Fikih - 81 Sicac - Fikhussunne
47.20.7.2. Şicâc'm Diyeti
Şicâc: Baş ve yüzdeki yaralardır.
On çeşidi vardır: Bunların hepsinde de kısas yoktur. Ancak kemik görünecek kadar
olan yaralama eğer kasten yapılmışsa o başka. Zira bunlarda benzer bir yara açma
olnağı yoktur.
Şicâc'ı şu şekilde bölümlere yırabiliriz:
ı — Hârisa: Bu, cildi hafif yarmakla gerçekleşir.
2 — Bâdia: Ciltten sonraki eti yaran yaralardır.
3 — Dâmiye veya Dâmiğa: Kanayan yaralardır.
4 — Mâtelâhime; Oldukça etin içine geçen yaralardır.
5 — Simhâk: Kemik ile arasında ince bir zar kalan yara-
6 — Müdiha: Kemik görünecek kadar yarılan yaralardır.
7 — Hâşime: Kemiğin kırıldığı, ufalandığı yaralardır.
8 — Munkile: Kemiği görünen, kemikleri ufalanan ve kemiklerin yer değişecek
kadar dağıldığı yaralardır.
9 — Me'nûme veya Âme: Başın derisine kadar varan yaralar.
10 — Câife: içe kadar varan yaralardır.
Bu yaraların Mûdiha dışında kalanlarında adil bir mahkeme gerekir. Bîr görüşe
göre ise doktorun ücreti gerekir. Eğer yara mûdiha olursa o zaman daha önce de
belirttiğimiz gibi, kısas gerekir. Yanlışlıkla olmuşsa, diyetin yirmide biri
gerekir. İster küçük olsun ister büyük farketmez. Diyetin yirmide biri de beş
devedir. Zaten bu, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in Amr bin Hazm'e
gönderdiği yazıda açıkça sabit olmuştur.
Eğer değişik bir kaç mûdiha varsa, her birinde beş deve vardır. Baş ve yüz
dışındaki mûdihalarda (adil) bir mahkemeye başvurmak gerekir.
Hâşime'de diyetin onda biri vardır. Bu da on deve eder. O da Zeyd bin Sabit'ten
rivayet edilmiştir. Ve sahabeden hiçbiri ona muhalefet etmemiştir.
Munkile'de ise diyetin onda biri ve onda birin yansı vardır. Yani onbeş deve.
Ame'de: Diyetin üçte biri olduğunda icma vardır.
Caife'de diyetin üçte biri olduğunda icma vardır. Eğer bir taraftan girip öbür
taraftan çıkarsa bu iki câife sayılır ve bunda diyetin üçte ikisi vardır. .
47.20.8. Kadının Diyeti
.
Kadın yanlışlıkla öldürüldüğünde, erkeğin diyetinin yansı vardır. Organlarının
kopması da öyledir. Yaralanmalan, erkeğin yaralanmalarının gerektirdiği diyetin
yansını gerektirir. İlim ehlinin ekseriyeti bu görüştedir.
Ömer, Ali, îbn Mes'üd ve Zeyd bin Sabit (r. anhüml'den rivayet edilmiştir; Onlar
kadının diyeti hususunda: «Onun diyeti, erkeğin diyetinin yansı kadardır,»
derler. Ve onlara hiç kimsenin karşı görüş belirttiği de nakledilmemiştir.
Böylece bu görüş icma olmaktadır. Aynca kadının mirasta ve şahitlikte erkeğin
yansı kabul edildiği de bilinmektedir.
Bir görüşe göre ise diyetin üçte birine kadar kadın - erkek eşit kabul edilir.
Geriye kalan kısımda yan yanyadır.
Nesâî ve Dârekutni, Amr bin Şuayb'dan, o da dedesinden Peygamberin şöyle
dediğini tahric etmişler, İbıı Huzeyme de bu hadisi sahih saymıştır:
-Kadının diyeti, diyetinin üçte birine ulaşıncaya kadar, erkeğin diyeti
kadardır.»
Malik, Muvatta'da, Beyhakî de Rebia bin Abdurrahman'dan tahric ederek onun şöyle
dediğini kaydeder:
«Said bin Müseyyeb'e sordum : «Kadının parmağında ne kadar var?...» «On deve,»
dedi. «İki parmağında kaç tane?...» dedim. «Yirmi deve!» dedi. «Üçte kaç
tane?...» dedim. «Otuz deve...» dedi. «Dörtte kaç var?...» dedim. «Yirmi deve»
dedi... «Yarası büyüyüp daha fazla belaya uğrayınca diyeti küçülüyor.» dedim?...
Sa'id: «Sen Iraklı mısın?» diye sordu. «Hayır, bilgisini sağlamlaştırmaya
çalışan bir alim veya öğrenmek isteyen bir cahilim.» dedim. Said: «Sünnet olan
budur ey kardeşimin oğlu,» dedi.»
İmam Şâfi'î bu sünnet kavrammı eleştirmiş ve «sünnet» ten maksadın, Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in sünneti değil, Zeyd bin Sabit'in bu şekilde
görüşünü belirleyen sünneti olduğunu açıklamıştır.
Şâfi'i der ki:
«Sünnet kavramı mutlak olarak kullanıldığında bundan maksat Rasûlüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetidir. Sa-habilerin büyüklerinin bunun
zıddına fetva verdikleri rivayet
edilmiştir. Eğer bu Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünneti olsaydı
ona muhalefet etmezlerdi... (Said'in) Sünnet kavramını kullanması, Zeyd bin
Sabit'in sünnetini kastettiğine yorumlanır. Zira bu görüş ancak onun sözü olarak
rivayet edilmiştir. Ayrıca bu imkansız olan bir şeye neden olmaktadır. Çünkü bu
görüşe göre kadının acısı fazlalaşıp belası ağniaştıkça diyeti azalmaktadır ve
bunun kaynağı olarak da Şari'in hikmeti gösterilmektedir!
Bu görüşü Sari'e nisbet etmek caiz olmaz. Zira bir suçun şer'an hiçbir şeyi
gerektirmeyeceğini düşünmek imkansızdır. Başkasıyla vacip olan şeyi düşürmesi
daha çirkindir.
47.20.9. Ehl-i Kitabın Diyeti
Ehl-i kitabın diyeti (ister zımmî olsunlar, ister kendilerine güvence verilen
sözleşmeli kimseler olsun) yanlışlıkla Öldürüldüklerinde müslümanm diyetinin
yarısıdır. Onlann erkeklerinin diyeti müslüman erkeğin diyetinin yansıdır.
Kadınlarının diye-îi müslüman kadının diyetinin yansıdır. Zira Amr bin Şuayb'ın,
babasından, onun da dedesinden rivayetle; Peygamber sallaîlahu aleyhi ve sellem
ehl-i kitabm diyeti konusunda müslümanm diyetinin yansıyla hükmetmiştir.
Ahmed rivayet etmiştir.
Öldürmede diyetleri, müslümanm diyetinin yansı olduğu gibi yaralamalarda diyet
yan yarıyadır.
Malik ve Ömer bin Abdülaziz de bu görüştedir.
Ebû Hanife, Sevri ise onlann diyetlerinin müslümanm diyeti kadar olduğu
görüşündedir. Ömer, Osman ve İbn Mes'ud'-dan rivayet edilen görüş de budur. Zira
Cenab-ı Allah buyuruyor ki:
«Ve eğer sizinle kendileri arasında andlaşma bulunan bir topluluktan İse
ailesine verilecek bir diyet ve mü'min bir köle azâd etmek gerekir.» (Nisa: 92)
Zühri der ki:
n Ve Zİmminin «"* Ulumana, diyeti
ve sellem Ebû
»Sonra Ömer bin Abdülaziz diyetin yarısına hükmetti ve Muaviye'nin beytü'l-mal'e
koyduğu yarısını kaldırdı.»
Zühri der ki ■
«Fırsatım olmadı ki; bunu Ömer bin Abdülaziz'e hatırlatayım ve zimmet ehli için
diyetin tam olduğunu haber vereyim.»
Şafi'i onlann diyetlerinin müslümanm diyetinin üçte biri olduğu görüşündedir.
Putperestlerin, anlaşmalı ve güvence verilen mecusilerin diyeti ise müslümanm
diyetinin onda birinin üçte ikisidir (yani otuzda ikisi).
Onlann bu konudaki delilleri ise, bu konuda ileri sürülen en az görüşün bu
olmasıdır. Zimmet ise kişiden uzaktır, ancak kesin bilgi veya delil ile sabit
olur.
Hesaplandığında bu 12.000 (oniki bin) dirhemden, (800) sekiz yüz dirhem eder.
(2/3 X 1/10 = 2/30 = 12.000 : 30 = 400 = 400 X 2 = 800) Ömer, Osman ve İbn
Mes'üd'dan rivayet edildiğine göre onlann kadmlan da yan yanya hükmüne tabidir.
Zimmi ve anlaşmalı birinin öldürülmesinde diyetle beraber keffaret de gerekiyor
mu acaba?
İbn Abbas, Şâ'bî, Nehâi ve ŞâfiTye göre gerekir. Taberi de bunu tercih etmiştir.
47.20.10. Ceninin Diyeti
Annesine karşı kasten veya yanlışlıkla işlenen bir suçtan dolayı cenin ölür de
annesi ölmezse, bu suçtan dolayı Curra (Gur-ra, herşeyin en güzeline denir)
gerekir. Cenin ister anasından doğduğunda ölü olarak dünyaya gelsin, isterse
karnında ölsün, ister kız, isterse erkek olsun farketmez.
Eğer sağ olarak doğar da sonra ölürse onda diyet vardır. Erkek ise yüz deve
gerekir. Kız olursa elli deve lazım gelir. Sağ olmak; aksınna, nefes alma,
ağlama, bağırma, kıpırdama ve saire ile bilinir.
Şafi'i', ceninin herhangi bir şekilde annesinin karnında ölmesinde bu hükmün
geçerli olabilmesi için onun bir yaratılışa kavuşmuş olmasını ve ruhun ona
geçmesini şart koşmuş ve bunu da «Ceninin insan şekline girmesi, el ve
parmaklarının belli olmasıyla» açıklamıştır.
Mâlik ise bunu şart koşmamış ve şöyle demiştir: «Kadının düşük yaptığı ister et
parçası halinde olsun, ister
kan pıhtısı halinde olsun doğum olduğu bilinen herşeyde gurra
vardır.»
Şafi'î'nin görüşü tercihe şayandır. Yani asıl olan beraeti zim-me'dir ve
gurranın vacib olmamasıdır. Eğer ceninin hilkatına kavuştuğu bilinmiyorsa o
zaman bir şey gerekmez. (I)
47,20.10.1. Gurra Miktarı
Gurra Şa'bî ve Hanefilerin belirttiği gibi beşyüz dirhemdir. Ya da Ebû Dâvûd ve
Nesâi tarafından tahric edilen Ebû Bu-reyde hadisinde olduğu gibi yüz koyundur.
Bir söylentiye göre ise beş devedir.
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet edilen hadiste deniyor ki: «Rasûlüilah sallallahu
aleyhi ve sellem kız olsun erkek olsun ceninin diyeti hususunda ğurra'ya
hükmetmiştir.
Mâlik, İbn Şihab'dan, Said bin Müseyib'den rivayet ederek anasının karnında
öldürülen cenin hakkında Rasülüilah sallal-lahu aleyhi ve sellem'in gurra üe
hükmettiğini bunun erkek yahut kız olması arasında fark olmadığını belirtmiştir.
Kendisine karşı bu hüküm verilen adanı: Yemeyen, içmeyen, konuşmayan ve hareket
etmeyen bir şey için nasıl ben borçlanayım, demişti. Bunun gibileri heder
olunur.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Bu adam kahinlerin
kardeşierindendir.»
Bu müslüman kadının cenini için böyledir. Zımmi kadının cenini ise bidayetü'l-müctehid'in
sahibinin belirttiğine göre Mâlik, Şafi'î ve Ebû Hanife anasının diyetinin onda
biri vardır, demişlerdir. Fakat Ebû Hanife burada da asıl düşüncesine göre
hareket eder ve zımnimin diyeti ile müslümamn diyeti arasında fark görmez.
____________
(1) Alimler, anne ölüp cenini karnında kaldığı ve cenini çıkarılmadığı
zamanlarda bir şeyin gerekmeyeceği konusunda sözbirliği etmişlerdir. Karnına
vurulan bir darbeyle Ölüp, Ölümünden sonra cenini Ölü olarak çıkarıldığı
durumlarda ise ihtilaf etmişlerdir. Cumhur'u Fukaha bunda da bir şey olmadığına
kanaat getirmiş, Leys b. Sa'd ve Davud İse onda Ğurra olduğunu belirtmiştir.
Zira burada önemli olan darbe anında annesinin sağ olmasıdır. Başka hiçbir şey
değil.
Şafi'î de kendi aslına göre hareket eder, ona göre de, zımmi-nin diyeti
müslümamn diyetinin üçte biridir.
Mâlik de kendi aslına göre hareket eder ve zimminin diyetini müslümamn diyetinin
yarısı olarak görür.
47.20.10.2. Gurra Kime Vacibtir?
Malik ve arkadaşları ile Hasan el-Basrî ve Basralılara göre; gurra suçlunun
malından ödenil".
Hanefiler, Şafi'İler ve Kûfeliler: Ğurra'nın, âkile tarafından ödenmesi
gerektiği görüşündedirler. Çünkü bu yanlışlıkla işlenen bir suçtur (1).
Dolayısıyla âkilenin ödemesi gerekir.
Cabir (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhis-selam ceninin
öldürülmesine ğurra takdir etmiş ve bunu vuranın âkilesine yüklemiştir. Kadının
kocası ve çocuğundan başlamıştır.
Malik ve Hasan ise vurmanın kasten yapıldığı zamanı kasten vurma diyetine
benzetmişlerdir. Fakat birinci görüş daha doğrudur.
47.20.10.3. Gurra Kime Verilir?
Malikiler, Şafi'İler ve başkalan ceninin diyetinin onun varislerine verileceğini
ve onu şer'î varislerinin vermesi gerektiğini, hükmünün de diyet hükmü gibi
olduğunu, mirasla başkasına geçebileceğini belirtmişlerdir. Bir görüşe göre ise
ceninin diyeti annesine aittir. Çünkü cenin onun organlarından biridir. Diyeti
de yalnız ona mahsustur.
47.20.10.4. Kcjjaretin Gerekliliği
Alimler ceninin sağ olduğu halde doğup sonradan ölmesi halinde diyetle beraber
kefareti de gerektirdiğinde ittifak etmişlerdir.
Cenin sağ değil de Ölü olarak doğduğunda gurra ile beraber keffaret gerekir mi?
Yoksa gerekmez mi?
(1) Ceninin düşürülmesi sırf ona karşı kasten işlenen bir suç değildir. Annesine
karşı kasten işlenen bir suçtur. Cenin hakkında ise yanlışlıkla işlenen bir suç
olarak kabul edilir.
Şafi'i ve başkası der ki; «keffaret de gerekir.» Zira Şafi'i'ye göre hem kasten
hem de yanlışlıkla işlenen suçlarda keffaret gereklidir.
Ebû Hanife der ki; «keffaret gerekmez. Çünkü o bu durumda kasten öldürme hükmüne
tabidir.» Ebû Hanife'ye göre kasten öldürmelerde keffaret yoktur.
Mâlik'e göre keffaret verilirse iyi olur. Zira Malik bu öldürmenin kasıtlı mı
yoksa yanlışlıkla mı işlendiği hususunda kesin bir kanıya varamamıştır.
47.20.11. İyileşmeden Önce Diyet Verilmez
Malik der ki: Bize göre yanlışlıkla işlenen suçlarda yaralı iyileşmeden diyeti
ödenmez. Bu konuda görüş birliğine varılmıştır. İnsanın el yahut ayak gibi
kemiklerinden biri yanlışlıkla kırılacak olursa tekrar iyileşip eski halini
aldığında onda diyet yoktur (1). Eğer eksilir yahut da eksik diyeti varsa o
zaman hesaba göre eksilenin diyeti vardır.
Malik devamla der ki: Eğer bu kırılan kemik hakkında peygamberlerden belirlenmiş
bir diyet varsa o zaman Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in belirlediği
ölçüde belirli bir diyete tabi tutulur. Eğer bu konuda Peygamber sallallahu
aleyhi ve seliem'den belirlenmiş bir diyet yoksa sünnette bir uygulanmasına ve
belirli bir diyetine rastlanmıyorsa bu konuda ictihad yapılır.
47.20.12. Birbirleri İJe Arbede içinde Bulunan Topluluk Arasında Ölü Bir
Kimsenin Bulunması
Bir topluluk arbedeye girip aralarından biri ölü olarak bulunur ve katili de
bilinmezse, bu konuda kimse de şahitlik etmeyip durumu açığa çıkmazsa onda diyet
vardır.
(I) Ebu Hanife de bu görüştedir. Zira kendisine karşı suç işlenen adam acıdan
başka bir şeye maruz kalmamıştır. Sırf acısının ise bir değeri yoktur. Bu bir
kişiye sövmekle, hakaret etmekle kalbini kıran adamın dununu gibidir. Onun
zararını ödemek diye bir şey yoktur. Her ne kadar söven kimse sövmesinin
sorumluluğundan kurtulamaz tazir yoluyla cezalandırılır, yahut ona karşılık
kısas yapılırsa da durum değişmez. Sövme ile ilgili farklı görüşler kitabımızın
ilgili yerinde açıklanmıştır. Ebu Yusuf ise der ki: Suçlu verdiği acının
diyetini öder. Bunu adil bir mahkeme belirler. Muhammed der ki: «Suçluya
doktorun ücretini ödemesi ve ilaç parası vermesi düşer.»
Ebû Davud'un rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur:
«■Kim karşılıklı oklaşmalarda yahut atışmalarda öldürülürse bu yanlışlıkla
öldürmedir. Diyeti yanlışlıkla öldürme diyetidir. Atışmanın taşla, sopayla yada
kamçı ile olmuş olması arasında fark yoktur. Kim kasten öldürürse bunda kısas
vardır. Kim kısasa engel olursa Allah'ın laneti ve gazabı onun üzerinedir. Onun
ne bir farzını ne de bir nafilesini kabul etmez.»
Alimler bu adamın diyetini ödeyecek kimseler konusunda ihtilaf etmişlerdir.
Ebu Hanife der ki: Eğer ölünün sahipleri başkalarından davacı olmazsa diyeti
kabile akilesi yüklenir.
Malik der ki:
«Onun diyeti kendisiyle münakaşa edenlerin üzerinedir.» Şafi'i der ki:
«Eğer belli bir adamdan yahut belli bir gruptan davacı olurlarsa orada kasame
vardır. Yoksa ne diyet ne de kısas olur.
Ahmed der ki: «Bu diyet öbür taraf in akileleri üzerinedir. Ancak belli bir
adamdan davacı olurlarsa o zaman kasame gerekir.»
îbn Ebi Leyla ve Ebû Yusuf der ki: «Onun diyeti birbiri ile savaşan iki grubun
da üzerinedir.»
Evzâ'i der ki: «Onun diyeti her iki gruba da yüklenir. Ancak eğer iki grup
dışında kalan bir kimsenin öldüğüne bir delil varsa o başka. Eğer bu kimsenin
Öldürdüğü ortaya çıkarsa ona hem kısas hem diyet gerekir.»
47.20.13. Diyet Aldıktan Sonra Öldürme
Kan sahibi diyeti aldıktan sonra artık katili öldüremez. Bu onun için haram
olur.
Ebû Dâvûd der ki: Hasan'dan, Câbir bin Abdullah'tan Ra-sülüJlah'ın sallallahu
aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu kaydedilmiştir :
«Diyet aldıktan sonra öldürenin malı çoğalmasın.»
Dârekutni, Ebû Şurayh el-Huzai'den rivayetle onun Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve seliem'den şöyle duyduğunu kaydeder:
«Kime bir kan yahut yara isabet ederse, o şu üç şeyden birini tercih etmekte
serbesttir: Eğer adam bunların dördüncü-
sünü arayacak olursa ona engel olunur. Bu üç seçenek: Kısas, bağışlama yahut
diyet almadır. Eğer bunlardan birini kabul ettikten sonra haddi aşarsa ona ateş
vardır. Orada ebedi olarak kalacaktır.»
Eğer buna rağmen öldürecek olursa alimlerden bir kısmına göre:
«O, suçsuz bir kimseyi öldürmüş gibidir. Kan sahibi dilerse onu Öldürür. Dilerse
bağışlar. Ayrıca ahirette de cezaya çarptırılacaktır.»
Bazı alimler de derler ki: «Mutlaka Öldürülür. Hakim kan sahibinin bağışlamasına
imkan tanımaz.»
Bir söze göre ise; «Onun durumu imanım isteğine kalmıştır. Hangisini uygun
görürse onu uygular.»
47.20.14. İki Süvarinin Çarpışması
Ebû Hanife ve Mâlik der ki: «Eğer iki süvari çarpışır ve her ikisi de ölecek
olursa her birisinin diğerinin diyetini ödemesi gerekir. Bu diyetlerini akile
yüklenir.»
Şâfi'î der ki: «Her birisine arkadaşının yan diyeti vardır. Zira herbiri hem
kendisinin hem de arkadaşının hareketiyle ölmüştür.»
47.20.15. Hayvan Sahibinin Zaran Ödemesi
Hayvan ön ayağı yahut arka ayağı veya ağzıyla bir yaralamaya neden olduğunda
sahibi zararı öder. Bu Şâfi'i, İbıı Ebî Leyla ve Şibrime'nin görüşüdür.
Malik, Leys ve Evzâ'i der ki: «Eğer sürücüsü, binicisi yahut kılavuzu tarafından
vurma ve cimdikleme gibi sebeplerden dolayı değil de kendi tabii hareketi ile
suça neden olmuşsa sahibi zararını ödemez. Eğer bir sebep varsa o zaman sahibine
telef olan şeyin zarannı ödemesi gerekir. Mesela: Bir şey yaptırmak ister,
hayvan da kıracak olursa durum böyledir. Eğer işlenen suç kısası gerektiriyorsa
ve sahibi de hayvana o işi kasten yaptınyorsa bunda kısas vardır. Zira hayvan bu
durumlarda bir vasıta, bir alet konumundadır.
-Eğer hayvana bu işi yaptırmada kasıt yoksa o zaman aki-lenin diyet ödemesi
gerekir. Eğer talep olunan şey mal ise o zaman suçu işleyen zararını yüklenir.»
Ebû Hanife der ki: «Eğer bir kimsenin binmiş olduğu hayvanı başka bir kimseyi
teperse eğer tepme olayı hayvanın arka ayağı ile gerçekleşmişse adamın kanı
heder olur. Eğer ön ayakları ile vurmuşsa o zarannı Öder. Zira kişi hayvanın ön
tarafına hakim olur. Fakat arka ayağına hakim olamaz.
«Eğer bir hayvanı sürerken eğeri veya gem'i düşer, yahut yüklediği herhangi bir
şey düşüp bir adama değerse onun sürücüsü bundan kaynaklanan suçun zararını
öder.
«Eğer bir hayvan parlar, bir mal yahut insana zarar verirse sahibi onun zararını
ödemez. Çünkü kişi bunu kasıtlı yapmış değildir. Parlama işinin gündüz yahut
gece olması arasında fark yoktur.
«Eğer bir adam bir hayvana biner başka biri de onu döver yada sopa ile
dürtükledikten sonra bir insanı ezer, yahut ön ayaklan ile vurur, yahut kaçıp
birisine çarpar ve ölümüne neden olursa, bu durumda hayvana binen değil onu
dürtükleyen cezayı öder.
«Eğer dürtükleyeni tepelerse kanı heder olur. Çünkü sebep kendisidir.
«Eğer zıplar da binicisini düşürür ve ölümüne neden olursa, diyeti onu
dürtükleyenindir, akileyi öder.
«Hayvan yolda pisler yahut da bevlederse bundan herhangi bir kimse ölür,
bozulur, kırılır yada kızarsa kişi bunun zararını çekmekle mükellef değildir.
Kişi hayvanını bu tür ihtiyaçlarını gidermek için durdurmuş olsa da hüküm
aynıdır.»
47.20.16. Sürücü, Binici ve Kılavuzun Zararı Ödemesi:
Hayvanın bir sürücüsü, binicisi yada kılavuzu olduğu halde bir şey olursa yahut
kendisine bir zarar gelirse, hayvana isabet eden zararı ödemesi gerekir. Ömer fr.a.)
atını sürüp başkasını ezen birisi hakkında diyetle hükmetmiştir.
Zahir ehline göre bu üç grubun hiçbirine zaran ödemek düşmez. Zira Rasûlüllah
sallallahü aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
-Konuşmayan hayvanın yaralaması heder olur. Kuyununki de öyle, madeninki de
öyle. Hazinelerde ise humus vardır.»
Zahiriye'nin kendisi ile delil getirdiği hüküm hayvanın ne sürücüsü, ne binicisi
ne de kılavuzu olmadığı zamanlara mahsustur. Zira buna benzer durumlarda
hayvanın zarar verdiği şeylerde ceza çekmenin olmadığında icma' vardır.
47.20.17. Duran Hayvan
Duran bir hayvan herhangi bir suç işleyecek olursa Ebû Ha-nife'ye göre işlediği
suçun cezasını sahibi çeker. Burada hayvan sahibinin, hayvanını bağlaması caiz
olan bir yerde bağlamış olması, onu zararı ödemekten kurtaramaz.
Nu'man bin Beşir'den rivayet edildiğine göre Rasûlülîah sal-lallahü aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur:
«Kim hayvanım müslümanlarm yollarından birinde yahut çarşılarından bir çarşıda
durdurur, hayvan da Ön yahut arka ayaklarıyla birini ezecek olursa, kişi
zararını öder.»
(Hadisi Dârekutnî rivayet etmiştir.)
Şâfi'î der ki: Eğer hayvanını durdurması gereken yerde dur-durursa zararını
ödemez. Eğer durdurması caiz olmayan yerde durdurursa o zaman zararını öder.
47.20.18. Hayvanların Yok Ettiği Ekin, Meyve ve Benzerlerinin Ödenmesi
Alimlerin cumhuru — ki bunların içinden Mâlik, Şâfi'i ve Hicaz fakihlerinüı
ekseriyetini sayabiliriz — hayvanların gündüz telef ettiği başkasına ait can ve
mallarda sahibine kıymetini ödemesi zorunlu olmadığı görüşündedir. Zira halkın
örfünde bellidir ki bostan ve bahçe sahipleri gündüzleri korularını kollamakta
ve hayvan sahipleri de hayvanlarını gündüz serbest bırakmaktadır. Geceleri ise
onları ağıllarına çekmektedir. Bu genel adete muhalefet eden muhafaza
sınırlarını aşmış zayii olmanın sınırına dahil olmuştur.
Bu mal sahibinin beraberinde bulunmadığı zamanlarda böyledir. Eğer sahibi
beraber ise o zaman telef ettiklerinin zararını öder. Sahibi bu esnada hayvanın
binicisi sürücüsü, kılavuz yada yanında durmuş olsun farketmediği gibi hayvanın
onu ön yada arka ayaklarıyla veyahut ağzı ile yok etmesi arasında da fark
yoktur.
Cumhur, bu görüşlerine Malik'in tbn Şihab'dan, Haram bin Sa'd bin el-Muhayyisa'dan
aldığı rivayeti delil getirmiştir. Buna göre Berâ bin Azib'in devesi bir adamın
bostanına girmiş veonu bozmuştu. Rasûlülîah sallallahü aleyhi ve sellem bu
konuda şöyle hüküm verdi: «Bostan sahipleri gündüzleri bahçelerini korumalıdır.
Hayvanların geceleyin buralarda yaptığı tahribatı ise sahipleri Ödemelidir.»
Ebû Ömer bin Abdilberr der ki: «Bu hadis mürsel de olsa meşhur bir hadistir.
İmamlar onu mürsel olarak rivayet etmiştir. Güvenilir kimseler onu rivayet
etmişlerdir. Hicaz fakihleri de onu kullanmış ve kabul etmişlerdir. Medine'de
uygulama da böyledir. Medine ehlinin ve diğer hicaz halkının bu hadisle amel
etmiş olması bile yeterlidir.
— Malikilerden— Sahnûn, bu hadisin bahçeleri korulu bulunan şehirler için ancak
geçerli olabileceğini söylemiş, ekinleri şehire bitişik olan, koru altında
bulunmayan ve bostanları da öyle olan şehirlerin durumlarının değişik olduğunu
ve bu durumlarda hem gece hem gündüz hayvanların telef ettiklerinin zararını
hayvan sahiplerinin çekmesi gerektiği kanısındadır.
Hanefiler der ki: -Eğer sahibi yanında bulunmuyorsa zararını çekmez. Gece ve
gündüz farkı da yoktur. Zira Rasûlülîah sallallahü aleyhi ve sellem buyuruyor
ki:
«Hayvanların yaralamaları heder olur.»
Yani Hanefiler hayvanların bütün yaptıkları şeyleri onların yaralamalarına kıyas
etmektedirler.
Eğer sahibi kendisi ile beraberse ve onu sürüyorsa her durumda onun telef
ettiğini ödemek zorundadır. Eğer ona binmiş halde ise yahut ona kılavuzluk
ediyorsa ağzı ile yahut ön ayakları ile telef ettiği şeylerin zararını öder.
Arka ayaklarıyla telef ettiklerininkini değil.
Cumhur şöyle cevap verir: «Hanefilerin bu konuda kullandığı hadis geneldir. Berâ
hadisi ise onu tahsis etmiştir.»
Bu ekin ve meyvelerle ilgili olan hükümlerde böyledir. Diğerleriyle ilgili
hükümleri İbn Kudâme'nin <<el-Muğnî»de belirttiklerinden nakledelim:
«Eğer bir hayvan ekin dışındaki bir şeyi telef edecek olursa sahibi onun telef
ettiklerini eli hayvanın üzerinde olmadığı müddetçe gündüz olsun gece olsun
Ödemek durumunda değildir.
Şurayh'den hikaye edildiğine göre o geceleyin bir bahçeye girmiş olan koyun
hakkında sahibinin zararı ödemesi ile hükmetmiştir.
Şurayh, hükmüne şu ayeti delil olarak göstermiştir: -Toplumun davarının
yayıldığı bîr ekin hakkında hükmediyorlardı.- (Enbiya 78)
Şurayh der ki: «Ayette geçen «nefes- kavramı ancak geceleyin gerçekleşebilir.»
Sevrî der ki: «Gündüz de olsa onun zararını öder. Çünkü o hayvanını serbest
bırakmakla ifrata düşmüştür. Bizim lehimize ise Rasûlüllah saîlallahü aleyhi ve
sellem'İn sözü vardır:
«Konuşmayan varlıkların (hayvanların) yaralaması heder olmuştur.»
(Bu hadis Buhâri ve Müslim tarafından rivayet edilmiştir.) Ayete gelince;
«nefes» gece hayvan yayma anlamına gelir. Bu da hayvanların yayılmakla tabii
olarak bozduğu ekinlerdir. Başkası ise böyle değildir. Dolayısıyla başkasını ona
kıyas etmek sağlıklı olmaz.
47.20.19- Kuşların Telef Ettiği Şeylerin Zararı
Bazı alimlere göre bal anları, güvercinler, kazlar, tavuklar ve kuşlar da diğer
hayvanlar gibidir. Eğer kişi onları gündüz serbest bırakır, onlar da başkasının
tanelerini, ekinlerini toplayacak olurlarsa sahibi zararını ödemez. Zira adet
olan onların serbest bırakılmasıdır.
Diğer bazı alimler ise, bunda zararı ödemek gerektiği kanısındadır. Kim onları
serbest bırakır ve bir şeyi telef etmelerine neden olursa zararını Öder.
Eğer kişinin doğan, şahin gibi yırtıcı kuşları olur ve bunlar başkasının
kuşlarına, hayvanlarına zarar verirse, zararını öder.
Doğru olan görüş de budur.
47.20.20. Köpek veya Kedinin Yaraladığı Şeyin Zararı
«EI-Muğnî»de şöyle denir:
«Kim kuduz (veya ısırgan) bir köpek besler ve onu serbest bırakırsa, bir insanı
ya da hayvanı gece veya gündüz ısırdığında, ya da bir kişinin elbisesini
parçaladığında sahibinin zararını ödemesi gerekir. Zira o bunu beslemekle
aşırılığa kaçmış olmaktadır. Ancak bir kişi kendisinin izni dışında evine
girerse, onda zararı ödeme yoktur. Zira kendisi oraya girmekle haddiaşmış,
taşkınlığa neden olmuş ve köpeğin kendisini ısırmasına sebep olmuştur. Eğer
köpek ısırma dışında bir şeyi telef ederse onu besleyen zararını ödemez.
Başkasının kabına ağzını bulaştırması veya pislemesi gibi. Zira bu kuduz köpeğin
kendisine has özellikleri değildir.»
Kadı der ki:
«Eğer bir kişi başkasının civcivlerini yiyen bir kedi besleyecek olursa, kuduz
köpeğin telef ettiklerinin zararını ödediği gibi bunun da zararım Öder. Gece ile
gündüz arasında fark yoktur.
«Eğer kedinin böyle bir alışkanlığı yoksa, onun cezasını sahibinin çekmesi
gerekmez. Köpek kuduz olmadığı zaman da durum böyle olduğu gibi. Eğer kuduz
köpek yada yabani kedi, kendi isteği ve sahipleriyle değil de kendi kendine
birisinin yanına gelip bazı şeyleri dağıtacak olursa, zararını ödemez. Zira bu
zarara kendisi neden olmuştur.»
47.20.21. Öldürülebilen ve Öldürülmeyen Hayvanlar
Hayvanlar içinden, Rasûlülîah sallallahü aleyhi ve sellem.in öldürülmesini
emrettikleri dışında, hiçbiri öldürülmez. Onlar da şunlardır:
«Karga, delice (dölengeç) kuşu, fare, yılan, akrep, kuduz köpek, zehirli keler.»
Zararda bunlara benzeyenler de onlara ilave edilir. Acı veren eşek arısı,
panter, pars, aslan gibi. Bunlar kimseye saldırmamış olsalar dahi öldürülebilir.
Aişe radiyallahu anhâ der ki:
«Rasûlüllah sallalahü aleyhi ve sellem hem Harem'de hem de Harem dışında beş
fâsıkın öldürülmesini emretti: «Karga, delice kuşu, akrep, fare ve kuduz köpek.»
(Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
Sahihayn'da yer alan Ümmü Şeriyk hadisinde Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem
zehirli kelerin öldürülmesini emretmiş ve ona «Fuveysika» adını vermiştir.
Bunlar öldürüldüğünde, öldürüldüklerinden dolayı zararı ödenmez. Diğer yırtıcı
hayvan ve haşereler de böyledir. Bunlar evcilleştirilmiş de olsa durum değişmez.
Bunda icma vardır. Kedi hariç. Kedi öldürülürse kıymeti ödenir. Ancak bir
saldırı sözkonusu olmuşsa o başka. Ne çavuş kuşu ne karınca, ne balansı, ne
kırlangıç, ne göçeğen kuş ne de kurbağa Öldürülür. Çünkü bunlar zararlı
hayvanlar değildir.
Nesâi, İbn Amr'dan, Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu
kaydeder:
«Kim bir serçe kuşunu ve ondan büyüğünü haksız yere öldürürse, Allah onu kıyamet
günü hesaba çeker. Ey Allah'ın Ra-sûlü haklı yere de Öldürülür mü? denildi.
Buyurdu ki: Hakkı onu güzelce kesip yemek, başını koparıp atmamaktır.»
Eğer onları öldürecek olursa, Allah'a tevbe etmesi gerekir. Zararını ödemesi
gerekmez.
îbn Abbas'tan rivayete göre; o dedi ki:
Rasûlüllah sallallahü Aleyhi ve sellem dört hayvanı Öldürmeyi yasakladı:
«Karınca, bal ansı, çavuş kuşu ve göçegen kuşu.» 47.20.22. Zararı Ödenmesi
Gerekmeyenler
Eğer suç zalim ve azgın bir zalimin haksız hareketi nedeniyle işlenmişse, kanı
heder olur. Yani bunda ne kısas ne de diyet vardır.
Bazı örnekler verelim:
47.20.22.1. Isıran Adamın Dişlerinin Kırılması veya Dökülmesi
Bir kişi başkasını ısırdığında, ışınlan adam, ısıran adamın ağzından ısırdığı
şeyi çekerken dişleri sökülürse, yahut çenesi çıkarsa suçu işleyen sorumlu
değildir. Zira adam haddini aşmış değildir.
Buharı, Müslim, îmran b. Husayıı'dan rivayet ederler ki ■ Bir adam bir adamın
elini ısırdı. Adam elini ağzından çekince ön dişlerinden ikisi söküldü.
Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'e başvurdular. Buyurdu ki:
•Biriniz, kardeşinin elini erkek deve gibi ısırıyor! Sana diyet yoktur.»
Malik der ki: Zararını öder. Bu hadis ise, onun aleyhine delil olmaktadır.
47.20.22.2. İzni Olmadan Başkasının Evine Bakma
Kim başkasının evine bir delikten kapı aralığından, ya da başka bir yerden
bakacak olursa, eğer kasıtlı bakmıyorsa zararı yoktur.
Müslim rivayet eder ki: Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'e ani bakışlardan
soruldu? Buyurdu ki:
«Gözünü başka tarafa çevir.»
Ebû Dâvûd ve Tirmizi rivayet eder ki: Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem
Ali'ye buyurdu ki:
-Arka arkaya bakma. Birincisi senin ise de ikincisi senin değildir.»
Eğer ev sahibinin izni olmadan kasıtlı olarak bakacak olursa, ev sahibi onun
gözünü çıkarabilir; zararını ödemesi de gerekmez.
Ahmed ve Nesâi, Ebü Hüreyre'den tahric ederler ki; Peygamber sallallahü aleyhi
ve sellem şöyle buyurmuştur:
«Kim bir topluluğun izni olmadan evine bakarken onlar onun gözünü çıkarırsa ne
diyeti ne de kısası vardır.»
Buhâri ve Müslim yine Ebû Hüreyre'den rivayet ederler ki: Rasûlüllah sallallahü
aleyhi ve seîîem şöyle buyurmuştur:
«Eğer biri, senin iznin olmadığı halde, haline vakıf olmaya çalışırsa, sen de
ona bir çakıl atıp gözünü çıkarırsan, sana bir günah yoktur.»
Sehl bin Sa'd'dan: Bir adam Rasûîüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in kapısının
deliğinden ona bakmaya çalışıyordu. Rasûlüllah saiiallahü aleyhi ve sellem'in
yanında saçını taradığı bir kemik vardı. Ona dedi ki:
-Senin baktığını bilseydim, onu gözüne sokardım. Zira izin alma, bakma için
(meşru) kılınmıştır.»
Şafi'iler ve HanbelHer bununla amel eder.
Hanefiler ve Malikiler ise muhalefet ederek derler ki:
«Kim ev sahibinin izni olmadan bakar o da bir çakıl atar ya da gözüne çöp
batırırsa, kişi sorumludur. Çünkü bir kişi eve girer, evin içine bakar, ev
sahibinin kansmı (cinsel organı dışında) görüşe, onun gözünü çıkarmak caiz
değildir. Onun başına büyük bir felaket getirmesi de doğru olmaz. Zira bu tür
günahları işlemek buna benzer cezalara denk değildir.»
Bu ise daha önce kaydedilen sahih hadislere aykındır.
İbnü'l-Kayyım da birinci görüşü tercih etmiş ve şöyle demiştir :
«...Bu sünnetler, şeriatın aslına aykırı görülerek reddedilmiştir. Zira Allah
gözün çıkarılmasını ancak göz çıkarılmasıyla mubah kılmıştır. Bakma suçu ile
değil. Bu nedenle eğer kişi diliyle günah işlerse, dili kesilmez. Eğer kulağıyla
onları dinlese, kulağı kesilmez. Bunlara denir ki: Bu sünnetler, şeriatın
asıllarının en büyükleridir. Bunlara aykırı olanlar, asılların da hilafmadır.
Sizin:
«Allah gözün alınmasını ancak gözün alınmasıyla helal kılmıştır.» şeklindeki
sözünüz kısas hakkında doğrudur. Ama suç işleyen organ ise buna dahil değildir.
Onun zararı ve düşmanlığı ancak çakıl atmakla bertaraf edilebilir. Bu konuda
ayet ne müsbet ne menfi bir şeyi kapsar. Sünet Kur'an'm sözetmediği bir konuda
yeni bir hüküm beyan etmiş olmaktadır. Bu Kur'an'ın hükmüne aykırı değildir. Bu
ise kısasta gözlün çıkarılmasından başka bir meseledir. Başkaldıranın gücünün
bertaraf edilmesi de değildir ki kolayın kolayı tercih edilsin. Zira burada amaç
gücünün zararını bertaraf etmektir. Eğer sopa ile savılabilirse, kılıçla
savılmaz. Fakat bu harama bakmakla haddini aşan ve kendisinden korunma imkanı
olmayan adam ise ancak gizlenmek ve pusuya düşürülmekle yakalanabilir. Bu başka
bir meseledir. O suç işleyen olmadığı gibi düşmanlığı gerçekleşmemiş isyancı da
değildir. Bu iş genellikle gizli şekilde ve başkasının göremeyeceği durumlarda
tahakkuk eder. Kendisine bakılan adamın delil getirmesi şart koşulursa, kişi
bunun altından kalkamaz. Eğer en zararsız ve kolay yolla savılması emredilirse,
kendisine ve mahremine karşı İşlenen bakma şeklindeki suç cezasız kalır.
«Mükemmel olan bir yasa hem bunu hem de onu kabul etmez. O zaman bize de suçluya
da en uygun ve en sağlıklı olan hiçbir şekilde reddedilmeyecek olan sünnetin
hükmüdür.
«Burada çakıl atmanın hiçbiri sünnetin sıhhatma gölge düşüremez. Eğer ortada
adiy bir bakış yoksa çakılların atılması önemli değildir. Eğer adiv bir bakış
varsa, o da kendisinden başkasını kötülemeye kalkmasın. Zira sahibini felakete
sürükleyen bu bakış olmuştur, Helake yaklaştıncı unsur budur. Çakıl fırlatan ona
zulüm etmiş değildir. Bakan ise hain bir zalimdir. Şeriat, mahremi çiğnemiş bu
adamın delilini getirdikten sonra suçluyu ta'zir ile cezalandırmak suretiyle
yardımına (!)
koşmaktan çok mükemmel ve yücedir. Gerçek Alah'ın hükmüdür. O bunu elçisine
bildirmiştir. Gerçekten inanmış bir topluluğa başka kim daha güzel hüküm
koyabilir?»
47.20.22.3. Canını, Malınt, Namusunu Savunma İçin öldürme
Kim bir insanı ya da bir hayvanı, kendi canını veya başkasının canını kendi
malını veya başkasının malını yahut namusunu korumak ve savunmak için Öldürürse,
ona bir ceza yoktur. Zira canı ve malı korumak bir görevdir. Eğer bu öldürme
dışında başka bir yolla gerçekleştirilemiyorsa, onu öldürebilir. Katile bir şey
de gerekmez.
Müslim, Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet eder ki; o şöyle demiştir:
«Bir adam Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'e geldi ve ona:
«Ey Allah'ın elçisi!... Bir adanı gelse, malımı almak istese ne yapmamı
buyurursunuz?...
Buyurdu ki: «Ona malını verme.»
Adam-. «Eğer benimle dövüşürse, ne dersiniz?...» dedi,
«Onunla savaş,» buyurdu.
«O beni öldürürse ne olur acaba?..." diye sordu.
Buyurdu ki: «Sen şehid olursun.-
Adam : «Ben onu Öldürürsem ne olur?...» dedi.
«O cehennemdedir,» buyurdu.
Ibn Hazm der ki:
«Eğer bir hırsız ya da başkası bir kişinin malını zulmen almak isterse, eğer
başından savıp ona vermeyebiliyorsa, onu öldürmesi doğru olmaz. Bu halde
öldürecek olsa kısas gerekir. Eğer hırsızın en küçük bir ihtimalle karşı
saldırıya geçeceğini bekliyorsa öldürsün. Ona bir şey de gerekmez. Çünkü o kendi
kendisini savunmaktadır.»
47.20.22.4. Savunma İle Öldürme İddiası
Eğer katil, öldürdüğü adamı, canını, namusunu veya malını savunmak için
öldürürse, iddiasına delil getirebilirse sözü kabul edilir, kısas ve diyet de
düşer. Yok iddiasına delil getiremezse, sözü kabul edilmez, işi kan sahibine
havale edilir. Dilerse bağışlar, dilerse kısas yapar. Zira asıl olan suç sabit
olana kadar suçsuz olmaktır.
İmam Ali'ye (r.aJ : Karısıyla beraber bir adam yakalayan ve ikisini öldüren
adamın durumu soruldu. Dedi ki: «Eğer dört şahid getiremezse, başını versin.»
(ı)
Eğer katil delil getiremez fakat kan sahibi öldürmenin savunma olduğunu itiraf
edecek olursa, katilden sorumluluk kalkar ve hem kısas hem de diyet düşer.
Sa'id bin Mansûr, Sünen'inde Ömer (r.a.)'dan rivayet eder ki: «Ömer bir gün
kahvaltı yapıyordu. Bir adam koşa koşa geldi. Elinde kana bulanmış bir kılıç
vardı. Ardında kendisini kovalayan bir topluluk bulunuyordu. Adam geldi. Ömer'le
beraber oturdu. Diğerleri de geldiler.
Dediler ki:
— Ey Mü'minlerin Emiri! Bu adam arkadaşımızı öldürdü. Ömer (r.a.) ona dedi ki:
— Ne diyorlar? Dedi ki:
— Ey Mü'minlerin Emiri! Ben karımın iki bacağına vurdum. Eğer iki bacağı
arasında bir adam varsa, onu Öldürmüşümdür.
Ömer (r.a.) dedi ki:
— Ne diyor?... Dediler ki:
— Ey Mü'minlerin Emiri! O kılıçla vurmuş, adamın ortasına kadının bacaklarına
gelmiş. >
Ömer (r.a.) adamın kılıcını aldı, şöyle bir salladı, sonra ona
verdi.
Ver
— Eğer onlar tekrar ederlerse sen de tekrar et, dedi.= Zübeyr'den rivayet
edilmiştir: «O, bir gün savaştan geri
kalmıştı. Yanında bir cariyesi de vardı, iki adam yanma geldiler ve:
— «Bize bir şey ver,» dediler.
Yanında bulunan bir yemeği onlara verdi.
Dediler ki:
■— «Cariyeyi bize bırak!»
Kılıcıyla onlara saldırdı. Bir tek darbe ile onları parçaladım
(1) İki şahid de yeter denilmiştir. «Başını versin» yani başını Ölünün
sahiplerine teslim etsin ki onu öldürsünler.
İbn Teymiye der ki:
«Eğer katil, Ölenin kendisine silah çektiğini iddia etse ve ölünün sahipleri
bunu reddetse, bu durumda eğer ölü iyilikle bilinen bir adamsa ve kuşku
yaratmayan bir yerde öldürülmüş-se, katilin sözü kabul edilmez.
«Eğer ölen kötülükle tanınan bir adamsa, öldüren de iyilikle bilinen bir adamsa,
söz yeminle beraber katilin sözüdür, özellikle bundan önce kendisine
sataşmasıyla biliniyorsa.»
47.20.22.5. Ateşin Yaktığı Şeylerin Zararı
Kim kendi evinde normaldeki haliyle bir ateş yakar da rüzgar eser, bir kıvılcım
uçurup bir canı ya da malı yakacak olursa bunda zararı ödemesi gerekmez.
Vekî', Abdülaziz bin Husayn'dan, Yahya bin Yahya el-Gas-sani'den kaydederek der
ki:
• Bir adam kendisi için bir ateş yaktı. Ateşten bir kıvılcım fırlayıp komşusunun
bir şeyini yaktı.» Der ki: «Adam Abdülaziz bin Husayn'a durumunu yazdı. O da
cevaben yazdı ki: Ra-sûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
«Sessiz şeyler tin neden olduğu suçlar) in cezası yoktur.» «Ben de ateşin neden
olduğu şeyin cezası olmayacağı kanısındayım.»
47.20.22.6. Başkasının Ekinini Bozma
Eğer başkasına ait bir ekini normalden fazla bir şekilde sular ve ekin de
bozulursa, zararını öder. Eğer ona haberi olmadan su sızacak olursa, zararını
ödemez; zira bu iş kasıtlı bir şekilde ondan kaynaklanmamıştır.
47.20.22.7. Gemi Batmast
Bir gemisi bulunan adam, onunla insanları ve hayvanları taşıyorsa, eğer doğrudan
kendisinden kaynaklanan bir sebep olmadan batacak olursa, geminin batmasıyla
telef olan malların ve canların zarannı çekmez.
Eğer kendisi batmasına neden olursa, o zaman zararı öder.
47.20.22.8. Doktor Zarar Öder mi?
Alimler, tıp konusunda bir yetkinliği olmayanın bir hastayı tedavi ederken
herhangi bir felakete neden olduğunda işlediği suçtan sorumlu olduğunda ihtilaf
etmemişlerdir. Buna göre adam neden olduğu kadarıyla zararı öder. Zira o, bu
hareketi ile haddini aşmış sayılır. Zararı kendi malından öder.
Zira Amr bin Şuayb, babasından, o da dedesinden Rasûlul-lan sallallahü aleyhi ve
sellem'in şöyle dediğini rivayet eder:
«Kim doktorluğa soyunursa ve ondan Önce tabib olduğu hakkında bir malumat yoksa,
o zararı öder.»
(Hadisi Ebû Dâvûd, Nesâi ve İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Abdülaziz bin Ömer bin Abdülaziz der ki: «Babamın huzuruna geîen elçilerden
bazıları bana haber verdiler ki: Rasû-lüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur;
«Kim bir topluluğa doktorluk yapmaya soyunursa, eğer bundan önce doktorluk
yaptığı bilinmiyorsa, hastaya zarar verdiğinde zararını öder.»
(Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Fakat doktor, tıp konusunda uzman olduğu halde hata ederse, fakihlere göre ona
diyet gerekir. Fakihlerin çoğunluğuna göre diyeti de akilesi öder d).
Bir söylentiye göre, diyeti malından ödenir.
Zararı ödemenin hüküm olarak konmuş olması, canları korumak, doktorların
görevlerine dikkatle yönelmelerini sağlamak, onların insan hayatı ile ilgili
çalışmalarında gerekli olan ihtiyat tedbirlerini almaktan kaynaklanmaktadır.
Malik'ten rivayet edildiğine göre: Bu durumda doktora bir şey gerekmez.
47.20.22.9. Eğinin Perdesini Yırtan Adam
Kişi hanımı ile cinsel ilişkide perdesini yırtarsa, eğer eşi cinsel ilişki
yapılabilecek kadar büyükse zararı ödemek zorunda
(1) Hasta öldüğünde, doktora kısas gerekmez. Diyet lazım gelir. Zira tedavi
hastanın İzni ile gerçekleşmiştir.
değildir (D. Eğer cinsel ilişkiye girilemeyecek kadar küçük olursa, diyet
vermesi gerekir.
-Perdeyi yırtma» olarak verilen «ifzâ» kavramı «feza» kökünden gelmektedir ki,
geniş yer anlamına gelir. Cinsel ilişki anlamına geldiği de olur. Bu anlamlardan
biri şu ayette geçmektedir :
«Nasıl onu geri alıyorsunuz? Halbuki siz birbirinizle cinsel ilişkide
bulundunuz."
Dokunmak anlamına da gelir. Bu anlamına şu hadiste rastlıyoruz l
«Biriniz eliyle zekerine dokunduğu zaman abdest alsın.»
Burada ifza'dan kasıt: Ön cinsel organ ile dübür arasındaki perdeyi yırtmaktır.
47.20.22.10. Duvarın Yıkılıp Adam Öldürmesi
Duvar yola ya da başkasının mülküne doğru eğilir, sonra da bir adamın üzerine
yıkılıp öldürürse, eğer daha önce sahibinden onu düzeltmesi istenmiş ve o da
düzeltme imkanına sahip olduğu halde düzeltmemişse, yıkılışı ile sebep olduğu
zararı öder, yoksa ödemez. (2)
Eşheb'in Malik'ten rivayeti ise : Zarara neden olacağından kesin emin olunmadığı
kadar endişe verici hale gelirse, onunla telef olan şeyin zararını öder. İster
daha önce yapmış olsun, ister olmasın. İster görmüş olsun isterse görmesin
farket-mez.
Ahmed'ten gelen rivayetlerin en meşhuruna, Şafiilerden gelen en güzel
yaklaşımlara göre kişi onun zararını ödemez.
47.20.22.11. Kuyu Kazanın Zararı Çekmesi
Bir kimse bir kuyu kazar, başka biri de gelip kuyuya düşerse, eğer sahip olduğu
mülkünde kazmışsa ya da sahip olmadığı bir yerde kazmış fakat sahibinden
zararını çekmeyeceğine dair izin almışsa (zararını çekmez). Eğer sahip olmadığı
yerde kazar, yer sahibinden izin almazsa zararım öder. Eğer kendi
(I> Bu Ahmed ve Ebû Hanife'nin görüşüdür. Şâfi'î ve bir rivayetinde Mâlik der ki
: Diyet vermesi gerekir. Mâlik'in meşhur görüşüne göre ise hüküm mahkeme
kararına bırakılır.
(2) Bu Hanefîlerin görüşüdür.
emrinde bulunan yahut sahibinin izin verdiği yada ekilip biçilmeyen bir yerde
kazmişsa aşağıda gelen hadise göre zararını ödemez. RasûJüllah sallallahu aleyhi
ve sellem buyuruyor M :
«Kuyu (nun neden olduğu suçlar) heder olur.»
Yani bu durumlarda biri kuyuya düşerse kanı heder olur. Diyeti olmaz.
Malik der ki:
-Eğer normal herkesin kazdığı bir yerde kazmişsa, zararını ödemez. Eğer bunun
dışında bir biçimde kazacak olursa, zararını çeker.
«Eğer biri mükellef olan bir kişiye kuyuya inmesi yada bir ağaca çıkmasını
isteyecek olursa, adam da kuyuya inmekle yada ağaca çıkmakla ölecek olursa,
emreden zararını ödemez. Zira onu bu işe zorlamış değildir.
«Hakim de bu iş için bir adam tutar adam da ölecek olursa, zararını ödemesi
gerekmez, zira burada suçlu ve taşkınlık sözkonusu değildir.
«Eğer bir kimse kendisini yada çocuğunu güzel yüzme bilen birine teslim edecek
olursa, boğulduğunda yüzücüye zararı ödemesi gerekmez.»
47.20.22.12. Yemek Vesaire Alırken izin Alma
Cumhur ulemaya göre hiç kimse başkasına ait bir hayvanı onun izni olmadan
sağamaz. Eğer kişi zor durumda kalır ve sahibi de orada değilse, o zaman
sağabilir. Sütünü içebilir, sahibine zararını öden
Diğer yiyecekler ve ağaçlarda asılı bulunan meyveler de böyledir. Zira darda
kalma başkasının hakkını hükümsüz kılmaz.
Malik, Nafi'den, îbn Ömer'den, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle
buyurduğunu rivayet eder:
«Kimse kimsenin hayvanını onun izni olmadan sağmasın. Biriniz başkasının
odasında (meşrübe) (1) saklı bulunan eş-
(1) Meşrübe: Oda gibi bir yerdir. îçine eşya konur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi
ve sellem hayvanların memelerini sütü muhafaza açısından.
yanıza gelip eşyasını sakladığı kabı kırarak yiyeceğinizi alıp götürmesini hoş
karşılar mısınız Onlara da hayvanları yiyeceklerini depo etmektedir. Kimse
kimsenin hayvanını onun izni olmadan sağmasın.»
Şafii der ki: Zararını ödemez. Zira darda kalmakla sorumluluk düşer. Çünkü
burada Şari'nin izni vardır. îzin ile zararı ödeme bir arada olmaz.
İslami Okul Okulların En Önemlisi