Eğer bir insan başka bir insanın tek olan bir organını yahut çift olan
organların her ikisini telef edecek olursa, tam diyet gerekir, ikili organların
birini telef ederse, diyetin yansı gerekir.
Yani burunda tam diyet gerekir. Burunun yaran koku almada ve bunun beyine kadar
yükselmesindedir. Bu da burunun yumuşak kısmını koparmakla engellenir.
Dilin kesilmesinde de diyet gerekir. Çünkü konuşma kaabi-liyeti ile insan,
konuşamayan hayvanlardan ayrılır. Konuşma önemli bir özelliktir. Engellendiğinde
insanın pek çok maslahatları engellenir. Başkasına isteklerini açıklayamaz,
maksatlarını izah edemez.
Eğer az bir kısmı kesildiği halde kişi yine konuşmaktan aciz kalıyorsa, bu
durumda diyet gerekir.
Eğer harfleri çıkarabiliyor, bazılarını çıkaramıyorsa o zaman diyet harflerin
sayısına bölünür.
Ali kerremallahu vechehû'dan rivayet edilmiştir ki; o, diyeti harflere
bölüştürmüş çıkarabildiklerinin diyetini düşürmüş, çıkaramadıklarının diyetini
emretmiştir.
Zekerin koparılmasında da diyet gerekir. İsterse sadece sünnet yerine kadar
kopmuş olsun. Çünkü cinsel ilişkide yaran olan orası, sidik tutan yine o
kısımdır.
Kişinin beline vurup yürümekten aciz hale sokulduğunda diyet gerekir. Her iki
gözde tam diyet, tek gözde yarım diyet, iki göz kapağında da bir göz kadar, bir
gözün iki kapağında yarım, bir kapağında çeyrek diyet vardır. İki kulakta tam
diyet, birisinde yarım diyet, iki dudakta tam diyet, birisinde yarını diyet
vardır. Alt dudak, üst dudak arasında fark yoktur. İki elde tam diyet, tek elde
yarım diyet, iki ayakta tam diyet, bir ayakta yarım diyet, iki el - iki ayağın
tüm parmaklarında tam diyet, her bir parmakta on deve vardır ve tüm parmaklar
aynıdır. Yüzük parmağı ile baş parmak arasında fark yoktur, el -ayak
parmaklarının her bir ucunda diyetin otuzda biri vardır. Her permakta üç eklem
vardır. Başparmakta iki eklem vardır. Her eklemde diyetin yirmide biri vardır.
Her iki husyede tam
diyet, birisinde yannı diyet vardır. Butlarda da hüküm aynıdır. Kadınlık
organının her iki yanında, her iki memesinde erkeğin her iki memesinde tam diyet
vardır. Birisinde yansı vardır. Dişlerde tam diyet, her bir dişte beş deve
vardır. Ûn ve azı dişleri hariç diğer dişler arasmda fark yoktur. Bir diş kınlır,
ya da siyahlaşıp çekilmesine neden olunursa diyeti gerekir.
-47.20.7.1. Organların Yararlarının Diyeti
Bir kişi bir kişiye vurarak aklını oynatmasına neden olursa tam diyet vardır.
Zira insanı hayvandan ayıran özelliklerden biri de akıldır. Duyu organlarından
birini «görme», «duyma», «koklama», «tad alma» yahut «bütünüyle konuşma»smı
çalışamaz hale sokarsa bunda da tam diyet vardır. Çünkü bu duyu organlarından
her biri kendisine has bir işe yaramaktadır. Kişinin güzelliği ve tamam bir
hayata sahip olması bunlara bağlıdır. Ömer (r.J bir adama vurup duyma, görme
duygularını, cinsel gücünü ve aklını sakatlayan bir adam hakkında dört diyet ile
hükmetmişti. Halbuki adam daha yaşıyordu.
İki gözden birinin görmesi, iki kulaktan birinin işitmesi engellenirse bunda
yarım diyet vardır. İster diğeri sağlam olsun ister olmasın farketmez.
Kadının her iki memesinin tümünde kadın diyeti vardır. Birisinde yansı vardır.
Kadınlık organın her iki tarafında diyeti vardn-. Yansında yansı vardır.
Sağlıklı olan tek göz çikanldığmda tam diyet vardır. Ömer, Osman ,Ali, İfan Ömer
(r. anhüm) bu konuda böyle hükmetmişlerdir. Sahabeden onlara aykırı görüşte olan
kimse bilinmiyor. Zira tek olan gözün gitmesi görmenin tümden gitmesi demektir.
Çünkü adam onunla iki gözle yapılan işi görmektir.
Aşağıda belirtilen dört kıldan dolayı da tam diyet gerekir:
1 — Saç,
2 — Sakal,
3 - Kaşlar,
4 — Kirpikler.
Bir kaşta yarını diyet vardır.
Bir kirpikte dörtte biri vardır.
Bıyıkta ise iş, hakimin takdirine bırakılmıştır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi