Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Haftanın Hutbesi - Fıkıh - 15 03 2002

 
15.03.2002

H İ C R E T

Muhterem Müslümanlar!

Kamerî takvime göre bugün, Hicret’in 1423. yıl dönümüdür. Bu vesile ile Hicret’ten ve bunun İslâm tarihindeki öneminden kısaca söz etmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, Peygamber Efendimiz Mekke'de doğdu ve kendisine peygamberlik görevi burada verildi. Peygamberimiz, Yüce Allah’ın "önce en yakın akrabanı uyar"

Onların bu gizli planını Yüce Allah, Peygamberimize bildirerek Medine’ye hicret etmesine izin verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.), en yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir'le  birlikte geceleyin Mekke'den çıkıp, Sevr dağındaki mağarada bir süre korundu. Sonra, Medine-i Münevvere’ye doğru yola çıktı. Yol üzerindeki Kuba köyünde birkaç gün konaklayıp bir mescit inşa ettikten sonra Medine-i Münevvere’ye hareket etti. Yolda büyük bir halk topluluğu, O’nu coşkun sevgilerle karşılayıp bağrına bastı.

Değerli Mü’minler!

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu hicreti, tarihteki diğer göçlerden çok farklı bir anlam taşımaktadır. Çünkü diğer göçlerin, çoğunlukla iklim şartları, geçim sıkıntısı veya savaş gibi sebeplerden ileri geldiği görülmektedir. Burada ise, İslam’a karşı duran, onun nurunu söndürme ve ona gönül verenleri yok etme çabası içerisinde olanlardan uzaklaşma ve İslâm’ın emirlerini rahatça yerine getirebilme amacı vardır. Nitekim Hicretin bu ulvî manasını ilk Müslümanlardan Hz. Cafer’in, Habeş Kralı huzurunda söylediği şu sözler, net bir şekilde ortaya koymaktadır:

“Ey hükümdar! Biz cehalet içerisinde yaşayan bir toplum idik. Putlara tapıyor, ölmüş hayvanların etini yiyorduk. Zina yapıyorduk. Akrabalarımızla ilgimizi kesiyor, komşularımızla iyi geçinmiyorduk. Kuvvetli olanlarımız, zayıf olanlarımızı eziyordu.

Biz bu halde iken yüce Allah bize acıdı. Bizden öncekilerde olduğu gibi bize de içimizden, soylu, asil, doğru, güvenilir, şeref ve namus ehli olduğunu bildiğimiz birisini peygamber olarak gönderdi. O bizi, yalnız Allah’a ibadet etmeye, atalarımızın taptıkları putları terk etmeye çağırdı. Bize doğru söylemeyi, emanete riayet etmeyi, komşularımızla güzel geçinmeyi, haramdan, adam öldürmekten sakınmayı öğütledi. Bizi, yalandan, yetim malı yemekten ve namuslu kadınlara iftira etmekten sakındırdı. Yalnız bir olan Allah’a ibadet edip, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı emretti. Haram dediğini haram bildik, helâl dediğini helâl bildik. Bundan dolayı halkımızın bir kesimi bize düşman oldu, bize türlü türlü işkenceler yapmaya kalktılar. Biz de onlardan kaçarak ülkenize sığındık.”Bu konuşmada, bir yönüyle hicret sebepleri açıklanırken, diğer yönü ile de İslâm’ın insanlığa neler getirdiği ifade edilmekte, her yönüyle bozulmuş ve tüm değer ölçülerini yitirmiş bir toplumu nasıl tekrar hayata kavuşturduğu anlatılmaktadır. İşte sevgili kardeşlerim kısaca hicret olayı budur. İlk Müslümanlar bu olaya fazlasıyla önem verdikleri ve diğer olaylardan daha çok anılmaya değer buldukları için, Hz. Ömer’in halifeliği zamanında onu tarih başlangıcı kabul etmişlerdir.


[1] Şuarâ,26/214.
[2] İbn Hişam, Sîretü’n-Nebî, I,359.