Emperyalizme Karşı - Fıkıh - Emperyalizmekarsi - 1. Sayfa
Emperyalizme Karşı
Müslüman Kadın
Zeyneb
Sadıkî
GİRİŞ
Allahın Adıyla;
Batı emperyalizmi ile yüzyüzeyiz. Düşmanın her ne yönden olursa olsun, mustazaf ulusları hegemonya altına alıp sömürmekten başka bir misyonu yoktur.
DEVRİMLERİN DEĞERİ
Her devrimin asaleti ve değeri, halk kitleleri üzerindeki misyona, hedefe ve
dünya mustaz'aflarını harekete geçirerek şiar seçimine bağlıdır.Bir takım
insanlar, herkese "ekmek ve ev " slonagıyla devrimci olurlar.Halk
ekmek ve meskeni elde ettiği zaman bu devrimcilerin misyonu bütünüyle sona
ermiştir. Çeşitli devrimler meydana getirip onların en başarılıları, halkın
mahrum ve mustaz'af kitlesinin sahnede olduğu, hareketin
sloganınımustaz'af insanların seçtiği mücadele silah ve yönetimini ele
geçirmede de egemen güçlere bağımlı olmaksızın bağımsız bir şekilde hareket
ettiği devirlerdir. Bu şeklin dışında milletin içinde bir hareket vücuda
gelirse bir kıyıdan öbür kıyıya düşer.Bu şekildeki devrimin namı da güzel
değildir. Güçlere bağımlılık, bağımsızlığın ortadan kalkması veya
saddolunmasıyla sonuçlanır. Bağımlı olan ve güçler birliği tarafından
yönlendirilen mücadelerin hiçbir değeri yoktur.
Düşman, gerçekten her devrinim zafer faktörlerine darbe vurma niyetiyle adım atıyor. Düşman yine, bir milletin hayatının devamı için kendi güç merkezinin hayatına bağlılığını temin edecek, böylece maddi yönden koptukları zaman bağımlı olan ülkenin yaşantısının devam etmesinin mümkün olmamasını sağlıyacak ilişkiler ayartma çabası içerisindedir.Siyasi ve ekonomik bağımlılıktan daha kötüsü, kültürel bağımlılıktır. Kültürel bağımlılığın gerçekleşmesi durumunda halk arasında devrim durumu iyice azalır
Belki de gerçek bir hareketi oluşturmak için atılması gereken ilk adım, doğu ve batının hegemoyasından, boyundurunduğundan dışarı çıkmaktır.
Üzücü olan şudur ki, aziz ülkemiz İran'da görünüşte İslami olan bazı gurublar batı emperyalizmine karşı kıyam için doğu emperyalizmine karşı kucağına düşmeye meyletmektedirler
Doğu ve Batı"sloganı bize bu cephe üçüncü bir cepheninde olduğunu öğretiyor, bu cephe islamdır ve asalettir.
Biz onlarca yıldır batıya bağımlı kaldık. Dolayısıyla düşman yaşamsal ilişkilerimizin derinliklerine kadar kök salmış. Evet büyük şeytan, uzun yıllar bu su ve toprağın davetsiz misafiri olmuştur. Eğer o Vietnamda ateşleyici ve napalm bombalarıyla her tarafı yıkıp yaktıysa İrandada alçakça ve sahtekarca daha da derin harabeler bıraktı. Varolan tek fark, Orada her şey ayan beyan iken burada gizlidir. Bu büyük şeytan İrandaki hükümeti boyunca milletimiz için icad ettiği bağımlılıkları şimdi yüzümüze vuruyor ve bizi gıda ve sanayi boykotuyla tehdid ediyor. Genelde çözüm yolu düşünmemiz, siyasal bağımsızlığı akabinde sınai, bilimsel, sanatsal kültürel ve ekonomik bağımsızlığa kavuşmak için de seferber olmamız gerekiyor.
DÜŞMANI TANIMAK
Gerçekten biz emperyalizmi birinci derecede düşman biliyoruz. Evrensel
emperyalizm sultasından çıkmadan ve uzun yıllar boyu elimizi, ayağımızı
bağlamış olan gizli ve açık bütün setleri parçalamadan önce ilahi bir topluma
kavuşabilmemiz gerçeklikten uzaktır.
EMPERYALİZME KARŞI MÜSLÜMAN KADIN
Öğrendik ki, emperyalizm ne bir şahıstır ne de bir grup, tersine tarihi bir
akımdır.
Bu yolda her ne kadar toplumun yek vucud gibi çalışması gerekirse de onun abaşrısı, toplum üyelerinin, görevlerini yerine getirmelerine bağlıdır. Kadın, toplumun vucudunun yarısı olarak diğer yarısından daha çok sorumluluklarıyla sadece uzun yıllar boyunca daha çok darbe görmüş, istismar ve saldırı konusu olmuştur. Evrensel sömürü, diğer ülkeleri emperyalistlerin gücünden yaralanarak bağlamış ve kadın hareketini felç etmekle de toplumun diğer yarısını, yani erkekleri zillete düşürebilmiştir.
Çözüm yolları bulmak için geçmiş tarihe mutlaka bir göz atmamız, topluma, özellikle toplumumuzun kadınlarına yönelik egemen güçlerin sömürü planlarını incelememiz, ilaveten daha iyi bir çözüm yolu bulmamız lazımdır. Bu adımda daha çok çağımız tarihi dikkate alınacaktır.
TAĞUTUN DÖNEMİNDE KADININ YAZGISI
Tağutun hedefi kadının bir oyuncak olmasıdır. Bunu sadece Şahın kendisi değil,
emperyalistler de istemiştir. Çünkü o tüketim pazarları meydana getirmek
peşindedir. Kadın örtündüğü zaman artık batı ve doğu, ürettiği süs ve makyaj
malzemelerini nerede satacak? Kadın, pazarlarda boşu boşuna dolaşıp tur atmak
yerine mücadele meydanlarında çocukların eğitimi işinde geçerli Amerika ve
Avrupanın kötü ve bozulmuş malları hangi pazarda satışa sunacaktır.
NEREDEN BAŞLAMALI ?
Bir aile kendi asil kültürüne bağlandığı ve kendi bağımsız şahsiyetinin bu
geleneklerde olduğunu bildiği zaman, artık yabancı kültüre bağlı çeşitli
tahmili araç ve gereçler, eşyalar, tahmili süsleme ve giyim biçimi ona
yüklenemez. Bunlar batının dağ gibi gösterdiği meselelerdi...
O HALDE NE YAPMALI ?
Evet bu zalimlerin istediklerinin gerçekleşmesi için modaperestliğin revaç
bulması gerekiyordu. Akılları, gözlere taşımak gerekiyordu. Hatırlamamız
gereken bir başka önemli nokta da şudur: Bir tüketim toplumunda tüketim
ürünlerinin niceliği, facianın derinliğini gösterir. Yani tüketim ürünleri ne
kadar çoksa, facia da o kadar büyüktür. Müslümanların o tüketim hastalığıyla,
dolayısıyla emperyalizmle çok şiddetli bir savaşa tutlmaları gerekir.
Güçlerinin yettiği bütün planları ortaya koymalarına rağmen, takriben başarılı olamadıklarını söyleyebiliriz. Onlar, dini taassub adında bi setin şiddetli bir şekilde kendilerinin yolunu kapattığını anladılar, bu yüzden yeni çözüm yolları bulmaları gerekir... İnançlı bir müslüman, artık dış ürün olan süs araç gereçleri için, süs kıyafetlerini göstermek ve diğer binlerce zinet eşyalarını orta yere sermek için bir yer kalmıyor.
Dr.Şeriatinin detyimiyle Fransız sömürgeciler, Cezayirli kadının örtüsünden, savaşçıların silahından daha çok korkmuşlardı.
Bir tek siyah çarşaf, hükümetlerin gözüne neden bu kadar batan bir dikendir ki, böyle vahşice onu mahvetmeye çalıştılar ve ona el uzattılar... Sadece bu siyah kumaş mı medeniyete mani olur?
Şimdi kesin emin olarak denilebilir ki, bundan sonra müslüman İran kadınları kendi hareketleriyle üstad Şehid Mutahharinin deyimiyle beyaz ve tertemiz islami hareketleriyle; zinet eşyalaını, lüks ve fazladan ürünleri yasaklama yönünde, batının ekonomik sultası aleyhinde uzun süreli mücadele temeline dayalı bir plan yapıp, daha büyük rol üstlensin ve batı emperyalizminin boğazını sıksınlar.
Düşmanın deniz kadar bir gırtlağı vardır. O ne varsa bu memlekette her şeyi yutmak ister. Bizim artık burnumuzun Paris kokularını teneffüs etmekten kurtulacağı bir günün beklentisi içinde olmamız gerekmektedir.
OLUŞUM DURUMUNDA FAYDA VARDIR
Hatırlayanlar şahittirler ki her gün, bir kaç moda salonu, çarşısı, pazarı ve
lüks mağazalar her caddenin köşesinde, kenarında bitiyordu. Matbuat ve
toplumsal irtibat araçları, tümüyle batılı kapitalistlerin ellerine bırakıldı.
Cinsel tahriklerin yapıldığı ve en son moda elbiselerin propaganda yapıldığı
batılı makinalar en iyi yerler idi. Lüks ve süs eşyalarıyla dolu büyük ihracat
gemileri İran limanlarında demirlediler. Batılıların ilk gemi tahliyesiyle de
kendi zaferlerini kutladılar.
OLAMK FELSEFESİ
Bilginlerin birinin sözüyle "varlığını isbat etmek için ne delilin
vardır" suali karşısında herkes kendi kimlik görüşüne uygun bir cevap
verir.
Birisi şöyle der: Düşünüyorum o halde varım
Diğeri de cevap verir: Hissediyorum o halde varım.
Doktor Şeriatinin alaylı değişiyle Benim okum var o halde varım
Bu cevaplar herkesin olma felsefesini gösterir. Eric Fromun deyimiyle modern tüketici bir kişi tam kimliğini şu tanımda bulabilir. "Ben verım ve tüketiyorum o halde varım" Tüketen toplumların varlık felsefesi işte budur. Yani yalnızca tüktmektir.
TECEDDÜD
Jean Paul Sartre "Yeryüzü Lanetlileri" adlı eserinin girişinde
şunları söyler: Biz bir grup Afrikalı ve asyalı genci bir kaç ay Amsterdam
Paris, Londra, Brüksel vb. yerlere getirir ve gezdiririz. Bir kaç gün geçtikten
sonra Avrupai elbiselerle onları giydiririz.
ÇAĞIMIZIN MÜSLÜMAN KADINDAN BEKLENTİSİ
Kadın hakları ve kadının şahsiyetinden söz etmek, islamın kadın hakkındaki görüşünü ortaya koymak ve bunu kabul etmek başka mesele, o görüşle amel etmek, islami olduğuna inandığımız değerlere göre hareket etmek, yani islami görüşü pratize etmemiz ve inandığımız hakları sosyal düzenimize ve yaşamımıza tatbik etmemiz ise başka bir meseledir. Fakat genellikle bizler teoriyle iktifa ediyoruz.
İslamda yaşam, toplum, sosyal ilişkiler, kadın hakları, çocuk ve aile haklarının ne olduğunu bilen, fakat pratikte köhne gayr-i islami geleneklere tabi olan, hatta yaşamını, islami değerlere göre değiştirme cesaretini bile gösteremeyen kimseler çoktur.
Kadın hakları ve kadının rolü bilimsel ve düşünsel bir sorun olmuştur. Özellikle 18. 19. ve 20. yüzyıldan itibaren ve ikinci dünya savaşından sonra kadının sosyal hakları ve insani özellikleri meselesi bilimsel toplantılarda, dünyanın siyasi ve sosyal akımlarında şiddetli bir ruhi hadise ve sarsıntı şeklinde, devrimci bir kriz şeklinde ortaya çıkmıştır.
Maalesef kriz 20. yüzyıla egemen güçlerin takviyesiyle bütün beşeri toplumlara, hatta dini ve geleneksel kapalı kaleler içerisindeki toplumlara kadar yayılmıştır.Karşısında tam olarak duran toplumlar ise çok azdır.
Kadın özgürlüğü adıyla ortaya çıkan bu özel modernizmle mücadele, genellikle kör ve mutaassıp karşı çıkışlarla yapılmıştır. Dolayısıyla, hücumlar karşısında direnememiştir. Çoğunluğu sağlayan yeni tahsilliler, batıbenzerliler bu krizi, şiddetle kabul ettiler ve bu yıkıcı başkalaşmanın en güçlü, temsilcileri, yayıcı ve takviye edici faktörleri oldular. İslami toplumlarda kadın özgürlüğünün modernist saldırısına karşı, yapılan mücadele her ii cenahtan da takviye, kabul ve teyid edici idi. Şibih aydın(sahte aydın) ve acemice direnişlerle, bilim ve mantık dışı karşı koyuşlarla yanlış bir şekilde hareket ederek onun devamını sağladılar.
Acemice direnişler ve mantık dışı mücadeleler, her zaman karşı cephe ya da düşünceyi kuvvetlendirir. Bu genel bir yasadır.
İlke ve temellerinden bir modern kadının yaşam biçimi olan batı düşüncesi ve kültürünün saldırısı karşısında, doğu toplumlarına direniş bahşedebilecek büyük etkenlerden biri, zengin bir kültür, güzellik, iyilik, deneyim, değer ve inanca ve aynı şekilde ileri insani haklara özellikle din ve tarihte kemale ermiş çok yüce simalara sahip olmaktır. Ne mutlu ki bu hususta müminler hayli zengindirler.
İslami toplumların yeni kuşağında bilinçli bir direniş meydana getirmek için, en büyük araç, en mümtaz çehrelere, islam dini ve tarihimizde zinde, örnek ve yüce şahsiyetlere sahib olmaktır. Eğer bu simalar tam manasıyla tanınırsa; tam anlamıyla tasviredilir ve anlatılırsa, dürüst ve bilinçli, bilimsel ve yeni bir görüşle yeniden tanıtılır ve tanınırlarsa, onların hatırası diriltilir, şahsiyet ve misyonları tekrar ortaya konursa, yeni kuşak şunu hissedecektir ki; köhne geleneklerden kurtulmak, sapmış ve gerici gelenklerden kurtulmak, ve bu gün kadının kurtulması için batının modernizm adıyla yaptığı sapık çağrılara, olumlu cevap vermeye gerek yoktur.
Bu gün problemlerimizi halletmek, zamanımızın suallerine cevap vermek şu anda sahip olduğumuz düşünsel kapışma ve mücadeleler ve şimdi hissettiğimiz gereksinimler için bu değer ve dersleri nasıl anlayabilir, nasıl gerçekleştirebilir ve onlardan nasıl yararlanabiliriz? İşimizin asıl hedefi budur. Dolayısıyla çabalarımız bu noktada yoğunlaşmalıdır.
Sorun nasıl anlamak sorunudur. Mesele şudur ki; Yeniden Hz.Fatımanın hal şerhini yaptığımız zaman, Onun durumu ve işinden, sosyal, düşünsel ve dini yönünden nasıl dersalabilir ve nelerinden faydalanabiliri?Mesele budur. Bu mesele temel bir meseledir. "Nasıl anlamak?"
II.Dünya savaşından sonra kadın sorunu Batıda çok hassas bir mesele olarak gündeme geldi. Bunun sebeblerinden birisi bizzat dünya savaşıdır. Çünkü ikinci dünya savaşı aile bağlarını tamamen yıkmıştır.
Fakat bundan evvel, Kilisenin din adına savundukları ve her zaman dinin bekçilik ettiği üsleri, kadının manevi, sosyal ve insani değer, hak ve şahsiyetini yok etmiştir. Evet kilise bunları din namına savunmuştur. Rönesasnstan burjuvazinin devriminden sonra bireysel özgürlük kültürü olan Kiliseye karşı bir zafer kazandı. Burjuvazinin hamle yapması neticesinde kilisenin hukuki ahlaki, bilimsel, ruhi ve bilimsel egemenliği ve beraberindedin de yok oldu.
Ve ansızın cinsel özgürlük meselesi gündemegeldi. Bu cinsel özgürlük şiarıyla kadın; bütün yoksunlukların, insanlık dışı kayıt ve sınırlamalarınyok olup gittiğini görünce onu şiddetle kabul etti.
Bilim, Kilisenin hizmetinde olan ortaçağlardan sonra bugünün iddiasının tersine özgürleşmedi. Kilisenin kaydından kut,rtuldu ve burjuvazinin kaydıyla gelişerek bugünün egemeni durumuna geldi. Eğer bilim adına ahlaki değerlere muhalefet edildiğini görüyorsak bu görülen bilimin muhalefeti değildir. Bu, bilim putu içerisinde, altın dana kıyafeti içerisinde bağıran kuyumcu burjuvazinin Samiri ilmidir.
Nihayet Freud geldi. Bilimsel seksüalite ekolünün temellerini attı. Cinsel asalet! Burjuva sınıfı aslında alçak ve adi bir sınıftır. Feodalitenin de tersine insanlık dışı bir rejimdir ki sayılanların hepsi insanı cinsel ve ekonomik bir hayvan olarak telakki etmişlerdir. Bu burjuvazi peygamberinin adı Freud, dini seks(cinsellik), Mabedi Freudism ve bu mabedin yanında boğazlanan ilk kurbanlar ise kadının insani değerleriydi.
Özellikle I.Dünya savaşından sonra ansızın dünya sanatının asıl mayasının, bilhassa bütün filmlerin sadece iki unsura sahip olduğunu görürüz:
- Sertlik ve şiddet
- Seks (Cinsellik)
Bunlar hep savaşın hediyesidir.
Bir kaç rejisör ve piyes yazarı bu meselenin peşine tesadüfen düşmüyor. Aksine en derin sosyolog ve antropologlar bu evrensel güce bağımlıdırlar. Bunlar beşeriyetin düşüncelerini unutturmak için dünyanın en iyi ve en güçlü tanıtım ve propaganda gücü olan filmlerden yardım aldılar.
Öyleyse bu gücün egemenliği için hem batının hem de doğunun kurban olması gerekir. Hem eroin hem freudism kurbanı. Bunun için henüz genç olması sebebiyle daha sapık kültürlerin içinde pişmemiş, sapmamış ve insan olduğu için henüz dünyada nefes çeken, hisli ve şefkatli olan bu gençneslin, kendi yazgısına dikkat etmemesi, önem vermemesi ve yönelmemesi gerekmektedir. Dikkat etmemesi ve yönelmemesi için her türlü araç muteberdir; İster ilim şeklinde olsun, istyerse sanat şeklinde olsun, ister spor, ister edebiyat, ister tarih, ister sünnet ve gelenek, isterse din ve mezheb olsun her türlü vasıta geçerlidir. Yeter ki meşgul olsun, oyalansın, sahneden kaybolsun, dikkatli ve uyanık olmasın.
Başka bir etken daha vardır ki, dünyadaki bu güçle işbirliği yapıyor, hem de büyük işbirliklerini yapıyor.
Zemini onun davetinin kabulü için, onun yakın çalışma arkadaşlarından daha çok hazırlıyor. Durum böyle iken bir grup çıkıyor, o davetle acemice mücadele ediyor. Bu grup gerici, sapık, düşünsellikten uzak, insani olmayan geleneklere dayanarak alçak taassublarla bu davet karşısında kendilerini korumak istiyorlar. Neticede bir düğüm oluşuyor. Bunlar ne şekilde bu meşum davetçiyle işbirliği yapıyor?
Bu meşhur freudism daveti, kadının daha çok mahrum olduğu geleneksel toplum ve ülkelerde daha çok başarılı olmuştur.
Eğer kadının insani ve islami haklarını verirseniz; onu bu hücuma en iyi direniş gücü olması için en güzel unsur yapmışsınız demektir.
İslami emir ve yasalar her alanda, İslam ile ilgisi olmayan kavmi adet olan ve eski tarihi töreden ibaret olan geleneksel maddelerle karışmıştır.Hem dinin yerine eski gelenekleri savunan, hem de geleneklerle mücadele eden kimseler, aynı zamanda islamın canlı değerleriyle de savaşıyor. İki taraf da, ne modern ileri aydın ve ne de gelenekçi, eski dindar aydın, hiç biri gelenekten ayıramıyor.
Niçin bu ikisini birbirinden ayırmak gerektiğini söhlüyorum? Çünkü biz müslümanız ve şu ilkeye inanıyoruz: İslami hak ve yasalar fıtrattan kaynaklanan yasalardır. Dolayısıyla bu genel yaratılış yasasına dayanan yasalar da eskiyecek değildir. Bundan dolayı bu değerler eskimezler. Fakat sosyal gelenekler, üretim ve tüketim sisteminden, sosyal sistemin yeni kültürel düzeninden doğmuşlardır. Bu sistem bir zaman gelir, değişir, dönüşüme uğrar, eskir, alçalır, menfi olur veya ilerleme ve gelişmeye engel olur. Eğer aydın, ileri, isyancı ve hatta fitneci görüşler; karşısında cahili, kavmi, ırki ve kalıtımsal geleneklerden uzak halis islami değerler sunulursa, herkesten daha çok ve daha çabuk onlar O'nun karşısında boyun eğer ve teslim olurlar.
Dini değerler gerçekten diridirler. İslam diridir dediğimiz zaman, hem fikir ve inançları, hem yasaları ve sosyal ilkeleri, hem yönü ve hem de gösterilen ve ortaya konan örnek insanlar bakımından diri olduğunu söylemek istiyoruz.
Zinde olmak demek, her soy, her kuşak, her dönem ve her yerdeki beşeriyet yolu için etkili olmak, çözüm yolu göstermek, yönlendirmek, yani yol işaretleri demektir. Fakat maalesef gelenek ile dini karıştırmışsınız.
O halde davranışlardan hangisinin bölgesel bir gelenek olduğunu, hangisinin bize has bir gelenek olduğunu birbirinden ayırmamız gerekir. Çünkü başka bir islam topluluğuna gittiğimizde bu ilişki ve davranışların başka türlü geliştiğini görürüz.
İslamda ve peygamber zamanında davranış ve hareket tarzı öyle insanidir ki, bizim için son derece hayretamizdir. Bir grup kız Medine'ye geliyor ve Huneyn savaşına katılıyor. Henüz yeni ergenlik çağına ermiş 9,10 veya 11 yaşındaki kızlar onbeş kişilik bir grup oluşturarak peygamberimizin huzuruna çıkıp şöyle diyorlar: "Biz, bu savaşa katılıp hemşirelik yapmamız için bizi de götürmeni istiyoruz ya rasulallah!" Rasulullah hepsini ata veya deveye bindiriyor ve bir hemşire grubu olarak savaşa götürüyor.
Mescid-i Nebevi tüm sosyal faaliyetler için bir üstür. Onun her köşesi sosyal bir çalışma köşesidir. Bir köşesi Hz.Rukiyyenin çadırıdır. Rukiyye öyle bir kadındır ki, peygamberin emriyle islamın mabedi olan mescidinde resmi bir çsdır kurmuştur. Orada hastaları, savaş yaralılarını tedavi etmek ve yatırmakla görevlendiriliyor.
Durum bu iken aydınları görüyoruz ki, dünyada hemşireliği ilk o icad etmiştir diye I.dünya savaşına katılan filan Amerikalı kadını göklere çıkarıyor. Diğer taraftan ise; sosyal görüş bakımından geleneksel olan bir başka kişiyi görüyoruz ki bu, işe temelinden her şeyiyle muhalefet ediyor ve yaptığı bu hareketin adını da din koyuyor. O dini bu şekilde telakki ediyor.
Üçüncü dünyada Freudism ve cinsel özgürlük adıyla büyük bir sorun vardır. Cinsel özgürlük programı ve cinsel özgürlük eşyalarının doğudan batıya girişi, doğudaki insani özgürlük isteğinin ölmesi içindir. Sen bu özgürlüğü istiyorsun! Böylece batı, doğudan aldığı hammaddenin mükafatını vermiş oluyor. Batı doğuya boorçludur. Doğudan götürdüğü elma, kauçuk, petrol vs. maddeler karşılığında doğuya öyle bir şey vermesi gerekir ki ona borçlu olmasın. Evet zahirde batı doğuya medeniyet veriyor. Elbette batı hesabını iyi yapmakta ve bilmektedir.
Bu gün batıdan gelen şey, ne ilimdir, ne de medeniyettir. Ne özgürlüktür ne de insanlık, ne de kadına saygılıdır. Aksine burjuvazinin uyuşturduğu sapık ve alçak güçlerin adi hilelerine dayanmaktadır. İşte o kadın bu arada seçim yapmak istiyor. Neyi hangi tasviri seçkem istiyor? Ne gerici, gelenekçi kadın tasviri, ne de modern tahmili kadın tasviri. Aksine müslüman kadın tasviri istiyor. Varolan örnek şahsiyetlerin tamamı, bir ailede bulunmaktadır. Bu aile fertlerinin her biri birer örnektir. Bunların gerçek ve objektif tasviri şöyledir. Barışta Hasan olmak, Cihad ve şehadette Hüseyin olmak, en ağır sosyal hak ve adalet misyonunda Zeyneb olmak, Kadın konusunda Fatıma olmak, her şeyde ve her hususta Ali olmak...(Allah onlardan razı olsun)
Fatıma öyle bir kadındır ki(Allah ondan razı olsun) toplumunda varolan sapma ve zulüm karşısında sorumluluk hissediyor, sosyal mücadele ve kavgaların içerisinde bulunuyor. Ta ölüm anına dek sessiz durmuyor, susmuyor ve sönmüyor.
Bugün bir şeyler okuyabilen her aydın kadının, bu simaları tanımaları yeterlidir. Böylece bu gün islami toplumlarda müslüman kadın adıyla tanıtılan geleneksel çehreleri, modern kadınla mukayese etmek yerine islam tarihindeki örnek kadınları -günün kadını olarak gösterdikleri- günümüz modern kadınıyla kıyaslamalıdır. O zaman ne netice alınacağını göreceğiz. Çok basittir, sadece bilinçli, bilgili, uyanık, sorumlu, araştırıcı aydınlara, uyanık aydın vaizlere, bu tasvirleri açık aydın ve anlaşılır, dakik ve bilinçli bir şekilde bu neslin iradesine vermek düşüyor.Bu kafidir. Bu saldırı karşısında en bilinçli ve etkili savunma budur.
Ne zaman ki herkes alçaldı, kadın da alçaldı, o da ortadan kayboldu, meydandan çekildi. Erkeğin, şimdi kadının olmayan hangi hakları vardır? Hicab mı? Yoksa erkeklerin hicabları yok mudur şimdi? Hicab ne demektir? Örtü mü?
Mutlak manada örtü islami bir kavram iken özel bir kavmin sosyal geleneğine hastır. Çarşaf bir giyim biçimidir. Bu giyim biçimi, bu memleketten o memlekete, o zamandan bu zamana değişiklik arzeder. Fakat netice itibariyle islami hicab ilkesi her bilinçli ve aydın insanın kabul ettiği fıkhi bir kanundur. Ama bu gün çarşaf iki ve örtü iki müteradif kelime haline gelmiştir. O zaman aydın saldırma ve hamle yapmak adına hicaba saldırıyor. Buna karşılık mutaassıplar, hicabı savunmak adına maalesef sadece çarşafı savunuyorlar.
Aynı şekilde O (Fatıma(Allah ondan razı olsun)) tekrar müslüman kadını ortaya koyabilir. O Zeyneb gibi bir kızını, Hasan ve Hüseyin gibi oğullarını, bu aşamada bir anne olarak yetiştiriyor. Yüce, örnek ve eş kadının, başka bir boyutu olarak Alinin yalnızlık, sıkıntı, zorluk ve azametleri durumunda da hep Onun yanında olmuştur. Ayrıca sorumlu, sosyal bir kadın olarak doğumundan, babasının defolunduğu ana kadar, yine bir an bile mücadeleden geri durmadı. Dış cephede hicrete kadar küfürle, iç cephede ise ölüm anına kadar sapma ve katil ile mücadele etmiştir.
İşte müslüman kadın olmanın şekli budur..!
* * *
İslami Okul Okulların En Önemlisi